Ayrılıklar genel olarak bir anda olmaz ve her zaman yüksek sesle yaşanmaz.
Önce fikirler yorulur. Sonra aidiyet sessizleşir. En sonunda ise kişi, fiziksel olarak bulunduğu yerden zihinsel olarak uzaklaştığını fark eder.
Bir kurumda çalışan ya da yönetici; düşüncelerinin dikkate alındığını, katkılarının anlam bulduğunu ve çabasının bütünün parçası olduğunu hissettiği sürece mücadele etmeye devam eder. Çünkü profesyonel bağlılık yalnızca ücretle, unvanla ya da pozisyonla kurulmaz. İnsan; üretebildiği, geliştirebildiği ve değer katabildiğini hissedebildiği yere bağlanır.
Elbette her kurum kendi koşulları, öncelikleri ve zorunlulukları içerisinde kararlar alır. Her öneri uygulanamaz, her risk öngörülemez ve her beklenti karşılanamaz. Ancak insanların çoğu zaman değerlendirdiği şey yalnızca alınan kararlar değil; o kararların nasıl alındığı ve süreç içerisinde kendilerini ne kadar duyulmuş hissettikleridir.
Zaman içerisinde süreçlerin veriden uzaklaştığı, kısa vadeli reflekslerin uzun vadeli değerlendirmelerin önüne geçtiği hissedildiğinde profesyonel motivasyon sessizce aşınmaya başlar.
Şirketlerde, hatta insan ilişkilerinde de olduğu gibi, bir problemin kök nedenini anlamaya çalışmak yerine yalnızca ortaya çıkan sonucu tartışmak çoğu zaman aynı döngülerin tekrar etmesine neden olur.
Ortak akılla alınan kararların uygulama aşamasında kişisel değişiklik göstermesi, aynı yaklaşım biçimlerinin sürdürülmesi; zamanla yalnızca süreçlere değil, süreçlerin yönetilme biçimine ilişkin soru işaretleri oluşturur.
Benzer şekilde, yoğun emek, zaman ve seyahat gerektiren kazanımların; elde edilmesine katkı sağlayanların bilgisi onayı ve hatta haberi olmaksızın farklı önceliklere yönlendirilmesi de aidiyet duygusunu aşındırır. Çünkü bireyler ortaya koydukları emeğe ve o emeğin getirdiği hakka saygı duyulduğunu hissetmek ister. Aksi durumlar yalnızca emeklerinin değil, kuruma duydukları güvenin de göz ardı edildiğini düşündürür.
Bir süre sonra yalnızca alınan kararlar değil, verilen sözler de izlenmeye başlanır. Üzerinde mutabık kalınan konuların uygulama aşamasına taşınmaması veya taşınabilmesi için yeterli çabanın ortaya konulmaması, güven duygusunu zayıflatır. Çünkü profesyoneller için önemli olan yalnızca neyin konuşulduğu değil, konuşulanların ne ölçüde sahiplenildiğidir.
Söz ile eylem arasındaki mesafe arttıkça, aidiyet duygusu da aynı ölçüde azalır.
Kurumsal yapılarda en önemli unsurlardan biri; kararların kişilere göre değil, prensiplere göre alınabilmesidir. Çünkü analitik düşünce yalnızca ne düşünüldüğünü değil, neden öyle düşünüldüğünü sorgulama disiplinidir. Ancak kararların arkasında yeterince durulmaması, öngörülebilirlik ve tutarlılık beklentilerini azaltarak kuruma olan inancın yitirilmesi ile sonuçlanır.
Bir çalışan ya da iş ortağı için en yorucu durumlardan biri; ölçülebilir gerçeklerin yerine varsayımların, sistematik yaklaşımın yerine alışkanlıkların, ortak aklın yerine bireysel reflekslerin ön plana çıktığını görmektir.
Başlangıçta kişi bunu değiştirebileceğine inanır. Daha çok anlatır, daha çok emek verir, daha çok çözüm üretmeye çalışır. Çünkü çoğu profesyonel, sorun gördüğü yerden uzaklaşmayı değil, önce onu iyileştirmeyi tercih eder.
Ancak bir noktadan sonra şunu fark eder:
Sorun çoğu zaman tek bir olay değildir.
Sorun, her biri önemsiz gibi görünen olaylara yaklaşım biçimidir.
Ve yaklaşım biçimleri değişmediğinde, yavaş yavaş zihinsel uzaklaşma başlar.
Aidiyet duygusu yalnızca aynı ortamda bulunmakla değil, aynı düşünsel zeminde yürüyebilmekle oluşur. Analitik bakış açısının desteklenmediği, sorgulamanın değerinin anlaşılmadığı ve yapısal değerlendirmelerin göz ardı edildiği ortamlarda profesyonel bağ zamanla zayıflar.
Bir süre sonra kişi, bazı farklılıkların çözülmesi gereken problemler değil; farklı yönetim anlayışlarının doğal sonucu olduğunu görmeye başlar.
Bu noktada yaşananlar, çoğu zaman kişisel bir kırgınlıktan ziyade; yönetim anlayışı, karar verme yöntemi ve çalışma kültürü farklılığı olarak değerlendirilir.
Bu durumdaki bireyler, karşılıklı saygıyı koruyarak yolları ayırmanın hem profesyonel etik hem de kişisel bütünlük açısından daha doğru olacağını düşünürler.
Çünkü kalmak kendi değerleriyle mücadele etmek anlamına gelirken, ayrılmak tutarlı kalabilmesinin tek yolu haline gelir.
Birlikte geçirilen sürede edinilen deneyimlerin değerli olduğu kabul edilir; paylaşılan emek, iş birliği ve kazanımlar takdir edilir.
Kuruma ve çalışma arkadaşlarına başarı dilekleri iletilir.
Ve sonunda ayrılık, yalnızca bir kırgınlığın değil; uzun süredir devam eden zihinsel uzaklaşmanın sonucu olarak gelir.
Dr. Mustafa KEBAT







































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































