İş güvenliği uzmanlığı, kâğıt üzerinde bakıldığında son derece net bir meslektir. Kanunlar bellidir, yönetmelikler bellidir, sorumluluk alanları tanımlıdır. Ancak sahaya indiğiniz anda bu netlik hızla buharlaşır. Çünkü iş güvenliği uzmanı, yalnızca mevzuatla değil; insanla, kültürle, ekonomik baskılarla, alışkanlıklarla ve çoğu zaman da inkârla mücadele eder.
Benim sahada en sık gözlemlediğim tablo şudur:
İşini gerçekten doğru yapmak isteyen, sorumluluğunun farkında olan iş güvenliği uzmanları, bir süre sonra teknik yorgunluktan çok daha ağır bir yükün altına girerler: psikolojik ve mesleki tükenmişlik.
“Yetkin var ama gücün yok” paradoksu
6331 sayılı Kanun iş güvenliği uzmanına ciddi görevler yükler: riskleri tespit etmek, işvereni uyarmak, eğitimleri planlamak, uygunsuzlukları raporlamak, hayati tehlike gördüğünde bildirim yapmak…
Fakat sahada çoğu zaman uzman şunu yaşar:
Yetkisi vardır, ama gücü yoktur.
- Üretim baskısı güvenliğin önüne geçer.
- “Şimdi durduramayız”, “sonra bakarız”, “bir şey olmaz” cümleleri rutinleşir.
- Uyarılar yazılı yapılır, ama karşılığı fiiliyata dönüşmez.
- Uzman, öneren ama uygulatamayan bir pozisyona sıkışır.
Bu noktada iş güvenliği uzmanı mesleki olarak en yıpratıcı yere gelir:
Sorumluluğu hisseder, riski görür, sonucu öngörür… ama süreci değiştiremez.
Bu durum, zamanla “etik stres” dediğimiz çok ağır bir yüke dönüşür. Kişi, yalnızca işini değil, vicdanını da taşımaya başlar.
İşveren baskısı: Açık değil, örtük
Çoğu zaman doğrudan “şunu yazma” denmez. Zaten modern çalışma hayatında baskı artık açık değil, örtüktür.
- Sözleşme yenileme kaygısı,
- “Uyumlu uzman” beklentisi,
- Raporların “yumuşatılması”,
- Tehlikenin “operasyonel gerçeklik” gerekçesiyle ötelenmesi…
Bunların hiçbiri açık tehdit değildir.
Ama hepsi uzmanın mesleki bağımsızlığını aşındırır.
İşini iyi yapmak isteyen uzman şu ikilemde kalır:
Ya olması gerekeni yazacak ve yalnızlaşacaktır,
ya da sisteme uyum sağlayıp kendi mesleki kimliğinden uzaklaşacaktır.
Bu ikilem uzun süre taşınamaz. Taşınırsa bedeli tükenmişlik olur.
Çalışan umarsızlığı: En ağır yüklerden biri
Sahada iş güvenliği uzmanını en çok yoran şeylerden biri de şudur:
Risk altında olan kişinin, riskle yaşamayı normalleştirmesi.
- KKD’yi “rahatsız” bulur,
- Prosedürü “gereksiz” görür,
- Uyarıyı “abartı” sayar,
- Kazayı “kader” olarak yorumlar.
Uzman burada yalnızca teknik bir görev yapmaz;
aynı zamanda algıyla, alışkanlıkla, dirençle mücadele eder.
Bir süre sonra sürekli anlatan, sürekli uyaran, sürekli ikna etmeye çalışan pozisyon; uzmanda “boşa konuşuyorum” hissine yol açar.
Bu his, tükenmişliğin en kritik basamağıdır.
Hukuki süreçlerde yalnızlık duygusu
İş kazası veya meslek hastalığı sonrası başlayan süreç, iş güvenliği uzmanı için çoğu zaman ikinci bir travmadır.
Bilirkişi raporları, ifadeler, savcılık süreçleri, dosyalar…
Kağıt üzerinde herkesin rolü ayrıdır.
Ama psikolojik düzeyde uzman şunu yaşar:
“Ben söyledim mi? Yazdım mı? Yeterince bastırdım mı? Daha fazlasını yapabilir miydim?”
Bu sorgulama sağlıklıdır.
Ama sistem, çoğu zaman uzmanın koruyucu fonksiyonunu değil, yalnızca “dosyadaki ismini” görür.
Burada çok hassas bir çizgi vardır:
Bu yazının hukuki bir tartışmaya dönüşmemesi için altını net çiziyorum:
👉 İş güvenliği uzmanlarının hukuki sorumlulukları mevzuatta tanımlıdır.
👉 Ancak sahadaki gerçeklik ile dosya üzerindeki beklenti her zaman örtüşmez.
Bu örtüşmezlik duygusu, uzmanda çaresizlik, değersizlik ve yalnızlık hissini büyütür.
Ve tükenmişlik burada derinleşir.
Tükenmişlik nasıl görünür?
İş güvenliği uzmanlarında tükenmişlik çoğu zaman şu şekillerde ortaya çıkar:
- Sürekli yorgunluk,
- Duygusal küntlük,
- Eskiden önem verilen risklere karşı duyarsızlaşma,
- “Nasıl olsa bir şey değişmiyor” düşüncesi,
- Mesleki anlam kaybı,
- Sahadan kaçma isteği.
En tehlikelisi şudur:
Uzman, korumakla yükümlü olduğu sistemi koruyamaz hale gelir.
Bu noktada artık sorun bireysel değil, sistemiktir.
Bu kişisel bir zayıflık değil, yapısal bir sonuçtur
İş güvenliği uzmanlarında tükenmişlik;
ne mesleki yetersizliktir,
ne duygusal zayıflık,
ne de “dayanıksızlık”.
Bu; yüksek sorumluluk, düşük etki gücü, yoğun çatışma ve sınırlı destek kombinasyonunun doğal sonucudur.
İşini doğru yapmaya çalışan uzmanlar, en yüksek tükenmişlik riskini taşırlar.
Çünkü onlar sadece kontrol listesi doldurmaz.
Onlar, sonuçları zihninde yaşayan insanlardır.
Eğer bu alanda gerçekten iş kazalarını ve meslek hastalıklarını azaltmak istiyorsak, önce şunu kabul etmeliyiz:
👉 İş güvenliği uzmanı yalnız bırakılarak güvenlik kültürü kurulamaz.
👉 Tükenmiş bir uzmanın olduğu yerde sürdürülebilir güvenlik olmaz.
Bu mesele; birey değil, sistem meselesidir.
Ve çözüm de ancak sistemden gelir.
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Doğal Yaşayın
Doğal Beslenin
Aklınıza Mukayet Olun
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Sayın okuyucu,
Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.
Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75
Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

