Çok Besleyici Karaciğer

Karaciğer, yüzyıllar boyunca sofraların başköşesinde yer almış, şifa niyetine tüketilmiş, savaş zamanlarında, hastalık dönemlerinde, güç ve direnç kazanmak amacıyla tercih edilmiş özel bir besindir. Modern beslenme alışkanlıklarıyla birlikte birçok geleneksel gıda gibi geri plana itilmiş olsa da, bugün bilimsel verilerle desteklenen gerçek şudur: Karaciğer, doğanın bize sunduğu en güçlü ve en yoğun besin kaynaklarından biridir. Ben buna gönül rahatlığıyla “doğanın multivitamini” diyorum.

Harika bir protein kaynağı olmasının ötesinde; A, C, D, E ve K vitaminleri başta olmak üzere, tüm B grubu vitaminlerini neredeyse eksiksiz olarak içerir. Bunun yanında; çinko, potasyum, magnezyum, fosfor, manganez, krom ve özellikle yüksek miktarda biyoyararlanıma sahip demir açısından olağanüstü zengin bir profili vardır. Üstelik bu mikro besin öğeleri, yapay takviyelerdeki gibi izole formlar halinde değil; vücudun en kolay şekilde tanıyıp kullanabileceği doğal yapılarda mevcuttur.

Karaciğer yalnızca bir besin değildir; adeta insan vücudu için tasarlanmış biyolojik bir destek paketidir.

Protein Kalitesi ve Kas-İskelet Sistemine Katkısı

Karaciğer, içerdiği yüksek kaliteli protein sayesinde kas dokusunun korunmasına, yenilenmesine ve güçlenmesine yardımcı olur. Bu durum, özellikle spor yapanlar, iyileşme dönemindeki hastalar, yaşlı bireyler ve büyüme çağındaki çocuklar için son derece kıymetlidir. İçerdiği protein, sadece nicelik olarak değil, amino asit kompozisyonu bakımından da oldukça değerlidir.

Kas kütlesinin korunması, metabolizma hızının sürdürülebilmesi, bağ dokuların güçlenmesi ve bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışması için protein temeldir. Karaciğer ise bu ihtiyacı tek başına büyük ölçüde karşılayabilecek kapasiteye sahiptir.

Vitamin Deposu – Özellikle A ve B12 Üzerine

Karaciğeri gerçek anlamda “süper besin” seviyesine taşıyan asıl faktör, vitamin yoğunluğudur. Özellikle A vitamini açısından dünyadaki en zengin besin kaynaklarından biridir. A vitamini, göz sağlığı, bağışıklık sistemi, deri bütünlüğü ve hücre yenilenmesi için kritik öneme sahiptir. Karanlıkta görme yetisi, epitel doku bütünlüğü ve enfeksiyonlara karşı direnç doğrudan A vitamini ile ilişkilidir.

Bir diğer önemli vitamin ise B12’dir. B12, sinir sistemi sağlığının korunmasında, DNA sentezinde ve kırmızı kan hücresi üretiminde hayati rol oynar. Günümüzde çok sayıda birey B12 eksikliği yaşamaktadır ve bu durum halsizlik, unutkanlık, konsantrasyon bozukluğu ve depresif belirtilerle kendini gösterebilir. Karaciğer tüketimi, doğal yollarla B12 depolarını doldurmanın en etkili yöntemlerinden biridir.

Aynı zamanda folat (B9), riboflavin (B2), niasin (B3), pantotenik asit (B5) ve biyotin (B7) gibi diğer B vitaminleri sayesinde hücresel metabolizma desteklenir, enerji üretimi artar ve zihinsel performans güçlenir.

Mineral Zenginliği – Canlılık ve Dayanıklılık Kaynağı

Karaciğerde bulunan mineraller, vücut fonksiyonlarının temel yapı taşlarıdır. Demir, özellikle kadınlarda sık görülen anemi sorununa karşı doğal bir çözümdür. Üstelik karaciğerdeki demir “hem demir” formunda olduğu için bitkisel kaynaklara kıyasla çok daha iyi emilir.

Çinko, bağışıklık sistemini güçlendirirken hormon dengesi, yara iyileşmesi ve üreme sağlığı üzerinde de olumlu etki gösterir. Magnezyum ve potasyum, kas fonksiyonları, kalp ritmi ve sinir iletimi bakımından büyük önem taşır. Fosfor kemik sağlığının, manganez ve krom ise metabolik denge ve kan şekeri regülasyonunun desteklenmesinde etkilidir.

Bu kadar geniş spektrumlu mineral içeriği, karaciğeri yalnızca besleyici değil, aynı zamanda düzenleyici bir gıda konumuna taşır.

Bağışıklık Sistemi Üzerindeki Etkisi

Karaciğer tüketimi, bağışıklık sistemini çok yönlü şekilde destekler. İçerdiği vitamin A, D ve çinko kombinasyonu, vücudu bakteri ve virüslere karşı daha dirençli hale getirir. Hücresel bağışıklık güçlenir, inflamasyon dengede tutulur ve hastalıklara karşı toparlanma süreci hızlanır.

Özellikle mevsim geçişlerinde, yoğun stres dönemlerinde veya kronik yorgunluk yaşayan bireylerde karaciğer tüketiminin desteği göz ardı edilemeyecek düzeydedir.

Beyin ve Sinir Sistemi İçin Önemi

Beyin, yüksek oranda yağ ve kolesterole ihtiyaç duyan bir organdır. Günümüzde kolesterol, yanlış bir şekilde tamamen zararlı kategorisine yerleştirilmiş olsa da, özellikle beyin sağlığı açısından hayati öneme sahiptir. Karaciğerde bulunan doğal kolin ve sağlıklı yağ asitleri, hafıza, öğrenme yetisi ve odaklanma için önemli katkılar sunar.

Ayrıca B12 ve folat sayesinde nörolojik korunma sağlanır, sinir hücrelerinin iletişimi desteklenir. Bu da zihinsel berraklık, dikkat ve konsantrasyon üzerinde olumlu bir etki yaratır.

Hormonal Denge ve Enerji Metabolizması

Karaciğerin içerdiği vitamin ve mineraller, endokrin sistem üzerinde de etkilidir. Özellikle tiroit fonksiyonları, kortizol dengesi ve cinsiyet hormonlarının sentezi açısından destekleyici bir rol oynar. Enerji üretiminde rol alan koenzimlerin düzgün çalışmasına yardım eder.

Bu nedenle düzenli ve kontrollü şekilde karaciğer tüketen bireylerde daha stabil bir enerji seviyesi, daha güçlü bir fiziksel dayanıklılık ve daha iyi bir stres yönetimi görülebilir.

Doğru Tüketim ve Denge

Elbette her süper besinde olduğu gibi karaciğerin de aşırı tüketiminden kaçınılmalıdır. Yüksek A vitamini içeriği sebebiyle haftada 1–2 porsiyon olacak şekilde tüketilmesi idealdir. En önemlisi ise, sağlıklı ve güvenilir hayvanlardan elde edilmiş olmasına dikkat edilmelidir. Merada beslenen, antibiyotik ve hormon yükü olmayan hayvanların karaciğeri, gerçekten şifa kaynağıdır.

Doğru pişirme yöntemleriyle, besin değeri korunarak tüketilmesi de ayrı bir öneme sahiptir. Fazla pişirme, bazı vitaminlerin kaybına yol açabilir. Bu nedenle orta derecede, mümkünse hafif sulu bırakılarak pişirilmesi önerilir.

Karaciğer, modern dünyanın hızına ve paketlenmiş gıda düzenine kurban edilmiş kadim bir hazinedir. Bugün yeniden hatırlanması gereken, yeniden sofralara dönmesi gereken bir besindir. Benim için karaciğer, yalnızca bir yiyecek değil; doğanın insan bedenine sunduğu en saf desteklerden biridir.

Şunu gönül rahatlığıyla ifade edebilirim:

Eğer tek bir besin seçmek zorunda kalsaydım ve bu besinin hem bedenimi, hem zihnimi hem de bağışıklığımı desteklemesini isteseydim, tereddütsüz tercihim karaciğer olurdu.

Çünkü o, gezegenin bize sunduğu en besleyici, en yoğun ve en işlevsel gıdalardan biridir.

Gerçek bir besin. Gerçek bir ilaç. Gerçek bir güç kaynağı.

Aşağıdaki tabloda 100 gram sığır karaciğeri (çiğ, ortalama değerler) tüketildiğinde vücuda giren başlıca yararlı besin öğelerini iş sağlığı-beslenme bakış açısına uygun şekilde düzenledim.

Not: Değerler ortalamadır; hayvanın beslenmesi, çevresel koşullar ve pişirme yöntemine göre küçük farklılıklar gösterebilir.


100 Gram Karaciğerde (Sığır) Bulunan Yararlı Besin Öğeleri
1. Makro Besin Öğeleri
Besin Öğesi100 g’daki MiktarVücuda Etkisi
Enerji135 kcalHücresel faaliyetler için temel enerji sağlar
Protein20–22 gKas onarımı, doku yenilenmesi, bağışıklık hücreleri üretimi
Yağ3.5–4.5 gHormon üretimi, sinir hücreleri yapısı
Karbonhidrat3.5–4 gGlikojen + enerji döngüsüne katkı
Kolesterol~275 mgBeyin ve hücre zarlarının yapısında temel bileşen
Kolin~330 mgBeyin sağlığı, hafıza ve sinir iletimi

2. Vitamin İçeriği
Vitamin100 g’daki MiktarGünlük İhtiyacın Karşılanma Oranı
A Vitamini8.000–9.000 µg%1000’den fazla
B12 Vitamini60–70 µg%2500–3000
B2 (Riboflavin)3.5 mg%250
B3 (Niasin)13–15 mg%90
B5 (Pantotenik asit)7 mg%140
B6 (Piridoksin)1 mg%65
Folat (B9)260–290 µg%70
C Vitamini25–27 mg%30
D Vitamini1–2 µg%10–15
E Vitamini0.9–1 mg%6
K Vitamini3–5 µg%3–4
B7 (Biotin)90–100 µg%300 üzeri

3. Mineral ve İz Element İçeriği
Mineral100 g’daki MiktarFizyolojik Önemi
Demir (Fe)6–7 mgOksijen taşıma, kansızlığı önler
Çinko (Zn)4–5 mgBağışıklık, testosteron, yara iyileşmesi
Bakır (Cu)12–14 mgKırmızı kan hücresi üretimi, sinir sistemi
Fosfor (P)380 mgKemik, diş ve ATP üretimi
Potasyum (K)300–330 mgKalp ritmi, kas- sinir iletimi
Magnezyum (Mg)18–20 mgKas gevşemesi, stres kontrolü
Manganez (Mn)0.3 mgEnzim fonksiyonları
Selenyum (Se)40 µgAntioksidan, kanser koruması
Krom (Cr)2–3 µgKan şekeri regülasyonu
Kalsiyum (Ca)5–6 mgKemik sağlığı

Karaciğerin Sağladığı Fonksiyonel Kazanımlar

100 gram karaciğer tüketildiğinde vücutta aşağıdaki sistemlere doğrudan fayda sağlanır:

✅ Bağışıklık sistemi güçlenir
✅ Kansızlık riski azalır
✅ Zihinsel performans ve dikkat artar
✅ Kas ve kemik dokusu desteklenir
✅ Hormon ve enzim dengesi düzenlenir
✅ Enerji üretimi ve metabolizma hızlanır
✅ Göz ve cilt sağlığı korunur
✅ Sinir sistemi güçlenir

Bu nedenle karaciğer:

  • Sporcular için doğal performans destekleyici
  • Ofis çalışanları için zihinsel güç kaynağı
  • İş güvenliği profesyonelleri için bilişsel dayanıklılık artırıcı
  • Kadınlarda demir desteği
  • Yaşlı bireylerde hücre yenilenme destekçisi

olarak değerlendirilebilir.

Önemli Uyarı

Karaciğer çok güçlü bir besindir.
Bu yüzden tavsiyem:

  • Haftada 1 – 2 kez (maksimum 150–200 g)
  • Güvenilir, sağlıklı hayvandan
  • Fazla kızartılmadan veya yakılmadan

tüketilmesi yönündedir.

Özellikle gebeler, A vitamini fazlalığı riski nedeniyle doktora danışarak tüketmelidir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Kardiyak Elektriksel Stabilitenin Kırılma Noktaları

Patofizyoloji ve Aritmilerin Elektriksel Kökeni

Kalbin elektriksel organizasyonu kusursuz bir senkronizasyon üzerine kuruludur.
Bu organizasyon bozulduğunda ortaya çıkan klinik tabloya biz aritmi diyoruz. Ancak aritmiler, yalnızca “ritim bozukluğu” değildir; daha derinde, elektriksel stabilitenin kırılmasıdır.

Kardiyak aritmileri anlamak için yüzeysel ritim sınıflandırmaları yeterli değildir. Asıl mesele, kalbin elektriksel sisteminde hangi düzeyde, hangi mekanizma ile bir kırılma yaşandığını kavramaktır.

Bu bölümde aritmilerin temel elektriksel mekanizmalarını;
hücresel elektrofizyoloji, iletim biyofiziği ve enerji metabolizması perspektifi ile ele alıyorum.

1. Kardiyak Elektriksel Stabilite: Kırılgan Bir Denge

Normal sinüs ritmi, üç temel unsurun dengesi ile oluşur:

  1. Otomatikite
  2. İletim sürekliliği
  3. Refrakterite

Bu üç sistemden herhangi birinde oluşan bozulma:

Elektriksel instabiliteye ve aritmiye yol açar.

Aritmilerin temelinde çoğunlukla şu üç mekanizma vardır:

  • Re-entry
  • Artmış otomatikite
  • Tetiklenmiş aktivite (triggered activity)
2. Re-entry Mekanizmaları: Kardiyak Elektriksel Döngü

Re-entry, kardiyak aritmilerin en sık ve en kritik mekanizmasıdır.
Basitçe tanımlamak gerekirse:

Elektriksel impulsun kendi etrafında dönerek sürekli yeniden aktivasyon oluşturmasıdır.

Bu mekanizmanın oluşması için üç temel koşul gerekir:

  1. İki farklı iletim yolu
  2. İletim hızında farklılık
  3. Tek yönlü blok (unidirectional block)

Bu koşullar sağlandığında impuls:

  • Bir yoldan ilerler
  • Diğer yol refrakterken geri döner
  • Sürekli bir elektriksel döngü oluşur

Bu döngü:

Klinik taşikardinin temelidir.

2.1 Anatomik ve Fonksiyonel Re-entry
Anatomik re-entry
  • Sabit anatomik yol
  • Örn: AVNRT, atriyal flutter
Fonksiyonel re-entry
  • Dinamik iletim heterojenitesi
  • İskemik doku
  • Fibrozis

Bu tür re-entry, özellikle:

ventriküler taşikardi ve fibrilasyonun temelidir.

2.2 Spiral ve Rotor Teorisi

Modern elektrofizyolojide ventriküler fibrilasyon:

Çoklu dalga frontları ve rotorlar

ile açıklanmaktadır.

Bu modelde:

  • Elektriksel aktivite kaotik değildir
  • Belirli merkezler etrafında döner
  • Frekans gradyanları oluşur

Bu durum kalbi:

Çoklu osilatörlü kaotik bir sistem

haline getirir.

3. Ektopik Odaklar: Kontrol Dışı Otomatikite

Ektopik odak, sinüs nodu dışındaki bir bölgenin spontan elektrik üretmesidir.

Bu durum üç nedenle oluşabilir:

  1. Artmış otomatikite
  2. Hücresel depolarizasyon eşiğinin düşmesi
  3. Lokal hipoksi veya stres
3.1 Artmış Otomatikite

Sempatik aktivite artışı:

  • cAMP artışı
  • If akımı artışı
  • Pacemaker eğrisi hızlanması

Bu durum:

Atriyal taşikardi ve ventriküler ektopi oluşturabilir.

3.2 Tetiklenmiş Aktivite

İki temel mekanizma vardır:

Erken ardıl depolarizasyon (EAD)
  • Uzamış aksiyon potansiyeli
  • QT uzaması
  • Torsades de pointes riski
Geç ardıl depolarizasyon (DAD)
  • Hücre içi Ca²⁺ artışı
  • Dijital toksisitesi
  • Katekolamin fazlalığı

Bu mekanizmalar:

Elektriksel instabilitenin mikroskobik başlangıcıdır.

4. Elektrolit – Aritmi İlişkisi: İyonik Dengenin Kritik Rolü

Kalp elektriği iyon hareketine bağlıdır.
Bu nedenle elektrolit değişimleri:

Doğrudan aritmi riskini belirler.

4.1 Potasyum
Hipokalemi
  • Repolarizasyon uzar
  • EAD artar
  • QT uzar
  • Ventriküler aritmi riski
Hiperkalemi
  • Membran potansiyeli azalır
  • Na kanalları inaktive olur
  • İletim yavaşlar
  • Bradikardi ve asistoli riski

Potasyum:

Kardiyak elektrik stabilitesinin ana belirleyicisidir.

4.2 Kalsiyum

Hipokalsemi:

  • QT uzaması
  • Kasılma zayıflığı

Hiperkalsemi:

  • QT kısalması
  • Ektopik aktivite artışı
4.3 Magnezyum

Magnezyum:

  • Na-K ATPaz aktivitesi
  • K kanal stabilitesi
  • Ca kanal regülasyonu

üzerinden antiaritmik etki gösterir.

Magnezyum eksikliği:

Torsades ve ventriküler aritmi riskini artırır.

5. Asit–Baz Dengesinin Elektriksel Etkileri

pH değişiklikleri, iyon kanallarının fonksiyonunu doğrudan etkiler.

Asidoz
  • Na kanal aktivitesi azalır
  • İletim yavaşlar
  • Kontraktilite düşer
Alkaloz
  • Hücresel eksitabilite artar
  • Ektopik aktivite artar

Ağır asidoz:

Ventriküler fibrilasyon eşiğini düşürür.

6. İyon Kanalopatileri: Moleküler Düzeyde Elektriksel Bozukluk

Genetik iyon kanal bozuklukları:

  • Long QT sendromu
  • Brugada sendromu
  • CPVT
  • Short QT sendromu

gibi klinik tablolar oluşturur.

Bu hastalıklarda:

Anatomik kalp normaldir
Elektriksel yapı bozukluğu vardır.

Bu durum kardiyolojide yeni bir alan yaratmıştır:

Moleküler elektrofizyoloji

7. Enerji – İletim İlişkisi: Elektrik Metabolizmaya Bağımlıdır

Kalbin elektrik üretimi:

ATP bağımlıdır.

İskemide:

  • ATP azalır
  • Na-K pompa yavaşlar
  • Membran potansiyeli bozulur

Bu durum:

  • İletim heterojenitesi
  • Re-entry
  • VF riski

oluşturur.

Bu nedenle:

Aritmi çoğu zaman enerji krizinin elektriksel sonucudur.

8. Elektriksel Kaosun Eşiği

Kalpte belirli bir eşik vardır.
Bu eşik aşıldığında:

  • Senkronizasyon kaybolur
  • Elektriksel aktivite kaotik hale gelir
  • Fibrilasyon başlar

Bu eşik:

Elektrolit + enerji + iletim + frekans dengesinin toplamıdır.

Kardiyak aritmiler, rastlantısal olaylar değildir.
Onlar:

Elektriksel stabilitenin matematiksel olarak bozulmasıdır.

Re-entry, ektopik odaklar, iyon kanal bozuklukları ve metabolik stres;
kalbin elektriksel mimarisinde çatlaklar oluşturur.

Bu çatlaklar birleştiğinde:

Ritmin düzeni kaosa dönüşür.

Kalbin elektriksel sağlığı, bu nedenle yalnızca anatomik değil;
iyonik, metabolik ve enerjetik bir dengedir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

🔬 TEMEL ELEKTROFİZYOLOJİ & KARDİYAK İYON KANALLARI
  1. Nerbonne JM, Kass RS. Molecular physiology of cardiac repolarization.
    https://doi.org/10.1016/S0092-8674(05)80005-1
  2. Grant AO. Cardiac ion channels.
    https://doi.org/10.1161/01.CIR.0000131514.80084.4A
  3. Bers DM. Cardiac excitation–contraction coupling.
    https://doi.org/10.1038/nature01719
  4. Rudy Y. From genome to physiome.
    https://doi.org/10.1152/physrev.00006.2004
  5. Tomaselli GF, Zipes DP. What causes sudden death?
    https://doi.org/10.1161/01.CIR.0000091353.00448.15
  6. Wilde AAM, Amin AS. Clinical spectrum of channelopathies.
    https://doi.org/10.1016/j.jacc.2017.10.011
  7. Ackerman MJ. Genetic basis of arrhythmias.
    https://doi.org/10.1016/j.hrthm.2009.12.016
  8. Antzelevitch C. Ionic basis for arrhythmogenesis.
    https://doi.org/10.1016/j.pbiomolbio.2006.07.012
❤️ SA NODE – AV NODE – İLETİM SİSTEMİ
  1. Boyett MR et al. The sinoatrial node.
    https://doi.org/10.1152/physrev.00054.2009
  2. Lakatta EG, DiFrancesco D. Pacemaker mechanisms.
    https://doi.org/10.1161/CIRCRESAHA.107.164657
  3. Monfredi O et al. HCN channels and pacemaking.
    https://doi.org/10.1016/j.pbiomolbio.2013.05.001
  4. Dobrzynski H. Anatomy of SA node.
    https://doi.org/10.1161/CIRCRESAHA.112.267203
  5. Anderson RH. AV node anatomy.
    https://doi.org/10.1016/j.jacc.2009.12.031
  6. Joyner RW. AV conduction physiology.
    https://doi.org/10.1152/physrev.1986.66.4.939
  7. Boyett MR. His–Purkinje system.
    https://doi.org/10.1161/CIRCRESAHA.110.224139
⚡ RE-ENTRY & ARİTMİ MEKANİZMALARI
  1. Jalife J. Rotors and fibrillation.
    https://doi.org/10.1161/CIRCRESAHA.108.175752
  2. Nattel S. New ideas about AF.
    https://doi.org/10.1016/j.jacc.2002.06.002
  3. Allessie MA. Reentry revisited.
    https://doi.org/10.1016/S0002-9149(00)01041-8
  4. Weiss JN. Early afterdepolarizations.
    https://doi.org/10.1161/CIRCRESAHA.109.192484
  5. Pogwizd SM. Delayed afterdepolarizations.
    https://doi.org/10.1161/01.RES.84.4.434
  6. Haissaguerre M. VF triggers.
    https://doi.org/10.1056/NEJM199804093381501
  7. Narayan SM. Rotor mapping.
    https://doi.org/10.1016/j.jacc.2012.03.028
🧪 ELEKTROLİT – ASİT BAZ – METABOLİK ETKİLER
  1. Surawicz B. Electrolytes and arrhythmias.
    https://doi.org/10.1016/j.jacc.1989.07.012
  2. Weiss JN. Metabolic basis of arrhythmia.
    https://doi.org/10.1161/CIRCRESAHA.109.192484
  3. Stanley WC. Myocardial energetics.
    https://doi.org/10.1152/physrev.00028.2003
  4. Opie LH. Heart physiology textbook
    https://doi.org/10.1002/9780470657465
  5. Carmeliet E. Cardiac ionic currents.
    https://doi.org/10.1152/physrev.1999.79.3.917
📉 HRV – OTONOM SİSTEM – FREKANS ANALİZİ
  1. Task Force HRV Guidelines (ESC/ACC).
    https://doi.org/10.1161/01.CIR.93.5.1043
  2. Shaffer F. HRV overview.
    https://doi.org/10.3389/fpubh.2017.00258
  3. Thayer JF. HRV and health.
    https://doi.org/10.1016/j.biopsycho.2010.02.007
  4. Malik M. HRV clinical use.
    https://doi.org/10.1161/CIRCULATIONAHA.106.619874
  5. Goldberger JJ. Autonomic tone.
    https://doi.org/10.1016/j.jacc.2019.10.055
🧲 ELEKTROMANYETİK & BIOELECTRIC PERSPECTIVE
  1. McCraty R. Heart electromagnetic field.
    https://doi.org/10.1016/j.explore.2004.09.003
  2. Park JW. Magnetocardiography review.
    https://doi.org/10.1016/j.ijcard.2013.01.220
  3. Wikswo JP. Biomagnetism.
    https://doi.org/10.1146/annurev.bioeng.5.040202.121620
💉 KLİNİK ELEKTROFİZYOLOJİ – TEMEL KİTAPLAR
  1. Zipes DP, Jalife J. Cardiac Electrophysiology textbook
    https://doi.org/10.1016/C2012-0-06951-9
  2. Josephson ME. Clinical Cardiac Electrophysiology
    https://doi.org/10.1007/978-1-4419-6657-9
  3. Braunwald Heart Disease
    https://doi.org/10.1016/C2015-0-04030-1
  4. Hurst’s The Heart
    https://doi.org/10.1007/978-1-4939-3467-5
  5. ESC Guidelines Arrhythmias
    https://www.escardio.org/Guidelines
🫀 KANALOPATİLER & GENETİK
  1. Brugada J. Brugada syndrome.
    https://doi.org/10.1016/j.jacc.2018.06.037
  2. Schwartz PJ. Long QT.
    https://doi.org/10.1161/CIRCRESAHA.111.240200
  3. Priori SG. Channelopathies review.
    https://doi.org/10.1016/j.jacc.2013.05.062
  4. Napolitano C. CPVT.
    https://doi.org/10.1016/j.hrthm.2007.03.012
🧠 ENERJİ METABOLİZMASI & MİTOKONDRİ
  1. Neubauer S. Myocardial energetics.
    https://doi.org/10.1056/NEJM199911113412007
  2. Rosca MG. Mitochondria and arrhythmia.
    https://doi.org/10.1161/CIRCRESAHA.112.273276
  3. Brown DA. Mitochondrial bioenergetics.
    https://doi.org/10.1161/CIRCRESAHA.112.268128
⚙️ MODERN HARİTALAMA & EP TEKNOLOJİ
  1. Haissaguerre M rotor mapping
    https://doi.org/10.1016/j.jacc.2014.12.053
  2. Narayan SM FIRM mapping
    https://doi.org/10.1016/j.jacc.2012.03.028
  3. Tung R mapping VT
    https://doi.org/10.1016/j.jacc.2015.04.069
📊 EK GENEL KARDİYOLOJİ REFERANSLARI
  1. Guyton & Hall Physiology
    https://doi.org/10.1016/C2015-0-01368-0
  2. Boron & Boulpaep Medical Physiology
    https://doi.org/10.1016/C2015-0-05161-1
  3. Katzung Pharmacology (antiarrhythmics)
    https://accessmedicine.mhmedical.com
  4. Nattel S AF mechanisms
    https://doi.org/10.1016/j.jacc.2017.10.011
  5. January CT AF guideline
    https://doi.org/10.1161/CIR.0000000000000665
  6. Wellens HJ EP classics
    https://doi.org/10.1016/S0735-1097(98)00284-0
  7. Jalife dominant frequency AF
    https://doi.org/10.1161/CIRCRESAHA.108.175752
  8. Stevenson WG VT
    https://doi.org/10.1161/CIRCULATIONAHA.107.189473
  9. Antzelevitch repolarization
    https://doi.org/10.1016/j.hrthm.2005.02.018
  10. Tomaselli GF sudden death
    https://doi.org/10.1161/01.CIR.0000091353.00448.15

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Fosfor – Kalsiyum – Magnezyum: Vücudun Denge Üçlüsü

İnsan vücudu, kusursuz bir denge sistemi üzerine kuruludur. Bu sistemde vitaminler, hormonlar ve mineraller birbirinden bağımsız çalışmaz; tam tersine, birbirini tamamlayan ve dengeleyen bir ağ oluşturur. Bu ağın en kritik üç minerali ise fosfor, kalsiyum ve magnezyumdur.

Bu üçlü; kemikten enerji üretimine, kas hareketlerinden sinir iletimine kadar hayatın temel süreçlerini birlikte yönetir. Birinin eksikliği ya da fazlalığı, diğerlerini de doğrudan etkiler. Bu nedenle onları ayrı ayrı değil, bir bütün olarak anlamak gerekir.

Fosfor: Enerjinin ve Hücresel Yaşamın Temeli

Fosfor, vücutta en bol bulunan ikinci mineraldir ve çoğu kişi farkında olmasa da hayatın biyokimyasal altyapısında merkezi bir role sahiptir.

En temel görevi, hücrelerin enerji para birimi olan ATP’nin (Adenozin Trifosfat) yapısında yer almasıdır. Hücreler enerjiyi, ATP içindeki fosfat bağlarının kopmasıyla elde eder. Yani enerji dediğimiz şey, aslında fosforun kontrollü şekilde kullanılmasıdır.

Fosfor aynı zamanda:

  • DNA ve RNA’nın yapısında,
  • Hücre zarlarını oluşturan fosfolipitlerde,
  • Asit–baz dengesinin düzenlenmesinde

kritik görev üstlenir.

Fosfor eksikliğinde kişilerde:

  • Şiddetli halsizlik,
  • Kas güçsüzlüğü,
  • Egzersiz yapamama,
  • Zihinsel yorgunluk

görülebilir. Ağır eksiklikler ise solunum kaslarının zayıflamasına ve kalp fonksiyonlarının bozulmasına kadar ilerleyebilir.

Ancak günümüzde asıl sorun çoğu zaman fosfor eksikliği değil, fosfor fazlalığıdır. İşlenmiş gıdalar, paketli ürünler ve gazlı içecekler yüksek miktarda katkı fosforu içerir. Bu fosfor türü hızla emilir ve vücutta denge kurmadan dolaşıma girer. Sonuç olarak kalsiyumla olan denge bozulur ve kemikten kalsiyum çekilerek damar duvarlarında birikim riski artar.

Kalsiyum: Kemiklerin Ötesinde Bir Hayat Minerali

Kalsiyum denince çoğu kişinin aklına yalnızca kemik sağlığı gelir. Oysa kalsiyumun asıl hayati görevleri kan dolaşımında ve hücre içi sinyal sistemlerinde gerçekleşir.

Kalsiyum:

  • Kas kasılmasının başlatıcısıdır,
  • Kalp ritminin düzenlenmesinde rol oynar,
  • Sinir hücreleri arasında iletişimi sağlar,
  • Kanın pıhtılaşması için zorunludur.

Kalp kası hücreleri, kalsiyum hücre içine girdiğinde kasılır; kalsiyum çıktığında gevşer. Bu nedenle kalsiyum dengesizlikleri çarpıntı, ritim bozukluğu ve kalp yetmezliği tablolarına yol açabilir.

Kalsiyum eksikliğinde:

  • Kas krampları,
  • El–ayak uyuşmaları,
  • Titreme,
  • Panik hissi,
  • İleri vakalarda nöbetler

ortaya çıkabilir.

Öte yandan kalsiyum fazlalığı da masum değildir. Yüksek kalsiyum düzeyleri böbrek taşı, damar sertliği ve böbrek hasarı riskini artırabilir. Özellikle D vitamini, magnezyum ve K2 vitamini dengesi gözetilmeden alınan kalsiyum takviyeleri, kemik yerine damarlarda kalsiyum birikimine neden olabilir.

Bu nedenle kalsiyum, tek başına değil; doğru ortaklarla birlikte düşünülmelidir.

Magnezyum: Dengenin ve Sakinliğin Sessiz Yöneticisi

Magnezyum, genellikle en az konuşulan ama en çok eksik olan minerallerden biridir. Oysa magnezyum, vücutta 300’den fazla enzimatik reaksiyonun çalışması için gereklidir.

Magnezyumun temel görevi, sistemi “frenlemek” ve dengelemektir. Eğer kalsiyum kası kasıyorsa, magnezyum kası gevşetir. Eğer sinir hücresi uyarılıyorsa, magnezyum bu uyarının sönümlenmesini sağlar.

Magnezyum eksikliğinde sık görülen belirtiler:

  • Kas krampları ve spazmlar,
  • Göz seğirmesi,
  • Çene sıkma,
  • Uykuya dalamama,
  • Gece sık uyanma,
  • Kaygı ve huzursuzluk,
  • Çarpıntı hissi.

Modern yaşam magnezyumu hızla tüketir. Stres, kafein, alkol, şekerli beslenme, yoğun egzersiz ve bazı ilaçlar magnezyum kaybını artırır. Bu nedenle “normal besleniyorum” diyen pek çok kişide bile magnezyum eksikliği görülür.

Magnezyum ayrıca insülin duyarlılığını artırır, migren ataklarını azaltır ve kalp ritminin stabilitesine katkı sağlar.

Üçlü Denge: Fosfor – Kalsiyum – Magnezyum Birlikte Nasıl Çalışır?

Bu üç mineralin asıl gücü, birlikte çalıştıklarında ortaya çıkar.

  • Fosfor, enerji üretimini sağlar.
  • Kalsiyum, kasılma ve iletimi başlatır.
  • Magnezyum, gevşemeyi ve dengeyi sağlar.

Eğer fosfor fazla, kalsiyum yetersizse; kemik zayıflar.
Eğer kalsiyum fazla, magnezyum düşükse; damar sertliği riski artar.
Eğer magnezyum eksikse; alınan kalsiyum doğru yere gidemez.

Bu nedenle tek bir minerale odaklanmak yerine dengeye odaklanmak gerekir.

Sonuç Olarak
  • Enerji düşüklüğü sadece “yorgunluk” değildir.
  • Kas krampları sadece “potasyum eksikliği” değildir.
  • Kemik sorunları sadece “kalsiyum azlığı” değildir.

Çoğu zaman altta yatan sorun, fosfor–kalsiyum–magnezyum dengesinin bozulmasıdır.

Fosfor, kalsiyum ve magnezyum; vücudun sessiz ama vazgeçilmez ortaklarıdır. Biri enerjiyi, biri yapıyı, biri dengeyi temsil eder. Bu üçlüden biri aksadığında sistem çalışmaya devam edebilir; ancak sağlıklı, dengeli ve sürdürülebilir şekilde çalışamaz.

Gerçek sağlık, tek bir değeri yükseltmekte değil; doğru oranı ve dengeyi kurmakta yatar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Vücudun Şefi – Magnezyum

🧠⚡

Kalp atışından sinir iletimine, kas gevşemesinden uykuya kadar yüzlerce süreç…
Magnezyum yoksa sistem gürültüyle çalışır.

❗ 1. Magnezyum bir “takviye” değil, temel bir yaşam mineralidir

Magnezyum:

  • 300’den fazla enzimatik reaksiyonun çalışması için zorunludur
  • Hücre içinde ATP’nin (enerji molekülü) aktif hâle gelmesini sağlar
  • Sinir, kas, kalp ve damar sisteminin denge mineralidir

👉 Magnezyum olmadan:

  • Enerji üretilir ama kullanılamaz
  • Sinir uyarısı oluşur ama sönümlenemez
🧠 2. Magnezyum beyin için bir “fren sistemi”dir

Beyinde iki temel durum vardır:

  • Uyarılma
  • Sakinleşme

Magnezyum:

  • Aşırı uyarıcı sinyalleri baskılar
  • Sinir hücrelerinin “dur” komutunu çalıştırır

Eksikliğinde:

  • Huzursuzluk
  • Kaygı
  • İçsel gerginlik
  • Panik atak eğilimi
  • Düşünceyi durduramama

görülür.

👉 Bu nedenle magnezyum eksikliği olan kişiler sık sık şunu söyler:

“Kafam hiç susmuyor.”

😴 3. Uyuyamayanların büyük kısmında sorun melatonin değil, magnezyumdur

Magnezyum:

  • Uykuya geçişi kolaylaştırır
  • Derin uyku süresini uzatır
  • Gece kas ve sinir gevşemesini sağlar

Eksikliğinde:

  • Yatağa yatınca uykunun gelmemesi
  • Gece sık uyanma
  • Sabah yorgun kalkma

çok yaygındır.

👉 “Uyuyorum ama dinlenemiyorum” diyenlerde magnezyum ilk bakılması gereken minerallerden biridir.

💪 4. Kas krampları sadece potasyumla açıklanamaz

Kasın çalışması için:

  • Kalsiyum → kasılır
  • Magnezyum → gevşer

Magnezyum eksikse:

  • Gece bacak krampları
  • Göz seğirmesi
  • Çene sıkma
  • Boyun–omuz gerginliği

ortaya çıkar.

👉 Magnezyum yoksa kas “kasılı kalır”.

❤️ 5. Kalp ritminin gizli koruyucusu

Magnezyum:

  • Kalp kası hücrelerinin elektriksel stabilitesini sağlar
  • Aritmi riskini azaltır
  • Damar tonusunu dengeler

Eksikliğinde:

  • Çarpıntı
  • Ritim bozuklukları
  • Tansiyon dalgalanmaları

görülebilir.

Bu nedenle acil servislerde aritmilerde magnezyum tedavisi yaygın olarak kullanılır.

🩸 6. Şeker, insülin ve magnezyum üçgeni

Magnezyum:

  • İnsülinin hücre içine sinyal iletiminde görev alır
  • İnsülin direncini azaltıcı etki gösterir

Eksikliğinde:

  • İnsülin direnci artar
  • Kan şekeri dalgalanır
  • Tatlı isteği güçlenir

👉 İlginç gerçek:
Yüksek şeker, magnezyumu idrarla daha fazla attırır.
Yani şeker yükseldikçe magnezyum düşer, magnezyum düştükçe şeker daha zor kontrol edilir.

Kısır döngü oluşur.

🧠 7. Migren ve baş ağrısının sessiz nedeni

Migren hastalarının önemli bir kısmında:

  • Hücre içi magnezyum düşüklüğü saptanmıştır

Magnezyum:

  • Damar spazmını azaltır
  • Sinir iletim eşiğini yükseltir

Eksikliğinde:

  • Migren atakları daha sık
  • Daha şiddetli
  • Daha uzun sürer
😠 8. Sinirlilik, tahammülsüzlük ve “küçük şeylere patlama”

Magnezyum eksikliği olan kişilerde sık duyulan cümleler:

  • “Eskiden böyle değildim”
  • “Tahammülüm kalmadı”
  • “Her şeye sinirleniyorum”

Bu durum karakter değil, çoğu zaman nöromineral dengesizliğidir.

🦴 9. Kemik sağlığı sadece kalsiyum meselesi değildir

Magnezyum:

  • Kalsiyumun kemiğe doğru yerde bağlanmasını sağlar
  • D vitamini aktivasyonu için gereklidir

Yeterli magnezyum yoksa:

  • Kalsiyum damar ve yumuşak dokuda birikir
  • Kemik güçlenmez

👉 Yani magnezyum eksikken sadece kalsiyum almak kemik için yeterli değildir.

⚠️ 10. Modern yaşam magnezyumu sistematik olarak tüketir

Magnezyum kaybını artıran faktörler:

  • Stres
  • Kafein
  • Alkol
  • Şekerli beslenme
  • Yoğun egzersiz
  • İdrar söktürücüler
  • Proton pompa inhibitörleri

👉 Yani “normal besleniyorum” demek, yeterli magnezyum alıyorum anlamına gelmez.

🧪 11. Kan magnezyumu neden yanıltıcıdır?

Toplam magnezyumun:

  • %99’u hücre içinde
  • %1’i kanda bulunur

Bu nedenle:

  • Kan magnezyumu normal
  • Hücre içi magnezyum düşük

olabilir.

👉 Belirtiler varken “kan tahlilim normal” denmesi eksikliği dışlamaz.

⚖️ 12. Her magnezyum aynı değildir

Formlar:

  • Magnezyum sitrat → bağırsak, kas
  • Magnezyum glisinat → sinir sistemi, uyku
  • Magnezyum malat → enerji, yorgunluk
  • Magnezyum oksit → emilimi zayıf

Yanlış form = fayda yok.

⚠️ 13. Fazlası nadir ama mümkündür

Böbrek sorunu olanlarda yüksek doz magnezyum:

  • Düşük tansiyon
  • Halsizlik
  • Reflekslerde yavaşlama

yapabilir.

👉 Bu yüzden “bilinçli ve hedefli” kullanım önemlidir.

📌 📌 📌

Magnezyum eksikliği bağırmaz; ama sinirden kalbe, uykudan şekere kadar her şeyi sessizce bozar.

Magnezyum; sakinliğin, dengenin ve toparlanmanın mineralidir.
Eksikliği modern çağın en yaygın ama en az fark edilen sorunlarından biridir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Eksilmiş Testosteronu Yükseltelim

Testosteron, cinsiyet farklılaşmasını düzenleyen, erkek cinsiyet özelliklerini, spermatogenezi ve doğurganlığı üreten birincil erkek hormonudur. 

Testosteron, testislerin inişi, spermatogenez, penis ve testislerin büyümesi ve libidonun artması gibi birincil cinsel gelişimin gelişiminden sorumludur. 

Testosteron ayrıca erkeksilikten sorumlu olan ikincil erkek özelliklerinin düzenlenmesinde de rol oynar. Bu ikincil cinsiyet özellikleri arasında erkek saç desenleri, ses değişiklikleri ve ses kalınlaşması, ergenlikteki büyüme atakları (testosteron erken dönemde epifiz plağında doku büyümesini ve ergenliğin ilerleyen dönemlerinde plağın kapanmasını artırır) ve iskelet kası büyümesi (testosteron protein sentezini uyarır) gibi anabolik etkiler bulunur.

Testosteron ayrıca eritropoiezi uyarır, bu da erkeklerde kadınlara kıyasla daha yüksek hematokrit ile sonuçlanır.

Testosteron seviyeleri yaşla birlikte düşme eğilimindedir; bu nedenle erkekler testis boyutunda azalma, libidoda düşüş, daha düşük kemik yoğunluğu, kas kütlesinde azalma, artan yağ üretimi ve azalan eritropoiezi deneyimler ve olası anemiye yol açar.

Testosteron eksikliği için kendinizi test edebilirsiniz.

Aşağıdaki bulgulardan – belirtilerden birkaçı varsa, geçici testosteron düşüklüğü olabilir.
Ancak 5 ve daha fazla belirti varsa, kan tahlili ile total ve serbest testosteron, SHBG, DHT ve LH seviyeleri ölçülmelidir.

Haydi başlayın bakalım…

⭐️ Libido düşüklüğü
⭐️ Sabah ereksiyonlarının kaybolması
⭐️ Ereksiyon kalitesinde bozulma
⭐️ Boşalma isteğinde azalma
⭐️ Cinsel fantezilerin silinmesi
⭐️ Sperm sayısı ve kalitesinde azalma
⭐️ Testislerde küçülme (atrofi)
⭐️ Cinsel performans endişesi
⭐️ Gecikmiş ya da eksik orgazm
⭐️ “Hiçbir şey hissetmiyorum” hissi (!)
⭐️ Meme ucu hassasiyeti (!), meme dokusunda artış (jinekomasti)
⭐️ Tüylerde incelme, dökülme (özellikle kolda, bacakta)
⭐️ El-ayak üşümesi (dolaşım zayıflığı)
⭐️ Gıdıklanmalara karşı aşırı hassasiyet
⭐️ Erkeksi rekabet hissinin kaybolması
⭐️ Kadınsı duygulanımlar / ağlaklık (!?)
⭐️ İnce ses tonu
⭐️ Sakal çıkışında azalma veya seyrelme
⭐️ Vücut kokusunda azalma (!)
⭐️ Eski şarkılarla nostaljik melankoliye dalma
⭐️ “Ben artık yaşlandım galiba” hissi
⭐️ Kadın deodorantlarının kokusunu sevmeye başlamak (!)
⭐️ Kas kaybı (özellikle üst vücut, omuz, göğüs)
⭐️ Kolay yağlanma (özellikle karın çevresi, meme bölgesi)
⭐️ Güç kaybı – ağırlık kaldıramama
⭐️ Egzersize direnç azlığı (çabuk tükenme)
⭐️ Kilo vermede zorlanma
⭐️ Kemik yoğunluğunun azalması (ileride osteopeni, osteoporoz)
⭐️ Boyun, bel, diz gibi bölgelerde kronik ağrılar
⭐️ Sert duruşun gitmesi, omuzların düşmesi
⭐️ Gece terlemeleri ve sıcak basmaları (!)
⭐️ Sürekli yorgunluk, enerji düşüklüğü
⭐️ Beyin sisi, odaklanma güçlüğü
⭐️ Motivasyonsuzluk (hiçbir şey yapmak istememe)
⭐️ Depresif ruh hali, keyif almama
⭐️ Özgüven azalması
⭐️ Sosyal ortamlardan kaçma
⭐️ Hızlı sinirlenme, öfke patlamaları
⭐️ Hayal kurmama isteği
⭐️ Risk alma isteğinin kaybolması
⭐️ “Erkekliğim gitti” hissi
⭐️ Dizi izlerken gözlerin dolması (!)
⭐️ İnsülin direnci gelişmesi
⭐️ Açlık-tokluk dengesi bozulması
⭐️ Kolesterol ve trigliserid yüksekliği
⭐️ D vitamini düşüklüğüyle birlikte seyredebilir
⭐️ Kortizol artışı (stres hormonuyla birlikte gitme eğilimi)
⭐️ Tiroid sorunlarıyla paralel gidebilir
⭐️ Hormon dengenin komple bozulması (baldıran zehri gibi)

Nasıl Yapalım da Testosteronu Yükseltelim?

Öncelikle testosteron eksikliğiniz şüphesinde hekimize başvurmalı, burada yazılı tavsiyeleri kendinizde uygulamadan önce hekiminizin onayını almalısınız.

İlk olarak günümüz rutin uygulamaları ile başlayalım.

Shilajit (250-500 mg) – sabah

(Shilajit, uzun zamandır Ayurveda şifasında kullanılan mineral açısından zengin bir reçinedir.)

Tongkat ali (200-400 mg) – haftada 5 gün

(Tongkat ali (Eurycoma longifolia Jack), “Long Jack” olarak da bilinir, Güneydoğu Asya’ya özgü çiçekli, çalımsı, yavaş büyüyen yaprakları, kökleri ve kabuğu kullanılan bir ağaçtır.)

Bor minerali (3-6 mg) – sabah

D vitamini (10000-20000 IU) – yağlı öğünle sabah

Magnezyum (400-800 mg) – öğlen/gece

Ham bal, saf glikoz + enerji – Günlük 1-2 çorba kaşığı
Arı sütü, hormon benzeri bileşenler (testosteron destekli) – Günlük 1 tatlı kaşığı
Polen, çinko, amino asit, B grubu → sperm kalitesi & libido – Günlük 1 tatlı kaşığı

Sakatat, kolesterol + B12 + çinko = testosteron ham maddesi – Haftada üç porsiyon

Farklı yaklaşımlar da mevcut.

Derleme yaparak kimler neler uyguluyor bir bakalım.


⭐️ 10-15 dk sabah güneşi → D3 + biyoritm
⭐️ Ayakkabısız doğaya bas → negatif iyon alımı – Topraklanma – (Serotonin – melatonin – testosteron dengesine katkı sağlar)
⭐️ Güç gerektiren aktivasyon → kas, testosteron, primal enerji tetiklenir
⭐️ 15 dk ağır egzersiz sonrası 1 saat yürüyüş (stres düşer, kortizol iner)
⭐️ 4-4-4-4 nefes → kortizol düşürür – “Ağır burundan al – kuvvetli ağızdan ver” → sempatik sistemi aktifleştirir.
⭐️ Halen kesin verileri orrtaya konmamış osa da deneyebileceğiniz 528 Hz: DNA onarımı + hormon dengesi için – 417 Hz: Negatif yüklerinizden uzaklaşmak için – 111 Hz: Eril titreşim – ilkel titreşim frekansı
Gözleriniz kapalı sakin ve huzurlu bir ortamda çıplak ayakla toprağa basarken dinleyebilirsiniz. (Denemeye değer) ○ Adrenalin yükselten (tabi ki canınızın kıymetini de bilerek) aktiviteler yapmak.korku merkezini bastıran “maskülen çekirdek” aktive edebilirsiniz.
⭐️ Güneş + soğuk duş güne başlamak için iyi bir alternatif olabilir.

Leonard Horowitz’e göre 528 Hzvaroluşun müzikal matematiğidir.

Sevgi frekansı olarak bilinen 528, duyguları harekete geçiren ve DNA yenilenmesine pozitif etkilerde bulunan en popüler Solfeggio Frekansları’ndan bir tanesidir..

Testosteron Riskleri

1. Testosteron Takviyelerini Kontrolsüz Kullanmak

  • Aşırı testosteron kullanımı: Testosteron takviyeleri veya steroid kullanımı, testosteron seviyelerini hızla artırabilir. Ancak, vücuda aşırı testosteron verilmesi, vücudun doğal hormon üretimini engelleyebilir ve hormonal dengenin bozulmasına yol açabilir. Ayrıca, kalp hastalıkları, karaciğer hasarı, agresif davranışlar, uyku bozuklukları ve diğer ciddi sağlık sorunları ile ilişkilendirilebilir.
  • Yan etkiler: Aşırı testosteron kullanımı, özellikle uzun süreli kullanımda vücutta su tutulması, akne, saç dökülmesi ve kısırlık gibi yan etkilere neden olabilir.

2. Yüksek Dozda Steroid Kullanmak

  • Anabolik steroidler: Vücut geliştirme veya atletik performans arttırmak amacıyla kullanılan anabolik steroidler, testosteron seviyelerini hızlıca yükseltebilir. Ancak, bu tür steroidlerin kullanımı karaciğer toksisitesi, yükselmiş kalp hastalığı riski, depresyon ve agresif davranışlar gibi ciddi yan etkilere yol açabilir. Ayrıca, bağımlılığa yol açabilir ve uzun vadede hormonal dengesizliğe neden olabilir.

3. Yanıltıcı Ürünlere Güvenmek

  • Piyasada satılan “doğal” testosteron artırıcı ürünler: Bazı takviye ürünleri, testosteron artırıcı etkiler sunduğu iddiasıyla satılmaktadır. Ancak bu ürünlerin çoğu bilimsel olarak doğrulanmamış ve güvenli değildir. Bazı ürünler, içinde potansiyel olarak zararlı maddeler içerebilir ve vücuda zarar verebilir. Takviyelerin ve bitkisel ürünlerin etkisi, kişiden kişiye değişebilir, dolayısıyla güvenilir olmayan ve onaylanmamış ürünlerden kaçınılmalıdır.

4. Dengesiz Diyet ve Sağlıksız Beslenme

  • Aşırı şeker ve işlenmiş gıda tüketimi: Şeker ve işlenmiş gıdaların aşırı tüketimi, insülin direncine ve obeziteye yol açabilir, bu da testosteron seviyelerini olumsuz etkileyebilir. Testosteron seviyelerini artırmaya çalışırken, sağlıklı beslenmek son derece önemlidir.
  • Yetersiz yağ alımı: Testosteron, vücutta yağlardan türeyen bir hormondur. Yetersiz yağ alımı, testosteron üretimini sınırlayabilir. Ancak, sağlıksız yağlardan (trans yağlar ve doymuş yağlar) kaçınılmalı ve yerine sağlıklı yağlar (örneğin zeytinyağı, avokado, fındık, balık yağları) tercih edilmelidir.

5. Yetersiz Uyku Almak

  • Uyku eksikliği: Testosteron üretimi büyük ölçüde uyku sırasında gerçekleşir. Yetersiz uyku, testosteron üretimini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, her gece yeterli ve kaliteli uyku almak önemlidir. Yeterli uyku almak, hormon seviyelerini düzenlemeye yardımcı olabilir.
  • Ağır uyku apnesi gibi uyku bozuklukları, testosteron seviyelerinde düşüşe neden olabilir.

6. Aşırı Alkol Tüketimi

  • Alkol: Aşırı alkol tüketimi, testosteron üretimini engelleyebilir ve bu durum, vücudun hormon dengesini bozabilir. Alkol, özellikle karaciğerin fonksiyonlarını etkileyerek testosteron metabolizmasını değiştirebilir. Ayrıca, alkol aşırı tüketimi, uyku düzenini bozar ve obeziteye yol açabilir, bu da testosteron seviyelerini daha da düşürebilir.

7. Stresin Aşırı Olması

  • Yüksek stres seviyeleri: Stres, vücudun yüksek miktarda kortizol üretmesine yol açar. Kortizol, stres hormonu olarak bilinir ve aşırı seviyede kortizol, testosteron üretimini engelleyebilir. Yüksek stres, vücutta hormonal dengesizliğe neden olabilir ve testosteron seviyelerini olumsuz etkileyebilir.

8. İnhibitör ve Düşürücü İlaçlar Kullanmak

  • İlaçlar ve tedaviler: Bazı ilaçlar, özellikle antidepresanlar, opiatlar ve bazı kanser tedavileri testosteron seviyelerini düşürebilir. Bu tür ilaçların kullanımı, testosteron seviyelerinin normalden düşük olmasına neden olabilir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Testosteron ve vücut fonksiyonları https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/17178552/

⭐️⭐️ Shilajit : Potansiyel Prokognitif Aktiviteye Sahip Doğal Bir Fitokompleks https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC3296184/

⭐️⭐️ Tongkat Ali https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK609015/

⭐️⭐️

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

Uyku Sorununuza Muz Çayı

Eğer uyku problemi çekiyorsanız, evde kendinizin rahatlıkla hazırlayabileceği ve doğal meyveleri – bitkileri kullanacağınız çaylardan birini hazırlamayı ve tabiki içmeyi düşünebilirsiniz. Lakin her zaman olduğu gibi hatırlatmam gereken önemli bir konu özellikle altta yatan bir sağlık sorununuz varsa, öncelikle hekiminizin onayını almanız sağlığınız için çok önemli.

Neden önemli?

Hazırlayacağınız çaylara ekleyeceğiniz meyvelere – bitkilere allerjiniz olabileceği gibi kullanmakta olduğunuz ilaçlarla etkileşime girerek etkilerini zayıflatabilir yada arttırabilir. Ki her iki durum da sağlığınızı risk sokabilir.

Günümüzde uyku sorunları giderek artmakta lakin bir sorunu çözme gayreti ile başka sorunlara da kapı açmamalısınız.

Bu gün ilk olarak kolay ulaşılabilir ve genel olarak da tadı sevilen muz ile basitçe hazırlanabilen muz çayının tarifini vereyim tabi ki öncesinde nasıl etkili olduğunu görelim.

Tropikal bir meyve olan muz, sevilen meyvelerden biridir ve muz otu ömrü boyunca yalnızca bir kez meyve verir; hasattan sonra kesilir ve yalnızca %40’ı yeterli şekilde değerlendirilir, kalan %60’ı selüloz, hemiselüloz ve doğal lifler açısından zengin çöp olarak kalır.

Psödostem atıkların %75’ini oluştururken, geri kalanı %25’ini oluşturmaktadır.

Muz, uyku düzenlemesinde rol oynayan triptofan, magnezyum ve potasyum içerir.

Triptofan

Muz, triptofan adlı bir aminoasit içerir. Triptofan, uykunun düzenlemesinde rol oynar.

Triptofan, vücutta serotonine ve ardından uyku hormonu olarak da bilinen melatonine dönüşür.

Diğer tüm faktörlerden bağımsız ele aldığımızda, hem triptofan dan melatonine giden sürece dair bilgilerimiz hem de yapılan çalışmalarla triptofandan zengin gıdalarda zengin beslenme uykuya dalma süresini kısaltırken uyku süresini de artırır.

İnsan vücudu triptofan üretmez.

Bu sebeple triptofanı yiyeceklerden almanız gerekir.

Yulaf, muz, kuru erik, tavuk, ton balığı, süt, peynir, yumurta ekmek, fasulye, hindi, fıstık ve çikolata triptofan açısından zengin yiyeceklerdir.

Orta boy muz, kişinin önerilen günlük miktarının %2,5 ila %4,5’i olan 11 miligram triptofan içerir.

Magnezyum

Magnezyum, sinir ve kas fonksiyonu, kemik gelişimi, kan şekeri kontrolü ve kalp ritmi tutarlılığında rol oynayan ve uykudaki rolü tam olarak anlaşılmamış olsa da, insan uyku döngülerini sürdürmede önemli olan vücuttaki temel bir mineraldir.

Bazı uzmanlar, triptofan gibi magnezyumun da vücudun melatonin üretmesine yardımcı olduğunu düşünüyor.

Ispanak ve fındık kadar magnezyum açısından zengin olmasa da muzlar nispeten iyi bir magnezyum kaynağıdır.

Orta boy muz, kişinin önerilen günlük miktarının %8 ila %10’u olan 31,9 miligram magnezyum içerir.

Potasyum

Potasyum vücut içerisindeki bir çok aktivitede rol oynayan önemli bir elektrolittir. Yapılan araştırmalarda, yeterli potasyum alamayan kişilerde (özellikle kadınların) düşük kalitede uyku uyuduğunu göstermektedir. Potasyum düşüklüğünde kas krampları veya spazmları (Geceleri bacak krampları) uykuyu bozabilir.

Muzlar iyi bir potasyum kaynağıdır; tek bir orta boy muz, yetişkin bir bireyin günlük potasyum ihtiyacının yaklaşık %12 ila %16’sını karşılar. 

Diğer Besinler

Muz, B6 vitamini, manganez olmak üzere antioksidan besinleri de içerir.

Muz Çayı Tarifleri

Kabuksuz Muz Çayı

  1. Muzu soyup iç kısmını ince ince dilimleyin.
  2. Dilimleri 2 su bardağı suyu içinde hafif aroma için 5 dakika yoğun aroma için 10 dakika kaynatın.
  3. Muz parçalarını süzün ve muz parçaları ie karışık olan suyu içeceğiniz bardağa dökün.
  4. Kalan muz çayını buzdolabınızda saklayabilirsiniz.

Kabuklu Muz Çayı

Meyve kabuklarına günümüzde sentetik pestisit ve kimyasal gübreler bulaştığı için sağlık için tehlikelidir. Bu sebeple kabuklu muz kullanmak istiyorsanız organik olanları kullanmanız önemlidir. 

  1. Kabuklu Soyulmamış organik bir muzu iyice yıkayın. Sonra karbonatlı suda 10 dk bekletin Tekrar yıkayın.
  2. Muzu he iki ucunda içi görünecek kara az miktarda kesin. Sonra kabuk kısmını soymadan 3 veya 4 parçaya bölün.
  3. Muz parçalarını 3 – 4 su bardağı suda muzun rengi kahverengiye dönene kadar kaynatın.
  4. Muz parçalarını süzün ve muz parçaları ie karışık olan suyu içeceğiniz bardağa dökün.
  5. Kalan muz çayını buzdolabınızda saklayabilirsiniz.

Kurutulmuş Muz Kabuğuyla Muz Çayı

Kurutulmuş muz kabukları yaprak çay gibi kullanılabilir. Muz kabuğunu kurutmak, elinizde taze muz olmasa bile muz çayı yapmanızı sağlar. Tabi ki organik muzlar kullanılmalıdır.

  1. Miktarı sizin takdirinizde olmak üzere muzların kabuklarını 2,5 cm’lik parçalar (kare – kare) kesin.
  2. Kestiğiniz parçaları, (gıda kurutma makineniz var ise onunla yoksa evde kullandığınız fırını da kullanabiirsinniz) fırının tepsisine yayın ve 70 °C da 5 – 7 saat (kabuklar tamamen kuruyana kadar) pişirin. 
  3. Çay içmek istediğiniz zaman 1 – 2 yemek kaşığı kurutulmuş muz kabuğunu 2 – 3 bardak suda hafif aroma için 5 dakika yoğun aroma için 10 dakika kaynatın.
  4. Zaman içinde damak tadınıza ve size vereceği uyku desteğine göre kaynama süresini ve kulanacağınız miktarı ayarlayabilirsiniz.
  5. Kaynattığınız kaptan süzerek bardağınıza dökün.

Kurutulmuş muz kabukları hava geçirmez cam kavanozda saklayabilirsiniz.

Kurutulmuş kabukları en fazla altı ay saklayın. Aralıklarla küf kontrolü yapın. En ufak şüphenizde tamamını derhal atın. Asla kullanmayın.

Muz Çayı Yapımı İçin İpuçları

Eğer muz çayı içmek akşam rutininizin bir parçası haline geldiyse, işte dikkate almanız gereken birkaç ipucu.

  • Pişirme – demleme süresini değiştirebilirsiniz: Damak tadınıza göe pişirme – demleme sürelerini kendiniz değiştirebilirsiniz güçü bir aroma için kaynama süresini uzatırken hafif bir aroma için de kısaltabilirsiniz.
  • Çay yapımında kullandığınız muzun posalarını değerlendirebilirsiniz: Muz çayıyapımında kullandığını kabuksuz meyveleri anlık olarak kek – pastalarınızda kullanabileceğiniz gibi (Ki unutmayın karbonhidrat zararlıdır) daha sonra kullanmak üzere dondurucunuzda saklayabilirsiniz.
  • Çay yapımına kadar muz kabuklarını dondurucuda saklayabilirsiniz: Muzu yedikten sonra kabuklarını dondurucuda saklayarak biriktirebilirsiniz. Yeterli miktara ulaştıktan dondurucudan çıkartıp sonra oda sıcaklığına gelene kadar. bekleetip kurutma işlemini yapabilirsiniz.
  • Damak tadınıza göre Tarçın veya diğer baharatlardan ekleyebilirsiniz: Damak tadı ve lezzet algısı kişisel olduğu için (tarçın, hindistan cevizi, karanfil veya vanilya gibi) çayınıza baharat eklemek sizin tercihiniz.

Sadece muz yemek de bir tercih olabilir. Muz, triptofan, magnezyum, potasyum ve diğer besinler ile değerli bir meyvedir.

Yapılan araştırmalarda, triptofan ile birlikte karbonhidrat almanın amino asidin beyne daha fazla geçmesine yardımcı olduğu ve uyku hormonu olarak bilinen melatonine dönüşümüm arttığı tespit edilmiş.

Bir muz yemek, yaklaşık 23 – 31 gram karbonhidrat almanızı sağlar. – Muz çay halinde daha az karbonhidrat içerir. Çayınızı ılık içmeniz durumunda bal da ilave edebilirsiniz.

SICAK ÇAYA BAL ASLA KOYMAYIN

Unutmayın, sadece doğal içerikli bir çay hazırladınız. İlk günlerde mucize yaratmasını beklememelisiniz. Ayrıca muz çayından içenlerin kimisi çok fayda görürken bir kısım da hiç fayda görmeyebilir. Güzel olan tarafı vücudunuza bilinmeyen bir kimyasal almak yerine doğal ve tercih ettiğiniz aroması ile kendinizin hazırladığı çay keyfi yapmış olacaksınız.

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️ İnsanlarda, kırmızı kan hücresi (RBC) magnezyum seviyeleri genellikle kan magnezyum seviyelerinden daha iyi bir vücut magnezyum durumu yansıması sağlar. Kandaki magnezyum konsantrasyonu düşük olduğunda, kan magnezyum seviyelerini normal aralıkta tutmak için magnezyum hücrelerden çekilir. Bu nedenle, magnezyum eksikliği durumunda, magnezyum kan testi normal seviyeleri gösterebilirken, bir RBC magnezyum testi vücudun magnezyum durumunun daha doğru bir yansımasını sağlar. 

⭐️⭐️ Triptofan Metabolizmasındaki Cinsiyet Farklılıkları: Nöropsikiyatrik Bozukluklara Odaklı Sistematik Bir İnceleme https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC10057939/

⭐️⭐️ Yatmadan önce muz ve süt tüketiminin uyku ve biyokimyasal parametreler üzerindeki etkisi https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/39209357/

⭐️⭐️ Muz meyvelerindeki biyoaktif bileşikler ve sağlık yararları https://academic.oup.com/fqs/article/2/4/183/5164297

⭐️⭐️ Triptofanın insan sağlığı açısından önemi nedir? https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/28799778/

⭐️⭐️ Mikroorganizmalar, Triptofan Metabolizması ve Kinurenin Yolu: İnsan Sağlık Durumunu Etkileyen Karmaşık Bir Bağlantılı Döngü https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC6585246/

⭐️⭐️ Uyku ve Diyet: Döngüsel Bir İlişkinin Artan Kanıtı https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC8511346/

⭐️⭐️ Triptofan takviyesinin uyku kalitesi üzerindeki etkisi: sistematik bir inceleme, meta-analiz ve meta-regresyon https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/33942088/

⭐️⭐️ L-triptofanın uyku hali ve uyku üzerindeki etkileri https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/6764927/

⭐️⭐️ L-triptofanın neden olduğu uyku. Normal diyet alımı içindeki dozajların etkisi https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/469515/

⭐️⭐️ L-triptofanın uykuya dalma güçlüğü çekenler üzerindeki etkileri https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/227180/

⭐️⭐️ Magnezyum: Yeterince Tüketiyor muyuz? https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC6316205/

⭐️⭐️ Magnezyum https://ods.od.nih.gov/factsheets/Magnesium-HealthProfessional%20/

⭐️⭐️ Egzersiz yapan erkeklerde muz tüketiminden sonra plazma potasyum konsantrasyonu ve içeriğindeki değişiklikler https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/23182013/

⭐️⭐️ Muzdaki biyoaktif bileşikler ve bunlarla ilişkili sağlık yararları – Bir inceleme https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/27041291/

⭐️⭐️ Olgunlaşma Sırasında Analitik ve In Silico Tekniklerinin Uygulanmasıyla Muz Fenolik İçeriğinin Potansiyel Sağlık Faydaları https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC9962436/

⭐️⭐️ Muz etinin antioksidan aktivitesi ve meme ve pankreas kanseri hücreleri üzerindeki antiproliferatif etkisi. https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC8907754/https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC8907754/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

Magnezyum Hapları Kabızlık İçin mi?

Magnezyum İnorganik ve Organik olmak üzere iki gruba ayırıyoruz

İnorganik Magnezyum: Bu gruptakiler reçeteli yada reçetesiz olarak satılan ve tüketilenler.

Aslında inorganik magnezyum çoğu kabızlığı önleyici (Laksatif) yararı dışında pek bir işe yaramaz, bağırsaklardan emilimleri çok düşüktür.

Magnezyum (Mg 2+) insan vücudunda 300 den fazla enzimin yapısına katılır – çalışmasını sağlar. Vücuttaki dördüncü en bol mineraldir.

Yetişkin erkekler için önerilen günlük magnezyum miktarı 420 mg ve yetişkin kadınlar için 320 mg’dır

Günlük magnezyum ihtiyacının yaklaşık %10’u sudan elde edilir.

İnsan Vücudundaki Magnezyum Dengesi

Magnezyum toprakta bulunur. Oradan suya, oradan bitkilere geçer. Tek başına inorganiktir.

Bitkilerdeki Magnezyum (Mg 2+) eksikliği, insanın anemi olması gibi bir durumdur. Bir başka tarifle kandaki hemoglobine bağlanan demir ile bitkilerin yeşil yapraklarındaki Magnezyum (Mg 2+) aynıdır.

Tabi ki günümüzde bitkilerdeki Magnezyum (Mg 2+) miktarı düşmüştür. Günümüzde 70’li yıllarda bitkilerde bulunan Magnezyum (Mg 2+) miktarının ancak. %70 i kadarı mevcuttur. Bu duruma sebep olan etkenlerin başında (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) bitki ve tohumları genetiği ile oynanması, endüstriyel atıklar, uygunsuz gübreleme, hormon takviyeleri, anız yakımı vb gibi uygulamalar gelmektedir.

İnsan Vücudundan Magnezyum (Mg 2+)

  • %52 Kemikler
  • %28 Kaslar
  • %19 Yumuşak dokularda
  • %0.3 kadarı kanda (serum)

Bulunur.

Magnezyum (Mg 2+) değeri genel olarak kanda (serumda) düşmez. Veya hafif düşme görülebilir.

Bu maalesef aldatıcı bir durumdur.

Çünkü

Kanda Magnezyum (Mg 2+) değeri düşmeye başladığında kemik ve kaslardan yıkım yolu ile seviye tamamlanır.

Evet ölçüm sırasında hafif bir düşme tespit edilmiş olabilir.

Düşük değer sonrasında reçete edilebilen ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından (SUT) ödeme kapsamında olan (Magnezyum ilaçları inorganiktir) bir tanesini içmeye başladıktan bir süre sonra tekrar kan tetkiki yaptırdığınızda serum Magnezyum (Mg 2+) değeriniz normal sınırlarda çıkabilir.

Siz kullandığınız ilaç sayesinde kan değerinizin normale geldiğini düşünürken aslında kemik ve kaslardan yıkım olup seviye tamamlanmıştır.

Burada kendi kendinize sormadığınız ve aslında sormanız gereken sorular;

  • İçtiğim haplarla magnezyum değerim gerçekten tam mı?
  • Kan magnezyum seviyem kemiklerimde erimeylemi tamamlandı?
  • Kan magnezyum seviyem kaslarımın yıkımıylamı tamamlandı?

Konunun daha da başına gelecek olursak, vücudunuz öyle bir sistem ki böbreklerinizde sorun yoksa, aşırı yaşlı değilseniz, abartılı beslenme bozukluğunuz yoksa kan/serum seviyenizi zaten düşürmez. Kaslardan yada kemiklerden yıkıma uğratarak tamamlar.

Yukarıda yazmıştım

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından (SUT) ödeme kapsamında olan (Magnezyum ilaçları inorganiktir) ilaç formlarının içerisinde genel olarak bulunanlar;

  • Magnezyum Oksit
  • Magnezyum Klorit
  • Magnezyum Sülfat
  • Magnezyum Hidroksit

Peki bu içeriklerden herhangi birinin olduğu ilacı (Magnezyum) kullandığınızda +² degerlikli magnezyum bağırsaklarınızdan kolay emilmeyeceği yada az emileceği için bağırsağa su çekerek (laksatif etki) kabızlığa iyi gelirler.

Devamlı yazdırdığınız magnezyum ilaçlarının yukarıda listelediğim inorganik olanlarının yararlanımı oldukça düşük anlayacağınız.

Sorabilirsiniz…

Hiç kan/serum magnezyumunu arttırmaya yarayan takviye – ilaç yok mu?

Var tabi kiii…

Bilim insanları mg+² formunun bağırsaktan emiliminin zor ve kısıtlı olduğunu fark edince çalışmalar sonucunda aminoasitlerle birleştirerek organik hale getirme yolu bulmuşlar. Ve emilimini oldukça yükseltmişler. Üretilen organik magnezyumlar…

Organik Magnezyumlar

  • Magnezyum Malat
  • Magnezyum Glisinat
  • Magnezyum Sitrat
  • Magnezyum Taurat
  • Magnezyum L-treonat
  • Magnezyum Pidolat

Organik magnezyumların farklı etkileri ve kullanım alanları mevcuttur. İleride sizlerle paylaşacağım.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Klinik Sağlık Hizmetlerinde Magnezyumun Önemi https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC5637834/

⭐️⭐️ Magnezyum: fizyoloji ve farmakoloji https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/10618948/

⭐️⭐️ Magnezyum: Yeterince Tüketiyor muyuz? https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/30513803/

⭐️⭐️ Magnezyum ve İnsan Sağlığı: Perspektifler ve Araştırma Yönleri https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC5926493/

⭐️⭐️ Magnezyumun büyüsü https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/23969766/

⭐️⭐️ Magnezyum: beslenme ve metabolizma https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/12537987/

⭐️⭐️ İNSAN SAĞLIĞI VE BESLENME FİZYOLOJİSİ AÇISINDAN MAGNEZYUM http://chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2017215

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

MİDE İLAÇLARI ve BAZI ZARARLARI (PPI ilaçlar)

Hasta:5 yıldır mide koruyucu PPI grubu ilaç (Pazarlama sloganı) kullanıyorum. Kullanmazsam midem midem kötü oluyor. Kullandığımda midemi iyi hissediyorum.”

🔸 Sizce bu durumda hasta tedavi mi oluyor?

🔸 İlaca bağımlı olarak yaşamak ne kadar doğru?

🔸 Hastanın şikayetlerinin kök nedenini bulmak gerekmez mi?

🔸 Hastalığın nedenini her zaman ilaçla mı tedavi etmek gerekir?

🔸 Hastanın beslenme alışkanlığındaki, yaşam tarzındaki hataları düzeltmek gerekmez mi?

Yaşam içerisinde bolca ”midemde asit var” ”midem ağrıyor mide koruyucu içeyimbenzeri cümleleri duyarsınız.

Peki.. Midede niye asit oluyor?

Bu asit bize yararlı mı? zararlı mı?

İlk olarak mide asidi hakkında biraz bilgilerimizi tazeliyelim

MİDE ASİDİ

Midenin mukoza zarı tarafından üretilen, PH değeri ortalama 1,5 olan oldukça asidik renksiz bir sıvıdır. Yiyeceklerin kolayca parçalanıp sindirilmesi işlevini gerçekleştirir.

Mide günde yaklaşık 1,5 ila 3 litre mide suyu üretir. Mide suyundaki hidroklorik asit yiyecekleri parçalar ve sindirim enzimleri proteinleri böler. Asidik mide suyu aynı zamanda bakterileri öldürür, patojenlere karşı ilk savunma görevini görür. 

Gastrik asit, mide öz suyunda yer alan bir tür sindirim asididir. Asit, midenin iç yüzeyinde yer alan hücreler (Parietal hücreler) tarafından üretilmektedir. Asit, tam bir formüle sahip olmamakla beraber, hidroklorik asit (HCl), potasyum klorit (KCl) ve sofra tuzu (NaCl) içermektedir. Asidin PH değeri, 1 ve 2 arasında olup, normal şartlarda insanlar için oldukça zararlıdır. Gastrik asidin fazla üretildiği zamanlarda, midede yaralar, gastrit ve gastrik ülser oluşmaktadır. Aynı şekilde bu asidin yetersiz kaldığı zamanlarda da sindirim sorunları yaşanmaktadır. Asit, herhangi bir gıdayı sindirirken, aşağıdaki kimyasal tepkime meydana gelmektedir.

HCL + NaHCO3 → NaCL + H2CO3

Bu asit ortamda; Principal hücrelerden Gastrin hormonu salınmasını tetikler. Gastrin hormonu ise H2 reseptörlerinin duyarlılığını artırarak Gastrik asit sekresyonunu uyarır. Yine bu asit pH’da Pepsinojen’in Pepsin’e dönüşmesi ile birlikte özellikle protein sindirimini başlatılır.

İkinci olarak Mide ve çevresindeki asit üretimi işleyişine bakalım.

Altta bir tek çıkışı mideye olan sıvı deposu hayal edin.(Bu çıkıştan mideye asit geliyor) Bu deponun üstünde ayrı köşelerinde de iki tane de sıvı girişi olsun. Bu üstteki iki girişte de alttaki tek çıkışta da musluklar olsun.

Üçüncü olarak mide asidi ile ilgili farklı grup ilaçları ve etki yolarını görelim.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Proton pompa inhibitörü (PPI) ilaçlar en alttaki o çıkış musluğunu kapatır ve böylece mideye asit gelmez.

O çıkış musluğunun adı PROTON POMPASI’ dır. PPI ilaçlar bu musluğu kapatır. (inhibe eder)

PPIi grubu ilaçların ticari adlarını yazmayacağım. Aşağıda tanımanızı sağlayacak,

  • Omeprazol
  • Lansoprazol
  • Pantoprazol gibi etken maddeleri olan ilaçlardır. Bu tür ilaçların atken madde isimleri PRAZOL diye biter.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

H2 (histamin-2) antagonisti ilaçlar mide asitini azaltır lakin deponun altında ki musluğu kapatmaz.

En üstteki girişlerden sadece birini kapatır ve birinden yine asit depoya dolar ve yine alttaki çıkış musluğundan mideye asit akabilir. Yani asidi yarı yarıya kesmiş oluruz.

H2 (histamin-2) antagonisti ilaçların ticari adlarını yazmayacağım. FAMOTİDİN etken maddeli ilaçlardır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

ANTİ-ASİT ilaçlar. Bu ilaçlar deponun ne üstünde ne altında musluk kapatmıyorlar.

Bu ilaçlar midedeki asitin PH sını yükseltir. (bazik tarafa yaklaştırır) Böylece asidik seviye azalmış olur. Asit üretimi engellenmez, mideye gelmesi (muslukların kapanması yolu ile olmaz) engellenmez.

ANTİ-ASİT ilaçları ticari isimleri ile veriyorum. Gaviscon, Gavcin, Metsil, Talcid, Rennie gibi ilaçlar bu grupta yer alır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Son olarak ne musluk kapatan, ne asiti bazik hale getiren direk mide yüzeyini ince bir film gibi kaplayarak fazla asitin mide duvarına zarar vermesini önleyen ilaçlar.

Bu grupta da ticari ismini veriyorum .Antepsin isimli ilaç SUKRALFAT etken maddesi ile bunu yapar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Deponun çıkış musluğunu (proton pompası) kapatan, mide asitini tamamen kesen PPI ilaçlara gri dönelim.

PPI ilaçların kullanımında karşılaşacağımız sağlık sorunlarına bi göz atalım;

🔶🔶 Mide asidi tamamen kesilince emilim için “mide asitine” ihtiyaç duyan bazı vitamin ve mineraller vücutta eksik kalır.

B12 Vitamini: B12 ilk etapta mide asiti ile salgılanan bir protein olan HAPTOCORRİN’e bağlanır. Bu protein ile ince bağırsak ilk kısmına iner. Mide asiti olmazsa, bu proteinde olmaz, B12 de bağlanıp ince bağırsağa geçemez.

  • Çinko,
  • Magnezyum,
  • Demir,
  • Kalsiyum,
  • C vitamini emilimi için mide asiti gereklidir.

PPI ilaçlar sebebi ile eksilen bu vitamin ve minerallere bağlı olarak da, el, kol ve bacaklarda uyuşma, karıncalanma, Kas kitlesi kaybı (sarkopeni), Kas harabiyeti (rabdomiyoliz) Karpopedal spazm (ebe eli) ve tetani (kalsiyum düşüklüğü ile birlikte)kaslarda güçsüzlük, Fibromiyalji, kansızlık, hafıza zayıflığı, düşük bağışıklık, kalpte aritmi başlar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

🔶🔶 Helikobakter Pylori , normalde herkesin mide mukozasında gömülü olarak bir miktar vardır.

Helikobakter Pylori asitli ortamda çoğalamaz, bu sebeple mide mukozasından yüzeye çıkmaz. Hatta kendinde bir mekanizma ile çevresinde ki asidik ortamı bazik hale getirir.

Eğer PPI ilaç kullanır ve asidi kesersek helikobakter pylori mide mukozasından yüzeye çıkar ve hızlıca ortamda çoğalır. (Mide içersinde)

Hastalığı sebebi ile tedavi almış dikkatli kişiler hemen şu soruyu soracaktır.O zaman Helikobakter pylori tedavisinde antibiyotik ve bizmut tuzu yanında PPI ilaç neden veriliyor ?

Çünkü; Antibiyotiğin mideye zarar vermesini önlemenin yanısıra Helikobakter Pylori mukozada gömülü olduğu yerden ASİT AZALDIĞI İÇİN yüzeye çıksın ve antibiyotik helikobakter pyloriye etki etmesi maksadı ile yapılan bir uygulamadır.

PPI ilaçlar sebebi ile azalan mide asidi helikobakter pylori’ nin üremesi ve yayılması için ortam sağlar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

🔶🔶Mide asiti azlığı ağız florasını da bozar. Tıpkı Bağırsaklarımız gibi ağzımızın da bir bakteri florası var

Ağız florasının bozukluğu ise kulak ve boğaz iltihabi hastalıkları ile diş eti hastalıklarına neden olur.

PPI ilaçlar sebebi ile azalan mide asidi ağız florasının da bozulması ile diş eti, kulak ve boğaz enfeksiyonlarının oluşmasına sebep olur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

🔶🔶 PPI (Mide koruyucu) lar 7 günlük kullanımda bile ağız florasındaki patojen streptococcus bakterisinin bağırsağa ulaşıp çoğalmasına yol açar.

http://bit.ly/3Xntb4g

PPI ilaçlar sebebi ile azalan mide asidi ağız florasındaki patojen streptococcus bakterisinin bağırsağa ulaşıp çoğalmasına yol açar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

🔶🔶 Beslenme amacı ile aldığımız gıdalar başta olmak üzere ağız yolu ile birçok bakteriyi alırız. Normal şartlarda sağlıklı bir mide ve mide asidi ile bu bakteriler bize zarar veremez, çünkü mide asitinde ölürler.

Eğer mide asidini PPİ lar ile tamamen kesersek ağız yolu ile aldığımız tüm bakteriler bağırsaklara gider ki aşırı geçirgen bağırsak dahil bir çok hastalığa neden olurlar, bağırsak florası bozulur.

PPI ilaçlar sebebi ile azalan mide asidi gıdalarla alınan bakterilerin ince barsağa geçmesine ve aşırı geçirgen barsak başta olmak üzere bir çok hastalığın oluşmasına sebep olur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

🔶🔶 Kulak çınlaması, Vertigo: İç kulak koklea içinde de proton pompaları bulunur. Koklea sadece labirentin arter tarafından beslenmektedir. PPI ilaç kullanımı ile buradaki proton pompaları da çalışmaz (inhibe) olur, koklea’ya giden kan akımı yavaşlar

Koklea, iç kulakta bulunan bezelye tanesi kadar küçük ve spiral şekilli bir yapıdır. Sesleri mekanik titreşimlerden sinyallere dönüştürmekle sorumludur. Dönüştürdüğü bu sinyaller, işitme siniri aracılığıyla beyne iletilir. Bu işlemi gerçekleştiren, kokleadaki özel algılayıcı hücrelerdir (tüy hücreler).

PPİ ilaçlar nitrik oksit sentezini azaltarak, homosistein düzeylerini yükselterek, oksidatif stresi artırarak ve/veya pıhtılaşmaya eğilimi artırarak koklear kan akımını etkileyerek iç kulak patolojilerine, işitme kaybına ve baş dönmesine zemin hazırlayabilir. 

PPI ilaçların etkisi vücuttaki diğer proton pompalarına da olur ve bu pompaları (muslukları) kapatırlar. Buna bağlı olarak koklea’yı etkilemeleri ile Kulak çınlaması, baş dönmesi, denge kaybı, işitme kaybı oluşur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

🔶🔶 Demans, Hafıza kaybı, Depresyon: Lansoprazol ve omeprazol’ün %15 civarında kan beyin bariyerini geçtiği yapılan çalışmalarla tespit edilmiş durumda. Beyinde de proton pompaları var. Peki bunun sonucu ne olur ?

Beynin içerisinde sinaptik veziküllerde bulunan proton pompaları nörotransmiterlerin veziküllerin içerisine depolanmasında görev alır. Serotonin, Dopamin gibi norotransmitterlerin depolanmasını bozmak demek depresyon demektir.

PPİ ilaçlar beyinde tau ve amiloid beta kaynaklı nörotoksisiteyi artırır. Bunu vakuol pompalarının işlevlerini bozarak amiloid beta plaklarının temizlenmesini engelleyerek ve tau fosforilasyonunu artırarak yaparlar.

Yapılan çalışmalarda en çok lansoprazole bağlı olarak amiloid beta oluşumu görülür. Demans da amiloid beta oluşumu ile gelişir.

PPI ilaçların etkisi beyindeki proton pompalarına da olur ve bu pompaları (muslukları) kapatırlar. Buna bağlı olarak Seratonin ve Dopamin depolanması bozulur. Depresyon, Demans, Hafıza kaybı gelişir.

Sonuç Olarak Tüm Bu Bilgilerin Eşliğinde;

  • Her seferinde hekiminiz gerek görmeden PPİ kullanılmamalıdır.
  • Çok zorunlu olmadıkça PPI ilaç kullanılmamalı
  • Kullanılacaksa süresi 3 haftayı geçmemelidir.
  • Mide asidini illede azaltmak gerekiyorsa H2 Reseptör Antagonisti ilaç ve Anti-asit ilaçlar tercih edilmelidir.

Mide Asidini Azaltmak İçin Bitkisel Tavsiyelerim

  • Ebe gümeci,
  • Kudret Narı (Özellikle zeytinyağının içinde bekleterek)
  • Karanfil tozu,
  • Papatya,
  • Hatmi çiçeği gibi

Mide Asidini Azaltmak İçin Yardımcı İlaç Olarak Tavsiyelerim

  • N-Asetil Glukozamin
  • Magnezyum karbonat
  • Çinko L- Karnozin

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Hangi vitamin hangisi ile kullanılmaz ?

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

DEMİR – KALSİYUM beraber alınmaz.

Kalsiyum demiri engeller.

Ayrıca gıdalardaki kalsiyum ve fitatlar da engeller.

Bu sebeple Demir ilacı / demir preparatları ile yemek arasında 4-5 saat olmalı. (Tercihen gece yatmadan aç alınmalı. Akşam 20.00 de son öğünden 4 saat sonra gece 24.00 de. Böylece sabaha kadar da yeme içme olmadığı için tam emilme olur.)

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

ÇİNKO-BAKIR beraber alınmaz.

Her ikiside aynı reseptöre bağlanır ve bakır baskın gelerek çinkoyu engeller.

Bakır aynı zamanda şampuanlarda çok kullanılan B5 (pantotenik asit) vitamini de engeller.

Maalesef sadece ikisinin bir arada olduğu tablet bile var. Alırken dikkat edin.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

SELENYUM ve BAKIR bir arada kullanmaz.

Selenyum engellenir. C vitamini selenyum etkisini artırır..

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

MİDE İLAÇLARI ile Demir, Çinko, Magnezyum, B12 arasında 5 (beş) saat fark olmalı.

Bunların emilimi için mide asiti gerekli, eğer mide ilacı (PPI, ANTİ-ASİT, H2 antagonisti) kullanıyorsanız vücudunuzda bu vitamin ve mineraller eksilir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

METFORMİN ➖ B12 beraber alınmaz.

METFORMİN içeren Diyabet /obezite ilaçları B12 emilimini NET ENGELLER

Metformin Bağırsak duvarında (+,-) yönünü değiştirir ve B12 bağırsağa giremez.

METFORMİN kullanımından 8 saat sonra B12 kullanmak gerekir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

EUTHYROX – LEVITRON ve DEMİR beraber alınmaz.

Levotiroksin içeren hipertiroidi ilaçları ile DEMİR beraber kullanılmaz..

Ama bu kez Demir degil tiroit ilaçlarının emilimi engellenir

Sadece demir değil MİDE İLAÇLARI DA hipertiroidi ilaçlarını engeller.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

ASPİRİNVitamin E, Omega-3, Vitamin K1 ile beraber kullanılmaz.

Vitamin E ve Omega-3 aspirin etkisini artırır, damarlarda sızıntıya neden olabilir. Aspirinle aralarında 7-8 saat fark olmalıdır.

Aspirin K1’in etkisini nötralize eder, K1 bir işe yaramaz, beraber kullanılmazlar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

E vitamini / Omega-3 ve K vitamini beraber alınmaz

E vitamini ve Omega-3 kanı sulandırırken K vitaminin pıhtılaştırma özelliğini engeller.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

B12, D vitamini, B9, B6, C vitaminleri GECE ALINMAZ.

D vitamini melatonini engelleyerek uykusuzluk yapar. Diğerleri ise enerji metabolizmasına katılarak uykusuzluk yapar.

Yatma saati ile D vitamini arasında 12, diğerleri ile 5 saat fark olmalıdır.

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Haydi Kolajen Üretelim

Yunanca’da “kolla” kelimesinden gelmektedir. Tutkal anlamına gelen bu kelime gibi kolajenler dokuların bir arada tutulması için tutkal görevi görür.

Memelilerde ve dolayısı ile vücudumuzda en çok bulunan proteindir. Şimdiye kadar tespit edilen 28 farklı kolajen tipi vardır. Deri, Kemik, Tendon, Damarlar, Göz, Diş, Saç, Tırnak gibi bir çok doku ve organda bulunur. Kemik yapımında oldukça önemlidir.

İnsan 18-20 yaş sonrası her yıl %2 civarında kolajen kaybeder.

Kadınlarda menopoz sonrası kayıp %17 civarına çıkar ve cilt sarkmaya başlar.

Bitkisel kolajen olmaz. (Kanmayın. Bitkilerde kolajen olmaz) Sadece bitkiler vasıtası ile aldıklarımız kolajen sentezini destekleyebilir.

Sırası ile Balık, Tavşan, Tavuk, Sığır etlerinden alınan aminoasitler ile en iyi kolajen elde edilir.

Her yerde duyduğunuz farklı amaçlarla üretilmiş birçok ürün çeşidi de olan bu protein yapıyı Haydi şimdi birlikte yapalım..

İlk olarak ana malzemeleri alalım bunlar Glisin, Prolin ve Hidroksiprolin aminoasitleridir.

Bu 3 aminoasidin herbirini de iplik gibi düşünün. Bu 3 ipliği elimizde birleştirelim sonra da yine elimizde C VİTAMİNİ de kullanarak sola doğru bükelim.

Elde ettiğimize PROKOLOJEN denir. Yani…

Kolajen üretiminin ilk safhası olan prokolojen oluşumunda C vitamini önemlidir. C vitamini eksikse kolajen yapımı da azalır.

Burada hemen kolajen takviyelerine bakalım: Takviyelerde Glisin, Prolin ve Hidroksiprolin aminoasitleri var. Kolajeni hazmetmek (sindirim sisteminde parçalamak ve kan dolaşımına geçirmek) zordur. O sebeple kapsül ve tabletler bu üç aminoasidi içerir.

Kemik suyunun yararı çok olsa da kolajen içeriğinin sindirimi düşük olduğu için kolajen açısından yararı maalesef düşüktür.

Kolajen yapımına devam edelim.

En son üç aminoasidi sola bükerken C vitamini de kullanmış ve prokolajen yapmıştık.

Şimdi bu üçlü demetlerden 15 (on beş) tanesini yan yana koyup ÇİNKO ve MAGNEZYUM desteği ile bu sefer de sağa doğru bükelim.

İşte size KOLAJEN elde ettik.

Yani bu safhada da ÇİNKO ve MAGNEZYUM eksik ise kolajen üretimi azalır.

Kolajen ürettik. Siz rahatladınız hemen de lakin iş öyle değil.

Kolajen elde ettik de sola büktük sağa büktük ya bunlar çözülüverirse. Bir şeyler yapmak lazım. (Endüstride bu durumlarda reçine kullanılır da vücudumuza uygun değil) İşte burada glukoz (Bildiğiniz şeker) devreye giriyor. Eliniz şekerlenince yapış yapış olur ya aynen kolajen lifinin üzerine sıvanınca ipler çözülemiyor. (Şeker çok da zararlı değilmiş demeyin her gıdadan alıyoruz abartmayın sakın)

İşimiz bitti mi? Tabi ki haaayırrr..

Yaptığımız kolajenin elastikiyetini vermedik. Eeee gerdirmedik de.. İşimiz var

Gerdirmek için bize kanca lazım. Kancayı da kilitlemek gerek. Kanca da kilit de vücudumuz içindeki enzimatik sistemler lakin o sistemlerin çalışması için de VİTAMİN A, SELENYUM ve VİTAMİN E gerekli.

EK BİLGİ: Aslında BAKIR da olması gerekli lakin dozajının ayarı çok bilinmeyenli denklem gibi.. O sebeple bilin fakat hekiminiz kontrolü olmadan asla kullanmayın.

Kolajen Tipleri

  • Tip I Kolajen: Vücuttaki en yaygın kolajen türü olan Tip 1 kolajen, cilt, kemikler, tendonlar, deri ve dişler gibi yapıların temel bileşeninde yer alır. Ayrıca saçların güçlü ve elastik olmasında da önemli bir rol oynar. Tip I kolajen, üçlü sarmal yapıya sahip olan alfa zincirlerden oluşur.
  • Tip II Kolajen: Kıkırdak dokusunun ana bileşeni olan Tip 2 kolajen, eklem sağlığı için önemlidir ve eklem kıkırdağının esnekliğini ve dayanıklılığını sağlar. Tip 2 kolajen, tip 1’den farklı olarak sadece alfa zincirlerden oluşur.
  • Tip III Kolajen: Cilt, kan damarları, iç organlar ve bağ dokusunda bulunur. Bağ dokusunun yapısal destekleyicisidir ve tip 1 kolajen ile birlikte çalışarak dokuların dayanıklılığını sağlar.
  • Tip IV Kolajen: Bazal lamina adı verilen ince bir tabakada bulunan bir kolajen türüdür. Bazal lamina tabakası, hücreleri destekler ve organların ve dokuların yüzeyini kaplar. Özellikle böbrekler, akciğerler ve kan damarları gibi filtrasyon görevi olan organlarda bulunur.
  • Tip V Kolajen: Kornealarda ve bazı cilt ve saç katmanlarında bulunan bir kolajen türüdür.

Türkiye’ de ve avrupada genellikle Tip – 1, Tip – 2, Tip – 3 formları mevcut.

Amerika ve Japonyada ise Tip – 5 ve Tip – 10 formları ağırlıktadır.

Gelelim şimdilik 28 farklı tipi olan kolajenin hangi tipini hangi durumda kullanmalısınız?

Kolajenin deriden emilimi zayıftır. Kremleri, serumları bol miktarda satışta. %2.5’tan fazla emilmeyecek bir ürüne değer mi? En doğru karar tabi ki sizin. Alacaksanız da içeriklerinde C, E, A vitamini olmasına dikkat edin.

Tabletlerinde aminoasit içeriği yüksek oranda emilir. C vitamini, Çinko, Magnezyum, Vitamin A, Bakır, Vitamin E, Selenyum, miktarı vücutta yeterli ise Kolajen yapımı da en doğru şekilde gerçekleşir.

Peki yeme içme ile kolajen yapımı için yeterli aminoasit alamama durumunda hekiminize danışarak aşağıdaki dozları alabilirsiniz;

Cildiniz İçin Kolajen

(Tip-1, Tip-3, Tip-10 un bir arada bulunması daha etkilidir.) kullanmak istiyorsanız:

Sabah – Akşam Günlük Toplam 1000 – 2000 mg kullanabilirsiniz.

Ciltteki etkisi kişiye bağlı olmakla birlikte 6 – 10 Haftada kendisini gösterir.

Eklem Ağrısı – Kemik Erimesi İçin Kolajen

(Tip-1, Tip-2 ve Tip-5 daha etkilidir.) kullanmak istiyorsanız:

Sabah – Akşam Günlük Toplam 4000 mg kullanabilirsiniz.

Etkisini 4. haftadan itibaren gösterir.

Kas Gelişimi İçin Kolajen

(Tip-1, Tip-2 ve Tip-5 daha etkilidir.) kullanmak istiyorsanız:

Sabah – Akşam Günlük Toplam 10.000 mg kullanabilirsiniz.

Etkisini 10. haftadan itibaren gösterir.

Yara İyileşmesi İçin Kolajen

(Tip-1, Tip-2 ve Tip-5 daha etkilidir.) kullanmak istiyorsanız:

Sabah – Akşam Günlük Toplam 2000 – 4000 mg kullanabilirsiniz.

Etkisini 8. haftadan itibaren gösterir.

Son dönemde yapılan çalışmalarda 12 haftalık Kolajen kullanımı ile:

🔴 Elastisite artışı %17

🔴 Kırışıklık azalması %19

🔴 Nem oranı artmış

🔴 Kemik erimesi azalmış

🔴 Kıkırdak yapı, bağ doku hasarı azalmış

🔴 Bağırsak duvarı hasarları oranı düşmüş olduğu bulunmuştur.

İdeal olan kolajen takviyesi Tip-1, Tip-2 , Tip-3, Tip-5 ve Tip-10 olmasıdır.

C vitamini, Çinko, Magnezyum, Vitamin A, Vitamin E, Selenyum takviyesi de almalısınız.

(Hekimize danışarak tabi ki)

Daha sonra Kolajen ile ilgili farklı bilgiler yer alan yazılarımızı yine buradan okuyabilirsiniz.

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Merak edenler için İngilizce anlatımı ile kolejenin..

https://www.youtube.com/watch?app=desktop&v=H3oAFvYsuq8

Daha Fazla
  • 1
  • 2