Bilgisayar Oyunları Bizi Nasıl Trol’lüyor? – Küçük Gençlere
Sınıfta sessizlik vardı. Hatice öğretmen masasında gelecek dersin hazırlığını yapıyordu. Teneffüs bitmek üzereydi. Aziz ve Tibet, sıralarında heyecanla bir şeyler konuşuyorlardı. Sesleri biraz yükselince Hatice öğretmen başını kaldırdı.
“Aziz, Tibet… Bu kadar hararetle ne konuşuyorsunuz bakalım?” dedi gülümseyerek.
İkili birbirlerinin yüzüne baktı, sonra hafifçe başlarını öne eğdiler. Ardından bir ağızdan:
“Hatice öğretmenim… Bilgisayar oyunları beynimiz için neden zararlı?”
Tam o sırada zil çaldı. Teneffüste dışarıda olan öğrenciler sınıfa girmeye başladı. Hatice öğretmen ayağa kalktı, sınıfa döndü ve gülümsedi.
“Bu sorunun cevabını birlikte bulalım,” dedi. Sonra ellerini üç kez birbirine vurdu: şap! şap! şap!
Birden sınıf tahtasının önünde bir ışık parladı. Ardından sanki bir bulut gibi bir sis kapladı ortalığı. Öğrenciler şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Sis hızla dağılırken, kahkahalar atan bir adam belirdi. Üzerinde rengârenk bir cübbe, başında parlayan bir gözlük vardı. Elinde bir baston tutuyordu. Bastonun ucundan minik yıldızlar çıkıyordu.
“Merhaba çocuklar!” dedi neşeyle. “Ben Profesör Deha! Beyin bilimcisi, hayal gezgini ve oyun dedektifi!”
Sınıf bir anda neşeyle doldu. Öğrenciler hem şaşkın hem meraklıydı.
“Profesör Deha!” dedi Hatice öğretmen. “Aziz ve Tibet’in çok güzel bir sorusu var. Bilgisayar oyunları beynimize zarar verir mi?”
Profesör bastonunu yere vurdu. “Harika bir soru! Ama cevabı anlatmak yetmez… Göstermek gerek!”
Sonra bastonunu havaya kaldırdı. “Hazır mısınız çocuklar? Beynin içine sihirli bir yolculuğa çıkıyoruz!”
Sınıf bir anda alkışlarla doldu. Öğrenciler sırayla ayağa kalktı. Profesör bastonunu salladı ve bir ışık hüzmesi tüm sınıfı sardı. Gözlerini açtıklarında kendilerini dev bir beyin odasında buldular. Her yer kıvrımlı, yumuşak ve hafifçe parlıyordu. Küçük elektrik kıvılcımları oradan oraya zıplıyordu.
“Vay canına!” dedi Tibet. “Burası… beynin içi mi?”
“Evet!” dedi Profesör. “Şu anda beynin içinde dolaşıyoruz. Burası düşünme, öğrenme, karar verme ve hayal kurma merkeziniz!”
Dikkat Merkezi – Prefrontal Korteks
Profesör bastonunu salladı. Bir anda sınıf, parlak bir bölgeye ışınlandı. Burada minik kıvılcımlar zıplıyor, renkli ışıklar yanıp sönüyordu.
“Burası prefrontal korteks,” dedi Profesör. “Yani beynin dikkat, karar verme ve plan yapma merkezi.”
Aziz parmağıyla bir bölgeyi gösterdi. “Orada bir şeyler zıplıyor!”
“Harika gözlem!” dedi Profesör. “Bu bölge, ders dinlerken, matematik problemi çözerken ya da bir arkadaşımızı dinlerken çalışır. Ama bilgisayar oyunları bu bölgeyi çok farklı şekilde etkiler.”
“Nasıl yani?” dedi Defne, merakla.
Profesör bastonunu salladı. Bir ekran belirdi. Ekranda bir çocuk bilgisayar başında oyun oynuyordu. Yanında bir saat vardı. Saatin ibresi hızla dönüyordu.
“Bakın,” dedi Profesör. “Bu çocuk günde 4 saat oyun oynuyor. Beyni sürekli hızlı kararlar vermeye, ani tepkiler göstermeye alışıyor. Ama okulda dikkatli dinlemesi, sabırlı olması gerekiyor. İşte bu yüzden oyunlar dikkat merkezini yorabiliyor.”
“Yani oyun oynayınca dikkatimiz azalıyor mu?” dedi Tibet.
“Eğer uzun süre oynarsanız evet,” dedi Profesör. “Ama kısa süreli, aralarda oynanan oyunlar zararlı değil. Sorun, beynin dinlenmeye ve farklı şeyler öğrenmeye zaman bulamaması.”
Aziz düşündü. “Yani oyun oynarken beynimiz bazı bölgeleri çok çalıştırıyor ama diğerleri dinlenemiyor mu?”
“Bravo!” dedi Profesör. “İşte tam olarak bu. Beyin bir orkestra gibidir. Her bölge birlikte çalışmalı. Ama bazı oyunlar sadece birkaç bölgeyi aşırı çalıştırır. Bu da dengeyi bozar.”
Hatice öğretmen gülümsedi. “Çocuklar, şimdi ne öğrendik?”
Defne parmağını kaldırdı. “Oyunlar dikkatimizi azaltabilir.”
Tibet ekledi: “Beynimizin bazı bölgelerini çok çalıştırır, bazılarını ihmal eder.”
Aziz: “Ama oyunlar tamamen kötü değil. Dengeli olursa sorun olmaz!”
Profesör bastonunu havaya kaldırdı. “Harika özet! Şimdi bir sonraki durağımıza gidiyoruz: Hafıza merkezi!”
Hafıza Merkezi – Hipokampus
Profesör bastonunu yere vurdu. Bir anda sınıf, kıvrımlı ve spiral gibi dönen bir bölgeye ışınlandı. Duvarlar kitap sayfaları gibi kıvrılıyor, havada minik bilgi parçacıkları uçuşuyordu.
“Burası hipokampus,” dedi Profesör Deha. “Beynin öğrenme ve hafıza merkezi. Yeni bilgileri burada saklarız, eski bilgileri buradan hatırlarız.”
Zehra şaşkınlıkla etrafa baktı. “Burası sanki bir kütüphane gibi!”
“Çok doğru,” dedi Profesör. “Ama bu kütüphane sessizliğe ve düzene ihtiyaç duyar. Eğer çok fazla gürültü, çok fazla uyarı olursa, kitaplar karışır, bilgiler unutulur.”
Tibet elini kaldırdı. “Ben bazen ders çalıştıktan sonra hemen oyun oynuyorum. Sonra öğrendiklerimi unutuyorum.”
“İşte bu tam da burada olan bir şey,” dedi Profesör. “Oyunlar çok hızlı, çok renkli ve çok uyarıcıdır. Beyin, yeni bilgileri saklamaya çalışırken birden oyun bombardımanına uğrar.
Sonuç: bilgiler kaybolur.”
Aziz düşündü. “Yani oyunlar hafızamızı silmiyor ama saklamamızı zorlaştırıyor mu?”
“Bravo!” dedi Profesör. “Aynen öyle. Özellikle uzun süreli oyunlar, beynin bilgi depolama sistemini yorar. Bu yüzden ders çalıştıktan sonra biraz dinlenmek, yürümek ya da kitap okumak hafızayı güçlendirir.”
Defne parmağını kaldırdı. “Peki oyun oynarken hiç öğrenemiyor muyuz?”
“Bazı oyunlar öğretici olabilir,” dedi Profesör. “Ama dikkatli seçilmeli. Zeka geliştirici, strateji içeren oyunlar hafızayı destekleyebilir. Ama aşırı hızlı, şiddetli ve sürekli tekrar eden oyunlar hafızayı zayıflatabilir.”
Hatice öğretmen gülümsedi. “Çocuklar, şimdi ne öğrendik?”
Zehra: “Hafıza sessizliği sever.”
Tibet: “Oyunlar çok uyarıcı olursa bilgiler karışır.”
Aziz: “Ders sonrası oyun yerine dinlenmek daha iyi.”
Defne: “Bazı oyunlar faydalı olabilir ama dikkatli seçilmeli.”
Profesör bastonunu havaya kaldırdı. “Harika! Şimdi sırada duyguların merkezi var: Amigdala!”
Duyguların Merkezi – Amigdala
Profesör Deha bastonunu yere vurdu. Bir anda sınıf, sıcak ve kıpır kıpır bir bölgeye ışınlandı. Burası daha karanlık, daha yoğun bir alandı. Duvarlar hafifçe titreşiyor, havada renkli dalgalar dolaşıyordu.
“Burası amigdala,” dedi Profesör. “Beynin duygularla ilgilenen bölgesi. Korktuğumuzda, sinirlendiğimizde, heyecanlandığımızda burası çalışır.”
Tibet etrafa bakındı. “Burası biraz gergin gibi…”
“Çünkü burası duyguların kalbi,” dedi Profesör. “Bilgisayar oyunları özellikle bu bölgeyi çok etkiler. Özellikle şiddet içeren, hızlı ve rekabetçi oyunlar.”
Aziz merakla sordu: “Nasıl etkiliyor peki?”
Profesör bastonunu salladı. Bir ekran belirdi. Ekranda bir çocuk, korku dolu bir oyun oynuyordu. Oyunda canavarlar, patlamalar, karanlık tüneller vardı. Çocuğun kalbi hızlı atıyor, gözleri büyümüş, nefesi hızlanmıştı.
“Bu çocuk şu anda çok heyecanlı,” dedi Profesör. “Ama aynı zamanda gergin. Amigdala aşırı çalışıyor. Bu durum sık sık olursa, çocuk gerçek hayatta da daha sinirli, daha sabırsız olabilir.”
Zehra düşündü. “Ben bazen oyun oynadıktan sonra kardeşime bağırıyorum. Sonra neden sinirlendiğimi bile bilmiyorum.”
“İşte bu tam da amigdalanın etkisi,” dedi Profesör. “Oyun sırasında yaşanan duygular, oyun bittikten sonra da devam edebilir. Beyin, gerçek ile sanalı ayırt etmekte zorlanabilir.”
Defne elini kaldırdı. “Ama bazı oyunlar çok eğlenceli. Gülüyoruz, eğleniyoruz. O zaman ne oluyor?”
“Eğlenceli oyunlar da amigdalayı çalıştırır,” dedi Profesör. “Ama olumlu duygularla. Yani korku yerine neşe, öfke yerine kahkaha. Bu yüzden oyun seçimi çok önemli.”
Aziz sordu: “Peki ne kadar oynamalıyız ki amigdala yorulmasın?”
Profesör gülümsedi. “Günde yarım saatten fazla oynarsanız, amigdala çok fazla uyarılır. Özellikle yatmadan önce oyun oynamak, duyguların sakinleşmesini zorlaştırır.”
Hatice öğretmen araya girdi. “Çocuklar, şimdi ne öğrendik?”
Tibet: “Oyunlar duygularımızı etkiler.”
Zehra: “Korku ve öfke oyunlardan sonra da kalabilir.”
Defne: “Eğlenceli oyunlar daha iyi ama yine de dikkatli olmalıyız.”
Aziz: “Yatmadan önce oyun oynamak iyi değil.”
Profesör bastonunu havaya kaldırdı. “Harika! Şimdi sırada hareket merkezi var: Motor korteks!”
Hareket Merkezi – Motor Korteks
Profesör Deha bastonunu yere vurdu. Bir anda sınıf, geniş ve kıpır kıpır bir alana ışınlandı. Duvarlar sanki kas lifleri gibi dalgalanıyor, yerden minik titreşimler yükseliyordu. Her yerde hareket vardı: zıplayan sinyaller, koşan ışıklar, dönen daireler…
“Burası motor korteks,” dedi Profesör. “Yani beynin hareketleri yöneten bölgesi. Koşmak, yazmak, zıplamak, hatta gülmek bile buradan yönetilir.”
Tibet şaşkınlıkla etrafa baktı. “Burası çok canlı!”
“Çünkü bedenimiz sürekli hareket ediyor,” dedi Profesör. “Ama bilgisayar oyunları sırasında bedenimiz genellikle hareketsiz kalır. Beyin hareket sinyalleri göndermez çünkü kaslar kullanılmaz.”
Aziz düşündü. “Ama parmaklarımızla tuşlara basıyoruz. Bu da hareket değil mi?”
“Evet,” dedi Profesör. “Ama çok sınırlı bir hareket. Motor korteks, büyük kas gruplarını çalıştırmayı sever. Koşmak, zıplamak, yazmak gibi. Sadece parmaklarla oynamak, bu bölgeyi tembelleştirebilir.”
Zehra elini kaldırdı. “Ben bazen uzun süre oyun oynadıktan sonra kalkınca bacaklarım uyuşmuş oluyor.”
“İşte bu tam da burada yaşanan bir şey,” dedi Profesör. “Motor korteks yeterince sinyal göndermezse, kaslar zayıflar, koordinasyon bozulur. Uzun süre oturmak, bedenin doğal hareket ritmini bozar.”
Defne sordu: “Peki oyun oynarken hareket eden oyunlar var. Dans oyunları mesela. Onlar iyi mi?”
“Harika bir örnek!” dedi Profesör. “Dans, spor ve hareket gerektiren oyunlar motor korteksi çalıştırır. Bu tür oyunlar faydalı olabilir. Ama yine de denge önemli. Gerçek hareket, oyun hareketinden farklıdır.”
Hatice öğretmen gülümsedi. “Çocuklar, şimdi ne öğrendik?”
Tibet: “Motor korteks hareketleri yönetir.”
Aziz: “Oyun oynarken bedenimiz çok az hareket eder.”
Zehra: “Uzun süre oturmak kasları tembelleştirir.”
Defne: “Hareketli oyunlar daha iyi ama gerçek hareket daha önemlidir.”
Profesör bastonunu havaya kaldırdı. “Harika! Şimdi sırada beynin en gizemli bölgesi var: Ödül sistemi!”
Ödül Sistemi – Nucleus Accumbens
Profesör Deha bastonunu yere vurdu. Bir anda sınıf, rengârenk ışıklarla dolu bir bölgeye ışınlandı. Her yerde parlayan yıldızlar, zıplayan baloncuklar ve neşeyle dönen çarklar vardı. Ortam sanki bir lunapark gibiydi.
“Vay canına!” dedi Defne. “Burası çok eğlenceli!”
“Burası nucleus accumbens,” dedi Profesör. “Beynin ödül merkezi. Mutlu olduğumuzda, bir şeyi başardığımızda, bir sürprizle karşılaştığımızda burası çalışır.”
Tibet şaşkınlıkla etrafa baktı. “Ama burası oyun gibi!”
“Çünkü oyunlar tam da bu bölgeyi hedef alır,” dedi Profesör. “Her seviye geçildiğinde, her puan kazanıldığında, her ödül alındığında nucleus accumbens dopamin salgılar. Dopamin, ‘mutluluk kimyasalı’ olarak bilinir.”
Aziz merakla sordu: “Yani oyun oynarken mutlu oluyoruz çünkü dopamin salgılanıyor mu?”
“Kesinlikle!” dedi Profesör. “Ama dikkat! Eğer bu bölge çok sık uyarılırsa, beyin gerçek hayattaki ödülleri sıkıcı bulmaya başlar. Ödev bitirmek, kitap okumak, arkadaşla sohbet etmek… bunlar artık yeterince ‘eğlenceli’ gelmez.”
Zehra düşündü. “Ben bazen oyun oynamadığımda hiçbir şey yapmak istemiyorum. Her şey sıkıcı geliyor.”
“İşte bu nucleus accumbens’in aşırı uyarılmasıdır,” dedi Profesör. “Beyin sürekli yüksek dopamin ister. Bu da ‘bir tur daha oynayayım’ isteğini doğurur. Zamanla bağımlılık gelişebilir.”
Defne sordu: “Peki hiç mi oyun oynamamalıyız?”
“Hayır,” dedi Profesör. “Oyunlar eğlencelidir. Ama dengeli olmalı. Beyin, farklı ödülleri de tanımalı. Bir problemi çözmek, bir arkadaşına yardım etmek, bir hikâye yazmak… bunlar da dopamin salgılar. Ama daha doğal ve kalıcı şekilde.”
Hatice öğretmen gülümsedi. “Çocuklar, şimdi ne öğrendik?”
Tibet: “Oyunlar dopamin salgılar, bu da bizi mutlu eder.”
Aziz: “Ama çok fazla olursa gerçek hayat sıkıcı gelir.”
Zehra: “Oyun bağımlılığı nucleus accumbens’le ilgilidir.”
Defne: “Farklı ödüller de mutluluk verir, sadece oyun değil.”
Profesör bastonunu havaya kaldırdı. “Harika! Şimdi sırada görsel dikkat merkezi var: Oksipital lob!”
Görsel Dikkat Merkezi – Oksipital Lob
Profesör Deha bastonunu yere vurdu. Bir anda sınıf, ışıklarla dolu bir tünelin içine ışınlandı. Duvarlar ekran gibi parlıyordu. Renkler sürekli değişiyor, şekiller dönüyor, bazıları hızla kayboluyordu.
“Burası oksipital lob,” dedi Profesör. “Beynin görsel dikkat merkezi. Gördüğümüz her şey burada işlenir: renkler, şekiller, hareketler, yazılar…”
Aziz gözlerini kısarak etrafa baktı. “Burası biraz yorucu gibi…”
“Çünkü çok fazla görsel uyarı var,” dedi Profesör. “Bilgisayar oyunları özellikle bu bölgeyi çok çalıştırır. Sürekli değişen sahneler, parlayan efektler, hızlı geçişler… Oksipital lob hiç durmadan çalışır.”
Tibet sordu: “Bu kötü mü peki?”
“Fazlası zararlı olabilir,” dedi Profesör. “Bu bölge çok yorulursa, dikkat süresi kısalır. Gözler çabuk yorulur. Gerçek hayattaki daha yavaş görüntüler sıkıcı gelmeye başlar.”
Zehra düşündü. “Ben bazen ders kitabına bakarken hemen sıkılıyorum. Ama oyunda saatlerce ekrana bakabiliyorum.”
“İşte bu tam da burada yaşanan bir durum,” dedi Profesör. “Oyunlar çok hızlı ve parlak olduğu için beyin buna alışır. Sonra kitap sayfası ona ‘yavaş’ gelir. Bu da odaklanmayı zorlaştırır.”
Defne elini kaldırdı. “Peki gözlerimiz zarar görür mü?”
“Evet,” dedi Profesör. “Uzun süre ekrana bakmak göz kuruluğuna, baş ağrısına ve görsel yorgunluğa neden olabilir. Özellikle karanlıkta oyun oynamak daha da zararlıdır.”
Aziz sordu: “Ne yapmalıyız peki?”
“Her 30 dakikada bir 5 dakika ara vermek iyi bir başlangıç,” dedi Profesör. “Gözleri dinlendirmek, uzağa bakmak, biraz yürümek… Oksipital lobun nefes almasını sağlar.”
Hatice öğretmen gülümsedi. “Çocuklar, şimdi ne öğrendik?”
Tibet: “Oyunlar görsel dikkat merkezini çok çalıştırır.”
Zehra: “Kitaplar sıkıcı gelmeye başlayabilir.”
Defne: “Gözlerimiz yorulabilir, başımız ağrıyabilir.”
Aziz: “Ara vermek ve uzağa bakmak iyi gelir.”
Profesör bastonunu havaya kaldırdı. “Harika! Şimdi son durağımıza gidiyoruz: Uyku düzeni merkezi – Pineal bez!”
Uyku Düzeni – Pineal Bez
Profesör Deha bastonunu yere vurdu. Bir anda sınıf, loş ve huzurlu bir ortama ışınlandı. Duvarlar yumuşak mor ışıklarla parlıyor, havada minik yıldızlar süzülüyordu. Ortam sessizdi, sanki herkes uyuyormuş gibi…
“Burası pineal bez,” dedi Profesör. “Beynin uyku düzenini kontrol eden bölgesi. Melatonin adlı bir hormon salgılar. Bu hormon, gece geldiğinde bizi uykulu yapar.”
Zehra gözlerini ovuşturdu. “Burası beni uykulu yaptı bile…”
“Çünkü burası geceyi sever,” dedi Profesör. “Ama bilgisayar oyunları, özellikle gece oynandığında bu bölgeyi şaşırtır.”
Tibet sordu: “Nasıl yani?”
Profesör bastonunu salladı. Bir ekran belirdi. Ekranda bir çocuk gece yatağında, elinde tabletle oyun oynuyordu. Ekran çok parlaktı. Çocuğun gözleri açık, ama vücudu yorgundu.
“Bakın,” dedi Profesör. “Ekran ışığı pineal beze ‘gündüz’ sinyali gönderir. Melatonin salgılanmaz. Sonuç: uykuya geç kalma, sabah yorgun kalkma, gün boyu dikkat eksikliği.”
Aziz düşündü. “Ben bazen gece oyun oynuyorum. Sonra sabah kalkmak çok zor oluyor.”
“İşte bu tam da burada yaşanan bir şey,” dedi Profesör. “Pineal bez karanlık ister. Ekran ışığı onu kandırır. Bu yüzden yatmadan en az 1 saat önce ekranlardan uzak durmak gerekir.”
Defne sordu: “Peki oyun oynarsak hiç mi melatonin salgılanmaz?”
“Hayır,” dedi Profesör. “Ama gecikmeli olur. Uykuya geç kalırsınız, uyku kalitesi düşer. Beyin tam dinlenemez. Bu da hafıza, dikkat ve duygular üzerinde olumsuz etki yapar.”
Hatice öğretmen gülümsedi. “Çocuklar, şimdi ne öğrendik?”
Zehra: “Melatonin gece salgılanır, ekran ışığı bunu engeller.”
Aziz: “Gece oyun oynarsak sabah yorgun kalkarız.”
Defne: “Yatmadan önce ekranlardan uzak durmalıyız.”
Tibet: “Pineal bez uyku düzenini kontrol eder.”
Profesör bastonunu havaya kaldırdı. “Harika! Şimdi son durağımıza gidiyoruz: Sınıfa dönüş ve öğrendiklerimizi paylaşma zamanı!”
Profesör Deha bastonunu havaya kaldırdı. “Hazırsanız, son durağımıza dönüyoruz: sınıfınıza!”
Bir ışık hüzmesi çocukları sardı. Gözlerini açtıklarında kendilerini yine Hatice öğretmen’in sınıfında buldular. Her şey yerli yerindeydi ama çocukların gözlerinde bir şey değişmişti: merak yerini farkındalığa bırakmıştı.
Aziz sırasına oturdu, Tibet yanına geçti. Defne ve Zehra birbirlerine baktılar, sonra gülümsediler.
Hatice öğretmen ayağa kalktı. “Peki çocuklar… Bu sihirli yolculukta neler öğrendik?”
Aziz parmağını kaldırdı. “Prefrontal korteks dikkatimizi yönetiyor. Çok oyun oynarsak dikkatimiz dağılabilir.”
Tibet ekledi: “Hipokampus hafızamızı saklıyor. Ders çalıştıktan hemen sonra oyun oynarsak bilgiler karışabilir.”
Zehra: “Amigdala duygularımızı kontrol ediyor. Şiddetli oyunlar bizi sinirli yapabilir.”
Defne: “Motor korteks hareketlerimizi yönetiyor. Uzun süre oturmak kaslarımızı tembelleştirir.”
Aziz: “Nucleus accumbens bizi mutlu eder ama çok fazla oyun oynarsak gerçek hayat sıkıcı gelebilir.”
Tibet: “Oksipital lob görsel dikkatimizi sağlar. Ekranlar gözümüzü yorabilir.”
Zehra: “Pineal bez uyku düzenimizi kontrol eder. Gece oyun oynamak bizi uykusuz yapar.”
Hatice öğretmen gözleri dolu dolu gülümsedi. “Harika özetlediniz. Peki şimdi ne yapmalıyız?”
Profesör Deha bastonunu yere vurdu. “İşte şimdi sıra sizde! Bilgisayar oyunları kötü değildir. Ama onları nasıl, ne zaman ve ne kadar oynadığınız çok önemlidir.”
Defne düşündü. “Ben artık yatmadan önce oyun oynamayacağım.”
Aziz: “Ben oyun oynadıktan sonra biraz yürüyüş yapacağım.”
Tibet: “Ben oyun süremi yarım saatle sınırlayacağım.”
Zehra: “Ben oyunlardan sonra kitap okuyacağım ki beynim dengeyi bulsun.”
Profesör Deha gülümsedi. “İşte şimdi ışığınız büyüyor. Çünkü gölgeleri tanıdınız. Beyninizin içini keşfettiniz. Artık oyunları bilinçli oynayacaksınız.”
Hatice öğretmen alkışladı. “Teşekkür ederiz Profesör Deha. Bu sınıf artık sadece bilgili değil, bilinçli bir sınıf.”
Profesör bastonunu havaya kaldırdı. “Benim görevim tamamlandı. Ama unutmayın: her kararınızda, her oyun saatinde, beyniniz sizinle konuşur. Onu dinleyin.”
Bir ışık parladı. Profesör Deha kahkahalarla kayboldu. Sınıf sessizleşti. Ama bu sessizlik, düşünceli bir sessizlikti.
Aziz, Tibet, Defne, Zehra ve diğer sınıf arkadaşları birbirlerine baktılar. Artık sadece oyun oynayan çocuklar değil; beynini tanıyan, kararlarını bilinçle veren küçük bilim insanlarıydılar.
Ve o gün, sınıfın tahtasında şu cümle yazılıydı:
“Beynimizi tanıdıkça, oyunlarımız da bize iyi gelir.”
Dr. Mustafa KEBAT
Sayın okuyucu,
Yukarıda yer alan hikaye firmalarımız Tetkik OSGB – Tetkik Danışmanlık tarafından sosyal sorumluluğumuz olan çocuklarımızı bilgilendirmek, okumaya, çalışmaya, doğal hayata heveslendirmek ülkemize ve geleceğimize yararlı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak maksadı ile yayınlanmıştır.
Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz. Varsa hatalarımızı bildirmeniz daha faydalı olmamıza desteğiniz bizim için çok değerli.
Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Doğal Yaşayın
Doğal Beslenin
Aklınıza Mukayet Olun
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Dr Mustafa KEBAT
Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

