Antihistaminik Kullanımı

Hatırlayın inflamasyon yazımızda Histamin‘in bir reseptöre bağlandığını, sonrasında damarların duvarında endotelin arasını açtığını ve sızıntıya sebep olduğunu ayrıntılı yazmıştık.

Histamin vücutta çeşitli fonksiyonlara sahip bir biyolojik bileşiktir. H1, H2, H3 ve H4 reseptörleri histaminin vücutta farklı bölgelerde ve farklı işlevlerde etkileşime girdiği yerlerdir.

Histamin‘in bağlandığı reseptörü antihistaminiklerle engelleriz. (Örneğin: RINITIDIN ya da SETRIZIN içerenler)

Lakin, histamin harici Lökotrien de damarları açar.

Lökotrienler, lökositler, mast hücreleri, makrofajlar ve diğer dokular ve hücreler tarafından immünolojik ve immünolojik olmayan uyarılara yanıt olarak oluşturulan biyolojik olarak aktif moleküller ailesidir.

Histamin erken dönemde, lökotrien geç dönemde sızıntıya neden olur. Geç dönemin tipik örneği güneş yanığı’dır. Fazla güneşlenir de yanarsanız su dolu kabarcıklar ertesi günü ortaya çıkmaya başlar.

Eğer lökotrieni bloke ederseniz o güneş yanığı sonrası kabarcıkları da engellersiniz. Lökotrieni engelleyen etken maddelerden birisi Montelukast’ tır. Montelukast etken maddesi antihistaminiklerde PLUS yazanlarda mevcuttur. Örnegin: zespira plus gibi (5 mg desloratadin + 10 mg montelukast )

Montellukast etken maddesini daha çok astım ilaçlarında görebilirsiniz.

Sahada işbaşı eğitimi vermek isteyen meslektaşlarım ve konu ile ilgili İş Güvenliği uzmanları için örnek bir işbaşı (Toolbax) örneği veriyorum.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Şirket İsmi :………………………………………………… 

Eğim Veren: İşyeri Hekimi Dr Mustafa KEBAT                            İMZA:

Allerji, kişiden kişiye çok değişik sorunlar meydana getirir. Çok hafif olabileceği gibi hayati tehdit edecek boyutlara kadar varabilir. Bu sebeple hassasiyeti olan kişilerin iş ve günlük hayatını güçleştirebilir.

Allerji yaygın semptomları için geçici de olsa rahatlık sağlayan ilaçlar mevcut. Antihistaminikler ve dekonjestanları kullananlar bilirler ki reçetesiz de satılan bu ilaçların maalesef birçok yan etkileri vardır. En sık karşılaşılan yan etki uyuşukluk ve dikkat dağınıklığıdır.

Çalışanlarımız farklı sebeplerle hekime başvurmak yerine reçetesiz satılan ilaçlarla alerjilerini kontrol altına almaya çalışırlar. Fakat sedatize (uyuşuk) ve dikkat dağınıklığı yaptığının çoğunlukla farkında olmazlar. Uyuşukluk hissetmeye ilave olarak sedasyonun diğer belirtileri koordinasyon azalması, reaksiyon zamanının yavaşlaması ve azalmış muhakeme yeteneğidir. Bunlar uyuşukluktan daha az fark edilebilir, fakat kişi tam anlamıyla uyanık olmadığından bu belirtilerden birisi olabilir. Alerji tedavisi sersemlik, sinirlilik, bulantı ve baş ağrılarına sebep olarak iş yerinde konsantrasyon kabiliyetini etkileyebilir.

Kamyon, tır, araba, motosiklet vb gbi araçları kullanmak başlı başına tehlike için yeterlidir. Ayrıca dikkat gerektiren döner aksamlı hareketli ekipmanlar ve makineler ile çalışanlar da risk altında çalıştıkları için antihistaminik kullanmaları zorunlu olduğu durumlarda istirahat etmeleri yada amirlerine bu ilaç kullanımı bilgisini vermeleri gerekir.

Aşağıdaki başlıkların bilinmesi faydalı olabilir:

  • Hekiminize danışmadan hiç bir ilacı özellikle antihistaminikleri asla kullanmayın. Önceki hastalığınızdan kalan antihistaminikleri ”aynı şekilde hasta oldum” diyerek kullanmayın.
  • Muayene olduğunuz her durumda ilk önce çalışmakta olduğunuz işiniz söylemelisiniz. Bu sayede hekiminiz reçete yazması gerektiğinde yaptığınız işe göre ilaç tercihinde bulunacaktır. Özellikle allerji ve benzeri durumlar için kullanılan antihistaminikler vb gibi ilaçlar için çok önemlidir.
  • Çalışma ortamında dikkat gerektiren aletleri ve makineleri kullanıyorsanız ve antihistaminik ilaç kullanmanız gerekiyor ise bu husus amirinize bildirin. Mümkünse istirahat edin. Değilse ilaç kullandığınız sürece işyerinde dikkat gerektirmeyen işlerde görevlendirme isteyin.
  • Eğer ilaç tedavisine ihtiyaç duyuyorsanız, hekiminizle görüşerek rahatlama seviyesi sağlayabilecek en düşük dozu alın.
  • İlaç almadan önce kutu içindeki prospektüsünü dikkatli okuyun.
  • Önerilen ilaç dozlarına uyun. Daha yüksek doz ille de daha iyi tedavi değildir. İlave doz alımı daha fazla rahatlama değil sadece daha fazla yan etki demektir.

Sonuç olarak alerjiniz hakkında sorularınız varsa doktorunuza veya eczacınıza danışın. Bazı ilaçlar diğerlerine göre daha az sıkıntı/uyuşukluk verebilir. Alerjiler çok rahatsız edici olabilir fakat bir kaza veya yaralanma hayatınızda çok daha büyük bir problem doğurabilir.

EĞİTİME KATILAN AD – SOYADTARİHİMZAEĞİTİME KATILAN AD – SOYADTARİHİMZA
      
      
      
      
      
      
      

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

Histamin Reseptörleri

H 1 Reseptörü, rodopsin benzeri G-protein-bağlantılı reseptörler ailesine ait bir histamin reseptörüdür . Bu reseptör, biyojenik amin histamin tarafından aktive edilir. Düz kaslarda , vasküler endotel hücrelerinde , kalpte ve merkezi sinir sisteminde ifade edilir.

H-1 Antihistaminiklerin kullanıldığı hastalıklar

  • Alerjik rinit
  • Alerjik konjonktivit 
  • Alerjik dermatolojik reaksiyon(lar)
  • Sinüzit
  • Ürtiker
  • Anjiyoödem
  • Atopik dermatit
  • Bronşit
  • Hareket hastalığı
  • Bulantı
  • Kusma

H 2 Reseptörü, Esas olarak mide astarında (parietal hücreler) bulunan H2 reseptörleri, hidroklorik asit üretimini uyararak gastrik asit salgısını düzenler.

H-2 Antihistaminiklerin kullanıldığı hastalıklar

  • Peptik ülser
  • Asit reflü
  • Gastrit
  • Zollinger Ellison sendromu

H3 Reseptörleri, ağırlıklı olarak merkezi sinir sisteminde (CNS), özellikle nörotransmitter salınımı ve modülasyonuyla ilişkili bölgelerde bulunur. H3 reseptörleri presinaptik otoreseptörler ve heteroreseptörler olarak hareket ederek dopamin, serotonin, noroepinefrin ve asetilkolin gibi nörotransmitterlerin salınımını düzenler.

H-3 Antihistaminikler mevcut olsa da, bu bileşikleri insanlarda kullananımı deneme aşamasında olup şimdilik belirli bir klinik faydaları yoktur.

H4 Reseptörleri, Başlangıçta bağışıklık hücrelerinde, özellikle mast hücrelerinde, eozinofillerde ve T hücrelerinde keşfedilen H4 reseptörleri, kemotaksi (kimyasal sinyallere yanıt olarak hücresel hareket) ve sitokin üretimi dahil olmak üzere bağışıklık tepkilerinde rol oynar. Bu reseptörler inflamasyon ve alerjik reaksiyonlarda rol oynar.

H-3 Antihistaminikler mevcut olsa da, bu bileşikleri insanlarda kullananımı deneme aşamasında olup şimdilik belirli bir klinik faydaları yoktur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

⭐️⭐️ Antihistaminikler https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK538188/

⭐️⭐️ Antihistaminikler https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/30844215/

⭐️⭐️ Farklı Hastalıkların Tedavisinde Kullanılan Antihistaminikler ve Özelliklerine Genel Bir Bakış https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/38018180/

⭐️⭐️ Lökotrienler https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/6311078/

⭐️⭐️ Fizyoloji, Lökotrienler https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK526114/

⭐️⭐️ Sağlık ve hastalıkta lökotrienler https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/3040505/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Karaciğer Hasarı Yapan Diyetler..!

Moda diyetler, medya ve sosyal medya vasıtası ile yayılıyor. İlgi çekici isimlerle sizleri cezbediyor. İSVEÇ DİYETİ, MONTİGNAQ DİYETİ, HOLLYWOOD DİYETİ, DUKAN DİYETİ, ALAN DİYETİ, ARALIKLI ORUÇ, KETOJENİK DİYET vb gibi diyetler var.

Bu ve benzeri diyetler öyle abartılıyor ki, bilmeden karaciğer hasarına kadar gidenler oluyor.

Unutmayın ki; yaşınız, boy ve kilonuz, (Kilo fazlanız) cinsiyetiniz, genetik yapınız, geçirdiğiniz hastalıklar, halen devam eden hastalıklarınız, yaşam tarzınız, spor yapabilme becerileriniz ve tercihleriniz, yaşadığınız coğrafya, beslenme alışkanlıklarınız, allerjileriniz, diyet yapma amacınız vb gibi bir çok faktör yapacağınız diyetinizin düzenlenmesinde önem arz eder.

Diyet yapmadan önce vücudunuz ile ilgili öğrenmeniz gereken önemli bir mekanizma var. Gelin birlikte inceleyelim.

MEKANİZMA

Tok olduğunuzda kanınızda glikoz dolaşır ve bu glikozun fazlası GLİKOJEN (depo şeker) olarak en çok karaciğerinizde ve bir kısmı da kaslarınızda depolanır.

Yemeğinizi yediniz...

Yemekten sonraki kritik saatleri birlikte inceleyelim

⭐️ 3 saat sonra ⭐️(yemekten yaklaşık) kanınızda şeker düşmeye başlar.

Vücudunuzda düşük şeker kabul edilemez. Bu sebeple sisteminiz müdahaleye başlar.

İlk müdahale pankreastan gelir.

Ve pankreasınız GLUKAGON salgılar.

(Ek Bilgi:Pankreas, tok olduğunuzda insulin, aç olduğunuzda da glukagon salgılar)

Glukagon kanınız yolu ile karaciğere gider ve biraz önceki adımda GLİKOJEN olarak depoladığınız glikozu yavaş yavaş parçalar ve kana verir. Bu sayede vücudunuz kan glikozunu belirli seviye altına (70-75) düşürmez.

Vücudunuz bu gelen glikozu yine enerji olarak kullanır.Lakin bu glikojen deposu da yaklaşık 10 saat kadar yeter.

Buraya kadar yazılanlar günlük iyi kötü beslenme alışkanlıklarınızı karşılasa da yaptığınız diyetlerin bazılarında açlık süreniz 10 saatin üzerine çıktığında vücudunuzun işleyişinde (mekanizmada) farklı yollar devreye giriyor.

Mekanizmamızın o kısmını da inceleyelim.

KETON Oluşumu ve Önemi

Yaptığınız diyet gereği 10 saat aç kaldınız. Bu durumda depo şeker glikojen kalmaz. Diyetteki genel olarak amacınız kilo vermek olduğu için burada başarıya ulaşıyorsunuz ve YAĞ YAKIYORSUNUZ.

⭐️ On (10) saat aç kalmanız sonrasında ⭐️

Pankreasınızdan salınan Glukagon gidip PERİLİPİN adı verilen bir proteininize dokunuyor ve ona 1 tane fosfat (P) takıyor ve çalışmaz hale getiriyor.

Burada maksat ne olabilir ?

PERİLİPİN, yağ damlacıklarının yüzeyini kaplayarak onları hormona duyarlı lipazdan korur.

PERİLİPİN yağları parcalayan “Hormon duyarlı lipaz” enzimini durduruyor.

Glukagon hem perilipini durduruyor, hem de hormon duyarlı lipaza da bir fosfat takarak daha hızlı çalışmasını sağlıyor.

Lipaz yağları çatır çatır parçalayıp yağ asidi haline getiriyor. (küçültüyor)

Yağ asitleri kanda başıboş kalmaz tabi ki.. Ne yapıyor kanın taşıyıcı proteinlerinden Albumin üzerine binerek hücreye kadar geliyor.

Albumin yağ asitleri, kalsiyum, bilurubin, progesteron başta olmak üzere ilaçlar da dahil olmak üzere pek çok küçük molekülün kan yoluyla taşınmasında görev alır ve kandaki sıvının kan dolaşımı dışına sızmasını önlemeyi sağlar.

Yağ asitlerinin hücreye girişi Na (Sodyum) vasıtası ile olur. Tabi ki bu da yeterli değil. Bu yağ asitlerini hücre içinde enerji santraline de(mitokondri) girişini sağlamak lazım ki enerji (ATP) ye dönüşsün.

Yağ asitlerinin mitokondriye girişini de KAT (karnitin açil transferaz) molekülü (enzimi) sağlar.

⭐️⭐️ Karnitin takviyeleri Obezitede, tip-2 diyabette, Ketojenik beslenmede kullanılır. Çünkü Karnitin eksikse yağ asitlerini mitokondriye sokamayız. Ki bu durumda kilo verilemez. ⭐️⭐️

İşte burada beta oksidasyon ile ASETİL coA oluşur. Bu Asetil coA döngüye girer ve ATP (enerji) elde edilir.

⭐️⭐️ ASETİL coA çok önemlidir. ⭐️⭐️ O yüzden unutmayın sakın…!!!

Süper sistem yağdan enerjiyi de elde ettik. Şimdi kullanma zamanı diyeceksiniz…!!

Lakin bunu kullanmıyoruz. Elde ettiğimiz bu ATP ile glikoz üretiyoruz.

Üretilen bu glikozu kana veriyoruz ardından da glikozu kullanıyoruz.

⭐️ 5 saat daha geçti – son yemekten sonra açlık artık 15. saateyiz ⭐️

Karaciğer, yağın parçalanması ve ASETİL CoA ya çevrilmesi, ardından ASETİL CoA dan ATP üretilmesi, üretilen ATP’nin glikoza çevrilmesi kana geri verilmesi ile yoruluyor.

Karaciğer açlığın 15. saatinde mitokondrilerinde Asetil coA ‘dan “HMG coA” üretmeye başlıyor.

HMG coA den de liyaz enzimi ile KETON üretilip kana salınıyor.

LIYAZ enzimi sadece karaciğerde bulunuz bu nedenle sadece karaciğerde KETON üretilir.

Aç iken keton üretilen Asetil coA dan tok iken redüktaz enzimi ile kolesterol üretilir.

Keton enerji kaynağıdır. Karaciğer ve Eritrositler hariç her yerde kullanılır.

Eritrositler, mitokondri içermediği için keton’u enerjiye çeviremez.

Karaciğer de keton yakarken kulanılan tiyofenaz enzimi olmadığı için ketonu enerjiye çeviremez.

Diyet Yaparken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Çok uzun süreli açlık içeren diyetler karaciğere hasar verir. Bu sebeple diyetlerdeki açlık aralığı 16 – 17 saati geçmemeli.

İşlenmiş karbonhidratlar zararlıdır.(Ekmek, unlu gıdalar, şeker vb gibi) Lakin doğal yoldan alınan (kurufasulye, havuç vb gibi) kısıtlı miktarda karbonhidrat diyetlerde olmalıdır.

Keton cisimleri 3 çeşittir Asetoasetat ve Beta hidroksibütirat enerji verir. Aseton da bir ketondur ve enerji vermez.

Akciğerle dışarı atılan aseton kokusu aşırı açlıkta ve diyabet hastalarında görülür.

Kolesterol ilacı (statinler) redüktaz enzimini bloke eder, aynı zamanda Koenzim Q10 üretimini de bloke eder. Bu sebeple statin kullanıyorsanız Q10 kullanmanız gerek, yoksa kaslar erir.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Sağlık İçin Diyetler: Hedefler ve Kılavuzlar https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/30215930/

⭐️⭐️ Sağlıklı Bir Diyetin Tanımı: Çağdaş Diyet Modellerinin Sağlık ve Hastalıktaki Rolüne Dair Kanıtlar https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/32012681/

⭐️⭐️ Bölüm 1: Beslenme ve Diyet https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/31940634/

⭐️⭐️ Sağlık ve Uzun Ömürde Beslenme, Gıda ve Diyet: Ne İsek Onu Yiyoruz https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/36558535/

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Dalış Öncesi Psikiyatrik Muayene ve Seçim Kriterleri

Dalış Muayenesi

Dalıcının sağlık durumunun dalışa uygunluğu değerlendirebilmek için; sualtının yoğun ve viskoz bir ortam olduğunu, derinliğin artışı ile birlikte dalıcının basınca maruziyetindeki değişimi, ortam (özellikle düşen) sıcaklıklığının insanlar üzerindeki etkisi bilmek gerekir.

Bilinmelidir ki dalıcının bazı tıbbi ve psikolojik durumları tüplü dalışa kesin veya geçici süreyle engel teşkü etse de sportif – keyif amaçlı dalışların kuralları, ticari veya askeri amaçlı dalışın katı kurallarından daha esnektir.

Scuba (Su altı tüplü dalış) dalışlarda gerekli tüm şartlar yerine getirildiğinde amatör dalıcılar için de profesyonel dalgıçlar için de riskler düşüktür.

Risklerin düşürülmesi için gereken şartların başında kişinin sağlık durumu gelir.

Bu sebeple dalış yapacak amatörlere de ve profesyonellere de sağlık durumlarının su altındaki şartlara uygun olup olmadığı açısından doğru bir değerlendirme – muayeneye yapımalıdır.

Dalış öncesi muayenenin amacı, dalış yapacak kişinin sualtı dalışını sağlığı açısından tehlikeye düşürecek bir sağlık sorunu olup olmadığını araştırmaktır.

Ayrıca dalıcıların su altına adaptasyonu için disiplinli olması ve uygun ekipmanla dalış yapması gerekir.

Her ne maksatla olursa olsun dalıcılar su altına ilk kez dalışın öncesinde ve sonra da yıllık periyodik olarak scuba dalışı konusunda hekimlik tecrübesi olan;

  • KBB
  • Göğüs Hastalıkları
  • Kalp Damar, Psikiyatri
  • Nöroloji
  • Dahilliye (Endokrin-Kan-Sindirim Sistemi açısından değerlendirecek)
  • Göz uzmanları değerlendirmelidir.

Dalıcını sorunu varsa ayrıca;

  • Ortopedi
  • Plastik Cerrahi
  • Cerrahi vb gibi bölümler değerlendirmelidir.

Tüm hekimlerin raporları ile birlikte Su Altı Uzmanı Hekim tarafından son değerlendirme yapılmalıdır.

Bir dalıcı adayı, fiziksel olarak sağlıklı olması gerektiği kadar ruhsal olarak da sağlıklı olmalıdır. Bu nedenle dalıcı adayının sağlık muayenesi sırasında ruhsal durumunun dalışa uygun olup olmadığı değerlendirilmelidir.

Ruhsal Durum Muayenesi

Genel görünüm ve dışa vuran davranışlar

Dalıcı adayının giyimi sosyoekonomik düzeyine uygun mu; kişisel temizliği, kendine bakımı nasıl? Aşırı huzursuzluk; hareketlilik; hareketsizlik; tik ve benzeri tekrarlayıcı, istemsiz hareketler var mı?

Konuşma ve ilişki kurma

Dalıcı adayı konuşurken hekimin yüzüne bakıyor mu? Kendini rahat bir biçimde ifade ediyor mu? Hekimin sorularına uygun yanıtlar veriyor mu? Çağrışımları normal hızda ve düzgün mü; çağrışımlarında yavaşlama, hızlanma, kopma, konudan konuya atlama var mı?

Duygulanım

Yüz ifadesi nasıl? Aşırı anksiyete, korku, öfke, üzüntü, donukluk var mı?

Bilişsel (kognitif yetiler)

Zeka düzeyi kabaca nasıl? Bellek bozukluğu var mı? Algılama bozukluğu (halusinasyon-olmayan bir şeyi duyma, görme) var mı?

Dalıcı adaylarının muayenesi sırasında, ruhsal bozukluğu olmadığı halde, dalışa uygun olmayan bazı özellikleri taşıyan adaylara dikkat etmek gerekir:

İsteksiz dalıcı adayları

Adayın dalış konusundaki motivasyonu değerlendirilmelidir. Dalıcı olmaya neden karar vermiş? Kararında etkili olan kişiler (anne, baba, arkadaş, eş vb) var mı? Kendi isteği olmaksızın bir başkasının zoruyla dalışa karar veren kişi çoğu zaman sudan korkuyordur.

Böyle bir kişinin dalması, suyun altında kolayca paniğe kapılabileceğinden hem kendisi hem de diğer dalıcılar için tehlike yaratabilir. Dalıcı adayı sevdiği bir kişiyi hoşnut etmek için dalışa karar vermişse, bu kararın aday ve yakınlarıyla yeniden gözden geçirilmesi doğru olur.

Kontur–fobik dalıcı adayları

Sudan korkan bazı kişiler çevreye karşı kendilerini korkusuz ya da güçlü göstermek isterler ve bu korkularını dalarak yenebileceklerini düşünürler (kontur-fobik tutum). Kontur-fobik kişi suyun altında kolayca paniğe kapılıp dalış güvenliğini bozabilir.

Bu tür adaylar sudan korktuklarını muayene eden hekimden saklayabilirler. Suyla (denizle) şimdiye kadar olan ilişkileri (Yüzme biliyor mu? Ne düzeyde biliyor? Maske, şnorkel, palet kullanıyor mu? Suyla ilgili başka bir spor yapıyor mu?) sorgulanarak dalıcı olmak istemelerinin ne oranda gerçekçi olduğu konusunda ipuçları elde edilebilir. Ayrıca adayın boğulma tehlikesi geçirip geçirmediğini sormak da fikir verir. Çoğu zaman boğulma tehlikesi geçirmiş olan bir kişi sudan korkar.

“Maço” dalıcı adayları

Bu tür kişiler çoğu zaman kurallara uymakta zorluk çekerler, doğru bildiklerini yaparlar, kendilerine aşırı güvenirler, ani ve beklenmedik davranışlar (impulsivite) gösterirler. Bu özellikleri nedeniyle dalış eşlerine (buddy) karşı sorumluluk taşımazlar hem kendileri hem de diğer dalıcılar için tehlike yaratabilirler. Muayene sırasında adayın diğer uğraşılarını (Risk taşıyan başka uğraşıları var mı?); aldığı trafik, askerlik ya da disiplin ceza ve uyarılarını; geçirdiği kazaları sorgulamak, bu tür kişilik özelliği taşıyıp taşımadığı konusunda fikir verebilir.

Paniğe kapılmaya yatkın, anksiyete düzeyi yüksek dalıcı adayları

Sürekli anksiyete (trait-anxiety) düzeyi yüksek olan kişilerde yani stresli durumlarda normalden daha fazla ve daha kolay anksiyete duyan kişilerde, su altının yarattığı normal anksiyete, durumluk anksiyetelerinin (state-anxiety) çok artmasına ve paniğe kapılmalarına yol açabilir. Bu kişilerin çoğu zaman kendilerine güvenleri azdır. Suyun altında onları en fazla neyin korkutacağını sormak anksiyete düzeyleri hakkında ipucu verebilir.

Dalıcı adayının muayenesini yapan hekim, adaya:

  • Halen ve geçirmiş olduğu bir ruhsal rahatsızlık olup olmadığını
    • Halen ve önceden bir psikotrop ilaç kullanıp kullanmadığını sormalıdır.

Dalıcı adayında ruhsal bir hastalık ya da şüphesi varsa mutlaka bir psikiyatriste gönderilmelidir. Dalıcı adayı ruhsal hastalığı olmadığını ve psikotrop ilaç kullanmadığını söylese bile, yüz ifadesinin normalden donuk/ durgun/ korkulu/ üzüntülü olması; konuşma ve hareketlerinin normalden yavaş/ hızlı olması; tik benzeri tekrarlayıcı, anlamsız hareketler yapması bir ruhsal bozukluğu akla getirmelidir.

Ruhsal Bozukluklara ve Dalış

Dalışa engel olan ruhsal bozukluk ve durumlarla ilgili kesin bir kural bulunmadığı halde, suyun içinde kendinin ve diğer dalıcıların güvenliğini tehlikeye sokabilecek bir ruhsal bozukluğa ya da kişilik yapısına sahip olanların dalmaması gerektiği kabul edilmektedir.

Yurt dışında dalıcı sağlığı ile ilgilenen hekimler arasında esnek görüşten tutucu görüşe kadar değişen bir bakış açısı bulunmaktadır.

Gerçeği değerlendirme yetisi bozuk olan şizofrenler, intihar riski taşıyanlar ve ağır depresifler dışında ruhsal bozukluk ve dalış ilişkisi yeterince incelenmemiştir.

Genel olarak:

  1. Halen ruhsal bozukluğu olanlar
  2. Bir ruhsal bozukluk geçirip iyileşmiş olan ancak tekrarlama olasılığı yüksek olanlar (ünipolar depresyon gibi)
  3. Halen psikotrop ilaç kullanmakta olanlar
  4. Suyun altında kendinin ya da diğer dalıcıların güvenliğini tehlikeye atabilecek kişilik özelliğine sahip olanlar DALAMAZLAR.

Tekrarlama riski düşük olan bir ruhsal bozukluk geçirip iyileşmiş olanlar ve halen psikotrop ilaç kullanmayanlar DALABİLİRLER.

Dalışa Kesin Engel Olan Ruhsal Bozukluklar

Şizofreni

Şizofreni kişinin gerçekle bağlantısının koptuğu, ağır ve çoğu zaman kronik seyreden bir ruhsal bozukluktur.

Şizofreninin temel belirtileri

  1. Hastaların çoğunda donuk, ilgisiz, umursamaz bir yüz ifadesi bulunur.
  2. Hastaların çoğu bakımsız, dağınık ya da pis giyimlidir.
  3. Konuşmadaki normal hız ve akıcılık yoktur. Çoğu zaman konuşmada hızlanma, yavaşlama, blok (konuşmanın aniden kesilmesi), konudan konuya atlama görülür. Ağır hastalarda konuşma anlaşılmaz hale gelir (enkoherans).
  4. Hastaların düşünce içeriğinde sanrılar (mantıklı açıklama ile değiştirilemeyen yanlış düşünceler-örneğin peygamber olduğu, gizli güçlerin kendisini kontrol ettiği, başkaları tarafından izlendiği, kanser olduğu) bulunur.
  5. Genel olarak bir duygu azalması (duygusal küntlük) söz konusudur.
  6. İşitme, görme halüsinasyonları (olmayan bir şeyi duyma ya da görme) gözlenebilir.
  7. Gerçeği değerlendirme yetileri bozuktur, sanrı ve halüsinasyonlarının gerçek olduğuna inanırlar.
  8. Hareketsizlik, donakalım (katatoni), aşırı hareketlilik, saldırganlık, garip yüz ve göz hareketleri (manyerizm), tekrarlayan anlamsız el, kol ve beden hareketleri (stereotipi) görülebilir.

Şizofreni dalışa neden engel?

Şizofreni kişinin mantıklı düşünmesini ve karar vermesini bozduğu için uygun davranışlar göstermesini engeller. Şizofren bir hasta suyun altını ya da diğer dalıcıları sanrı sistemine dahil edebilir. Örneğin diğer dalıcıların kendisini boğacağına, suyun altında zehirli maddeler bulunduğuna inanabilir. Yine suyun altında ürkütücü halüsinasyonlar (olmayan bir köpek balığı) görebilir. Sanrı ve halüsinasyonlar şizofren dalıcının paniğe kapılıp kendisi ve diğer dalıcılar için tehlikeli olabilecek davranışlarda bulunmasına yol açabilir. Şizofren hastanın kullandığı ilaçlara (antipsikotikler) bağlı ortaya çıkan yan etkiler dalış performansını bozar. Şizofreni genellikle kronik seyreder. İlaç tedavisi ile belirtiler kontrol altına alınabilir ancak ilaç tedavisine rağmen psikotik belirtilerde alevlenmeler görülebilir.

Şizofrenler çoğu zaman hastalığın aktif döneminde dalıcı olmak için başvurmazlar ama belirtilerin hafiflediği ya da olmadığı dönemlerde dalıcı olmak isteyebilirler. Dalış sporuyla ilgili birçok hekime göre ŞİZOFREN HASTA halen şizofreni belirtisi göstermese bile hem antipsikotik ilaç kullandığından hem de şizofrenik belirtilerin alevlenme riski bulunduğundan KESİNLİKLE DALMAMALIDIR.

Daha esnek görüşe sahip olan hekimler ise hastalık tablosunun ağırlığı, hastanın kullandığı ilaçlar ve ilaçlara verdiği yanıt, şizofreni belirtilerinin olmadığı dönemin süresine bakarak karar verilmesi gerektiğini; eğer uzun süredir psikotik belirtiler yoksa, hastanın kullandığı antipsikotikler dalış performansını olumsuz etkilemiyorsa, hasta sağlıklı düşünüp karar verebiliyorsa ve diğer dalıcılara karşı sorumluluk taşıyabiliyorsa dikkatle izlenmek ve anormal bir davranış ya da düşünce görüldüğünde dalıştan kesmek koşuluyla dalışa izin verilebileceğini öne sürmektedirler.

Bipolar Affektif Bozukluk ve Ünipolar Depresyon

Bipolar affektif bozukluk mani ya da hem mani hem depresyon nöbetleriyle ortaya çıkan, çoğu zaman kronik seyreden oldukça ağır bir ruhsal bozukluktur.

Ünipolar depresyon çoğu zaman tekrarlayan ağır depresyon nöbetleriyle seyreden bir ruhsal bozukluktur.

Maninin temel belirtileri

  1. Aşırı neşeli, coşkulu olma; kolay öfkelenme
  2. Hareket ve konuşmada hızlanma, çok konuşma
  3. Cinsel kamçılanma
  4. Aşırı enerji, durmadan bir şeylerle uğraşma
  5. Uykusuzluk
  6. İştah artışı (hasta sürekli hareket halinde olduğu için yemek yemeye vakit bulamayabilir)
  7. Kendini değerli, güçlü, üstün, başarılı algılama (sanrı niteliği kazanabilir)
  8. Yorgunluk, bitkinlik (aşırı hareket ve uykusuzluk sonucu ortaya çıkar)
  9. Sonucu kötü olabilecek zevk veren etkinlikleri yapma (kumar oynama, aşırı alış veriş yapma, uygun olmayan cinsel ilişki kurma).

Depresyonun temel belirtileri

  1. Çökkün duygu durum (üzüntü, elem)
  2. Hareket ve düşünce akımında yavaşlama
  3. Genel isteksizlik, enerji azlığı, çabuk yorulma
  4. Zevk veren şeylerden zevk almama (anhedoni)
  5. Dikkati yoğunlaştırmada zorluk, dalgınlık
  6. Yetersizlik, değersizlik, suçluluk düşünceleri (sanrı niteliği kazanabilir)
  7. Uykusuzluk
  8. İştahsızlık
  9. Cinsel isteksizlik
  10. Geçmişe pişmanlıkla; geleceğe umutsuz, karamsar bakma
  11. İntihar düşünce ve/veya eylemi.

Manik hasta neden dalamaz?

Manik hastanın hızlanmış hareketleri suyun içinde ani iniş ve çıkışlara; kendine aşırı güvenmesi dalış kurallarını hiçe saymasına yol açarak tehlikeli olabilir.

Dikkatini toplamasındaki güçlük suyun içinde doğru karar verebilmesini bozarak istenmeyen sonuçlara yol açabilir.

Manik hastanın kullandığı antipsikotik, karbamazepin, lityum, valproat gibi ilaçlar da dalış performansı için risklidir.

Depresyon neden dalışa engel?

Depresyon kişinin dikkatini yoğunlaştırmasını, doğru düşünüp sağlıklı kararlar almasını bozduğu için dalış açısından risklidir. Depresyonda görülen intihar düşünce ve girişimleri, depresif duygu duruma eşlik eden anksiyete ve öfke hem depresif dalıcının hem de diğer dalıcıların dalış güvenliğini tehlikeye sokar. Ölümle sonuçlanan bazı dalış kazalarının intihar olduğu düşünülmektedir.

Kişilik Bozuklukları

Paranoid, şizotipal, antisosyal ya da sınırda (borderline) kişilik bozukluğu gibi bazı kişilik grupları düşünce ya da davranışlarındaki bozukluk nedeniyle (örneğin paranoid ve şizotipal kişilik bozukluğunda başkalarından kuşkulanma, antisosyal kişilik bozukluğunda sorumluluk taşıyamama ve agresif davranışlar gösterme, sınırda kişilik bozukluğunda intihar eğilimi) dalıcı olmaya uygun değillerdir.

Dalışa Göreceli yada Geçici Olarak Engel Olan Ruhsal Bozukluk ve Durumlar

YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU

Anksiyetenin ön planda olduğu ve günlük işlevlerde (okul ya da iş başarısı, sosyal ilişkiler vb) bozulmaya yol açtığı bir ruhsal bozukluktur. Hastalar birçok olay ya da etkinlik hakkında endişe duyarlar, başarılı olamamaktan korkarlar.

Anksiyete belirtileri

  1. Endişe, huzursuzluk
  2. Dikkati toplamada zorluk
  3. Yorgunluk
  4. Uyku bozukluğu
  5. Taşikardi, aritmi, göğüste sıkışma hissi
  6. Kaslarda gerginlik, hatta ağrı
  7. Baş ağrısı
  8. Sık nefes alma
  9. Hava açlığı hissetme
  10. Bayılacak gibi hissetme
  11. Baş dönmesi
  12. Bulantı, kusma
  13. İshal
  14. Sık idrar yapma hissi.

Anksiyete bozukluğu neden dalışa engel?

Belli bir düzeye kadar anksiyete ve korku normal ve sağlıklı duygulardır; insanı uyanık, canlı tutar, sorun çözmesini kolaylaştırır, tehlikeli durumdan kaçınmasını sağlar. Ancak anksiyete ve korku yüksek düzeydeyse kişinin performansını bozar, hatta felce uğratır. Ruhsal bozukluklar arasında anksiyete bozukluğu dalış açısından özel bir önem taşır çünkü yapılan çalışmalarda dalış kazaları ile anksiyete ve panik atağın yakından ilişkili olduğu saptanmıştır. Dalış sağlıklı insanlarda belli bir düzeyde anksiyete yaratır. Anksiyete bozukluğu olan kişi dalmamalıdır çünkü suyun içinde kolayca panik atak geçirebilir. Ayrıca tedavide kullanılan anksiolitik ve antidepresanların dalış üzerine olumsuz etkileri olabilir. Anksiyete bozukluğu tedavi edildikten ve ilaç tedavisi kesildikten sonra kişi dalabilir.

PANİK BOZUKLUĞU

Çoğu zaman ani ve beklenmedik bir anda başlayan yoğun anksiyete nöbetlerine panik atak denir. Panik atak sırasında anksiyete belirtilerinin tümünün yanı sıra ölüm korkusu, kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu gibi korkular da ortaya çıkar.

Panik atak neden dalışa engel?

Dalış kaza ve ölümlerinin önemli bir oranının (%20’den fazla) paniğe bağlı olduğu kabul edilmektedir. Kesin olmamakla birlikte suyun altından hızlı ve ani çıkışların temel nedeninin panik olduğu düşünülmektedir. Hatta en önemli etken olduğunu ileri sürenler bulunmaktadır. Panik kişinin bulunduğu ortamdan bir an önce kurtulma isteği duymasına yol açar. Suyun içinde ortaya çıkan panik atak, dalıcının mantıklı düşünüp uygun davranmasını engellediği için boğulmasına ya da akciğer barotravmasına neden olabilir. Paniğe kapılmış dalıcının dikkati bozulur, karar verme yeteneği kaybolur ve regülatörü ağzından atmak, aniden yukarı fırlamak gibi tehlikeli davranışlar gösterir.

Dalışa bağlı ölümlerin %60’ında ölüm nedeninin boğulma olduğu saptanmıştır. Boğulma havanın tükenmesi; ağ, olta vb takılma; hava embolisi; nitrojen narkozu gibi nedenlere bağlı olabildiği halde boğulmada en önemli etkenin panik olduğu düşünülmektedir. Örneğin suyun içinde ağa takılan bir dalıcı sakin bir biçimde kendini kurtarmaya çalışmak yerine paniğe kapılıp boşu boşuna çırpınırsa, ağa kurtulamayacak biçimde takılabilir ya da havası tükenen, regülatörü bozulan bir dalıcı dalış eşinin yedek regülatörünü almak yerine aniden suyun üstüne fırlayarak akciğer barotravması geçirebilir. Boğulan dalıcıların bir kısmının tüplerinde hava bulunduğu ve malzemelerinin sağlam olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle bu dalıcıların panik atak sonucu öldükleri düşünülmektedir.

Yakın zamanda yapılan bir çalışmada dalıcıların yarısından fazlasının en az bir kez panik atak ya da paniğe yakın durum yaşadığı ve paniğin yeni başlayan dalıcılar kadar deneyimli dalıcılarda da görüldüğü bulunmuştur.

Suyun içinde panik atak birkaç nedenle ölüme yol açabilir. Dalıcı hızlı ve yüzeyel soluduğu için akciğerlere yetersiz oksijen gider ve hipoksi oluşur. Dalıcı daha da hızlı solur ve hava açlığı hissettiği için regülatörü ağzından atıp yukarı fırlayabilir. Bunun sonucu da boğulma, akciğer barotravması ya da dekompresyon hastalığı ortaya çıkabilir. Hipoksi bilinç kaybına, bilinç kaybı da boğulmaya yol açabilir. Ayrıca taşikardi ve aritmi kalp hastalığına yatkın bir dalıcının kalp krizi geçirmesine neden olabilir.

FOBİK BOZUKLUK

Genellikle korkutucu bulunmayan bir nesne ya da durumdan aşırı korku duymaya fobi denir. Fobik anksiyete kişinin korktuğu nesne ya da durumla karşı karşıya kaldığı anda ortaya çıkar ve panik atağa dönüşecek kadar yükselebilir. Diğer zamanlarda fobik kişinin anksiyete düzeyi yaygın anksiyete bozukluğu fobik bozukluğa eşlik etmiyorsa, normaldir.

Tipleri:

  1. Agorafobi: Yalnız kalmak, yalnız sokağa çıkmak, sinema, alış veriş merkezi, otobüs gibi kalabalık yerlere girmekten aşırı korkma
  2. Sosyal fobi: Toplum içinde yapılan eylemlerden aşırı korkma (konuşmak, yemek yemek, dans etmek vb)
  3. Özgül (basit fobi): Hayvanlardan, fırtına, gök gürültüsü gibi doğal olaylardan, asansör, uçak gibi kapalı yere girmekten (klostrofobi), enjeksiyon yaptırma, kan görme gibi sağlıkla ilgili konulardan, yüksekten aşırı korkma.

Fobik bozukluk neden dalışa engel?

İlaç kullanmayan özgül fobiler (klostrofobi dışında) ve sosyal fobiler çoğu zaman dalışa engel  kabul edilmezler ancak agorafobik ya da klostrofobiklerin tedavi olana kadar dalması sakıncalıdır çünkü suyun içinde, özellikle mağara, batık ya da gece dalışı gibi görüşün yetersiz olduğu dalışlarda kolayca paniğe kapılarak hem kendi hem de diğer dalıcıların güvenliğini tehlikeye sokabilirler.

Anksiyete bozukluğu, panik bozukluğu ve fobik bozukluğun tedavi olana kadar dalmaması gerektiğini savunanların yanı sıra kararın kişiden kişiye değişebileceğini öne sürenler de bulunmaktadır.

REAKTİF DEPRESYON

Olumsuz bir yaşam olayına bağlı depresyon geçirip iyileşmiş olan ve tekrarlama riski düşük olan kişi dalabilir.

KONVERSİYON BOZUKLUĞU

Organik nedeni olmayan, ruhsal etkenlere bağlı ortaya çıkan ancak fiziksel belirtilerle giden bir ruhsal bozukluktur. Felç, denge bozukluğu gibi motor belirtiler, körlük, sağırlık, duyu kaybı şeklinde duyusal belirtiler, bayılmalar, hıçkırma, öğürme gibi otonom belirtiler görülür. Konversif belirtiler dalış performansını bozar. Zaten hastalar çoğu zaman dalış gibi bir sporu öğrenmek için baş vurmazlar. Konversiyon bozukluğu tedavi edildikten sonra kişi dalabilir.

NARKOLEPSİ

Narkolepsi, kişi uykusunu almış olsa bile aniden ortaya çıkan, genellikle kısa süreli uyku nöbetleridir. Uykuya kas tonusunda azalma (katalepsi) eşlik edebilir. Seyrek görülen bir uyku bozukluğudur. Dalış sırasında uyku ölümle sonuçlanabileceği için ancak tedavi sonrasında kişi dalabilir.

UYUM BOZUKLUĞU

Olumsuz bir yaşam olayından sonra başlayan, davranış sorunları ya da depresyon, anksiyete gibi duygusal sorunlarla seyreden bir ruhsal bozukluktur. Kişi tedavi olduktan sonra dalabilir.

ALKOLİZM VE MADDE BAĞIMLILIKLARI

Alkol ve madde (marihuana, kokain vb) bağımlılığı varsa, tedavi edilmediği sürece dalışa izin verilmez. Muayene sırasında dalıcı adayının ne sıklıkla alkol/madde kullandığı; ne miktarda kullandığı; kullanmadan ne kadar süre geçirebildiği; kullandığı alkol/maddenin günlük yaşantısına etkisinin olup olmadığı; alkol/madde etkisinde iken araba kullanıp kullanmadığı ve bu nedenle ceza alıp almadığı sorgulanmalıdır.

Alkol neden dalışa engel?

Alkol insanda güven duygusunu arttırıp riskli dalışlar yapmasına yol açar. Alkol tepki verme süresini uzattığı; dikkati yoğunlaştırma, bellek, bilgiyi kullanma, yargılama yetilerini bozduğu; dürtü kontrolünü azalttığı; serebellar işlevleri bozduğu için dalışı olumsuz etkiler. Ayrıca alkol nitrojen narkozu ve dekompresyon hastalığı riskini arttırır. Kronik alkolik tedavi olmuşsa dalabilir. Tedavi sonrası bir yıl geçmesi gerektiğini düşünenlerin yanı sıra, bu sürenin beş yıl olması gerektiğini, hatta alkol bağımlısının tedavi olsa bile dalmaması gerektiğini savunanlar da bulunmaktadır.

PSİKOTROP İLAÇLAR

Herhangi bir psikotrop ilacı kullanan kişinin ilaç tedavisi bitene kadar dalmaması gerektiği yaygın olarak kabul edilen görüş olmakla birlikte; ilacın yan etkisinin olup olmamasına ve hastalığın ciddiyetine göre karar verilmesi gerektiğini savunanlar da bulunmaktadır.

Psikotrop ilaçların dalışı olumsuz etkileyebilen yan etkileri:

Antidepresanlar:                

1. Uyku hali, sedasyon, sersemlik

  • Taşikardi
    • Hipotansiyon, baş dönmesi
    • Anksiyete
    • Ellerde tremor
    • Epilepsi eşiğinde düşme
    • Halsizlik

Antipsikotikler:                  

1. Uyku hali, sedasyon, sersemlik

  • Taşikardi
  • Hipotansiyon, baş dönmesi
  • Ekstrapiramidal yan etkiler
  • Epilepsi eşiğinde düşme

Anksiyolitikler:                  

1. Uyku hali, sedasyon, sersemlik

  • Dikkati toplamada güçlük
  • İnce motor becerilerde bozulma
  • Nitrojen narkozu riskinin artması

Bir kişinin dalıcı olabilmesi için hem kendi hem diğer dalıcıların güvenliği açısından fiziksel olduğu kadar ruhsal olarak da sağlıklı olması gerekmektedir. Bu nedenle dalıcı adaylarının sağlık muayenesini yapan hekim, adayın ruhsal durumuna dikkat etmeli ve en ufak bir ruhsal sorun ya da bozukluk şüphesinde adayı bir psikiyatriste göndermelidir.

Genel olarak şizofreni, bipolar affektif bozukluk, ünipolar depresyon ve bazı kişilik bozuklukları dışında kalan ruhsal bozukluklar tedavi sonrasında dalışa engel değildir.

DALIŞA KESİN ENGEL BOZUKLUKLAR

  1. Şizofreni                                                                           
  2. Ünipolar depresyon
  3. Bipolar affektif bozukluk                                                 
  4. Bazı kişilik bozuklukları

DALIŞA GÖRECELİ YA DA GEÇİCİ ENGEL BOZUKLUK VE DURUMLAR

  1. Anksiyete bozukluğu                                                       
  2. Uyku bozukluğu (narkolepsi)
  3. Panik bozukluğu                                                              
  4. Uyum bozukluğu
  5. Fobiler
  6. Alkolizm ve madde bağımlılığı
  7. Reaktif depresyon                                                            
  8. Psikotrop ilaç kullanımı
  9. Konversiyon bozukluğu

Profesyonel Sualtıadamı

Psikomotor testler sonucunda bir rahatsızlığı saptananlar profesyonel sualtı adamı olamazlar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Spor dalışının tıbbi yönleri https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/9148089/

⭐️⭐️ Tüplü dalış: Sizin ve hastalarınızın bilmesi gerekenler https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/16913196/

⭐️⭐️ Dalış tıbbı https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/378050/

⭐️⭐️ Çevresel Fizyoloji ve Dalış Tıbbı https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/29456518/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Yukarıdaki Tüm Bilgiler farkındalık yaratmak maksadı ile olup hekiminizin muayenesi veya görüşleri yerini tutamaz.

Bu sebeple hekiminize / hekimlerinize düzenli periyodik muayene olun ve yönlendirmelerine uyun.

Sağlıklı dalışlar dilerim.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Sarı Kantaron

Türkiyede yöresel olarak Binbirdelik otu, Kan otu, Kılıç otu, Mayasıl otu, Yara otu, Kuzu kıran, püren ve ingilizcede St. John’s wort adıyla bilinen Hypericum perforatum L., Hypericaceae familyasına dahil ve Avrupa, Asya, Kuzey Afrika ve Amerika Birleşik Devletlerinde yetişen çok yıllık bir bitkidir.

En önemli maddesi Hiperisin dir.

Sarı kantaron (Hypericum perforatum L.) fotodinamik, antidepresan, antiviral, antifungal, antibakteriyel, antiretroviral, antipsoriatik ve antitümör etkileri bulunmaktadır.

Antik Yunanlılara kadar uzanan geleneksel Avrupa tıbbında kullanılan sarı çiçekli bir bitkidir.

St. John’s wort ismi görünüşe göre Vaftizci Yahya’ya atıfta bulunmaktadır, çünkü bitki Haziran sonlarında St. John the Baptist bayramı zamanında çiçek açmaktadır.

  • Tarihsel olarak sarı kantaron, özellikle şeker hastalığı, kanser, karaciğer ve akciğer rahatsızlıkları, mide ve böbrek hastalıkları, diyare, bronşit, uykusuzluk ve depresyon gibi çeşitli rahatsızlıklar için ve yara iyileşmesine yardımcı olmak için kullanılmıştır.
  • Günümüzde, sarı kantaron depresyon, menopoz semptomları, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), somatik semptom bozukluğu (kişinin fiziksel semptomlar hakkında aşırı, abartılı kaygı hissettiği bir durum), obsesif-kompulsif bozukluk ve diğer durumlar için teşvik edilmektedir.
  • Sarı kantaron‘un topikal kullanımı (cilde uygulanması) yaralar, morluklar ve kas ağrıları dahil olmak üzere çeşitli cilt rahatsızlıkları için teşvik edilmektedir.

En yaygın kullanılan topikal preparat, taze veya kuru çiçekler veya bitkinin çiçekli toprak üstü kısımlarından yapılan hypericum yağıdır.

Hypericum yağının hazırlanması.

  1. Bitki materyali zeytinyağında cam kapta (1:4 oranında) karıştırılır.
  2. Fermantasyon için ılık bir yerde tutulur.
  3. Bitki materyali ezilir.
  4. Yağ süzülür ve sulu faz sodyum sülfat ile uzaklaştırılır.
  5. Cam kapatılır ve yaklaşık 4-6 hafta boyunca görünür ışığa maruz bırakılır.
  6. Yoğun kırmızı renkte yağ elde edilir.

Bu işlemler sonucu elde edilen ürünün stabilitesi sınırlı olduğu için kahverengi cam şişelerde muhafaza edilmesi gerekir.

Işığa kısa süre maruz bırakmak protohiperisini hiperisine dönüştürürken, maruziyet birkaç hafta sürdüğünde hiperisin diğer ürünlere indirgenir ve yağda çok düşük konsantrasyonlarda bulunur. Hazırlanmış yağın yakut kırmızısı rengi, hiperisinin lipofilik parçalanma ürünlerinden kaynaklanmaktadır. Güçlü bir antimikrobiyal ve anti-inflamatuar ajan olan hiperforini yüksek konsantrasyonlarda elde etmek için, hypericum yağı, oda sıcaklığında ışık almayan bir ortamda meyve kapsüllerinden hazırlanabilir ve daha sonra düşük sıcaklıklarda karanlıkta saklanabilir.

Sarı Kantaron Etkileri Hakkında Şüpheler

  • Sarı kantaron, plasebodan (etkisiz bir madde) daha etkili ve hafif ve orta dereceli depresyon için standart antidepresan ilaçlar kadar etkili görünüyor. Bunun şiddetli depresyon ve 12 haftadan uzun süreler için geçerli olup olmadığı belirsizdir.
  • Sarı kantaron depresyon dışındaki durumlar için de incelenmiştir. Huzursuz bağırsak sendromu, kronik hepatit C virüsü (HCV) enfeksiyonu, HIV enfeksiyonu ve sosyal anksiyete bozukluğu gibi bazılarında, mevcut kanıtlar sarı kantaron‘un faydalı olmadığını göstermektedir.
  • Sarı kantaronun menopoz semptomlarına, yara iyileşmesine ve somatik semptom bozukluklarına yardımcı olabileceği düşünülüyor ancak bunu kesin olarak bilmek için yeterli kanıt bulunmuyor.
  • Sarı kantaronun sigarayı bırakmada, hafızayı geliştirmede veya anksiyete, DEHB ve mevsimsel duygusal bozukluk gibi birçok rahatsızlıkta faydalı olup olmadığını bilmek için yeterli güvenilir kanıt bulunmamaktadır.
  • Sarı kantaron, özellikle büyük dozlarda alındığında güneş ışığına karşı artan hassasiyete neden olabilir. Diğer yan etkiler arasında uykusuzluk, anksiyete, ağız kuruluğu, baş dönmesi, gastrointestinal semptomlar, yorgunluk, baş ağrısı veya cinsel işlev bozukluğu yer alabilir.
  • Sarı kantaron‘un topikal olarak kullanıldığında güvenli olup olmadığını bilmek için yeterli güvenilir bilgi bulunmamaktadır. Güneşe maruz kalmaya karşı ciddi cilt reaksiyonlarına neden olabilir.
  • Sarı kantaronsarı kantaron’u hamilelikte veya emzirme döneminde kullanmak güvenli olmayabilir. Laboratuvar hayvanlarında doğum kusurlarına neden olmuştur. Sarı kantaron kullanan annelerin emziren bebekleri kolik, uyuşukluk ve huzursuzluk yaşayabilir.

Tedavide Kullanımı

Sarı Kantaron İlaç etkileşimleri

Sarı kantaron‘un depresyon için kullanımı ve ilaçlarla etkileşimleri hakkında kapsamlı araştırmalar yapılmıştır.  
Sarı kantaron’un çeşitli ilaçlarla tehlikeli, bazen yaşamı tehdit edici şekillerde etkileşime girebileceği açıkça gösterilmiştir.

Sarı kantaron diğer antidepresanlarla birlikte alındığında, yaşamı tehdit eden bir durum olan serotonin sendromu riskini artırır.

Bu durum, kalp atış hızının hızlanması, yüksek tansiyon ve halüsinasyonlarla karakterizedir.

Sarı kantaron,  aşağıdakiler gibi hayati öneme sahip ilaçlar da dahil olmak üzere birçok ilacın etkisini zayıflatabilir:

  • Antidepresanlar
  • Doğum kontrol hapları
  • Vücudun nakledilen organları reddetmesini önleyen siklosporin
  • Digoksin ve ivabradin dahil olmak üzere bazı kalp ilaçları
  • İndinavir ve nevirapin dahil olmak üzere bazı HIV ilaçları
  • İrinotekan ve imatinib dahil olmak üzere bazı kanser ilaçları
  • Antikoagülan (kan sulandırıcı) bir ilaç olan Warfarin
  • Simvastatin de dahil olmak üzere bazı statinler.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

Sarı kantaron https://www.nccih.nih.gov/health/st-johns-wort

Sarı Kantaron https://www.mayoclinic.org/drugs-supplements-st-johns-wort/art-20362212

Sarı Kantaron Fizibilite Raporu veYatırımcı Rehberi T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı http://chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://www.tarimorman.gov.tr/BUGEM/Belgeler/YATIRIMCI%20REHBER%C4%B0/SARI%20KANTARON%20F%C4%B0Z%C4%B0B%C4%B0L%C4%B0TE%20RAPORU.pdf

Hypericum Perforatum’un Geleneksel Tıp Alanındaki Uygulamaları http://chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1067580

Sarı Kantaron’a Dair (Hypericum Perforatum L.): Morfoloji, Etki Mekanizmaları, Aktivite, Yan Etkileri ve İlaç Etkileşimlerinin İncelenmesi http://chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1634923

Hypericum Perforatum Yapısındaki Kimyasal Bileşenler (Ersoy & Ozkan, 2020; Nürk & Blattner, 2011)

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Birlikte Kullanılmamalı

Çoklu ilaç yazımı ve kullanımı, (Polifarmasi) ilaç-ilaç etkileşimleri ve potansiyel olarak uygunsuz ilaçların reçete edilmesi olasılığını artırır. İlaç-ilaç etkileşimi, iki ayrı ilacın her birinin tek başına verildiğinde bilinen etkilerinden beklenen yanıttan farklı verilen farmakolojik veya klinik yanıtı ifade eder.

Son yıllarda, reçetesiz satılan (OTC) ilaçlar muazzam miktarda arttı. Yanı sıra reçete yazımlarında hastadan gelen taleplerin baskı – şiddet boyutuna ulaşması da reçete edilen ilaç çeşitliliğini ve sayısını arttırdı. Polifarmasi 90 llı yıllarda yaşlı nüfus arasında oldukça yaygınken günümüzde gençlerde de yaygınlaştı.Büyük sorun hastaların büyük bir kısmının bitkisel takviyeleri, diğer ürünleri veya tamamlayıcı tıp kullanımınını hekimlerine danışmadan uygulamaları.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Gelin günlük hayatta sık kullanılan ilaçlardan örnekle vererek yanlış kullanımları görelim.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

ÇİNKO ➖ BAKIR beraber alınmamalı

İnanılır gibi değil lakin sadece Çinko – Bakır bir arada olan tablet satılıyor. Çinko – Bakır aynı reseptöre bağlanır ve Bakır baskın gelerek çinkoyu engeller.

Bakır aynı zamanda şampuanlarda çok kullanılan B5 (pantotenik asit) vitamini de engeller.

Baklagiller ve tam tahıllar gibi fitat içeriği yüksek besinler çinko emilimini azaltır. Bu besinleri ıslatmak ve filizlendirmek fitat içeriklerini azaltmaya ve çinko emilimini iyileştirmeye yardımcı olur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

DEMİR ➖ KALSİYUM beraber alınmamalı

Kalsiyum demiri engeller. Ayrıca gıdalardaki kalsiyum ve fitatlar da demiri engeller.

Bu sebeple demir ilacı / preparatları ile yemek arasında 4-5 saat olmalı. (Mümkünse gece yatmadan aç alınmalı)

Kahve ve çay gibi polifenol açısından zengin besinler demir emilimini azaltır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

E vitamini / Omega-3 ➖ K vitamini beraber alınmamalı

E vitamini ve Omega-3 kanı sulandırırken K vitaminin pıhtılaştırma özelliğini engeller.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

EUTHYROX – LEVITRON ➖ DEMİR beraber alınmamalı

Levotiroksin içeren hipotiroidi ilaçları ile demir beraber kullanılmaz.

Dikkat burada demir ilacı tiroit ilaçlarının emilimi engellenir.

Mide ilaçları da hipertiroidi ilaçlarının emilimini engeller.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

B12, B9, B6, D vitamini, C vitamini

Bu vitaminler GECE ALINMAZ.

D vitamini melatonini engelleyerek uykusuzluk yapar. Yatma saati ile D vitamini alımı arasında 12 saat olmalıdır.

B12, B9, B6, C vitamini ise enerji metabolizmasına katılarak uykusuzluk yapar. Yatma saati ile bu vitaminleri alım arasında 5 saat fark olmalıdır.

C vitamini B12 vitamini ile birlikte alınmamalı. C vitamini yüksek dozda B12 yi baskılar.

Parkinson hastaları nadiren karbidopa olmadan levodopa aldıklarında B6 (Pridoksin) 10 ila 25 mg gibi küçük dozlarda bile levodopa‘nın etkisini yok eder.

Demir tuzları da levodopa emilimini engeller. Levodopa alan parkinson hastalarında birlikte kullanılmamalıdır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

SELENYUM ➖ BAKIR bir arada kullanmaz.

Selenyum ve Bakır bir arada alındığından selenyum engellenir.

C vitamini selenyum etkisini artırır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

MİDE İLAÇLARI ile ilaç kullanımı nasıl olmalı

Demir, Çinko, Magnezyum, B12 arasında 5 (beş) saat farkı olmalı.

Demir, Çinko, Magnezyum, B12 emilimi için mide asiti gerekli, eğer mide ilacı (PPI, ANTİ-ASİT, H2 antagonisti) kullanıyorsanız vücudunuzda bunlar eksilir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

ASPİRİN

Vitamin E, Omega-3, Vitamin K1 aspirinle beraber kullanılmaz.

Vitamin E ve Omega-3 aspirin etkisini artırır, damarlarda sızıntıya neden olabilir. Aspirinle aralarında 7-8 saat fark olmalıdır.

Vitamin E warfarin gibi kan sulandırıcılarla birlikte de kulanılmamalı. Warfarinin etkisini arttırarak kanamalara yo açabilir.

Aspirin K1‘in etkisini nötralize eder, K1 bir işe yaramaz, beraber kullanılmaz.

Warfarin ve K vitamini içeren ürünler birlikte alındığında, warfarinin aktivitesi azalır ve protrombin zamanı ve INR’de azalmaya neden olur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

METFORMİN ➖ B12 beraber alınmamalı

Metformin içeren Diyabet /obezite ilaçları B12 emilimini tam olarak engeller.

Metformin bağırsak duvarında (+,-) yönünü değiştirir ve B12 bağırsağa giremez.

Metformin kullanımından en az 8 saat sonra B12 kullanmak gerekir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

KALSİYUM – MAGNEZYUM birlikte alınmamalı

Ispanak ve ravent gibi oksalat içeriği yüksek besinler bağırsaktaki kalsiyumla bağlanarak emilimini azaltır. Ispanak yoğurtsuz olur mu? demeyin..

Gastrointestinal sistemde emilim için rekabet edebilirler. Kalsiyum ve Magnezyum kemik mineralizasyonu ve çeşitli fizyolojik işlevler için gerekli olduğu kadar, birinin yüksek alımı diğerinin emilimini engeller.

Kalsiyum ile Tetrasiklinler ve Florokinolonlar ile birikte alınmamalıdır. Bu antibiyotiklerin kulanımı sırasında takviyelerden kaçınılmalıdır.

Kalsiyum karbonat, siprofloksasinin biyoyararlanımını %40 oranında azaltarak antibiyotik etkinliğini zayıflatır. BİRLİKTE ALINMAMALIDIR.

Kalsiyum ve levotiroksin‘in etkisini (biyoyararlanımını) azalttığı için dozlarının en az dört saat arayla alınmalıdır.

Kortikosteroidler kalsiyum emilimini azaltır ve bu da zamanla osteoporoza yol açabilir

Florokinolon ve tetrasiklin antibiyotikleri, bifosfonatlar ve levotiroksin alüminyum ve magnezyumdan etkilenebilir; bu nedenle, bu ilaçların dozları alüminyum veya magnezyum tüketiminden sonraki iki saat içinde alınmamalıdır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

POTASYUM

Potasyum takviyeleri, Anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri veya anjiyotensin reseptör blokerleri, digoksin, indometasin, reçeteli potasyum takviyeleri ve potasyum tutucu diüretikler triamteren veya spironolakton ile birlikte kullanılmamalıdır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Polifarmasiyi Önlemek ve İlaçlara Bağlı Zararları En Aza İndirmek İçin

  • Doğru bir ilaç listesi ve tıbbi geçmişinizi koruyun ve mümkün olduğunda güncellenmesi için hekiminizle görüşün.
  • Hekiminize giderken reçeteli, reçetesiz, takviye edici ve bitkisel ilaçlar dahil tüm ilaçlarınızı yanınızda götürün.
  • Herhangi bir ilaç değişikliğini diğer hekimlerinizle birlikte gözden geçirin ve mümkünse tüm değişikliklerin yazılı olmasını sağlayın.
  • Mümkün olan en az sayıda ilacı ve en basit dozaj rejimini kullanın.
  • Reçete edilen her ilacı tanısıyla ilişkilendirmeye çalışın.
  • Gereksiz tüm ilaçlarınızı kesin.
  • İlaç-ilaç ve ilaç-hastalık etkileşimlerini öğrenin.
  • Mümkünse size bakım vereni, ailenizi ve eczacınızı da dahil ederek bir ekip yaklaşımı kullanın.
  • Potansiyel olarak zararlı ilaçlara başlamaktan kaçının.
  • Hekim takdiri olmadan ilaca/takviyeye başlamayın. Başlarsanız da en düşük dozda başlamayı deneyin ve ardından yavaş yavaş artışı hekiminize takip ettirin.
  • Diğer ilaçların olası yan etkileriyle mücadele etmek için ilaç kullanmaya başlamaktan kaçının. 
  • İlaç uygunluğunu değerlendirirken yaşam beklentinizi göz önünde bulundurun.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ İlaç etkileşimleri https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/19601724/

⭐️⭐️ Palyatif Bakımda İlaç Etkileşimleri https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK551619/

⭐️⭐️ İlaç Reçeteleme: İlaç-İlaç Etkileşimleri https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/34491709/

⭐️⭐️ İlaç Etkileşimi Denetleyicisi https://www.webmd.com/interaction-checker/default.htm

⭐️⭐️ Vitaminler ile İlaçlar Arasındaki Etkileşim https://www.turkiyeklinikleri.com/article/tr-vitaminler-ile-ilaclar-arasindaki-etkilesim-91855.html

⭐️⭐️ Polifarmasi https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK532953/

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Karvakrol – Kekik – Çörek Otu

Karvakrol, anti-enflamatuar, antioksidan, antitümör, antimutajenik, AChE inhibitörü, analjezik, antihepatotoksik, antiparazitik, insektisidal ve antimikrobiyal aktiviteler gibi çeşitli biyolojik etkilere sahiptir.

Karvakrol (C10H14O), fenolik bir bileşik olup, özellikle Lamiaceae ailesine ait bitkilerde doğal olarak mevcuttur. Monoterpen fenol yapıya sahip bir bileşiktir ve yapısında hidroksil grubu (-OH) bulunur.

Özellikle kekik (Thymus vulgaris), kekikotu (Origanum vulgare) ve Çörekotu tohumu (Nigella sativa L.) gibi bitkisel esansiyel yağlarda yüksek konsantrasyonlarda bulunur.

Hidroksil grubunun varlığı serbest radikallerle reaksiyona girme ve bu radikalleri nötralize etme yeteneği sağlar. Bu nedenle, karvakrol antioksidan özellikler gösterir.

Karvakrolün antioksidan etkisi, fenolik yapısından, serbest radikal süpürücü aktivitesinden (Hidroksil grubunun varlığı serbest radikallerle reaksiyona girme ve bu radikalleri nötralize eder.) kaynaklanmaktadır.

Serbest radikaller, hücre zarları, proteinler ve DNA gibi biyolojik moleküllere zarar verebilir ve bu da oksidatif stres ve çeşitli hastalıkların gelişimine yol açabilir.

Karvakrol, serbest radikalleri nötralize ederek hücrelere ve dokulara olan zararlarını azaltabilir.

Karvakrol açısından zengin kekik yağı ve timol açısından zengin kırmızı defne yağın Escherichia coli ‘nin biyofilm oluşumunu ve virülansını inhibe eder.

⭐️ Erkek farelerde topikal karvakrol uygulaması yara iyileşme sürecini hızlandırdığı görülmüştür. Farelerde oluşturulan yaralar üzerine karvakrol topikal olarak uygulanmış ve yara iyileşme parametreleri değerlendirilmiştir.

Karvakrol uygulanan grupta daha hızlı yara kapanması, artmış yara kontraksiyonu ve gelişmiş epitelleşme gözlemlenmiştir. Ayrıca, histolojik analiz sonuçları karvakrol uygulamasının doku rejenerasyonunu ve kollajen birikimini artırdığını göstermiştir. https://www.phcogj.com/article/1490 (Günal, M. Y., Okçu Heper, A., and Zaloğlu, N. (2014). The effects of topical carvacrol application on wound healing process in male rats. Pharmacognosy Journal. 6(3), 1014.)

⭐️ Costa, Durço vd., tarafından yapılan sistemik derleme, karvakrol, timol ve bu monoterpenleri içeren esansiyel yağların yara iyileşmesi üzerindeki etkilerini incelemiştir. Derleme, bu bileşiklerin yara iyileşmesinde potansiyel faydalarını vurgulamış ve antioksidan, antimikrobiyal, antienflamatuar ve rejeneratif özelliklere sahip olduklarını belirtmiştir. Bu bileşiklerin yara kapanmasını hızlandırabileceği, doku rejenerasyonunu teşvik edebileceği, enflamasyonu azaltabileceği ve enfeksiyonu önleyebileceği gösterilmiştir. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/30537169/. (Costa, M. F., Durço, A. O., Rabelo, T. K., Barreto, R. D. S. S., and Guimarães, A. G. (2019). Effects of carvacrol, thymol and essential oils containing such monoterpenes on wound healing: A systematic review. Journal of Pharmacy and Pharmacology, 71(2), 141-155.)

⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Karvakrol ve insan sağlığı: Kapsamlı bir inceleme https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/29744941/

⭐️⭐️ Karvakrolün solunum sistemindeki anti-inflamatuar ve antioksidan aktivitesi: Sistematik bir inceleme ve meta-analiz https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/32249518/

⭐️⭐️ Timokinon, Timol ve Karvakrolün Antioksidan Aktiviteleri ve Lipit Oksidasyonunu Önleme Kapasiteleri https://dergipark.org.tr/tr/pub/ataunizfd/issue/59562/773499

⭐️⭐️ KEKİK ve HAŞİMATO https://tetkik.com.tr/2024/10/06/kekik-ve-hasimato/

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Pıhtı – Kan Sulandırıcı

Herkesin ağzından ”kan sulandırıcı” duyar olduk.

Cümleler birbirine benzer.”Pıhtılaşmadan korkuyorum ve kan sulandırıcı kullanıyorum.’‘ ”D-dimerim yüksek çıktı kan sulandırıcı kullanıyorum.” ”Corona geçirdim o yüzden kan sulandırıcı kullanıyorum’‘ Bu örnekleri çoğaltmak çok kolay..

Lakin… Bu kan sulandırıcı kullanma modası ne kadar doğru? Gerçekten işe yarıyor mu? Hastalığı tedavi mi ediyor ? Yoksa gizliyor muyuz?

Damarlarımızın içerisinde devamlı hasar oluşuyor. O kadar çok sebebi var ki

  • Diyabet
  • Hipertansiyon
  • Coronavirus
  • Bazı aşılar
  • Bazı ilaçlar
  • Virüsler / Bakteriler
  • Yüksek kan yağları (Trigliserid) veya kalsifikasyon
  • Yediğimiz, içtiğimiz besinlerden gelen Pestisitler başta olmak üzere tarım ilaçları
  • Aşırı geçirgen bağırsaklardan geçen toksinler, bakteri parçaları, ağır metaller
  • Serbest oksijen radikalleri

Ve daha pek çok sebep mevcut. Her ne sebeple olursa olsun damarın iç duvarı olan endotel hücreleri hasarlandığında tamir gerekir. Vücut içerisinde tamir mekanizması çalışmaya başlar.

Hasarlı bölgeye kandaki trombositler (PLT) kümeleşerek yapışır, pıhtılaşır. (Trombositleri inşaat harcındaki çimento gibi düşünün)

Kanda yapılan hemogram testinde trombosit (PLT) yüksekse (450-500 üzeri) pıhtılaşmayı düşünürüz.

Bu kümeleşme yani pıhtıyı aspirin çözer.

Bu kümeleşme yani pıhtının kuvvetlenmesi ve çimentonun dağılmaması için üzerine çelik ağ örülmesi gerekir. Bu ”Fibrin Ağlar” dır.

(Trombositlere inşaat harcındaki çimento demiştik, Fibrin Ağları da inşaat demiri gibi düşünün, Demiri koymazsak çimento dağılır.)

Kanda Fibrinojen (400 üzeri) yüksekse, yine pıhtılaşmayı düşünürüz. Çok fazla ağ örülmesi anlamına gelir.

Baştan bir düşünelim…

Trombositle (PLT) çimentoyu koyduk, fibrin ağ örerek demir döşeyip kuvvetlendirdik. Sonuç olarak damarın içindeki hasar onarıldı ve dışarıya kan ve içeriği sızmaz ve damar patlamaz.

Fakaaattt…

Tüm bu tamirat sonucunda damarın içerisinde bir tümseklik oluşur ve damarı daraltır. Buna Fibrinoid Nekroz denir.

Vücudumuz bu duruma da hazırlıklıdır. Oluşan tümseği yani Fibrinoid Nekroz‘u traşlar, düzeltir ve fibrinleri yıkar.

Bu yıkım sonrası ortaya çıkan ürün D-DİMER‘ dir.

Kan değerlerinize baktırıyorsunuz ve sürekli D-DIMER yüksek çıkıyor ise;

………………..⬇️…………………

Damar Endoteli hasar alıyor

………………..⬇️…………………

Trombosit (PLT) yapışıyor

…………………⬇️…………………

Fibrin ağ örüyoruz ve tümseklik traşlanıyor

…………………⬇️…………………

Sürekli son ürün D-DIMER oluşuyor deriz.

D-dimer yüksekse kanda pıhtılaşmayı düşünürüz.

Damarın içerisinde gelişen bu durum devamlı olarak damarın pek çok yerinde oluşabilmektedir.

”Vücudumuz bu duruma da hazırlıklıdır. Oluşan tümseği yani Fibrinoid Nekroz‘u traşlar, düzeltir ve fibrinleri yıkar.” yazmıştım.

Fakat ciddi bir sorunumuz var.

Fibrinoid Nekroz’un traşlanan tümseklerinin maalesef hepsi erimez. Erimeyen bu parçalar kalbe gittiğinde kalp krizine, akciğer damarlarına gittiğinde akciğer embolisi gelişimine neden olabilir.

Şimdi de bu sonuca nasıl gidiyor inceleyelim

Kanı sulandırmak için aspirin (asetil salisilik asit) verdiğimizde

…………………⬇️…………………

Trombositlerin bir araya gelip kümeleşmesini engeller ve endotelde hasar olan yere yapışmasını, çok kümelenip pıhtı oluşturmasını da engelleriz.

Pıhtı oluşmaz…Ohhhh süper değil mi pıhtı engellendi.

…………………⬇️…………………

Sonucunda Fibrinojen ve D-dimer de düşük (Normal sınırlarda) çıkar.

Kan değerlerimiz normal çok güzel lakin ciddi bir sorunumuz var. Kanı sulandırdık trombositler kümeleşmedi ve damar duvarında endotel hasar devam ediyor.

Hasarlı damar ciddi bir sorundur. Çünkü;

Kişide yüksek tansiyon varsa veya tansiyonunda ciddi bir yükselme olduğunda damar içi basınç artar ve hasarlı yerden yırtılabilir. Bu durumda hasarlı olup yırtılan damarın nerede olduğu önem kazanıyor. Örneğin beyin kanaması.

Tabi ki vücudun diğer yerlerinde olduğunda damarın beslediği bölgenin kanlanması bozularak iskemi oluşabilir. Kılcal damaları da düşünmelisiniz.

Aklımıza başımıza devşirip düşünelim…

Tek başına kan sulandırmak pıhtılaşmayı engeller lakin damarlarda hasar kalır.

Bu durumda kan sulandırıcıyı uygun doz almalı aynı zamanda da damar endotelinde oluşan hasar engellenmelidir. Kanda her zaman hasar olan yeri onaracak kadar Trombosit, Fibrinojen, D-dimer bulunur. Bunların sınır değerlerinin üzerine yükselmesi olağan dışı hasarı belirtir.

Her şey tamam da peki biz ne yapmalıyız bu durumda diyorsunuz değil mi?

  1. Hekim kontrolü ve kan tetkiki olmadan kan sulandırıcı KULLANMAYIN
  2. Beslenmenizi düzenleyin – Fazla kilolarınızı verin.
    • Karbonhidrat tüketiminizi kısıtlanmalısınız. Zannedildiği gibi Protein ve Yağlar değil damarlarımızı mahveden karbonhidratlardır. Başta da fruktoz (Meyve) gelmektedir.
  3. Antioksidan hem doğal yoldan hem de katkı olarak almalısınız. Hasarlı bölgeye oksijen akımı olur. Dolayısıyla serbest radikal çoğalır. Zaten tek başına bile endotel’e zarar veren serbest radikaller tamir esnasında da zarar verir. Glutatyon düzeyi düşük olmamalı.
  4. Hesperidin Endotel hücrelerde iskemi-reperfüzyon (dokulara kan ve oksijen gidip hasarlı bölgenin canlanması / tamir olması) inflamasyonun erken evresinde nötrofil birikimini önler. Endotel hasarın onarılmasında önemlidir. Turunçgillerin kabuklarının iç tarafında beyaz süngerimsi maddeler yoğun hesperidin içerir. İlgili yazımızı okuyun
  5. Vitamin ve Mineraller Vücudumuzda hücrelerin oksijeni kullanması için oksijenin diğer moleküllerle olan reaktivitesi son derece kısıtlıdır. Bunun adı SPİN KISITLAMASI denir. Bu kısıtlamayı önlemek gerekir. Önleyebilmek için;
    • Çinko (Glukonat)
    • Magnezyum (Sitrat)
    • Demir (Kan değeri düşükse)
    • Selenyum
    • Alfa lipoik asit (Mümkünse R-Lipoik Asit)
    • D3 Vitamini
    • B12 Vitamini
    • B9 Vitamini
    • C Vitamini
    • E Vitamini ……gereklidir
  6. Egzersiz İnsan vücudu hareketsiz kalmaya uygun değildir. Lakin ağır egzersize de uygun değildir. Bu sebeple haftada 3 gün aç karnına 30’ar dakika tempolu yürüyüş yeterlidir. Unutmayın oğun egzersiz dokuların oksijen ihtiyacını arttırır. Bu oksijen ihtiyacı karşılanamadığında da serbest radikaller artar ve başta kan damarlarında endotelde olmak üzere tüm dokularda hasarlar oluşur.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Biyokimya, Pıhtılaşma Faktörleri https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK507850/

⭐️⭐️ Endotel hücreleri ve pıhtılaşma https://link.springer.com/article/10.1007/s00441-021-03471-2

⭐️⭐️ Enfeksiyon ve inflamasyon ve pıhtılaşma sistemi https://academic.oup.com/cardiovascres/article/60/1/26/321951

⭐️⭐️ Kanı Sulandıran / Pıhtılaştıran Gıdalar https://tetkik.com.tr/2024/10/23/13056/

⭐️⭐️ Hesperdin https://tetkik.com.tr/2024/09/23/hesperidin-p-vitamini/

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

İnflamasyon

Çalışanımızın vücuduna solunum yolu ile bir virüs aldığında veya işyerinde boğaz enfeksiyonu olan bir arkadaşının öksürüğünden damlacık yolu ile streptokok bakterisi girdiğinde ilk karşılayan Dentrik hücrelerdir. Bunlar Makrofaj hücrelerdir.

Çalışanımızın bağışıklık sistemi yeterli olduğu taktirde vücuduna giren bu bakteri veya virüsü dentrik hücreler (Makrofajlar) bunu fagosite ederek (yani balon gibi içine alarak) kan dolaşımına girmelerini engellerler. Dentrik hücreler (Makrofajlar) içine aldıkları virüs veya bakteri ile birlikte lenf kanalına girerler.

EK BİLGİ: Çalışanımızın vücudunda her insanda olduğu gibi iki dolaşım sistemi vardır. Kanı taşıyan dolaşım sistemi (Atar damarlar ve Toplar damarlar), lenf sıvısını (atık maddelerimizi) taşıyan lenfatik sistemdir.

Dentrik hücreler (Makrofajlar) içinde lenf kanalına giren virüs ve bakteri lenf düğümüne (nodu) getirilir ve CD4 ‘e sunulur. burada TH1, TH2 ve TH17  vs ile stokinler salgılanır… Bu sürece İmmünite (Bağışıklık)

CD4 hücreleri, bağışıklık sisteminde önemli bir rol oynayan beyaz kan hücreleridir. CD4 hücre sayınız, vücudunuzun patojenlere, enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı doğal savunma sistemi olan bağışıklık sisteminizin sağlığı hakkında size bir gösterge verir.

CD4 hücrelerine bazen T hücreleri, T lenfositleri veya yardımcı hücreler de denir.

Özetle olması gereken IgA güçlü tutulmalı, bağışıklık güçlü tutulmalı, Ajan/Patojen/Vücuda Zararlı Madde kana girmeden yok edilmeli. Aksi halde savaş vücudun içine taşar. Bilin ki savaş alanında iyi kötü her şey az veya çok zarar görür.

Çeşitli sebeplerle dentrik hücreler yetersiz kalır. Bu durumda kanda histamin (doğal bir aminoasit olarak bilinen histidinden türeyen, bağışıklık sistemi tarafından bazı beyaz kan hücrelerinden salınan bir madde) salınır.

Histamin, damar duvarını oluşturan endotel hücrelerinin (tuğla duvar benzeri bir görünün hayal edin) arasını açar.

Endotel hücreleri damarın içinden dışına geçişleri / kaçışları önleyecek sıkılıkta iken histamin vasıtası ile oluşan aralıklardan damar dışına sıvılar ve protein parçaları sızar. Bütün bunlarla beraber bir bağışıklık hücresi Nötrofil de damar dışına çıkar.

Nötrofil, dentrik hücrelerin gücünün yetmediği bakteriyi yok etmek için savaşır.

İnflamasyonun Tipik Bulguları

  1. Yanma – Isınma (Calor)
  2. Kızarıklık (Rubor)
  3. Şişlik (Tümor)
  4. Ağrı (Dolor)……………Oluşur.

Vücudumuz ilk başta Dentrik hücreler ile (Ajan/Patojen/Vücuda Zararlı Madde) fagosite edip lenf kanalına yollayabilseydi herhangi bir sorun olmayacaktı.

Lakin inflamasyon vücudumuz için korunma mekanizması olsa da süreç içinde vücuda zararlı sonuçlar meydana getirir.

Çünkü;

Nötrofil ile oluşan Akut İnflamasyon, adı üzerinde akut bir durumdur. Yani sürelidir, Birkaç günden birkaç haftaya sürse de sonlanır.

Asıl sorun Kronik İnflamasyondur.

Dendrik hücrelerimiz yeterli olmayınca histamin salınmış ve Nötrofiller devreye girmişti.

Peki ya Nötrofiller de etkisi – yetersiz kalırsa..???

Mucize gibi lakin onun da yedek planı var. Bu kez damar dışına monositler çıkmaya başlar. Monositler damar dışına çıktığı zaman makrofaj halini alıp bakteriyi fagosite eder (içine alıp parçalar), o da yetmezse B Lenfositler devreye girer. İşte bu durum kronik İnflamasyon’ dur.

Biyolojik etkenlerden Virüsler, Mantarlar, Bakteriler karşı savaş verdiğimizde akut veya kronik inflamasyon oluşur. Lakin vücudumuzun tek düşman grubu biyolojik etkenler değil maalesef.

İnlamasyona sebep olan pek çok sebep var. Savaşçı hücrelerimiz gücü yettiğince bunların hepsinin peşine düşer. Öldürdüğü veya yakaladığı her yerde inflamasyon oluşur.

  • Yediğimiz, içtiğimiz besinlerden gelen Pestisitler başta olmak üzere tarım ilaçları
  • Aşırı geçirgen bağırsaklardan geçen toksinler, bakteri parçaları, ağır metaller
  • Serbest oksijen radikalleri

Bir inflamasyon çeşidi de otoimmün durumdur. Vücuttaki antikor kendi dokusunu yabancı görüp saldırır.

  1. Hasimato / Hipotiroidi
  2. Tip-1 diyabet
  3. Ankilozan spondolit
  4. Graves
  5. Ülseratif kolit
  6. Crohn
  7. Vitiligo
  8. Lupus
  9. MS
  10. Romatoid artrit………..Gibi bir çok hastalıkta kronik inflamasyon var.

Histamin, damar içerisinde daima bir miktar bulunur. Gerekli yerlerde yoğunnlaşarak damarın duvarını aralar ve sıvılarla birlikte, Nötrofil, monosit vs dışarıya çıkar.

Maaleesef bazı insanlarda histamin gereğinden fazla bulunuyor her şeye endotel duvarlarını açar. Bu durumlarda bağışıklık sistemi çikolataya, fındığa, çimen polenine, ev tozuna, yumurtaya, çiçeğe, çileğe vb gibi aklınıza gelen bir çok farklı maddeye tepki veriyor. Vücut bu maddeleri yabancı görüyor.

Çalışanlarımız / insanlar da leblebi – şeker gibi antihistaminik ilaç kullanıyor. Bu ilaçlar damar içindeki histaminin bağlandığı reseptörü bloke ederek ve histamin bağlanmasını engelliyor, damar duvarı da açılmıyor.

Hiç kimsenin aklına gelmiyor mu?

İlaç yolu ile histamin’in bağlanmasını ilacın etki süresi boyunca bloke ettik de histamin halâ damarda ve yüksek miktarda kanda duruyor.

Leblebi gibi yuttuğunuz antihistaminik ilaçlarla (haplarla) sadece histamin’in bağlanmasını engelleyebilirsiniz. Normalde kanımızdaki histamini parçalayan DAO (Diamin oksidaz) isimli bir enzim var. Bazı insanlarda bu enzim eksik üretilir ve histamin yıkılamaz.

DAO (Diamin oksidaz) enzimini tablet olarak alabiliriz ya da bazı yöntemlerle DAO (Diamin oksidaz) enzimini artırabiliriz.

Hatırlayın…!!!

Nötrofil yetmezse

Monositler ve B lenfositler devreye girer kronik inflamasyon oluşur.

Sorun şu ki…

B Lenfositler krizi çözmek için dahil olduklarında özellikle enfeksiyon hastalıklarında ve antikoksidan eksikliğinde endotel hücrelerini (damar duvarı) parçalamaya başlar.

Kronik inflamasyon sebebiyle endotel hücrelerinde meydana gelen ve gelebilecek hasarı önlemek için Hesperidin gereklidir.

Hesperidin‘i daha önce yayınlamıştık. https://tetkik.com.tr/2024/09/23/hesperidin-p-vitamini/

İnflamasyon’un Tedavisi ve Önlemler

Tedavi ve Önlemleri önceden yayınlamıştık. https://tetkik.com.tr/2024/10/12/allerjiniz-var-ve-histamin-nedir-bilmiyor-musunuz/

SONUÇ

  1. İnflamasyonun bir çok otoimmun hastalıkla da bağlantısı mevcut.
  2. Gluten intoleransı, Histamin intoleransı, Laktoz intoleransı ve benzeri sorunları olanlarda %99 orannda başka hastalık da bulunur. Bu sebeple önce o hastalığı o hastalıkla beraber değerlendirmek gerekir.
  3. Gece yatağa her tok yatışınız size geçirgen bağırsak olarak geri dönecektir. Mutlaka akşam yemeğini oldukça erken yiyip sofradan doymadan kalkmalısınız. Gece aç uyumak gerekli. (Tok uyumak bir çok hastalığı tetikler)
  4. Hesperidin kullanımı endotel hasarları önler ve endoteli güçlendirir.
  5. Antioksidan yetersizliği toksin miktarını arttırıp inflamasyona neden olur. Glutatyon, Resveratrol gibi Antioksidanlar kullanmak gerekir.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Allerjiniz Var ve Histamin Nedir Bilmiyor musunuz? https://tetkik.com.tr/2024/10/12/allerjiniz-var-ve-histamin-nedir-bilmiyor-musunuz/

⭐️⭐️ Hesperidin https://tetkik.com.tr/2024/09/23/hesperidin-p-vitamini/

⭐️⭐️ Th1/Th2 hücreleri https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/10579123/

⭐️⭐️ Th1 ve Th2 hücreleri https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/11138626/

⭐️⭐️ İnsan hastalıklarında Th1 ve Th2 https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/8811042/

⭐️⭐️ Histamin intoleransı https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/36931880/

⭐️⭐️ Histamin İntoleransı: Belirtiler, Tanı ve Ötesi https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/38674909/

⭐️⭐️ Histamin İntoleransı Bağırsakta Oluşur https://www.mdpi.com/2072-6643/13/4/1262

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için

Daha Fazla

Meyve = Kilo

Sıklıkla “bol bol meyve yiyin vitamin alın sağlıklı kalın, Meyve sağlıktır vb gibi” cümleleri duyarsınız…

Lakin işin aslı tabi ki bu söylemlerdeki gibi değil..

Eğer kilo sorununuz varsa, kan yağları (Trigliserit, Kolesterol) sorununuz varsa meyve tüketimi sınırlı olmalıdır.

Neden mi? O zaman okumaya devam edin.

Meyve nasıl kilo yapar?

Maltoz = Glikoz + Glikoz

Bir düşünün bakalım Glikoz tatlı mıdır?

Maltoz içeren besinlere; Patates, Nohut, Barbunya, Pirinç pilavı, makarna, Kuru fasulye, Buğday ekmeği örnek olarak verebiliriz. Evet bu bilgiler ışığında Glikoz’ un tatlı olmadığını artık biliyorsunuz.

Örneğin: Bir porsiyon Kuru Fasulye yediniz (200 kalori)

Sindirim sistemimiz (ağızdan başlayarak) Kuru Fasulyedeki Glikoz + Glikoz + Glikoz + Glikoz + Glikoz +…..şeklinde sıralı glikozları tek glikoz kalana kadar parçalar ve bağırsaktan kana çeker.

Glikozun %80 ‘ini (160 Kalori) kaslarımızda harcarız ve kalan %20’si karaciğere gider.

Karaciğere giden %20’nin yarısı (20 Kalori) glikojen olarak depolanır. Diğer yarısı VLDL ‘ye gider ve Trigliserit olarak 20 kalori yağa dönüşür.

Laktoz = Galaktoz + Glikoz

Laktoz Süt şekeridir. Tadını hatırlayın bakalım süt tatlı mıdır?

Süt şekeri biraz tatlıdır. Glikozun tatlı olmadığını öğrenmiştik. Bu durumda tadı veren Galaktoz’ dur.

Örneğin: Tam yağlı bir bardak sütün 128 kcal (Sütün içerisinde laktozun yanı sıra protein ve yağ da olduğunu hatırlayın bu sebeple kalori hesabında dikkate alınmalıdır.)

Lakin konumuz karbonhidratlar.

Laktozda, Galaktoz %50 ve Glikoz %50 dir.

Galaktoz karaciğerde Glikoz 6 P (Fosfat) a metabolize olur.

Sükroz = Glikoz + Fruktoz

Sükraz içeren besinlere; Meyve şekeri, Bal, Pekmez, Çay Şekeri, Akça Ağaç Şurubu örnek olarak verebiliriz. Tartışmaya bile gerek yok değil mi? Gayet tatlı bunların hepsi. Glikozu biliyoruz tatlı değil. Bu durumda Fruktoz, Galaktoz’dan da tatlı sonucuna varabiliriz.

Maalesef bu çok tatlı tadı veren Fruktoz, insanlarda kilo sorunu da yağın fazlasını da yapar.

Örneğin: Bir kase üzüm yedik (240 gram – 170 kalori)

Sindirim sistemimiz (ağızdan başlayarak) Üzüm’ ü Glikoz + Fruktoz şeklinde parçalar ve bağırsaktan kana çeker.

Üzümde Glikoz / Fruktoz oranı neredeyse yarı yarıyadır.

Fruktozdan aldığımız 85 kaloriyi enerji olarak kullanamayız hepsi karaciğere gider. Karaciğerde Fruktoz’u metabolize edemeyiz. Bu sebeple Fruktoza 1 tane fosfor ekleriz. Bu da 12 kalori daha ilave demektir. 85+12=97 kalori ulaştı toplamda. Tabi bu arada Ürik Asit oluşur.

Sonuç olarak üzümdeki fruktozdan 97 kalori yağa dönüşür.

Hatırlayın Üzüm’ün diğer yarısı da Glikoz du ve yukarıda hesaplamıştık. Hesaba üzümde ki glikozdan (%10) 8.5 kaloride yağa dönüştü.

Fruktoz’ dan 97 kalori + Glikoz’ dan 8.5 kalori = 105,5 kalori Üzümden yağ oluşur.

Vücudumuza aldığımız kaloriler yolu ile fazla yağ oluşursa önce karaciğerde, sonra kaslarda, organlarda birikmeye başlar.

Sonuç olarak:

  • Kilo sorununuz veya kan yağları (Trigliserit, Kolesterol) sorununuz varsa meyve tüketiminizi fazlasıyla azaltın.
  • Günlük toplam meyve tüketiminiz bir avucunuzdan daha fazla olamamalı.
  • Beslenmemizin de bir matematiği var. Doğru hesaplayın.
  • Sağlığınız için meyve yiyin lakin abartmayın.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Dalış Öncesi Dolaşım Sistemi Muayenesi ve Seçim Kriterleri

Dalış Muayenesi

Dalıcının sağlık durumunun dalışa uygunluğu değerlendirebilmek için; sualtının yoğun ve viskoz bir ortam olduğunu, derinliğin artışı ile birlikte dalıcının basınca maruziyetindeki değişimi, ortam (özellikle düşen) sıcaklıklığının insanlar üzerindeki etkisi bilmek gerekir.

Bilinmelidir ki dalıcının bazı tıbbi ve psikolojik durumları tüplü dalışa kesin veya geçici süreyle engel teşkü etse de sportif – keyif amaçlı dalışların kuralları, ticari veya askeri amaçlı dalışın katı kurallarından daha esnektir.

Scuba (Su altı tüplü dalış) dalışlarda gerekli tüm şartlar yerine getirildiğinde amatör dalıcılar için de profesyonel dalgıçlar için de riskler düşüktür.

Risklerin düşürülmesi için gereken şartların başında kişinin sağlık durumu gelir.

Bu sebeple dalış yapacak amatörlere de ve profesyonellere de sağlık durumlarının su altındaki şartlara uygun olup olmadığı açısından doğru bir değerlendirme – muayeneye yapımalıdır.

Dalış öncesi muayenenin amacı, dalış yapacak kişinin sualtı dalışını sağlığı açısından tehlikeye düşürecek bir sağlık sorunu olup olmadığını araştırmaktır.

Ayrıca dalıcıların su altına adaptasyonu için disiplinli olması ve uygun ekipmanla dalış yapması gerekir.

Her ne maksatla olursa olsun dalıcılar su altına ilk kez dalışın öncesinde ve sonra da yıllık periyodik olarak scuba dalışı konusunda hekimlik tecrübesi olan;

  • KBB
  • Göğüs Hastalıkları
  • Kalp Damar, Psikiyatri
  • Nöroloji
  • Dahilliye (Endokrin-Kan-Sindirim Sistemi açısından değerlendirecek)
  • Göz uzmanları değerlendirmelidir.

Dalıcını sorunu varsa ayrıca;

  • Ortopedi
  • Plastik Cerrahi
  • Cerrahi vb gibi bölümler değerlendirmelidir.

Tüm hekimlerin raporları ile birlikte Su Altı Uzmanı Hekim tarafından son değerlendirme yapılmalıdır.

Dalış sırasında kendisinin ve dalış eşinin risk yaşamaması için herhangi bir hastalığı olup olmadığına ve fizik kondüsyonunun su altında efor düşmesine yol açıp açmayacağına bakılmaktadır.

Dalış sırasında efor kapasitesinde düşme olması dalıcının kolay yorulmasına, tükenmişliğine, ilereyen durumlarda bilinç kaybına hatta ölümüne neden olabilir.

Kardiyovasküler (Kalp ve dolaşım sistemi) hastalıkları sinsi seyredebilir. Önceden herhangi bir belirti vermeksizin ortaya çıkabilir. Su altında gelişebilecek bir sorun dalıcının boğulmasına veya akciğer barotravması geçirmesine neden olabilir.

Bazı dalıcılar ciddi kardiyovasküler hastalığı olmasına rağmene sorumluluğun kendisinde olduğu iddiası ie dalış yapmak. isteyebilir ki bu durum birlikte daldığı kişi veya kişileri riske atmak olacaktır. Dalış eşinde acil bir durum yaşanması durumunda kurtarma işlemini gerçekleştirmesi gereken diğer dalıcının da hayatını tehlike riskinin arttığı bilinmelidir.

Dalış muayenesinde beklenmeyen sağlık sorunlarının yanısıra suyun içinde belirli bir süre bulunmanın meydana getireceği bedensel ısı kaybı, egzersize bağlı efor – stres, korku ve heyecan gibi duygulanım değişikliklerinin kalp damar sistemi üzerinde etkiler meydana getireceği göz önünde bulundurmalıdır.

Nötr yüzerlik durumundayken dalıcı su altında ağırlıksızdır ve yer çekimi etkisi de sıfıra yakındır. Ve bu durum dalıcı açısından bir avantajdır. Böylece daha az efor ile hareket edebilir. Lakin bu süreçte idrar miktarı artar. Su kaybı oluşmaya başlar.

Dalıcının bir çok sebeple su altında maksimum efor yapması gerekebilir.(Kendisini veya dalış eşini tehlikeli bir durumdan kurtarmak, dalış eşini su yüzeyinde tekneye ya da kıyıya çekmesi gerekebilir, akıntıya kapılabilir, tehlikeli veya tehlikeli olduğunu sandığı bir deniz canlısıyla karşılaşabilir ya da ekipmanında bir arıza olabilir) Dalıcının bu gibi durumlarda yorulacağı aşikardır lakin tükenip kendinden geçmeden tolere edebileceği kardiyovasküler rezerve ve efor kapasitesine sahip olmalıdır.

Dalış sırasında su altında yaşanan heyacan ve korku sebebiyle gelişebilecek panik sırasında dalıcının kan basıncı yükselir, nabız dakikada 180’lere kadar çıkabilir. Bu gibi durumlar kalp damar sorunu olan kişilerde aritmilere, kalp krizine (miyokard enfarktüsüne) ya da ani ölüme yol açabilir.

Dalıcıların muayenesinde kalp damar sistemi değerlendirilirken periferik nabızlar muhakkak palpe edilmeli, kalp dinlenmeli (kardiyolojik oskültasyon yapılmalı), kan basıncı ölçülmeli, EKG‘ si değerlendirilmelidir.

Herhangi bir anormallik tespiti hatta şüphe durumunda daha detaylı muayene için kardiyoloji konsülltasyonu istenmelidir.

Dalıcı Kalp-Damar Sistemi Muayenesi

Anamnez: Dalış için sağlık muayenesi olan kişilerin tümünün sağlık özgeçmişi ayrıntılı olarak sorgulanmalıdır.

Fizik muayene: Dalış için sağlık muayenesi olan kişilerin tümünün periferik nabızlar muhakkak palpe edilmeli, kalp dinlenmeli (kardiyolojik oskültasyon yapılmalı), kan basıncı ölçülmeli dir.

EKG: 40 yaşın üzerindeki tüm dalıcılar ile fizik muayene ve anamnez sonucu gerekli görülenlerden istenmelidir.

Eforlu EKG, ekokardiyografi, sintigrafi ve anjiyografi gibi ileri tetkikler: Kardiyoloji konsültasyonu gerektiren durumlarda kardiyoloji uzmanının muayenesi sonrası gerek görmesi durumunda yapılabilecek tetkiklerdir.

HİPERTANSİYON

Genel popülasyonda olduğu gibi dalıcılar arasında da hipertansiyon yaygın bir sağlık problemidir. Arter kan basıncı günün değişik zamanlarında değişmeler göstermektedir. Genel kabul gören üst limit 140/90 mmHg’dır.

Kan basıncı daima rölatif olarak ölçüldüğünden dalış esnasında suyun hidrostatik basıncından etkilenmez. Dalış esnasında kan basıncını etkileyebilecek faktörler soğuk, yoğun egzersiz ve korku, heyecan gibi emosyonel değişikliklerdir.

Hipertansiyonun uzun ve kısa vadeli etkileri vardır.

Uzun süren hipertansiyon koroner arter hastalığı açısından risk oluşturabileceği gibi, böbrek ve göz problemlerine, konjestif kalp yetmezliği ve serebrovasküler hastalıklara yol açabilir.

Kısa dönemde karşılaşılan problemler kan basıncının aniden çok yükselmesi sonucu serebrovasküler problemler (inme, felç vs.) ve myokard iskemisi şeklinde ortaya çıkar. Ayrıca hipertansiyon dalış anında pulmoner ödem gelişmesine zemin yaratacaktır.

Hipertansif dalıcı adaylarının değerlendirilmesinde hiprertansiyon nedeni ve yüksek kan basıncının göz, böbrekler ve kalp üzerine etkileri de araştırılmalıdır. Hipertansif dalıcılar kan basıncını kontrol altına alana dek dalıştan uzaklaşmalıdır.

Kontrol altına alınmış hipertansiyonda kullanılan ilaçların yan etkileri açısından da değerlendirme yapılmalıdır. Dalış dönemlerinde sıvı ve elektrolit dengesinde oluşabilecek değişiklikler açısından dikkatli olunmalıdır.

Antihipertansif ilaçları kullanan dalıcıların, dalış esnasında egzersizin gerektirdiği kardiyak atımdaki artışı karşılayabileceklerinden efor testi yapılarak emin olunmalıdır.

Anti hipertansif ilaçların yan etkilerinin birçoğu kullanıcıda probleme yol açmadığı müddetçe dalış açısından sorun teşkil etmez.

Uzun süredir anti hipertansif olan dalıcıda yüksek kan basıncının kalp ve böbrekler üzerindeki olası etkileri araştırılmalıdır.

Hipertansiyon nedeniyle sol ventrikül dilatasyonu veya sol ventrikül disfonksiyonu gelişmiş kişilerin dalışına izin verilmemelidir.

KORONER ARTER HASTALIĞI

Son yıllarda SCUBA dalışının yaygınlaşması üzerine 40-45 yaş üstü dalıcı sayısında da bir artış gözlenmiştir.

Bu artışın iki ana nedeni vardır.

Bunlardan birincisi böylesine keyifli bir uğraşa başlayan kişilerin dalışı bir daha bırakmamaları, ikincisi ise artık 40-45 yaş üstü insanların da dalışa ilgi duyup eğitim almalarıdır. Bu yaş grubunun da SCUBA dalıcılığına ilgi duyması sevindirici olup dalışa engel bir sağlık poblemi olmadığı sürece desteklenmelidir.

Koroner arter hastalığı bu yaş grubunda görülen sağlık problemleri arasında ön sırada yer almaktadır.

Koroner arter hastalığının ilk ortaya çıkışı ne yazık ki sıklıkla akut miyokard enfarktüsü (MI) şeklindedir. Bu kişilerin bazılarında detaylı sorgulama yapıldığında önceden ortaya çıkan, ancak ihmal edilen bir göğüs ağrısı veya rahatsızlık bulunduğu görülebilir. Diğerlerinde ilk belirti miyokard enfarktüsü şeklindedir.

Klinik olarak ya da anormal EKG ile tanı konulmuş MI hastalarının dalışına izin verilmemelidir.

Herhangi bir bulgu ve belirti vermeksizin EKG bulgularıyla tespit edilen sessiz MI olgularına rastlanabileceği de akılda tutulmalıdır.

İlaç tedavisi ve cerrahi tedavideki gelişmelerin yanında en önemli konu alınacak koruyucu önlemlerdir. Herkes gibi dalıcılar da koroner arter hastalığı riskini arttıran faktörleri ve riski azaltmak için alınabilecek önlemleri bilmelidir.

Sigara risk faktörlerinin başında gelmektedir. Sigara içenlerde içmeyenlere oranla koroner arter hastalığı riskinin artmış olduğunu gösteren birçok çalışma mevcuttur. Ayrıca sigarayı bırakanlarda bu riskin anlamlı biçimde azaldığını gösteren çalışmalar da bulunmaktadır.

Mekanizmanın tamamıyla aydınlatılmamasına karşın sigara içiminin Kolesterol/HDL oranını olumsuz yönde etkileyerek riski arttırıyor olabileceği bildirilmektedir. Bu nedenle dalıcılar sigaranın zararları konusunda uyarılmalıdır.

Hipertansyon da bir risk faktörü olup, kan basıncının 140/90 mmHg üst sınırını aşmamasına dikkat edilmelidir.

Bir diğer faktör de stres’dir.

Diyabetes Mellitus’un koroner arter hastalığını arttırdığı bilinmektedir.

Ailede 65 yaş altında koroner arter hastalığı bulunması halinde riskin arttığı kesindir. Bu faktör değiştirilemediğinden, ailesel olarak risk altında bulunan kişiler diğer faktörlerin kontrolü konusunda hassasiyet göstermelidir.

Aynı yaş grubunda koroner arter hastalığı erkeklerde kadınlara göre daha fazla görülmektedir.

Aşırı kilo ve gut diğer risk faktörleridir. Uygun diyet ve egzersiz programı ile aşırı kilo engellenmelidir.

Koroner arter hastalığı açısından düşünüldüğünde dalıcı muayenelerinde idealist bir yaklaşımla, kolesterol ve lipid tayini, risk faktörlerin analizi, dinlenme ve egzersizde EKG ve sintigrafiyi de içeren bir tarama programı önerilebilir. Ancak bu uygulamayı sportif SCUBA dalıcıları için yapmak çok pratik değildir. Bu nedenle dalış muayenesini yapan hekim ayrıntılı laboratuar tetkiklerini ve muayeneleri yalnızca koroner arter hastalığı açısından yüksek risk altında bulunan kişilere ugulamalıdır.

40 yaş üstü dalıcılara egzersiz sonrası EKG çekilmesi ve hekim tarafından değerlendirilmesi tavsiye edilir.

SCUBA dalışı için adayların egzersiz stres testinde 13 METS seviyesine sahip olması gerektiği önerilmektedir.

Anormal egzersiz EKG si bulunan olgularda sintigrafi ve anjiografi uygulanmalıdır.

Koroner anjiyografi kesin tanıya giden, koroner arterlerdeki darlığın derecesini gösteren bir yöntemdir ve invaziv olmayan diğer yöntemlerle tanı konulamadığı durumlarda uygulanmalıdır.

Anjina pektoris belirtileri, miyokard enfarktüsü bulguları, koroner arter hastalığına bağlı gelişen aritmiler dalışa engel durumlar olarak ele alınmalıdır.

Koroner anjioplasti ya da by- pass geçiren bir kişinin hala yüksek risk grubunda olduğu bir gerçektir. Bu kişiler ve miyokard enfarktüsü geçiren kişiler yaşam tarzlarını değiştirerek riski arttıran faktörlerden uzak durmalıdırlar.

Söz konusu kişilerde dalış kararı uzun süreli takip sonrası (6-12 ay), herhangi bir ilaç kullanmaksızın yeterli egzersiz toleransına sahip olabildiği zaman verilmelidir.

Kişide herhangi bir miyokard iskemisinin bulunmadığı noninvaziv testlerle kardiyolog tarafından onaylanmalı, yıllık kontrollerle de SCUBA için gerekli fizik kondüsyona sahip olunduğu test edilmelidir.

Şüphesiz bu yaklaşım hayatının önemli bir kısmını SCUBA ya ayırmış kişiler için geçerlidir. Başkalarının hayati sorumluluğunu üstünde taşıyan rehberlerde ve eğitmenlerde veya mesleği dalgıçlık olan profesyonellerde daha radikal yaklaşılması gerektiği de bir gerçektir.

KAPAK HASTALIKLARI

Hafif regürjitasyonlar:

Mitral yetmezliği: Eğer asemptomatik ve sol ventrikül fonksiyonları normalse, EKG ve ekokardiografi ile sol ventrikül hipertrofisi ve sol ventrikül dilatasyonu tespit edilmemişse bu kişilerin dalışına müsaade edilir. Mitral regürjitasyonun korda tendinea rüptürü, papiller kas ya da sol ventriküler disfonksiyonuna bağlı olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmamalıdır.

Aort yetmezliği: Eğer asemptomatik ve aort yetmezliği anlamlı hemodinamik değişikliklere neden olmamışsa bu kişilerin dalışına izin verilebilir. EKG ve ekokardiyografide sol ventrikül hipertrofisi, sol ventrikül dilatasyonu ve disfonksiyonuna ait herhangi bir bulgu tespit edilmemelidir.

Mitral ve aort stenozu: Mitral stenozu ve aort stenozunun her derecesinde dalışa müsaade edilmemelidir. Egzersiz esnasında kalp kan atımı artışı engellenebilir ve akciğer ödemi ve/veya senkop gelişebilir.

Mitral kapak prolapsusu: Genellikle oskültasyonda midsistolik klik ve geç sistolik üfürüm ile karakterizedir. Mitral kapak prolapsusu erkeklerin %5, kadınların %10-12’sinde mevcuttur. Kesin tanı ekokardiyografi ile konur. Mitral kapak prolapsusu bulnan çoğu kişi asemptomatik olmakla birlikte, göğüs ağrısı, çarpıntı, halsizlik, dispne ve senkop gibi belirtilere neden olabilir. Aritmiler, inme ve endokardit yaygın olmayan belirtiler olarak karşımıza çıkar. Eğer mitral kapak prolapsusu olan kişi herhangi bir ilaç kullanmaksızın tamamen asemptomatikse dalışlarına izin verilir.

Kişide çarpıntı ve ritm bozukluğu gibi belirtiler varsa ve minimal anti aritmikle bu semptomlar giderilebiliyorsa, ekokardiyografide mitral kapaktaki değişimlerin serebro embolik hadise ve ani ölüm riskini arttırmayacak düzeyde olduğu tespit edilmişse dalışına izin verilir.

Kapak replasmanı yapılmış ve oral antikoagülan tedavisi altındaki kişilerin dalışına izin verilmemelidir.

EKG ANORMALLİKLERİ

Antrioventriküler Blok: İkinci, üçüncü derece veya tam kalp bloğu ve Mobitz Tip II bloğu bulunan kişilerin dalışına izin verilmemelidir. Bunun nedeni sualtında gerekli olabilecek egzersiz stresine verilmesi gereken kardiyak cevabın blok nedeniyle verilememesidir. Birinci derecede ve Mobitz Tip I bloklarda egzersiz EKG’si de dahil olmak üzere tam bir kardiyolojik değerlendirmeden sonra, başka bir anormallik tespit edilmezse dalışa izin verilebilir.

Dal bloğu: Sağlıklı asemptomatik kişilerdeki sağ dal bloğu genellikle anlamlı bir kalp hastalığı ile birlikte değildir ve tam bir kardiyolojik değerlendirmeden sonra treadmill egzersiz testi de normalse dalışa izin verilebilir. Ancak sol dal bloğu genellikle koroner arter ya da miyokard hastalığı ile ilişkili olduğundan bu kişiler egzersizle talyum sintigrafisi ve koroner anjiyografi de dahil olmak üzere tam bir kardiyolojik değerlendirmeden geçirilmelidir.

Sinüs Bradikardisi: Dakikada 50 ve daha düşük kalp hızı araştırılmalıdır. Beta bloker ilaç kullanımı buna neden olabilir. İyi eğitimli atletlerde eğitim ve antremanlara sağlıklı bir cevap olarak gelişen bradikardi mevcuttur. Düşük kalp hızı egzersizle uygun bir biçimde artış göstermelidir, eğer bu artış gözlenmiyorsa altta yatan kardiyolojik problem araştırılmalıdır. Egzersizle nabzın uyumsuz olması beta bloker kullanımına, ileti kusurlarına, aritmilere ve myokard iskemisine bağlı olabilir.

Wolf-Parkinson-White (WPW) Sendromu: Kısa P-R aralıklarıyla beklenmedik bir anda gelen atriyal taşikardi ataklarıyla karakterizedir. Sualtında yaşanacak bir taşikardi nöbeti bilinç kaybına ve boğulmaya yol açabileceğinden bu kişilerin dalışına izin verilmemelidir. Ancak son yıllarda detaylı bir kardiyolojik değerlendirmeden geçmiş bazı vakaların emniyetle dalış yapabileceklerini söyleyen araştırmacılar da mevcuttur.

Supraventriküler taşikardi: Supraventriküler taşikardilerde de endişe edilen şey, ani gelişen taşikardi ataklarıyla oluşacak bilinç kaybıdır. 35 yaş altında ve herhangi bir senkop nöbeti geçirmemiş, altı aylık gözlem süresi içinde belirti ve bulgu gözlenmemiş, herhangi bir ilaç kullanmaya gereksinim duymayan kişilerin dalışına izin verilebilir. 35 yaş üstü kişilerin herhangi bir kardiyak problemi olmadığı detaylı bir kardiyolojik muayene ile tespit edilmelidir.

KONJENİTAL KALP HASTALIĞI

Konjenital kalp hastalığı bulunan çoğu kişi zaten dalış muayenesi için hekim karşısına çıkmamaktadır. Ancak son yıllarda sık sık gündeme gelen birkaç spesifik problem dalışa uygunluk açısından önem taşımaktadır.

Kalp ve büyük damar düzeyinde sağdan sola (venöz dolaşımdan arteriyel dolaşıma) geçiş sağlayan her türlü defekt dalış için engel oluşturmaktadır.

Sıfır dekompresyon limitlerini aşan ya da zorlayan dalışlardan sonra venöz dolaşımda gaz embolileri oluşabilmektedir. Oluşan kabarcıklar önce sağ kalbe, oradan da akciğerlere giderek akciğer damar yatağında tutulurlar ve herhangi bir hasara yol açmadan kaybolurlar. Herhangi bir defekt sonucu venöz dolaşım ile sistemik arteriyel dolaşım arasında bir bağlantı olduğu zaman oluşan bu kabarcıklar arteriyel dolaşıma geçerek ciddi santral sinir sistemi embolizasyonuna neden olabilir.

Atrial septal defekt, patent duktus arteriosus (PDA) ve ventriküler septal defekt nedeniyle başarılı cerrahi operasyon geçirmiş kişilerin dalışına kardiyoloji konsültasyonundan sonra izin verilebilir.

Son yıllarda yapılan çalışmalarla Patent Foramen Ovale (PFO) bulunan dalıcıların değerlendirilmesi ayrı bir önem kazanmıştır. Otuz dekompresyon hastasının yapılan ekokardiyografik incelemesinde 18 ciddi dekompresyon hastasının %61’inde Valsalva Manevrası esnasında PFO vasıtasıyla sağdan sola şant görülmüştür. PFO konusunda elde genel sonuca varılacak yeterli veri yoktur. PFO bulunduğu tespit edilen dalıcı dalışta artan DH riskinin farkında olmalıdır. Beklenmedik ciddi dekompresyon hastalığı geçirmiş ve PFO varlığı tespit edilmiş dalıcılar ayrıca değerlendirilmelidir.

KONJESTİF KALP YETMEZLİĞİ

Konjestif kalp yetmezliğinin gelişmesi halinde sıklıkla bir koroner arter hastalığının varlığı söz konusudur. Başka nedenlerle de kalp yetmezliği gelişebilir ancak pratikte bu nedenler de selim kabul edilmez. Egzersiz esnasında herhangi bir kardiyak yetmezlik belirtisi varlığında dalış izni verilmemelidir.

PERİFERİK VASKÜLER HASTALIKLAR

Arteriyel ya da venöz olsun egzersiz toleransını sınırlayan periferik damar hastalıkları dalışa engel teşkil eder. Ayrıca soğuk su nedeniyle Reynaud Fenomeni de dalış için bir engeldir.

KALP PİLİ

Genel olarak kalıcı kalp piline ihtiyaç duyan hastalarda altta yatan kalp hastalığı dalışa engeldir.

HİPERTROFİK KARDİOMİYOPATİ

Hipertrofik kardiyomiyopatinin tanısı güçtür. Ani ölüm riski vardır ve sıklıkla ailesel yatkınlık söz konusudur. Sol ventrikül atımını engelleme derecesine göre belirti verir. Obstriksiyon bulgusu olmaması ani ölüm tehlikesini ortadan kaldırmaz. Olguların %90’ında EKG de sol ventrikül hipertrofisi, ST-T değişiklikleri ve anormal Q dalgası gibi değişiklikler mevcuttur. Hipertrofik kardiyomiyopati dalışa engel bir durumdur.

DALIŞA KESİN ENGEL DURUMLAR

  1. İskemik kalp hastalıkları (Klinik ya da EKG ile tanı konulmuş)
  2. Kalp yetmezliği
  3. Obstrüktif kardiyomiyopati
  4. Aort yetmezliği (semptomatik ve sol ventrikül fonksiyonları bozulmuş)
  5. Aort stenozu
  6. Mitral stenozu
  7. Mitral kapak prolapsusu (semptomatik) Konjenital kalp hastalıkları (ASD, VSD, PDA)
  8. Konjenital kardiyomiyopati
  9. Kalp kapak replasmanı
  10. Ventriküler taşikardi.
  11. Paroksismal taşikardi
  12. İkinci üçüncü derecede AV blok
  13. Semptomatik aritmiler
  14. Wolf-Parkinson-White (WPW) Sendromu
  15. Uç organ hasarına yol açmış hipertansiyon
  16. Antiaritmik, antikoagülan, beta-adrenerjik antagonist ilaç kullanımı

DALIŞA GÖRECELİ ENGEL DURUMLAR

  1. Mitral yetmezliği (asemprtomatik ve sol ventrikül fonksiyonları yerindeyse)
  2. Aort yetmezliği (asemptomatik, sol ventrikül fonksiyonları yerinde ve sol ventrikül hipertrofisi ve dilatasyonu yoksa)
  3. Mitral kapak prolapsusu (asemptomatik)
  4. Opere edilmiş konjenital anomaliler
  5. Beklenmedik Dekompresyon Hastalığı geçirmiş PFO si bulunanlar
  6. Hipertansiyon
  7. Birinci derecede blok, Mobitz Tip I
  8. Sağ ve sol dal bloğu
  9. Sinüs bradikardisi
  10. Wolf-Parkinson-White (WPW) Sendromu
  11. Supraventriküler taşikardi
  12. Geçirilmiş MI, By-pass

DALIŞA GEÇİCİ ENGEL DURUMLAR

  1. Myokard Enfarktüsü
  2. By-pass operasyonu
  3. Hipertansiyon

Profesyonel Sualtıadamları

Kardiak kapasiteyi sınırlayan herhangi bir kalp hastalığı (doğumsal Hipertansif, kapaksal, ileti, aterosklerotik) olanlar ile kanda oksijen ve karbondioksit taşınma kapasitesini bozan hastalıkları olanlar ve kronik anemisi hemoglabinopatisi, koagulopatisi bulunanlar profesyonel, sualtıadamı olamazlar.

Kan basıncı üst sınırı 150/90 mm Hg’dir. Profesyonel sualtıadamlarının ilk ve kontrol muayenelerinde EKG, hemogram, biokimya ve kardovasküler performans testleri yapılması zorunludur.

⭐️⭐️⭐️⭐️

⭐️⭐️ Tüplü dalış ve kalp. Spor tüplü dalışın kardiyak yönleri https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/15241540/

⭐️⭐️ Kalp ve su altı dalışı https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/17181043/

⭐️⭐️ Rekreasyonel dalış sırasında kalp fonksiyonundaki değişiklikler https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/9181036/

⭐️⭐️ Sualtı Aktiviteleri Sırasında İnsanlarda Oksijen-İnflamasyon https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/38474303/

⭐️⭐️ Mesleki dalgıçların sağlık gözetimi için kanıta dayalı bir sistem https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/27507783/

⭐️⭐️ Mesleki dalgıçların düzenli tıbbi muayenelerinin faydası https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/19912402/

⭐️⭐️ Dalışla ilgili acil durumlar https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/9056577/

⭐️⭐️ Dalış tıbbı https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/1559472/v

⭐️⭐️ Tüplü dalış: Sizin ve hastalarınızın bilmesi gerekenler https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/16913196/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Yukarıdaki Tüm Bilgiler farkındalık yaratmak maksadı ile olup hekiminizin muayenesi veya görüşleri yerini tutamaz.

Bu sebeple hekiminize / hekimlerinize düzenli periyodik muayene olun ve yönlendirmelerine uyun.

Sağlıklı dalışlar dilerim.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla