EN 388 Kesişme Direnci Olan Kısa Konçlu Eldivenlerin Döner Aksamlı Ekipmanlarda Kullanımında – Riskler, Mevzuat ve Uygulama Önerileri

EN 388:2016 Standardı ve Kısa Konçlu Eldivenlerin Döner Aksamlı Ekipmanlarda Kullanımı
Tanım, Riskler, Mevzuat ve Uygulama Önerileri

🔥 🔥 🔥

1. EN 388 Standardı Nedir?

EN 388, kişisel koruyucu donanımlar kapsamında mekanik risklere karşı koruma sağlayan eldivenlerin performansının test edilip sınıflandırıldığı Avrupa standardıdır. Bu standart iş eldivenlerinin aşınma, kesilme, yırtılma ve delinme gibi mekanik tehlikelere karşı dayanımını değerlendirir ve uygun sınıflandırmalarla performans seviyelerini belirler.

EN 388:2016’da yer alan testler ve kodlama:

  • Aşınma direnci (A): 1–4 arası performans seviyesi
  • Kesilme direnci (B): Coupe testine göre 1–5
  • Yırtılma direnci (C): 1–4
  • Delinme direnci (D): 1–4
  • ISO 13997 (TDM-100) kesilme testi (E): A–F arası (yüksek hassasiyet)
  • Darbe koruması (F): Başarılı (P) / Başarısız / Test edilmemiş

Yeni versiyon mekanik performans değerlerine ek olarak ISO 13997 TDM-100 kesilme testi ve darbe koruma testi içerir, böylece yüksek kesilme riskine karşı daha güvenilir ve detaylı değerlendirme sağlar.


🔥 🔥 🔥

2. Kısa Konçlu Eldiven Nedir?

Kısa konçlu eldivenler bileği kapsamayan veya sınırlı şekilde koruyan modellerdir.
Bu tasarım:

  • Esneklik sağlar,
  • El hareketlerini kısıtlamaz,
  • Hızlı giyip çıkarılabilir,
    ancak bilek bölgesinde koruma sağlamaz ve belirli makinelerde ilave risk oluşturabilir.

🔥 🔥 🔥

3. Döner Aksamlı Ekipmanlar Nedir?

Döner aksamlı makineler yüksek tork ve ivme ile çalışan tanımlı sistemlerdir. Bunlar genellikle şunları içerir:

  • Mil ve şaft sistemleri
  • Zımpara taşları
  • Torna ve freze makineleri
  • Karıştırıcı-pervane sistemleri
  • Kırıcı ve delici spiral aletler
  • Şerit testere, daire testere vb.

Bu ekipmanlarda, gevşek giysi veya eldivenin dönen parçayı kavraması hidrolik veya mekanik sarma etkisi yaratabilir; bu durumda eli içine alarak ciddi yaralanmalara neden olabilir.


🔥 🔥 🔥

4. Riskler: EN 388 Eldivenler ve Döner Aksamlar

EN 388 standardına uygun yüksek mekanik performanslı eldivenler kesilme ve delinme gibi risklere karşı koruma sağlayabilir. Ancak döner aksamlı makinelerde aşağıdaki riskler devam eder:

  • Sarma riski: Eldiven malzemesi dönen parçaya takılabilir.
  • Bilek açığı: Kısa konçlu eldiven bileği açıkta bırakır, temas riskini artırır.
  • Yanıltıcı güvenlik hissi: Koruma performansı yüksek olan eldiven bile döner sistem sarma riskine karşı koruma sağlamaz.

Bu nedenle yalnızca yüksek kesilme direncine sahip olmak, döner aksamlı ekipmanda eldivenin uygun olduğu anlamına gelmez.


🔥 🔥 🔥

5. Mevzuat ve Yasal Çerçeve

Türkiye’de ve Avrupa’da geçerli mevzuat kapsamında:

  • Kişisel Koruyucu Donanımların Kullanımına İlişkin Yönetmelik, KKD’nin işin niteliğine göre risk oluşturmaması gerektiğini belirtir.
  • Makine Emniyeti Yönetmeliği (2006/42/AT), döner aksamda çalışan kişinin gevşek giysi ve takı kullanmaması gerektiğini özellikle vurgular.
  • EN ISO 12100 gibi makine emniyeti standartları, KKD’nin kendisinin risk yaratmaması gerektiğini şart koşar.

Bu çerçevede, işveren ve İSG uzmanı, döner aksamlı makinelerde eldiven kullanımının risklerini değerlendirerek uygun karar vermelidir.


🔥 🔥 🔥

6. Güvenli Uygulama Önerileri

Risk Değerlendirmesi:

  • Döner aksam türü, hızı ve müdahale mesafesi belirlenmelidir.

Teknik ve Mühendislik Çözümleri:

  • Otomatik besleme sistemleri, sensörlü durdurma veya iki el ile çalıştırma gibi temas etmeden çalışma yöntemleri tercih edilmelidir.

KKD Seçimi:

  • Döner aksamla doğrudan temas gerekiyorsa, eldiven kullanımı yerine alternatif korunma yöntemleri (örneğin özel kırılabilir manşonlar veya mekanik koruyucular) düşünülmelidir.

Eğitim:

  • Çalışanlara döner aksamda eldiven takmamanın neden daha güvenli olabileceği konusunda eğitim verilmelidir.

✅ ✅ ✅

7. Son

EN 388:2016 standardı, iş eldivenlerinin mekanik risklere karşı koruma performansını standartlaştırır ve test sonuçlarının anlaşılır şekilde kodlanmasını sağlar. Ancak yalnızca bu standarda uygun olması, eldivenin tüm risklere karşı koruyacağı anlamına gelmez. Özellikle döner aksamlı ekipmanlarda, kullanıcının temas riskini artırmayan KKD seçimi ve uygun mühendislik önlemleri öncelikli olmalıdır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

İş Yaşamında Gölgeyle Dans – (Propriyoseptif Egzersiz Programı – Gölgeyle Çalışma)

Gölgeyle Tanışma

İş hayatı çoğu zaman sadece görevler, sorumluluklar, raporlar ve toplantılardan ibaret gibi görünür. Ancak işin görünmeyen, daha derin bir yüzü vardır: İnsanların kendi iç dünyalarıyla iş ilişkilerine taşıdıkları gölgeler. Carl Gustav Jung’un “gölge” kavramı, bireyin kabul etmek istemediği, bastırdığı ya da görmezden geldiği yönlerini anlatır. Bu yönler, genellikle olumsuz duygular, kıskançlıklar, öfkeler, kırılganlıklar ve güç arzularıdır. Fakat gölge sadece “karanlık” değildir; aynı zamanda henüz farkına varmadığımız potansiyelleri de içinde saklar.

İş yaşamında bu gölge, çoğunlukla kişiler arası ilişkilerde açığa çıkar. Patronla, ekiple ya da iş arkadaşlarıyla yaşanan çatışmalar, aslında çoğu zaman kişinin kendi içsel çatışmalarının dışarıya yansımalarıdır. Birine sinirlendiğimizde, çoğu zaman onun davranışının bizde bastırılmış bir tarafı tetiklemesinden kaynaklanır. Birini gereğinden fazla idealize ettiğimizde, aslında kendi içimizde görmek istemediğimiz zaaflarımızı onun üzerinden izliyor olabiliriz.

Bu yazıda, gölgenin iş yaşamındaki izlerini takip edeceğiz. Önce patron, ekip ve iş arkadaşlarıyla ilişkilerde gölge projeksiyonlarını ele alacağız. Ardından belirsizlikle yüzleşmeyi sağlayan duyusal bir egzersiz üzerinden gölgeyle temas kurmayı deneyimleyeceğiz. Psikolojik düzeyde kontrol ihtiyacının gölgeyle nasıl bağlantılı olduğunu inceleyecek, son olarak günlük çalışmasıyla iş hayatında zorlandığımız kişilerin bize aslında ne öğrettiğini sorgulayacağız.

Patron, Ekip ve İş Arkadaşlarıyla İlişkilerde Gölge Projeksiyonları
Patron Figürü: Gücün Aynasında Gölge

Patron, iş yaşamında sadece maaş ödeyen, talimat veren ya da strateji belirleyen kişi değildir. Psikolojik açıdan o, bir tür “otorite aynası” rolünü üstlenir. Birçok çalışanın patronuyla yaşadığı gerginlikler, aslında patronun kişisel özelliklerinden çok, çalışanın kendi iç dünyasında çözülmemiş meselelerden kaynaklanır. Jung’un gölge teorisi bu noktada devreye girer: gölgeye ittiğimiz öfke, korku, kıskançlık ya da hayranlık, patron figürü üzerinden açığa çıkar.

Patron ve Otorite Arketipi

İş yerinde patron, sadece yöneten değil; aynı zamanda kolektif bilinçdışında yer etmiş “otorite arketipi”ni temsil eder. Çocukken anne-babamızın otoritesi karşısında hissettiğimiz duygular, çoğu zaman farkında olmadan patrona yansır. Patronla kurulan ilişki aslında geçmişteki otorite figürleriyle olan ilişkinin tekrar sahnelenmesidir. Bu nedenle çalışan, patronunu ya aşırı sever, ya sürekli eleştirir, ya da ondan çok korkar.

Öfkenin Aynası

Patronun aldığı kararlar adaletsiz geldiğinde ya da sürekli baskıcı bir tavır sergilediği düşünüldüğünde, çalışan içinde yoğun bir öfke duyar. Ancak bu öfkenin tamamı patrona ait değildir. Kişi çoğu zaman kendi hayatında sorumluluk almakta zorlanıyordur. “Karar alma” gücünü içsel olarak geliştirmediği için dışarıdaki otorite ona dayanılmaz gelir. Böylece patron, kişinin içsel eksikliğini görünür kılar.

  • Bir çalışan patronuna “neden hep ben karar veremiyorum, neden hep o belirliyor?” diye kızıyorsa, aslında kendi cesaret eksikliğine öfke duymaktadır.
  • Patronun baskıcı olduğunu düşünen biri, çoğu zaman kendi hayatında net sınırlar çizemeyen kişidir. Patronun sınır koyma gücü, kendi zayıflığını hatırlattığı için öfke doğar.

Korkunun Gölgeleri

Bazı çalışanlar patronlarının tepkilerinden fazlasıyla çekinir. Küçük bir bakış, hafif bir tonlama bile kaygı yaratır. Bu aşırı korku, genellikle bireyin kendi içindeki güce güvenmemesinden kaynaklanır. Patronun öfkesi ya da eleştirisi aslında kişiye “kendi ayakların üzerinde durmayı öğren” mesajını verir.

  • Çocuklukta cezalandırılma korkusu yaşamış kişiler, patron karşısında aynı kaygıyı tekrar deneyimler.
  • Kendi fikirlerini savunmakta güçlük çeken biri, patron karşısında “küçük çocuk” rolüne bürünür.

Aşırı Hayranlık ve Yüceltme

Patron figürünün gölge yansımalarından biri de aşırı hayranlıktır. Çalışan, patronunu sürekli yüceltir; onun zekâsını, cesaretini, vizyonunu öve öve bitiremez. Bu görünüşte olumlu gibi dursa da aslında bireyin kendi potansiyelini gölgeye itmesinden kaynaklanır.

  • “Ben yapamam, o yapar.”
  • “Onun gibi olmak imkânsız.”
  • “O doğuştan lider, ben sıradanım.”

Bu düşünceler çalışanın kendi içindeki liderlik potansiyelini bastırmasına yol açar. Patronu yüceltmek, kişinin kendi güçlerinden kaçması anlamına gelir.

Patron Bir Ayna Gibi

Patronun davranışları, çalışanın iç dünyasının aynasıdır. Patronla yaşanan her çatışma, aslında içeride bastırılmış bir duygunun yüzeye çıkışıdır.

  • Patron adaletsiz göründüğünde, bu içerideki “adil olma isteği”nin bastırılmış halidir.
  • Patron korku yaratıyorsa, bu içerideki “güçlü olma” yanının kullanılmadığını gösterir.
  • Patron çok hayranlık uyandırıyorsa, bu içerideki “liderlik gücü”nün gölgede kaldığını işaret eder.

İş Yaşamındaki Örnekler
  1. Toplantıda Susturulan Çalışan: Patron konuşurken sürekli sözünü kesiyor ya da fikirlerini dikkate almıyor. Çalışan öfkeleniyor. Ancak içeride şu soru saklı: “Ben kendi hayatımda sesimi ne kadar duyuruyorum?”
  2. Patronun Eleştirisinden Korkan Çalışan: Patronun tek bir cümlesiyle morali bozulan çalışan, aslında kendi içindeki eleştirel sesi dışarıda duyuyordur. İçerideki “yetersizim” inancı, patron figürüyle tetiklenir.
  3. Patronunu Putlaştıran Çalışan: Patronun başarılarını örnek gösterip kendi fikirlerini sürekli küçümseyen kişi, aslında kendi yaratıcılığını gölgeye itmiştir.

Gölgeyle Yüzleşme İçin Sorular
  • Patronuma neden bu kadar kızıyorum? Bu öfke bana neyi gösteriyor?
  • Patronumdan neden korkuyorum? İçimde hangi güçten kaçıyorum?
  • Patronuma neden bu kadar hayranım? Benim içimde hangi potansiyel gölgede kaldı?

Propriyoseptif Egzersiz Önerisi: Patron Gerginliğiyle Çalışmak

Patronla ilgili gölge duygularını bedensel farkındalıkla çalışmak mümkündür.

  • Egzersiz: Bir sandalyeye oturun. Omuzlarınızı yukarı kaldırıp bırakın. Patronu düşündüğünüzde omuzlarınızdaki gerginliği gözlemleyin. Sonra gözlerinizi kapatıp, nefes alırken “kendi gücüm bende” deyin. Bu küçük farkındalık, patron figürünün üzerinizdeki etkisini azaltabilir.

Patron figürü, iş yaşamında sadece otorite değil, aynı zamanda bireyin kendi gölgesiyle yüzleştiği en güçlü aynadır. Onun karşısında duyulan öfke, korku ya da hayranlık, aslında bireyin iç dünyasındaki bastırılmış parçaların işaretidir. Patronu anlamak, aslında kendini anlamaktır. Jung’un dediği gibi: “Başkalarıyla yaşadığımız çatışmalar, aslında kendi gölgemizle yaptığımız kavganın yansımalarıdır.”

Ekip Dinamikleri: Gölgenin Kolektif Yüzü

İş yaşamında ekip çalışması, modern organizasyonların temel taşlarından biridir. Tek bir bireyin bilgi, beceri veya bakış açısının yeterli olmadığı yerde, ekipler farklı kişilikleri, yetkinlikleri ve deneyimleri bir araya getirerek ortak bir amaç için çalışır. Ancak bu birliktelik, yalnızca güçlü yönlerin değil, aynı zamanda gölgelerin de sahneye çıktığı bir alandır. Jung’un tanımıyla gölge, bireyin bastırdığı, görmek istemediği ya da toplumsal olarak kabul edilemez bulduğu yönlerin bütünüdür. İşte bu bastırılmış yanlar, ekip dinamikleri içinde en çok görünür hâle gelir.

Bir ekip, yalnızca işlerin yürütüldüğü bir mekanizma değildir; aynı zamanda bir ayna odası gibidir. Her birey, kendi gölgesini diğerlerine yansıtır, diğerlerinin gölgeleriyle yüzleşir ve çoğu zaman farkında olmadan bu projeksiyonların yarattığı duygusal etkileşimlerle hareket eder. Bu nedenle ekip çalışması, yalnızca görev dağılımı değil, aynı zamanda derin bir psikolojik süreçtir.

1. Çalışkanlık ve Titizlik Üzerinden Gölge Yansımaları

Ekip içinde çok çalışkan, disiplinli ve titiz bir üye olduğunda, diğer ekip arkadaşları onu “fazla kuralcı, zorlayıcı ya da hata arayan” biri olarak görebilir. Bu tepki çoğu zaman o kişinin gerçekten öyle olmasıyla değil, diğerlerinin kendi içlerindeki dağınık, disiplinsiz ya da ertelemeci tarafla yüzleşmek istememesiyle ilgilidir.

Örneğin, toplantılara her zaman hazırlıklı gelen, raporları eksiksiz teslim eden bir ekip üyesi düşünelim. Onun varlığı, bazı üyeler için içten içe bir “utanç aynası” görevi görür. Çünkü onlar kendi hazırlıksızlıklarını, dağınıklıklarını ya da sorumluluklarını ertelemelerini fark ederler. Bu farkındalık rahatsız edicidir ve bilinçdışı bir savunma mekanizması devreye girer: “O çok titiz, insanı bunaltıyor.” Böylece birey, kendi eksikliğiyle yüzleşmek yerine gölgeyi diğerine yansıtır.

2. Mizah ve Ciddiyet Dengesi

Bir başka örnek ise ekip içinde sürekli espri yapan, iş ortamını hafifleten, ciddiyetten uzak görünen üyedir. Ona karşı duyulan sabırsızlık ya da öfke, çoğunlukla kişinin kendi içinde “rahat olma, oyun oynama, keyif çıkarma” yanına izin vermemesiyle ilgilidir.

Bir çalışan, çocuklukta sürekli “ciddi ol, boş işlerle uğraşma” gibi mesajlar aldıysa, hayatı boyunca eğlenceli tarafını bastırmış olabilir. Ekipte mizahi yönü güçlü birini görünce, kendi bastırdığı bu yan tetiklenir. Bu tetiklenme rahatsız edicidir, çünkü “ben olamıyorum ama o olabiliyor” hissini yaratır. Böylece, aslında içteki bastırılmış oyun isteği, dışarıya “onun yüzeyselliği” olarak projekte edilir.

3. Sessizlik ve Görünmezlik Üzerinden Projeksiyonlar

Bazı ekip üyeleri sessizdir, geri planda kalır, fazla konuşmaz. Onlara “çekingen, sorumluluk almıyor” gibi etiketler yapıştırılır. Oysa bu etiketlemelerin ardında da gölge vardır. Sürekli öne çıkan, konuşan ya da liderlik etmeye çalışan kişiler, kendi içlerindeki pasifliği, geri çekilme ihtiyacını bastırıyor olabilirler. Sessiz üye bu bastırılmış parçayı temsil ettiği için öfke ya da küçümseme uyandırır.

Aynı şekilde, sessiz üyeler de aktif olanlara gölge projekte edebilir. Onlar için fazla konuşan bir ekip arkadaşı “gösteriş meraklısı, egoist” olarak algılanabilir. Oysa burada bastırılmış olan, kendi görünür olma ve değer gösterme ihtiyacıdır.

4. Rekabet ve Kıskançlık

Ekip içinde gölgenin en belirgin yüzlerinden biri de kıskançlık yoluyla açığa çıkar. Başarılı olan, takdir edilen ya da patronla yakın ilişkisi olan bir ekip üyesine duyulan gizli öfke, çoğu zaman kişinin kendi gölgesindeki “başarma, öne çıkma, takdir görme” arzusuyla ilgilidir.

Kıskançlık aslında gölgenin diliyle atılmış bir çığlıktır: “Benim de böyle bir yanım var ama ona izin vermiyorum.” Bu nedenle ekiplerde kıskançlık yalnızca kişisel bir mesele değil, kolektif gölgenin açığa çıkmasıdır. Çünkü bir kişinin başarısı, diğerlerinin bastırdığı potansiyelleri tetikler.

5. Kolektif Gölge: Ortak Atmosfer

Ekip çalışmasının ilginç yanı, gölgelerin yalnızca bireysel düzeyde değil, kolektif düzeyde de işlemeye başlamasıdır. Yani ekip, bir bütün olarak belli bir gölgeyi sahiplenebilir.

Örneğin, üst yönetimi sürekli “bizi anlamıyor, bizi görmezden geliyor” diye suçlayan bir ekip, aslında kendi içinde birbirini görmeyen, birbirinin emeğini takdir etmeyen bir grup olabilir. Burada ekip, kendi gölgesini dışarıdaki otoriteye projekte eder.

Ya da bir ekip, sürekli başka departmanları “düzensiz, yetersiz” olmakla suçluyorsa, belki de kendi içinde var olan dağınıklığı görmek istemiyordur. Böylece gölgeyi dışarıya atarak içsel çatışmadan kaçınır.

6. Gölgeyle Çalışmanın Fırsatları

Ekip içinde gölgenin bu kadar yoğun yansıması, ilk bakışta sorun gibi görünse de aslında büyük bir fırsattır. Çünkü her çatışma, her rahatsızlık, ekip üyelerine kendi gölgeleriyle yüzleşme imkânı sunar.

Bir çalışan, “neden bu kadar titiz olduğuna takılıyorum?” diye sorguladığında, kendi erteleyici yanıyla tanışabilir. Bir diğeri, “neden bu kadar espri yapmasına sinir oluyorum?” diye düşündüğünde, kendi bastırdığı eğlence ihtiyacını fark edebilir. İşte bu farkındalık, bireysel gelişimi olduğu kadar ekip uyumunu da güçlendirir.

7. Somut Egzersiz: Gölge Paylaşım Çemberi

Ekiplerde uygulanabilecek bir yöntem, “gölge paylaşım çemberi”dir. Bu çalışmada herkes, ekipte kendisini en çok zorlayan davranışı anlatır. Ardından, bu davranışın kendisinde bastırılmış hangi ihtiyacı, hangi duyguyu tetiklediğini keşfetmeye yönlendirilir.

Örneğin, “Senin sürekli detaylara takılman beni yoruyor” diyen biri, kendi içinde rahat olamayan, sorumluluklarını erteleyen yanını fark edebilir. Bu süreç, suçlamadan ziyade farkındalık temelli yürütüldüğünde, ekip içinde hem empatiyi hem de iş birliğini güçlendirir.

Tiyatro Sahnesindeki Gölge

Ekip çalışması, yalnızca görevlerin paylaşıldığı bir zemin değil, aynı zamanda gölgelerin dans ettiği bir tiyatro sahnesidir. Burada herkes, hem kendi rolünü oynar hem de başkalarının bastırdığı yanları görünür kılar.

Kendi gölgesinin farkına varan çalışan, ekip arkadaşını suçlamak yerine “Bende neyi tetikliyor?” sorusunu sorar. Bu sorunun cevabı, hem bireysel gelişimi hem de kolektif uyumu artırır.

Dolayısıyla ekip dinamiklerini anlamak, yalnızca iş verimliliğini değil, aynı zamanda ruhsal olgunluğu da besleyen bir süreçtir. Çünkü gölgeyle yüzleşmek, insanın en gerçek aynasıyla buluşması demektir.

İş Arkadaşları: Günlük Yansımalar

İş yaşamının büyük resmine baktığımızda patron figürü otoriteyi, ekip dinamikleri kolektif gölgeyi temsil eder. Ancak günlük hayatın en görünür, en sık yaşanan gölge yansımaları çoğu zaman iş arkadaşları üzerinden ortaya çıkar. Çünkü onlarla günün büyük bölümünü paylaşırız, birlikte çalışır, birlikte kahve içer, yan yana otururuz. Küçük jestler, mimikler, sözler ya da sessizlikler bile gölgeyi harekete geçirebilir.

Jung’un tanımıyla gölge, bireyin kabul etmediği, bastırdığı, dışarıya göstermediği yanların bütünüdür. İş arkadaşları, bu bastırılmış parçaları açığa çıkaran günlük aynalar gibidir. Onlarla yaşadığımız küçük çatışmalar, aslında kendi içsel gerilimlerimizin yüzeye çıkma fırsatıdır.

1. Bencillik İthamı ve Kendi İhtiyaçlarımız

Bir iş arkadaşımızı “çok bencil” diye nitelendirdiğimizde, aslında kendi ihtiyaçlarımızla kurduğumuz sorunlu ilişkiyi de ele veriyoruz.

Örneğin, masasında hep kendi işine odaklanan, yardıma pek yanaşmayan bir çalışma arkadaşımız olsun. Ona karşı duyduğumuz öfke, “hiç kimseyi düşünmüyor, sadece kendini düşünüyor” cümleleriyle dile gelir. Oysa bu tepkinin altında, kendi ihtiyaçlarını dile getiremeyen bir yanımız olabilir. Belki biz fazla fedakârız, sürekli başkalarının yükünü sırtlanıyoruz ama kendi sınırlarımızı çizemiyoruz. İşte o zaman bencil gibi görünen kişi, aslında bizim söylemeye cesaret edemediğimiz “önce ben” sözünün temsilcisi hâline gelir.

Burada gölge bize şunu fısıldar: “Sen de zaman zaman kendi önceliklerini savunabilirsin. ‘Hayır’ demek senin de hakkın.”

2. Tembellik ve İçsel Dinlenme İhtiyacı

Bir iş arkadaşını “çok tembel” bulmak da benzer bir gölge yansımasıdır.

Mesela, işi ağırdan alan, sık sık mola veren, toplantılarda enerjisiz görünen birini gözümüzde büyütelim. Ona duyduğumuz sabırsızlık ve yargı, aslında kendi içimizde bastırdığımız “yavaşlama, dinlenme, tembellik yapma” ihtiyacını işaret ediyor olabilir.

Toplumun “çalışkan ol, üretken ol, sürekli aktif ol” baskısı, birçok insanın içindeki yavaşlama arzusunu bastırmasına yol açar. Fakat gölge hiçbir zaman tamamen kaybolmaz; bir gün iş arkadaşımızın davranışında belirir ve bizde güçlü bir rahatsızlık uyandırır.

Bu rahatsızlık aslında bir çağrıdır: “Senin de durmaya, nefes almaya, tembellik etmeye ihtiyacın var. Sürekli koşu hâlinde olamazsın.”

3. Çok Konuşan – Çok Sessiz İkilemi

Gölge yansımalarının en yaygınlarından biri de “çok konuşuyor” veya “hiç konuşmuyor” eleştirileridir.

Bir iş arkadaşımız sürekli fikirlerini ortaya koyuyorsa, hatta bazen sözümüzü kesiyorsa, ona öfke duyabiliriz. “Hep o konuşuyor, hiç susmuyor” deriz. Oysa bu tepkinin altında kendi bastırdığımız “kendini ifade etme, görünür olma” ihtiyacı olabilir. Biz söz almaktan çekindiğimiz için, başkasının cesurca kendini ifade etmesi bizi rahatsız eder.

Tersi de mümkündür: Çok sessiz kalan, geri planda duran iş arkadaşımıza kızarız. “Hiçbir şeye katılmıyor, katkı sağlamıyor” deriz. Bu durumda ise kendi içimizde bastırdığımız “dinlenme, geri çekilme, görünmez olma” ihtiyacı açığa çıkıyor olabilir.

Kısacası, ister çok konuşan, ister çok sessiz olsun; iş arkadaşımız bizim içimizdeki görmezden geldiğimiz parçayı dışarıda canlandırır.

4. Küçük Çatışmaların Büyük İşaretleri

İş arkadaşlarımızla yaşadığımız gölge yansımaları genellikle küçük detaylardan çıkar:

  • E-postalara hemen dönmeyen biri.
  • Masasını toparlamayan ya da fazlasıyla düzenli olan biri.
  • Sürekli kahve molası veren ya da hiç ara vermeden çalışan biri.

Bu küçük davranışlara gösterdiğimiz aşırı tepkiler, aslında kendi gölgemizle ilgili büyük ipuçlarıdır. Çünkü gölge genellikle gündelik, sıradan anlarda belirir. Patronun sert eleştirisi gibi büyük olaylarda gölgeyi fark etmek kolaydır. Ancak iş arkadaşımızın ufak bir davranışına verdiğimiz orantısız tepki, gölgenin en açık işaretidir.

5. Aynı Masada, Farklı Aynalar

İş arkadaşlarıyla gölge yansımalarının en çarpıcı yanı, aynı davranışın farklı kişilerde bambaşka duygular uyandırabilmesidir.

Örneğin, toplantıda espri yapan birini düşünelim. Biri ona kızar, “ciddiyeti bozuyor” der. Bir diğeri keyif alır, “ortamı yumuşatıyor” diye düşünür. Neden? Çünkü herkesin gölgesi farklıdır. Biri kendi eğlence ihtiyacını bastırdığı için öfkelenir, diğeri eğlenceli tarafına daha çok alan açtığı için olumlu bakar.

Dolayısıyla iş arkadaşları yalnızca gölgeyi tetiklemekle kalmaz, aynı zamanda bize kendi gölgemizi diğerlerinden ayırma fırsatı da verir.

6. Gölgeyle Günlük Farkındalık Çalışması

İş arkadaşlarıyla gölge farkındalığını artırmak için küçük günlük egzersizler yapılabilir:

  • Gözlem: Bugün iş arkadaşlarımdan en çok kim beni rahatsız etti? Onun davranışı bende hangi duyguyu tetikledi?
  • Yansıtma: Bu davranış, benim içimde hangi bastırılmış ihtiyacı veya duyguyu işaret ediyor olabilir?
  • Kabul: Bu duyguyu kendimde de kabul edebilir miyim? Mesela, “evet, benim de bencil olmaya ihtiyacım var” diyebilir miyim?
  • Dönüştürme: Bu farkındalığı nasıl olumlu bir şekilde kullanabilirim? Belki sınırlarımı çizmek, belki de yavaşlamaya izin vermek için.

Bu egzersiz, iş arkadaşlarını suçlamaktan ziyade, onları kendi içsel yolculuğumuzun aynaları olarak görmemizi sağlar.

7. Gölgenin Hediyesi: Yakınlık ve Empati

İş arkadaşlarıyla gölge farkındalığı geliştikçe, aslında ilişkiler de derinleşmeye başlar. Çünkü artık biri bizi rahatsız ettiğinde, “o yanlış” demek yerine, “bende neyi tetikliyor?” sorusunu sorarız. Bu bakış açısı, suçlamayı azaltır, empatiyi artırır.

Örneğin, “çok bencil” dediğimiz arkadaşımızın aslında bize sınır koymayı hatırlattığını fark ederiz. “Çok tembel” bulduğumuz kişinin bize durup dinlenmeyi öğrettiğini görürüz. Bu farkındalık, iş ilişkilerini daha olgun, daha gerçekçi hâle getirir.

Gölgenin Günlük Dersleri

İş arkadaşlarıyla yaşanan küçük çatışmalar, gölgenin en sık açığa çıktığı alanlardır. Onları gözlemlemek, aslında kendi bastırılmış yönlerimizi keşfetmenin en pratik yoludur.

Birinin “bencil” olması, bize kendi ihtiyaçlarımızı hatırlatır. Birinin “tembel” görünmesi, bize dinlenmenin değerini fısıldar. Çok konuşan ya da çok sessiz olan iş arkadaşımız, bizdeki bastırılmış parçaların canlı bir temsilcisidir.

Dolayısıyla iş arkadaşlarımızı yalnızca “birlikte çalıştığımız insanlar” olarak değil, aynı zamanda kendi içsel gölgemizin günlük aynaları olarak görürsek, iş yaşamı yalnızca görevlerin değil, aynı zamanda derin bir kişisel gelişimin de sahnesine dönüşür.

Egzersiz
Eller Kapalı Nesne Tanıma – Duyuları Zorlamak, Belirsizlikle Yüzleşmek

İş yaşamında gölgenin en büyük tetikleyicilerinden biri belirsizliktir. Belirsizlik, kontrolü kaybetme hissini getirir ve bu da gölgenin en derin korkularını ortaya çıkarır: Yetersizlik, hata yapma, reddedilme, kaybetme…

Bu nedenle gölgeyle çalışmak için belirsizlikle temas kurmak gerekir. İşte burada basit ama çok güçlü bir egzersiz devreye girer: “Eller kapalı nesne tanıma”.

Egzersizin Uygulanışı
  1. Bir arkadaşınızdan ya da ekip üyesinden, elinize rastgele bir nesne vermesini isteyin. Nesnenin ne olduğunu önceden bilmeyin.
  2. Gözlerinizi kapatın. Görme duyusunu devre dışı bırakarak sadece dokunma, koku ve belki işitme duyularını kullanın.
  3. Nesnenin yüzeyini, sertliğini, sıcaklığını, ağırlığını hissetmeye çalışın.
  4. Nesnenin ne olduğunu tahmin etmeye çalışmayın; sadece hislerinizi tanımlayın.
  5. Birkaç dakika sonra gözlerinizi açın ve gerçekte ne olduğunu görün.

Egzersizin Amacı

Bu egzersiz basit gibi görünse de iş yaşamında gölgeyle çalışmak için büyük bir metafor taşır. Çünkü:

  • Kontrolü bırakmayı öğretir. Gözler kapandığında kişi belirsizlikle baş başa kalır. Bu, iş hayatında “geleceği görememe, sonuçları kestirememe” duygusunun küçük bir provasıdır.
  • Algıların sınırlılığını gösterir. Görme olmadan nesneyi anlamak çok zordur. Bu, iş yaşamında da bütün resmi göremediğimizi ve bazen sınırlı duyularla hareket ettiğimizi hatırlatır.
  • Tahmin ve yargı eğilimini ortaya çıkarır. İnsan, nesneyi tahmin etmeye çalışırken aslında kendi zihinsel kalıplarını kullanır. Bu, iş yaşamında da gölge projeksiyonlarının nasıl oluştuğunu gösterir: Tam olarak bilmediğimiz şeyleri kendi geçmiş deneyimlerimizle doldururuz.

İş Yaşamına Uyarlanışı

Bu egzersiz iş yerinde ekip çalışması sırasında uygulanabilir. Küçük bir mola sırasında, çalışanlar sırayla gözlerini kapatıp bir nesneyi tanımaya çalışabilir.

Sonrasında şu sorular sorulur:

  • “Nesneyi tahmin ederken hangi duyguları yaşadın?”
  • “Belirsizlik sana ne hissettirdi?”
  • “Yanıldığında ya da doğru bildiğinde kendini nasıl hissettin?”

Bu sorular, iş yaşamında gölgeyle dans etmenin kapılarını aralar. Çünkü belirsizlik karşısında kişinin verdiği tepkiler, gölgesindeki temel korkulara işaret eder.

  • Sabırsızlananlar, genellikle kontrolü kaybetmekten korkar.
  • Yanılmaktan utananlar, kendi yetersizlik gölgeleriyle yüzleşmektedir.
  • Belirsizlikten keyif alanlar, içlerindeki “oyun ve keşif” yanını ortaya çıkarır.

Gölgeyle Bağlantısı

Bu basit egzersiz şunu öğretir:
“Ben nesneyi görmüyorsam, zihnim kendi geçmiş gölgelerini projekte eder.”

İş yaşamında da patronun niyetini, ekip arkadaşının sözünü, iş arkadaşının davranışını tam olarak göremediğimizde zihnimiz hemen doldurmaya başlar. Ve bu doldurma süreci çoğu zaman gölgelerimizden beslenir.

Belirsizlikle yüzleşme cesareti, gölgeyle dans etmenin en önemli adımlarından biridir. Çünkü gölge, belirsizlikte kendini en çıplak haliyle gösterir.

Psikolojik Bağlantı – Kontrol İhtiyacı ve Gölge

İş yaşamında en çok gölgeyi açığa çıkaran konulardan biri kontrol ihtiyacıdır. Çünkü iş dünyası belirsizliklerle doludur: Pazar koşulları değişir, patronun kararları sürprizlerle gelir, ekip arkadaşları farklı beklentiler taşır. İnsan bu ortamda kendini güvende hissetmek için kontrol etme eğilimine sarılır. Ancak bu eğilim, gölgenin en güçlü yüzlerinden biridir.

Kontrolün Psikolojik Kökeni

İnsanın kontrol ihtiyacı, temel olarak güvenlik arzusundan doğar. Çocuklukta ebeveynin öngörülemez davranışları, travmalar veya belirsiz ortamlar yaşayan bireyler, yetişkinlikte kendilerini korumak için kontrol mekanizmalarını güçlendirir.

İş yaşamında bu kişiler:

  • Her detayı bilmek ister.
  • Belirsizliği tolere edemez.
  • Plan dışında bir şey geliştiğinde aşırı öfkelenir veya kaygılanır.
  • Görevleri devretmekte zorlanır.

Bu davranışlar aslında gölgedeki “güvensizlik” duygusunun dışavurumudur. Kişi, “kontrolü kaybedersem tehlike yaşarım” inancıyla hareket eder.

Kontrol ve Gölge Arasındaki İlişki

Kontrol ihtiyacının gölgeyle bağlantısı şu noktalarda belirgindir:

  1. Bastırılan Korkular:
    Kişi, “ya hata yaparsam, ya kaybedersem” gibi korkularını bastırır ve bunlarla yüzleşmemek için kontrolü elinde tutmaya çalışır. Gölge burada “korku” olarak saklanır.
  2. Projeksiyon Mekanizması:
    Kontrolcü kişi, kendi içindeki düzensizlik ve dağınıklığı kabul edemez. Bunun yerine iş arkadaşlarını “sorumsuz, dikkatsiz” diye etiketleyebilir. Yani kendi gölgesini başkalarına yansıtır.
  3. Kendi Potansiyelini Gölgede Bırakmak:
    Kontrol ihtiyacı, kişinin spontane yaratıcılığını bastırır. Çünkü her şeyin planlı olmasını istediğinde, belirsizlikten doğan yaratıcılık gölgede kalır.

İş Hayatında Kontrolcü Davranışların Gölge İşaretleri
  • Mikro yönetim: Patron ya da yönetici, çalışanlarının her adımını kontrol ediyorsa, bu onun kendi içsel güvensizliğini gösterir.
  • Takım içinde çatışma: Bir çalışan, arkadaşlarının yöntemlerini kabul etmeyip sürekli “benim dediğim gibi olmalı” diyorsa, aslında kendi gölgesindeki başarısızlık korkusunu dışarıya yansıtıyordur.
  • Delege edememe: Görevleri paylaşamayan kişi, “başkaları yeterince iyi yapamaz” derken aslında “benim yetersizliğim ortaya çıkar” korkusunu gizler.

Kontrolü Bırakmanın Öğrettikleri

Gölgeyle dans, kontrolü tamamen bırakmak demek değildir; ama kontrolün ardındaki korkuları fark etmek demektir.

  • Kendine şu soruyu sorabilirsin:
    “Benim gerçekten kontrol etmem gereken şey ne? Ve hangilerini kontrol etmeye çalışarak aslında korkularımı gizliyorum?”
  • Küçük denemeler yapabilirsin:
    • Bir toplantıda sözü kontrol etmeyi bırakıp başkalarının akışına izin vermek.
    • Bir işi delege edip sonucu izlemek.
    • Belirsizliği kabullenmek için küçük riskler almak.

Bu pratikler, kontrol ihtiyacının gölgeyle nasıl bağlantılı olduğunu görmeyi sağlar. Çünkü her seferinde fark edersin ki:
“Kontrolü kaybettiğimde aslında dünya yıkılmıyor. Sadece kendi gölgemdeki korkular açığa çıkıyor.”

Kontrolün Öteki Yüzü – Gizli Potansiyeller

İlginçtir ki, kontrol ihtiyacının gölgeyle ilişkisi sadece olumsuz değildir. Aynı zamanda potansiyelleri de barındırır.

Kontrolcü kişilerde:

  • Disiplin,
  • Planlama yeteneği,
  • Kriz anında organize olabilme,
  • Güvenlik duygusu yaratma gibi güçlü yanlar vardır.

Gölge çalışması bu güçlü yanları tamamen reddetmek yerine, onları sağlıklı bir dengede kullanmayı öğretir.

Günlük Çalışması
“İş Hayatında En Çok Zorlandığım Kişi Bana Ne Öğretiyor?”

Gölgeyle çalışmanın en güçlü yöntemlerinden biri, günlük yazma tekniğidir. Çünkü yazı, zihnimizin bilinçdışına açılan bir kapıdır. Düşüncelerimizi kâğıda aktardığımızda, farkında olmadığımız gölge parçaları görünür hale gelir. İş yaşamında gölgeyle dansı öğrenmek için, en basit ama en derin soru şudur:

“İş hayatında en çok zorlandığım kişi bana ne öğretiyor?”

Bu soru ilk bakışta öfke ya da savunma yaratabilir. Çünkü zorluk yaşadığımız kişiler çoğunlukla bizde olumsuz duygular uyandırır:

  • Sinirleniriz,
  • Sabırsızlanırız,
  • Haksızlığa uğradığımızı hissederiz,
  • Onların davranışlarını suçlarız.

Ama gölge bakış açısı bize der ki:

“En çok zorlandığın kişi, senin içsel gölgelerinin aynasıdır.”

Zorlandığımız Kişiler Neden Aynadır?

Çünkü gölge, bastırdığımız taraflarımızı başkaları aracılığıyla bize gösterir. İş arkadaşımızın “düzensizliği” bizi çileden çıkarıyorsa, aslında kendi içimizdeki kaostan korkuyoruzdur. Patronun “otoriterliği” bizi rahatsız ediyorsa, belki de biz kendi içimizdeki gücü ifade etmekten çekiniyoruzdur.

Gölge projeksiyonu, iş yaşamında en çok şu kişiler üzerinden açığa çıkar:

  • Patron: Gücü temsil ettiği için, bastırılmış öfke ve boyun eğme duygularını tetikler.
  • Ekip Arkadaşı: Eşit düzeyde olduğumuz için kıyaslama ve yetersizlik duygularını tetikler.
  • Astlar: Onlara yansıttığımız beklentiler, kendi zayıflıklarımızı gösterir.

Günlük Çalışmasının Uygulanışı

Bu çalışmayı haftada birkaç kez, tercihen akşam işten sonra yapabilirsin. 15–20 dakikanı ayırman yeterli. Ama önemli olan, yazarken kendini sansürlememen.

Adım 1 – Zorlandığın kişiyi seç:
Bugün iş yerinde seni en çok zorlayan kişiyi belirle. Bu patron, bir ekip arkadaşı ya da astın olabilir.

Adım 2 – Onun davranışını yaz:
Seni rahatsız eden davranışını olabildiğince somut yaz. (Örn: “Toplantılarda sürekli sözümü kesiyor.”)

Adım 3 – Hislerini yaz:
O davranış sende ne his uyandırdı? Öfke mi, değersizlik mi, sabırsızlık mı?

Adım 4 – Gölge sorusu:
“Kendi içimde bu duygunun kaynağı ne olabilir?”
Örn: “Sözüm kesildiğinde değersiz hissediyorum. Çocukken ailem beni yeterince dinlemezdi. O yüzden bugün de sözümün önemsenmemesinden çok etkileniyorum.”

Adım 5 – Öğretiyi bul:
“Bu kişi bana ne öğretiyor?” sorusunu yaz. Belki sabır, belki kendi sesini daha net duyurmak, belki de kontrol ihtiyacını bırakmak…

Örnek 1 – Patron ile Zorlanma
  • Durum: Patron toplantılarda sürekli mikroyönetim yapıyor.
  • Hissettiğim: Boğuluyorum, kendi fikirlerime güvenilmiyor.
  • Gölge: Aslında ben de başkalarının fikirlerine güvenmeyi bilmiyorum. Evde ya da başka işlerde hep “en iyisini ben bilirim” diyerek kontrol etmeye çalışıyorum.
  • Öğreti: Patron bana “kontrol ihtiyacımı fark ettiriyor.”

Örnek 2 – İş Arkadaşı ile Zorlanma
  • Durum: Ekip arkadaşım çok rahat, işleri hep son dakikaya bırakıyor.
  • Hissettiğim: Sinirleniyorum, ben hep onun yükünü taşımak zorunda kalıyorum.
  • Gölge: İçimdeki “rahat” tarafı kendime hiç izin vermiyorum. Hep sorumluluk almam gerektiğine inanıyorum. Onun rahatlığı bana kendi gölgemi gösteriyor.
  • Öğreti: Daha fazla esneklik ve rahatlama ihtiyacım var.

Günlük Çalışmasının Derinleştirilmesi

Bu çalışmayı sadece yazı olarak bırakmamak için, yazdıktan sonra şu ek adımları yapabilirsin:

  • 5 dakika sessizce otur, yazdıklarını bedeninde hisset. (Omuz, çene, göğüs gibi gergin bölgeleri fark et.)
  • Nefesini derinleştir ve gölgedeki duyguyu kabul et: “Evet, içimde bu da var.”
  • Ertesi gün iş yerine giderken, o kişiye karşı beden dilini bilinçli şekilde gözlemle.

Günlük Çalışmasının Uzun Vadeli Etkileri
  1. Empatiyi artırır: Zorlandığın kişi artık sadece düşmanın değil, öğretmenin haline gelir.
  2. Kendi gölgene yaklaşmanı sağlar: Bastırdığın korku ve öfkelere daha yakından bakarsın.
  3. İş ilişkilerini dönüştürür: En çok zorlandığın kişiyle ilişkin bile yumuşamaya başlar. Çünkü artık onu suçlamak yerine, kendi içini görmeye başlarsın.

Günlük çalışmasıyla fark edersin ki:
İş yaşamında en büyük çatışmalar, aslında kendi iç dünyamızın yankılarıdır. Patron, iş arkadaşı ya da ast sadece bir aynadır.

Ve bu aynadan gelen yansımalara cesaretle bakabilirsek, gölge artık korkutucu olmaktan çıkar; bizi dönüştüren bir rehbere dönüşür.

Gölgemizi Tanıdıkça Işığımız Büyür yazı dizisinin devamında yer alan Propriyoseptif Egzersiz Programı – Gölgeyle Çalışmanın konu başlıkları ve yayın tarihlerini aşağıda okuyabilirsiniz.

7 Haftalık Propriyoseptif Egzersiz Programı – Gölgeyle Çalışma

Amaç: Bireyin hem zihinsel hem de bedensel farkındalığını artırarak gölge arketipiyle yüzleşmesini, iş yaşamı ve ilişkilerde gölgenin etkilerini dönüştürmesini sağlamak.

🗓 07 Eylül 2025 – Gölgemizi Tanıdıkça Işığımız Büyür
🗓 14 Eylül 2025 – “Bedenin Gölgesiyle Tanışma”
  • Jung’un gölge kavramı: Psikoterapik açıklama.
  • Propriyosepsiyon nedir? Bedende saklanan bilinçdışı ipuçları.
  • Egzersiz: Gözler kapalı ayakta durma – dengeyi kaybetmeden kendini gözlemleme.
  • Psikolojik eşlik: “Hangi korkularım dengeyi kaybettiriyor?” günlük çalışması.
🗓 21 Eylül 2025 – “Tetikleyici Anlar”
  • İş ve ilişkilerde gölgenin nasıl tetiklendiği.
  • Egzersiz: Yavaş yürüyüş (mindful walking) – her adımı sayarak yürümek.
  • Farkındalık sorusu: “Her adımda hangi duygu tetikleniyor?”
  • Günlük: Gün içinde öfkelendiğin 3 anı yaz, beden duyumlarıyla eşleştir.
🗓 28 Eylül 2025 – “Bedenin Aynası”
  • Gölgede bastırılan duyguların kaslarda ve postürde yansıması.
  • Egzersiz: Duvarda denge testi – sırtı duvara yaslayıp ayakları kapatarak 2 dk kalmak.
  • Derinleştirme: “Hangi kaslarım daha fazla direnç gösteriyor?”
  • Günlük: Çocuklukta bu gerginliği hangi durumda yaşamıştım?
🗓 5 Ekim 2025 – “İş Yaşamında Gölgeyle Dans”
  • Patron, ekip, iş arkadaşlarıyla ilişkilerde gölge projeksiyonları.
  • Egzersiz: Eller kapalı nesne tanıma – duyuları zorlamak, belirsizlikle yüzleşmek.
  • Psikolojik bağlantı: Kontrol ihtiyacı ve gölge.
  • Günlük: İş hayatında en çok zorlandığım kişi bana ne öğretiyor?
🗓 12. Ekim 2025 – “İlişkilerde Gölge”
  • Romantik ve aile ilişkilerinde gölge.
  • Egzersiz: Partner/prova eş ile gözler kapalı yürüyüş – güven testi.
  • Psikolojik bağlantı: Güven–kontrol–teslimiyet ilişkisi.
  • Günlük: “Yakın ilişkide en çok sakladığım gölge özelliğim nedir?”
🗓 19 Ekim 2025 – “Gölgede Cesaret”
  • Bastırılan korkularla yüzleşme.
  • Egzersiz: Kapalı gözle engel parkuru (odada küçük objeler) – riskle temas.
  • Psikolojik bağlantı: Belirsizliğe tahammül.
  • Günlük: Hangi riskten kaçıyorum, aslında bana neyi öğretiyor?
🗓 26 Ekim 2025 – “Gölgeyle Bütünleşme
  • Jung’un gölgenin entegrasyonu fikri.
  • Egzersiz: Tüm haftanın propriyoseptif egzersizlerinden kişisel bir akış oluşturmak.
  • Psikolojik bağlantı: Zihin–beden–gölge uyumu.
  • Günlük: “Artık gölgem bana nasıl güç veriyor?”
⭐️⭐️⭐️⭐️

Eğitim Almak İçin Bizi Arayın

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü Dr Mustafa KEBAT yönetiminde deneyimli ekibimizle, firmanız yöneticilerine Gölge İle Barışma – Propriyoseptif Egzersizler Eğitimini Türkiyenin her yerinde planlayalım.

Eğitim Başvurusu

Dr Mustafa KEBAT – 0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

  • Yeşillik Cad. No:230 Kat:4/424, Selgeçen Modeko İş Merkezi – Karabağlar/İZMİR
  • +90 232 265 20 65
  • [email protected]

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Bel Çevresi Neden Tartıdan Daha Önemli?

Günümüzde sağlığımızı değerlendirmek için çoğu zaman tartıya çıkar, kilomuza bakar ve sonucu “iyi” ya da “kötü” olarak yorumlarız. Hatta birçok kişi için tartıdaki rakam, sağlığın tek göstergesi hâline gelmiştir. Oysa modern tıp bize şunu net bir şekilde göstermektedir: Sağlık sadece kaç kilo olduğunuzla değil, yağın vücutta nerede toplandığıyla ilgilidir. İşte bu noktada bel çevresi ölçümü, tartıdan çok daha değerli bir bilgi sunar.

Kilo Her Şeyi Söylemez

Aynı kiloda iki farklı insan düşünelim. İkisi de 70 kilo olabilir. Tartı aynı sonucu gösterir. Ancak birinin yağı daha çok kalça ve bacaklarda toplanırken, diğerinin yağı karın bölgesinde birikmiş olabilir. Tartı bu farkı göstermez. Fakat bu iki kişi arasında sağlık riski açısından çok büyük bir fark vardır.

Karın bölgesinde biriken yağ, sadece “fazla kilo” anlamına gelmez. Bu yağ türü, visseral yağ olarak adlandırılır ve iç organların etrafında birikir. İşte asıl tehlikeli olan yağ da budur.

Visseral Yağ Nedir ve Neden Tehlikelidir?

Visseral yağ; karaciğer, pankreas ve bağırsaklar gibi hayati organların çevresinde yer alan aktif bir yağ dokusudur. Bu yağ dokusu pasif bir depo değildir. Aksine, sürekli olarak vücuda çeşitli sinyaller gönderir.

Visseral yağ arttıkça:

  • İnsülin direnci gelişir
  • Kan şekeri dengesi bozulur
  • Trigliserid yükselir
  • HDL (iyi kolesterol) düşer
  • Damar içinde iltihap artar

Bu süreçler, zamanla tip 2 diyabet, kalp krizi, inme ve metabolik sendrom riskini ciddi şekilde artırır.

Bel Çevresi Neyi Gösterir?

Bel çevresi ölçümü, visseral yağlanmanın en pratik ve en güvenilir göstergelerinden biridir. Ölçüm son derece basittir ve evde herkes tarafından yapılabilir.

Riskli kabul edilen bel çevresi değerleri:

  • Erkeklerde: 102 cm ve üzeri
  • Kadınlarda: 88 cm ve üzeri

Bu sınırların üzerine çıkıldığında, kişi kilolu görünmese bile metabolik risk başlamış olabilir.

Önemli bir nokta da şudur: Bazı kişiler bu riskli değerlere ulaşmadan önce bile metabolik bozulma yaşayabilir. Yani bel çevresi, sadece bir eşik değil; artış yönüyle de dikkatle izlenmesi gereken bir göstergedir.

Neden Tartı Aldatıcıdır?

Tartı, vücuttaki toplam ağırlığı gösterir:

  • Kas
  • Kemik
  • Su
  • Yağ

hepsi bu rakamın içindedir. Ancak tartı:

  • Yağın nerede olduğunu
  • Kas–yağ oranını
  • İç organ yağlanmasını

göstermez.

Bu nedenle:

  • “Kilo almıyorum ama göbeğim büyüyor”
  • “Zayıfım ama tahlillerim bozuk”
  • “Tartı aynı ama belim kalınlaştı”

gibi şikâyetler son derece anlamlıdır. Çünkü metabolik risk, tartıdan önce bel çevresinde kendini belli eder.

Bel Çevresi ile İnsülin Direnci Arasındaki Bağ

Bel çevresi arttıkça, insülin direnci gelişme olasılığı da artar. Bunun nedeni, visseral yağın insülinin etkisini bozan maddeler salgılamasıdır. İnsülin direnci geliştiğinde:

  • Hücreler şekeri içeri alamaz
  • Pankreas daha fazla insülin salgılar
  • Açlık şekeri bir süre normal kalabilir

Bu durum “sessiz bir dönem” yaratır. Kişi kendini hasta hissetmez, kan şekeri “normal” görünür. Ancak bu sırada bel çevresi giderek artar ve metabolik bozulma derinleşir.

Kalp ve Damar Sağlığı Açısından Bel Çevresi

Araştırmalar, bel çevresinin kalp krizi ve inme riskini, toplam kilodan daha iyi öngördüğünü göstermektedir. Bunun nedeni, visseral yağın damar duvarında iltihabı artırması ve aterosklerozu hızlandırmasıdır.

Bel çevresi geniş olan kişilerde:

  • Trigliserid daha yüksektir
  • HDL daha düşüktür
  • LDL daha küçük ve daha zararlı yapıdadır

Bu tablo, damarların daha kolay tıkanmasına yol açar.

“Zayıf Ama Riskli” Olmak Mümkün mü?

Evet, mümkündür. Bu durum tıpta bazen “zayıf metabolik obezite” olarak adlandırılır. Kişi:

  • Zayıf görünebilir
  • Tartıda normal kiloda olabilir

Ama:

  • Bel çevresi geniştir
  • İnsülin direnci vardır
  • Trigliserid–HDL oranı bozuktur

Bu kişiler genellikle “Bende sorun yok” diye düşünür, ancak risk görünenden çok daha yüksektir.

Bel Çevresi Neden Evde Takip Edilmelidir?

Bel çevresi:

  • Ucuz
  • Kolay
  • Hızlı
  • Güvenilir

bir ölçümdür. Düzenli olarak takip edildiğinde:

  • Metabolik bozulma erken fark edilir
  • Yaşam tarzı değişikliklerinin etkisi net görülür
  • Tartı sabitken bile olumlu veya olumsuz gidiş anlaşılır

Örneğin:

  • Kilo aynı kalabilir
  • Ama bel çevresi 3–4 cm küçülmüşse

👉 Bu, sağlığın iyileştiğinin güçlü bir göstergesidir.

Bel Çevresi Nasıl Küçülür?

Bel çevresini küçültmek, sadece estetik bir hedef değildir; doğrudan sağlık kazancıdır.

Etkili adımlar:

  • Şeker ve rafine karbonhidratı azaltmak
  • Gazlı ve şekerli içeceklerden kaçınmak
  • Akşam geç saatlerde yemek yememek
  • Düzenli yürüyüş ve egzersiz
  • Uyku düzenini iyileştirmek
  • Stresi azaltmak

Bu adımlar uygulandığında:

  • Visseral yağ azalır
  • İnsülin duyarlılığı artar
  • Trigliserid düşer
  • HDL yükselir
Önemli
  • Tartı sadece toplam ağırlığı söyler
  • Bel çevresi ise metabolik gerçeği anlatır
  • Göbek büyüyorsa, risk artıyordur
  • Bel küçüldükçe sağlık geri gelir

Sağlığı tek bir rakama indirgemek yanıltıcıdır. Tartıdaki sayı değişmese bile, bel çevresindeki birkaç santimetrelik artış veya azalış, vücudun iç dünyasında olup bitenleri net bir şekilde yansıtır.

Bel çevresi; insülin direncinin, kalp–damar riskinin ve metabolik bozulmanın en erken ve en dürüst göstergelerinden biridir.

Bu nedenle asıl soru şudur:

“Kaç kiloyum?” değil,
“Bel çevrem bana ne söylüyor?”

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Makine Emniyet Tedbirleri – Muhafaza ve Koruyucular

Makine emniyetinde ikinci savunma hattı – fiziksel koruma

İş kazalarının önemli bir bölümü, makinenin hareketli parçalarıyla doğrudan temas sonucu meydana gelir. Özellikle kesme, sıkıştırma, delme, ezilme gibi mekanik tehlikeler; hem ciddi yaralanmalara hem de ölümlere neden olabilir.

İşte bu yüzden muhafaza ve koruyucu cihazlar, makine güvenliğinin bel kemiğidir. Bu yazıda, iş güvenliği uzmanlarının sahada en çok karşılaştığı, ancak çoğu zaman göz ardı edilen bu kritik tedbirleri birlikte inceleyelim

Muhafazalar – Fiziksel Bariyerin Gücü

Muhafazalar, makine operatörleri ile tehlikeli parçalar arasında fiziksel bir engel oluşturan, genellikle metalden yapılmış koruma elemanlarıdır. Kapat, kilitle, engelle… Basit ama etkili.

🔧 Sabit Muhafazalar
• Yerinden sökülmesi özel alet gerektirir.
• Montajı sabittir, erişimi uzun süre engeller.
• En güvenli muhafaza türüdür.
Örnek: Kesici uçların çevresine monte edilen çelik muhafaza.

🛠️ Hareketli Muhafazalar
• Genellikle menteşelidir, açılıp kapanabilir.
• Dâhili kilit mekanizmalarıyla tehlike anında makinayı durdurur.
• Operatörün tehlike bölgesine sık sık erişmesi gerekiyorsa tercih edilir.
Örnek: Pres makinelerinde açılır-kapanır kapak.

🔒 Muhafaza Seçiminde Dikkat Edilecekler

  • Kolay çıkarılamamalı.
  • Sağlam yapıda olmalı.
  • Tehlike bölgesinden güvenli mesafede bulunmalı.
  • İşin doğasını engellememeli.
  • Bakım ve temizlik için özel erişim noktaları içermeli.

Koruyucu Cihazlar – Görünmeyen Melekler

Muhafaza takılamayan alanlarda devreye koruyucu cihazlar girer. Bunlar görünmez bir koruma katmanı sağlar.

🌐 Optik Koruyucular (Işık Perdeleri)
• El ya da vücut tehlike alanına girdiğinde ışık kesilir, makine durur.
• Genellikle prese yaklaşım alanında kullanılır.

Basınca Duyarlı Cihazlar
• Zemin pedleri, çubuklar veya kablolar şeklindedir.
• Üzerine basıldığında ya da gerildiğinde sistem devreye girer.

🛑 Kritik Özellikler

  • Hata anında devre dışı kalmamalı.
  • Operatörün geri çekilmesiyle makine yeniden başlamamalı.
  • Gözlemlenebilir alanlardan kontrol edilmeli.
  • Güvenlik zonu, fiziksel korumalarla entegre çalışmalı.

Güvenlik Gözlükle Başlamaz, Bariyerle Başlar

Güvenlik kültürü, koruyucu gözlükle değil, makinenin seni sakatlayamayacağına dair emin olmakla başlar. Muhafazalar ve koruyucular, makineye fiziksel olarak “dur” demenin en etkili yoludur. Herhangi bir makine sahaya çıkmadan önce muhafaza sistemleri kontrol edilmeli, arızalı veya eksik sistemler çalıştırılmamalıdır.

🧠 🧠 🧠
Dikkat

Sahada sık karşılaşılan “işi hızlandırmak için muhafazayı söktüm” bahanesini kabul etmeyin. Bu yalnızca işin hızını değil, hastane sevkini de hızlandırır. Güvenlik, hızdan önce gelir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Paraşüt Tipi Emniyet Kemerinin Yardımcı Aparatı – Halka Sistemleri (Bağlantı Halkaları ve Ankraj Bağlantıları) Teknik Arıza Dosyası

Halka Sistemleri (Bağlantı Halkaları ve Ankraj Bağlantıları)
Teknik Arıza:
1. Bağlantı Halkasında Gevşeme veya Kırılma
  • Açıklama: Bağlantı halkaları, emniyet kemerinin ana bağlantı noktalarından biridir. Bu halkalarda meydana gelen gevşeme veya kırılma, kemerin düzgün çalışmamasına ve ciddi güvenlik risklerine yol açabilir.
  • Oluşma Nedeni:
    • Yüksek gerilim altında kullanım.
    • Yetersiz malzeme kalitesi veya üretim hataları.
    • Kötü kullanım, aşırı yük taşıma veya yanlış bağlantılar.
  • Belirtiler:
    • Bağlantı halkasında gözle görülür bir gevşeme veya kırılma.
    • Bağlantı halkasının yerinden çıkması.
    • Bağlantı halkasında çatlaklar veya deformasyonlar.

2. Ankraj Bağlantısının Çıkması veya Kopması
  • Açıklama: Ankraj bağlantıları, güvenli bir şekilde bağlanabilen ve düşüşü engelleyen noktalardır. Bu bağlantılarda yaşanan kopma veya çıkma, ciddi yaralanmalara yol açabilir.
  • Oluşma Nedeni:
    • Ankraj noktasının yanlış yerleştirilmesi veya hatalı montajı.
    • Yüksek gerilim altında ani hareketler veya aşırı yüklemeler.
    • Zamanla aşınan ankraj bağlantılarının yeterince güvenli olmaması.
  • Belirtiler:
    • Ankraj noktasının gevşemesi ya da çıkması.
    • Bağlantının güvenli olmadığını gösteren herhangi bir belirtiler.
    • Bağlantının kesilmesi veya kopması.

3. Bağlantı Halatlarının Kilitlenmesi veya Takılması
  • Açıklama: Bağlantı halatları, paraşüt tipi emniyet kemerinin ana bileşenlerindendir. Bu halatların takılması veya kilitlenmesi, hem iniş hem de yükselme sırasında ciddi güvenlik sorunlarına yol açabilir.
  • Oluşma Nedeni:
    • Halatların düzgün yerleştirilmemesi veya yanlış kullanım.
    • Halatların birbirine dolaşması veya aşırı gerilmesi.
    • Kötü bakım veya halatın aşınması.
  • Belirtiler:
    • Halatın takılması veya hareket etmeyişi.
    • Halatın takılması sonucu kullanıcıya zorluk yaşatması.
    • Halatın düzgün bir şekilde yer değiştirememesi veya sıkışması.

4. Ankraj Bağlantısının Uygun Olmayan Bir Yüzeye Bağlanması
  • Açıklama: Ankraj bağlantılarının uygun olmayan yüzeylere bağlanması, güvenlik riski yaratabilir. Doğru bir ankraj noktası seçilmediği takdirde, bağlanılan nokta güvenli bir tutuş sağlamaz.
  • Oluşma Nedeni:
    • Yanlış yüzey seçimi veya uygun olmayan bir yapı kullanımı.
    • Bağlantı noktasının aşırı yüklenmesi veya yerinden çıkması.
    • Yetersiz test yapılması veya bağlantı noktalarının eski ve güvenilir olmaması.
  • Belirtiler:
    • Bağlantının güvenli olmaması.
    • Kullanıcıya düşüş sırasında ani kuvvetler uygulayan bağlantı noktası.
    • Çatlamış veya kırılmış ankraj noktaları.

5. Bağlantı Halatlarının Aşırı Yük Taşımaması
  • Açıklama: Bağlantı halatlarının taşıyabileceği yük kapasitesini aşması, halatın kopmasına veya sistemin arızalanmasına yol açabilir.
  • Oluşma Nedeni:
    • Yük sınırlarının aşılması veya hatalı hesaplamalarla aşırı yüklenme.
    • Halatın tasarım kapasitesine uygun olmayan yükleme yapılması.
    • Halatın yaşlanmış, aşınmış veya zayıflamış olması.
  • Belirtiler:
    • Halatın gerilmesi veya kırılması.
    • Yük altında halatın esnemesi.
    • Bağlantının güvensiz olması ve halatın kopması.

Sonuçlar:
  1. Halkaların Kopması veya Gevşemesi:
    • Halkaların kopması, tüm sistemin güvenliğini tehlikeye atar ve kullanıcının düşmesine yol açabilir.
    • Bu tür bir arıza, ciddi yaralanmalara ve hatta ölümle sonuçlanabilir.
  2. Ankraj Bağlantısının Kopması:
    • Ankraj bağlantısının kopması, kullanıcının yüksekten düşmesine yol açabilir.
    • Bu, ciddi sırt, baş ve bacak yaralanmalarına neden olabilir.
  3. Kilitlenmiş veya Takılmış Halatlar:
    • Halatın takılması, sistemin düzgün çalışmasını engeller ve kullanıcıyı sıkışmış veya mahsur kalmış bir durumda bırakabilir.
    • Bu durum, kurtarma işlemi gerektirir ve ciddi güvenlik riskleri oluşturur.
  4. Yanlış Ankraj Bağlantı Yeri Seçimi:
    • Yanlış bağlantı noktası seçilmesi, kullanıcıyı koruyacak yeterli kuvveti sağlamaz ve düşüş riskini artırır.
    • Bu tür hatalar, kritik anlarda güvenlik sistemlerinin etkinliğini sıfıra indirir.
  5. Aşırı Yük Taşımak:
    • Aşırı yük taşınması, halatın kopmasına veya sistemin arızalanmasına yol açabilir.
    • Bu, güvenlik sisteminin çökmesine ve ciddi kazalara neden olabilir.

Çözümler:
1. Düzenli Bakım ve Kontrol
  • Eylem Adımları:
    • Bağlantı halkaları, ankraj bağlantıları ve halat sistemlerinin düzenli olarak incelenmesi.
    • Halatların aşınma veya hasar belirtisi taşıyıp taşımadığının kontrol edilmesi.
    • Bağlantı noktalarının düzgün çalışıp çalışmadığının kontrol edilmesi.

2. Yük Kapasitesi Kontrolü
  • Eylem Adımları:
    • Halatların, bağlantı halkalarının ve ankraj sistemlerinin taşıma kapasitelerinin gözden geçirilmesi.
    • Kullanıcıya, sistemin taşıma kapasitesine uygun yüklerle çalışmaları konusunda eğitim verilmesi.
    • Yükün aşırı olmamasına özen gösterilmesi ve taşıma kapasitesinin aşılmaması.

3. Bağlantı Noktası Seçiminin Kontrolü
  • Eylem Adımları:
    • Ankraj noktalarının doğru yerlerde seçilmesi, sağlam ve güvenilir yapılara bağlanması.
    • Bağlantı noktalarının test edilmesi ve düzenli olarak kontrol edilmesi.
    • Güvenli olmayan noktaların kullanılması durumunda sistemin değiştirilmesi.

4. Sistemdeki Gevşemelerin Önlenmesi
  • Eylem Adımları:
    • Bağlantı halkalarının düzgün bir şekilde yerleştirilmesi ve herhangi bir gevşemenin önlenmesi için sürekli kontrol yapılması.
    • Kullanıcıların bağlanırken ve çıkarken sistemin düzgün çalıştığından emin olmaları sağlanmalı.

5. Kullanıcı Eğitimi
  • Eylem Adımları:
    • Bağlantı halkaları ve ankraj noktaları hakkında eğitim verilmesi.
    • Kullanıcıların, sistemin doğru şekilde bağlanmasını ve yüksek güvenlik önlemleri ile kullanılmasını sağlamaları için eğitilmeleri.
    • Yanlış kullanım ve aşırı yüklenme gibi hatalı davranışlardan kaçınılması gerektiği konusunda bilgi verilmesi.

Sonuç Olarak:
Paraşüt tipi emniyet kemerindeki halka sistemleri, bağlantı halkaları ve ankraj bağlantıları güvenliğin sağlanması için kritik öneme sahiptir. Bu sistemlerdeki arızalar, ciddi kazalara yol açabilir. Düzenli bakım, doğru kullanım, uygun bağlantı noktalarının seçimi ve kullanıcı eğitimi, bu tür arızaların önlenmesinde etkili olacaktır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Bu sitede yer alan içerikler yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır. Paylaşılan bilgiler, bir hekim muayenesinin, tedavisinin veya profesyonel danışmanlığın yerini tutmaz. Buradaki bilgiler esas alınarak herhangi bir ilaç tedavisine başlanması, mevcut tedavinin değiştirilmesi ya da bırakılması uygun değildir.

Aynı şekilde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili içerikler, bir iş güvenliği uzmanı, mühendis veya teknik ekip tarafından yapılması gereken değerlendirme ve kararların yerine geçemez. Bu bilgiler temel alınarak saha risk değerlendirmesi yapılması ya da mevcut sistemin değiştirilmesi önerilmez.

Sitede herhangi bir yasa dışı ilan ya da yönlendirme yapılması amacı bulunmamaktadır. İçerikler, sadece farkındalık yaratmak ve bilinçlendirme sağlamak amacıyla sunulmuştur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Çalışanın Duygu Durumunu Kontrol Edebilmesinin İş Sağlığı ve Güvenliği Açısından Önemi

İnsan, yalnızca fiziksel değil aynı zamanda duygusal bir varlıktır. Günlük yaşamda olduğu gibi iş hayatında da duygular, davranışlarımızı yönlendirir. Bir işçinin öfkeli, gergin, kaygılı veya aşırı coşkulu olması, iş yapış biçimini doğrudan etkiler. Bu nedenle iş sağlığı ve güvenliği (İSG) yalnızca teknik önlemlerle değil, aynı zamanda bireylerin duygu durumları ve kişisel kontrolleri üzerinden de ele alınmalıdır.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu da işverenlerin çalışanların ruhsal ve psikolojik sağlıklarını gözetmesini öngörmektedir. Ancak çoğu zaman sahada, özellikle üretim tesislerinde, şantiyelerde veya tersanelerde güvenlik ihlallerinin ardında teknik değil psikolojik ve duygusal faktörler bulunmaktadır.

Tetkik Osgb Duygu Durumu ve Kişisel Kontrol Nedir? Tetkik Osgb

Duygu durumu, bireyin belirli bir anda ya da dönemde yaşadığı duyguların toplam ifadesidir. Bu; mutluluk, kaygı, öfke, stres, huzur, motivasyon, yorgunluk gibi farklı bileşenlerden oluşur.

Kişisel kontrol ise bireyin bu duygularını fark edebilmesi, düzenleyebilmesi ve davranışlarına yansıtma biçimini yönetebilmesidir. Psikolojide buna çoğu zaman öz-düzenleme denir.

Örneğin:

  • Bir çalışan, iş sırasında ani bir öfke hissettiğinde bunu kontrol altına alıp dikkatini işine verebiliyorsa yüksek kişisel kontrol sergilemektedir.
  • Tam tersine, öfkesine kapılıp güvenlik kurallarını hiçe sayarak hareket ediyorsa, düşük kişisel kontrol söz konusudur.

Duygu Durumunun İş Sağlığı ve Güvenliği ile İlişkisi
1. Dikkat ve Konsantrasyon

Olumsuz duygular (kaygı, öfke, stres) çalışanların dikkatini dağıtır. Örneğin bir kaynakçının zihni, aile içi sorunlara takılı kaldığında, kaynak makinesinin güvenlik ayarlarını unutma ihtimali artar. Bu da iş kazasına davetiye çıkarır.

2. Risk Algısı

Mutlu, huzurlu ve dengeli çalışanlar tehlikeleri daha sağlıklı algılar. Oysa aşırı stres altındaki bir işçi “nasıl olsa bana bir şey olmaz” diyerek riskleri küçümseyebilir. Bu da İSG kültürünü zedeler.

3. Karar Verme

Bir vinç operatörünün anlık bir öfke ya da panikle yanlış karar vermesi, onlarca kişinin hayatını tehlikeye sokabilir. Kişisel kontrolü güçlü çalışanlar ise duygularını yöneterek soğukkanlı kararlar alabilir.

4. Ekip Çalışması

İş sağlığı ve güvenliği yalnızca bireysel değil, kolektif bir süreçtir. Duygularını kontrol edemeyen bir kişi, ekip arkadaşlarını da olumsuz etkileyerek güvenlik zincirini zayıflatır.

Psikolojik ve Fizyolojik Açıklamalar

Duygu durumunun İSG açısından önemini daha derinlemesine anlamak için psikolojik ve fizyolojik temellere bakalım:

  • Stres Hormonu (Kortizol): Aşırı stres altındaki kişilerde kortizol yükselir, bu da dikkati azaltır, kas gerginliği yaratır. İnce motor beceriler zayıflar.
  • Sempatik Sinir Sistemi Aktivasyonu: Kaygı veya öfke anında kalp hızı artar, nefes hızlanır. Bu durum panik davranışlarına yol açabilir.
  • Duygusal Bulaşma: Bir kişinin gerginliği, ekipteki diğerlerine de sirayet eder. Bu zincirleme etki, tüm ekibin güvenliğini zora sokar.

Gerçek Hayattan Olası Örnek Olaylar

Günlük iş yaşantınız sırasında sizlerin de muhakkak başınıza gelel yada şahit olduğunuz pek çok olaya aşağıda birkaç basit örnek ile ben de katkıda bulunayım;

Olay 1: Tersane İşçisi

İzmit Körfezi’nde bir tersanede çalışan işçi, evde yaşadığı tartışmanın etkisiyle işe geldi. Konsantrasyonu düşük olduğu için yüksekten düşmeye karşı koruyucu kemerini tam takmadı. Küçük bir kaymada yere düşerek ağır yaralandı.

Çıkarım: Duygusal sorunlar, en temel güvenlik ekipmanlarının kullanılmamasına yol açabilir.

Olay 2: İnşaat Sahasında Vinç Operatörü

Bir vinç operatörü, iş arkadaşına kızgın olduğu için kulaklığından gelen güvenlik uyarısını dikkate almadı. Sonuçta yük yanlış noktaya bırakıldı ve maddi hasara yol açtı.

Çıkarım: Öfke kontrolsüzlüğü, teknik sistemlerin sağladığı güvenliği bile boşa çıkarabilir.

Ulusal ve Uluslararası Yaklaşımlar
  • ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü): Çalışanların psikososyal risklerini iş sağlığı ve güvenliği kapsamına alır.
  • OSHA (Occupational Safety and Health Administration, ABD): Stres yönetimi ve duygusal refahı iş güvenliği eğitimlerinin bir parçası haline getirir.
  • Türkiye’de 6331 sayılı Kanun: Çalışanların ruhsal sağlığının gözetilmesini işveren yükümlülüğü olarak tanımlar.

Bu çerçevede, duygu durumunun kontrolü yalnızca bireysel bir beceri değil, aynı zamanda yasal ve kurumsal bir sorumluluktur.

Çözüm Yolları ve Uygulamalar
1. Eğitim

Çalışanlara duygusal farkındalık, stres yönetimi ve öfke kontrolü eğitimleri verilmelidir. Bu eğitimlerde örnek olay analizleri ve rol canlandırmalar kullanılabilir.

2. Psikolojik Destek

İşyeri hekimi ve psikologların işbirliğiyle çalışanlara psikolojik danışmanlık hizmetleri sunulmalıdır.

3. Fiziksel Ortam Düzenlemeleri

Gürültü, aydınlatma, ergonomi gibi faktörler duygusal durumu etkiler. Rahat bir çalışma ortamı, sakinlik ve konsantrasyonu destekler.

4. Liderlik ve İletişim

Yöneticilerin empatik, sabırlı ve açık iletişimi çalışanların duygusal kontrolünü kolaylaştırır. Sert ve cezalandırıcı yaklaşımlar ise tam tersine stres yaratır.

5. Kişisel Stratejiler

Çalışanlar kendi kontrollerini geliştirmek için:

  • Nefes egzersizleri,
  • Düzenli uyku,
  • Spor ve fiziksel aktivite,
  • Hobiler,
  • Mindfulness (bilinçli farkındalık) tekniklerini uygulayabilir.

Sonuç

İş sağlığı ve güvenliği yalnızca baret, kemer, maske gibi fiziksel önlemlerle sınırlı değildir. Asıl mesele, bu önlemleri doğru ve istikrarlı şekilde kullanabilecek bir psikolojik denge oluşturmaktır.

Çalışanların duygu durumlarını kontrol edebilmeleri, iş kazalarının önlenmesinde kritik bir role sahiptir. Bir anlık öfke, dikkatsizlik veya kaygı, hayat boyu sürecek yaralanmalara sebep olabilir.

Dolayısıyla hem bireyler hem de kurumlar, duygusal sağlığı ve kişisel kontrolü iş güvenliği kültürünün ayrılmaz bir parçası haline getirmelidir. Bu yaklaşım, sadece kazaları azaltmakla kalmayacak, aynı zamanda daha verimli, huzurlu ve güvenli bir iş ortamı yaratacaktır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Bu sitede yer alan içerikler yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır. Paylaşılan bilgiler, bir hekim muayenesinin, tedavisinin veya profesyonel danışmanlığın yerini tutmaz. Buradaki bilgiler esas alınarak herhangi bir ilaç tedavisine başlanması, mevcut tedavinin değiştirilmesi ya da bırakılması uygun değildir.

Aynı şekilde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili içerikler, bir iş güvenliği uzmanı, mühendis veya teknik ekip tarafından yapılması gereken değerlendirme ve kararların yerine geçemez. Bu bilgiler temel alınarak saha risk değerlendirmesi yapılması ya da mevcut sistemin değiştirilmesi önerilmez.

Sitede herhangi bir yasa dışı ilan ya da yönlendirme yapılması amacı bulunmamaktadır. İçerikler, sadece farkındalık yaratmak ve bilinçlendirme sağlamak amacıyla sunulmuştur.

⭐️⭐️⭐️

TETKİK OSGB İZMİR KEBAT

KEBAT KEBAT KEBAT KEBAT KEBAT KEBAT KEBAT

Daha Fazla

Bizdeki de Ekmek! Avrupadaki Ekmeklerin Ne Farkı Var?

1. Modern Buğday vs. Ata Tohumları (Ancient Grains)
  • Modern Buğday (Çavdar‑Triticum aestivum): Yüksek verim, kiraya dayanıklılık gibi özelliklerle elde edilen hibrit, yüksek glütenli bir türdür. Türkiye’de ticari olarak ekilen bu buğday türü, yüksek glüten ve düşük lif içerir; bu durum, sindirimi zorlaştırabilir ve enflamatuvar etkileri artırabilir.
  • Ata Tohumları (Einkorn, Emmer, Spelt, Khorasan/Kamut): Avrupa’da hala kullanılan buğday çeşitleri, modern çeşitlere kıyasla daha az işlenmiş, lif oranı ve besin değeri yüksek, glüten yapısı daha farklı ve sindirimi daha kolaydır.

🎯 Yan Etki: “Ekmek” yiyen bir kişi, Türkiye’de daha kısa sürede sindirim problemi yaşarken, Avrupa ata tohumu ile yapılan ekmekte şişkinlik gibi etkiler daha az olabilmektedir.

🌾 🌾 🌾
2. Fermentasyon Süresi: Ekşi Maya vs. Ticari Maya
  • Ticari Maya (Saccharomyces cerevisiae): Ticarette yaygın kullanımda olan bu maya, hamuru 45 dakikada şişirir, hızlı üretim sağlar fakat glüten ve lektin gibi antinutrientlerin parçalanmasını sağlamaz.
  • Ekşi Maya (Sourdough): 12–48 saat gibi uzun fermantasyon süresiyle çalışır. Bu süreçte doğal laktik asit bakterileri ve mayalar sayesinde:
    • Glüten, lektin, fitik asit önemli ölçüde parçalanır,
    • Sindirim kolaylaşır, FODMAP gibi kısa zincirli karbonhidratlar azalır.
  • Sonuç: Avrupa’da ekşi maya ekmek daha stabil glisemik yanıt oluşturur, şişkinlik, gaz ve bağırsak hassasiyeti daha düşüktür.
🌾 🌾 🌾
3. Gluten, Lektin ve Fitik Asit Yükü
  • Modern buğday yüksek glüten + düşük lif kombinasyonuyla birlikte, FODMAP’ler de hızlı fermantasyonla parçalanmaz. Bu durum, hassas kişilerde:
    • Gaz, şişkinlik, yorgunluk,
    • “Geçirgen bağırsak” (intestinal leaky gut),
    • Bağırsak enflamasyonu gibi problemleri tetikleyebilir.
  • Gluten toksisitesi, modern çeşitlerde daha belirgin hale gelir.
🌾 🌾 🌾
4. Katkı Maddeleri Farkları

Türkiye’de bazı ekmeklerde aşağıdaki katkılar kullanılabilir:

  • Potasyum bromat (kansere yol açabilecek bir oksitleyici ajan)
  • Emülgatörler, enzim karışımları, soya unu, şeker: Bu maddeler gluten yapısını dayanıklı hale getirir, hızlı hacim sağlar fakat sindirimi zorlaştırır.
  • AB ülkeleri, potasyum bromat gibi birçok katkıyı yasaklamıştır
🌾 🌾 🌾
5. Tuz Oranı ve Gizli Şeker
  • Türkiye’de ekmeklerde tuz oranı AB seviyelerine göre çok yüksektir. Bu durum taşikardi, ödem ve tansiyon üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir.
  • Ayrıca bazı köy ekmeklerinde bile malt şurubu–glikoz gibi gizli şeker kullanımı yaygındır. Bu da hipoglisemi, bağırsak gazı ve yorgunluk riskini artırır.
🌾 🌾 🌾
6. Potasyum Bromat – Kronik Toksisite
  • Potasyum bromat, ekmeğe hacim katmak için kullanılır. Ancak:
    • Hayvanlarda tiroid–böbrek kanseri,
    • Genetik hasar (genotoksisite),
    • Sindirim sistemi irritasyonu gösterilmiştir.
  • AB, Kanada, Çin, Brezilya gibi ülkeler bu maddeyi yasaklamıştır .
🌾 🌾 🌾
7. Modern vs. Antik Tahıl: Gluten ve Emilim Farkları
  • Bilimsel raporlara göre antik buğdaylar:
    • Daha yüksek protein içerir, ancak glüten yapıları değişkendir,
    • Avrupa ata tohumları genel olarak daha sindirilebilir.
  • Ancak antik tahıllar tamamen gluten içermediği anlamına gelmez; bu nedenle çölyak hastaları için uygun olmayabilir, fakat FODMAP hassasiyeti olanlar tarafından daha tolere edilebilir.
🌾 🌾 🌾
8. Neden Türkiye’de “Dokunuyor”?
NedenTürkiyeAvrupa
Buğday TürüModern, hibrit, yüksek glüten, düşük lifAntik/yerel, dengeli glüten, yüksek lif
Mayalama Süresi45 dk – hızlı ticari maya12–48 saat – ekşi maya
Katkı MaddeleriPotasyum bromat, emülgatör, enzim, gizli şekerYasak veya sınırlı
Tuz & ŞekerYüksek tuz, gizli şeker olabilirDüşük tuz, şeker ekleme nadir
EtkiŞişkinlik, gaz, yorgunluk, enflamasyonDaha iyi sindirim, düşük yan etki

Bu tablo, “Aynı ekmek” diye düşünülse de ürünün gerçekte farklı sistemlerden geçtiğini ortaya koyuyor.

🌾 🌾 🌾
9. Çözüm Önerileri ve Tavsiyeler
  1. Ata tahıllardan yapılan ekmekleri tercih edin: Einkorn, spelt gibi yerel/organik tohumlar.
  2. Ekşi maya (sourdough) ekmek yemeye özen gösterin; uzun fermantasyon sayesinde daha sindirilebilir.
  3. Etiket okumayı öğrenin: “Bromated flour”, potasyum bromat, emülgatör, gizli şeker gibi içeriklerden kaçının.
  4. Evde mayalama: En sağlıklısı kendi yaptığınız klasik ekşi maya ekmek olabilir.
  5. Beslenmenizi güncelleyin: Lifli, prebiyotik zengin diyetlerle bağırsak sağlığını destekleyin.
  6. Tuz ve şeker oranlarını kontrol altında tutun.
🌾 🌾 🌾
10. Sonuç

Türkiye’de tüketilen modern ekmekle, Avrupa’da sunulan ata tohumlu, katkı madde ve uzun fermentasyona dayalı ekmekler arasında belirgin farklar vardır.

  • Modern ekmek; yüksek glüten, hızlı maya, katkı maddeleri ve yüksek tuz ile sindirimi zorlaştırabilir, şişkinlik, gaz ve yorgunluk gibi etkiler yapabilir.
  • Eski tahıl–ekşi maya ekmekler ise doğal fermantasyon sayesinde glüten, lektin ve fitik asit gibi bileşenleri parçalar, sindirimi kolay ve daha düşük toksisiteye sahiptir.
🔬 🔬 🔬

Bu yazıda, Avrupa Birliğinde ve Türkiyede genel durum tespiti yapmaya çalıştım. Pek tabi ki incelene taraflar içerisinde çok iyi ve çok kötü örnekler olmuştur ve olacaktır. O sebeple geneleştirilmiş ifadeler iyi niyetle, doğrulukla ve insan sağlığına saygıyla üretim yapanları bağlamayacağı gibi şeffaf üretim modelleri ve halka açık bilgi – üretim paylaşımları ile halkımızın takdirini kazanacakları da bilinmelidir. Ekmek artık sadece basit bir karbonhidrat değil, üretim sistemi, katkı maddeleri ve fermantasyon süreciyle birlikte sistemli bir gıda olarak ele alınmalıdır.

Ekmek Toplum Sağlığının Baş Aktörlerindendir

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Potasyum bromatın toksisitesi ve kanserojenliği – yeni bir böbrek kanserojeni https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/2269236/

⭐️⭐️ Potasyum bromat https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK402079/

⭐️⭐️ Glüten nedir? https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/28244676/

⭐️⭐️ Gastrointestinal Bozukluklarda Glutenin Rolü: Bir İnceleme https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/37049456/

⭐️⭐️ Glutenle İlişkili Tıbbi Sorunlar https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK538505/

⭐️⭐️Potasyum bromat hücre lizisine neden olur ve insan eritrositlerinde oksidatif strese neden olur https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/22012894/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Bu sitede yer alan içerikler yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır. Paylaşılan bilgiler, bir hekim muayenesinin, tedavisinin veya profesyonel danışmanlığın yerini tutmaz. Buradaki bilgiler esas alınarak herhangi bir ilaç tedavisine başlanması, mevcut tedavinin değiştirilmesi ya da bırakılması uygun değildir.

Aynı şekilde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili içerikler, bir iş güvenliği uzmanı, mühendis veya teknik ekip tarafından yapılması gereken değerlendirme ve kararların yerine geçemez. Bu bilgiler temel alınarak saha risk değerlendirmesi yapılması ya da mevcut sistemin değiştirilmesi önerilmez.

Sitede herhangi bir yasa dışı ilan ya da yönlendirme yapılması amacı bulunmamaktadır. İçerikler, sadece farkındalık yaratmak ve bilinçlendirme sağlamak amacıyla sunulmuştur.

⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Aya Sihirle Seyahat – Küçük Gençlere

Mert on bir yaşındaydı. Gözleri her zaman pırıl pırıl parlayan, kafasında sürekli sorular dolaşan bir çocuktu. En çok da Matematik dersinde aklına yeni fikirler gelirdi. Sayılar onun için yalnızca tahtada yazılı semboller değildi; bir köprünün ayakta durmasını sağlayan gizli sütunlar, yıldızların gökyüzünde belirli düzenle parlamasının sebebiydi.

“Öğretmenim,” dedi bir gün Hatice öğretmene, “bizim gözle göremediğimiz sayıların gizli bir yolu var mı? Mesela evreni ölçen gizli bir sayı?”

Hatice öğretmen gülümsedi. Mert’in sorularına alışkındı. Hatta Mert’in kendisine yaptığı Ay ve yıldızlar olan resimde, yıldızların arasındaki açıların ayın konumunun matematiksel bir şiir gibi olduğunu hatırladı.

“Matematik, evrenin dilidir, Mert,” dedi öğretmeni. “Senin merakın doğru bir yol gösterici. Eğer sayıları iyi anlarsan, yıldızların bile sana sırlarını anlatacağını göreceksin.”

Bu sözler Mert’in aklına takıldı. O akşam evde, perdeleri açıp gökyüzüne baktı. Gözleriyle Ay’ı buldu. Yuvarlak, ışıl ışıl parlayan bu gök cismi ona çok uzak ama aynı zamanda çok yakınmış gibi geliyordu. İçinden bir ses “Oraya gitmek istiyorum!” diyordu.

Ama sonra içini biraz burukluk kapladı. Çünkü Mert pek kitap okumuyordu. Kitaplara başladığında heyecan duyuyor lakin birkaç sayfa sonra sıkılıyor, zihni başka yerlere kayıyordu. Oysa öğretmenleri sürekli kitap okumanın hayal gücünü güçlendireceğini söylüyordu.

“Acaba,” dedi Mert kendi kendine, “kitaplar da yıldızlar gibi bana sırlarını gösterebilir mi?”

Ertesi hafta Hatice öğretmen Mert’in defterinde bir şey fark etti. Mert ödev yapacağına Ay’ın etrafına çizdiği dairelerin içine sayılar yazmıştı. Sanki Ay’a giden bir yol haritası oluşturuyordu.

“Bu ne Mert?” diye sordu merakla.

Mert utangaç bir gülümseme ile cevap verdi:
“Öğretmenim… Eğer Ay’a gidecek olsam, yörüngeleri böyle hesaplamam gerekmez mi? Ama nereden başlayacağımı bilmiyorum. Matematikle olur mu acaba?”

Hatice öğretmenin gözleri ışıldadı. Bu çocuğun merakı sıradan değildi. Ona sadece ders kitabı yetmeyecek, daha fazlasını göstermeliydi. Ama nasıl? Mert’i en çok etkileyecek şey, belki de onun merakını canlı bir hikâyeye dönüştürmekti.

O gece evde uzun süre düşündü. Sonra kütüphanesinin en özel rafından ince, eski görünümlü bir kitap çıkardı: Jules Gabriel Verne’in “Aya Yolculuk” adlı kitabı. Yüzyıllar öncesinden yazılmış bu eser, insanların hayal gücüyle bilimi nasıl birleştirdiğini anlatıyordu.

Hatice öğretmen fısıldadı:
“Keşke Mert, bu kitabın içine girebilseydi… Oradaki maceraları yaşayabilseydi. Belki o zaman kitap okumanın aslında muazzam güzel bir yolculuk olduğunu görürdü.”

Tam o sırada, odanın bir köşesinden minik bir hışırtı duyuldu. Rafların arasında kıpırdayan, gözlüğü kafasının ucuna düşmüş gibi duran, kocaman bir kitap kurdu belirdi. Tıpkı masallardan çıkmış gibiydi.

“Merhaba sevgili Hatice,” dedi incecik ama bilge bir sesle. “Beni hatırladın mı?”

Hatice öğretmen şaşkınlıkla gözlerini açtı. “Sihirli Profesör Kitap Kurdu! Yıllardır seni görmemiştim!”

Kitap kurdu şapkasını çıkardı, küçük kanatlarını çırptı. “Ben hep buradaydım. Ama yalnızca öğrencilerinde gerçek okuma isteğini gördüğünde ortaya çıkabilirim. Anladığım kadarıyla bu kez Mert için buradayım.”

“Evet,” dedi Hatice öğretmen, “Mert kitap okumakta zorlanıyor ama merakı çok büyük. Ona ilham vermeliyim.”

Profesör Kitap Kurdu gözlüklerini düzeltti. “O halde Jules Verne’in dünyasına yolculuk başlasın! Ama bu sefer yalnızca kitabı okumak değil, bizzat içinde olmak mümkün olacak.”

Ertesi gün derste Hatice öğretmen Mert’e ”çocukken benim en sevdiğim kitaptı. Umarım sen de seversin” diyerek Jules Verne’in Aya Yolculuk kitabını hediye etti. Ve ayrıca “Bugün sana özel bir misafirim var,” dedi. Mert merakla bakarken Aya Yolculuk kitabını kapağı kendiliğinden açıldı ve içinde odayı kaplayan sihirli bir ışık belirdi. Ardından ışığın içinden Sihirli Profesör Kitap Kurdu ortaya çıktı.

Mert şaşkınlıktan ağzını kapatmış gözleri gözlerini kocaman kocaman açmıştı. İlk defa böyle büyülü bir şey görüyordu.

Profesör Kitap Kurdu ciddiyetle konuştu:
“Sevgili Mert, evreni anlamak ve yıldızlara ulaşmak istiyorsun, değil mi? Bunun ilk adımı hayal gücünü kitaplarla beslemektir. Sana bir teklifim var: Jules Verne’in Aya Yolculuk kitabına gerçekten girmek ister misin?”

Mert heyecandan yerinde duramıyordu. “Gerçekten mi? Yani… Ay’a gidebilir miyim?”

“Evet,” dedi profesör göz kırparak, “ama önce kitabın içine adım atman gerek.”

Mert ve Hatice öğretmen kitaba dokunduğunda sayfalar ışıldadı, odanın duvarları kayboldu, etraflarını önce yıldızlarla dolu kocaman bir evren sardı. Ardından göz kamaştırıcı bir ışık her yeri kapladı…

Mert gözlerini açtığında kendini bambaşka bir yerde buldu. Az önce evinin odasındayken, şimdi karanlık ama ışıldayan bir tünelin içindeydi. Tünelin duvarları kitap sayfalarından oluşuyordu! Her sayfada farklı resimler vardı: teleskoplar, gökyüzü haritaları, denizlerin altında keşif yapan balonlar…

“Burası neresi?” diye fısıldadı Mert.

Hatice Öğretmen de yanında belirdi. O da şaşkın görünüyordu.
“Mert, sanırım Sihirli Profesör Kitap Kurdu bizi Jules Verne’in hayal dünyasına getirdi.”

Tam o sırada bir ışık halesi içinde Sihirli Profesör Kitap Kurdu ortaya çıktı. Küçük, gözlüklü, parlak tüyleri olan bir kitap kurduydu. Minik kanatları vardı, havada süzülürken etrafa parıltılar saçıyordu.

“Hoş geldiniz sevgili yolcularım!” dedi neşeli bir sesle. “Bugün sizi öyle bir maceraya götüreceğim ki artık yalnızca okuyucu değil, Jules Verne’in Aya Yolculuk kitabının kahramanları olacaksınız!”

Mert’in gözleri kocaman açıldı.
“Yani… biz gerçekten aya gidecek miyiz?”

Kitap Kurdu gülümsedi:
“Evet, ama önce hikâyenin içine dalmalıyız. Sayfalardan geçerek romanın dünyasına adım atacaksınız. Orada Jules Verne’in karakterleriyle tanışacak, onların hayallerini ve cesaretlerini göreceksiniz.”

Bir anda tünelin sonundaki büyük kapı açıldı. Kapının üzerinde altın harflerle şu yazıyordu:
“Aya Yolculuk – Başlangıç”

Hatice Öğretmen Mert’in elini tuttu.
“Hadi Mert, birlikte keşfedelim.”

İçeri girdiklerinde karşılarına büyük bir şehir çıktı. Burası Amerika’nın Baltimore kentiydi. Yıl 1865’ti. Sokaklarda askerler, gazeteciler, meraklı insanlar dolaşıyordu. Herkes bir şeyden bahsediyor gibiydi: göğe çıkmaktan!

Mert şaşkınlıkla etrafı izledi.
“Öğretmenim, burası tarih kitabında gördüğümüz gibi. Ama daha gerçek, daha canlı!”

Birden kalabalığın ortasında güçlü görünümlü bir adam dikkatlerini çekti. Üzerinde askeri üniformaya benzeyen bir kıyafet vardı. Sesini yükselterek konuşuyordu:
“Ben Barbicane! Silah Kulübü’nün başkanıyım. Bugün sizlere çılgınca ama mümkün bir fikir sunuyorum: Aya bir mermi göndereceğiz!”

Kalabalık alkış kıyamet kopardı. Mert nefesini tutmuştu.
Hatice öğretmen ”İşte bu, Jules Verne’in kitabındaki başlangıç sahnesi!” dedi.

Sihirli Kitap Kurdu yanlarına süzüldü.
“Mert. Barbicane, savaş için yapılmış topları artık barış için, insanlığın bilgisi için kullanmaya karar verdi. İşte okuma böyle bir şeydir; bir insanın aklındaki hayali senin gözünde canlı bir sahneye dönüştürür.”

Mert’in gözleri parladı.
“Yani bir kitap, beni gerçekten aya götürebilir mi?”

Kitap Kurdu gülümseyerek başını salladı.
“Evet Mert. Çünkü önce hayallerimizle gideriz. Ve hayallerin gücü, bir gün gerçeğe dönüşür.”

Mert, Hatice Öğretmen ve Sihirli Profesör Kitap Kurdu, kalabalığın arasına karıştılar. Barbicane’in konuşması bütün şehri ayağa kaldırmıştı. İnsanlar birbirine sorular soruyor, heyecanla tartışıyordu:

“Gerçekten aya gidilebilir mi?”
“Böylesine büyük bir top nasıl yapılacak?”
“Ya içindekiler ezilirse?”

Mert tüm bu soruları duydukça kalbinin hızlı attığını hissetti.
“Öğretmenim, o yıllarda insanlar daha elektrik lambasını bile yeni keşfederlerken, Jules Verne, göğe çıkmayı mı hayal etmiş”

Hatice Öğretmen gülümsedi.
“Evet Mert…. İşte bu yüzden kitap okumak çok değerlidir. Bir insanın hayali, milyonlarca insanın ufkunu açabilir.”

Tam o sırada Barbicane, dev bir kâğıt açarak halka gösterdi. Üzerinde devasa bir tophane çizimi vardı. Çizimde topun uzunluğu yüzlerce metreydi. Çelikten yapılacak bu topun içine mermi şeklinde bir kapsül yerleştirilecekti.

“Arkadaşlar!” diye bağırdı Barbicane. “Savaş için kullandığımız silahlarımızı artık barış için kullanacağız. Bu dev tophane ile insanlığı göklere taşıyacağız! Aya ulaşacağız!”

Kalabalıktan büyük bir alkış koptu. Gazeteciler notlar aldı, çocuklar heyecanla birbirine sarıldı.

Mert, gözlerini Barbicane’in çizimine dikti.
“Ben de böyle hayaller kurabilirim, öğretmenim… Ama ya kimse inanmazsa?”

Sihirli Kitap Kurdu hemen yanına uçtu.
“Mert, bilmelisin ki büyük fikirler önce ‘imkânsız’ görünür. Ama bir kişi bile inanırsa, o fikir gerçeğe dönüşebilir. Jules Verne, o yıllarda aya gitmeyi hayal etti. Onun hayali yıllar sonra insanlara yol gösterdi. İşte kitapların sihri budur!”

Mert derin bir nefes aldı. İçinde bir kıvılcım yanmaya başlamıştı.
“Ben de büyüyünce gökyüzünü araştırmak istiyorum. Belki yeni şeyler keşfederim.”

Hatice Öğretmen onun omzuna dokundu.
“İşte aradığım şey buydu Mert. Senin hayallerine inanman.”

O sırada kalabalığın arasından biri bağırdı:
“Bu fikre itirazım var!”

Herkes başını çevirdi. Uzun boylu, şapkalı, alaycı bakışlı bir adam öne çıktı. Bu, Fransız maceraperest Michel Ardan’dı.

“Bay Barbicane!” dedi. “Aya sadece bir mermi göndermek sıkıcı olur. Asıl yapılması gereken, içine insan koymak. Yani bizatihi kendimiz aya gitmeliyiz!”

Kalabalık bir anda sustu. Sonra fısıldaşmalar başladı:
“İmkânsız!”
“Deli misin?”
“Bir insan bu yolculuktan sağ çıkamaz!”

Ama Mert’in gözleri parladı.
“Öğretmenim! İşte bu çok daha heyecanlı. İnsanlar aya gitmeyi düşünüyorlar!”

Kitap Kurdu gülümsedi.
“Evet Mert. İşte Jules Verne’in hayali burada büyüyor. Çünkü o, insanı hayalin merkezine koydu. Ve hayalini yaşayan insanlar her şeyi değiştirebilir.”

Barbicane, Ardan’a baktı ve gür sesiyle cevap verdi:
“Pekâlâ Bay Ardan! Eğer cesaretiniz varsa, bu kapsüle siz binebilirsiniz. O halde Aya Yolculuk yalnızca bir hayal değil, gerçek bir maceraya dönüşecek!”

Kalabalık bir kez daha coşkuyla alkışladı. Ve o anda Mert hissetti: Bu sadece bir kitabın içinde değil, kendi hayallerinin de başlangıcıydı.

Mert, Hatice Öğretmen ve Sihirli Profesör Kitap Kurdu kalabalığın içinde heyecandan adeta nefeslerini tutmuştu. Michel Ardan’ın “Aya insan gitmeli!” sözleri halkı ikiye bölmüştü. Kimileri alkışlıyor, kimileri ise başını sallayarak bunun delilik olduğunu söylüyordu.

Ama Barbicane, Ardan’ın gözlerindeki cesareti gördü. Bir süre düşündü, sonra kocaman gür sesiyle haykırdı:
“Peki! O hâlde kapsülümüz sadece metal bir mermi olmayacak. İçinde yolcuları, yiyecekleri ve en önemlisi cesareti barındıracak bir gemi olacak! Aya yolculuğumuz işte böyle başlayacak!”

Halk bir anda coşkuyla bağırmaya başladı. Müzisyenler trampet çaldı, çocuklar koşarak bayrak salladı.

Mert, kulaklarına inanamıyordu.
“Öğretmenim, düşünebiliyor musunuz? Daha uçak bile yokken insanlar uzaya gitmeyi planlıyorlar!”

Hatice Öğretmen gülümsedi.
“İşte kitapların gücü burada Mert. İnsan zihni kâğıtta çok daha özgürce uçar. Henüz yapılmamış olanı hayal eder.”

Kitap Kurdu minik kanatlarını çırparak onların etrafında uçtu.
“Unutmayın çocuklar, hayal etmek, bilimin ilk adımıdır. Bir gün gerçek olabilecek şeyler önce bir hayalin içinde doğar.”

Birkaç gün sonra Mert ve öğretmeni, sanki zamanın hızla akıp geçtiğini hissederek kendilerini dev bir inşaat alanında buldular. Toprağa devasa bir çukur kazılıyordu. İşçiler çelik kirişler taşıyor, vinçler büyük parçaları birleştiriyordu. Bu, tarihte eşi benzeri olmayan bir tophane olacaktı.

Kapsülün planları da duyurulmuştu:

  • Uzunluğu birkaç metre, içi bir odaya benzeyecekti.
  • İçinde oksijen tüpleri, yiyecek depoları ve su bulunacaktı.
  • Yolcular koltuklara oturacak, fırlatılma anında kemerlerle sabitleneceklerdi.

Mert gözlerini kocaman açtı.
“Bu neredeyse günümüzün uzay kapsüllerine benziyor!”

Hatice Öğretmen başını salladı.
“Evet, işte Jules Verne’in hayal gücü burada gerçeklere çok yaklaşmış. O yıllarda böyle ayrıntıları düşünebilmek olağanüstü.”

O sırada Michel Ardan, halkın önünde kürsüye çıktı.
“Sevgili dostlar! Bana deli diyebilirsiniz, ama şunu bilin: Gökyüzüne çıkmak insana delilik değil cesaret kazandırır! Ben, bu kapsüle ilk binenlerden biri olacağım. Ve ayın yüzeyine insan adımı atacak!”

Kalabalık alkışlarla inledi. Mert kalbinin küt küt attığını hissetti. Sanki kendisi de o kapsülün içindeymiş gibi heyecanlanıyordu.

Kitap Kurdu kulağına fısıldadı:
“Mert, hissettiklerin çok değerli. Bir gün sen de kendi yolculuğunu yapabilirsin. Belki uzaya değil, ama bilimin başka bir alanına. Önemli olan, korkmadan hayallerine yolculuk etmektir.”

Geceleri şehirdeki herkes gökyüzüne bakıyor, ayı daha dikkatle inceliyordu. Çocuklar teleskop yapmak için kutu ve büyüteçlerle uğraşıyor, gazeteler her gün “Aya Yolculuk” haberleriyle doluyordu.

Bir akşam Mert gökyüzüne baktı. Ay, parıl parıl ışıldıyordu.
“Bir gün ben de orada olabilecek miyim?” diye düşündü.

Hatice Öğretmen yanına geldi.
“Biliyor musun Mert, Jules Verne’in yazdığı bu hikâyeler, gelecekteki bilim insanlarına ilham oldu. Onların hayalleriyle aya gerçekten gidildi.”

Mert bilgiç bir ifade ile ile tasdik etti:
“Evet… Neil Armstrong, Buzz Aldrin, Michael Collins Apollo 11 uzay aracı ile aya ilk giden insanlar oldu”

Kitap Kurdu kanatlarını çırptı.
“O sırlar sana da birazdan açılacak. Önce bu yolculuğun nasıl başladığını görmelisin.”

Mert’in gözlerinde parlayan umut, gökyüzündeki ay kadar parlaktı.

Günler, haftalar geçti. Dev tophane tamamlanmış, kapsül büyük bir titizlikle hazırlanmıştı. Herkesin gözü bu büyük olaya çevrilmişti. Gazeteler “Aya İlk Adım” başlıkları atıyor, şehir meydanında çocuklar kartondan yapılmış küçük roketlerle oynuyordu.

Mert, Hatice Öğretmen ve Sihirli Profesör Kitap Kurdu kendilerini bir anda fırlatılış alanında buldular. Dev çukurun içine yerleştirilmiş kapsül, yukarıdan bakıldığında kocaman bir mermi gibiydi. Çevrede binlerce insan toplanmıştı.

Barbicane kürsüye çıktı ve gür sesiyle konuşmaya başladı:
“Sevgili dostlar! Bugün insanlık için yeni bir çağ başlıyor. Artık gökyüzü sadece bakmak için değil, ulaşmak için var. Aya gideceğiz!”

Kalabalık büyük bir coşkuyla bağırdı.

Fırlatılışa üç cesur yolcu katılacaktı:

  • Barbicane – akıllı ve kararlı lider,
  • NichoIson – deneyimli mühendis,
  • Michel Ardan – korkusuz maceraperest.

Mert onları gördüğünde hayran kaldı.
“Öğretmenim, onlar gerçekten hayatlarını riske atıyorlar. Ama bunu insanlık için yapıyorlar!

Hatice Öğretmen başını salladı.
“Bilim yolunda atılan her adım cesaret ister Mert. İşte bu yüzden kitaplarda anlatılan kahramanlıklar bize ders verir.”

Kitap Kurdu minik sesiyle ekledi:
“Unutma Mert, bu insanların cesareti olmasa, yıllar sonra Neil Armstrong ay yüzeyine adım atamazdı. İşte hayalden gerçeğe giden yol böyle başlar.”

Mert ekledi;

Ve ne kadar şaşırtıcı ki üç kişiler ve bu kitaptan uzun yıllar sonra aya gine kişi sayısı da üç..!!”

Hatice Öğretmen hayretler içinde cevap verdi;

”Mert, çok haklısın daha önce hiç dikkat etmemiştim gerçekten de kitapta da üç yolcu var gerçek hayatta da üç kişi aya seyahat etti. Ne kadar dikkatlisin. Aferim Mert..”

Kalabalık heyecandan nefesini tutmuştu. Dev bir trampet çalıyor, bayraklar dalgalanıyordu. Yolcular kapsülün içine yerleşti, kapak mühürlendi.

Barbicane’nin sesi içeriden yankılandı:
“Hazırız! İnsanlığın hayali için gidiyoruz!”

Fırlatış için geri sayım başladı:

“On! Dokuz! Sekiz!…”

Mert’in kalbi adeta göğsünden çıkacak gibiydi. Elleriyle öğretmeninin kolunu tuttu.
“Öğretmenim ya başaramazlarsa?”

Hatice Öğretmen gülümsedi.
“Mert, önemli olan denemeleridir. Başarı da başarısızlık da insanlığın ilerlemesine katkıdır.”

“Üç! İki! Bir!”

BOOOOMMMM!

Dev bir gürültüyle kapsül fırladı. Gökleri yararak yükseldi. Kalabalık coşkuyla bağırdı, kimi gözyaşlarını tutamadı.

Mert’in gözleri büyüdü.
“Gerçekten gidiyorlar! Aya doğru gidiyorlar!”

Kapsül göğe yükselirken, içindeki yolcular birbirlerine kenetlendi. Ağırlıksızlık hissiyle eşyalar havada süzülmeye başladı. Michel Ardan kahkahalar atarak:
“Bakın! Yüzüyorum!” dedi.

Mert hayranlıkla izledi.
“Öğretmenim, bu tam da uzayda yaşanan şey, değil mi? İnsanlar ağırlıksız kalıyor.”

Hatice Öğretmen şaşkınlıkla başını salladı.
“Evet Mert. Jules Verne bunu hayal etmişti. Oysa bilim bunu çok sonraları kanıtladı. Görüyor musun, hayaller bazen bilimin önünden koşar.”

Prof. Kitap Kurdu kanat çırptı.
“İşte bunun için kitapların gücü sınırsızdır!”

Kapsül gitgide küçülerek gökyüzünde kayboldu. İnsanlar ellerini sallıyor, şarkılar söylüyordu. Mert gökyüzüne uzun süre baktı. Ay, şimdi her zamankinden daha yakın görünüyordu.

“Ben de bir gün böyle bir yolculuk yapabilir miyim?” diye sordu Mert içinden.

Prof. Kitap Kurdu ona cevap verdi:
“Mert, hayal etmek yolculuğun ilk adımıdır. Senin hayalin belki bir gün gökyüzünü değil, başka bir bilinmeyeni keşfedecek. Ama unutma, her büyük adım bir kitap sayfasında başlar.”

Mert, o an kitaplara farklı bir gözle bakmaya başladı. Onlar sadece harfler ve cümleler değildi; başka dünyalara açılan kapılardı.

Kapsül gökyüzünde süzülürken, Mert ve Hatice Öğretmen adeta oradaymış gibi hissediyorlardı. Sihirli Profesör Kitap Kurdu’nun kanat çırpışları onları kapsülün içine taşıdı. Bir anda kendilerini Barbicane, NichoIson ve Michel Ardan ile aynı odada buldular.

Mert hayranlıkla etrafa baktı. Küçük pencerelerden Dünya gittikçe küçülüyordu. O mavi gezegen, kocaman bir misket gibi parlıyordu.

“İnanamıyorum…” dedi Mert. “Bizim dünyamız, şu küçücük mavi bilye mi?”

Hatice Öğretmen gözleri dolarak baktı.
“Evet Mert, işte kitapların bize hatırlattığı bir şey de budur. Ne kadar büyük hayaller kursak da aslında evimiz küçücük, ama çok değerlidir.”

Yolculuk birkaç gün sürecekti. Yolcular ilk anda heyecanlıydı ama kısa sürede ciddi bir sorun fark edildi: Oksijen tüplerindeki basınç hızla düşüyordu.

Barbicane hesap makinesine benzeyen küçük bir cihazla ölçüm yaptı.
“Eğer bu hızla oksijen kaybedersek, ay yüzeyine varmadan tükenmiş oluruz.”

Mert’in yüreği ağzına geldi.
“Öğretmenim, ya nefessiz kalırlarsa?”

Kitap Kurdu sakin bir sesle cevap verdi:
“Jules Verne’in kitaplarında daima sorunlar çıkar, ama kahramanlar zekâlarıyla çözüm bulur. Bak, şimdi izle.”

Barbicane, Ardan ve NichoIson düşünmeye başladı. Ardan esprili bir şekilde:
“Oksijen bitiyorsa, belki biraz şarkı söyleyip nefesimizi tutarız!” dedi.

Herkes gülse de çözüm ciddi olmalıydı. NichoIson bir fikir buldu:
“Kapsülün duvarlarında bazı kimyasallar var. Bunları doğru şekilde kullanırsak karbondioksiti emip oksijen açığını yavaşlatabiliriz.”

Mert gözlerini açtı.
“Bu neredeyse günümüzde kullanılan oksijen geri dönüşüm sistemine benziyor!”

Hatice Öğretmen gülümsedi.
“Evet Mert, işte Jules Verne’in hayalleri, geleceğin bilimini önceden görmüş gibi.”

Ve gerçekten de mühendislik zekâsıyla sorunu çözdüler. Oksijen yeniden dengelendi.

Bir süre sonra kapsülün rotasında küçük bir sapma fark edildi. Ay’a değil de boşluğa doğru sürüklenme tehlikesi vardı.

Barbicane endişeyle hesap yapıyordu.
“Topun fırlatışı çok güçlüydü, ama açıda küçük bir hata var. Eğer düzeltmezsek Ay’ın yanından geçip gideceğiz.”

Mert heyecandan yerinde duramadı.
“Öğretmenim, şimdi ne olacak?”

Hatice Öğretmen sakin kalmaya çalıştı.
“Bilimde en önemli şey sabırlı olup çözüm aramaktır Mert.”

Michel Ardan ise gülerek:
“Benim fikrim, kapsülü yana yatırıp rüzgâra binmek!” dedi.

NichoIson kaşlarını kaldırdı.
“Uzayda rüzgâr yok Ardan.”

Ama sonra mühendis akıllıca bir çözüm buldu. Yanlarında bulunan küçük roket fişeklerini kullanarak kapsülün yönünü biraz değiştirmeyi önerdi. Hesaplar yapıldı, fişekler ateşlendi ve kapsül yeniden Ay’ın rotasına oturdu.

Mert heyecanla bağırdı:
“Başardılar! Bu tam bir matematik ve mühendislik zaferi!”

Kitap Kurdu kanat çırptı.
“Evet Mert, işte senin sevdiğin matematik burada hayat kurtarıyor.”

Yolculuk devam ederken kapsülün içinde sessizlik hâkim oldu. Pencereden bakınca yıldızlar hiç sönmeyen elmaslar gibi parlıyordu. Dünya ise artık küçücük bir mavi nokta olmuştu.

Mert o manzarayı seyrederken içinden geçirdi:
“Böylesine güzel bir evimiz var, onu korumamız lazım.”

Hatice Öğretmen başını salladı.
“İşte kitaplar bazen bize sadece bilim değil, değerler de öğretir Mert. Dünyamıza sahip çıkmayı, barışı, cesareti…”

Kapsül, günler süren sessiz yolculuğun ardından kapsül Ay’a yaklaşmaya başladı. Yolcuların kalbi heyecandan çarpıyordu.

Mert’in gözleri parlıyordu.
“Öğretmenim, birazdan ay yüzeyine inecekler. Bu inanılmaz!”

Kitap Kurdu gülümsedi.
“Hazır olun çocuklar, çünkü asıl macera şimdi başlıyor.”

Pencereden bakan Barbicane, gözlerini kısmış, dikkatle yüzeyi inceliyordu. Ay artık gece göğündeki parlak bir daire değil, devasa bir gri dağlar ve çukurlarla kaplı dünya gibiydi.

Mert heyecandan yerinde duramıyordu.
“Öğretmenim! Bakın, kraterleri görüyorum! Tıpkı fotoğraflardaki gibi!”

Hatice Öğretmen gülümsedi.
“Evet Mert. Jules Verne bu detayları 1800’lü yıllarda hayal etti. Oysa o zaman Ay’ın yüzeyine kimse bu kadar yaklaşmamıştı.”

Prof. Kitap Kurdu’nun gözleri ışıldıyordu.
“İşte hayal gücünün gücü. İnsan, görmeden de düşünebilir, düşleyebilir.”

Kapsülün yavaşlaması gerekiyordu ama o zamanın teknolojisiyle bu mümkün değildi. Yolcular kemerlerini sıktı, dua eder gibi birbirlerinin ellerini tuttu.

“Hazır olun!” diye bağırdı Barbicane.

BOOOMM!

Kapsül Ay’ın yüzeyine şiddetle çarptı. İçerideki her şey sarsıldı. Mert, Hatice Öğretmen ve Kitap Kurdu bile dengelerini kaybettiler. Bir süre kulaklarında uğultu kaldı.

Sonra sessizlik.

Ardan kahkaha attı:
“Yaşasın! Yaşıyoruz! Ve… Ay’daki ilk yolcular biziz!”

Mert, kalbinin küt küt attığını hissetti.
“Öğretmenim, onlar gerçekten başardılar mı?”

Hatice Öğretmen gülümsedi.
“Evet Mert. Bu, insanlık hayalinin en büyük adımlarından biri.”

Kapsülün kapağı açıldığında göz kamaştırıcı bir manzara onları karşıladı. Gökyüzü simsiyah, yıldızlar pırıl pırıldı. Ufukta Dünya mavi bir inci gibi asılı duruyordu.

Mert’in nefesi kesildi.
“Bizim evimiz… oradan sadece küçük bir küre gibi görünüyor.”

Barbicane dikkatle yere bastı. Ay’ın tozu ayağının altında kabardı. Ardan ise büyük bir coşkuyla kollarını açtı:
“Hoş geldin insanlık, hoş geldin Ay!”

Onların adımları Ay yüzeyinde yankılanmasa da Mert’in kalbinde yankılandı. Çünkü o an tarihin dönüm noktasıydı.

Yolcular yanlarında getirdikleri ölçüm aletlerini çıkardılar. Ay toprağını incelediler, sıcaklık ölçümleri yaptılar. Güneşin vurduğu yer kavurucu sıcaktı, gölgede kalan yer ise dondurucu bir soğuk.

NichoIson şaşkınlıkla not aldı:
“Burada gece ve gündüz arasındaki fark yüzlerce derece. İnsan burada yaşamak istese, çok büyük zorluklar çeker.”

Mert çok heyecanlanmıştı. Sanki sınıfta dersteymiş gibi parmağını kaldırdı.
“Öğretmenim, bakın! Onlar bilim yapıyor. Yani sadece hayal değil, gözlem de var.”

Hatice Öğretmen Mert’in bu heyacan ve coşkusuna gülümsedi.
“İşte bilimin özü budur Mert. Önce hayal edersin, sonra gözlemler ve ölçersin.”

Prof. Kitap Kurdu da ekledi:
“Jules Verne, Ay’ın yüzeyinde atmosfer olmadığını, gündüzlerin çok sıcak, gecelerin çok soğuk olduğunu tahmin etmişti. Oysa bu bilgiler çok daha sonra doğrulandı.”

Ay yüzeyinde dolaşan kahramanlara bakarken Mert’in içinde bir şey kıpırdadı.
“Ben de bir gün keşif yapmalıyım. Belki yeni yıldızlar, belki yeni denklemler… Ama mutlaka bilime katkı sunmalıyım.”

Hatice Öğretmen onun gözlerindeki ışığı gördü.
“Mert, işte okumanın gücü burada. Sadece bir kitap sana ne güzel hayaller sundu. Düşünsene okuyacak ne kadar çok kitap var her biri farklı bilgiler dünyalar hayaller sunuyor. O hayallerden biri hayatını değiştirebilir.”

Mert, Hatice öğretmen ve Sihirli Profesör Kitap Kurdu, Ay’ın yüzeyine ilk adımlarını attıklarında şaşkınlıklarını gizleyememişlerdi. Yerçekimi çok daha hafifti; Mert’in attığı küçücük adımlar bile onu sanki bir yay gibi yukarı sıçratıyordu. Bu durum Mert’i çok eğlendiriyordu.
“Bakın! Sanki trampolindeyim!” diye neşeyle bağırdı.

Hatice öğretmen daha temkinliydi.
“Dikkat et Mert, bu eğlenceli görünebilir ama kontrolsüz bir zıplama tehlikeli olabilir.”

Profesör ise gülümseyerek gözlüklerini düzeltti.
“İşte bilim böyle bir şeydir çocuklar. Aynı evrende farklı koşullar, farklı davranışlar yaratır. Yerçekimi Dünya’da daha güçlü, Ay’da ise altıda biri kadar.”

Ama bu eğlenceli başlangıç çok uzun sürmedi. Kısa süre içinde Ay’ın ıssız ve sessiz yüzeyi onları derin bir yalnızlık hissiyle çevreledi. Gökyüzü simsiyah, yıldızlar ise kristaller gibi parıldıyordu.

Mert birden, kraterin kenarında parlayan tuhaf bir ışık fark etti.
“Orada bir şey var!” diye bağırdı.

Üçlü dikkatle ışığa yaklaştılar. Işık, kraterin dibinde duran metalik bir cisimden geliyordu. Profesör heyecanla fısıldadı:
“Bu… bu Jules Verne’in kitabında bahsettiği top mermisi olabilir mi? İnsanlık hayal gücüyle başlamıştı, ama belki de bazı izler burada bırakıldı.”

Mert gözlerini kocaman açtı.
“Yani gerçekten Jules Verne’in hayali burada yaşam bulmuş olabilir mi?”

Hatice öğretmen ise biraz şüpheciydi:
“Belki de sadece bir kaya kristalidir, ışığı yansıtıyordur.”

Profesör dikkatle inceledi. Fakat tam o sırada Ay’ın yeraltından derin, boğuk bir uğultu geldi. Zemin hafifçe titredi. Mert korkuyla etrafına bakındı.
“Deprem mi oluyor?”

Profesör, sakince açıklamaya çalıştı:
“Hayır, bu büyük ihtimalle Ay’ın iç yapısından gelen doğal titreşimler. Biliyorsunuz, Ay’ın da kendi ‘Ay-depremi’ vardır.”

Ama yine de uğultu biraz ürkütücüydü. Onlar araştırmalarına devam ederken, başka bir sorunla karşılaştılar: oksijen tüplerindeki hava düşündüklerinden daha hızlı tükeniyordu.

Hatice öğretmen ciddi bir ses tonuyla konuştu:
“Eğer dikkatli olmazsak, burada fazla kalamayız.”

Mert içini çekti.
“Bu kadar yol geldik, şimdi geri mi döneceğiz?”

Profesör düşünceli bir şekilde baktı.
“Her bilimsel yolculukta zorluklar olur Mert. Ama bazen en büyük sırlar da bu zorlukların içinde gizlidir.”

Üçlü karar verdi: hem oksijenlerini idareli kullanacak hem de Ay’ın sırlarını çözmek için dikkatli davranacaklardı. Mert, kraterin dibindeki ışıldayan metalik parçadan gözünü alamıyordu. İçinde, bunun bir sır kapısını açacağına dair güçlü bir his vardı.

Belki de Ay, sanıldığından daha büyük bir hikâyeyi saklıyordu…

Kraterin dibindeki ışıldayan metalik parça, Mert’in kalbini hızla çarptırıyordu. Adeta ona sesleniyor gibiydi. Yaklaştıklarında, bunun sıradan bir kaya olmadığını hemen anladılar.

Yüzeyi dümdüzdü, pürüzsüz ve sanki bir insan eliyle yapılmış gibi geometrikti. Profesör ellerini sırtına koyarak eğildi:
“Bu… kesinlikle doğal bir oluşum değil. Burada bir teknoloji izi var.”

Hatice öğretmen şaşkınlıkla fısıldadı:
“Yani Ay’da bizden önce birileri mi vardı?”

Mert heyecanla atıldı:
“Belki uzaylılar! Belki de Jules Verne’in hayali başka bir boyutta gerçek olmuştu!”

Profesör gözlüklerini düzeltti.
“Henüz kesin bir şey söyleyemeyiz. Ama bilimde en önemli şey meraktır. Bu kapı benzeri yapıyı açmamız gerekiyor.”

Mert elleriyle yüzeye dokunduğunda, metal hafifçe titredi ve üzerinde parlayan semboller belirmeye başladı. Küçük daireler, çizgiler ve yıldızlara benzeyen işaretler…

Hatice öğretmen endişeliydi.
“Mert, dikkat et. Bu bilinmeyen bir mekanizma olabilir.”

Ama çok geçti. Mert’in dokunduğu noktada kocaman bir daire yavaşça açıldı ve kraterin içinde gizlenmiş bir kapı belirdi. İçeriden soğuk bir ışık yayılıyordu.

Profesör heyecanla gözlerini parlatıyordu.
“Çocuklar, bu bir keşif! Tarihin en büyük sırrına tanıklık ediyor olabiliriz.”

Mert kapıya bakarak derin bir nefes aldı.
“Sanki beni çağırıyor…” dedi.

İçeri girdiklerinde uzun bir tünel gördüler. Duvarları sanki cam ve metal karışımı bir maddeden yapılmıştı. Tünelin içinde yerçekimi daha da hafifti; Mert sanki havada yüzüyormuş gibi ilerliyordu.

Ama bir sorun vardı: oksijen göstergeleri hızla azalıyordu. Profesör ciddileşti.
“Bu yapının içinde hava yok. Eğer hızlı davranmazsak tehlikeye gireceğiz.”

Tünelin sonunda büyük bir salon açıldı. Salonun ortasında kristalden yapılmış devasa bir küre vardı. Kürenin içinde dönen mavi ışıklar vardı; sanki bir gezegenin minyatür modeli gibiydi.

Mert hayranlıkla fısıldadı:
“Bu… bu Dünya’ya benziyor!”

Gerçekten de küre, mavi denizler ve yeşil kara parçalarıyla Dünya’ya çok benziyordu. Ama dikkatle bakınca bazı farklılıklar vardı: bazı kıtalar farklı şekillerdeydi, bazı bölgeler yoktu.

Hatice öğretmen anlamaya çalıştı:
“Bu… başka bir zamanın Dünya’sı olabilir mi? Ya geçmişin… ya da geleceğin?”

Profesörün gözleri parladı.
“Evet! Belki bu Ay’daki yapı, zamanın farklı kesitlerini kaydediyor. Bir çeşit kozmik kütüphane!”

Tam o sırada küreden bir ışık yükseldi ve tavanı aydınlattı. Işığın içinde, gökyüzüne bakan bir insan silueti belirdi.

Mert kalbini tutarak heyecanla mırıldandı:
“Bu… Jules Verne’e benziyor!”

Silüet yavaşça konuştu:
“Hayal eden insan, evrenin kapılarını açar. Bilim, düşlerle başlar. Bu yolculuk sizin merakınızla devam edecek.”

Üçlü donakaldı. Ay’daki gizemli kapı onlara yalnızca bir sır değil, aynı zamanda bir mesaj vermişti: hayal gücü ve merak, evrenin en güçlü anahtarıydı.

Ama bu sır henüz başlangıçtı. Çünkü yapının derinlerinde başka odalar da vardı…

Ay’ın derinliklerinde keşfettikleri gizemli kapıdan içeri giren Mert, Hatice öğretmen ve Sihirli Profesör Kitap Kurdu, kendilerini yepyeni bir salonda bulmuşlardı. Bu salon, ilk gördüklerinden bile daha büyüleyiciydi.

Duvarlar saydam kristallerle kaplıydı ve içlerinde yıldız tozları gibi parlayan noktalar dönüyordu. Adeta gökyüzünün bir parçası alınmış, bu odanın içine saklanmış gibiydi.

Mert gözlerini ovuşturdu.
“Bunlar… kitap mı, yıldız mı, yoksa başka bir şey mi?”

Profesör heyecanla yaklaştı.
“Bunlar bilgi küreleri! Her bir kristalin içinde bir evrenin hikâyesi olabilir.”

Hatice öğretmen dikkatle baktı. Bazı kristallerin içinde, Dünya’ya ait görüntüler vardı: eski uygarlıklar, deniz yolculukları, gökdelenler, hatta geleceğe ait uçan şehirler!

Mert dayanamayarak ellerinden birini uzattı. Dokunduğu anda kristalin içindeki görüntü canlandı. Aniden sınıf arkadaşlarının yüzlerini, kendi okulunu ve öğretmenini gördü. Ama görüntü değişti; sanki geleceği de gösteriyordu. Mert, kendisini bilim insanı olmuş, uzayda keşifler yaparken gördü.

Şaşkınlıkla geri çekildi.
“Benim geleceğimi gösterdi!”

Hatice öğretmen de bir kristale dokundu. Onun içinde öğrencilerinin gülen yüzlerini, kütüphanelerle dolu bir şehir ve teknolojiyle iç içe, ama doğayla uyumlu bir dünya gördü.
Gözleri doldu.
“Bu… eğitimle şekillenecek bir gelecek olmalı.”

Profesör derin bir nefes aldı.
“Bu kütüphane sadece bilgi değil, olasılıkları da saklıyor. İnsanlığın geçmişi, bugünü ve geleceği… hepsi burada.”

Ama kütüphane sadece güzelliklerle dolu değildi. Bir köşedeki kristal kırmızı bir ışık saçıyordu. İçinde savaşlar, yıkımlar ve çevre felaketleri görülüyordu. Mert ürperdi.
“Bu… kötü bir gelecek mi?”

Profesör başını salladı.
“Evet, çocuklar. Evren bize hem ihtimalleri hem de uyarıları gösterir. Bizim seçimlerimiz, hangi yolda ilerleyeceğimizi belirler.”

Tam o sırada odanın ortasındaki kristal küre parladı. İçinden, Jules Verne’in sesi tekrar yankılandı:
“Hayalleriniz insanlığı yüceltir, ama sorumluluklarınız geleceği şekillendirir. Unutmayın: Bilim bir anahtar, ama onu nasıl kullanacağınız sizin elinizdedir.”

Mert’in kalbi gururla kabardı.
“Ben bilim insanı olacağım! Ama aynı zamanda dünyayı koruyacağım.”

Hatice öğretmen gülümsedi.
“Ve ben öğrencilerime sadece dersleri değil, hayal kurmayı da öğreteceğim.”

Profesör gözlerini kapadı, hafifçe başını salladı.
“İşte gerçek öğrenme budur. Kütüphane bize sırlarını açtı.”

Ama o anda, salonun derinliklerinden gelen uğultu yeniden başladı. Kristallerin ışıkları titreşmeye başladı. Bir şeyler değişiyordu…

Kristal Kütüphane’nin duvarları birden titreşmeye başladı. Işıklar giderek soldu, sanki kütüphane onlara bir şey anlatmaya çalışıyordu.

Mert kaygıyla etrafına bakındı:
“Ne oluyor? Kütüphane… yok mu oluyor?”

Profesör, titreşimleri dikkatle dinledi.
“Hayır, Mert. Bu bir uyarı. Kütüphane bize sadece bilgi sunmuyor, aynı zamanda sınav da yapıyor. Buradan çıkmak için bir bilmeceyi çözmemiz gerekiyor.”

Hatice öğretmen kristallerin ortasında beliren kırmızı ışığa işaret etti. Işığın içinde dev bir yazı beliriyordu. Yazı, sanki farklı dillerin birleşiminden oluşmuştu ama anında Türkçeye dönüştü:

Gelecek, sizin seçimlerinizde gizlidir.
Bir yol Dünya’yı aydınlatır,
Bir yol karanlığa götürür.
Anahtarı bulmak için, bilimin kalbini gösterin.

Mert alnını kaşıdı.
“Bilimin kalbi… Bu ne demek olabilir?”

Hatice öğretmen düşündü:
“Bilim kalple değil, akılla yapılır. Ama burada ‘kalp’ demek, öz, yani merkez demek olabilir.”

Profesör gözlüklerini düzeltti, gözleri parladı.
“Evet! Kütüphanenin merkezindeki küre! Orada hem geçmişi hem geleceği gördük. Bilimin özü, merak ve hayal gücüydü.”

Mert hızla küreye koştu. Küre hâlâ mavi ışıklarla parlıyordu. Ellerini üzerine koyduğunda küre birden parladı ve odanın içinde iki yol belirdi: biri altın sarısı ışıklarla dolu, diğeri ise sisli ve karanlık.

Kütüphanenin sesi tekrar yankılandı:
Altın yolu seçerseniz bilimi insanlık için kullanacaksınız.
Karanlık yolu seçerseniz bilimi yıkım için kullanacaksınız.
Seçiminiz sadece sizi değil, tüm dünyayı etkileyecek.

Mert’in kalbi küt küt atıyordu. Bir çocuk olarak böyle büyük bir seçim yapması gerektiğine inanamadı.
“Ben… ben yanlış bir seçim yaparsam ne olacak?”

Hatice öğretmen onun omzuna dokundu.
“Yanlış diye bir şey yok, Mert. Önemli olan niyetin. Sen kalbinle doğru yolu zaten biliyorsun.”

Mert gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı. Sonra cesurca altın ışıklı yola doğru adım attı. O an küre daha da parladı, kristaller şarkı söyler gibi titreşti.

Profesör gülümsedi.
“İşte bilimin kalbi, insanlığın iyiliğini seçmekte yatar.”

Birden kütüphanenin duvarları açıldı, ışıkla dolu bir geçit belirdi. Onlar geçitten içeri girerken Jules Verne’in sesi son kez yankılandı:
Hayallerinizle başladığınız bu yolculuk, seçimlerinizle devam edecek. Bilim ve merak sizi hep ileri taşısın.

Ve göz açıp kapayıncaya kadar, Mert kendini tekrar evinin odasında buldu. Yanında Hatice öğretmen, masasında ise Sihirli Profesör Kitap Kurdu vardı.

Lakin bir fark vardı: Mert’in elinde küçük, parlayan bir kristal kalmıştı. Ay’daki kütüphaneden bir hatıra…

Kalbinin derinliklerinde hâlâ Ay’ın sessizliği, Kristal Kütüphane’nin ışıkları ve Jules Verne’in sözleri çınlıyordu.

Elini sımsıkı kapattı. Avucunu açtığında, küçük kristal parçası hâlâ oradaydı. Hafifçe parlıyor, sanki ona fısıldıyordu:
“Hayal et… öğren… keşfet…”

Hatice öğretmen, öğrencisinin gözlerindeki değişimi hemen fark etti.
“Mert, iyi misin? Biraz dalgın görünüyorsun.”

Mert gülümseyerek başını salladı.
“İyiyim öğretmenim. Ama… sanırım artık daha fazlasını öğrenmek istiyorum. Matematiği, gökyüzünü, hatta Jules Verne’in tüm kitaplarını!”

Profesör Kitap Kurdu kıkırdadı.
“İşte budur! Gerçek bir okur doğuyor. Her kitap, başka bir evrene açılan kapıdır.”

O andan sonra Mert’in hayatı değişmeye başladı. Kütüphaneye her gidişinde yeni bir kitap seçiyor, ama sadece okumakla kalmıyor; kitaplardan ilham alarak kendi defterine notlar düşüyordu.
“Bir gün ben de kendi hikâyelerimi yazacağım. Hem de uzayı, bilimi, hayali anlatan hikâyeler…” diyordu.

Arkadaşları da bu değişimi fark etti.
“Artık daha çok soru soruyorsun, Mert.”
“Evet, sürekli yeni şeyler öğrenmek istiyorsun.”

Mert sadece güldü. Çünkü artık biliyordu: merak etmek ayıplanacak bir şey değil, tam tersine büyümenin en güzel yoluydu.

Bir gece odasının penceresinden Ay’a baktı. Kristali eline aldı.
“Biliyorum, orada sırlar saklı. Belki bir gün gerçekten gideceğim. Belki de bu kez yalnız değil, bütün insanlıkla birlikte…”

Kristal, hafifçe parladı. Belki de kütüphane hâlâ onu izliyordu.

Hatice öğretmen ise öğrencisinin bu heyecanını gördükçe gurur duyuyordu.
“Okumayı seven bir çocuk, dünyayı değiştirebilir,” diye düşündü.

Profesör Kitap Kurdu ise kanatlarını çırptı, göz kırptı.
“Benim işim burada bitti. Ama yeni bir macera çağırırsa, bil ki yine yanındayım, Mert.”

Mert gülümsedi.
“Tamam Profesör. Çünkü artık biliyorum: kitaplar sadece sayfalardan ibaret değil, sonsuz bir evrenin anahtarı.”

Ve o geceden sonra Mert, her kitabı eline aldığında Ay’da öğrendiği dersleri hatırladı: Hayal etmek cesaret ister, bilmek emek ister, ama her ikisi birleşirse insanlık yıldızlara ulaşabilir.

Ve böylece insanlık ilk defa Ay’da yürüdü.

Belki sadece bir romanın sayfalarında, lakin Mert için bu deneyim gerçekti. Kalbinin derinliklerinde yeşeren büyük sevgi ile bir karar vermişti: Çok ama çok okuyacaktı.

Dr. Mustafa KEBAT

Sayın okuyucu,

Yukarıda yer alan hikaye firmalarımız Tetkik OSGB – Tetkik Danışmanlık tarafından sosyal sorumluluğumuz olan çocuklarımızı bilgilendirmek, okumaya, çalışmaya, doğal hayata heveslendirmek ülkemize ve geleceğimize yararlı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak maksadı ile yayınlanmıştır.

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz. Varsa hatalarımızı bildirmeniz daha faydalı olmamıza desteğiniz bizim için çok değerli.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

EKED – LOTO (Etiketleme – Kilitleme) Eğitimi

🔒 🔒 🔒
EKED – LOTO (Etiketleme – Kilitleme) Eğitimi Başlıyor!

💡 İş kazalarının büyük bir bölümü kontrolsüz enerji kaynaklarından kaynaklanıyor.
Çözüm mü? Doğru uygulanan EKED – LOTO sistemi!

👉 Bu eğitimde:

  • Elektrik, mekanik, hidrolik, pnömatik ve diğer tüm enerji türlerinde güvenli izolasyon yöntemlerini,
  • Kilitleme ve etiketleme adımlarını uygulamalı olarak,
  • Gerçek iş sahası senaryoları ve mevzuat gereklilikleriyle birlikte öğreneceksiniz.

🎯 Katılımcılar;

  • İş kazalarının nasıl önleneceğini,
  • Hangi durumlarda kilitleme-etiketleme yapılacağını,
  • Uygulamada sık yapılan hataları ve doğru yöntemleri
    detaylı şekilde öğrenecekler.

📌 Kimler Katılmalı?

  • Bakım-onarım personeli
  • İSG profesyonelleri
  • Üretim ve enerji sektöründe görev yapan tüm çalışanlar

Eğitim Sonunda

Sınavda başarılı olan katılımcılara; Üniversite onaylı, e-devlet kayıtlı barkodlu belge verilmektedir.

Sınava girmeyen veya başarılı olamayan adaylara; eğitim katılım belgesi verilmektedir.

🚀 Siz de ekibinizi iş kazalarına karşı güçlendirin, güvenliği en üst seviyeye taşıyın.

Hemen Başvurun

📞 Bilgi ve kayıt için:

📍 Tetkik Eğitim Merkezi : Yeşillik Cad. No:230 Kat:4/424, Selgeçen Modeko İş Merkezi – Karabağlar/İZMİR
📞 Eğitim Koordinatörü Telefonu: +90 530 568 42 75

📞 Tetkik Merkez Telefonu: +90 232 265 20 65
🌐 Web sitemiz: https://tetkik.com.tr/
📧 Bilgi: [email protected]

🔔 Unutmayın: Bir enerji kaynağını güvenli hale getirmeden yapılan her müdahale, ciddi kaza riski demektir.
EKED – LOTO, iş güvenliğinde hayati bir kalkandır!

EKED – LOTO (Etiketleme – Kilitleme) Konulu yazımızı aşağıda okuyabilirsiniz.

#eked #loto #kilitleme #etiketleme #eğitim #tetkikosgb #tetkikdanışmanlık #mustafakebat

#eked #loto #kilitleme #etiketleme #eğitim #tetkikosgb #tetkikdanışmanlık #mustafakebat

#eked #loto #kilitleme #etiketleme #eğitim #tetkikosgb #tetkikdanışmanlık #mustafakebat

#eked #loto #kilitleme #etiketleme #eğitim #tetkikosgb #tetkikdanışmanlık #mustafakebat

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Krom Eksilirse Kaslar Erir

Eğer kanda krom değeriniz düşerse;

  1. İnsülin direncinizin kırılması – düzene girmesi mümkün olmaz.
  2. Kanda glikoz seviyeniz ve HbA1c değerinizi normale düşüremezsiniz.
  3. Kaslarınızda erime – sarkma – güçsüzlük meydana gelir. Önleyemezsiniz.

Peki niye krom bu kadar önemli?

Baştan başlayalım…

Krom (Cr), vücutta önemli bir mineraldir. Krom ‘un metabolizma, insülin duyarlılığı ve enerji üretimi üzerindeki etkileri, dolaylı olarak vücut kompozisyonunu, kas kütlesini ve genel sağlığı etkiler.

Krom, özellikle insülinin etkinliğini artıran bir mineraldir.

İnsülin, hücrelere glikoz (şeker) alımını teşvik eden bir hormondur.

Pankreasınızdan salgılanan hormonlar içerisinde en çok bilineni insülin. Pankreasta bulunan beta hücrelerinde üretilip salgılanır.

Eğer beta hücreleri hasar alırsa insülin üretilemez bu duruma da Tip 1 Diyabet denir.

Bunun, özellikle glikoz metabolizmasını ve yağ dengesini iyileştirme üzerinde etkisi vardır.

İnsülin duyarlılığı arttığında, vücut daha verimli bir şekilde enerji kullanır ve yağ depolama yerine enerji üretmeye yönelir.

Biraz daha ayrıntıya girelim…

Pankreastaki beta hücresinin etrafını çevreleyen hücre zarında her hücrede olduğu gibi kapılar – kanallar var. Bunların özelliği ATP bağımlı potasyum kapı/kanalı olması.

Bu kapılar hep açıktır. Ve beta hücrelerinin içindeki potasyum dışarı çıkar. Bu süreç ATP bağımlıdır.

🩸 Akşam yemeğini yedik.
Gıdalar sindirildi, glikoz kana geçti ve vücudumuzun yakıtı olan bu şeker dolaşmaya başladı. Şimdi sıra, bu glikozun hücrelere girip enerjiye dönüşmesinde.

Burada devreye pankreas giriyor. Pankreasımız “şeker geldi” sinyalini alınca insülin hormonu salgılıyor. İnsülin, hücrelerin kapısını açan anahtar gibi çalışıyor.

Hücre Kapıları Nasıl Açılıyor?

🩸 İnsülin, kas hücrelerinin yüzeyinde bulunan reseptörlere dokunuyor.
Bu dokunuş hücre içinde bir sinyal yolu (PI-3Kinaz yolu) başlatıyor. Bu yol açılınca kas hücresinin yüzeyinde özel bir kapı beliriyor: GLUT-4 kapısı.

🔑 İşte bu kapı açıldığında, kanda dolaşan glikoz hücrenin içine giriyor ve kaslarda enerjiye dönüşüyor.
👉 Sistem böyle çalıştığında vücut enerjik, kaslar güçlü, beyin berrak olur.

Krom Olmazsa Ne Olur?

🩸 Ama kritik bir ayrıntı var: Hücredeki o insülin reseptörleri krom olmadan çalışmaz.
Krom, adeta anahtarı kilide oturtan gizli bir metal pim gibidir.

⛔️ Eğer kanda yeterince krom yoksa, insülin kapıyı çalamaz, glikoz hücreye giremez. Sonuç? Glikoz kanda kalır.

Bilimsel çalışmalar göstermiştir ki, vücuda 30 gramlık bir glikoz yüklemesi yapıldığında, kandaki krom seviyeleri hızla düşer. Yani krom aslında glikozu hücreye sokmak için harcanan ve kullanılan bir yardımcıdır.

Kanda Glikoz Kalırsa Neler Yaşanır?

1️⃣ Glikoz kanda kalır → Şeker yüksek çıkar.
2️⃣ Bu glikoz kırmızı kan hücresine yapışır → HbA1c değeri yükselir.
3️⃣ Hemoglobinin asli görevi oksijen taşımaktır. Ama glikoz yapışınca oksijen taşıma azalır.

👉 Bunun sonucu:

  • Beyin sisi
  • Kronik yorgunluk, halsizlik
  • Uyku sorunları, depresyon
  • Sinir hasarı (nöropati)
  • Doku ve cilt yaşlanması

4️⃣ Hücreye giremeyen glikoz yüzünden kaslar enerjisiz kalır.

  • Kas ağrısı, güçsüzlük ortaya çıkar.
  • Uzun vadede kas erimesi (atrofi) gelişir.

İnsülin Direncinin Hikâyesi

Şimdi biraz farklı bir tabloya bakalım:

💧 Diyelim ki kişi sürekli yiyor. Sabah, ara öğün, tatlı, akşam derken pankreas durmadan insülin salgılıyor.
💧 Hücreler sürekli gelen bu insüline cevap vermek zorunda kalıyor.
💧 Başta glikozu içeri alıyorlar ama bir süre sonra yoruluyorlar. “Artık yeter!” diyerek kapıyı kapatıyorlar.

İşte bu duruma insülin direnci deniyor.

Kapı açılmadığı için:

  • Glikoz kanda kalıyor, şeker yükseliyor.
  • Pankreas daha da fazla insülin salgılıyor.
  • Kanda hem insülin hem de glikoz artıyor.

Bu kısır döngü, zamanla Tip-2 Diyabet hastalığına giden yolun ta kendisi oluyor.

Basit Bir Mineral, Büyük Bir Etki

🔴 Eğer vücutta krom eksikliği varsa, bu süreç daha da hızlanıyor.

  • İnsülin çalışmıyor.
  • Glikoz kaslara girmiyor.
  • Enerji üretilmiyor.

Böylece:
⭐️ Kas erimesi
⭐️ Tip-2 diyabet
⭐️ Kilo sorunları
⭐️ Kronik yorgunluk
⭐️ Sinir sistemi hasarları ortaya çıkabiliyor.

Krom desteği, özellikle insülin direncine yatkın kişilerde (fazla kilo, yoğun karbonhidrat tüketimi, vardiyalı çalışanlar, hareketsiz yaşam sürenler) kritik bir destek oluyor.

Günlük Hayata Yansıması
  • Gece tok yatmak vücudu yorar. Çünkü gece boyu pankreas insülin salgılar, hücreler yorulur.
  • Az ve dengeli yemek hücre kapılarının sağlıklı çalışmasını sağlar.
  • Mideyi biraz aç bırakmak, aslında vücuda en iyi hediyedir.
  • Krom ve çinko gibi mineraller, bu sistemin çalışması için görünmez işçilerdir.

📌 Özetle:
Yemeği yediğimiz andan itibaren vücutta inanılmaz bir kimyasal orkestrasyon başlar. Glikoz, insülin, krom, çinko ve kas hücreleri bir senfoni gibi çalışır.
Ama krom eksik olursa, orkestranın şefi sahneden çekilmiş gibi olur; müzik bozulur, kargaşa başlar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️

⭐️⭐️

⭐️⭐️

⭐️⭐️

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla