Kolesterol Düşürücü İlaç Kullananlarda D Vitamini Düşüklüğünün Nedenleri

Kolesterol düşürücü ilaçlar, özellikle statinler, kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde yaygın olarak kullanılan farmakolojik ajanlardır. Bu ilaçlar, karaciğerde kolesterol sentezini azaltarak LDL düzeylerini düşürür. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, statin kullanan bireylerde D vitamini düzeylerinin düşebileceğini göstermiştir. Bu durum, iki molekülün ortak biyokimyasal yolakları ve metabolik etkileşimleriyle açıklanabilir.

Aşağıda, bu düşüşün nedenlerini madde madde, bilimsel ve biyokimyasal temellere dayalı olarak açıklıyorum.

1. Ortak Sentez Yolu: Mevalonat Yolu Baskılanması
  • Statinler, HMG-CoA redüktaz enzimini inhibe ederek kolesterol sentezini durdurur.
  • Bu enzim, aynı zamanda 7-dehidrokolesterol üretimi için de gereklidir.
  • 7-dehidrokolesterol, ciltte D vitamini sentezinin başlangıç molekülüdür.
  • Dolayısıyla statinler, D vitamini sentezinin öncül maddesini azaltabilir.

2. Ciltteki 7-Dehidrokolesterol Düzeyinin Azalması
  • Epidermiste bulunan 7-dehidrokolesterol, UVB ışınlarıyla D vitamini sentezini başlatır.
  • Statinler bu molekülün üretimini baskıladığında, ciltteki D vitamini üretimi de azalır.
  • Özellikle yaşlı bireylerde bu etki daha belirgindir çünkü yaşla birlikte epidermal sentez kapasitesi zaten düşer.

3. CYP Enzimlerinin İndirekt Baskılanması
  • D vitamini aktivasyonu için karaciğerde CYP2R1 ve böbrekte CYP27B1 enzimleri gereklidir.
  • Statinler, karaciğer enzim sistemini etkileyerek bu enzimlerin ekspresyonunu dolaylı olarak azaltabilir.
  • Bu durum, D vitamini sentezinin tamamlanmasını engelleyebilir.

4. Lipofilik Taşıma Mekanizmalarının Bozulması
  • D vitamini, lipofilik bir molekül olduğu için taşıyıcı proteinlere (DBP – Vitamin D Binding Protein) ve lipoproteinlere bağlanarak taşınır.
  • Statinler, lipoprotein profillerini değiştirerek bu taşıma sistemlerini etkileyebilir.
  • Özellikle HDL düzeylerinin düşmesi, D vitamini taşınmasını azaltabilir.

5. Karaciğer Fonksiyonlarının Değişmesi
  • Statinler karaciğerde metabolize edilir ve karaciğer enzimlerini etkileyebilir.
  • D vitamini sentezinin ilk hidroksilasyon basamağı karaciğerde gerçekleştiği için bu etki önemlidir.
  • Karaciğer enzimlerinde yükselme veya hepatotoksisite, D vitamini dönüşümünü bozabilir.

6. Statin Türüne Göre Farklı Etkiler
  • Atorvastatin, simvastatin, rosuvastatin gibi farklı statin türleri D vitamini düzeylerini farklı şekilde etkileyebilir.
  • Bazı çalışmalarda atorvastatin kullanan bireylerde D vitamini düzeylerinin daha yüksek olduğu gözlenmiştir.
  • Bu fark, statinlerin lipofilik/hidrofilik özelliklerine ve karaciğer metabolizmasına bağlı olabilir.

7. Statin Dozu ve Süresine Bağlı Etkiler
  • Yüksek doz statin kullanan bireylerde D vitamini düzeylerinde daha belirgin düşüş gözlenmiştir.
  • Uzun süreli kullanım (>5 yıl) D vitamini eksikliği riskini artırabilir.
  • Bu durum, mevalonat yolunun kronik baskılanmasıyla açıklanabilir.

8. İnsülin Duyarlılığı ve Yağ Dokusu Etkileşimi
  • Statinler insülin direncini artırabilir; bu durum D vitamini metabolizmasını etkileyebilir.
  • D vitamini yağ dokusunda depolandığı için obez bireylerde statin kullanımıyla birlikte biyoyararlanım azalabilir.
  • Bu etki, D vitamini düzeylerinin düşmesine neden olabilir.

9. İnflamasyon ve Oksidatif Stresin Artması
  • Statinler bazı bireylerde inflamatuar yanıtı tetikleyebilir.
  • Kronik inflamasyon, D vitamini reseptörlerinin (VDR) ekspresyonunu azaltabilir.
  • Bu durum, D vitamini etkisinin azalmasına ve dolaşımdaki düzeylerin düşmesine neden olabilir.

10. Güneşlenme Davranışlarının Değişmesi
  • Statin kullanan bireylerde kas ağrısı, halsizlik gibi yan etkiler nedeniyle açık hava aktiviteleri azalabilir.
  • Bu durum, güneş ışığına maruz kalma süresini düşürerek D vitamini sentezini azaltabilir.
  • Özellikle yaşlı ve hareketsiz bireylerde bu etki daha belirgindir.

11. İlaç Etkileşimleri ve Polifarmasi
  • Statin kullanan bireyler genellikle başka ilaçlar da kullanır (örneğin antihipertansifler, antidiabetikler).
  • Bu ilaçlar, D vitamini metabolizmasını etkileyebilir.
  • Özellikle CYP450 enzim sistemini etkileyen ilaçlar, D vitamini dönüşümünü bozabilir.

12. Genetik Polimorfizmler
  • Bazı bireylerde VDR geninde veya CYP enzimlerinde polimorfizm olabilir.
  • Statin kullanımı bu genetik varyasyonlarla etkileşime girerek D vitamini düzeylerini daha fazla düşürebilir.
  • Bu durum kişiselleştirilmiş tedavi planlamasında dikkate alınmalıdır.

13. Yaş ve Cinsiyet Faktörleri
  • Kadınlarda ve yaşlılarda statin kullanımı sonrası D vitamini düzeylerinde daha belirgin düşüş gözlenmiştir.
  • Bunun nedeni hormonal farklılıklar, cilt sentez kapasitesi ve taşıma protein düzeylerindeki değişiklikler olabilir.

14. Beslenme Durumu ve Diyetle Alımın Azalması
  • Statin kullanan bireylerde diyet değişiklikleri (yağ kısıtlaması) D vitamini alımını azaltabilir.
  • D vitamini yağda çözünen bir vitamin olduğu için düşük yağlı diyetler emilimi azaltabilir.
  • Bu durum, eksikliğe katkıda bulunabilir.

15. D Vitamini Takviyesinin Yetersizliği
  • Statin kullanan bireylerde D vitamini takviyesi genellikle ihmal edilir.
  • Eksiklik fark edilmediği sürece düzeyler düşmeye devam eder.
  • Bu nedenle statin tedavisi alan bireylerde düzenli D vitamini düzeyi takibi önerilir.

Sonuç

Kolesterol düşürücü ilaçlar, özellikle statinler, D vitamini metabolizmasını doğrudan ve dolaylı yollarla etkileyebilir. Ortak sentez basamaklarının baskılanması, taşıma sistemlerinin bozulması, karaciğer fonksiyonlarının değişmesi ve davranışsal faktörler bu düşüşün başlıca nedenleridir. Bu nedenle statin kullanan bireylerde D vitamini düzeylerinin düzenli olarak izlenmesi, eksikliklerin erken dönemde fark edilmesi ve gerekirse takviye ile desteklenmesi büyük önem taşır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Healthline. (2021). Statins and Vitamin D: Is There a Link?

⭐️⭐️ JAMA Cardiology. (2023). Statin-Associated Muscle Symptoms and Vitamin D Randomization Study

⭐️⭐️ International Journal of Cardiovascular Academy. (2019). Is Vitamin D Level Elevated in Patients on Statin Treatment?

⭐️⭐️ Physical Determinants of Vitamin D Photosynthesis: A Review (Bu kapsamlı derleme, D vitamini sentezinde UVB ışınlarının rolünü, güneş ışını açısının etkisini, enlem, rakım, mevsim ve kişisel faktörleri ayrıntılı olarak inceler. Özellikle UVB dalga boyunun (<5% oranında) sentezdeki kritik rolü vurgulanır.) https://academic.oup.com/jbmrplus/article/5/1/e10460/7486276?login=false

⭐️⭐️ Development and Effect Analysis of UVB-LED General Lighting to Support Vitamin D Synthesis (Bu çalışma, UVB ışınlarının yapay ortamda D vitamini sentezini destekleyip desteklemediğini araştırır. UVB ışını açısının ve süresinin optimize edilmesiyle sentezin mümkün olduğu gösterilmiştir.) https://www.mdpi.com/2076-3417/10/3/889

⭐️⭐️ A Pilot Clinical Trial to Explore the Effects of UV Exposure on Vitamin D Synthesis and Inflammatory Responses (Kontrollü UVB maruziyetinin D vitamini düzeylerini nasıl artırdığını ve hangi sürelerde etkili olduğunu gösteren klinik bir çalışmadır. UVB ışını yoğunluğu ve açısı doğrudan ölçülmüştür.) https://www.nature.com/articles/s41598-025-09203-8

⭐️⭐️ Gümüşhane İl Sağlık Müdürlüğü (2023). D Vitamini Kaynağı ve Güneşten Yararlanma. T.C. Sağlık Bakanlığı. ↪ Türkiye’de D vitamini sentezi için önerilen saat aralıkları ve vücut yüzeyi oranları hakkında resmi halk sağlığı bilgisi. https://gumushaneism.saglik.gov.tr/TR-283790/d-vitamini-kaynagi-ve-gunesten-yararlanma.html

⭐️⭐️ Wacker M & Holick MF. (2013). Sunlight and Vitamin D: A Global Perspective for Health. Dermato-Endocrinology ↪ UVB ışını açısı, enlem ve mevsimsel değişimlerin D vitamini sentezine etkisini küresel düzeyde ele alan çalışma. https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC3897598/

⭐️⭐️ Engelsen O. (2006). The Relationship Between Ultraviolet Radiation Exposure and Vitamin D Status. Photochemical & Photobiological Sciences ↪ UVB ışını açısı ve atmosferik koşulların D vitamini sentezine etkisini matematiksel modellemeyle analiz eder. https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC3257661/

⭐️⭐️ Holick MF. (2004). Vitamin D: Importance in the Prevention of Cancers, Type 1 Diabetes, Heart Disease, and Osteoporosis. American Journal of Clinical Nutrition ↪ Güneş ışını açısının D vitamini eksikliğiyle ilişkili hastalıklar üzerindeki etkisini vurgular. https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0002916522038527

⭐️⭐️ Webb AR, Kline L, Holick MF. (1988). Influence of Season and Latitude on the Cutaneous Synthesis of Vitamin D3. Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism ↪ Enlem ve mevsimsel güneş açılarının D vitamini sentezine etkisini deneysel olarak gösteren klasik çalışma.https://academic.oup.com/jcem/article-abstract/67/2/373/2652007

⭐️⭐️ Kimlin MG. (2008). Geographic Location and Vitamin D Synthesis. Molecular Aspects of Medicine ↪ Coğrafi konumun UVB ışını açısı üzerinden D vitamini sentezine etkisini haritalandırır. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/18786559/

⭐️⭐️ Van der Mei IA et al. (2007). Latitude, Sun Exposure and Vitamin D Status in Australia. Medical Journal of Australia ↪ Enlem ve güneş ışını açısının halk sağlığı düzeyinde D vitamini durumuna etkisini gösterir.https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC9955356/

⭐️⭐️ Bogh MK et al. (2010). Vitamin D Production After UVB Exposure Depends on Baseline Vitamin D and Skin Pigmentation. Journal of Investigative Dermatology ↪ UVB ışını açısı ve cilt tipi arasındaki ilişkiyi D vitamini üretimi bağlamında inceler. https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0022202X15347035

⭐️⭐️ D vitamini https://ods.od.nih.gov/factsheets/VitaminD-HealthProfessional/

⭐️⭐️ D vitamini takviyesinin sağlık üzerindeki etkileri: İnsan çalışmalarından elde edilen kanıtlar https://www.nature.com/articles/s41574-021-00593-z

⭐️⭐️ D vitamini https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK441912/

⭐️⭐️ D Vitamini Eksikliği, Takviyesi ve Ölüm ve Kronik Hastalık Riski: İsrail ve ABD’deki Eşleştirilmiş Kohortlardan Elde Edilen Kanıtlar https://www.medrxiv.org/content/10.1101/2025.05.29.25328548v1

⭐️⭐️ D vitamini eksikliği https://my.clevelandclinic.org/health/diseases/15050-vitamin-d-vitamin-d-deficiency

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Kolesterol Düşürücü İlaçlar Diyabet Yapabilir mi?

Kolesterol düşürücü ilaçlar, özellikle de statin grubu ilaçlar, uzun yıllardır milyonlarca insana kalp krizi ve felç riskini azaltmak amacıyla reçete ediliyor. Doktorların çoğu bu ilaçları, damar sertliğinin ilerlemesini yavaşlatmak ve kalp damar hastalıklarının önüne geçmek için standart tedavinin bir parçası olarak görüyor. Ancak son yıllarda artan sayıda bilimsel çalışma, bu ilaçların sanıldığı kadar masum olmadığını, hatta kimi zaman korumak için verildiği organlara zarar verebildiğini ortaya koyuyor. Bunlardan en önemlisi ise statinlerin diyabet gelişimini tetikleyebilme özelliği. Çünkü diyabet, kalp krizine yakalanma riskini kat kat artıran en önemli hastalıklardan biridir.

Yakın zamanda yayımlanan “Statins aggravate insulin resistance through reduced blood glucagon-like peptide-1 levels in a microbiota-dependent manner” başlıklı çalışma bu konuda önemli ipuçları sunuyor. Araştırmacılar, yalnızca 16 hafta boyunca statin verilen kişilerde bağırsak bakterilerinin yapısının değiştiğini, bu değişikliğin de insülin direncini artırdığını gösteriyor.

Daha açık bir ifadeyle, statinler bağırsak florasının doğal dengesini bozarak glukagon benzeri peptid-1 (GLP-1) adı verilen ve pankreasın insülin salgısını düzenlemesine yardımcı olan hormonu baskılıyor. GLP-1 düzeyleri düştüğünde vücudun şekeri kullanma yeteneği azalıyor ve insülin direnci gelişmeye başlıyor. İnsülin direnci ise tip 2 diyabetin en önemli habercisi.

Burada dikkat çekici olan nokta, bu yan etkinin uzun yıllar değil, sadece birkaç ay içerisinde bile ortaya çıkabilmesi. Yani bir hasta kalp damarlarını korumak için kolesterol ilacı kullanmaya başladığında, daha kısa sürede kan şekerinde dengesizlikler oluşabiliyor.

Dahası, insülin direnci sessiz ilerleyen bir süreç olduğundan kişi bunu yıllarca fark etmeyebiliyor. Bir gün rutin kontrollerinde kan şekeri yüksekliği tespit edildiğinde, bu durumun aslında yıllar önce kullanılan statinlerden kaynaklanmış olabileceği düşünülmüyor bile.

İşte bu noktada büyük bir çelişki ortaya çıkıyor. Kolesterol ilaçları kalp krizini önlemek için veriliyor; ancak bu ilaçların diyabet riskini artırması, aslında kalbi daha büyük bir tehlikenin içine sokuyor. Çünkü diyabet, kalp damar hastalıklarının en güçlü tetikleyicilerinden biri.

Yapılan çalışmalara göre diyabeti olan bir kişinin kalp krizi geçirme riski olmayanlara göre 11 kat daha fazla. O halde diyabet potansiyeli taşıyan bir ilacın kalbi koruyucu olması nasıl mümkün olabilir? Bir yandan ilacın vaat ettiği faydayı beklerken, öte yandan o faydayı sıfırlayacak hatta zarara çevirecek bir yan etkiyle karşı karşıya kalmak akıl karıştırıcı bir tablo yaratıyor.

Bilim dünyasında bu çelişkiyi görenler az değil. Statinlerin faydaları kadar zararları da araştırılıyor ve giderek daha net görülüyor. Bağırsak bakterilerimiz yani mikrobiyota, yalnızca sindirimde değil, bağışıklık sistemi ve metabolizma üzerinde de derin bir etkiye sahip.

Mikrobiyotadaki en küçük bir bozulma, hormonların dengesini, kan şekerini, hatta ruh halimizi bile etkileyebiliyor. Statinler gibi sürekli kullanılan ilaçların bu dengeyi bozması, aslında beklenmedik birçok sağlık sorununa kapı aralıyor. Bu yüzden bağırsak sağlığını görmezden gelen bir tedavi yaklaşımı, kısa vadeli sonuçlara odaklansa bile uzun vadede daha büyük riskler doğurabiliyor.

Burada asıl sorun sadece biyolojik değil, aynı zamanda mantıksal da. Kalp krizinden korunmak için verilen bir ilacın, kalp krizinin en büyük sebeplerinden biri olan diyabeti tetiklemesi, tıp dünyasında ciddi bir soru işareti oluşturmalı. Çünkü hastalara söylenen şey, bu ilaçların hayat kurtardığıdır. Oysa başka bir açıdan bakıldığında, bu ilaçların uzun vadede insanları yeni hastalıklara sürüklediği görülüyor. Belki de burada bir yanılgı zinciri söz konusu.

Kolesterol tek başına kalp krizinin nedeni değildir, sadece risk faktörlerinden biridir. Vücudun ihtiyaç duyduğu bir molekül olan kolesterolü sıfırlamaya çalışmak, doğanın kurduğu dengeye müdahale etmek anlamına geliyor. Statinler bu müdahaleyi yaparken sadece kolesterolü değil, bağırsak bakterilerini ve hormon sistemini de alt üst ediyor.

Hastaların çoğu, kendilerine yazılan reçeteleri sorgulamadan uyguluyor. Çünkü doktorların söyledikleri bilimsel bir kesinlik olarak algılanıyor. Ancak son yıllarda çıkan bağımsız araştırmalar, tıbbın da hatasız olmadığını, ilaç endüstrisinin yönlendirmeleriyle bazı gerçeklerin perdelenebildiğini ortaya koyuyor. Kolesterol ilaçları dünya çapında milyarlarca dolarlık bir pazar oluşturuyor. Böylesine büyük bir ekonomik gücün, olası zararları göz ardı etme ihtimalini düşünmek hiç de paranoya sayılmaz.

Bir diğer önemli nokta ise, diyabetin sadece bir kan şekeri hastalığı değil, bütün vücudu etkileyen sistemik bir bozukluk olmasıdır. Diyabet; göz, böbrek, sinirler ve damarlar üzerinde geri dönüşü olmayan hasarlar bırakır.

Dolayısıyla statin kullanımıyla tetiklenen diyabet, yalnızca bir yan etki değil, yeni ve kronik bir hastalığın başlangıcıdır. Bu da hastayı ömür boyu sürecek bir ilaç bağımlılığına mahkûm edebilir. Yani başlangıçta kalp krizi riskini azaltmak için atılan bir adım, sonunda hem kalbi hem de diğer organları tehdit eden daha büyük bir sağlık sorunu haline dönüşebilir.

İnsülin direncinin oluşmasında bağırsak bakterilerinin rolü, bu hikâyenin en dikkat çekici kısmıdır. Çünkü bu bulgu bize, sağlığın yalnızca kan değerleriyle ölçülemeyeceğini, vücudun görünmez ekosistemlerinin de en az organlar kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Vücudu bir bütün olarak görmek yerine tek tek rakamları düzeltmeye odaklanan tıp yaklaşımı, işte bu noktada yanılıyor. Kolesterol sayısını düşürmek belki bir laboratuvar sonucunu iyileştiriyor, ama bağırsak florasını bozduğunda hastanın gerçek sağlığını zayıflatıyor.

Bütün bu veriler ışığında hastaların yapması gereken şey, bilinçli olmak ve doktorlarıyla açık bir şekilde konuşmaktır. Bir ilacın faydalarını öğrenirken, zararlarını da sorgulamak gerekir. Kalp krizi riskini azaltmak için kullanılan statinlerin diyabet riskini artırabileceğini bilmek, hastaların kendi sağlık kararlarını verirken daha özgür ve bilinçli olmalarını sağlar. Çünkü sağlık sadece ilaçlarla korunmaz; beslenme, hareket, stres yönetimi gibi yaşam tarzı faktörleri çoğu zaman ilaçlardan çok daha güçlü etkiye sahiptir.

Sonuçta kolesterol düşürücülerin diyabet yapma potansiyeli göz ardı edilemeyecek kadar ciddi bir meseledir. Diyabet kalp krizini 11 kat artırırken, kalp krizini önlemek için kullanılan ilacın bu hastalığı tetiklemesi, büyük bir çelişki ve aynı zamanda ciddi bir uyarıdır.

Sağlık adına atılan her adımda bütüncül düşünmek gerekir. Vücudu tek bir değere indirgemek, o değeri düşürmek için tüm dengeleri bozmak, uzun vadede insana fayda değil zarar getirir. İlaçların vaat ettiği koruma, kimi zaman görünmeyen başka risklerin gölgesinde kaybolur. Ve işte o zaman, asıl korunmak istenen kalp, en büyük tehdidi kendi ilacından görmeye başlar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Yazının esin kaynağı olan tıbbi makaleyi okumak için linki kullanabilirsiniz: https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1550413123005053

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Kolesterol Düşürücü Antioksidan Ardıç Yağı

Ardıç : Servigiler (Cupressaceae) familyasından Juniperus cinsine ait çam ailesinden iğne yapraklı ağaç ve çalı formundaki taksonların ortak adı.

Şaman Türkmen’lerde ve Bektaşi – Alevilerde kutsal olarak kabul edilen bir ağaçtır. Dallarına bez bağlanarak dilek tutulur veya dalları tekkelerde tütsü olarak kullanılır.

Orta Asya Türk mezarlarında ardıç dikmek gelenek haline gelmiştir. Eski Türklerde ardıç adını taşıyan birçok kutsal yer olduğu bilinmekte, günümüzde ise ülkemizdeki bazı yörelerde, ardıç ağacının dalına bir bez bağlayarak dilek tutma geleneği halen devam ettirilmektedir.

Erzurum’daki ardıç ağacının fosilleşmiş köklerinden “oltu taşı” adı verilen kolay işlenebilir ve yarı kıymetli bir taş elde edilmektedir.

EK BİLGİ:Türkiye’deki en eski ardıç ağacının Konya, Taşkent Alata (Balcılar)’da bulunduğu iddia edilmektedir. Bu iddiaya göre bin veya 2300 yaşında olan bu ağaca yöresel olarak ağıl ağaç denilmektedir. Daha ayrıntı için aşağıdaki Orman Genel Müdürlüğü web adresine bakabilirsiniz. https://www.ogm.gov.tr/tr/yararli-bilgiler/haftanin-agaci/ardic

Ardıç Meyvesi: Ardıç meyvelerinin içermiş olduğu uçucu yağlar, meyvelere acı bir tad ve terebentin benzeri koku verir. Ardıç ekstraktlarındaki önemli fenolik bileşenler lignanlar, kumarinler, sesquiterpenes, abietan, labdane ve pimaran diterpenleri, flavonoidler, biflavonoller, flavon glikozitleri ve taninler olarak saptanmıştır (Topçu ve ark., 1999).

Ardıç meyvesinin kimyasal kompozisyonu (Poddar and Lederer, 1982, Inci ve ark., 2016)

Andız/Ardıç Pekmezi : Bir ardıç türü olan andız ağacı (Juniperus drupacea) meyvelerinin içerisinde sert bir çekirdek bulunmakta ve bu çekirdeklerden andız tespihi, andız kozalaklarının dış kabuklarından ise andız pekmezi yapılmaktadır. Ülkemizde, Toroslarda dağ köylerinde, geleneksel olarak genç kozalakların su ile kaynatılması sonucu “andız pekmezi” elde edilmektedir. Bu pekmezin tadı hafif acımtıraktır ve zahmetli bir yapımı olduğundan üretimi sınırlı miktarda yapılmaktadır. Halk arasında kandaki şeker miktarını ayarladığı ve kansızlığa iyi geldiği bilinen andız pekmezi; halk tababetinde bronşit, öksürük, ağız yaraları, verem, böbrek iltihabı, sedef hastalığı, mide bulantısı, hemoroit tedavisinde kullanılmakta ve ayrıca akciğer ve karaciğere faydası olduğu düşünülmektedir. (Karaca, 2009).

Ardıç yağı: Meyvesinden, yapraklarından ve odunsu kısmından elde edilmektedir. Meyveden elde edilen ardıç yağının diğerlerinden elde edilen yağa göre daha üstün özellik gösterdiği; daha az odunsu, tatlı, taze bir aromaya sahip olduğu belirtilmiştir. Gıda kimyasalları kodeksinde (FCC) ardıç yağı karakteristik kokulu ve aromalı, acı tadı olan hafifçe yeşil veya sarı bir sıvı olarak tanımlanmaktadır (Attokaran, 2017).

Ardıç Yağı: Kozalak olarak da bilinen ve kendine özgü doğal bir kokuya sahip olan ardıç ağacı tohumlarının su buharı ile damıtılması sonucunda ardıç yağı elde edilir.

EK BİLGİ: Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika’da yetişen ve her mevsim yeşil bir bitki olan Juniperus communis Lynn (JCL)’den hidrodistilasyon yoluyla elde edilir. Kimyasal olarak yapısında flavonoidleri, biflavonoidleri ve aromatize alkol grupları içermesinden dolayı, parfümlerde ve lezzetlendirici olarak bazı gıdalarda ardıç meyvesi yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Ardıç Yağının Genel Olarak Faydaları Nelerdir?

Ardıç yağının vücudumuza fayda sağlaması tohumundaki esansiyel yağların önemli bölümünü oluşturan terpen bileşikleri sayesindedir.

Sindirim Sistemi Sorunlarının Tedavisini Destekleyebilir

Anadoluda sıklıkla hazımsızlık ve mide yanması gibi sorunlarda kullanılmaktadır. Mide asidinin artmasını sağlayarak sindirim sisteminin doğru hızda çalışmasını sağlayarak hazımsızlığı giderir. (Mide asidi azaldığında sindirim yavaşlar hazımsızlık sorunu başlar.) Sindirim sistemenin vücut için gerekli hızda çalışması barsaklardaki gaz sorununu da ortadan kaldırır. (Hekiminizin onayı olmadan asla midde barsak sorunlarınızda kullanmayın.)

İltihaplanmayı Azaltabilir

İçeriğindeki antioksidan bileşenler vasıtası ile iltihap (enfeksiyon) sırasında ortaya çıkan serbest radikallerin hücre hasarını engelleyerek dolaylı olarak iltihap giderici rol alır. (Hekiminizin onayı olmadan asla enfeksiyon (iltihap) gibi durumlarda kullanmayın.) Benzeri etkilerini maya ve bakteriler için de gösterir.

İdrar Yolu Enfeksiyonlarının Tedavisini Destekleyebilir

Meyveleri kaynatılarak böbrek enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılmıştır. (Ritch-Krc EM, Thomas S, Turner NJ, Towers GHN. Carriere herbal medicine: traditionally and contemporarily use. J. Ethnopharm. 1996; 52: 85–94.)

(Newall CA, Anderson LA, Phillipson J.D. Herbal Medicines. A Guide for Health-Care Professionals. London: The Pharmaceutical Press. 1996.Ritch-Krc EM, Thomas S, Turner NJ, Towers GHN. Carriere herbal medicine: traditionally and contemporarily use. J. Ethnopharm. 1996; 52: 85–94. 6. Newall CA, Anderson LA, Phillipson J.D. Herbal Medicines. A Guide for Health-Care Professionals. London: The Pharmaceutical Press. 1996.)

Meyveleri kaynatılarak kullanılması (antibakteriyel özelliği) destek sağlamakta olup etken miktroorganizmaların tamamen ortadan kalkmasını sağlamaz. (Hekiminizin onayı olmadan asla idrar yolu enfeksiyonu tedaviniz için kullanmayın.)

Kan Şekerinin Düzenlenmesine Yardımcı Olabilir !

Ardıç yağı serum glukoz ve fruktozaminini düşürücü antidiabetik etkisi obez olmayan diabetik farelerde gösterilmiştir. İlgili konuda çalışmalar mevcut ise de henüz kullanım dozu (miktarı) vb gibi tedavi edici kesin bir yayın yoktur. (Hekiminizin onayı olmadan asla kan şekerinizin düzenlenmesi tedavisi için kullanmayın.)

Ardıç meyvesinin antidiabetik etkisi Sa´nchez de Medina ve ark. tarafından da rapor edilmiştir. (Sa´nchez de Medina, F, Ga´mez MJ, Jime´nez I, Jime´nez J, Osuna JI and Zarzuelo A. Hypoglycemic activity of juniper “berries”. Planta Med. 1994; 60: 197–200.)

Kalp Sağlığının Korunmasına Yardımcı Olabilir

Ardıç yağı içerindeki etken maddeler vasıtası ile kandaki HDL kolesterol seviyelerinin yükselmesini ve Trigliserit ve LDL kolesterol seviyelerinin düşmesine yardımcı olabilir.(Hekiminizin onayı olmadan asla kan Kolesterol ve trigliserid seviiyelerinizin düzenlenmesi tedavisi için kullanmayın.)

Cilt Sağlığının Korunmasına Yardımcı Olabilir

Ardıç yağındaki yüksek antioksidan aktivite, cilt hasarlarının önlenmesini, kolajen üretiminin artmasını cildin su tutma özelliğinin artmasını, ciltte fazla yağın emiliminin artmasını yardımcı olarak cildin daha parlak, canlı ve genç görünümünü sağlayabilir.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Ardıç Yağının Kolesterol düşürücü/antioksidan etkisini gösteren deneysel bir çalışmaya bakalım.

Türkiyede (Süleyman Demirel Üniversitesinde, Duygu Kumbul Doğuç, Nilgün Gürbüz, Firdevs Aylak, Emin Şavik, Fatih Gültekin tarafından) yapılan bir çalışmada 35 tane deney faresini 7 şerli 5 gruba ayırıyorlar; Deneyin hedefi “Ardıç yağının KOLESTEROL DÜŞÜRMEYE ve antikoksidan etkinliğini derecesini tespit etmek”

Aşağıdaki tabloda görüleceği gibi

  1. Sütunda deney farelerinin grupları yer almaktadır. Her gruba farklı yem, miktar ve ardıç yağı verilmiş.
  2. Sütunda MDA düzeyi (Vücutta oksidasyon arttıkça yağ dokudan salgılanan bir madde. Yüksek çıkması kötüdür.
  3. Sütunda KAT (katalaz) antioksidan kapasiteyi gösterir, yani yüksek çıkması iyi
  4. Sütunda GSH (glutatyon) antioksidan kapasiteyi gösterir, yani yüksek çıkması iyi
  5. Sütunda SOD ( süperoksit dismutaz) antioksidan kapasiteyi gösterir, yani yüksek çıkması iyi

Bir ay süre ile her deney faresi grubuna verilenler aşağıdaki gibidir. 35 fare de Fareler 250 g takribi ağırlıktadır.

Grup 1 : Normal yem verilmiş. Bu grubun değerlerini referans değer olarak alacağız.

Grup 2 : Birinci gruba göre Kolesterol yüklü yem verilmiş. MDA artmış. KAT, GSH, SOD Fazlası ile düşmüş.

Grup 3 : Kolesterol yüklü yem ve 50 mg/ kg ARDIÇ YAĞI verilmiş. MDA düşmüş, KAT, GSH, SOD fazlası ile yükselmiş.

Grup 4 : Kolesterol yüklü yem ve 100 mg ARDIÇ YAĞI verilmiş. MDA öyle yükselmiş ve KAT, GSH, SOD (antikoksidan aktivite) öyle düşmüş ki hiç yağ vermeden sadece kolesterollü yem ile beslenen fareler daha iyi. Yorum ARDIÇ YAĞI Vücut kitlesine göre oransal arttırıldığında daha da kötü oluyor.

Grup 4 : Kolesterol yüklü yem ve 100 mg ARDIÇ YAĞI verilmiş. MDA öyle yükselmiş ve KAT, GSH, SOD (antikoksidan aktivite) öyle düşmüş ki hiç yağ vermeden sadece kolesterollü yem ile beslenen fareler daha iyi. Yorum ARDIÇ YAĞI Vücut kitlesine göre oransal arttırıldığında daha da kötü oluyor.

Grup 5 : Kolesterol yüklü yem ve 200 mg ARDIÇ YAĞI verilmiş. MDA en yüksek seviyeye yükseliyor lakin KAT, GSH, SOD (antikoksidan aktivite) en düşük seviye ile vücudun oksitlenmesi ile felakete götürecek düzeye düşürüyor. Yorum ARDIÇ YAĞI Vücut kitlesine göre oransal arttırıldığında daha da kötü oluyor.

İlacı zehirden ayıran dozudur.

Paracelsus

Kimyager – Hekim

⭐️⭐️⭐️⭐️

ELDE EDİLEN SONUÇ

⭐️ Ardıç yağı 50 mg /kg verildiğinde maksimum fayda sağlarken verilen miktar (doz) artınca zararlı etkileri ortaya çıktı.

Bu örnek durumdan yola çıkarsak çalışanlarımızın işyeri hekiminin kontrolü ve onayı altında olmadan kullandıkları ilaçlar ve miktarları kendilerine zararlı olabilir. Ve bu zarar çoğunlukla anlık görülmediği zaman vücutta sinsi ve yavaş birr şekilde sorunlar yol açabilecektir.

⭐️ Bitkisel maddeler bile olsa “doz/kilo-yaş” oranı ve hastalığınızın şiddeti önemlidir.

Ardıç Yağı alımı konusunda heveslenenler için nasıl kullanacaklarını bilmeleri çok önemli. (Vereceğim bilgiler ve dozları muhakkak hekiminizin onayını alarak kullanmalısınız belki de kullanmamalısınız.)

⭐️ Ne kadar kullanacaksınız: Yetişkinlerde her 25 kg ağırlığa 1 (bir) damla hesap edilir. Örnek 75 kilo bir kişi için 3 damla yeterlidir.

⭐️Nasıl kullanacaksınız: Bir tatlı kaşığı zeytinyağı içine Örnek 75 kilo bir kişi için 3 damla ardıç yağı damlatıp TOK olarak içmelisiniz.

⭐️ En fazla ne kadar kullanabilirsiniz: Vücut ağırlığınız ne olursa olsun günlük 5 damlayı geçmemelisiniz.

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Okumayı Sevenler İçin aşağıdaki araştırmaları okumalarını tavsiye ederim.

ARDIÇ YAĞI KOLESTEROLDEN ZENGİN DİYETLE BESLENEN SIÇANLARIN KALP DOKUSUNDA OKSİDATİF STRESİ AZALTIP, ANTİOKSİDAN ENZİM AKTİVİTELERİNİ YÜKSELTİYOR

Duygu Kumbul Doğuç1,Nilgün Gürbüz2, Firdevs Aylak1, Emin Şavik3, Fatih Gültekin1 Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi, Temel Tıp Bilimleri Bölümü, Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı, Isparta; 3Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Biyokimya Bölümü, Şanlıurfa

https://dergipark.org.tr/tr/pub/sdusbed/issue/20915/224732

Ardıç Meyve ve Yağının Kullanım Alanları

Dr. Öğr. Üyesi Ayla ÜNVER ALÇAY1, Öğr. Gör. Cansu AKGÜL2 , Öğr. Gör. Meryem BADAYMAN1, Öğr. Gör. Ekin DİNÇEL1 1İstanbul Aydın Üniversitesi, ABMYO, Gıda Teknolojisi Programı 2İstanbul Aydın Üniversitesi, ABMYO, Gıda Kalite Kontrolü ve Analizi Programı

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/531255

Dört Ardıç Türünün Esansiyel Yağlarının Biyolojik Aktivitesi ve Biyopestisit Olarak Potansiyelleri

Ivanka Semerdjieva , Valtcho D. Zheljazkov ,  Tzenka Radoukova , Ivayla Dincheva , Neshka Piperkova , Vasilina Maneva , Tess Astatkie , Miroslava Kačániová  https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC8586938/

Daha Fazla