Oksijen Nelere Kâdir Biliyor musunuz? – Küçük Gençlere

Sınıf sakindi.
Lakin bu, sıkıcı bir sessizlik değildi.

Hatice öğretmen bugün sizlerle pek çok büyüğün bile bilmediği uzun lakin muazzam bir konuyu öğreneceğiz dedi ve sonra tahtaya büyük harflerle tek bir kelime yazdı:

OKSİJEN

Altına da iki soru ekledi:

”Oksijen Nelere Kâdir Biliyor musunuz?”

ve

“Oksijen her yerdeyse, neden vücutta taşınmak zorunda?”

Tibet kaşlarını çattı. “Öğretmenim,” dedi, “oksijen havada var, biz nefes alıyoruz. O zaman neden kan onu taşıyor?”

Ela K, heyacanla; Kâdir mi? Oksijen mi?

Hatice öğretmen gülümsedi.
Bu, cevapları hemen vermeyeceği anlamına geliyordu.

“Bu,” dedi, “tek cümleyle cevaplanabilecek bir soru değil.”

Asya söze girdi: “Ben şunu merak ediyorum,” dedi, “oksijen hücrelere gitmezse ne oluyor? Hücreler oksijeni neden bu kadar önemsiyor?”

Eylül ekledi: “Bir de öğretmenim, oksijen gaz. Gaz olan bir şey sıvı olan kanda nasıl taşınıyor?”

Hatice öğretmen masasının kenarına yaslandı.

“Sanırım,” dedi, “bu sorular için sınıfa bir misafir çağırmamız gerekecek.”

Çocukların gözleri aynı anda parladı.

Sihirli Profesöööööör.

Hatice öğretmen masasının çekmecesinden küçük, bakır renkli bir zil çıkardı.
Zili bir kez çaldı.

Sınıfın ışıkları titreşti.
Tahtadaki “OKSİJEN” kelimesi yavaşça hareket etmeye başladı.
Harfler sanki nefes alıyormuş gibi genişleyip daralıyordu.

Bir rüzgâr esti.
Ama pencere kapalıydı.

Sihirli Profesör sınıfın ortasında belirdi.

“Güzel bir soru,” dedi. “Çünkü oksijen, var olduğu hâlde ulaşamayan bir maddedir.”

Çocuklar bu cümlede durdu.

“Nasıl yani?” diye sordu Zehra.

Profesör elini kaldırdı.
Sınıf bir anda karardı.

Sonra etraflarında dev bir alan belirdi.

Burası bir akciğer alveolüydü.

Duvarlar incecikti. Bir tarafında hava, diğer tarafında kan vardı.

“Şu an,” dedi Profesör, “nefes aldığınızda oksijenin ilk durağındasınız.”

Ali dikkatle etrafına baktı.

“Oksijen burada serbest duruyor,” dedi. “Ama kanın içinde çok az oksijen görüyorum.”

“Çünkü,” dedi Profesör, “oksijen suda çok az çözünür.”

Bir grafik belirdi.

Saf su → çok az oksijen
Kan plazması → biraz daha fazla
Ama yine de yetersiz

“Eğer oksijen sadece sıvının içinde çözünerek taşınsaydı,” dedi Profesör, “koşamazdınız, zıplayamazdınız, hatta merdiven çıkarken yorulurdunuz.”

Kıvanç hemen atladı:

“Yani vücut, daha güçlü bir taşıma sistemi geliştirmiş.”

“Evet,” dedi Profesör. “Ve bu sistemin adı hemoglobin.”

Bir anda etraflarında dev, kırmızı renkli yapılar belirdi.

Yuvarlak, esnek, içi dolu.

Alyuvarlar.

Mercan nefesini tuttu. “Bunlar,” dedi, “kan hücreleri.”

“Evet,” dedi Profesör. “Ve her birinin içinde yaklaşık 270 milyon hemoglobin molekülü var.”

Çocuklar bu sayıyı düşünmeye çalıştı.

“Şimdi,” dedi Profesör, “hemoglobine yakından bakalım.”

Bir alyuvarın içine girdiler.

İçerisi boş değildi. Kırmızı, karmaşık ama düzenli yapılardan oluşuyordu.

Profesör bir tanesini işaret etti. “Bu,” dedi, “bir hemoglobin molekülü.”

Görüntü büyüdü.

Dört parçalı bir yapı belirdi.

“Dört alt birim,” dedi Profesör. “Her birinin içinde bir ‘hem’ grubu var.”

Defne Yaz dikkatle baktı. “Ortalarında demir var,” dedi.

“Evet,” dedi Profesör. “Ve bu demir Fe²⁺ hâlinde.”

Ela K hemen sordu: “Fe in yanındaki rakam ( ³⁺ ) yada başka bir rakam olsaydı ne olurdu?”

Profesör durdu. “İşte,” dedi, “bu yolculuğun temel sorularından biri.” Öncelikle bilmelisiniz ki vücudunuzda Fe ya ( ²⁺ ) yada ( ³⁺ ) olarak bulunur. Şimdi çok ayrıntıya girmeyeceğim eğer derslerinizi düzenli çalışırsanız ileriki sınıflarda bu konuları çok iyi öğreneceksiniz.

Sonra elini hafifçe salladı.

Bir hemoglobin molekülü ikiye ayrıldı. Birinde Fe²⁺ vardı, diğerinde Fe³⁺.

Oksijen molekülleri etrafta dolaşıyordu.

Fe²⁺ olanın yanına geldiklerinde durdular. Bağlandılar.

Fe³⁺ olanın yanına geldiklerinde ise yaklaşıp uzaklaştılar.

“Fe³⁺,” dedi Profesör, “oksijeni geri dönüşümlü bağlayamaz. Oksijen taşımak için demirin Fe²⁺ hâlinde olması zorunludur.”

Çınar düşünceli bir sesle konuştu: “Yani hemoglobin sadece bir protein değil. İçindeki demirin değerliği yani ( ²⁺ ) yada ( ³⁺ ) olması, görevin gerçekleşip gerçekleşmemesini belirliyor.”

“Evet,” dedi Profesör. “Bu yüzden vücut, hemoglobini sürekli korur. Demirin oksitlenmesine izin vermez.”

Nilda sordu: “Peki oksijen hemoglobine çok sıkı bağlanırsa, hücreye nasıl bırakılıyor?”

Profesör gülümsedi. “İşte şimdi,” dedi, “asıl dengeyi göreceğiz.”

Etrafları yavaşça değişti.

Akciğerden uzaklaştılar. Dar damarlar, kıvrımlar… Bir kas dokusuna geldiler.

Hava yoktu. Lakin hücreler hareketliydi.

“Burada,” dedi Profesör, “oksijen tüketiliyor.”

Bir oksijen molekülü hemoglobinden ayrıldı.
Kas hücresine girdi.

Mehmet Atlas hemen sordu: “Niye burada bıraktı da akciğerde bırakmadı?”

Profesör başını salladı. “Çünkü ortam değişti,” dedi. “Oksijen basıncı düştü, karbondioksit arttı, pH azaldı, sıcaklık yükseldi.”

Bir grafik belirdi. “Buna,” dedi, “Bohr etkisi denir.”

Ege gözlerini grafiklerden ayırmadan konuştu: “Yani hemoglobin, çevre koşullarını algılayıp karar veriyor.”

“Evet,” dedi Profesör. “Pasif bir taşıyıcı değil; akıllı bir moleküldür.”

Sınıfta olsalardı, bu cümle yazılırdı.

Ama şimdi çocuklar bunu görerek öğreniyordu.

Yaman sessizce konuştu: “Oksijen taşımak, sadece yük almak değil; doğru yerde bırakmak meselesi.”

Profesör ona baktı. “Bu,” dedi, “bilimsel bir cümledir.”

Işık yavaşça soldu.

“Burada,” dedi Profesör, “oksijenin neden taşınmak zorunda olduğunu ve hemoglobinin bu işi nasıl yaptığını gördünüz.”

Asasını kaldırdı.

“Şimdiki yolculuğumuzda,” dedi, “hemoglobinin neden bazen oksijeni bırakamadığını ve bunun hastalıklara nasıl yol açtığını inceleyeceğiz.”

Çocuklar nefeslerini tuttu.

Işık kayboldu.

Sınıfa geri döndüler.

Artık “oksijen” kelimesi, onlar için sadece bir gaz değildi.

Sınıfa geri dönmüşlerdi. Çocukların bakışları, hâlâ kanın içindeydi.

Hatice öğretmen konuşmadan önce sınıfı süzdü.
Herkes sessizdi; bu, düşünmenin sessizliğiydi.

“Şimdi,” dedi, “size bir soru soracağım. Ama cevabını hemen istemiyorum.”

Tahtaya tek bir cümle yazdı:

“Hemoglobin her zaman doğru yerde oksijeni bırakır mı?”

Kıvanç kaşlarını kaldırdı. “Bırakması gerekmiyor mu?” dedi. “Yoksa hücreler oksijensiz kalır.”

Hatice öğretmen başını salladı.

“Bazen,” dedi, “oksijeni bırakmakta zorlanır. Bazen de olması gerekenden erken bırakır.”

Bu cümle sınıfta bir dalga yarattı.

Zehra hemen sordu: “Yanılıyor mu yani?”

Hatice öğretmen gülümsedi.

“Bu sorunun cevabı için,” dedi, “yeniden bir yolculuğa çıkmamız gerekecek.”

Zil çaldı. Teneffüse çıktılar ve zil çalmadan tüm sınıf geri dönüp sıralarına oturmuş sihirli profesörü bekliyorlardı.

Sihirli Profesör, bu kez daha hızlı belirdi. Ve hemen söze başladı,

“Yanılmak,” dedi, “bilinçli bir varlık için hata demektir.
Lakin moleküller için bu, ortama uyum sağlama meselesidir.”

Elini kaldırdı.

Sınıfın duvarlarının içinden süzüldüklerini hissettikleri gibi bir anda kendilerini çok yüksekte buldular.

Bulutların üzerindeydiler. Hava serin, ince ve sessizdi.

“Burası,” dedi Profesör, “yüksek irtifa. Deniz seviyesinden binlerce metre yukarıdasınız.”

Eylül derin bir nefes aldı. “Hava var,” dedi, “ama sanki daha az.”

“Çünkü,” dedi Profesör, “oksijen oranı aynı olsa bile, oksijen basıncı düşüktür.”

Bir grafik belirdi.

Yatay eksen: Oksijen basıncı
Dikey eksen: Hemoglobinin oksijenle doygunluğu

“Bu,” dedi Profesör, “hemoglobin–oksijen ayrışma eğrisi.”

Çocukları hepsi dikkatle baktı.

Eğri S şeklindeydi.

“Bu şekil,” dedi Profesör, “tesadüf değildir.”

Mercan sordu: “Niye düz bir çizgi değil?”

“Çünkü,” dedi Profesör, “hemoglobin oksijeni iş birliğiyle bağlar.”

Bir hemoglobin molekülü belirdi.

İlk oksijen bağlandı.
İkincisi daha kolay bağlandı.
Üçüncüsü daha da kolay.

“Buna,” dedi Profesör, “kooperatif bağlanma denir.”

Asya düşünceli bir şekilde konuştu: “Yani bir oksijen bağlanınca, diğerleri için kapı biraz daha açılıyor.”

“Evet,” dedi Profesör. “Bu sayede akciğerde hızla dolar.”

Ama sonra eğrinin sol tarafını gösterdi.

“Yüksek irtifada,” dedi, “oksijen basıncı düşük olduğu için hemoglobin tam dolamaz.”

Atlas sordu: “O zaman hücreler oksijensiz mi kalıyor?”

“Hayır,” dedi Profesör. “Vücut uyum sağlar.”

Eğri yavaşça sola kaydı.

“Bu kayma,” dedi, “oksijeni daha sıkı tutmak anlamına gelir.”

Defne Ebrar hemen fark etti: “Yani hemoglobin, az oksijen varken onu kaybetmemeye çalışıyor.”

“Evet,” dedi Profesör. “Bu bir hayatta kalma stratejisidir.”

Bir anda ortam değişti.

Koşan kaslar.
Isınmış bir vücut.
Hızlanan kalp.

Yaman nefes nefese konuştu: “Burada hava var ama hemoglobin oksijeni hemen bırakıyor.”

Profesör başını salladı. “Çünkü,” dedi, “ortam sinyal veriyor.”

Bir tablo belirdi:

  • Karbondioksit ↑
  • pH ↓
  • Sıcaklık ↑

“Bunların hepsi,” dedi Profesör, “hemoglobine aynı şeyi söyler: ‘Oksijen burada lazım.’

Eğri bu kez sağa kaydı.

“Bu,” dedi Profesör, “Bohr etkisidir.”

Ela Y dikkatle baktı. “Sağa kayınca ne oluyor?”

“Oksijen,” dedi Profesör, “aynı basınçta daha kolay bırakılıyor.”

Ali düşündü: “Yani hemoglobin, kasların çalıştığını anlayıp yükünü bırakıyor.”

“Evet,” dedi Profesör. “Bu yüzden egzersiz sırasında oksijen taşınması artar.”

Ortamdaki hareket yavaşladı.

Bir damar görüntüsü belirdi.

Alyuvar sayısı azdı.

“Bu,” dedi Profesör, “anemi.”

Zehra hemen sordu: “Oksijen var ama taşıyacak hemoglobin yok mu?”

“Evet,” dedi Profesör. “Eğri yerinde olabilir, sistem çalışabilir. Ama taşıyıcı sayısı azsa toplam oksijen düşer.”

Mehmet Atlas konuştu:”Yani sorun bazen bağlanmada değil, kapasitede.”

“Evet,” dedi Profesör. “Bu yüzden anemide nefes darlığı olur.”

Sınıfa geri döndüler.

Hatice öğretmen tahtaya tekrar baktı.

Soru hâlâ oradaydı:

“Hemoglobin her zaman doğru yerde oksijeni bırakır mı?”

Bu kez cevap Ege’den geldi. “Hemoglobin yanılmaz,” dedi. “Ortama göre karar verir. Bazen oksijeni tutması, bazen bırakması gerekir.”

Hatice öğretmen gülümsedi. “İşte,” dedi, “bilimsel düşünce budur.”

Sihirli Profesör son kez konuştu: “Bir molekülü anlamak için, onun tek başına ne yaptığına değil, hangi koşulda nasıl davrandığına bakılır.”

Işık söndü.

Ama çocukların zihninde S şeklinde bir eğri hep açık kaldı.

Sınıfta sanki görünmez bir ağırlık vardı.

Hatice öğretmen pencereyi açtı.
Temiz hava içeri doldu.

“Bugün,” dedi, “oksijen yokluğunu değil, oksijen varken yaşanan oksijensizliği konuşacağız.”

Bu cümle çocukların dikkatini anında topladı.

“Nasıl olur?” diye sordu Mila. “Oksijen varsa, hücreler neden alamaz?”

Hatice öğretmen cevap vermedi. ”Sihirli Profesör bu sorunun cevabı sizde” dedi.

Sihirli Profesör’ün yüzü her zamankinden daha ciddiydi.

“Çünkü,” dedi, “bazen sorun oksijenin yokluğu değil, onu taşıyan sistemin kilitlenmesidir.”

Elini kaldırdı.

Karanlık bir ortamdaydılar.

Bir soba.
Yanmakta olan kömür.
Ama duman yoktu.

“Bu,” dedi Profesör, “karbonmonoksit zehirlenmesinin en tehlikeli özelliğidir.
Görünmez, kokusuz ve fark edilmez.”

Bir gaz molekülü belirdi.

CO. (karbonmonoksit)

“Oksijene benziyor mu?” diye sordu Ela K.

“Hayır,” dedi Profesör. “Ama hemoglobine bağlanma şekli çok daha güçlü.”

Bir hemoglobin molekülü belirdi. Bir tarafta O₂, diğer tarafta CO vardı.

Oksijen yaklaştı, bağlandı, ayrıldı. Karbonmonoksit yaklaştı ve kilitlendi.

“Karbonmonoksit,” dedi Profesör, “hemoglobine oksijenden yaklaşık 200–250 kat daha güçlü bağlanır.”

Çocukların yüzleri gerildi.

“Yani,” dedi Çınar, “hemoglobin dolu gibi görünüyor ama aslında oksijen taşımıyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu duruma fonksiyonel anemi denir.”

Bir grafik belirdi.

Hemoglobin doygun görünüyordu.
Ama hücreler karanlıktaydı.

“Daha kötüsü,” dedi Profesör, “karbonmonoksit bağlanınca hemoglobinin eğrisi sola kayar.”

Defne Yaz hemen hatırladı.

“Bu,” dedi, “oksijenin daha sıkı tutulması demek.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Taşınabilen az miktardaki oksijen bile hücrelere bırakılamaz.”

Ege sessizce konuştu: “Yani hem taşıma azalıyor hem bırakma engelleniyor.”

“Bu yüzden,” dedi Profesör, “karbonmonoksit zehirlenmesi sessiz ama çok hızlıdır.”

Ortam değişti.

Bir kan damarı. Alyuvarlar vardı ama renkleri farklıydı.

“Bunlar,” dedi Profesör, “methemoglobin taşıyan alyuvarlar.”

Bir hemoglobin molekülü yaklaştı.

İçindeki demir Fe³⁺ hâlindeydi.

“Oksijen yaklaşıyor,” dedi Aziz. ”Ama bağlanamıyor.”

“Çünkü,” dedi Profesör, “oksijen bağlanabilmesi için demirin Fe²⁺ olması şarttır.”

Ela Y sordu: ”Demir neden Fe³⁺ olur?”

“Bazı ilaçlar, kimyasallar, nitratlar veya genetik nedenlerle,” dedi Profesör.
“Demir oksitlenebilir.”

Bir denge çizgisi belirdi.

Normalde vücut, methemoglobini tekrar Fe²⁺ hâline çeviren enzimlere sahiptir.

“Ancak,” dedi Profesör, “bu sistem yetersiz kalırsa oksijen taşınamaz.”

Ali düşündü: “Oksijen var, hemoglobin var ama bağlanma yok.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu da kimyasal kilitlenmedir.”

Sınıf ortamına geri döndüler.

Hatice öğretmen konuştu:

“Şimdi üç durumu yan yana koyun.”

Tahtada üç başlık belirdi:

  • Karbonmonoksit
  • Methemoglobin
  • Anemi

Mercan düşündü. “Üçünde de sorun farklı,” dedi. “Biri bağlanmayı çalıyor, biri bağlanmayı bozuyor, biri taşıyıcıyı azaltıyor.”

Hatice öğretmen başını salladı. “Ve hepsi,” dedi, “oksijen varken oksijensizlik yaratıyor.”

Sihirli Profesör ekledi: “Hemoglobin mükemmel bir sistemdir. Ama tam da bu hassasiyeti yüzünden bazı maddelere karşı savunmasızdır.”

Yaman sordu: “Bu yüzden mi vücut karbonmonoksiti hiç kullanmaz?”

“Evet,” dedi Profesör. “Çünkü bağlanır ama işe yaramaz. Bilimde buna ölümcül rekabet denir.”

Sınıfta sessizlik oldu.

Bu kez düşünmenin değil, farkındalığın sessizliğiydi.

Hatice öğretmen son cümleyi söyledi:

“Şunu öğrendiniz: Bir sistemin çalışıyor gibi görünmesi, gerçekten çalıştığı anlamına gelmez.”

Sihirli Profesör yavaşça silikleşti.

“Bir sonraki yolculukta,” dedi, “hemoglobinin bu risklere karşı vücudun nasıl önlemler geliştirdiğini göreceğiz.”

Işık söndü.

Ama çocuklar artık şunu biliyordu:

Oksijen taşımak, sadece bağlamak değil; yanlış bağlanmaktan korunmaktır.

O gün eve gittiklerinde hepsi bu öğrendikleri bilgileri ailelerine anlatırken anne ve babaları şaşkın ve çok ilgili bir şekilde onları dinlediler.

Ertesi gün sabah sınıfa döndüklerinde ilk fark edilen sessizlikti.
Ama bu sessizlik, korkudan değil; dikkatli bir beklentiden doğuyordu. Tüm sınıf önceki günün devamının nasıl ilerleyeceğini merak ediyordu.

Hatice öğretmen sınıfa girdi ilk olarak pencereyi kapattı.
Sonra da tahtadaki başlığı sildi.
Yeni bir soru yazdı:

“Vücut, oksijenin yetmediğini nasıl anlar?”

Bu kez kimse hemen konuşmadı.

Çünkü bu soru, tek bir organın değil, bütün bir sistemin sorusuydu.

Sihirli Profesör yavaşça ortaya çıkarken halen esniyordu.

Günaydınnn çocuklaar diye seslenirken reverans yaparak herkesi selamladı. Sonra direk konuya girdi. “Bu,” dedi, “gizli bir kontrol mekanizmasının hikâyesidir.”

Elini kaldırarak sihirli kelimelerini mırıldandı.

Bir anda serin ve karanlık bir ortamdaydılar.
Kan damarları kıvrılıyordu. Süzülen sıvılar vardı.

“Burası,” dedi Profesör, “böbrekler.”

Eylül şaşırdı “Oksijenle ne ilgisi var?” dedi. “Böbrekler idrar yapmaz mı?”

Profesör başını salladı. “Yapar,” dedi. “Ama aynı zamanda oksijenin sessiz bekçisidir.”

Bir hücre büyütüldü.

“Bu hücreler,” dedi, “kandaki oksijen miktarını sürekli izler.”

Aziz dikkatle baktı. “Bir sensör gibi,” dedi.

“Evet,” dedi Profesör. “Oksijen düştüğünde, bu hücreler bir sinyal üretir.”

Bir molekül belirdi.

Eritropoietin (EPO)

“Bu,” dedi Profesör, “bir emirdir.”

Ortam hızla değişti.

Süngerimsi, kırmızı bir doku.
Hareketli hücreler.

“Burası,” dedi Profesör, “kemik iliği.”

Ali hemen fark etti. “Burada sürekli yeni hücreler yapılıyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“EPO – Eritropoietin sinyali buraya gelir.”

Bir hücre dizisi canlandı.

Kök hücre → öncül hücre → olgun alyuvar

“Bu sürece,” dedi Profesör, “eritropoez denir.”

Zehra düşündü. “Yani oksijen azsa, vücut daha fazla taşıyıcı üretir.”

“Evet,” dedi Profesör. “Bu, kapasiteyi artırma yoludur.”

Bir grafik belirdi.

Daha fazla alyuvar → daha fazla hemoglobin → daha fazla oksijen taşıma

Bir dağın zirvesindeydiler.

Aynı yer.
Ama bu kez zaman ilerliyordu.

“İlk gün,” dedi Profesör, “baş ağrısı, halsizlik olur.”

Birinci grafik: düşük oksijen, yetersiz taşıma

“Birkaç hafta sonra,” dedi, “ne olur?”

Grafik değişti.

Alyuvar sayısı arttı.
Hemoglobin yoğunluğu yükseldi.

Kıvanç konuştu: “Vücut ortamı değiştiremeyince, kendini değiştiriyor.”

“Evet,” dedi Profesör. “Buna fizyolojik adaptasyon denir.”

Ama Profesör durdu. “Her adaptasyonun bir bedeli vardır.”

Çınar sordu: “Nedir?”

“Kan,” dedi Profesör, “çok koyulaşırsa akış zorlaşır.”

Bir denge terazisi belirdi.

Bir tarafta taşıma kapasitesi, diğer tarafta akışkanlık.

“Vücut,” dedi Profesör, “bu dengeyi sürekli ayarlar.”

Sınıfa geri döndüler.

Hatice öğretmen konuştu: “İki kişi düşünün. İkisi de aynı hemoglobin değerine sahip. Ama biri çok yorgun, diğeri değil.”

Mila hemen sordu: “Neden?”

Profesör yanıtladı: “Çünkü sadece sayı değil, uyum yeteneği önemlidir.”

Bir tablo belirdi:

  • Kalp hızı
  • Solunum hızı
  • Damar genişliği
  • Mitokondri sayısı

“Vücut,” dedi Profesör, “oksijen azaldığında sadece kanı değil, tüm sistemi ayarlar.”

Mehmet Atlas düşündü: “Yani hemoglobin merkezde ama tek başına değil.”

“Evet,” dedi Profesör. “Bu bir ağ sistemidir.”

Hatice öğretmen son soruyu sordu: “Vücut kendini her zaman kurtarabilir mi?”

Sınıf sessizdi.

Ege cevap verdi: “Hayır. Çünkü sistem çok akıllı ama sınırsız değil.”

Profesör gülümsedi. “İşte,” dedi, “bilimsel gerçekçilik.” “Bir sistemin varlığı kadar, sınırlarını bilmek de bilgidir.”

Asasını yere vurdu. Işık yavaşça dağıldı. Sınıfa tekrar geri geldiler.

Ama çocuklar artık şunu biliyordu:

Hemoglobin tek başına bir kahraman değil, bütün vücudun uyum içinde çalıştığı bir orkestranın parçasıdır.

Sınıfa döndüklerinde Hatice öğretmen tahtada hiçbir şey yazmıyordu.
Bu kez soruyu önce konuşmak istiyordu.

“Şimdiye kadar,” dedi, “hemoglobinin nasıl çalıştığını, ne zaman zorlandığını ve vücudun buna nasıl cevap verdiğini gördük.
Ama gerçek hayatta doktorlar bir şeyi daha kullanır.”

Ege sordu: “Kan tahlili mi?”

Hatice öğretmen başını salladı. “Evet,” dedi.
“Ama önemli olan şu: Kan tahlilindeki bir sayı, her zaman gerçeği söyler mi?”

Bu soru sınıfta kısa bir duraksama yarattı.

Sihirli Profesör sınıfın içerisinde havada uçarken, gülümseyerek çocuklara, “Sayılara güvenmek kolaydır,” dedi. “Ama bilim, sayıların ne anlattığını sorgular.”

Elini kaldırıp sınıfın üzerine sihirli altın rengi bir toz serpiştirdi.

Bir anda tüm sınıf beyaz bir ortamdaydılar.

Cihazlar.
Ekranlar.
Grafikler.

Bir kan tüpü büyütüldü.

“Bu tüpten,” dedi Profesör, “birçok bilgi elde edilir.”

Ekranda değerler belirdi:

  • Hemoglobin: 11,5 g/dL
  • Hematokrit
  • Eritrosit sayısı

Mila hemen sordu: “Bu iyi mi, kötü mü?”

Profesör cevap vermedi. Onun yerine başka bir ekran açtı.

Aynı değerler, iki farklı kişi için gösterildi.

Birinci kişi: deniz seviyesinde yaşayan, hareketsiz biri.
İkinci kişi: yüksek irtifada yaşayan, düzenli spor yapan biri.

“Gördüğünüz gibi,” dedi Profesör, “aynı sayı, iki vücutta farklı anlam taşır.”

Zehra dikkatle baktı. “Yani referans değerler herkese aynı şeyi söylemez.”

“Evet,” dedi Profesör. “Referans, sadece bir çerçevedir; karar değildir.”

Hatice öğretmen devreye girdi.

“Referans aralıkları,” dedi, “sağlıklı olduğu düşünülen birçok kişinin ortalamasıdır.”

Tahtada bir çan eğrisi belirdi. “Bu eğrinin ortası,” dedi, “en sık görülen değerlerdir.
Lakin herkes bu ortada olmak zorunda değildir.”

Çınar düşündü: “Yani biraz altında ya da üstünde olmak, hemen hastalık demek değil.”

“Evet,” dedi Hatice öğretmen. “Bilim, bağlamı sorar.”

Sihirli Profesör ekledi: “Bir değer ancak şu sorularla anlam kazanır:
Bu kişi kim?
Nerede yaşıyor?
Vücudu neye uyum sağlamış?”

Ortam değişti.

Bir hasta görüntüsü belirdi.

Hemoglobin: 13 g/dL Normal aralıkta.

Ama kişi halsizdi.

“Bu nasıl olur?” diye sordu Aziz.

Profesör cevapladı: “Çünkü hemoglobin miktarı normal olabilir ama oksijeni bırakma yeteneği bozulmuş olabilir.”

Bir eğri belirdi.

Bu kez eğri sola kaymıştı.

“Karbonmonoksit,” dedi Profesör, “ya da bazı genetik hemoglobin türleri, sayıyı değiştirmeden işlevi bozar.”

Ela K hemen bağladı: “Yani taşıyıcı var ama yük hücreye gitmiyor.”

“Evet,” dedi Profesör. “Bu yüzden klinik düşünme, sadece sayıya değil, işleve bakar.”

Başka bir örnek belirdi.

Hemoglobin: 10 g/dL Referansın altında.

Ama kişi günlük işlerini rahat yapıyordu.

Ali şaşkındı. “Bu kişi neden daha iyi hissediyor?”

Profesör açıkladı: “Çünkü vücut uyum sağlamış.”

Grafikler belirdi:

  • Artmış kalp debisi
  • Artmış solunum
  • Artmış oksijen ekstraksiyonu

“Bu,” dedi Profesör, “kronik duruma uyumdur.”

Eylül düşündü: “O zaman müdahale gerekip gerekmediğine karar vermek zor.”

“Evet,” dedi Hatice öğretmen. “Ve tıbbın sanatı da burada başlar.”

Sınıfa geri döndüler.

Hatice öğretmen tahtaya üç kelime yazdı:

SAYI – BELİRTİ – BAĞLAM

“Bu üçü birlikte değerlendirilmeden,” dedi, “doğru karar verilemez.”

Sihirli Profesör son kez konuştu:

“Bilimde en tehlikeli cümle şudur: ‘Değer normal, sorun yok.’”

Sınıf sessizdi.

“Çünkü,” dedi Profesör, “normal görünen bir sayı, anormal bir gerçeği gizleyebilir.”

Işık yavaşça söndü.

Ama çocukların zihninde yeni bir eşik açılmıştı.

Artık sadece ne kadar olduğunu değil, nasıl çalıştığını soruyorlardı.

Sınıfa döndüklerinde herkesin aklında aynı soru vardı, ama kimse yüksek sesle sormuyordu.

Hatice öğretmen bunu fark etti.

“Şimdiye kadar,” dedi, “oksijenin nasıl taşındığını, ne zaman taşınamadığını ve vücudun bunu nasıl telafi ettiğini gördük.
Ama asıl soruyu henüz sormadık.”

Tahtaya yavaşça yazdı: “Oksijen hücreye girdiğinde ne olur?”

Ege başını kaldırdı. “Enerji üretilir,” dedi. “Ama nasıl?”

Hatice öğretmen gülümsedi. “Bu sorunun cevabı,” dedi, “kanın değil, hücrenin içinde.”

Zil çaldı. Tüm sınıf sınıftan çıkıp çıkmamakta tereddüt ediyordu.

Hatice öğretmen, hadi bakalı herkes dışarı ihtiyaçlarınız giderip gelin dedi.

5 dk da herkes sınıfta yerini almıştı bile.

Sihirli Profesör bu kez acele etmeden belirdi.

“Eğer oksijenin yolculuğunu gerçekten anlamak istiyorsanız,” dedi, “onu son durağına kadar takip etmeliyiz.”

Elini kaldırdı sihirli tozu havaya doğru savurdu ardından her yer bir anda bembeyaz parladı. Ardından;

Bir anda kendilerini bir hücrenin içinde buldular.

Etrafları zarlarla çevriliydi.
Proteinler, enzimler, hareketli yapılar vardı.

“Burası,” dedi Profesör, “bir kas hücresi.”

Bir oksijen molekülü yaklaştı.
Hemoglobinden ayrıldı.
Hücre zarından geçti.

“Asıl yolculuk,” dedi Profesör, “şimdi başlıyor.”

Mila etrafına bakındı. “Oksijen burada serbest,” dedi. “Artık hemoglobin yok.”

“Evet,” dedi Profesör. “Ve bu, oksijen için tehlikeli bir andır.”

Zehra şaşırdı. “Neden?”

“Çünkü,” dedi Profesör, “oksijen kontrolsüz kullanılırsa hücreye zarar verebilir.”

Hücrenin derinlerinde oval bir yapı büyüdü.

Katlı zarlar.
Düzenli kıvrımlar.

“Bu,” dedi Profesör, “mitokondri.”

Çınar hemen konuştu: “Herkes buna hücrenin enerji santrali diyor.”

Profesör başını salladı. “Eksik bir benzetme,” dedi. “Mitokondri enerji üretmez; enerjiyi dönüştürür.”

Bir molekül belirdi: Glikoz.

“Besinlerle aldığınız enerji,” dedi Profesör, “kimyasal bağlar hâlinde buraya gelir.”

Oksijen mitokondrinin içine girdi.

“Ve oksijen,” dedi Profesör, “bu dönüşümün son halkasında yer alır.”

Bir zincir belirdi.

Proteinler sırayla dizilmişti.

“Bu,” dedi Profesör, “elektron taşıma zinciri.”

Asya dikkatle baktı. “Oksijen burada en başta değil,” dedi.

“Evet,” dedi Profesör. “Çünkü oksijen başlatan değil, bitirendir.”

Elektronlar zincir boyunca aktı.

“Eğer oksijen olmazsa,” dedi Profesör, “bu elektronlar birikir.”

Tıkanıklık oluşur. “Ve sistem durur.”

Ali düşündü. “Yani oksijen, elektronları alıp sistemi rahatlatıyor.”

“Evet,” dedi Profesör. “Oksijen, son elektron alıcısıdır.”

Oksijen elektronları aldı.
Su oluştu.

Enerji serbest kaldı.

ATP molekülleri belirdi.

Bir anda görüntü karardı.

Oksijen azaldı.

Elektron zinciri yavaşladı.
ATP üretimi düştü.

Yaman sordu: “Hücre hemen ölür mü?”

“Hayır,” dedi Profesör. “Ama daha ilkel bir yola geçer.”

Bir ok belirdi: Anaerobik yol

“Bu yol,” dedi Profesör, “az enerji üretir ve laktik asit oluşturur.”

Kas hücresi şişti.

“Bu yüzden,” dedi Profesör, “oksijensiz çalışan kaslar çabuk yorulur.”

Eylül başını salladı. “Demek ki oksijen olmadan yaşamak mümkün ama sürdürülebilir değil.”

“Evet,” dedi Profesör. “Bu, geçici bir çözümdür.”

Hatice öğretmen: “Artık şunu söyleyebilir miyiz: Oksijen neden sadece nefes almak değildir?”

Defne Ebrar cevap verdi: “Çünkü oksijen, hücrenin enerjiyi güvenli şekilde kullanabilmesi için gereklidir.”

Sihirli Profesör ekledi: “Ve bu yüzden hemoglobin, oksijen, damarlar ve hücreler tek bir hikâyenin parçalarıdır.”

Bir an durdu. “Bu hikâyede bir halka koparsa,” dedi, “enerji kesilir.”

Ama çocuklar artık şunu biliyordu:

Oksijenin değeri, varlığında değil; enerjiyi mümkün kılmasındadır.

Küçük gençler sessizleşti. Bu kez kimse hemen konuşmadı.
Çünkü çocuklar ilk kez şunu fark etmişti:

Oksijen yalnızca hücrelerin değil, davranışların da altyapısıydı.

Hatice öğretmen yavaşça sordu: “Peki şimdi,” dedi, “enerji hücrede üretiliyor.
Ama bu enerji neye dönüşüyor?”

Kıvanç elini kaldırdı. “Hareket,” dedi. “Düşünme.” “Karar verme.”

Sihirli Profesör başını salladı. “Evet,” dedi. “Ve bunların hepsi aynı kaynaktan beslenir.”

Elini kaldırıp bu sefer altın renkli sihirli tozu havaya serpmesiyle birlikte bir anda kendilerini beyin damarlarının içinde buldular.

“Şaşıracaksınız,” dedi Profesör, “ama beyin, vücut ağırlığının sadece yüzde ikisini oluşturur.”

Atlas hemen sordu: “O zaman neden bu kadar önemli?”

“Çünkü,” dedi Profesör, “vücuttaki oksijenin yaklaşık yüzde yirmisini tek başına tüketir.”

Damarlar daraldı, genişledi.

“Beyin hücreleri,” dedi Profesör, “enerji depolayamaz.”

“Yani,” dedi Ela, “oksijen gelmezse bekleyemezler.”

“Kesinlikle,” dedi Profesör. “Bu yüzden beyin, oksijen azalmasını ilk hisseden organdır.”

Bir sinir hücresine girdiler.

Elektrik sinyalleri akıyordu.

“Bir şeye dikkat etmek,” dedi Profesör, “pasif bir durum değildir.” “Beyin,” dedi, “dikkat için enerji harcar.”

Bir anda oksijen akışı azaldı.

Sinyaller yavaşladı.
Bağlantılar gecikti.

Yaz konuştu: “Bu, derste dalıp gitmeye benziyor.”

Profesör gülümsedi. “Evet,” dedi. “Uzun süre kapalı ortamda kalınca, yetersiz nefes alındığında, ya da ağır yorgunlukta ilk bozulan şey dikkat olur.”

Mehmet düşündü. “Yani dikkatsizlik bazen tembellik değil.”

“Çoğu zaman,” dedi Profesör, “biyolojik bir sınırdır.”

Bir kontrol merkezi belirdi: Prefrontal korteks.

“Burası,” dedi Profesör, “Beyinde – planlama, muhakeme ve risk değerlendirme merkezi.”

Oksijen akışı biraz daha azaldı.

Merkez karardı.

“Bu durumda,” dedi Profesör, “beyin hızlı ama yüzeysel kararlar verir.”

Aziz sordu: “Yani acelecilik?” “Evet,” dedi Profesör. “Ve hata yapma olasılığı artar.”

Bir sahne belirdi:

Uykusuz bir sürücü.
Uzun vardiyada çalışan bir işçi.
Sınavda nefesi hızlanan bir öğrenci.

“Hepsinde ortak olan şey,” dedi Profesör, “oksijen–enerji–kontrol zincirinin zayıflamasıdır.”

Kas hücreleri tekrar göründü.

Ama bu kez sorun kas değildi.

“Bir insan,” dedi Profesör, “çoğu zaman kasları bitmeden durur.”

Mercan şaşırdı. “Ama bacaklar yanıyor.”

“Çünkü,” dedi Profesör, “beyin tehlikeyi erken algılar.”

“Yetersiz oksijen, artan laktat ve düşen enerji,” dedi, “beyne şunu söyler: ‘Dur, risk artıyor.’”

Ege başını salladı. “Yani yorgunluk bir koruma.”

“Evet,” dedi Profesör. “Akıllı bir frendir.”

Profesör bir hücreye asasını dokundurdu ve hooopp bir yazı tahtası oluştu.

Hatice öğretmen tahtaya üç kelime yazdı:

Nefes – Enerji – Davranış

“Artık şunu söyleyebilir miyiz?” dedi.

Defne Yaz cevap verdi: “Performans sadece yetenekle ilgili değil.”

Ela K ekledi: “Ve motivasyon tek başına yeterli değil.”

Sihirli Profesör: “Oksijen yetersizse, dikkat dağılır, karar kalitesi düşer, hata artar, yorgunluk erkenden gelir.”

Bir an sessizlik oldu.

Sonra Profesör konuştu: “Bu yüzden,” dedi, “doğru nefes, uygun ortam, yeterli dinlenme birer performans stratejisidir.”

Hatice öğretmen küçük gençlere baktı. “Artık,” dedi, “birinin dalgınlığına, yorgunluğuna ya da hata yapmasına farklı bakabiliriz.”

Sihirli Profesör ciddi bir tavırla: “Davranış, hücrenin sesidir. Hücre dinlenmezse, zihin netleşmez.”

Sınıfa geri dönüldüğünde kimse yerinden kıpırdamıyordu.

Çünkü artık çocuklar şunu biliyordu: Yorgunluk, “yoruldum” demeden çok önce başlıyordu.

Hatice öğretmen sordu: “Biriniz koşarken durduğunuzda, gerçekten bacaklarınız mı bitmiştir?”

Yaman düşündü. ”Bazen nefesim yetmiyor,” dedi. “Bazen de aklım bırak diyor.”

Sihirli Profesör hafifçe gülümsedi. “İşte,” dedi, “yorgunluğun üç yüzü.”

Tekrar elini cebine attı bu sefer kıpkırmızı bir toz vardı avuçlarında. Küçük gençlere doğru savurdu tozu..

Bir kas hücresinin içinde buldu hepsi de kendini.

Mitokondriler ışıldıyordu.

“Burada,” dedi Profesör, “enerji üretilir.”

Ama bu kez görüntü farklıydı.

Oksijen azalmıştı.
ATP üretimi yavaşlamıştı.

“Enerji üretimi,” dedi Profesör, “oksijene bağımlıdır.”

Atlas sordu: “Oksijen az olunca ne olur?”

“Enerji yolu değişir,” dedi Profesör. “Anaerobik yola geçilir.” Laktat birikmeye başlar.

“Bu,” dedi Profesör, “kas yanması dediğiniz histir.”

Sonra durdu yavaşça küçük gençlerin hepsinin gözlerinde teker teker gezdirdi gözlerini.

“Yalnız,” dedi, “bu hâlâ ilk sınır değildir.”

Bir anda sinir-kas bağlantısına geçtiler.

“Kasın kasılması,” dedi Profesör, “beyinden gelen sinyal olmadan olmaz.”

Sinyaller yavaşladı.

Zehra fark etti. “Kas durmuyor,” dedi, “ama emir gecikiyor.”

“Evet,” dedi Profesör. “Sinir sistemi yorulduğunda kas hâlâ güçlü olabilir ama komut gecikir.”

Bu noktada hata artar.

Top kaçırılır.
Adım yanlış atılır.
El titrer.

“İşte,” dedi Profesör, “iş kazalarının büyük kısmı burada başlar.

Bir anda beyne çıktılar.

Ama bu kez görüntü sessizdi.

“Bu,” dedi Profesör, “merkezi yorgunluktur.”

Ela Y sordu: “Yani insan istemeden mi bırakıyor?”

“Evet,” dedi Profesör. “Beyin risk hesaplar.”

“Şunu sorar,” dedi: ‘Enerji düşüyor mu?’ ‘Oksijen yeterli mi?’ ‘Hata olasılığı artıyor mu?’

Cevaplar olumsuzsa… “Dur,” der.

Tüm sınıf bu bilgileri hazmetmeye çalışır gibi sessizleşti yine.

“Yorgunken,” dedi Hatice öğretmen, “neden daha çabuk sinirleniriz?”

Profesör cevap verdi: “Çünkü,” dedi, “beyin enerjiyi kısıtlı kullanır.” “Önce,” dedi, “üst düzey kontrol kapatılır.”

Ne kapanır?

  • Sabır
  • Duygu kontrolü
  • Uzun vadeli düşünme

Ne kalır?

  • Hızlı tepkiler
  • Kısa yollar
  • Daha fazla hata

Mehmet Atlas başını salladı. “Yani yorgunluk karakter değil.”

“Hayır,” dedi Profesör. “Fizyolojik bir durumdur.

Profesör, Hatice öğretmenin bir şeyler yazmak istediğini hemen anladı asasını en yakın yere dokunduruverdi çabucak.

Hatice öğretmen tahtaya yazdı:

Performans = Kapasite × Biyolojik Uygunluk

“Bir insan,” dedi Profesör, “ne kadar bilgili ya da yetenekli olursa olsun biyolojik sınırı aşamaz.”

“Bu yüzden,” dedi, “yüksek performans yalnızca çalışmakla değil doğru dinlenmekle mümkündür.”

Sihirli Profesör küçük gençlere baktı. “Yorgunluk,” dedi, “düşman değil.” “Bir uyarıdır.”

“Onu dinleyen,” dedi, “daha uzun, daha güvenli ve daha doğru performans gösterir.”

Çocuklar bir ağızdan mırıldandılar:

Vücut konuşur. Davranış tercümedir.

Kimse nefes aldığını düşünmüyordu lakin herkes nefes alıyordu.

Hatice öğretmen sordu: “Şu an nefes aldığınızı fark ediyor musunuz?”

Bir an duraksama oldu.

Ege güldü. “Şimdi fark ettim,” dedi. “Ve garip oldu.”

Sihirli Profesör; “Çünkü,” dedi, “nefes çoğu zaman otomatik çalışır.” “Ama,” diye ekledi, “performans devreye girdiğinde nefes artık otomatik kalmaz.”

Bir akciğerin içine girdiler.

Alveoller balon gibi açılıp kapanıyordu.

“Nefes almak,” dedi Profesör, “oksijen almak değildir.”

Mila şaşırdı. “Ama nefes almazsak oksijen gelmez.”

“Doğru,” dedi Profesör. ”Ancak nefes alıyor olmak oksijenin hücreye ulaştığı anlamına gelmez.”

Bir oksijen molekülü alveolden kana geçti.

Ama sonra durdu.

“Şimdi,” dedi Profesör, “asıl soru başlıyor.” “Bu oksijen,” dedi, “hemoglobine bağlanacak mı?” “Dokulara bırakılacak mı?”

Bir çocuk hızlı hızlı nefes alıyordu.

Göğüs yukarı kalkıyor, omuzlar geriliyordu.

“Bu,” dedi Profesör, “üst göğüs solunumu.”

Kıvanç sordu: “Yanlış mı?”

“Tehlikeli,” dedi Profesör, “özellikle uzun süreliyse.”

Karbon dioksit azalmaya başladı.

“CO₂ düşünce,” dedi Profesör, “Bohr etkisi zayıflar.”

Hemoglobin oksijeni sıkı tutmaya başladı.

“Oksijen kanda var,” dedi Defne Ebrar, “ama hücreye gidemiyor.”

“Evet,” dedi Profesör. “İşte bu, gizli oksijen açlığıdır.”

Bir anda çocuklar sıralarda otururken kendilerini gördüler. Ama kamburlardı. Göğüs kafesleri sıkışmıştı.

“Duruş,” dedi Profesör, “akciğer hacmini belirler.” “Öne çöken bir vücut,” dedi, “diyaframın hareketini sınırlar.”

Atlas sordu: “Bu yüzden mi uzun süre oturunca yoruluyoruz?”

“Evet,” dedi Profesör. “Beyin daha az oksijen alır.” “Dikkat düşer.” “Hata artar.”

Bir sinir merkezine geçtiler.

“Nefes,” dedi Profesör, “beyni doğrudan etkileyen nadir reflekslerden biridir.”

Yavaş, derin bir nefes alındı.

Kalp hızı düştü.
Damarlar genişledi.

“Bu,” dedi Profesör “parasempatik sistemin devreye girmesidir.”

Ela K fısıldadı: “Yani sakinlik.”

“Ve netlik,” dedi Profesör.

Bir sahne belirdi:

  • Sınav öncesi
  • Yarış çizgisi
  • Sunumdan önce
  • Kritik bir karar anı

Herkes nefesini tutuyordu.

“Bu,” dedi Profesör, “beynin alarm hâlidir.”

Oksijen düşer.
CO₂ dengesizleşir.
Dikkat daralır.

“Doğru nefes,” dedi, “performansı artırmaz.”

“Ne yapar?” diye sordu Yaman.

“Performansın düşmesini engeller.”

Profesör ve Hatice öğretmen göz göze geldiler. Profesör hemen anladı ve asası ile Hatice öğretmene hemen tahta oluşturdu.

Hatice öğretmen tahtaya yazdı:

Duruş → Nefes → Oksijen → Davranış

“Zincirin bir halkası bozulursa,” dedi, “sonuç davranışta görülür.”

Sihirli Profesör: “İyi performans,” dedi, “her zaman daha fazla çaba değildir.”

“Bazen,” dedi, “daha iyi nefes almaktır.”

Çocuklar nefeslerini fark ediyorlardı.

Sessizdi.

Derindi.

Ve bilinçliydi.

Küçük gençlerde bir huzursuzluk vardı.Kendi nefeslerini dinlemek onları farklı etkilemişti.

Kimse konuşmuyordu ama herkesin omuzları biraz gergindi.

Hatice öğretmen sordu:

“Bir şey sizi çok korkuttuğunda ya da çok heyecanlandırdığında ilk ne olur?”

Eylül cevap verdi: “Nefesim değişir.”

Aziz ekledi: “Kalbim hızlanır.”

Sihirli Profesör, “Ve işte tam o anda,” dedi, “oksijenin dağılım planı değişir.”

Sihirli Profesör öyle hızlı bir sihir yaptı ki…

Bir anda yine kan dolaşımının içine girdiler.

Ama bu kez akış farklıydı.

“Stres anında,” dedi Profesör, “beyin hayatta kalma moduna geçer.”

Damarlar bazı bölgelerde daraldı. Bazı bölgelerde genişledi.

“Öncelik,” dedi Profesör, “kaslardır.”

“Kaçmak.”
“Savunmak.”
“Tepki vermek.”

Ela Y sordu: “Peki düşünmek?”

Profesör durdu. “Düşünmek,” dedi, “bu listede ilk sırada değildir.”

Bir sahne belirdi.

Bir çocuk sınavda sadece bir soruya bakıyordu.

Etraf silikti.

“Bu,” dedi Profesör, ”dikkat tünelleşmesidir.”

“Beyin,” dedi, “oksijeni sınırlı gördüğünde geniş düşünmeyi kapatır.”

Prefrontal korteksin (beyinde bir bölge) ışıkları azaldı.

“Uzun vadeli planlama,” dedi, “geri çekilir.”

Ne kalır?

  • Tek hedef
  • Hızlı karar
  • Dar görüş

Çınar fısıldadı: “Bu bazen işe yarar.”

“Evet,” dedi Profesör. “Acil durumlarda.” “Ancak,” diye ekledi, “sürekli olursa performansı düşürür.”

Bir iş sahnesi belirdi.

Yorgun bir çalışan.
Acele.
Stresli.

“Stres,” dedi Profesör, “oksijen eksikliği yaratmaz.”

“Ne yapar?” diye sordu Atlas.

Yanlış dağıtır.

Dikkat daralır.
Çevresel ipuçları kaçırılır.
El–göz koordinasyonu bozulur.

“İş kazalarının,” dedi Profesör, “büyük kısmı bilgi eksikliğinden değil oksijenin yanlış yere gitmesinden kaynaklanır.”

Bir çocuk nefesini tutuyordu.

“Bu,” dedi Profesör, “stres nefesidir.”

CO₂ düştü.
Bohr etkisi zayıfladı.

“Oksijen var,” dedi Defne Yaz, “ama hücre alamıyor.”

“Ve beyin,” dedi Profesör, “bunu tehdit olarak algılar.”

Kısır döngü başladı:

Stres → Yanlış nefes → Oksijen bırakımı azalır → Daha fazla stres

Hatice öğretmen sordu: “Bu zinciri nerede kırabiliriz?”

Bir sessizlik oldu.

Sonra Mila konuştu: “Nefeste.”

Profesör başını salladı. “Evet,” dedi. “Çünkü nefes, otonom sistem ile bilinç arasında köprüdür.”

Yavaş nefes.
Derin diyafram hareketi.
CO₂ dengesi.

“Bu,” dedi Profesör, “oksijenin tekrar beyne dönmesini sağlar.”

Profesör herkesi kucaklayacakmış gibi kollarını açtı. Pelerini ile birikte sanki her şeyi kaplar gibi bir hareket yaptı ve pufffff…

Sınıfa geri döndüler.

Ama artık herkes farklı oturuyordu.

Daha dik.
Daha sakin.

Sihirli Profesör: “Stres,” dedi, “düşman değildir.” “Ama kontrolsüz stres,” dedi, “oksijeni çalar.” “Ve oksijen gidince,” dedi, “performans sessizce çöker.”

Bir andan sınıf kapkaranlık oldu göz gözü görmüyor hatta hiçbiri kendini dahi göremiyordu.

Sınıf tekrar aydınlandı.

Sihirli Profesör sınıfın içinde uçarak şunu sordu “Bakmakla görmek aynı şey midir?”

Bir sessizlik oldu.

Sonra Zehra konuştu: “Bazen bakıyorum ama fark etmiyorum.”

Profesör başını salladı. “İşte bunun sebebi çok bilinmez” dedi, “şimdi de bunun nedenini göreceğiz.”

Ellerini birbirine çarptı veee…. Bir anda kendilerini gözün içinde buldular.

Işık retina üzerine düşüyordu.
Sinyaller oluşuyordu.

“Göz,” dedi Profesör, “kusursuz çalışıyor.”

Ama görüntü ilerlemedi.

Görme sinirinde bir duraksama vardı.

“Görmek,” dedi Profesör, “gözle değil, beyinle olur.”

Ege sordu: “O zaman sorun nerede?”

“Dikkatte,” dedi Profesör.

Beynin içine girdiler.

Bir ışık huzmesi daralmıştı.

“Stres,” dedi Profesör, “oksijeni kaslara yönlendirir.”

Prefrontal korteksin ışığı azaldı. “Bu bölge,” dedi, “geniş algıdan sorumludur.”

“Algı daralınca,” dedi, “beyin sadece en belirgin uyaranı seçer.”

Defne Ebrar sordu: “Yani diğer şeyler yok olmuyor mu?”

“Hayır,” dedi Profesör. “Beyin onları bilinç dışına iter.”

Bir deney sahnesi belirdi.

Bir top paslaşılıyordu.

Ama ortadan geçen biri fark edilmiyordu.

“Bu,” dedi Profesör, “seçici körlüktür.”

“Göz görür,” dedi, “ama beyin kaydetmez.”

Çınar düşündü. “Bu kazalarda olur mu?”

“Çok sık,” dedi Profesör. “Sürücü,” dedi, “önüne bakar ama yayayı görmez.”

Bir sınıf sahnesi belirdi.

Öğretmen anlatıyordu. Ama öğrencinin zihni kapalıydı.

“Dikkat tünelleştiğinde,” dedi Profesör, “yeni bilgi giremez.”

Çünkü öğrenme için gerekenler:

  • Geniş dikkat
  • Yeterli oksijen
  • Sakin sinir sistemi

“Stres,” dedi, “öğrenmenin düşmanıdır.”

Bir iş sahnesi belirdi.

Aynı hata tekrar ediliyordu.

“Çünkü,” dedi Profesör, “kişi aslında görmüyordu.”

“Bu yüzden,” dedi, “eğitim sadece bilgi vermek değildir.”

“Ne olmalı?” diye sordu Atlas.

“Biyolojik uygunluk,” dedi Profesör.

Hatice öğretmen sordu: “Bu tünelden nasıl çıkarız?”

Profesör cevap verdi: “Üç anahtarla.”

Tahtaya yazdı:

  1. Nefes – CO₂ dengesini geri getirir
  2. Durmak – Beyne zaman kazandırır
  3. Geniş bakış – Tehdit yok mesajı verir

“Bu olduğunda,” dedi, “oksijen tekrar düşünceye döner.”

Sihirli Profesör fısıldadı: “Görmemek çoğu zaman gözle ilgili değildir.”

“Beyin,” dedi, “kendini korurken dünyayı daraltır.”

“Ve siz,” dedi, “bunu fark ederseniz, tünelden çıkarsınız.”

Sınıfta bu kez farklı bir hava vardı.

Kimse suçlayıcı değildi. Kimse savunmada değildi.

Hatice öğretmen sakin bir sesle sordu: “Bir insan hata yaptığında ilk aklımıza gelen ne olur?”

Can cevap verdi: “Dikkatsizdi.”

Ali ekledi: “Önemsemedi.”

Sihirli Profesör; “Peki,” dedi, “ya hata bir seçim değilse?”

Sınıf sessizleşti.

Bir iş sahnesi belirdi.

Her şey normaldi.

Ama Profesör zamanı yavaşlattı.

“Hiçbir hata,” dedi, “tek bir anda oluşmaz.”

Zincir görünür oldu:

  • Hafif yorgunluk
  • Yanlış nefes
  • Daralan dikkat
  • Oksijenin yanlış dağılması

“Ve en sonda,” dedi, “gördüğünüz hata.”

Ege sordu: “Yani hata son halka mı?”

“Evet,” dedi Profesör. “Ve en kolay suçlanan.”

Beynin içine girdiler.

“Beyin,” dedi Profesör, “önce güvenliği sağlar.”

Ama güvenlik tanımı şuydu: Hayatta kalmak

“Bu,” dedi, “her zaman doğru işi yapmak değildir.”

Tehdit algısı arttığında:

  • Dikkat daralır
  • Riskler küçümsenir ya da büyütülür
  • Kısa yol tercih edilir

Defne Yaz konuştu: “Yani beyin bizi korurken hata yaptırabiliyor.”

“Evet,” dedi Profesör. “Çünkü öncelik değişir.”

Bir sahne tekrar etti.

Aynı kişi.
Aynı ortam.
Aynı hata.

“Çünkü,” dedi Profesör, “biyolojik koşullar değişmemiştir.”

“Bilgi verilmiştir,” dedi, “ama oksijenlenme, dinlenme ve stres değişmemiştir.”

Mila sordu: “O zaman eğitim yetmez mi?”

“Bilgi,” dedi Profesör, “davranış için gereklidir.”

“Ama,” dedi, “yeterli değildir.”

Hatice öğretmen tahtaya yazdı: Bilgi + Biyoloji = Davranış

“Bir sistem,” dedi Profesör, “insanları hatasız olmaya zorlayamaz.”

“Ne yapabilir?” diye sordu Yaman.

Profesör, “İnsanların hata yapmayacağı koşulları oluşturur.”

Bu ne demekti?

  • Yeterli dinlenme
  • Temiz hava
  • Uygun tempo
  • Nefes farkındalığı

Profesör sınıfa döndü. “Hata yapan,” dedi, “çoğu zaman kötü niyetli değildir. “Biyolojik olarak sınırdadır.”

Aziz başını salladı. “Bu,” dedi, “bakış açısını değiştiriyor.”

“Evet,” dedi Profesör. “Ve bu değişim, güvenliği artırır.”

Sihirli Profesör yavaşça kaybolurken konuştu: “Güvenlik,” dedi, “kurallarla başlar.” “Ama,” dedi, “insanı anlamadan devam edemez.” “Davranışı anlamak istiyorsanız,” dedi, “önce hücreyi dinleyin.”

Sihirli Profesör ”yarın görüşmek üzere küçük geçler” dedi ve ayrılırken kısa bir süre yine kapkaranlık oldu.

Ama bu kez kimse karanlıktan korkmuyordu.

Ertesi gün küçük gençler heyecanla sınıfa girdiklerinde çok şaşırdılar.

Sınıfa bu kez büyük bir şema yansıtılmıştı.

Ama bu bir ders slaytı değildi.
Bir haritaydı.

Hatice öğretmen de şaşkınlıkla baktı. “Bu,” dedi, “bir yol haritası mı?”

Herkesten önce gelmiş olan Sihirli Profesör başını salladı. “Bu,” dedi, “insan davranışının haritası.”

Profesör konuşmaya devam etti: “Yıllarca,” dedi, “şu soru soruldu: ‘İnsan neden hata yapar?’ “Bugün,” dedi, “daha doğru bir soru soruyoruz.”

Tahtaya yazdı:

İnsan HANGİ KOŞULLARDA hata yapar?

Eylül o kadar hızlı konuştu ki tüm sınıf şaşkın bir şekilde ona bakakaldı:

“Yorgunken.”
“Stresliyken.”
“Nefesi bozulduğunda.”

“Evet, bravo” dedi Profesör. “Ve bu koşullar ölçülebilir.

Bir insan silueti belirdi.

“Her davranış,” dedi Profesör, “bir biyolojik zeminde gerçekleşir.”

Bu zeminin bileşenleri:

  • Oksijenlenme durumu
  • CO₂ dengesi
  • Yorgunluk seviyesi
  • Otonom sinir sistemi tonu

“Bu katman bozulursa,” dedi, “üst katmanlar çöker.”

Atlas sordu: “Yani davranış zeminsiz mi kalır?”

“Evet,” dedi Profesör. “Ve kayganlaşır.”

Bir ışık alanı belirdi.

Bazen genişti.
Bazen dar.

“Dikkat,” dedi Profesör, “sabit değildir.”

“Biyolojiye bağlı olara genişler ya da tünelleşir.”

Çınar sordu: “Tünel ne zaman tehlikeli?”

“Tehdit yokken,” dedi Profesör, “ama beyin varmış gibi davrandığında.” “İşte,” dedi, “modern kazaların çoğu burada başlar.”

Bir kavşak belirdi.

“Karar,” dedi Profesör, “bu kavşakta verilir.”

Ama kavşağın tabelaları bazen silikti.

“Oksijen azsa,” dedi, “seçenekler azalır.”

“Beyin,” dedi, “kısa yolu seçer.”

Zehra konuştu: “Bu yüzden insanla ‘normalde yapmayacağı’ şeyleri yapıyor.”

“Evet,” dedi Profesör. “Çünkü ‘normal’ biyoloji yoktur.”

Son katmanda iki yol vardı:

  • Güvenli davranış
  • Hata

“Bu katman,” dedi Profesör, “en çok konuşulan.” “Ama,” dedi, “en az kontrol edilen.”

Hatice öğretmen düşündü. “Biz hep en sona müdahale etmişiz.”

“Evet,” dedi Profesör. “Ve bu yüzden geç kalmışız.”

Profesör sınıfa döndü. “Yönetmek,” dedi, “insanı zorlamak değildir.” “Koşulları düzenlemektir.”

Yönetim neyi izler?

  • Nefes ve tempo
  • Dinlenme aralıkları
  • Ortam havası
  • Bilişsel yük

“Bu yapıldığında,” dedi, “davranış kendiliğinden değişir.”

Defne Ebrar konuştu: “Bu sistem,” dedi “herkes için geçerli.”

“Öğrenci,” dedi Mila.
“Öğretmen,” dedi Aziz.
“Çalışan,” dedi Ali.

Profesör gülümsedi. “Evet,” dedi. “Çünkü biyoloji eşittir insan.”

Sihirli Profesör ışığa karışırken konuştu: “Hata,” dedi, “bir karakter özelliği değildir.” “Bir sinyaldir.” “Ve siz,” dedi, “sinyali doğru okursanız davranışı yönetirsiniz.”

Sınıf sessizdi.

Ama bu sessizlik,
anlamanın sessizliğiydi.

Öyle ya ”Oksijen Nelere Kâdir Biliyor musunuz?” ile başlayan hikaye küçük gençlere neler öğretmiş ve daha öğrenecek ne kadar çok şey olduğunu düşündürmüştü.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Farklı bir gün Hatice öğretmenin sınıfındayız. Bakalım neler oluyor.

Bilgi Anlaşılınca Değil, Davranışa Dönüşünce Öğrenilmiş Olur

Sınıfta bu kez defterler kapalıydı.

Kimse not almıyordu.

Çünkü artık herkes şunu biliyordu Bu bilgiler ezberlenmek için değil, yaşanmak içindi.

Hatice öğretmen sordu: “Bunca şeyi öğrendik. Peki bunlar nasıl kalıcı olur?”

Sihirli Profesör ilk kez cevap vermeden önce durdu.

“Çünkü,” dedi, ”öğretmek ile yerleştirmek aynı şey değildir.”

Bir sahne belirdi.

Bir öğretmen anlatıyordu.
Bilgi doğruydu.
Slaytlar kusursuzdu.

Ama birkaç gün sonra her şey unutulmuştu.

“Bilgi,” dedi Profesör, “beynin üst katmanına gider.”

“Davranış ise,” dedi, “alt katmanlardan yönetilir.”

Eylül sordu: “Yani bilgi yukarıda kalıyor?”

“Evet,” dedi Profesör. “Biyolojiye dokunmazsa aşağı inmez.”

Tahtada yeni bir başlık belirdi:

Biyoloji Temelli Öğretim

Profesör tek tek anlattı.

1. Önce farkındalık, sonra bilgi

“Çocuk,” dedi, “önce kendi bedenini fark etmeli.”

Nefesini.
Yorgunluğunu.
Dikkat daralmasını.

“Fark etmeyen,” dedi, “yönetemez.”

2. Dil sade ama kavram derin olmalı

“Çocuk dili,” dedi Profesör, “basit demek değildir.”

“Kavramsal olarak güçlü, anlatım olarak anlaşılır olmalıdır.”

Hatice öğretmen başını salladı.

“Bilimi küçültmeden,” dedi, “çocuğa yaklaştırmak.”

3. Deneyim olmadan kalıcılık olmaz

Bir nefes egzersizi sahnesi belirdi.

Bir durma anı.
Bir fark ediş.

“Beyin,” dedi Profesör, “yaşanan bilgiyi saklar.”

Atlas sordu: “Bu sadece bize mi?”

Profesör gülümsedi. “Hayır,” dedi.

Çocuklar için:

– Oyun
– Hikâye
– Bedensel farkındalık

Gençler için:

– Performans
– Sınav
– Spor ve dikkat

Yetişkinler için:

– Yorgunluk
– Stres
– Hata ve güvenlik

“Model aynı,” dedi Profesör “Bağlam değişir.”

Bir fabrika sahnesi belirdi.

Ama bu kez kural listeleri yoktu.

“Kuralları öğretmek,” dedi Profesör, “davranışı garanti etmez.”

Ne öğretiliyordu?

  • Yorgunluk sinyallerini tanıma
  • Dikkat daralmasını fark etme
  • Nefes ve tempo yönetimi

“Bu,” dedi Profesör, “insana hata yapmamayı değil hata eşiğini fark etmeyi öğretir.”

Hatice öğretmen konuştu: “Bu sistem,” dedi, “kimseyi suçlamıyor.”

“Evet,” dedi Profesör. “Çünkü suç, savunma üretir.”

“Anlayış,” dedi, “sorumluluk üretir.

Zehra konuştu: “Artık biri hata yaptığında önce nedenini merak ediyorum.”

Ali ekledi: “Ve kendimde de sinyalleri fark ediyorum.”

Profesör gülümsedi. “İşte,” dedi, “öğrenme budur.”

Sihirli Profesör son kez sınıfa baktı.

“İnsan,” dedi, “makine değildir.” “Ama,” dedi, “bir sistemi vardır.”

“Bu sistemi anlayan,” dedi, “performansı artırır, hataları azaltı ve güvenliği kalıcı hâle getirir.”

Işık yavaşça kayboldu.

Ama bu kez geriye bir şey kaldı:

Farkındalık.

Dr. Mustafa KEBAT

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Yukarıda yer alan hikaye firmalarımız Tetkik OSGB – Tetkik Danışmanlık tarafından sosyal sorumluluğumuz olan çocuklarımızı bilgilendirmek, okumaya, çalışmaya, doğal hayata heveslendirmek ülkemize ve geleceğimize yararlı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak maksadı ile yayınlanmıştır.

Dr Mustafa KEBAT

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz. Varsa hatalarımızı bildirmeniz daha faydalı olmamıza desteğiniz bizim için çok değerli.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

SUSKUN ZEMİN – Bir İşletmede Risklerin Hikâyesi

Sessizliğin Coğrafyası

Bazı işyerleri vardır; duvarları betondur ama asıl yükü sessizlik taşır.
Bazı kazalar vardır; makinelerle değil, insanlar arasında olur.
Ve bazı işletmeler vardır ki, toprağı düz görünür lakin insan arazisi çoktan çökmüştür.

Simulasyonumuza bakalım;

***********, resmî kayıtlara göre bölgenin en disiplinli işletmelerinden biriydi.
ISO belgeleri tamdı.
İSG klasörleri raflarda muntazam duruyordu.
Denetimlerde “örnek işletme” olarak anılmıştı.

Ama işletmenin gerçek haritası, mimari projelerde çizili değildi.

Orada bir insan arazisi vardı.
Ve bu arazi, yıllar içinde sessizce yakınsamıştı.

Murat Bey – İşletme Sahibi
Kırklı yaşlarının sonunda, hızlı karar alan, üretim odaklı. Güvenliği “önemli ama abartılmamalı” bulanlardandı.

Selim – Fabrika Müdürü
Sayılara hâkim, baskıyı iyi yönettiğini düşünen, “iş yürüsün yeter” yaklaşımındaydı.

Ayşe – İş Güvenliği Uzmanı
Yeni sayılmazdı yine de hâlâ mesleki heyecanı vardı. Sahayı severdi. Sistemle sorun yaşadığını hissediyordu.

Dr. Kemal – İşyeri Hekimi
Tecrübeli, gözlem yeteneği yüksek, çoğu şeyi görüp azını söyleyen biriydi.

Hasan – Usta Baş
Yirmi beş yıllık çalışan. Sahada gerçek bir otoriteydi.

Emre – Pres Operatörü
Genç, hızlı, dikkatli ama sistemin görünmeyen baskılarına açıktı.

İnsan Arazisi Yakınsaması

Ayşe, sabah sahaya indiğinde bunu ilk fark edenlerden biriydi.
Ama adı konmamıştı.

İnsan arazisi yakınsaması, istihbarat literatüründe bir coğrafyanın değil, insan davranışlarının zamanla tek bir riskli düzleme sıkışmasıdır.
Farklı karakterler, farklı roller, farklı sorumluluklar…
Ama aynı noktada buluşan davranışlar.

Ayşe, pres hattının önünde durdu.
Makine çalışıyordu.
Koruyucu kapak yarı açıktı.

Ayşe (sert ama sakin):
— Hasan Usta, bu kapak neden böyle?

Hasan omuz silkti:
— Ayşe Hanım, o kapalı olursa iş yavaşlıyor. Zaten herkes alışkın.

Ayşe not aldı.
Ama içinden geçen başkaydı:

“Bu tek bir ihlal değil. Bu bir alışkanlık.”

Honey Trap – Üretimin Tatlı Baskısı

Öğle toplantısında Selim konuşuyordu.

Selim:
— Bu ay hedefleri yakaladık. Üretim süresi geçen aya göre yüzde on kısaldı. Bravo.

Murat Bey gülümsedi.
Kimse “nasıl” sorusunu sormadı.

Honey trap – bal tuzağı – kimseyi zorlamaz.
Kimseye “kuralı çiğne” demez.
Sadece şunu söyler:
“Hızlı olursan değerlisin.”

Emre, toplantıyı dinlerken içinden geçirdi:

“Demek ki hızlı olmak önemli.
Dikkatli olmak… o ikinci sırada.”

Bu bir telkin değildi.
Ama güçlü bir mesajdı.

Omertà’nın İlk Katmanı

İki gün sonra küçük bir olay yaşandı.
Pres makinesinde eldiven yırtıldı.
Emre son anda elini çekti.

Ramak kala.

Ayşe olayı duyduğunda hemen yanına gitti.

Ayşe:
— Bildirim yaptın mı?

Emre tereddüt etti:
— Gerek var mı? Bir şey olmadı sonuçta.

Ayşe:
— Tam da bu yüzden bildirilmesi gerekir.

Ama Emre biliyordu.
Geçmişte bildirenlerin başına gelenleri.

Hasan Usta’nın sesi kulağındaydı:

“Boş yere olay yazma, sonra sorarlar.”

Omertà, sadece mafyada olmaz.
İşyerlerinde de vardır.
Konuşanın değil, susanın korunduğu yerde.

Emre sustu.
Ve sistem bunu onayladı.

İşyeri Hekiminin Gözlemi

Dr. Kemal, periyodik muayenelerde küçük detaylara dikkat ederdi.

Emre’nin ellerine baktı.

Dr. Kemal:
— Son zamanlarda reflekslerin biraz sertleşmiş. Çok mu hızlandınız?

Emre kaçamak cevap verdi:
— İş yoğun hocam.

Dr. Kemal not aldı ama yüksek sesle konuşmadı.

İşyeri hekimi, çoğu zaman kazayı değil;
kazaya giden bedeni görür.

Dr. Kemal, Ayşe’yle çay molasında konuştu.

Dr. Kemal:
— Sahada bir şeyler sıkışıyor Ayşe. İnsanlar aynı noktaya itiliyor.

Ayşe başını salladı:
— Ben de onu hissediyorum. Herkes biliyor ama kimse konuşmuyor.

Honeypot Kurma Girişimi

Ayşe bir şey denemek istedi.

Anonim ramak kala kutusu.

Toplantıda duyurdu:

Ayşe:
— Bildirimler isim yazmadan yapılacak. Amaç ceza değil, riskleri görmek.

Selim kaşlarını çattı:
— Ayşe Hanım, şimdi herkes yazarsa işin ucu kaçar.

Ayşe sakin ama netti:
— Ucu kaçan iş değil, gizlenen risk.

Bu bir honeypot girişimiydi.
Yani riski çekmek için kurulan kontrollü alan.

İlk hafta…
Hiç bildirim gelmedi.

Çünkü honeypot, bal tuzağının olduğu yerde çalışmaz.
Önce bal tuzağını bozmak gerekir.

Yönetsel İnsan Arazisi

Murat Bey, aylık raporları inceliyordu.

— Kaza yok, iyi.

Selim onayladı:
— Sistem oturdu.

Ayşe raporu eline aldığında içinden şunu düşündü:

“Bu sessizlik başarı değil. Bu bastırma.”

Ama bunu nasıl söyleyecekti?

İnsan arazisi artık tek bir düzleme yaklaşıyordu:

  • Üretim öncelikli
  • Sessizlik ödüllü
  • Hız kutsal

Ve bu yakınsama, bir noktada çökecekti.

Fırtına Öncesi

Büyük kazalar bağırarak gelmez.
Fısıltıyla yaklaşır.
Ve o fısıltılar, Omertà ile susturulursa
geriye sadece gürültü kalır.

Emre, vardiya sonunda makinenin başında durdu.
Koruyucu kapağa baktı.
Saatine baktı.

Ve karar verdi.

Yakınsamanın Hızı

İnsan arazisi, uzun süre ihmal edildiğinde bir anda çökmez.
Önce eğilir.
Sonra aynı yöne doğru akmaya başlar.
Ve sonunda, herkes aynı noktada durduğunu fark eder;
ama artık geri dönmek için geçtir.

Sessizlik Normalleşirken

Anonim ramak kala kutusu hâlâ boştu.

Ayşe, her sabah o kutunun kapağını açarken içini kaplayan hissi tarif edemiyordu.
Bu, rahatlatıcı bir sessizlik değildi.
Bu, öğrenilmiş bir suskunluktu.

Ayşe (kendi kendine):
— Bu kadar büyük bir işletmede bir haftada tek bir ramak kala olmaz mı?

Cevabı biliyordu.
Oluyordu.
Ama yazılmıyordu.

Omertà’nın Kurumsallaşması

Omertà, bu noktada artık bireysel bir refleks olmaktan çıkmıştı.
Bir kültüre dönüşüyordu.

Hasan Usta, vardiya değişiminde gençlere konuşuyordu:

Hasan:
— Bakın çocuklar… işinizi yapın, kafanızı eğin.
— Gereksiz şeyleri büyütmeyin.

Gençlerden biri çekinerek sordu:

— Ama usta, bir şey olursa?

Hasan durdu.
Bir an sustu.

Hasan:
— Bir şey olursa zaten görürler.

Bu cümle, Omertà’nın en sade hâlidir.
“Görülmesi gereken, zaten görülür.”

Böylece sorumluluk, sessizliğin içine gömülür.

Yönetsel Honey Trap (Bal Tuzağı)

Selim’in masasının üzerinde yeni bir tablo vardı.
“Verimlilik Endeksi”.

Toplantıda konuştu:

Selim:
— Arkadaşlar, artık vardiya bazlı hız ölçümü yapacağız.
— En hızlı hatlar örnek gösterilecek.

Ayşe hemen araya girdi:

Ayşe:
— Güvenlik göstergeleri de bu tabloda olacak mı?

Selim kısa bir duraksamadan sonra:

Selim:
— Onlar zaten ayrı raporlarda var.

İşte bal tuzağı tam burada kurulur.
Güvenlik, “ayrı” bir yerde tutulur.
Üretim ise “esas” yerde.

Bu açık bir talimat değildi.
Ama güçlü bir yönlendirmeydi.

Emre bunu net biçimde anladı.

Emre’nin İçindeki Tartışma

Emre, pres makinesinin başında çalışırken düşünüyordu:

“Ben hızlıyım.
Usta benden memnun.
Müdür de hızdan bahsediyor.

Eğer şimdi kapakla uğraşırsam…

Zaten bugüne kadar bir şey olmadı.”

Bu, bilgisizlik değildi.
Bu, yakınsamış bir insan arazisinin ürettiği rasyonel bir karardı.

İşyeri Hekiminin İkinci Alarmı

Dr. Kemal, aylık değerlendirme raporunu yazarken çalışanların revir başvurularındaki bazı veriler dikkatini çekti:

  • El kesikleri artmıştı.
  • Kas zorlanmaları yükselmişti.
  • Refleks kazaları çoğalmıştı.

Ama resmî kayıtlarda kaza yoktu.

Dr. Kemal, Selim’le konuşmak istedi.

Dr. Kemal:
— Selim Bey, burada bir çelişki var.

Selim:
— Nasıl yani?

Dr. Kemal:
— Kaza yok ama vücutlar yıpranıyor.
— Bu genelde hız baskısının göstergesidir.

Selim hafifçe gülümsedi:

Selim:
— Hocam, üretim olan yerde biraz yıpranma normal.

İşte bu noktada, tıbbi gözlem ile yönetsel bakış ayrışır.
Biri bedeni okur.
Diğeri istatistikleri – rakamları.

Ayşe’nin Honeypot Denemesi

Ayşe pes etmedi.

Yeni bir uygulama başlattı:
“Davranış Gözlem Günleri”.

Amaç:
Ceza yok, not yok, sadece gözlem.

Sahaya indiğinde şunu fark etti:

  • Gözlemlendiğini bilen herkes kurallara uyuyordu.
  • Gözlem bitince eski davranış geri geliyordu.

Ayşe not aldı:

“Davranış, denetim anında değil; baskı altında şekilleniyor.”

Bu bir başarısızlık değildi.
Bu bir veri idi.

Ama yönetim bu veriyi istemiyordu.

İnsan Arazisi Yakınsamasının Haritası

Ayşe, bir akşam rapor yazarken bir şema çizdi:

  • Üretim hedefi
  • Sessizlik kültürü
  • Ödüllendirme sistemi
  • Görmezden gelinen küçük ihlaller

Hepsi aynı noktaya ok çiziyordu.

O noktanın adı şuydu:

“Kaçınılmaz Büyük Olay”

Usta–Uzman Gerilimi

Hasan Usta, Ayşe’yi kenara çekti.

Hasan:
— Ayşe Hanım, çok yazıyorsun.

Ayşe:
— Yazmazsam görevimi yapmamış olurum.

Hasan sesini alçalttı:

Hasan:
— Bak, bu insanlar burada ekmek yiyor.
— Bir şey olursa herkes zarar görür.

Ayşe’nin cevabı netti:

Ayşe:
— Bir şey olursa, zaten herkes zarar görecek.

Bu diyalog, İSG tarihinin en eski çatışmasını anlatır:
Bugünün huzuru mu, yarının güvenliği mi?

Yönetim Katında Kör Nokta

Murat Bey, bir yatırımcı görüşmesine hazırlanıyordu.

— Kaza oranlarımız çok iyi.

Selim ekledi:

— İSG sistemi oturmuş durumda.

Ayşe o toplantıya davet edilmedi.

İnsan arazisi yakınsaması, sadece sahada olmaz.
Yönetim katı da aynı yöne eğilir.

Çünkü herkes aynı veriye bakar.
Ama kimse görünmeyeni sormaz.

Emre ve Son Eşik

Gece vardiyasıydı.
Yorgunluk vardı.
Baskı vardı.

Emre’nin makinesi diğerlerinden biraz geride kalmıştı.

Hasan seslendi:

Hasan:
— Hadi Emre, biraz hızlanalım.

Emre kapağa baktı.
Sonra saate.

İçinden geçen cümle, bu bölümün özeti gibiydi:

“Bir kereden bir şey olmaz.”

İş kazalarının en tehlikeli cümlesi budur.
Çünkü bu cümle, sistemin ürettiği bir sonuçtur.

Tek bir çalışanın hatası değildir.

Emre, kapağı tam kapatmadan devam etti.

İnsan arazisi artık tamamen yakınsamıştı.

Çalışan susuyordu.
Uzman uyarıyordu ama duyulmuyordu.
Hekim görüyordu ama raporlanmıyordu.
Yönetim tabloya bakıyordu.

Ve makine…
makine sadece bekliyordu.

Çöküş aniden olmaz. Aniden olan sadece sestir.

O sesten önce; kararlar vardır, suskunluklar vardır, görmezden gelinen küçük işaretler vardır.

Ve hepsi, tek bir saniyede birleşir.

Gece vardiyası sabaha yaklaşırken yorgundu.
İnsan arazisinin en kırılgan olduğu saatlerdi bunlar.

Emre, pres hattında üçüncü saatini doldurmuştu.
Makinenin ritmi tanıdıktı.
Hız artmıştı.
Koruyucu kapak yine yarı açıktı.

Bu artık bir ihlal değildi.
Bu, normalleşmiş bir davranıştı.

En tehlikeli risk, normal kabul edilendir.

03:42

Pres kalıbında küçük bir sıkışma oldu.
Bu, daha önce defalarca yaşanmıştı.

Emre refleksle makineyi durdurdu.
Ama tamamen değil.

İç sesi:

“Hızlıca açarsam vakit kaybetmem.”

03:43

Eldivenli eliyle kalıbı kontrol etti.
Kapak tam kapalı değildi.
Ama bugüne kadar bir şey olmamıştı.

03:44

Makine, otomatik döngüye geri girdi.

Ve o an…

Metal, metalin içine girdi.
Pres kapandı.

Emre’nin çığlığı, makinenin sesine karıştı.

İş kazaları genellikle gürültülüdür.
Ama o gürültü, yılların sessizliğinin sonucudur.

Hasan Usta ilk koşanlardan oldu.

Hasan (bağırarak):
— Durdurun! Durdurun makineyi!

Acil durdurma basıldı.
Ama artık çok geçti.

Emre yere çökmüştü.
Eli… artık yoktu.

O an, herkes sustu.

Bu, Omertà’nın son anıydı.

Omertà, kaza olana kadar güçlüdür.
Kazadan sonra kırılır.

Ama bedeli ağırdır.

İlk yardımcı olay yerine geldiğinde, tabloyu tek bakışta okudu.

İlk yardımcı (içinden):
— ”Bu bir anlık mesele değil” dedi.

Ambulans çağrıldı.
İlk müdahale yapıldı.

Herkes şunu biliyordu:

“Bu el, sadece bir presin sonucu değil.”

Ayşe sabah karşı gelen telefonla uyandı ve çağrıyı aldığı gibi fabrikaya – sahaya yola çıktı.

Makine.
Kapak.
Kan.

Ayşe, defterindeki notları hatırladı:

  • Açık kapak
  • Hız baskısı
  • Bildirilmeyen ramak kalalar

Ayşe (fısıldayarak):
— Biz bunu biliyorduk.

İSG profesyonellerinin en ağır yükü budur:

“Biliyordum” cümlesi.

Murat Bey sabah işletmeye geldiğinde üretim durmuştu.

Selim solgundu.

Murat Bey:
— Nasıl oldu bu?

Selim cevap veremedi.

Ayşe konuştu:

Ayşe:
— Bu tek bir hatanın sonucu değil.
— Bu, sistemin sonucu.

Murat Bey sertleşti:

— Kurallar vardı!

Ayşe sakindi:

— Ama bal tuzakları da vardı.

Bu kazanın sebepleri şunlardı:

  1. İnsan arazisi yakınsaması:
    Tüm rollerin hız ve sessizlik ekseninde birleşmesi.
  2. Honey trap:
    Üretim ve hızın ödüllendirilmesi, güvenliğin ikinci plana itilmesi.
  3. Omertà:
    Ramak kalaların bilinmesine rağmen konuşulmaması.
  4. Honeypotun çalışmaması:
    Güvensizliği çekmesi gereken sistemlerin, kültür nedeniyle boş kalması.
  5. Yönetim körlüğü:
    Raporlara bakıp davranışları görememek.

Bu zincirin hiçbir halkası tek başına yeterli değildi.
Ama birlikte… yıkıcıydı.

Müfettişler geldi.

Sordu:

— Koruyucu neden devre dışıydı?

Hasan sustu.
Emre konuşamıyordu.
Selim kaçamak cevap verdi.

Ayşe dosyaları sundu.
Notları.
Uyarıları.

Belgeler vardı.
Ama davranış yoktu.

Ya da daha doğrusu:
davranış belgelerden farklıydı.

Omertà’nın Çözülmesi

Kazadan sonra konuşmalar başladı.

Genç bir çalışan:
— Ben de birkaç kez kapak açık çalıştım.

Bir başkası:
— Hız baskısı vardı.

Hasan başını öne eğdi:

Hasan:
— Ben sustum.

Omertà, en çok kazadan sonra konuşur.
Ama artık iş işten geçmiştir.

Honeypotun Geç Kalmış Başarısı

Anonim ramak kala kutusu, kazadan sonra doldu.

Ayşe acı bir tebessümle baktı:

Ayşe:
— Keşke bu kâğıtlar dün yazılsaydı.

Honeypotlar, ancak bal tuzakları kaldırıldığında çalışır.

Aksi hâlde, mezarlık sessizliği üretir.

Emre aylarca rehabilitasyon gördü.
Bir daha pres başına dönemedi.

İşletme için istatistikti.
Ailesi için hayattı.

Dr. Kemal, raporuna şu cümleyi yazdı:

“Bu kaza önlenebilirdi.”

Ama bu cümle artık bir sonuçtu, önlem değil.

Murat Bey, Ayşe ve Dr. Kemal’i çağırdı.

Murat Bey:
— Nerede hata yaptık?

Ayşe netti:

Ayşe:
— Hataları bireylerde aradık.
— Oysa sorun sistemdeydi.

Dr. Kemal ekledi:

Dr. Kemal:
— İnsan arazisini okumadık.

Sessizlik oldu.

Bu kez öğretici bir sessizlikti.

Bu hikâye, tek bir işletmenin değil.

Bu hikâye;
sessizliğin ödüllendirildiği,
hızın kutsandığı,
güvenliğin evraka sıkıştırıldığı
her yerin hikâyesidir.

İş kazaları, aniden olmaz.

Önce insan arazisi yakınsar.
Sonra Omertà konuşur.
Bal tuzakları çalışır.
Honeypotlar boş kalır.

Ve en sonunda…
metal bir ele, bir kola, bir hayata kapanır.

Dr. Mustafa KEBAT

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Yukarıda yer alan hikaye firmalarımız Tetkik OSGB – Tetkik Danışmanlık tarafından sosyal sorumluluğumuz olan çalışanlarımız bilgilendirmek maksadı ile yayınlanmıştır.

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz. Varsa hatalarımızı bildirmeniz daha faydalı olmamıza desteğiniz bizim için çok değerli.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Hafta 1 – Jung’un Zihin Haritası : Bilinç, Kişisel Bilinçdışı, Kolektif Bilinçdışı, Arketipler

1) Neden Jung? Neden Arketipler?

Jung’un derdi “insanı bir bütün olarak anlamak”tı. Yalnızca bastırılmış anılarla değil; mitlerle, masallarla, dinî sembollerle, yani insanlığın ortak hikâyeleriyle de ilgilendi. Çünkü rüyalarımızda, yaratıcı anlarımızda, kriz anlarında aynı temalara döneriz: kahramanlık, sınav, yolculuk, bilge, anne, gölge… Bunlar “tesadüfi motifler” değil; Jung’a göre hepimizin ruhunda var olan arketipik kalıpların yüzeye çıkışlarıdır.

Türkçe konuşalım: Anadolu’da bir nine “rüyamda yılan gördüm” deyince, Amazon’daki yerlide de benzer korku ve anlamlar tetiklenebiliyor. Bu yalnızca kültür meselesi değil; insan olmanın ortak hafızasıyla ilgili.

Bugün şu temel taşları yerli yerine koyacağız:

  • Bilinç: Şu anda farkında oldukların (düşünce, duygu, algı).
  • Kişisel bilinçdışı: Hayatın boyunca biriktirdiğin ama unutulmuş/bastırılmış içerikler.
  • Kolektif bilinçdışı: Türün olarak insanlıktan miras aldığın evrensel imgeler/değerler.
  • Arketipler: Kolektif bilinçdışındaki kalıplar (Kahraman, Gölge, Ana, Bilge, Çocuk vb.).
  • Persona: Sosyal masken; topluma sunduğun “ben”.
  • Gölge: Görmek istemediğin, bastırdığın yönlerin (kıskançlık, öfke vb.).
  • Anima/Animus: Ruhun karşıt cins ilkesine dair içsel imgesi (erkekte dişil, kadında eril nitelikler).
  • Benlik (Self): Ruhun merkezî bütünlüğü; parçaların uyumla birleşmiş hâli.

Hedefim: Bu yılın sonunda kendi “arketip haritanızı” çıkarabilmeniz ve günlük hayatta hangi arketipi ne zaman, nasıl yaşattığınızı görebilmeniz.

2) Bilinç: Buzdağının Üstü

Bilinç, gün ışığında görebildiğin alan. Şu anda bu metni okuman, odanın ısısını fark etmen, kafanda kurduğun iç konuşma… Hepsi bilinç düzeyinde.

Bilinç:

  • Sınırlıdır (aynı anda her şeyi fark edemezsin).
  • Seçicidir (odaklandığın şeyi büyütür, diğerlerini kısar).
  • Kişisel tarihinden ve kültüründen etkilenir.

Bunu bir bahçe gibi düşün: Bilinç, gözünün önündeki çiçekler. Ama toprağın altındaki tohumlar (bilinçdışı) çiçeklerin niteliğini belirler.

3) Kişisel Bilinçdışı: Senin Arşivin

Kişisel bilinçdışı, senin yaşamın boyunca biriktirdiğin ve şu anda bilinçte olmayan içeriklerdir:

  • Unutulmuş anılar (çocuklukta taşların üstünden atlarken düştüğün gün)
  • Bastırılmış duygular (kızgınlıklarını söyleyemediğin için için biriktirdiğin anlar)
  • Gölge malzemesi (ayıpladığın ya da utandığın özellikler)

Günlük yaşam sinyalleri:

  • Birine “mantıksızca” sinirlenmen (aslında sende de olan özelliği onda görüp tetiklenmen)
  • Garip rüyalar, tekrar eden düşler
  • Belli bir kişiden anormal etkilenme (pozitif ya da negatif “aşırı” tepkiler)

Kişisel bilinçdışı kişiye özeldir; ama dili semboliktir. Korkunu rüyanda bir “köpek” olarak görmen gibi: köpek senin için sadakat/travma gibi kişisel anlamlar taşıyabilir.

4) Kolektif Bilinçdışı: Ortak Kütüphane

Jung’un devrimsel fikri: Kolektif bilinçdışı. İnsan türünün ortak geçmişinden gelen bir psişik kütüphane. Burada kayıtlı olanlar arketiplerdir.

Bu, “genetikmiş gibi” birebir kalıtım değil; ama türün ortak deneyimleri sanki bir dil gibi içimize işlemiştir. Nasıl doğar doğmaz konuşmuyoruz ama dil öğrenmeye hazır doğuyoruz; arketipler de imge üretmeye hazır kalıplar gibidir.

Örnek “uyanmalar”:

  • Masallar farklı coğrafyalarda benzer yapıdadır (kötü üvey anne, bilge dede, yola çıkan kahraman).
  • Kriz anlarında benzer tepkiler veririz (kurtarıcı bekleme, kahramana tapınma, günah keçisi arama).
  • Rüyalarımızda ortak semboller (yılan, sel, uçurum, yolculuk) tekrarlar.

5) Arketip: İlk Model

Arketip, kolektif bilinçdışındaki formdur; fakat içerik kazandığında (rüyanda, masalda, filmde) imgelere dönüşür. Yani arketiplerin kendisi görülmez; yüzeye vurdukları imgeler görülür.

Başlıcaları:

  • Kahraman: Sınav, cesaret, fedakârlık, yolculuk.
  • Gölge: Karanlık yan; bastırılan dürtüler, yüzleşilmesi gerekenler.
  • Ana (Büyük Anne): Besleyen, sarmalayan; ama bazen boğucu da olabilir.
  • Baba: Kural, düzen, yasa; bazen sert otorite.
  • Bilge: Rehber, yol gösterici; bazen didaktik veya pasif.
  • Çocuk: Masumiyet, yeni doğuş, umut; bazen çocuksuluk.
  • Anima/Animus: İçsel karşı-cins ilkesi; duygusal/akli denge.
  • Benlik (Self): Bütünlüğün merkezi; “mandala” sembolüyle anlatılır.

Kural: Her arketip ikilidir (ışık–gölge). Biri “her zaman iyi” değildir. Örn. Ana arketipi şefkat verir ama aşırı olduğunda “boğucu” ana olur.

6) Persona: Sosyal Maske

Persona, toplum önünde taktığın maskedir. İşyerinde “ciddi uzman”, evde “şakacı ebeveyn”, sosyal medyada “mutlu influencer” personası… Persona uyum sağlar, ama aşırı olduğunda “sahiciliğini” kaybedersin.

Türk kültüründe “komşu ne der?” duygusu persona baskısını artırabilir. Denge, “maskeyi takmayı bilmek ama maskeyle özdeşleşmemektir.”

7) Gölge: Görmek İstemediğin

Gölge, “ben böyle biri olamam” deyip dışarı attığın (ya da atmaya çalıştığın) malzemeler.

Jung der ki: “Gölgesini tanımayan, gölgesini başkasına yansıtır.”
Pratik sinyal: “Asla tahammül edemem” dediğin özellikleri başkasında gördüğünde aşırı tepki veriyorsan, kendi gölgende o tohumlar olabilir.

Gölgeyle çalışmak, öz-eleştiri ve cesaret ister. Ama gölge entegre edildikçe enerji serbest kalır: yaratıcılık artar, ilişkiler olgunlaşır.

8) Anima/Animus: İçsel Denge
  • Anima: Erkek ruhunun dişil imgesi (empati, sezgi, duygusal derinlik vb.).
  • Animus: Kadın ruhunun eril imgesi (mantık, analitik düşünce, kararlılık vb.).

Bu, “cinsiyet rolleri” değil; psişik ilkeler. Ama kültür bu ilkeleri şartlandırır. Dengeye geldiğinde yaratıcı üretkenlik artar; uçlara savrulduğunda ise ilişki kalıpların katılaşır (ör. idealize etme / değersizleştirme döngüleri).

9) Benlik (Self): Bütünlüğün Merkezi

Benlik, Jung’un sistemindeki en derin merkez. Ego (gündüz bilincin) bir “ada”ysa, Benlik bütün “okyanus”.

Amaç “Ego’yu yok etmek” değil; Ego’nun Benlik’le uyum kurması. Bu süreç “bireyleşme”dir (individuation): Parçaların barış yapar, iç düzen kurulur.

Mandalalar (daire içinde simetrik şekiller) Benlik’in görsel sembolleridir: “Merkez”e doğru toparlanma.

10) Bireyleşme: Kahramanın İç Yolculuğu

Bireyleşme:

  1. Farkındalık: Persona olduğunun farkına varmak, gölgeyle yüzleşmek.
  2. Entegrasyon: Anima/Animus’la barış, iç diyalog, kutupları dengelemek.
  3. Derinlik: Rüyalar, yaratıcı üretim, değerler sistemiyle bağ kurmak.
  4. Hizmet: Yalnız kendi egosu için değil, bütün için anlam üretmek.

Türk hikâyelerinde “yola çıkış–sınav–hediye–dönüş” motifi (Köroğlu, Dede Korkut) bireyleşmenin kültürel karşılığıdır.

11) Jung’u Günlük Hayata İndirmek
  • Rüyalar: Bir rüya defteri tut. Tekrarlayan sembollere bak (yol, köprü, su, yılan).
  • Projeksiyon: En çok kızdıran kişiler, sende hangi “yaraya” dokunuyor?
  • Yaratıcılık: Resim/şiir/çizimle içeriği dışa al; sembol kendi dilinin tercümanıdır.
  • Ritüel & Değer: Sadelik ritüelleri (gün sonu yazımı), kendi değerlerinle uyum denetimi.
  • Toplumsal okuma: Reklamlar, diziler; hangi arketipleri “pazarlıyor”?

12) Mini Vaka: İş Yerinde Persona–Gölge Çatışması

Bir yönetici toplantıda herkese “açık iletişim” çağrısı yapıyor (persona: demokrat). Ama içten içe eleştiriye tahammülsüz (gölge: kırılgan ego). Personel konuşunca sinirleniyor.
Çözüm: Kendi gölgesini tanıması, kontrol ihtiyacını fark etmesi, sınır–merhamet dengesini kurması.
Kazanç: Gerçek güven iklimi, yaratıcılığın artışı.

13) Duygusal İlk Yardım: Gölge Tetiklendiğinde
  1. Durdur: Tepki vermeden önce 90 saniye nefes.
  2. Adlandır: “Kıskançlık/utanç/öfke hissediyorum.”
  3. Merkez: Omuzları gevşet, nefesini karna indir.
  4. Anlam: Bana ne hatırlattı? Hangi ihtiyacım görünmedi?
  5. Eylem: Sınır koy, rica et, net ol; ama saldırma.

14) Bugünün Özeti
  • Arketipler “evrensel” ve “dinamik”; her birinin gölge yüzü var.
  • Persona hayatta lazım; ama maske ile özdeşleşirsen içten koparsın.
  • Gölgeyi tanımak cesaret ister; ama en büyük enerji orada saklı.
  • Anima/Animus dengesi, yaratıcılık ve ilişki kalitesini belirgin artırır.
  • Benlik, parçaların barıştığı merkez. Bireyleşme, bu merkeze yürüyüş.

Haftalık Ödeviniz

Önümüzdeki hafta pazara kadar bu haftanın konusunu ve aşağıda verdiğim ödevinizi her gün tekrar edin. Bu sayede konuyu içselleştirecek ve hayatınızın akışına adapte etmiş olacaksınız.

A) Defter Kur: “Arketip Defteri”
  • Defterinin ilk sayfasına üç çember çiz: Bilinç – Kişisel Bilinçdışı – Kolektif Bilinçdışı.
  • Gün içinde aklına gelen düşünce/duyguları bu üç çembere yerleştir:
    • Bilinç: “Bugün gerginim, sunum var.”
    • Kişisel Bilinçdışı (tahmin): “Eleştirilmekten korkuyorum; çocukken öğretmenim sınıfta utandırmıştı.”
    • Kolektif Bilinçdışı (sembol): “Rüyada sel gördüm → kontrol kaybı teması.”

B) Persona Tarama
  • Üç ortam seç: iş/okul, aile, sosyal medya.
  • Her biri için 3 cümle yaz:
    1. “Ben burada nasıl görünmek istiyorum?” (ideal persona)
    2. “Gerçekte nasıl davranıyorum?” (fiilî persona)
    3. “Aradaki fark?” (gerilim noktası)

Not: Farkı yargılamadan görmek en büyük kazanım.

C) Gölge İpucu
  • Son bir ayda aşırı tepki verdiğin 2 olayı yaz.
  • Her biri için şu 3 soruyu yanıtla:
    1. Karşıdakinde hangi özelliğe tahammül edemedim?
    2. Bu özellik bende nasıl (ve ne zaman) görülüyor olabilir?
    3. Ben bu özelliğin olumlu potansiyelini nasıl kullanabilirim? (örn. “inatçılık” → “azim”)

Dr. Mustafa KEBAT

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Bu sitede yer alan içerikler yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır. Paylaşılan bilgiler, bir hekim muayenesinin, tedavisinin veya profesyonel danışmanlığın yerini tutmaz. Buradaki bilgiler esas alınarak herhangi bir ilaç tedavisine başlanması, mevcut tedavinin değiştirilmesi ya da bırakılması uygun değildir.

Aynı şekilde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili içerikler, bir iş güvenliği uzmanı, mühendis veya teknik ekip tarafından yapılması gereken değerlendirme ve kararların yerine geçemez. Bu bilgiler temel alınarak saha risk değerlendirmesi yapılması ya da mevcut sistemin değiştirilmesi önerilmez.

Sitede herhangi bir yasa dışı ilan ya da yönlendirme yapılması amacı bulunmamaktadır. İçerikler, sadece farkındalık yaratmak ve bilinçlendirme sağlamak amacıyla sunulmuştur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Güvenlik Bütünlüğü Seviyesi (SIL) – Makinen Ne Kadar Güvenli?

Ne Zaman Durması Gerektiğini Bilen Bir Sistem Hayat Kurtarır

Arabanızın motoru ısındığında sizi uyaran gösterge lambası hiç yanmasaydı ne olurdu?

Belki motor yanar, belki de siz… İşte endüstride de makineler, prosesler, tanklar, vanalar ve daha nice karmaşık sistem için o “gösterge lambaları” kritik öneme sahiptir. Ama artık bu göstergeler sadece lamba değil – içlerinde yazılım, sensör, mantık sistemleri ve otomatik tepkiler barındıran güvenlik sistemleridir.

Bunların güvenilirliği ise artık bir tahmin işi değil. Bugün artık bu güvenlik sistemlerinin ne kadar sağlam, ne kadar hızlı ve ne kadar doğru çalıştığını ölçebiliyoruz. Bu ölçüme “Güvenlik Bütünlüğü Seviyesi” ya da kısaca SIL (Safety Integrity Level) deniyor.

⚙️ ⚙️ ⚙️
Endüstri 4.0 Döneminde Güvenlik Neye Dönüştü?

Yeni çağda makineler kendi aralarında konuşuyor. Büyük veri, Nesnelerin İnterneti (IoT) ve yapay zeka ile donatılan bu sistemlerde artık insan değil, algılayan – düşünen – karar veren makineler var.

Ama bu güzel tablo bir sorunla geliyor:
👉 “Makine bir hata yaparsa ne olur?”

İşte bu sorunun cevabı SIL (Safety Integrity Level – Güvenlik Bütünlüğü Seviyesi) kavramını doğuruyor.

📚 📚 📚
SIL Nedir? En Basit Tanımıyla…

“SIL, bir sistemin tehlike anında güvenli moda geçebilme başarısını gösteren güvenlik performansı puanıdır.”

Yani bir sistem “tehlike geldiğinde doğru tepki verebilecek mi?” sorusuna verilen teknik cevaptır.

Dört seviye vardır:

  • SIL 1: En temel
  • SIL 2: Orta düzey
  • SIL 3: Yüksek güvenlik
  • SIL 4: Uç nokta (nükleer gibi çok kritik alanlarda kullanılır)

Örnek:
Bir vananın kontrolü SIL 1 gerektirebilir, ama bir petrol rafinerisindeki acil durum kapatma sistemi için SIL 3 şarttır.

🧠 🧠 🧠
Bir Sistem Neden SIL Seviyesi Alır?

Çünkü bazı sistemler hata yaparsa sadece üretim değil, canlar ve çevre riske girer.

Örneğin:

  • Patlayıcı gaz içeren bir tankın emniyet vanası geç açılırsa?
  • Bir kimyasal reaksiyon fazla ısınırsa ama soğutucu sistem çalışmazsa?

İşte bu gibi senaryolarda, güvenlik fonksiyonu adı verilen otomatik savunma mekanizmaları devreye girer.

Ve bu savunmanın ne kadar güçlü, hızlı ve güvenilir olduğu SIL puanı ile ölçülür.

🔧 🔧 🔧
SIL Nasıl Ölçülür?

SIL seviyesi belirlemek için çeşitli yöntemler kullanılır.

En yaygın olanları şunlardır:

  1. Risk Matrisi:
    • Olasılık × Şiddet → Risk Skoru
    • Risk yüksekse → Daha yüksek SIL gerek
  2. LOPA (Koruma Katmanı Analizi):
    • Bir tehlike için kaç kat savunma (barikat) olduğuna bakılır.
    • Yetersizse, daha güvenilir sistem (yani daha yüksek SIL) gerekir.
  3. Risk Grafiği:
    • Tehlike sıklığı, insan etkisi ve kaçınılabilirliğe göre puanlama yapılır.

Synergi Plant gibi sistemler, özellikle bu analizleri dijital ortama taşır ve işletmelere kolay karar destek mekanizmaları sunar.

📖 📖 📖
Peki Bu “Fonksiyonel Güvenlik” Nedir?

Fonksiyonel güvenlik, makinelerin “doğru zamanda doğru işi yapması” ile ilgilidir. Sadece çalışması yetmez, gerektiğinde kendini koruyabilmesi gerekir.

Bu güvenliği sağlayan sistemlere de Güvenlik Enstrümanlı Sistemler (SIS) denir.

İçinde:

  • Sensörler (Durumu algılar)
  • Mantık birimi (Durumu analiz eder – örneğin bir PLC)
  • Aktüatörler (Tepki verir – örneğin bir vanayı kapatır)

bulunur.

🔍 🔍 🔍
SIL Nasıl Hesaplanır? (Teknik Meraklısına)

İki temel unsurla hesaplanır:

  1. Donanımsal Güvenlik (PFD):
    • Bir arızanın talep anında gerçekleşme olasılığıdır.
    • Ne kadar az, o kadar iyi.
  2. Sistematik Güvenlik:
    • Tasarım hataları, yazılım kusurları, yanlış mühendislik vb.
    • Bunlar rastgele değil, insan kaynaklı hatalardır.

SIL analizinde genellikle şu standartlar kullanılır:

🧩 🧩 🧩
IEC 61508 ve IEC 61511 Arasındaki Fark Nedir?
ÖzellikIEC 61508
TS EN 61508-1 – (2010)
IEC 61511
TS EN 61511-1 – (2018)
HedefTüm sektörlerProses (petrol, kimya vs.)
KapsamDonanım + yazılımProses ekipmanları
UygulamaGeliştirici firmalarSon kullanıcı ve tesis sahipleri
KullanımTemel standartTüretilmiş özel standart

IEC 61508 – TS EN 61508-1 – (2010), ana çatıdır. IEC 61511 TS EN 61511-1 – (2018) ise onun proses sektörüne uyarlanmış halidir.

🧭 🧭 🧭
“O Butona Bastığında Gerçekten Duracak mı?”

Günümüz endüstrisinde güvenlik artık sadece “çit çekmek, düğme koymak” değil. Artık makinelerin kendi kararlarını alıp tehlikeyi önlemesi gerekiyor.

Ve bu kararların ne kadar doğru, zamanında ve güvenilir olduğunu SIL “Güvenlik Bütünlüğü Seviyesi” ile ölçülüyor.

Bir fabrika ya da tesisin SIL “Güvenlik Bütünlüğü Seviyesi” düzeyi, sadece teknolojisinin değil, hayata verdiği değerin de göstergesidir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Masa Başı Çalışanlar İçin Kan Dolaşımında Denge Rehberi – 2

2. Kan Dolaşımı ve Masa Başı Çalışmanın Etkileri
2.1 Kan Dolaşımının Temel İşlevleri

Kan dolaşımı sistemi, insan vücudunun en karmaşık ve hayati işlevlerinden biridir. Kardiyovasküler sistem olarak da adlandırılan bu sistem; kalp, damarlar ve kan bileşenlerinden oluşur. Temel görevi, vücut dokularına oksijen ve besin taşımak, aynı zamanda metabolik atıkları uzaklaştırmaktır. Ancak bu işlev yalnızca besin taşımakla sınırlı değildir — kan dolaşımı; bağışıklık yanıtının düzenlenmesi, vücut ısısının kontrolü, hormon taşınımı ve hücre yenilenmesi gibi onlarca kritik süreci de yönetir.

Kan dolaşımı, iki ana sistemle işler:

  • Büyük (sistemik) dolaşım, kalpten çıkan oksijen açısından zengin kanı tüm vücut dokularına taşır.
  • Küçük (pulmoner) dolaşım, karbondioksit açısından zengin kanı akciğerlere taşıyarak oksijenlenmesini sağlar.

Kalp, bu sistemin merkezinde bir pompa görevi görür. Her kasılma ile yaklaşık 70 ml kanı vücuda pompalar. Ortalama bir yetişkinin kalbi günde 100.000 kez atar ve toplamda yaklaşık 7.500 litre kan dolaşımı sağlar. Bu süreç, hareket ve kas aktivitesiyle yakından ilişkilidir. Kaslar aktif olduğunda damarlar üzerinde “pompalama etkisi” oluşturur; bu da kanın kalbe dönüşünü kolaylaştırır.

Ne var ki, uzun süreli hareketsizlik — özellikle masa başında oturmak — bu fizyolojik dengeyi bozar. Damarlar üzerinde mekanik basınç artar, kaslar gevşer, venöz dönüş (kanın kalbe geri akışı) yavaşlar. Sonuçta kan göllenmesi, ödem, varis ve dolaşım bozuklukları ortaya çıkabilir.

Dolaşım sisteminin sağlıklı işleyebilmesi için, kas-iskelet sistemi ile sinir sistemi arasındaki koordinasyon da önemlidir. Uzun süreli statik postür, bu koordinasyonu zayıflatır; sinirsel uyarıların azalmasıyla damar genişlemesi daralması düzensiz hale gelir. Bu da periferik dokuların (örneğin ayak ve bacak kasları) yeterli oksijen alamamasına neden olur.

Sonuç olarak, kan dolaşımı sadece “kalbin pompalama gücü” değil, tüm vücudun hareketliliği, postürü, solunumu ve stres düzeyiyle etkileşim içinde olan dinamik bir süreçtir.

2.2 Uzun Süreli Oturmanın Fizyolojik Etkileri
2.2.1 Mekanik Basınç ve Damar Sıkışması

Masa başında oturmak, özellikle kalça, uyluk ve diz arkasında damarların üzerine sürekli bir basınç uygular. Bu durum, femoral ve popliteal venlerde (uyluk ve diz arkası toplardamarlarında) kan akış hızını azaltır. Yapılan çalışmalara göre, 90 dakika boyunca hareketsiz oturmak bile bacak venlerinde kan akışını %50 oranında düşürebilmektedir.
Bu azalma, kanın kalbe geri dönmesini zorlaştırır, alt ekstremitelerde göllenmeye neden olur. Gözle görülür biçimde ayak bileklerinde şişme, ağırlık hissi veya karıncalanma bu sürecin erken belirtileridir.

2.2.2 Kas Pompası Mekanizmasının Devre Dışı Kalması

Yürürken ya da ayakta dururken, bacak kasları düzenli olarak kasılıp gevşer. Bu kas hareketleri, damarlardaki kanın yukarı, kalbe doğru itilmesini sağlar; buna kas pompası mekanizması denir.
Ancak masa başı çalışmada bu mekanizma neredeyse tamamen devre dışı kalır. Uzun süre kasılmadan kalan kas dokusu, kanın yerçekimi etkisiyle aşağıda birikmesine yol açar. Özellikle ofis çalışanlarında gözlenen “ağır bacak sendromu” ve “yorgunluk ödemi” bu mekanizmanın zayıflamasının sonucudur.

2.2.3 Kalp Atım Hızı ve Oksijenlenme Dengesinin Bozulması

Uzun süre oturmak, kalp atım hızını düşürür ve oksijen tüketimini azaltır. Bunun sonucu olarak metabolik hız azalır. Dolaşım yavaşladığı için, dokulara taşınan oksijen miktarı da düşer. Bu durum uzun vadede damar elastikiyetini olumsuz etkiler.
Harvard Tıp Fakültesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, günlük 8 saatten fazla oturan bireylerde kardiyovasküler hastalık riski %20-40 oranında artmaktadır.

2.2.4 Venöz Yetmezlik ve Tromboz Riski

Dolaşım yavaşladığında, venöz basınç artar ve damar kapakçıkları görevini tam yapamaz hale gelir. Bu da kronik venöz yetmezliğe (varis, ödem, ağrı) neden olabilir.
Daha ciddi durumda ise “derin ven trombozu (DVT)” denilen pıhtılaşma riski ortaya çıkar. Bu pıhtılar akciğerlere taşınırsa pulmoner emboli gelişebilir — ki bu durum yaşamı tehdit eder.
Bu nedenle masa başı çalışanlarda, periyodik bacak hareketleri, kısa yürüyüşler veya ayakta çalışma alternatifleri hayati öneme sahiptir.

2.2.5 Sinir Sıkışması ve Dolaşım Etkileşimi

Dolaşım yavaşlaması yalnızca damar sistemiyle sınırlı değildir; sinir dokularını da etkiler. Özellikle siyatik sinir veya femoral sinir çevresinde biriken sıvılar ve ödem, sinir basısına neden olabilir. Bu da karıncalanma, uyuşma veya yanma hissi olarak kendini gösterir. Sinir basısı, kas hareketlerini etkileyerek dolaşımı daha da yavaşlatır. Böylece “dolaşım–sinir–kas” üçgeni içinde kısır bir döngü oluşur.

2.3 Dolaşım Bozukluklarının Belirtileri
2.3.1 Erken Belirtiler
  • Soğukluk ve karıncalanma: Uzun süre oturduktan sonra ayak veya parmaklarda üşüme hissi, dolaşım azalmasının ilk işaretidir.
  • Ağır bacak hissi: Kanın alt ekstremitelerde göllenmesi sonucu damar içi basınç artar, kaslarda yorgunluk ve ağırlık hissi oluşur.
  • Şişlik (ödem): Özellikle akşam saatlerinde ayak bileklerinde belirginleşir.
  • Renk değişimi: Ciltte solukluk veya morarma gözlenebilir; bu durum oksijenlenme eksikliğini gösterir.

2.3.2 Orta Düzey Belirtiler
  • Kramp ve ağrılar: Dolaşım azaldıkça kaslarda laktik asit birikir, bu da kramplara neden olur.
  • Varis damarları: Damar duvarı elastikiyetini kaybettiğinde yüzeyde kıvrımlı, belirgin damarlar ortaya çıkar.
  • Uyuşma ve duyu kaybı: Özellikle uzun oturma sonrası bacaklarda geçici hissizlik görülebilir.

2.3.3 İleri Belirtiler ve Komplikasyonlar
  • Derin ven trombozu (DVT): Bacaklarda sıcaklık artışı, ağrı, şişlik ve kızarma ile kendini gösterir.
  • Pulmoner emboli: Nefes darlığı, göğüs ağrısı ve ani çarpıntı ile seyreden acil bir durumdur.
  • Kronik venöz yetmezlik: Uzun süreli dolaşım yetersizliğinin sonucu olarak ciltte kalınlaşma, renk değişimi ve yara (ülser) oluşabilir.

2.3.4 Psikolojik ve Bilişsel Etkiler

Dolaşım bozuklukları yalnızca fiziksel değil, zihinsel performansı da etkiler.
Beyne yeterli oksijen gitmemesi sonucu:

  • Konsantrasyon düşer,
  • Baş ağrısı ve göz yorgunluğu artar,
  • Gün sonunda “bulanıklık hissi” oluşur.

Bu nedenle kan dolaşımı dengesi, sadece kalp-damar sağlığı değil, iş performansı ve bilişsel dayanıklılık açısından da kritik öneme sahiptir.

Türk İş Ortamına Uygun Kan Dolaşımı Destek Program
🕔 🕔 🕔
A. 5 Dakikalık Ofis Hareketleri (Her 60–90 Dakikada Bir Uygulanmalı)

Bu egzersizler, ofis alanında kimseyi rahatsız etmeden yapılabilecek, özel ekipman gerektirmeyen mikro hareketlerdir. Amaç, kas pompasını aktifleştirerek kanın kalbe dönüşünü hızlandırmak ve dolaşım tıkanıklıklarını önlemektir.

1. Ayak Pompası Egzersizi

Uygulama: Sandalyede otururken ayak parmaklarınızı yukarı kaldırın, sonra topuklarınızı yukarı kaldırın.
Süre: 1 dakika boyunca ritmik olarak 20–30 tekrar.
Etki: Alt ekstremite damarlarında kan akışını %25 oranında artırır.

2. Bacak Çekme ve Dairesel Hareket

Uygulama: Bir bacağınızı dizden bükerek gövdenize doğru çekin, 5 saniye tutun. Ardından bilek dairesi çizin.
Süre: Her bacak için 30 saniye.
Etki: Lenfatik akışı hızlandırır, kas içi sıvı dolaşımını dengeler.

3. Ofis İçi Mini Yürüyüş

Uygulama: Koridor boyunca 2–3 dakika tempolu yürüyün. Asansör yerine merdiven tercih edin.
Süre: 2–3 dakika.
Etki: Damar içi basıncı dengeler, kalp atım hızını %10–15 artırır.

4. Kalf (Baldır) Germe

Uygulama: Ayakta bir duvara ellerinizi koyun. Bir bacağınızı geriye alın, topuğu yerde tutarak baldır kasını hissedin.
Süre: Her bacak için 20 saniye.
Etki: Baldır kas pompasını aktive eder, venöz dönüşü kolaylaştırır.

5. Omuz ve Boyun Dairesi

Uygulama: Omuzlarınızı yukarı kaldırıp geriye çevirin, ardından öne doğru döndürün.
Süre: 1 dakika.
Etki: Üst gövde dolaşımını destekler, oksijenlenmeyi artırır.

6. Derin Nefes ve Göğüs Açma Egzersizi

Uygulama: Sandalyede dik oturun, derin nefes alın. Kollarınızı iki yana açın ve göğsü öne çıkarın.
Süre: 5 tekrar.
Etki: Akciğer kapasitesini artırır, kan oksijen düzeyini dengeler, kalp ritmini stabilize eder.

🪑 🪑 🪑
B. Ergonomi Rehberi: Kan Dolaşımı Odaklı Masa Düzeni

Türk ofislerinde sık görülen masa-sandalye dengesizlikleri, uzun vadede dolaşımı olumsuz etkiler.

Aşağıdaki öneriler, iş sağlığı standartları (ÇSGB-İSG Rehberleri ve ISO 9241-5 Ergonomi Standardı) dikkate alınarak hazırlanmıştır.

AlanÖneriAmaç
Oturma AçısıKalça-diz açısı 100–110° olmalı. Dizlerin masaya çarpmaması önemli.Femoral damar basısını azaltmak.
Ayak DesteğiAyak tabanı yere tam basmalı veya ayak sehpası kullanılmalı.Alt bacakta ödemi önlemek.
Sandalye YüksekliğiSandalye yüksekliği diz kapağı hizasında olmalı.Bacak kaslarının sıkışmasını önlemek.
Masa YüksekliğiDirsekler 90° açıyla masada olmalı.Omuz ve sırt kaslarını rahatlatmak.
Ekran YüksekliğiGöz hizasında, yaklaşık 50–70 cm mesafede.Boyun kaslarında dolaşım bozukluğunu önlemek.
Oturma SüresiMaksimum 45–60 dakika, sonra 3–5 dakika hareket.Venöz staz (kan göllenmesi) riskini azaltmak.
🧍 🧍 🧍
C. Günlük 3 Bölümlü “Dolaşım Dengesi Planı”

Türk iş ortamına uygun şekilde, ofis rutiniyle entegre olabilecek üç bölümlü hareket planı:

Sabah Başlangıcı (09:00 – 09:10)
  • 3 dk boyun ve omuz gevşetme
  • 2 dk derin nefes egzersizi
  • 5 dk ofis içinde yavaş tempolu yürüyüş

🩺 Amaç: Güne oksijenlenmiş ve uyarılmış bir dolaşım sistemiyle başlamak.

Öğle Arası (12:30 – 13:00)
  • 10 dk yürüyüş (yemek sonrası sindirim ve dolaşım desteği)
  • 3 dk ayak pompası ve bacak germe
  • 2 dk esneme ve omurga düzeltme

🥗 Amaç: Yemek sonrası durağanlığı azaltmak, damar elastikiyetini korumak.

Akşam Öncesi (16:00 – 16:10)
  • 2 dk ayakta baldır germe
  • 3 dk masa kenarı çömelme (squat benzeri)
  • 5 dk boyun, omuz, bilek rotasyonu

🧘 Amaç: Gün sonuna doğru kan basıncını ve zihinsel yorgunluğu dengelemek.

💡💡💡
D. Pratik Hatırlatıcılar (Ofis Gerçekliğine Uygun Küçük Dokunuşlar)
  1. “Hareket Hatırlatıcısı” kurun: Bilgisayarda veya telefonda her 60 dakikada bir alarm.
  2. Toplantılarda ayakta durun: 10 dakikalık toplantılar ayakta yapıldığında dolaşım %15 hızlanır.
  3. Sıvı alımını artırın: Her 30 dakikada bir yudum su → hem hidrasyon hem hareket bahanesi.
  4. Rahat ayakkabı tercih edin: Dolaşımı kısıtlamayan tabanlı modeller (ör. hafif ortopedik taban).
  5. Sıcak-soğuk farkını yönetin: Klimalı ofislerde alt ekstremiteler için ince termal çorap önerilir.
  6. Bacak bacak üstüne atmayın: Femoral damarlarda %70’e kadar basınç artışı yapar.
  7. Her fırsatta merdiven: 1 katlık merdiven bile dolaşım sistemine kısa egzersiz etkisi sağlar.
🧩 🧩 🧩
E. Türkiye’deki İş Sağlığı Standartlarıyla Uyum

Bu rehberde yer alan öneriler:

  • T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın İşyeri Sağlık Gözetimi Rehberi (2022),
  • Sağlık Bakanlığı “Sağlıklı Yaşam Ofisi” önerileri,
  • ILO “Sedentary Work Hazards” raporu (2020),
  • ve WHO Global Workplace Health Promotion Framework ile uyumludur.
🔚🔚🔚
Ofis Hareketsizliği Bir Kader Değil, Bir Davet

Masa başı çalışma artık modern iş hayatının kaçınılmaz bir gerçeği, ancak dolaşım sağlığını korumak bireysel ve kurumsal farkındalıkla mümkündür.
Her 60 dakikada yapılacak 3 dakikalık bir hareket, uzun vadede kalp-damar sağlığı riskini %20’ye kadar azaltabilir.

Bu küçük hareketler, yalnızca kan dolaşımını değil; zihinsel berraklığı, verimliliği ve yaşam kalitesini de artırır.
Unutmayın:

“Kan dolaşımı, yaşamın akışıdır; hareket etmek, onu canlı tutmaktır.”

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Masa Başı Çalışanlar İçin Kan Dolaşımında Denge Rehberi yazı dizisinin tamamının Ana Başlıklar ve Ara Başlıkları aşağıdaki sıra ile yayınlanmıştır

1. Giriş – 02.01.2026
  • 1.1 Rehberin Amacı
  • 1.2 Hedef Kitle
  • 1.3 Kan Dolaşımı ve Masa Başı Çalışmanın Önemi

2. Kan Dolaşımı ve Masa Başı Çalışmanın Etkileri – 09.01.2026
  • 2.1 Kan Dolaşımının Temel İşlevleri
  • 2.2 Uzun Süreli Oturmanın Fizyolojik Etkileri
  • 2.3 Dolaşım Bozukluklarının Belirtileri

3. Günlük Alışkanlıklar ile Dolaşımı Destekleme – 16.01.2026
  • 3.1 Düzenli Molalar ve Hareket
  • 3.2 Ofis İçi Egzersizler
  • 3.3 Doğru Oturma ve Postür

4. Masada Kan Dolaşımını İyileştiren Uygulamalar – 23.02.2026
  • 4.1 Ayak ve Bacak Pozisyonları
  • 4.2 Masa ve Sandalye Yüksekliğinin Optimizasyonu
  • 4.3 Bilgisayar ve Monitör Düzeni

5. Beslenme ve Sıvı Alımı – 30.01.2026
  • 5.1 Dolaşımı Destekleyen Besinler
  • 5.2 Su Tüketimi ve Hidratasyon
  • 5.3 Kafein ve Alkolün Etkileri

6. Stres Yönetimi ve Dolaşım – 06.02.2026
  • 6.1 Stresin Kan Dolaşımına Etkisi
  • 6.2 Nefes Egzersizleri
  • 6.3 Kısa Meditasyon ve Rahatlama Teknikleri

7. Dolaşım Sorunlarının Erken Tespiti ve Önleme – 13.02.2026
  • 7.1 Yaygın Dolaşım Problemleri
  • 7.2 Evde ve Ofiste Basit Kontroller
  • 7.3 Profesyonel Destek Gerektiren Durumlar

8. Özet ve Pratik Öneriler – 20.02.2026
  • 8.1 Günlük Uygulama Planı
  • 8.2 Hatırlatıcı ve Motivasyon Önerileri
  • 8.3 Kaynaklar ve Ek Okuma

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Soğuk Algınlığı Kapınızı Çaldıysa…Haydi Soğuk Algınlığı İksiri yapalım

Bir sabah burnunuzu çekerek uyanıyorsanız, boğazınızda hafif bir gıcıklanma varsa ya da yorgunluk çökmüşse… evet, o meşhur düşman: Soğuk algınlığı yaklaşmış olabilir.

Lakin panik yok! Eczane raflarına koşmadan önce, mutfağınızda size yardımcı olabilecek doğal bir “sıcak kalkan” hazırlayabilirsiniz.

🤧 Soğuk algınlığı sadece kötü şans değildir; solunum sisteminizi iltihaplandıran viral bir enfeksiyondan kaynaklanır.

🌬 🌬 🌬
Soğuk Algınlığı Nedir?

Soğuk algınlığı; burun, boğaz ve bazen üst solunum yollarınızı etkileyen viral bir enfeksiyondur. 200’den fazla farklı virüs buna sebep olabilir. En yaygın suçlu: Rinovirüs.

Belirtiler genellikle şunlardır:

  • Burun akıntısı ya da tıkanıklığı
  • Hafif ateş veya titreme
  • Boğazda yanma ve öksürük
  • Yorgunluk ve kas ağrıları
  • Hapşırık maratonu! 😪

Soğuk algınlığında bu belirtiler aslında kötü bir şey değildir — bağışıklık sisteminizin sizi savunduğunun göstergesidir! 👏

🧪 🧪 🧪
Neden Bu Karışım Gerçekten İşe Yarıyor?

Doğanın eczanesinden gelen bu malzemeler, Soğuk algınlığında sadece boğazı yumuşatmakla kalmaz; vücudunuzu mikroplara karşı savunmaya da hazırlar.

🌶 Zencefil

İçerdiği gingerol sayesinde güçlü bir anti-inflamatuardır. Vücudu içeriden ısıtarak hava yollarını açar, öksürüğü hafifletir.

🌿 Karanfil

Antiseptiktir, yani mikropları doğrudan hedef alır. Aynı zamanda boğazdaki sızlamaları hafifletir.

🌺 Ebegümeci

Yüksek C vitamini içerir, antioksidandır ve boğazınızı adeta bir şal gibi sarar. Soğuk algınlığı savaşçılarının gizli kahramanıdır.

🍋 Limon

C vitamini bombasıdır. Mukusu parçalar, toksinleri temizler. Aynı zamanda vücudu hafif alkalileştirerek bağışıklığı destekler.

🍯 Bal

Doğal antibiyotik! Hem tat verir hem de boğazdaki yangıyı sakinleştirir. Özellikle gece öksürüklerini azaltır.

🧄 Sarımsak

Allicin maddesi sayesinde virüs ve bakterilere karşı doğrudan savaşır. Tam bir “doğal antibiyotik”tir.

🍃 Nane

Sakinleştirici ve tazeleyici etkisiyle burun tıkanıklığını açar. Ayrıca mentol sayesinde solunumu kolaylaştırır.

🧉 🧉 🧉
Soğuk algınlığında Mucize Karışım – Tek Porsiyonluk Tarif

Malzemeler:

  • 1 su bardağı içme suyu
  • 1 tatlı kaşığı nane çayı
  • 1 çay kaşığı taze zencefil (rendelenmiş)
  • 2 adet bütün karanfil
  • 1 tatlı kaşığı kurutulmuş ebegümeci çiçeği
  • ½ limonun suyu
  • 1 tatlı kaşığı bal
  • ½ diş ezilmiş sarımsak (isteğe bağlı ama etkili!)

Hazırlanışı:

  1. Suyu kaynatın ve içine zencefili, karanfili, ebegümecini ve ezilmiş sarımsağı ekleyin.
  2. 5 dakika kadar hafif ateşte demleyin.
  3. Ocaktan alınca nane çayını ekleyin ve 2-3 dakika daha bekletin.
  4. Süzün. Ilıyınca içine bal ve limon suyunu ekleyin.
  5. Afiyetle, yavaş yavaş yudumlayarak için. Terleme başlarsa, bilin ki işe yarıyor! 😌
🌟 🌟 🌟
Bu Karışım Soğuk algınlığında Neleri Başarır?

✅ Burun tıkanıklığını açar
✅ Boğaz ağrısını hafifletir
✅ Vücut ısısını dengeler
✅ Bağışıklık sistemini hızla aktive eder
✅ Uykusuz geçen hastalık gecelerini rahatlatır
✅ Virüslerin çoğalmasını baskılar

☝️ ☝️ ☝️
Dikkat Edilmesi Gerekenler
  • Bu karışım doğal destekleyici bir içecektir. Soğuk algınlığı ilerlerse mutlaka bir hekime başvurun.
  • Alerjiniz olan bitkilere karşı dikkatli olun.
  • Sarımsak mide hassasiyeti olanlar için azaltılabilir.
📅 📅 📅
Ne Zaman İçilmeli?
  • En ideal zaman: Yatmadan 1-2 saat önce.
  • Günde 1 bardak, 3 gün üst üste içmek bağışıklık sisteminize doping etkisi yapabilir.
👩‍⚕️ 👩‍⚕️ 👩‍⚕️
Doğal Ama Etkili

Evet, eczanelerde hatta marketlerde pek çok şurup, draje ve pastil bulabilirsiniz ama doğanın bize sundukları da yıllardır işe yarıyor. Bu içecek, evinizin sıcaklığında, bedeninizin savaşçı hücrelerine destek verecek güçlü bir karışımdır. Hele bir de sıcak bir battaniye altında içiyorsanız, etkisi katlanır!

🌡 🌡 🌡

Unutmayın: Soğuk algınlığını – hastalığı tedavi etmek önemli, lakin daha önemlisi bağışıklık sisteminize destek olmak ve bedeninizi anlamaktır.

Kendinize şefkat gösterin, sıvı alın, dinlenin ve doğanın sunduğu bu küçük ama etkili reçeteyle vücudunuza minik bir zafer daha kazandırın. 💪🌿

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Bu sitede yer alan içerikler yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır. Paylaşılan bilgiler, bir hekim muayenesinin, tedavisinin veya profesyonel danışmanlığın yerini tutmaz. Buradaki bilgiler esas alınarak herhangi bir ilaç tedavisine başlanması, mevcut tedavinin değiştirilmesi ya da bırakılması uygun değildir.

Aynı şekilde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili içerikler, bir iş güvenliği uzmanı, mühendis veya teknik ekip tarafından yapılması gereken değerlendirme ve kararların yerine geçemez. Bu bilgiler temel alınarak saha risk değerlendirmesi yapılması ya da mevcut sistemin değiştirilmesi önerilmez.

Sitede herhangi bir yasa dışı ilan ya da yönlendirme yapılması amacı bulunmamaktadır. İçerikler, sadece farkındalık yaratmak ve bilinçlendirme sağlamak amacıyla sunulmuştur.

⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

İSG’de ”Honey Trap” dan ”Honeypot”lara

Görünürde Güvenli, Gerçekte Tehlikeli Sistemler ve Davranışsal Riskin Yönetimi

İş sağlığı ve güvenliği uygulamalarında riskler çoğu zaman açık, görünür ve teknik tehlikeler üzerinden ele alınır. Ancak sahada yaşanan kazalar ve meslek hastalıkları, risklerin önemli bir bölümünün gizli, dolaylı ve davranışsal olduğunu göstermektedir.

Bu makalemde sizlere, istihbarat ve siber güvenlik literatüründe kullanılan “Bal Tuzağı” (Honey Trap) ve “honeypot” (Bal Küpü) kavramlarını, iş sağlığı ve güvenliği perspektifinden yorumlayacağım.

Bal tuzağı, çalışanı veya yöneticiyi farkında olmadan riskli davranışa çeken örtülü teşvikleri; honeypot ise riskli davranışı bilinçli biçimde görünür kılmak ve erken uyarı üretmek için tasarlanmış sistemleri temsil etmektedir.

Sizleri; kazaların yalnızca kurallara uyulmamasından değil, yanlış ödüllendirme, sessizlik kültürü ve görünmeyen motivasyon tuzaklarından da kaynaklandığı gerçeği ile tanıştıracağım.

Görünmeyen Risk Alanları

İSG disiplininde uzun yıllar boyunca temel yaklaşım şuydu:
Tehlikeyi tanımla, riski değerlendir, kontrol tedbirini uygula.

Bu yaklaşım hâlâ geçerlidir. Lakin artık yeterli değildir.

Çünkü günümüz işyerlerinde kazaların önemli bir kısmı:

  • Talimat eksikliğinden değil,
  • Eğitim yetersizliğinden değil,
  • Teknik donanım yokluğundan değil,

yanlış teşvik edilen davranışlardan kaynaklanmaktadır.

Bu noktada şu soruyu sormak gerekir:

Bir çalışan, bildiği halde neden risk alır?
Bir yönetici, gördüğü halde neden görmezden gelir?

Bu soruların cevabı çoğu zaman açık bir ihlalde değil; bal tuzaklarında gizlidir.

Bal Tuzağı Kavramı – İSG’ye Uyarlandığım Bir Metafor

Bal tuzağı, istihbarat literatüründe bir hedefin zaafları üzerinden, farkında olmadan riskli veya kontrol edilebilir bir pozisyona çekilmesi anlamına gelir.

Buradaki kritik nokta şudur:

Hedef zorlanmaz.
Hedef kandırılmaz.
Hedef, kendi isteğiyle tuzağa girer.

İSG bağlamında bal tuzağı:

Çalışanı veya yöneticiyi, kısa vadeli kazançlar karşılığında uzun vadeli güvenlik risklerine sürükleyen görünmez teşvik mekanizmalarıdır.

Bu teşvikler çoğu zaman açık değildir.
Aksine, “iyi niyetli” görünür.

İSG’de Bal Tuzaklarının Türleri
Üretim Bal Tuzağı

En yaygın bal tuzağıdır.

  • Hedef baskısı
  • Termin zorunluluğu
  • Prim sistemi
  • Performans odaklı değerlendirme

Çalışan şu mesajı alır:

“İşi zamanında bitirirsen değerlisin.”

Bu mesajın görünmeyen devamı şudur:

“Nasıl bitirdiğin ikinci planda.”

Bu noktada çalışan, bilinçli olarak:

  • KKD’yi ihmal edebilir
  • Emniyet ekipmanını devre dışı bırakabilir
  • Güvensiz ama hızlı yöntemi seçebilir

Teknik olarak kural ihlali vardır.
Ama davranış, sistem tarafından ödüllendirilmiştir.

Bu, klasik bir bal tuzağıdır.

Sessizlik Bal Tuzağı

Sessizlik bal tuzağı, Omertà ile doğrudan ilişkilidir.

  • Risk bildirenin “sorun çıkaran” olarak etiketlenmesi
  • Ramak kala bildirenin sorgulanması
  • “Büyütmeyelim” kültürü

Çalışan şunu öğrenir:

“Konuşursam başım ağrır, susarsam işim yürür.”

Bu noktada sessizlik:

  • Etik bir sorun değil,
  • Rasyonel bir tercih

haline gelir.

İSG açısından bu, en tehlikeli bal tuzağıdır. Çünkü risk artık bilinmesine rağmen gizlenmektedir.

İstatistik Bal Tuzağı

Bir diğer kritik bal tuzağı, kazasız gün sayıları ve düşük kaza oranlarıdır.

  • “500 gündür kazasız”
  • “Bu yıl kaza sıfır”

Bu göstergeler, doğru kullanıldığında motive edicidir. Lakin yanlış kullanıldığında şu sonucu doğurur:

  • Kaza bildirilmez
  • Ramak kalalar gizlenir
  • Hafif yaralanmalar kayıt dışı bırakılır

Çünkü herkes bilir ki, “sıfır” bozulursa sistem rahatsız olur.

Bu durumda kaza yoktur ama risk vardır.
Ve risk büyüyerek birikir.

İSG Evrak Bal Tuzağı

Birçok işyerinde İSG, belge üzerinden yürütülür:

  • Eğitim formları
  • İmza listeleri
  • Talimatlar
  • Prosedürler

Evrak tamdır.
Ancak sahada davranış değişmemiştir.

Bu, yöneticiler için bir bal tuzağıdır:

“Her şey kağıt üzerinde düzgünse, sorun yoktur.”

Oysa bu, sahte güvenlik hissi üretir.

Bal Tuzaklarının Davranışsal Mekaniği

Bal tuzakları, insan psikolojisinin bazı temel özelliklerini kullanır:

  • Kısa vadeli ödüle yönelme
  • Otoriteye uyum
  • Grup normlarına bağlılık
  • Ceza–ödül dengesine hassasiyet

İSG eğitimleri çoğu zaman bilgi verir.
Ama bal tuzakları, motivasyonu şekillendirir.

Bu nedenle bilgiye rağmen risk alınır.

Honeypot Nedir ve İSG’ye Nasıl Uyarlanır?

Honeypot, siber güvenlikte saldırganı çekmek için bilerek zayıf gibi görünen ama kontrollü bir sistemdir. Amaç:

  • Davranışı gözlemlemek
  • Erken uyarı almak
  • Sistemin zayıf noktalarını görmek

İSG’de honeypot yaklaşımı şu anlama gelir:

Riskli davranışların ortaya çıkmasını beklemek yerine, bu davranışları görünür kılacak bilinçli izleme ve geri bildirim sistemleri kurmak.

Honeypot, bal tuzağının tersidir.
Bal tuzağı gizler.
Honeypot açığa çıkarır.

İSG’de Honeypot Sistemlerinin Uygulamaları
Ramak Kala Honeypotları

Ramak kala bildirimleri çoğu işyerinde çalışmaz.

Çünkü bildirim:

  • Sorguya yol açar
  • Suçlama doğurur
  • Zaman kaybı gibi görülür

Honeypot yaklaşımı burada şunu önerir:

  • Bildirimi anonimleştirmek
  • Bildirimi ödüllendirmek
  • Bildirim sonrası ceza değil, çözüm üretmek

Bu sayede sistem, gizli riskleri kendi kendine çekmeye başlar.

Davranış Gözlem Honeypotları

Klasik denetimler, çalışanın denetlendiğini bildiği anlara odaklanır.

Honeypot yaklaşımı ise:

  • Doğal davranışı
  • Rutin dışı anları
  • Yorgunluk ve baskı zamanlarını

izlemeyi hedefler.

Amaç ceza değil; örüntü tespitidir.

Yönetici Honeypotları

Sadece çalışanlar değil, yöneticiler de bal tuzaklarına düşer.

  • Üretim baskısı
  • Üst yönetim beklentisi
  • Raporlama stresi

Honeypot yaklaşımı, yöneticilerin:

  • Hangi durumda güvenliği geri plana ittiğini
  • Hangi göstergelere aşırı odaklandığını

analiz eder.

Bu, İSG’nin yukarıdan aşağıya değil; iki yönlü işlemesini sağlar.

Bal Tuzaklarından Honeypotlara Geçiş Neden Zor?

Çünkü bu geçiş:

  • Kontrol illüzyonunu bozar
  • Gerçek riskleri görünür kılar
  • Rahatsız edici veriler üretir

Birçok kurum şunu ister:

“Güvende olduğumuzu gösteren raporlar.”

Honeypotlar ise şunu üretir:

“Nerede güvensiz olduğumuzu gösteren veriler.”

Bu, kültürel bir dönüşüm gerektirir.

İSG Profesyonellerinin Rolü

Bu dönüşümde İş Güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi:

  • Denetçi değil, sistem tasarımcısı
  • Uyarıcı değil, davranış analisti
  • Evrak takipçisi değil, risk mimarı olmak zorundadır.

Bal tuzaklarını fark etmeyen bir İSG sistemi, kazayı sadece erteler.

Honeypot kurabilen bir İSG sistemi ise kazayı önceden görür.

Etik ve Hukuki Boyut

Honeypot yaklaşımı, doğru uygulanmazsa güvensizlik yaratabilir.

Bu nedenle:

  • Şeffaflık
  • Amaç açıklığı
  • Ceza değil öğrenme odaklılık

temel ilkeler olmalıdır.

Aksi halde honeypot, yeni bir bal tuzağına dönüşür.

İSG’de asıl sorun, riskin varlığı değil;
riskin nasıl teşvik edildiğidir.

Bal tuzakları:

  • Hızlı üretimi
  • Sessizliği
  • Görünürde başarıyı

ödüllendirir.

Honeypotlar ise:

  • Gerçek davranışı
  • Gizli riski
  • Sistem zaafını

ortaya çıkarır.

İş sağlığı ve güvenliğinin geleceği, daha fazla kuralda değil; daha akıllı sistemlerde yatmaktadır.

Temel gerçek şudur:

Kazalar, çoğu zaman ihmalden değil; fark edilmemiş bal tuzaklarından doğar.

Güvenlik ise, bu tuzakları bozup doğru yerlere honeypotlar kurabildiğimizde mümkün olur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Bir Elementin Üç Dünyası – Küçük Gençlere

Hatice öğretmen tahtaya büyük harflerle tek bir kelime yazdı:

DEMİR

Sınıfta bir anda hareketlilik başladı.

Tibet kalemini kaldırdı.
Elif yanındaki Asya’ya dönüp fısıldadı.
Çınar arka sıradan öne doğru eğildi.
Mila, defterine kocaman bir soru işareti çizdi.

Hatice öğretmen sınıfa baktı ve gülümsedi.

“Bu kelimeyi hepiniz tanıyorsunuz,” dedi.
“Evde, mutfakta, hastanede, okulda ve kitaplarda sık sık duyuyorsunuz. Ama bugün bu kelimenin gerçekten tek bir şeyi mi anlattığını birlikte sorgulayacağız.”

Defne Ebrar elini kaldırdı.

“Öğretmenim,” dedi, “annem bana kanımda demir eksikliği olduğunu söylediğinde, babam da inşaatta demirle çalışıyor. İkisi de aynı kelimeyi kullanıyor ama ikisi aynı şey olamaz gibi geliyor bana.”

Sınıfta bir sessizlik oldu.

Hatice öğretmen bu sessizliğin içinden gelen merakı çok iyi tanıyordu.

“İşte bugün tam olarak bunu konuşacağız,” dedi.
“Ama bu konu, sınıfta oturarak anlatılacak kadar küçük bir konu değil.”

Masasına doğru yürüdü, çekmecesini açtı ve küçük, eski görünümlü bir zil çıkardı.

Eylül fısıldadı:
“Bu zil çalındığında hep bir şeyler oluyor…”

Hatice öğretmen zili çaldı.

Zil sesi sınıfta yankılanırken hava titredi, duvarlar sanki nefes alıyormuş gibi dalgalandı ve pencereden içeri altın rengi bir ışık süzüldü.

Işığın içinden tanıdık bir siluet çıktı.

Uzun cüppesi, parlak gözleri ve elindeki asasıyla…

Sihirli Profesör.

“Merhaba meraklı beyinler,” dedi.
“Bugün bana oldukça ciddi bir soru sordunuz.”

Mehmet Atlas yerinden doğruldu.

“Öğretmenim,” dedi, “demir dediğimiz şey bir elementse, nasıl oluyor da bazen kanın içinde hayati bir görev yapıyor, bazen de paslanıp köprülerin üstünde duruyor?”

Profesörün gözleri parladı.

“Harika bir başlangıç,” dedi.
“Öyleyse sizi üç farklı dünyaya götürelim.”

Asasını yere vurdu.

Sınıf yavaşça küçülmeye başladı.
Sıralar uzaklaştı.
Tahta silindi.
Çocuklar kendilerini kırmızımsı, sıcak ve akışkan bir tünelin içinde buldular.

“Burası neresi?” diye sordu Zehra.

“Burası,” dedi Profesör, “insan vücudunun içi. Daha doğrusu, kan dolaşım sistemi.”

Etraflarında kırmızı renkli, yuvarlak hücreler akıyordu.

Ali hayranlıkla izledi.

“Bunlar alyuvarlar,” dedi. “Geçen yıl öğrenmiştik.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve şimdi onların içine bakacağız.”

Bir alyuvar yavaşladı, şeffaflaştı ve içi görünür hâle geldi.

Ortada karmaşık ama düzenli bir yapı vardı.

“Bu gördüğünüz,” dedi Profesör,
hemoglobin.”

Ege kaşlarını çattı.

“Bu kelimeyi duyuyorum ama tam olarak ne yaptığını kafamda canlandıramıyorum.”

Profesör alyuvarın içine biraz daha yaklaştı.

“Hemoglobin,” dedi,
“oksijen taşıyan bir proteindir. Ama tek başına çalışmaz.”

Asanın ucuyla küçük bir noktayı işaret etti.

“İşte bu küçük ama çok önemli nokta, demirdir.”

Mila şaşkınlıkla sordu:

“Bu kadar küçük bir şey nasıl bu kadar önemli olabilir?”

Profesör gülümsedi.

“Çünkü bu demir,” dedi,
“özel bir demirdir. Bu demir, elektron alışverişi yapabilen bir demirdir.”

Sınıfta sessizlik oldu.

Asya düşünerek konuştu:

“Elektron alışverişi yapabilmesi, onun oksijenle bağ kurabilmesini sağlıyor olabilir mi?”

Profesör başını salladı.

“Evet,” dedi.
“Ve şimdi çok önemli bir kelime öğreneceğiz.”

Asasını havaya kaldırdı.

Değerlik.

Çocukların bazıları kelimeyi defterine yazdı.

“Demir,” dedi Profesör,
“vücutta çoğunlukla iki hâlde bulunur: iki değerlikli demir (Fe²⁺) ve üç değerlikli demir (Fe³⁺).”

Defne Yaz merakla sordu:

“Bu artı işaretleri ne anlama geliyor?”

“Bu,” dedi Profesör,
“demirin kaç elektron verdiğini ya da alabildiğini gösterir.”

Çınar söze girdi:

“Yani bu demir, sabit bir şey değil; durumuna göre davranışı değişen bir madde.”

“Kesinlikle,” dedi Profesör.
“İşte bu yüzden vücuttaki demir, sıradan bir metal parçası değildir.”

Tam bu sırada Sihirli Profesör avucunda bir çivi belirdi.

“Soğuk, sert, gri bir çivi.”

Tibet hemen konuştu:

“İşte bu da demir.”

Profesör çiviyi alyuvarın yanına getirdi.

“Evet,” dedi.
“Ama bu demir, vücudun kullanabileceği bir demir değildir.”

Elif kaşlarını kaldırdı.

“Ama ikisi de Fe değil mi?”

“Kimyasal olarak evet,” dedi Profesör.
“Ama biyolojik olarak hayır.”

Çiviyi hafifçe vurdu.
Alyuvarın içindeki demir ise ışıldadı.

“Çivideki demir,” dedi,
“kristal yapılar hâlinde, büyük kümeler hâlindedir. Elektronlarını vücuda uygun şekilde veremez. Üstelik sindirim sistemi için yabancı ve tehlikelidir.”

Nilda ciddi bir sesle konuştu:

“Yani vücut, demirin adına değil, onun hangi hâlde olduğuna ve nasıl davrandığına bakıyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Vücut, kimya bilir.”

Hatice öğretmen çocuklara baktı.

“Bu yüzden,” dedi,
“demir eksikliği olan birine çivi yedirilmez.”

Sınıfta hafif bir gülüşme oldu ama mesaj çok netti.

Profesör sözünü tamamladı:

“Bugün şunu öğrendik:
Demir tek bir şey değildir.
Aynı element, farklı dünyalarda bambaşka roller oynar.”

Asasını tekrar yere vurdu.

“Bir sonraki yolculukta,” dedi,
“besinlerin içindeki demirin sindirimde nasıl değiştiğini, hangi değerlikte kana geçtiğini ve bağırsakların nasıl bir seçim yaptığına tanık olacağız.”

Çocuklar heyecanla birbirlerine baktı.

Hatice öğretmen tahtaya büyük harflerle tek bir kelime yazdı:

DEMİR

Sınıfta bir anda hareketlilik başladı.

Tibet kalemini kaldırdı.
Elif yanındaki Asya’ya dönüp fısıldadı.
Çınar arka sıradan öne doğru eğildi.
Mila, defterine kocaman bir soru işareti çizdi.

Hatice öğretmen sınıfa baktı ve gülümsedi.

“Bu kelimeyi hepiniz tanıyorsunuz,” dedi.
“Evde, mutfakta, hastanede, okulda ve kitaplarda sık sık duyuyorsunuz. Ama bugün bu kelimenin gerçekten tek bir şeyi mi anlattığını birlikte sorgulayacağız.”

Defne Ebrar elini kaldırdı.

“Öğretmenim,” dedi, “annem bana kanımda demir eksikliği olduğunu söylediğinde, babam da inşaatta demirle çalışıyor. İkisi de aynı kelimeyi kullanıyor ama ikisi aynı şey olamaz gibi geliyor bana.”

Sınıfta bir sessizlik oldu.

Hatice öğretmen bu sessizliğin içinden gelen merakı çok iyi tanıyordu.

“İşte bugün tam olarak bunu konuşacağız,” dedi.
“Ama bu konu, sınıfta oturarak anlatılacak kadar küçük bir konu değil.”

Masasına doğru yürüdü, çekmecesini açtı ve küçük, eski görünümlü bir zil çıkardı.

Eylül fısıldadı:
“Bu zil çalındığında bir şeyler oluyor…”

Hatice öğretmen zili çaldı.

Zil sesi sınıfta yankılanırken hava titredi, duvarlar sanki nefes alıyormuş gibi dalgalandı ve pencereden içeri altın rengi bir ışık süzüldü.

Işığın içinden tanıdık bir siluet çıktı.

Uzun cüppesi, parlak gözleri ve elindeki asasıyla…

Sihirli Profesör.

“Merhaba meraklı beyinler,” dedi.
“Bugün bana oldukça ciddi bir soru sordunuz.”

Mehmet Atlas yerinden doğruldu.

“Hocam,” dedi, “demir dediğimiz şey bir elementse, nasıl oluyor da bazen kanın içinde hayati bir görev yapıyor, bazen de paslanıp köprülerin üstünde duruyor?”

Profesörün gözleri parladı.

“Harika bir başlangıç,” dedi.
“Öyleyse sizi üç farklı dünyaya götürelim.”

Asasını yere vurdu.

Sınıf yavaşça küçülmeye başladı.
Sıralar uzaklaştı.
Tahta silindi.
Çocuklar kendilerini kırmızımsı, sıcak ve akışkan bir tünelin içinde buldular.

“Burası neresi?” diye sordu Zehra.

“Burası,” dedi Profesör, “insan vücudunun içi. Daha doğrusu, kan dolaşım sistemi.”

Etraflarında kırmızı renkli, yuvarlak hücreler akıyordu.

Ali hayranlıkla izledi.

“Bunlar alyuvarlar,” dedi. “Geçen yıl öğrenmiştik.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve şimdi onların içine bakacağız.”

Bir alyuvar yavaşladı, şeffaflaştı ve içi görünür hâle geldi.

Ortada karmaşık ama düzenli bir yapı vardı.

“Bu gördüğünüz,” dedi Profesör,
hemoglobin.”

Ege kaşlarını çattı.

“Bu kelimeyi duyuyorum ama tam olarak ne yaptığını kafamda canlandıramıyorum.”

Profesör alyuvarın içine biraz daha yaklaştı.

“Hemoglobin,” dedi,
“oksijen taşıyan bir proteindir. Ama tek başına çalışmaz.”

Asanın ucuyla küçük bir noktayı işaret etti.

“İşte bu küçük ama çok önemli nokta, demirdir.”

Mila şaşkınlıkla sordu:

“Bu kadar küçük bir şey nasıl bu kadar önemli olabilir?”

Profesör gülümsedi.

“Çünkü bu demir,” dedi,
“özel bir demirdir. Bu demir, elektron alışverişi yapabilen bir demirdir.”

Sınıfta sessizlik oldu.

Asya düşünerek konuştu:

“Elektron alışverişi yapabilmesi, onun oksijenle bağ kurabilmesini sağlıyor olabilir mi?”

Profesör başını salladı.

“Evet,” dedi.
“Ve şimdi çok önemli bir kelime öğreneceğiz.”

Asasını havaya kaldırdı.

Değerlik.

Çocukların bazıları kelimeyi defterine yazdı.

“Demir,” dedi Profesör,
“vücutta çoğunlukla iki hâlde bulunur: iki değerlikli demir (Fe²⁺) ve üç değerlikli demir (Fe³⁺).”

Defne Yaz merakla sordu:

“Bu artı işaretleri ne anlama geliyor?”

“Bu,” dedi Profesör,
“demirin kaç elektron verdiğini ya da alabildiğini gösterir.”

Çınar söze girdi:

“Yani bu demir, sabit bir şey değil; durumuna göre davranışı değişen bir madde.”

“Kesinlikle,” dedi Profesör.
“İşte bu yüzden vücuttaki demir, sıradan bir metal parçası değildir.”

Tam bu sırada Sihirli Profesör avucunda bir çivi belirdi.

“Soğuk, sert, gri bir çivi.”

Tibet hemen konuştu:

“İşte bu da demir.”

Profesör çiviyi alyuvarın yanına getirdi.

“Evet,” dedi.
“Ama bu demir, vücudun kullanabileceği bir demir değildir.”

Elif kaşlarını kaldırdı.

“Ama ikisi de Fe değil mi?”

“Kimyasal olarak evet,” dedi Profesör.
“Ama biyolojik olarak hayır.”

Çiviyi hafifçe vurdu.
Alyuvarın içindeki demir ise ışıldadı.

“Çivideki demir,” dedi,
“kristal yapılar hâlinde, büyük kümeler hâlindedir. Elektronlarını vücuda uygun şekilde veremez. Üstelik sindirim sistemi için yabancı ve tehlikelidir.”

Nilda ciddi bir sesle konuştu:

“Yani vücut, demirin adına değil, onun hangi hâlde olduğuna ve nasıl davrandığına bakıyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Vücut, kimya bilir.”

Hatice öğretmen çocuklara baktı.

“Bu yüzden,” dedi,
“demir eksikliği olan birine çivi yedirilmez.”

Sınıfta hafif bir gülüşme oldu ama mesaj çok netti.

Profesör sözünü tamamladı:

“Bugün şunu öğrendik:
Demir tek bir şey değildir.
Aynı element, farklı dünyalarda bambaşka roller oynar.”

Asasını tekrar yere vurdu.

“Bir sonraki yolculukta,” dedi,
“besinlerin içindeki demirin sindirimde nasıl değiştiğini, hangi değerlikte kana geçtiğini ve bağırsakların nasıl bir seçim yaptığına tanık olacağız.”

Çocuklar heyecanla birbirlerine baktı.

Bu sorunun cevabı artık sadece bir bilgi değil, bir yolculuktu.Bu sorunun cevabı artık sadece bir bilgi değil, bir yolculuktu.

Sihirli Profesör asasını yere vurduğunda etraflarındaki kırmızı akış yavaşladı, sonra tamamen durdu.
Alyuvarlar uzaklaştı, ortam karardı ve çocuklar kendilerini büyük, dalgalı duvarların arasında buldular.

Duvarlar sanki canlıydı.
Yavaşça kasılıyor, gevşiyor ve içlerinden buhar gibi bir sıcaklık yayılıyordu.

“Burası biraz ürkütücü,” dedi Mila, etrafına bakarken.

Hatice öğretmen sakin bir sesle konuştu:
“Burası ürkütücü değil, çok çalışkan bir yer.”

Sihirli Profesör başını salladı.

“Burası mide,” dedi.
“Demirin kaderinin ilk kez ciddi şekilde değiştiği yer.”

Eylül merakla sordu:
“Yani demir, yemeği ağzımıza aldığımız andan itibaren aynı kalmıyor mu?”

Profesör gülümsedi.

“Hayır,” dedi.
“Demir, mideye geldiğinde artık sadece bir ‘besin parçası’ değildir; kimyasal bir sürecin içine girer.”

Tam o sırada yukarıdan aşağıya doğru köpüklü bir sıvı aktı.
Keskin ama düzenli bir hareketi vardı.

“Bu da ne?” diye sordu Aziz.

“Bu,” dedi Profesör,
mide asidi. Daha bilimsel adıyla hidroklorik asit.”

Asya düşünceli bir sesle konuştu:
“Bu asit, yiyecekleri parçalıyor ama demir gibi bir elementi de etkileyebiliyor mu?”

“Evet,” dedi Profesör.
“Hem de çok önemli bir şekilde.”

Asasını salladı ve havada küçük semboller belirdi:

Fe³⁺ → Fe²⁺

Çocuklar dikkat kesildi.

“Hatırlayın,” dedi Profesör,
“demirin değerliklerinden bahsetmiştik.”

Defne Ebrar hemen konuştu:
“Üç değerlikli demir ve iki değerlikli demir.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Besinlerin içindeki demirin büyük bir kısmı mideye üç değerlikli (Fe³⁺) hâlde gelir.”

Tibet kaşlarını çattı.

“Peki bu kötü mü?”

“Tek başına kötü değil,” dedi Profesör.
“Ama bağırsaklar bu hâliyle demiri kolayca içeri alamaz.”

Çınar merakla sordu:
“Yani bağırsaklar seçici davranıyor ve demirin hangi değerlikte olduğuna bakıyor.”

“Kesinlikle,” dedi Profesör.
“İşte mide burada devreye girer.”

Mide duvarlarından bir ses yükseldi:

“Benim görevim sadece yemekleri eritmek değil,” dedi tok bir sesle.
“Ben demirin değerliğini de değiştiririm.”

Mila şaşkınlıkla etrafa baktı.

“Mideler konuşabiliyor mu?” diye fısıldadı.

Hatice öğretmen gülümsedi:
“Bugün her şey konuşabilir, yeter ki doğruyu söylesin.”

Profesör devam etti:

“Mide asidi, Fe³⁺ hâlindeki demirin bir elektron kazanmasını sağlar ve onu Fe²⁺ hâline dönüştürür.”

Ali düşünerek konuştu:
“Yani mide, demiri bağırsakların tanıyabileceği bir şekle sokuyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu olmadan demirin büyük bir kısmı vücuttan atılırdı.”

Tam o sırada farklı besin parçaları yanlarından geçti.

Bir et lifinin içinden gelen demir daha rahat görünüyordu.
Bir ıspanak parçasından gelen demir ise biraz daha karmaşıktı.

Zehra bunu fark etti.

“Etin içindeki demir sanki daha az uğraşıyormuş gibi duruyor,” dedi.

“Çok iyi gözlem,” dedi Profesör.
“Çünkü hayvansal besinlerdeki demir zaten heme yapısı içinde bulunur.”

Ege hemen sordu:
“Heme ne demek?”

Profesör durdu.

“Heme,” dedi,
“demirin, özel bir halka yapısının ortasında yer aldığı biyolojik bir pakettir.”

Asasını salladı, havada bir halka belirdi.

“Bu yapı,” dedi,
“demiri oksijen taşımaya uygun hâlde tutar.”

Mehmet Atlas dikkatle baktı.

“Yani hayvansal demirde demir zaten vücut için hazırlanmış bir hâlde geliyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu yüzden hayvansal demirin emilimi daha kolaydır.”

Mercan söze girdi:

“Peki bitkisel demir neden daha zor?”

Profesör ıspanak yaprağını işaret etti.

“Bitkilerdeki demir,” dedi,
“çoğunlukla Fe³⁺ hâlindedir ve etrafı başka maddelerle çevrilidir.”

Nilda ekledi:
“Yani demir adeta saklanmış gibi.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve mide asidi bu saklanmayı bozar.”

Bir portakal parçası sahneye girdi.

“Ben de yardım ediyorum,” dedi neşeli bir sesle.

“C vitamini,” dedi Hatice öğretmen.
“Onu tanıyoruz.”

Profesör başını salladı.

“C vitamini,” dedi,
“Fe³⁺’ü Fe²⁺’ye dönüştürmede mide asidinin en büyük destekçisidir.”

Defne Yaz düşünceli konuştu:

“O zaman ıspanakla birlikte limon ya da portakal yemek sadece bir alışkanlık değil, kimyasal bir destek.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu bilgi, mutfaktan laboratuvara uzanır.”

Mide yavaşça daraldı ve çocuklar aşağı doğru ilerledi.

“Şimdi,” dedi Profesör,
“ince bağırsağa giriyoruz.”

Etraf bir anda daha düzenli hâle geldi.
Duvarlar pürüzsüzdü ve üzerinde minik çıkıntılar vardı.

“Bunlar ne?” diye sordu Kıvanç.

“Bunlar villus,” dedi Profesör.
“Emilimi artıran yüzeyler.”

Bağırsak hücrelerinden biri öne çıktı.

“Ben,” dedi,
“demiri içeri alırım ama sadece doğru hâlde olursa.”

Asya hemen sordu:
“Yani Fe²⁺ hâlindeki demiri.”

“Evet,” dedi hücre.
“Fe³⁺ hâlindekini tanımam.”

Ela K dikkatle ekledi:

“Bu yüzden mide ve C vitamini çalışmazsa, demir bağırsaktan geçemez.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve şimdi çok önemli bir nokta daha var.”

Asasını kaldırdı.

“Demir, bağırsak hücresine girdikten sonra bile hemen kana geçmez.”

Çocuklar şaşkınlıkla baktı.

“Nasıl yani?” diye sordu Can.

“Demir,” dedi Profesör,
“önce hücrenin içinde ferritin adı verilen bir proteinle tutulabilir.”

Hatice öğretmen ekledi:

“Ferritin, vücudun geçici deposudur.”

Yaman düşünerek konuştu:

“Yani vücut, demiri hemen kullanmak zorunda değilse, onu güvenli bir yerde bekletiyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve ihtiyaca göre kana verir.”

Kana geçerken başka bir protein belirdi.

“Ben transferrinim,” dedi.
“Demiri kanda taşırım.”

Tibet gülümsedi.

“Demir hiç yalnız kalmıyor,” dedi.
“Hep bir taşıyıcısı var.”

Profesör başını salladı.

“Çünkü serbest demir tehlikelidir,” dedi.
“Kontrolsüz olursa hücrelere zarar verebilir.”

Hatice öğretmen sınıfa döndü.

“İşte çocuklar,” dedi,
“vücudumuz demiri hem çok ister hem de çok dikkatli taşır.”

Bağırsak geride kalırken çocuklar tekrar kırmızı akışın içine girdi.

Sihirli Profesör, “demirin fazlası ve eksikliği olduğunda neler yaşandığını ve neden bazen aynı besini yediğimiz hâlde farklı sonuçlar aldığımızı konuşma zamanı geldi.”

Çocuklar artık sadece meraklı değil, düşünceliydi.

Çünkü demir, basit bir madde olmaktan çıkmıştı.
Bir denge meselesine dönüşmüştü.

Kırmızı akış yeniden hızlandığında çocuklar artık bu ortamı yabancı hissetmiyordu.
Alyuvarlar etraflarından geçerken sanki onları tanıyormuş gibi selam veriyor, oksijen baloncukları düzenli bir şekilde taşınıyordu.

Ama bu kez bir şey farklıydı.

Bazı alyuvarlar güçlü ve parlakken, bazıları solgun görünüyordu.

Ege bunu ilk fark eden oldu.

“Bazıları sanki daha yorgun gibi,” dedi.
“Bu, az önce konuştuğumuz demirle ilgili olabilir mi?”

Sihirli Profesör durdu.

“Evet,” dedi.
“Şimdi demirin en zor ama en önemli kısmına geldik.”

Hatice öğretmen çocuklara döndü.

“Bir şeyi az bilmek sorun olabilir,” dedi.
“Ama fazla bilmek de bazen sorun yaratır. Demir tam olarak böyle bir maddedir.”

Mila şaşkınlıkla sordu:

“Yani demir hem eksik olunca hem fazla olunca sorun çıkarıyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve vücut bu yüzden demiri dengeleyerek yönetir.”

Asasını kaldırdı.
Ortaya büyük bir kontrol odası çıktı.

Gösterge panelleri, kapılar, sinyaller ve bekleyen proteinler vardı.

“Burası,” dedi Profesör,
“vücudun demir kontrol merkezi.”

Kapının önünde ciddi görünümlü bir protein duruyordu.

“Benim adım hepsidin,” dedi.
“Demirin girip girmeyeceğine karar veririm.”

Defne Ebrar dikkatle baktı.

“Yani sen bağırsaklara ‘al’ ya da ‘alma’ mı diyorsun?”

“Evet,” dedi hepsidin.
“Ve bu kararı rastgele vermem.”

Asya sordu:

“Nelere bakıyorsun?”

Hepsidin panelleri gösterdi.

“Vücuttaki toplam demir miktarına,” dedi.
“Yeni alyuvar yapımına,”
“Enfeksiyon olup olmadığına,”
“Büyüme hızına.”

Çınar şaşkınlıkla konuştu:

“Yani vücut hasta olunca bile demirle ilgili kararını değiştiriyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Çünkü bazı mikroplar demiri çok sever.”

Zehra hemen sordu:

“Yani vücut, mikroplar demiri kullanamasın diye onu saklıyor.”

“Evet,” dedi Hatice öğretmen.
“Bu yüzden bazı hastalıklarda demir düşük görünür ama aslında depolarda vardır.”

Bu sırada karaciğer yeniden ortaya çıktı.

“Ben,” dedi,
“demirin ana deposuyum.”

Mehmet Atlas düşünerek konuştu:

“Yani demir kan tahlilinde düşük çıkabilir ama karaciğerde saklı olabilir.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu yüzden tek bir ölçüm her zaman yeterli olmaz.”

Bir ekran açıldı.
Üzerinde farklı çocuk siluetleri vardı.

“Şimdi,” dedi Profesör,
“aynı yemeği yiyen ama farklı sonuç alan üç çocuğu inceleyelim.”

İlk siluet parladı.

“Bu çocuk hızlı büyüyor,” dedi Profesör.
“Vücudu daha fazla demir istiyor.”

İkinci siluet belirdi.

“Bu çocuk sık enfeksiyon geçiriyor,” dedi.
“Vücudu demiri saklıyor.”

Üçüncü siluet göründü.

“Bu çocuk yeterince demir alıyor ama fazla da alıyor.”

Kıvanç kaşlarını çattı.

“Yani aynı demir, farklı vücutlarda farklı davranıyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Çünkü demiri kullanan şey demirin kendisi değil, vücudun ihtiyacıdır.”

Bir alyuvar yanlarına yaklaştı.

“Demir eksik olunca,” dedi,
“ben küçülürüm, solgunlaşırım ve daha az oksijen taşırım.”

Tibet bunu duyunca sordu:

“O zaman kişi çabuk yorulur, değil mi?”

“Evet,” dedi alyuvar.
“Çünkü kaslara ve beyne yeterince oksijen gidemez.”

Ela Y ekledi:

“Bu da dikkat dağınıklığına ve öğrenme güçlüğüne yol açabilir.”

Hatice öğretmen başını salladı.

“Bu yüzden demir, çocuklar için özellikle önemlidir.”

Bu kez farklı bir tablo açıldı.

“Peki fazla olursa?” diye sordu Aziz.

Profesör ciddileşti.

“Fazla demir,” dedi,
“kontrolsüz kalırsa hücrelere zarar verir.”

Bir hücre karardı, duvarları zedelendi.

“Serbest demir,” dedi Profesör,
“oksijenle tehlikeli tepkimelere girer.”

Asya hemen bağlantı kurdu:

“Yani demir oksijen taşımada çok yararlı ama kontrolsüz olursa oksijenle zarar verebiliyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu yüzden transferrin ve ferritin gibi proteinler hayati önemdedir.”

Can merakla sordu:

“Peki insanlar neden kendi kendine demir ilacı almamalı?”

Hatice öğretmen yanıtladı:

“Çünkü vücudun ihtiyacından fazlası zarar verebilir ve bunu dışarıdan anlamak her zaman mümkün değildir.”

Hepsidin tekrar konuştu:

“Benim işimi karıştırırsanız,” dedi,
“denge bozulur.”

Çocuklar sessizleşti.

Bu sessizlik, bilginin yerine oturduğu bir sessizlikti.

Profesör yumuşak bir sesle devam etti:

“Şimdi artık şunu biliyorsunuz:
Demir bir elementtir ama vücutta bir sistem içinde çalışır.
Besinle gelir, mideyle değişir, bağırsakla seçilir, proteinlerle taşınır ve depolarla dengelenir.”

Eylül düşünceli konuştu:

“Yani demir, tek başına güçlü değil; doğru yerde ve doğru zamanda güçlü.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu cümle, bugünün özeti.”

Asasını kaldırdı.

“Bir dünya daha var,” dedi.
“Ve orada demir çok güçlüdür ama canlı değildir.”

Çocuklar birbirine baktı.

“İnşaatlardaki demir,” dedi Ege.

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve onun neden vücut için tamamen farklı bir anlam taşıdığını göreceğiz.”

Işıklar yeniden değişti.

Işık dağıldığında çocuklar bu kez sert bir zeminin üzerinde duruyordu.
Altlarında soğuk, gri ve düzgün bir yüzey vardı.
Hava metal kokuyordu.

Etraflarına baktıklarında dev kolonlar, kalın kirişler, birbirine kenetlenmiş çelik halatlar ve yukarı doğru uzanan bir iskelet gördüler.

“Burası bir bina,” dedi Atlas.
“Daha doğrusu binanın iskeleti.”

Sihirli Profesör başını salladı.

“Evet,” dedi.
“Burası insan yapımı demirin dünyası.”

Çınar yere eğildi, elini zemine yaklaştırdı.

“Soğuk,” dedi.
“Ve hiç canlı gibi hissettirmiyor.”

“Çünkü canlı değil,” dedi Profesör.
“Ama çok güçlü.”

Bir iş makinesi yanlarından geçti.
İçindeki demir parçalar birbirine tam uyumla çalışıyordu.

Mehmet Atlas merakla sordu:

“Bu kadar güçlü olan bir şey, neden vücudun içinde işe yaramıyor?”

Profesör durdu.

“Bu soru,” dedi,
“demirin neden her yerde aynı anlama gelmediğini anlamak için en önemli soru.”

Asasını kaldırdı.
Havada iki ayrı görüntü belirdi.

Birinde, kanın içindeki hemoglobin.
Diğerinde, çelikten bir kolon.

“İkisi de demir içeriyor,” dedi.
“Ama bu iki demir arasında düzen farkı var.”

Defne Ebrar dikkatle baktı.

“Yani fark, sadece demirin olması değil; nasıl bir düzen içinde olduğu.”

“Evet,” dedi Profesör.
“İnsan yapımı demir, çoğu zaman alaşım hâlindedir.”

Ege hemen sordu:

“Alaşım ne demek?”

Profesör yanıtladı:

“Alaşım, demirin karbon ve başka metallerle birlikte eritilip yeniden şekillendirilmiş hâlidir. Çelik bunun en bilinen örneğidir.”

Yaman düşünerek konuştu:

“Yani bu demir, bilerek sertleştirilmiş ve değişmiş bir demir.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve bu değişim onu binalar için harika, vücut için ise tamamen uygunsuz yapar.”

Bir kolonun yüzeyi yavaşça kahverengiye döndü.

“Bu da ne?” diye sordu Mila.

“Bu,” dedi Profesör,
“oksidasyon. Daha günlük adıyla paslanma.”

Asya hemen bağlantı kurdu:

“Bu da oksijenle ilgili.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Demir oksijenle elektron alışverişi yapar. Ama burada bu alışveriş kontrolsüzdür.”

Havada küçük bir şema belirdi.

Demir atomları, oksijenle birleşiyor ve düzensiz bir yapı oluşturuyordu.

“Bu dünyada,” dedi Profesör,
“demirin değerlik değiştirmesi canlı bir amaç için değildir. Sadece çevreyle tepkimeye girer.”

Zehra sordu:

“Vücutta ise bu değişim kontrollü.”

“Evet,” dedi Hatice öğretmen.
“Proteinler tarafından yönetiliyor.”

Profesör iki görüntüyü yan yana getirdi.

“Vücutta,” dedi,
“demirin değerliği işlev içindir.
İnşaatta ise dayanıklılık içindir.”

Bir işçi elindeki demir çubuğu bükmeye çalıştı ama başaramadı.

“Bu demirin görevi,” dedi Profesör,
“yük taşımak, ayakta durmak, direnmek.”

Ali düşündü.

“Vücutta ise demirin görevi yük taşımak ama bu yük oksijen.”

“Evet,” dedi Profesör.
“İkisi de taşıyıcı ama taşıdıkları şey farklı.”

Nilda bir an duraksadı.

“O zaman çividen gelen demirin vücutta işe yaramamasının sebebi, onun yanlış görev için üretilmiş olması.”

“Çok güzel ifade ettin,” dedi Profesör.
“Yanlış görev, yanlış ortam.”

Bir çivi yere düştü.
Profesör onu aldı.

“Bu çivideki demir,” dedi,
“büyük kristaller hâlinde, sıkı sıkıya bağlıdır. Mide asidi bunu çözemez. Bağırsak hücresi tanımaz.”

Ela K ekledi:

“Yani sorun demirin ‘kötü’ olması değil; biyolojik dile çevrilememesi.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Vücut, kimyasal bir dil konuşur.”

Hatice öğretmen çocuklara baktı.

“Bu yüzden,” dedi,
“‘demir’ kelimesini duyduğunuzda artık sormanız gereken soru şudur:
Hangi demir?

Bir vinç yukarı doğru ağır bir yük kaldırdı.

“Bu demir,” dedi Profesör,
“insan hayatını kurtarabilir. Binaları ayakta tutar.”

Sonra görüntü değişti.
Bir hastanede, kan torbaları taşınıyordu.

“Bu demir,” dedi,
“insan hayatını yaşatır.”

Çocuklar sessizce izledi.

Defne Yaz konuştu:

“Yani demir, nerede ve nasıl kullanıldığına göre tamamen farklı bir anlama sahip.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve bilim, bu farkı anlamamıza yardım eder.”

Birden ortam yavaşça silinmeye başladı.
Metal sesleri azaldı, gri renkler yerini sıcak tonlara bıraktı.

“Son bir yolculuk kaldı,” dedi Profesör.
“Ve bu yolculukta öğrendiklerimizi birleştireceğiz.”

Işık yavaşça yumuşadı.
Metal sesleri tamamen kayboldu.
Çocuklar yeniden tanıdık bir sıcaklık hissetti.

Ayaklarının altındaki zemin sert değildi artık.
Ne metalikti ne de akışkandı.

Bir sınıf zeminiydi.

Sıralar yerli yerindeydi.
Tahta, pencere, defterler…
Hepsi oradaydı.

Ama sınıf artık aynı sınıf değildi.

Çünkü çocukların bakışı değişmişti.

Hatice öğretmen masanın önünde duruyordu.
Sihirli Profesör hemen yanında, sessizce sınıfı izliyordu.

“Az önce,” dedi Hatice öğretmen,
“üç farklı dünya gezdik. Ama şimdi asıl soru şu: Oradan ne getirdik?”

Bir süre kimse konuşmadı.

Bu, cevabı bilmedikleri için değil;
nasıl söyleyeceklerini düşündükleri için oluşan bir sessizlikti.

Ege ilk konuşan oldu.

“Demirin tek bir şey olmadığını,” dedi.
“Aynı kelimenin, farklı ortamlarda tamamen farklı anlamlar taşıyabildiğini gördüm.”

Hatice öğretmen başını salladı.

“Devam et,” dedi.

Ege düşünerek sürdürdü:

“Kanımızdaki demirin görevi oksijen taşımak, besinlerdeki demirin görevi bu sisteme katılmak, inşaatlardaki demirin görevi ise yük taşımak. Hepsi taşıyor ama taşıdıkları şey ve taşıma şekilleri farklı.”

Sihirli Profesör gülümsedi.

“Bu,” dedi,
“bilimsel düşünmenin çok iyi bir özeti.”

Elif söz aldı.

“Ben şunu fark ettim,” dedi.
“Vücut, demiri ‘demir’ olduğu için almıyor. Onu önce parçalıyor, sonra dönüştürüyor, sonra seçiyor.”

Asya ekledi:

“Ve bu seçim sadece miktara göre değil; demirin değerliğine, bağlandığı yapıya ve vücudun o anki ihtiyacına göre yapılıyor.”

Hatice öğretmen tahtaya büyük bir üçgen çizdi.

Üçgenin köşelerine üç kelime yazdı:

YAPI – ORTAM – GÖREV

“Bunu unutmayın,” dedi.
“Bilimde bir maddenin ne olduğu, bu üç şeyle anlaşılır.”

Mila elini kaldırdı.

“Bu yüzden çividen gelen demir, yapı olarak yanlış, ortam olarak uygunsuz ve görev olarak da vücudun ihtiyacına uymuyor.”

“Evet,” dedi Hatice öğretmen.
“Ve bu cümlede bilim var.”

Çınar konuştu:

“Benim için en ilginç olan şey, demirin değerliğinin değişmesi oldu. Fe³⁺ hâlinin bağırsakta işe yaramaması ama Fe²⁺ hâline dönüştüğünde kapıların açılması.”

Sihirli Profesör tahtaya küçük bir kapı çizdi.

“Bu kapı,” dedi,
“ince bağırsağın kapısı.”

Yanına Fe³⁺ yazdı, kapıyı kapalı çizdi.
Fe²⁺ yazdı, kapıyı açık çizdi.

“Bu bir benzetme,” dedi,
“ama doğru bir benzetme.”

Defne Ebrar söze girdi:

“Yani mide sadece sindiren bir yer değil, demiri kimyasal olarak hazırlayan bir istasyon.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Mide, bir dönüştürücüdür.”

Nilda düşünceli bir sesle konuştu:

“Ve C vitamini, bu dönüşümde yardımcı bir madde. Yani bazı besinler, tek başına değil, birlikte anlam kazanıyor.”

Hatice öğretmen bunu tahtaya ekledi:

BİRLİKTE ETKİ

“Bu,” dedi,
“bilimin mutfakla buluştuğu yerdir.”

Aziz söz aldı.

“Ben şunu da anladım,” dedi.
“Demir fazlalığı da en az eksikliği kadar tehlikeli. Çünkü serbest kaldığında hücrelere zarar verebiliyor.”

Sihirli Profesör ciddiyetle başını salladı.

“Bu yüzden,” dedi,
“vücut demiri asla serbest bırakmaz. Onu ya ferritinle saklar ya transferrinle taşır.”

Ali ekledi:

“Ve hepsidin, bu trafiğin kapılarını açıp kapatan bir kontrolcü gibi çalışıyor.”

Hatice öğretmen gülümsedi.

“Bakın,” dedi,
“şu anda lisede, hatta üniversitede öğretilen kavramları kullanıyorsunuz. Ama zorlanmıyorsunuz. Çünkü bunları bir sistem içinde gördünüz.”

Eylül elini kaldırdı.

“Benim kafamda şu netleşti,” dedi.
“Demir bir element ama vücutta bir rol oyuncusu. Rolü, bulunduğu sahneye göre değişiyor.”

Sihirli Profesör bu cümleyi duyunca asasını hafifçe yere vurdu.

“İşte,” dedi,
“bilimsel düşüncenin özü budur.”

Sınıfın ortasında üç görüntü belirdi.

Birincisi: Bir alyuvar, oksijen taşıyor.
İkincisi: Bir tabak mercimek ve yanında limon.
Üçüncüsü: Bir köprü, ağır yükleri taşıyor.

“Şimdi,” dedi Profesör,
“aynı soruyu bu üç görüntüye sorun.”

Tahtaya yazdı:

‘Bu demir aynı mı?’

Zehra cevap verdi:

“Hayır. Çünkü birincisi biyolojik bir sistemin parçası, ikincisi biyolojik sisteme girmek için hazırlanmış, üçüncüsü ise biyolojik sistemden tamamen bağımsız.”

Hatice öğretmen alkışladı.

“Bu cevap,” dedi, “ezber değil, düşünce.”

Defne Yaz konuştu:

“Bence bu sadece demir için geçerli değil. Birçok madde için de böyle olabilir.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu yüzden bilim, tek tek bilgileri değil, ilişkileri öğretir.”

Mehmet Atlas ekledi:

“Ve bu ilişkileri anlamadan sadece isimleri bilmek, gerçek anlamda bilgi sayılmaz.”

Sınıfta bir sessizlik oldu.

Bu sessizlik, artık bilginin yerleştiği sessizlikti.

Hatice öğretmen son kez konuştu:

“Bugün demiri öğrendiniz ama aslında şunu öğrendiniz:
Bir şeyin ne olduğunu anlamak için, onun nasıl davrandığını incelemek gerekir.”

Sihirli Profesör çocuklara baktı.

“Artık,” dedi,
“‘demir’ kelimesini duyduğunuzda zihninizde tek bir görüntü değil, üç dünya canlanacak.”

Asasını yavaşça indirdi.

“Ve bu,” dedi,
“bilim insanı gibi düşünmeye başladığınızın işaretidir.”

Işık yavaşça dağıldı.
Profesör siluet hâline geldi.
Sonra tamamen kayboldu.

Sınıfta sadece çocuklar ve Hatice öğretmen kaldı.

Ama artık sınıfta bir şey daha vardı:

Ayırt edebilen zihinler.

Dr. Mustafa KEBAT

Çocuklar..!!

En altta metalik demir ile gıdalarda ve insan vücudunda bulunan demirin farklarını ele alan bilimsel bir yazı da mevcut. Belki merak edip okursunuz. :):):):)

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Yukarıda yer alan hikaye firmalarımız Tetkik OSGB – Tetkik Danışmanlık tarafından sosyal sorumluluğumuz olan çocuklarımızı bilgilendirmek, okumaya, çalışmaya, doğal hayata heveslendirmek ülkemize ve geleceğimize yararlı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak maksadı ile yayınlanmıştır.

Dr Mustafa KEBAT

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz. Varsa hatalarımızı bildirmeniz daha faydalı olmamıza desteğiniz bizim için çok değerli.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Metalik Demir ile Biyolojik Sistemlerde Bulunan Demirin Temel Farkları

Demir (Fe), periyodik tabloda geçiş metalleri grubunda yer alan, atom numarası 26 olan bir elementtir. Ancak demirin fiziksel, kimyasal ve biyolojik ortamlardaki varlığı, yalnızca “element” kimliği üzerinden açıklanamaz. Metalik demir ile gıdalarda ve insan vücudunda bulunan demir; kimyasal form, oksidasyon durumu, bağlanma biçimi, biyoyararlanım ve fizyolojik etki açısından temelden farklı yapılardır.

1. Kimyasal Form ve Yapısal Durum

Metalik demir, Fe⁰ (sıfır değerlikli) hâlde bulunan, kristal kafes yapısına sahip, yüksek mekanik dayanımlı ve elektrik iletkenliği gösteren bir maddedir. Atomlar, metalik bağlarla birbirine tutunur ve serbest elektronlar sayesinde iletkenlik ve şekil verilebilirlik özellikleri ortaya çıkar. Bu form, inşaat, makine ve sanayi uygulamalarında kullanılan “demir” kavramını temsil eder.

Buna karşılık gıdalarda ve biyolojik sistemlerde bulunan demir asla Fe⁰ hâlinde bulunmaz. Biyolojik ortamda demir, yalnızca iyonik ya da kompleks bağlı formlarda bulunabilir. En yaygın biyolojik formlar Fe²⁺ (ferroz) ve Fe³⁺ (ferrik) iyonlarıdır. Bu iyonlar serbest hâlde değil; proteinler, porfirin halkaları veya organik ligandlar ile kompleks oluşturmuş durumdadır.

2. Oksidasyon Durumu (Değerlik)

Metalik demir kimyasal olarak indirgenmiş, elektronlarını kaybetmemiş bir hâlde bulunur. Biyolojik sistemler ise bu formu ne tanır ne de kullanabilir. İnsan vücudu için biyolojik olarak anlamlı demir yalnızca Fe²⁺ ve Fe³⁺ değerlik durumlarındadır.

Fe²⁺, biyoyararlanımı yüksek, bağırsaklardan emilebilen formdur. Fe³⁺ ise daha kararlı ancak emilimi sınırlı bir formdur ve emilim öncesinde indirgenmesi gerekir. Bu nedenle mide asidi (HCl) ve askorbik asit gibi indirgen ajanlar, Fe³⁺’ün Fe²⁺’ye dönüşümünde kritik rol oynar.

3. Gıdalardaki Demirin Biyokimyasal Formları

Gıdalarda bulunan demir iki ana grupta incelenir: hem demiri ve non-hem demiri. Hem demiri, et ve hayvansal ürünlerde bulunur ve porfirin halkası içerisinde Fe²⁺ formunda yer alır. Emilimi yüksek ve diyet bileşenlerinden görece bağımsızdır.

Non-hem demiri ise bitkisel kaynaklarda bulunur ve çoğunlukla Fe³⁺ formundadır. Emilimi; fitatlar, polifenoller ve kalsiyum gibi inhibitörlerden olumsuz etkilenir. Bu demirin biyolojik sisteme katılabilmesi için kimyasal olarak indirgenmesi ve spesifik taşıyıcılar aracılığıyla hücre içine alınması gerekir.

4. Vücuttaki Demirin Fonksiyonel Organizasyonu

İnsan vücudunda demir, serbest iyon olarak dolaşmaz. Serbest demir, reaktif oksijen türleri oluşturarak hücresel hasara yol açabileceği için sıkı bir şekilde kontrol edilir. Demirin %65’ten fazlası hemoglobin yapısında, oksijen taşınmasında görev alır. Kalan kısmı miyoglobin, sitokromlar ve çeşitli enzimlerin aktif merkezlerinde yer alır.

Depolama amacıyla demir ferritin ve hemosiderin proteinlerine bağlanır. Taşınma sürecinde ise transferrin proteini görev alır. Bu sistemler, demirin redoks özelliklerini biyolojik olarak güvenli hâle getirir.

5. Biyolojik Uyum ve Toksisite

Metalik demir biyolojik sistemlerle uyumlu değildir. Sindirim sistemine alınması hâlinde çözünmez, emilemez ve potansiyel olarak mekanik ve kimyasal hasara yol açabilir. Buna karşılık biyolojik demir formları, proteinlerle kompleks hâlde bulunarak kontrollü redoks reaksiyonlarına katılır.

Sonuç olarak metalik demir ile gıdalarda ve vücutta bulunan demir, aynı elementin tamamen farklı kimyasal ve biyolojik bağlamlarda tanımlanmış formlarıdır. Biyolojik demir, elementten ziyade fonksiyonel bir biyomolekül bileşeni olarak değerlendirilmelidir.

Daha Fazla

İşletmelerin Deprem Riskine Karşı İş Sağlığı ve Güvenliği Tedbirleri X (Özel Durumlar)

İşletmelerin, sadece genel değil özel durumlara özgü, çok ayrıntılı önlemler geliştirmesi İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) açısından zorunludur.

1. 🧑‍🦽 Engelli ve Hareket Kabiliyeti Kısıtlı Çalışanlar için Özel Önlemler
  • Tahliye planlarında engelli çalışanlar için ayrı güzergâhlar ve yardım ekipleri tanımlanmalıdır.
  • Tekerlekli sandalye kullananlar için asansörlerin acil kullanım dışı olacağı hesaba katılarak rampa erişimleri, manuel taşıma prosedürleri oluşturulmalıdır.
  • İşaret dili bilen personelin veya görme engelli çalışanlar için sesli yönlendirme cihazlarının bulunması sağlanmalıdır.
  • “Özel durum personel listesi” hazırlanarak İSG kuruluna bildirilmelidir.

2. 👶 Hamile ve Emziren Çalışanlara Yönelik Önlemler
  • Deprem sırasında panik, basınç veya kimyasal sızıntı gibi durumların anne ve fetüs üzerindeki etkileri dikkate alınmalıdır.
  • Bu çalışanlar mümkünse düşük riskli alanlarda çalıştırılmalı, tahliye sırasında öncelik sıralaması içinde olmalıdır.
  • Acil durum ekipleri içinde bu çalışanlara özel destek personeli görevlendirilmelidir.

3. 🧠 Psikiyatrik Tanılı ya da Psikolojik Destek Alan Çalışanlar
  • Deprem gibi travmatik olaylar sonrası PTSD (travma sonrası stres bozukluğu) riskine karşı bu kişiler için ayrı bir psikososyal destek hattı oluşturulmalıdır.
  • Olağanüstü durum sonrası birebir görüşme yapılmalı, işten uzaklaşma ihtiyacı olanlar için geçici görev değişikliği sağlanmalıdır.

4. 👨‍🏫 Yoğun Ziyaretçi/Turist/Öğrenci Barındıran Kurumlar (okul, otel, kamu binaları)
  • Yabancı dil bilen acil durum personeli tahsis edilmelidir.
  • Ziyaretçiler için multimedya veya görsel yönlendirme ile kısa “deprem anı talimatları” hazırlanmalıdır.
  • Girişlerde QR kodla erişilebilecek acil durum planları sağlanmalıdır.

5. 🏭 Kimyasal – Biyolojik – Radyoaktif Madde ile Çalışan İşletmeler (KBRN riski taşıyanlar)
  • Depremle birlikte yangın, patlama, sızıntı ve kontaminasyon riskleri birleşebilir.
  • Her kimyasal tank veya laboratuvar için sismik emniyet bağlantıları yapılmalı, otomatik kapatma sistemleri kurulmalıdır.
  • KBRN ekipmanlarının (maskeler, özel kıyafetler) deprem sonrası erişilebilir alanlarda olması sağlanmalıdır.
  • Özel “Kimyasal Acil Durum Prosedürü” hazırlanmalıdır.

6. 🧪 Hassas Cihaz ve Kalibrasyon Gerektiren İş Kolları
  • Sarsıntı sonucu bozulabilecek cihazlar için sismik sabitleme ekipmanları kullanılmalı.
  • Kalibrasyon sonrası tekrar devreye alma süreci için özel talimatlar yazılmalıdır.
  • Kritik veriler çalışmaya başlamadan önce yedeklenmelidir.

7. 🌊 Sahile Yakın veya Zemin Sıvılaşma Riski Taşıyan Bölgelerdeki İşletmeler
  • Tsunami uyarı sistemine dahil olunmalı, tahliye planlarında kıyıdan uzaklaşma yönü özellikle belirlenmelidir.
  • Sıvılaşma riskine karşı zemin güçlendirme ve yapısal denetim raporları periyodik olarak güncellenmelidir.
  • Bu bölgelerde zemin çökmesine bağlı ikinci tehlikelere (doğalgaz hattı kırığı, su baskını) karşı tatbikat yapılmalıdır.

8. ⛽ Petrol, LPG, Doğalgaz İstasyonları / Enerji Nakil Hatlarıyla Komşu İşletmeler
  • Deprem sonrası yangın-patlama zincirini önlemek için acil gaz kesme valfleri, yangın duvarları, patlama yönlendiricileri kullanılmalıdır.
  • Elektrik ve enerji kesintisi sonrası manuel kilitleme prosedürleri tanımlanmalıdır.

9. 🏗️ İnşaat, Maden ve Tersane Gibi Tehlikeli ve Çok Tehlikeli Sektörler
  • Vardiya sistemli çalışan işletmelerde gece depremlerine özel prosedürler oluşturulmalıdır.
  • Açık alanda çalışan işçiler için taş düşmesi, kazı çökmesi, vinç devrilmesi gibi senaryolar yazılı hale getirilmelidir.
  • Sismik sensörlerle tetiklenen acil durdurma sistemleri hayati öneme sahiptir.

10. 🛏️ Yatakhane, Yurt, Konaklama Tesisi Olan Kurumlar
  • Gece saatlerinde deprem riski göz önünde bulundurularak alarm sistemleri, ışıklı yönlendirme panoları, acil çıkışların gece erişilebilirliği kontrol edilmelidir.
  • Her yatak başında el feneri, acil bilgi kartı, kişisel koruyucu ekipman (maske, çorap, battaniye) bulunmalıdır.

11. 🧪 Laboratuvarlar ve Ar-Ge Merkezleri
  • Hassas kimyasalların, gazların, cam malzemelerin bulunduğu alanlarda raf güvenliği, ağır eşyaların zemine sabitlenmesi önceliklidir.
  • Numune ve deney materyalleri için korumalı kasalar ve sismik kesicili dolap sistemleri kullanılmalıdır.

12. 👩‍⚕️ Hastane, Sağlık Merkezi veya Bakım Evi Olarak Kullanılan İşletmeler
  • Elektrik kesintisinde hayat destek cihazlarının çalışmaya devam etmesi için jeneratör sistemleri düzenli test edilmelidir.
  • Hastaların tahliyesi için özel sedye yolları, asansör alternatifi taşıma yöntemleri, personel takviyesi sağlanmalıdır.
  • Hastaların kimlik ve tıbbi bilgileri acil durum bileklikleri veya dijital sistemle yedeklenmelidir.
🎯 🎯 🎯
SONUÇ

Türkiyede işletmeler için deprem sadece yapısal bir tehdit değil, işleyişi tamamen durdurabilecek bir kriz faktörüdür. Özellikle yukarıda sayılan özel durumlara sahip işletmeler, standart prosedürlerin ötesine geçerek;

Bir çok büyük ilimiz, aktif fay hatlarına yakınlığı, yüksek nüfus yoğunluğu, sanayi ve hizmet sektöründeki yoğunlaşma nedeniyle deprem açısından yüksek risk taşımaktadır. Bu nedenle işletmelerin, sadece genel değil özel durumlara özgü, çok ayrıntılı önlemler geliştirmesi İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) açısından zorunludur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ İşyerinde Deprem Güvenliği https://www.acgov.org/cao/rmu/programs/safety/topics/earthquakes.htm

⭐️⭐️ OSHA İşyerleri için Acil Durum Hazırlığı ve Afet Güvenliği Rehberi https://www.oshaeducationcenter.com/emergency-disaster-safety-guide/

⭐️⭐️ OSHA Deprem Hazırlığı ve Müdahale. https://www.osha.gov/earthquakes/preparedness

⭐️⭐️ OSHA Deprem Rehberi. https://www.osha.gov/emergency-preparedness/guides/earthquakes#:~:text=What%20can%20I%20do%20to,likely%20you%20will%20be%20injured.

⭐️⭐️ Deprem Öncesinde, Sırasında ve Sonrasında Ne Yapmalıyım? https://www.mtu.edu/geo/community/seismology/learn/earthquake-take-action/

⭐️⭐️ OSHA’nın Acil Durum Hazırlığı ve Müdahalesindeki Rolü: Krizde Çalışanları Koruma https://udshealth.com/blog/osha-emergency-preparedness-response-guide/

⭐️⭐️ Deprem https://ehs.stanford.edu/manual/emergency-response-guidelines/earthquake

⭐️⭐️ Deprem Hazırlığı https://www.caloes.ca.gov/office-of-the-director/operations/planning-preparedness-prevention/seismic-hazards/earthquake-preparedness/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Lityum-İyon Batarya Depolama Prosedürü

Lityum-iyon bataryalar, yüksek enerji yoğunlukları sayesinde modern endüstrinin vazgeçilmez bileşenleri hâline gelmiştir. Ancak bu avantaj, uygun koşullar sağlanmadığında ciddi yangın, patlama ve kimyasal maruziyet risklerini de beraberinde getirmektedir. Özellikle depolama aşaması, termal kaçak (thermal runaway) ve zincirleme reaksiyonlar açısından kritik bir kontrol noktasıdır.


Bu prosedürü; uluslararası kabul görmüş standartları, yetkili kuruluş kılavuzlarını ve hakemli bilimsel yayınları temel alarak hazırladım. (Yazımdaki kilit iddiaların arkasındaki kaynakları dipnotlarla alıntıladığım kaynakların linkleri ile yine yazıların devamına ekledim — bu kaynaklar, standartlar ve son yıllarda yayımlanmış hakemli incelemelerdir.)

Lityum-iyon bataryaların güvenli depolanmasına yönelik yaptığım çaalışmada asgari teknik ve idari gereklilikleri bulmaya – belirlemeye çalıştım. Biliyorum ki zaman geçtikçe ilerleyen bilgiler ve yaşanan acı tecrübeler ile burada yer alan bilgiler eksik kalacak veya geçersiz olacaklar. Bu sebeplerle ileride bu konuda geri dönüşler yapmanız hem bu yazının hem de bilgilerimizin revize edilmesini sağlayacaktır.

Dr. Mustafa KEBAT

Aşağıda, literatür ve kabul görmüş standartlar temel alınarak hazırlanmış Lityum-İyon Bataryaların Depolanması Prosedürü (işyerine uygulanabilir, adım-adım) yer almaktadır. Prosedürü doğrudan tesisinize uyarlamak için son bölümde kısa bir “yerel uygulama/denetim” checklist’i ve sahada kullanılabilecek formlar da ekledim.

Önemli: Aşağıdaki prosedürde genel kabul görmüş uygulamaları ve literatür sonuçlarını özetledim; Lakin mevzuatımızda zaman içerisinde değişiklikler olacağı unutulmamalıdır. Yine bu prosedürü kullanmak isteyeceğiniz bina/alan şartlarını ve üretici teknik verilerini de (MSDS, üretici saklama tavsiyeleri) mutlaka dikkate almalısınız.

Lityum-İyon Batarya Depolama Prosedürü
1. Kapsam ve amaç

Bu prosedür, şarjlı ya da kısmen deşarjlı lityum-iyon hücre/pack modüllerinin güvenli depolanması, hasarlı/şüpheli hücrelerin ayrılması, yangın yayılımının önlenmesi ve acil müdahale hazırlığı amacıyla hazırlanmıştır.

Temel dayanak: ulusal/uluslararası güvenlik standartları ve termal kaçak (thermal runaway) üzerine hakemli literatür.https://www.nfpa.org/product/nfpa-855-standard/p0855code?utm

2. Sınıflama ve Kabul (Inbound kontrol)
  1. Gelen partinin kontrolü: Her palet/kolinin üretici bilgisi, model, seri no, tarih, test sertifikaları (IEC/UL) ve MSDS ile eşleştirilmesi. IEC/UL sertifikaları ve üretici saklama talimatı yoksa kabul edilmez veya izolasyona alınır.https://webstore.iec.ch/en/publication/32662?utm
  2. Hasar kontrolü: Fiziksel hasar (göçme, şişme, delik, yanık), sızıntı, olağandışı koku tespitinde paket açılmadan “şüpheli” etiketiyle ayrı bir izolasyon alanına yönlendir. (Hasarlı hücre protokolü bkz. §6). https://www.mdpi.com/2571-6255/8/6/223?utm
3. Depolama Alanı Tasarımı ve Fiziksel Düzen
  1. Ayrılmış depolama odaları: Bataryalar için yalnızca iyon batarya depolamasına ayrılmış, yangına dayanıklı bölmeler (hangar/oda) kullanın; bu alanın HVAC, sprinkler ve yangın algılama sistemleri batarya tipine göre tasarlanmalıdır. NFPA 855 ve ilgili ulusal yangın kodlarına uygunluk sağlanmalıdır.https://www.nfpa.org/product/nfpa-855-standard/p0855code?utm
  2. Setback & ayrım mesafeleri: Paketler/raflar arasında üretici ve NFPA/UL gereksinimlerine göre mesafe bırakılmalı; tesis içindeki diğer işlevlerden (çalışma alanları, ofis, yataklı alanlar) yeterli uzaklık/ayrım sağlanmalıdır.https://www.nfpa.org/product/nfpa-855-standard/p0855code?utm
  3. Raflama ve paletleme: Düşme/çarpma riskini azaltan, titreşimleri minimize eden raflama; metal-metal kısa devre riskine karşı yalıtkan yüzey (ör. yalıtkan palet) önerilir. Raf etiketleri: içerik, kapasite, maksimum SOC.http://chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/file:///Users/mustafakebat/Downloads/JRC135870_01.pdf
  4. Termal bariyerler ve bölme: Büyük hacimli depolarda modül seviyesinde termal bariyer (yangın geciktirici paneller/ayırıcılar) ve yangın yayılımını engelleyen bölmeler kullanılması literatürde TR-propagasyonu azaltıcı önlem olarak tavsiye edilir.https://link.springer.com/article/10.1007/s13272-025-00917-z?utm
4. Çevresel Koşullar (Sıcaklık, Nem, SOC)
  1. Sıcaklık kontrolü: Uzun süreli depolama için ideal aralık genelde 10–25 °C civarıdır; yüksek sıcaklıklardan kaçının (özellikle >40 °C). Bu aralığın seçimi üretici tavsiyesine göre kesinleştirilmeli. Yüksek sıcaklık TR tetikleyici riskini artırır.https://www.mdpi.com/2571-6255/8/6/223?utm
  2. Nem kontrolü: Yüksek nem korozyon ve paket bozulması riskini artırır; üretici verisine bağlı olmakla beraber rutin nem kontrolü (örn. %30–60 RH hedefi) önerilir. https://webstore.iec.ch/en/publication/32662?utm
  3. State-of-Charge (SOC) yönetimi: Uzun süre depolama için çoğu uygulamada yaklaşık %30–50 SOC (üretici tavsiyesiyle uyarlanmış) ideal kabul edilir — çok yüksek SOC uzun vadede bozulma ve TR riskini artırır; çok düşük SOC da hücre bozulmasına yol açabilir. Her parti için depo girişinde SOC bilgisi kaydedilmeli. (Bu aralık üreticiye göre değişir; kesin değer üretici dokümanında aranmalıdır). https://webstore.iec.ch/en/publication/32662?utm
5. Elektriksel Güvenlik ve İzolasyon
  1. Kısa devre koruması: Raf üzerinde veya paletleme sırasında paketlerin birbirine temasını engelleyin; metal yüzeylerle temas yalıtılmalıdır.
  2. Enerji kesme: Depolama alanında ona ait tek hatlı bir LOTO/kurcalamayı önleme prosedürü uygulanmalı; muayene ve bakım sırasında paketler devre dışı bırakılmalı. https://www.ul.com/services/energy-storage-system-testing-and-certification?utm
  3. Şarj/deşarj işlemleri: Depo alanında gözetimsiz şarj yapılmamalı; eğer yapılacaksa özel şarj odaları, BMS ile izlenen ve onaylı şarj ekipmanı kullanılmalıdır. https://webstore.iec.ch/en/publication/32662?utm
6. Hasarlı / Şüpheli Bataryaların Elleçlenmesi
  1. İzolasyon: Hasarlı veya şüpheli bataryalar derhal belirtilen “karantina” odasına alınmalı; burada metalden uzak, yanıcı olmayan yüzeye ve yangın-izolasyonuna sahip konteynerlerde saklanmalı. https://www.mdpi.com/2571-6255/8/6/223?utm
  2. Kişisel Koruyucu Donanım (KKD): Hasarlı hücrelerle çalışan personel, kimyasal göz/solunum koruması, kimyasal eldiven ve FR giysi kullanmalı. https://www.mdpi.com/2571-6255/8/6/223?utm
  3. İzleme: Karantina süresince sıcaklık/smoke sensörleriyle izleme; 24–72 saat boyunca pasif/aktif soğutma ve izleme tavsiye edilir (olaya göre değişir). https://www.mdpi.com/2571-6255/8/6/223?utm
7. Yangın Algılama ve Söndürme
  1. Algılama: Erken uyarı için sıcaklık ve gaz/duman algılama (local heat detectors + aspiration smoke detection) kullanılmalı. Literatür termal artışı/ gaz çıkışını TR öngöstergecisi olarak vurgular. https://www.mdpi.com/2571-6255/8/6/223?utm
  2. Söndürme stratejisi: Sistem tipine göre su sisi (water mist), CO₂ veya özel ajanlar tavsiye edilebilir; büyük enerji depolama sistemleri için NFPA/UL/FM kılavuzları takip edilmeli. UL 9540A test prosedürleri ve NFPA 855 gereksinimleri, hangi söndürme/tescis kombinasyonlarının uygun olduğunu belirlemede referans alınmalıdır. https://www.ul.com/services/energy-storage-system-testing-and-certification?utm
  3. İtfaiye koordinasyonu: Tesis itfaiye planı, batarya özellikleri ve muhtemel gaz riskleri hakkında yerel itfaiye ile ortak tatbikatlar içermelidir. https://www.nfpa.org/product/nfpa-855-standard/p0855code?utm
8. İzleme, Kayıt ve Denetim
  1. Sıcaklık/SOC loglama: Her depolama ünitesi için sıcaklık ve SOC günlük/haftalık logları tutulmalı; sapma halinde otomatik alarmlar üretici-onaylı eşiğe göre çalışmalı. https://webstore.iec.ch/en/publication/32662?utm
  2. Ramak-kala ve olay kaydı: Tüm anormal olaylar, ramak-kala ve gerçek olaylar kayıt altına alınmalı; kök neden analizi (RCA) yapılmalı. http://chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/file:///Users/mustafakebat/Downloads/JRC135870_01.pdf
  3. Periyodik denetim: Depo düzeni, raf yapısı, yangın koruma sistemleri ve havalandırma yıllık denetimlere tabi tutulmalı; büyük sistemlerde 3-yıllık kapsamlı uyum denetimi önerilir. https://www.nfpa.org/product/nfpa-855-standard/p0855code?utm
9. Eğitim ve İzinli İşler
  1. Çalışan eğitimi: Depolama personeline hücre özellikleri, termal kaçak belirtileri, acil tahliye ve hasarlı hücre protokolleri eğitimi verilmeli ve yılda en az bir kez tazeleme yapılmalı.
  2. İzin prosedürü: Hasarlı hücre müdahaleleri, yüksek riskli bakım işlemleri için yazılı iş izni (permit to work) sistemi zorunlu olmalı. https://www.nfpa.org/product/nfpa-855-standard/p0855code?utm
10. Acil Durum Prosedürleri (Özet akış)
  1. Belirti tespiti: Şişme, koku, duman, sıcaklık artışı → personel uzaklaştır, alarmı tetikle.
  2. İzole etme: Alanı kapat, ilgili elektrik beslemelerini güvenli şekilde kes (LOTO).
  3. Soğutma/izleme: Mümkünse yangın söndürme sistemini devreye al; soğutma ve minimum 24 saat izleme.
  4. İtfaiye çağrısı: Yerel itfaiye çağrılırken batarya tipi ve tehlike bilgileri bildirilir. https://www.nfpa.org/product/nfpa-855-standard/p0855code?utm
11. Düzenleyici ve Standart Referansları Bir Kısmı
Hızlı Uygulama Saha Kontrol Listesi

(İlk kabul / günlük / aylık)

İlk Kabul:

Günlük (depo operatörü):

  • Sıcaklık alarm veya sapma var mı?
  • Nem/ventilasyon çalışıyor mu?
  • Hasarlı parti izole edildi mi?

Aylık:

Ek: Örnek formlar
  1. Gelen Parti Kontrol Formu: Ürün bilgisi, üretici, seri, SOC, fiziksel hasar (E/H), MSDS var mı (E/H), kabul (E/H).
  2. Hasarlı Batarya Raporu: Parti no, tespit tarihi, gözlem (şişme/koku/duman), karantina yeri, sorumlu personel, izleme (sıcaklık/günlük).
  3. Acil Durum Bilgi Kartı: Batarya tipi, kimyasal riskler (MSDS özeti), itfaiye bilgilendirme metni.

Lityum-iyon bataryaların güvenli depolanması, yalnızca teknik bir gereklilik değil; aynı zamanda çalışan sağlığının, tesis güvenliğinin ve iş sürekliliğinin korunması açısından stratejik bir zorunluluktur. Bilimsel literatür ve uluslararası standartlar, uygun sıcaklık-SOC yönetimi, fiziksel ayrım, erken algılama ve etkin acil durum planlaması olmadan depolama risklerinin kabul edilebilir seviyeye indirilemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu prosedürün, tesis özelinde düzenli olarak gözden geçirilmesi, güncel standart ve teknolojik gelişmelere göre revize edilmesi ve uygulamanın sahada etkin şekilde denetlenmesi; lityum-iyon bataryalar kaynaklı kazaların önlenmesinde en kritik başarı faktörüdür.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ NFPA 855, Sabit Enerji Depolama Sistemlerinin Kurulumu Standardı (2026) https://www.nfpa.org/product/nfpa-855-standard/p0855code?utm

⭐️⭐️ IEC 62133-2 https://webstore.iec.ch/en/publication/32662?utm

⭐️⭐️ Lityum İyon Pillerin Isı Kaçışını Azaltmaya Yönelik Güvenlik Yöntemleri – Bir İnceleme https://www.mdpi.com/2571-6255/8/6/223?utm

⭐️⭐️Overview of battery safety tests in standards for stationary battery energy storage systems http://chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/file:///Users/mustafakebat/Downloads/JRC135870_01.pdf

⭐️⭐️ Kentsel hava taşımacılığında batarya termal kaçak yayılımının güvenlik değerlendirmesi https://link.springer.com/article/10.1007/s13272-025-00917-z?utm

⭐️⭐️. Enerji Depolama Sistemi Testi ve Sertifikasyonu https://www.ul.com/services/energy-storage-system-testing-and-certification?utm

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla