Masa Başı Çalışanlar İçin Kan Dolaşımında Denge Rehberi – 7

7. Dolaşım Sorunlarının Erken Tespiti ve Önleme

Modern iş hayatında masa başı çalışma kültürü, bireylerin fiziksel olarak hareketsiz kalma süresini dramatik biçimde artırmıştır. Ofis ortamlarında geçirilen uzun saatler, düşük fiziksel aktivite düzeyleri, stresli iş temposu ve ergonomik yetersizlikler, kan dolaşım sistemini sessizce ancak sürekli biçimde zorlamaktadır.
Bu nedenle dolaşım sorunlarını erken tespit etmek ve oluşumunu önleyici yaşam biçimleri benimsemek, masa başı çalışanlarının hem kısa vadeli verimliliği hem de uzun vadeli sağlığı için kritik öneme sahiptir.

Bu bölüm, bireyin kendi beden farkındalığını artırmasını, dolaşım sağlığını koruyacak önleyici adımlar atmasını ve erken belirtileri tanıyarak profesyonel yardım arama bilincini geliştirmesini hedefler.

Dolaşım Sağlığında Erken Tespit Neden Önemlidir?

Kan dolaşımı, oksijenin, besin maddelerinin, hormonların ve bağışıklık hücrelerinin vücutta etkin şekilde taşınmasını sağlar. Bu sistemin herhangi bir düzeyde yavaşlaması veya tıkanması, vücudun enerji üretiminden doku onarımına kadar birçok yaşamsal fonksiyonunu aksatır.

Masa başı çalışanlarda en sık görülen dolaşım sorunları; bacaklarda ödem, varis oluşumu, kronik yorgunluk hissi, soğuk ekstremiteler, karıncalanma ve uyuşma gibi erken sinyallerle kendini gösterir. Bu sinyallerin çoğu genellikle “normal çalışma yorgunluğu” olarak yorumlanır ve görmezden gelinir. Ancak yapılan araştırmalar, bu belirtilerin ihmal edilmesi durumunda ilerleyen yıllarda ciddi dolaşım hastalıklarının (derin ven trombozu, kronik venöz yetmezlik, hipertansiyon kaynaklı damar hasarı vb.) temelini oluşturduğunu göstermektedir.

Erken tespit, sadece tıbbi müdahale anlamına gelmez. Aynı zamanda kişinin bedensel farkındalığını geliştirmesi, düzenli gözlem alışkanlıkları kazanması ve yaşam tarzı temelli koruyucu stratejiler benimsemesi anlamına gelir.

Ofis Hayatında Risk Faktörlerinin Farkına Varma

Dolaşım sorunlarını önlemenin ilk adımı, risk faktörlerini tanımaktır.
Masa başı çalışanlar için risk oluşturan temel faktörler şunlardır:

  • Uzun süreli oturma: Özellikle 2 saatten fazla kesintisiz oturmak, alt ekstremite damarlarında kan akış hızını %50’ye kadar düşürebilmektedir.
  • Yanlış oturma postürü: Bacak bacak üstüne atmak, dizlerin kalçadan yüksek pozisyonda olması, kalça altına cüzdan veya cep telefonu koymak gibi küçük görünen alışkanlıklar, damarları sıkıştırarak dolaşımı bozar.
  • Yetersiz sıvı alımı: Susuz kalan vücutta kan yoğunluğu artar, akışkanlığı azalır. Bu durum mikrodamarlarda tıkanıklık riskini yükseltir.
  • Yüksek stres düzeyi: Sürekli adrenalin ve kortizol salınımı, damarların daralmasına neden olur.
  • Sigara ve aşırı kafein kullanımı: Her ikisi de damar çeperlerinde daralma ve elastikiyet kaybına yol açar.
  • Yetersiz fiziksel aktivite ve fazla kilo: Kas pompası işlevinin zayıflamasıyla birlikte, özellikle bacaklarda kan göllenmesi riski artar.

Bu faktörlerin farkına varılması, çalışanın kendi davranışlarını gözden geçirmesi açısından temel bir farkındalık yaratır. İşverenler açısından ise, bu risklerin belirlenmesi kurumsal sağlık politikalarının şekillenmesine katkı sağlar.

Dolaşımı Korumak İçin Günlük Önleme Stratejileri

Erken tespit kadar önemli bir diğer unsur da, önleyici yaşam alışkanlıklarının sistematik biçimde uygulanmasıdır.
Aşağıda, dolaşım dengesini korumaya yardımcı olabilecek bilimsel temelli öneriler yer almaktadır:

  1. Kesintisiz oturma süresini 45 dakika ile sınırlamak:
    Araştırmalar, her 45 dakikalık oturma periyodunun ardından yapılan 2–3 dakikalık hafif yürüyüşlerin, bacaklardaki venöz kan akışını normal seviyelere getirdiğini göstermektedir.
  2. “Ofis içi mikro hareket” rutinleri:
    Ayakta hafif esneme, parmak ucunda yükselme, bilek çevirme, omuz yuvarlama gibi basit egzersizler, kas pompası işlevini destekleyerek kanın kalbe dönüşünü kolaylaştırır.
  3. Ergonomik sandalye ve masa düzeni:
    Sandalyenin yüksekliği, dizlerin 90 derece bükülü olmasına izin vermeli, ayak tabanı tamamen yere temas etmelidir. Masa, dirsek hizasında olmalı, ekran göz seviyesinde konumlandırılmalıdır.
  4. Ayak pozisyonunun düzenli değiştirilmesi:
    Uzun süre aynı pozisyonda kalmak, özellikle baldır kaslarında statik yüklenmeye neden olur. Ayakların her 10–15 dakikada bir hareket ettirilmesi dolaşımı canlı tutar.
  5. Hidratasyon takibi:
    Günlük en az 1,5–2 litre su içmek, kanın akışkanlığını artırır ve hücrelere oksijen taşınmasını kolaylaştırır.
    Ofiste su şişesi bulundurmak, masaya “su molası hatırlatıcıları” koymak bu alışkanlığı sürdürülebilir kılar.
  6. Sağlıklı atıştırmalıklar:
    C vitamini, magnezyum ve omega-3 yağ asitleri içeren ara öğünler (örneğin fındık, badem, portakal, yaban mersini) damar elastikiyetini destekler.
  7. Derin nefes alma alışkanlığı:
    Diyaframı aktif kullanan nefes teknikleri, göğüs boşluğunda basınç değişimi yaratarak kanın kalbe dönüşünü hızlandırır. Her saatte birkaç kez derin nefes egzersizi yapmak, dolaşımı canlandırır.

Dijital Takip ve Teknolojik Destek

Erken tespit sürecinde teknoloji önemli bir destek unsurudur.
Akıllı saatler, hareket hatırlatıcılar, kalp atım hızı ölçerler ve ergonomi sensörleri, masa başı çalışanlarına gerçek zamanlı geri bildirim sağlayarak farkındalık yaratır.

Örneğin:

  • Adım sayar uygulamaları, günlük hareket düzeyini izleyip motivasyon sağlar.
  • Kalp atım sensörleri, stres anlarında ani artışları tespit ederek kullanıcıyı mola vermeye teşvik eder.
  • Postür düzeltici giyilebilir cihazlar, yanlış oturma durumlarında titreşimli uyarı göndererek kas yorgunluğunu önler.

Bu teknolojiler, düzenli sağlık taramalarıyla birleştirildiğinde bireysel dolaşım sağlığı yönetiminde güçlü bir destek sunar.

Kurumsal Düzeyde Önleme Yaklaşımı

Erken tespit sadece bireyin değil, kurumun da sorumluluğundadır.
Çalışan sağlığına yatırım yapan kurumlar, hem iş gücü verimliliğini artırmakta hem de uzun vadeli sağlık harcamalarını azaltmaktadır.

Kurumsal düzeyde önerilen bazı uygulamalar:

  • Yıllık dolaşım sağlığı taramaları: Kan basıncı, kolesterol, periferik nabız ölçümü ve yaşam tarzı anketleri ile risk profili çıkarılabilir.
  • Ergonomi ve hareket farkındalığı eğitimleri: İş yeri hekimi ve İSG uzmanları tarafından aylık mini seminerler düzenlenebilir.
  • Ofis içi fiziksel aktivite alanları: Basit yürüyüş yolları, esneme noktaları veya ayakta çalışma masaları bu amaca hizmet eder.
  • Sağlıklı yaşam kampanyaları: “Günde 5.000 adım” veya “2 saatte 5 dakika hareket” gibi sloganlarla mikro değişim kültürü oluşturulabilir.

Bunların tümü, erken dönemde riskli bireyleri belirleyip destekleyen bir “kurumsal önleme ekosistemi” yaratır.

Psikolojik Farkındalık ve Beden Dinleme

Dolaşım sorunlarının erken fark edilmesinde beden sinyallerini dinleme becerisi son derece önemlidir.
Ofis çalışanları çoğu zaman zihinsel olarak yoğun olduklarından, fiziksel rahatsızlıkları bastırma eğilimindedirler.
Oysa vücudun verdiği küçük sinyaller — örneğin parmak uçlarında soğukluk, bacaklarda ağırlık hissi, kısa süreli karıncalanma, baş dönmesi veya dikkat dağınıklığı — dolaşımın yavaşladığına işaret edebilir.

Bu sinyalleri bastırmak yerine fark etmek, kişinin kendi sağlığını koruma yönünde proaktif davranmasını sağlar.
Gün sonunda birkaç dakikalık “beden kontrol rutini” (örneğin ayaklarda şişlik var mı, nabız düzenli mi, eller soğuk mu) yapmak, farkındalık düzeyini artırır.

Dolaşım Sağlığında Önleyici Yaşam Biçimi

Erken tespit kadar güçlü bir koruma sağlayan unsur, önleyici yaşam tarzıdır.
Bu, tek bir davranış değişikliğinden ziyade, küçük ama tutarlı alışkanlıkların bütünüdür.

  • Düzenli egzersiz: Haftada en az 3 gün 30 dakikalık tempolu yürüyüş, kan akışını düzenler ve damar elastikiyetini korur.
  • Dengeli uyku: 7–8 saatlik kesintisiz uyku, damar onarım mekanizmalarının etkin çalışmasını sağlar.
  • Stres yönetimi: Meditasyon, nefes teknikleri ve zaman yönetimi stratejileri, hormonal dengeyi koruyarak dolaşım kalitesini yükseltir.
  • Beslenme düzeni: Lifli gıdalar, antioksidanlar ve omega-3 kaynakları, damar içi plak oluşumunu engeller.

Bu yaşam tarzı unsurları, bireyin kan dolaşımı sistemini pasif bir yapıdan aktif bir denge mekanizmasına dönüştürür.

Türkiye İş Kültürüne Uyarlanmış Uygulama Önerileri

Türk ofis kültüründe genellikle yoğun çalışma temposu, uzun toplantılar ve az hareketlilik hakimdir.
Bu gerçeklik göz önünde bulundurularak, erken tespit ve önlem uygulamaları aşağıdaki pratiklerle desteklenebilir:

  • Toplantı aralarında 2 dakikalık esneme molaları: Kurum içi bir politika hâline getirilebilir.
  • “Ayakta kısa toplantı” uygulamaları: Hem zaman tasarrufu sağlar hem de dolaşımı aktif tutar.
  • “Sağlıklı cuma” etkinlikleri: Her hafta bir gün su tüketimi, egzersiz veya ergonomi farkındalığı temalı kısa oturumlar yapılabilir.
  • Kurum içi gönüllü sağlık elçileri: Çalışanlar arasında sağlık farkındalığı liderleri belirlenerek bilgi paylaşımı teşvik edilebilir.
  • Ofis içi yavaş yürüyüş rotaları: Kısa koridor yürüyüşleri için “mikro rota” tasarımları oluşturulabilir.

Bu tür kültürel olarak uyarlanmış mikro adımlar, dolaşım sağlığını korumada sürdürülebilirlik sağlar.

Erken Fark Et, Önle, Korun

Kan dolaşımı, insan vücudunun sessiz çalışan motorudur.
Masa başı çalışma düzeni bu motorun performansını yavaşlatabilir, ancak bilinçli farkındalık ve küçük yaşam tarzı düzenlemeleriyle bu etki tamamen tersine çevrilebilir.

Erken tespit, yalnızca bir sağlık kontrolü değil, bir yaşam yaklaşımıdır:

  • Bedeni dinlemek,
  • Riskleri bilmek,
  • Günlük alışkanlıkları iyileştirmek,
  • Gerektiğinde profesyonel destek almak.

Dolaşım sorunlarını önlemenin en güçlü yolu, onları başlamadan önce fark etmektir.
Masa başı çalışanlar için bu farkındalık, yalnızca daha sağlıklı bir dolaşım sistemi değil, aynı zamanda daha üretken, daha enerjik ve daha sürdürülebilir bir iş yaşamı anlamına gelir.

7.1 Yaygın Dolaşım Problemleri
1. Masa Başında Dolaşım Problemleri

Masa başı çalışma, günümüz iş yaşamının en yaygın çalışma biçimi haline gelmiştir. Uzun süre hareketsiz kalmak, kan dolaşımında ciddi değişiklikler yaratabilir ve pek çok kronik sağlık sorununa zemin hazırlayabilir. Bu bölümde, masa başı çalışanlarında en sık karşılaşılan dolaşım problemleri bilimsel bir perspektifle incelenecek, erken belirtileri tanıma ve önleme stratejileri vurgulanacaktır.

Dolaşım sistemi; kalp, damarlar ve kanın birbiriyle koordineli çalışması ile vücudun her noktasına oksijen ve besin taşır. Sistemden kaynaklanan bozukluklar, kas ve eklem ağrılarından, ciddi kardiyovasküler hastalıklara kadar geniş bir yelpazede sağlık sorununa yol açabilir. Masa başı çalışanlarında özellikle alt ekstremite venöz yetmezlik, varisler, mikro dolaşım bozuklukları, boyun ve omuz bölgesi dolaşım problemleri öne çıkmaktadır.

2. Alt Ekstremite Venöz Yetmezlik

Uzun süre oturma pozisyonunda kalmak, bacak kaslarının pompa işlevini zayıflatır. Kas pompası, kanı bacaklardan kalbe doğru taşıyan doğal bir mekanizmadır. Hareketsizlik, bu mekanizmanın etkinliğini azaltır, kanın alt ekstremitelerde göllenmesine ve damar duvarlarında basınç artışına neden olur.

Belirtiler:

  • Ayak bileği ve baldırda şişlik
  • Ağrı ve ağırlık hissi
  • Varis oluşumu
  • Gece krampları

Risk Faktörleri:

  • Kadın çalışanlar, özellikle topuklu ayakkabı kullananlar
  • 40 yaş üzeri bireyler
  • Genetik yatkınlığı olanlar

Öneriler:

  • Her 45 dakikada bir ayağa kalkıp kısa yürüyüş yapmak
  • Ayak bileklerini dairesel hareketlerle esnetmek
  • Otururken bacakları hafif yukarı kaldırmak

Türkiyede Ofis Örneği:
Ford Otosan ve Arçelik gibi büyük üretim ofislerinde, çalışanlara “her saat başı ayağa kalk ve 2 dakikalık mikro yürüyüş” uygulaması teşvik edilmektedir. Bu, alt ekstremite venöz dönüşünü destekler.

3. Derin Ven Trombozu (DVT)

DVT, masa başı çalışanlarında nadir ancak ciddi bir durumdur. Uzun süre hareketsiz kalmak, pıhtı oluşumuna zemin hazırlayabilir. Pıhtının kopup akciğere gitmesi durumunda pulmoner emboli gibi yaşamı tehdit eden komplikasyonlar gelişebilir.

Belirtiler:

  • Tek bacakta ani şişlik ve ağrı
  • Sıcaklık artışı ve kızarma

Öneriler:

  • Uzun toplantılarda ayakta kısa yürüyüşler yapmak
  • Sıkı pantolonlardan ve bacakları sıkıştıran oturma pozisyonlarından kaçınmak
  • Bol su içmek

Türkiyede İşyerinde Uygulama:
Tüpraş gibi üretim tesislerinde masa başı çalışanları için ayakta çalışma masaları ve periyodik esneme seansları uygulanarak DVT riski azaltılmaktadır.

4. Soğuk Ekstremite Sendromu

Klimalı ofis ortamlarında veya yetersiz kas aktivitesi durumunda, el ve ayaklarda soğukluk sık görülür. Periferik damarlar daralarak kan akışını yavaşlatır.

Belirtiler:

  • Ellerde ve ayaklarda soğukluk
  • Karıncalanma ve uyuşma

Önleme:

  • El ve ayakları ısıtacak ince yün çoraplar
  • Parmak ve ayak egzersizleri
  • 1–2 saatte bir ayağa kalkıp dolaşımı canlandırmak

5. Boyun ve Omuz Bölgesi Dolaşım Bozukluğu

Uzun süre öne eğik pozisyon, boyun ve omuz kaslarında kronik gerilmeye yol açar. Bu da mikrosirkülasyonun azalmasına neden olur.

Belirtiler:

  • Boyun sertliği
  • Omuzlarda ağırlık hissi
  • Baş ağrısı ve yorgunluk

Önleme:

  • Monitörü göz hizasında konumlandırmak
  • Omuzları geriye ve dairesel hareketlerle esnetmek
  • 10 dakikada bir kısa boyun egzersizleri yapmak

Ofis Örneği:
Arçelik, çalışanlarına günde 3 kez 5 dakikalık boyun ve omuz esnemeleri uygulamasını hatırlatıcılarla teşvik etmektedir.

6. Göz Mikrosirkülasyon Bozukluğu

Uzun süreli bilgisayar kullanımı, göz çevresi damarlarının dolaşımını yavaşlatır ve göz kaslarını yorar.

Belirtiler:

  • Göz kuruluğu
  • Odaklanma güçlüğü
  • Hafif baş dönmesi

Önleme:

  • 20-20-20 kuralı: Her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunca 6 metre uzağa bakmak
  • Düzenli göz kırpma ve ekran parlaklığı ayarı

7. Kardiyak Dolaşım Yetersizliği

Stres, hareketsizlik ve kötü beslenme kalp-damar sağlığını olumsuz etkiler.

Belirtiler:

  • Göğüs baskısı
  • Erken yorgunluk
  • Düşük nabız değişkenliği

Önleme:

  • Nefes egzersizleri ve kısa meditasyonlar
  • Düzenli kardiyovasküler egzersiz
  • Dengeli beslenme

8. Kurumsal Uygulama Önerileri
  1. Yıllık Dolaşım Sağlığı Tarama Programı: Kan basıncı, kolesterol ve periferik nabız ölçümleri
  2. Ergonomi Eğitimleri: Monitör, sandalye ve masa düzenlemeleri
  3. Ofis İçi Mikro Hareket Alanları: Yürüyüş koridorları, esneme noktaları
  4. Sağlıklı Yaşam Kampanyaları: Günlük adım ve hareket hedefleri

Masa başı çalışma, dolaşım sistemi üzerinde sessiz ama sürekli bir baskı oluşturur. Alt ekstremite venöz yetmezlik, DVT, soğuk ekstremite, boyun ve omuz dolaşım bozukluğu, göz ve kardiyak dolaşım sorunları en yaygın problemlerdir.

Erken farkındalık ve küçük yaşam tarzı değişiklikleri, bu sorunların önlenmesinde kritik rol oynar. Kurumsal uygulamalar, çalışanların günlük alışkanlıklarını destekleyerek uzun vadeli sağlık risklerini azaltabilir.

7.2 Evde ve Ofiste Basit Kontroller
1. Giriş

Masa başı çalışanlarında dolaşım problemleri çoğunlukla sessiz seyreder ve erken belirtiler çoğu zaman fark edilmez. Bu nedenle basit gözlem ve öz-değerlendirme yöntemleri, hem bireylerin hem de kurumların sağlığını korumak açısından kritik öneme sahiptir.

Evde veya ofiste uygulanabilecek basit kontroller, çalışanların kendi dolaşım sistemini izlemesine ve küçük müdahalelerle sorunların ilerlemesini önlemesine yardımcı olur. Bu kontroller; nabız, kan akışı, bacak ve ayak ödemi, ekstremite sıcaklığı ve renk değişimleri gibi temel göstergeleri içerir.

2. Nabız ve Kalp Ritmi Kontrolleri

Nabız ölçümü, dolaşım sisteminin temel göstergelerinden biridir. Masa başı çalışanları için düzenli nabız kontrolü, kalp atış hızını ve ritmini takip etmenin en basit yöntemidir.

Evde ve Ofiste Uygulama:

  • Bilekten ölçüm: Baş parmak dışındaki üç parmak bileğin iç kısmına yerleştirilir. Dakikada 60–90 arası normal kabul edilir.
  • Boyundan ölçüm: Baş ve boynu hafif yana çevirerek karotis arterine üç parmak yerleştirilir.
  • Düzensizlik gözlemi: Kalp atımında düzensizlik hissi veya ani hızlanmalar varsa not alınmalıdır.
  • Sıklık: Haftada 1–2 kez sabah dinlenmiş halde ölçüm önerilir.

Türk İş Ortamı Örneği:
Arçelik’in ofis çalışanları, akıllı bileklikleriyle haftalık nabız takibi yapmaktadır. Nabızda olağandışı değişiklikler gözlemlendiğinde, İSG departmanı uyarı gönderir ve gerekirse işyeri hekimi ile görüşme yapılır.

3. Deri Rengi ve Ekstremite Sıcaklığı Kontrolleri

Periferik dolaşımın bir göstergesi de el ve ayaklardaki sıcaklık ve renk değişimidir. Uzun süre hareketsiz kalan çalışanlarda damarlar daralabilir ve ekstremitelerde renk solukluğu veya morarma görülebilir.

Kontrol Yöntemleri:

  • Eller ve ayaklar gözle incelenir.
  • Beyaz, mavi veya mor renk değişimleri not edilir.
  • Isı farkı hissediliyorsa kısa süreli dolaşım egzersizleri uygulanır (parmakları açıp kapama, ayak bileğini dairesel döndürme).

Ofiste Öneri:
Tüpraş ve Ford Otosan gibi büyük üretim ofislerinde, çalışanlar öğle arası 5 dakikalık “ekstremite ısısı kontrolü” yaparak kendi farkındalıklarını artırır.

4. Ödem Kontrolü

Ödem, dolaşım yavaşlamasının ve venöz yetmezliğin erken göstergesidir.

Ev ve Ofiste Basit Kontrol:

  • Ayak bileği ve baldır çevresi sabah ve akşam ölçülür.
  • Başparmakla bastırıldığında iz kalıp kalmadığı kontrol edilir.
  • Derin iz 2–3 saniyeden uzun sürüyorsa, venöz dönüşte yavaşlama olabilir.

Uygulama Önerisi:

  • 2 saatte bir ayağa kalkıp kısa yürüyüşler yapmak
  • Otururken bacakları hafif yukarı kaldırmak
  • Hafif esneme ve ayak parmakları egzersizleri yapmak

Türk Ofis Örneği:
Eti Gıda, üretim ve ofis çalışanları için “ayak sağlığı molası” uygulaması başlatmıştır. Her 2 saatte bir, 3 dakikalık yürüyüş veya ayak esneme rutinleri zorunlu hâle getirilmiştir.

5. Kapiller Dolum Testi

Kapiller dolum testi, parmak uçlarının mikrosirkülasyonunu değerlendiren basit bir yöntemdir.

Yöntem:

  1. Parmak ucuna hafif baskı uygulanır; tırnak beyazlaşır.
  2. Baskı kaldırılır ve rengin pembeleşme süresi gözlemlenir.
  • 2 saniye içinde pembeleşme normal kabul edilir.
  • Daha uzun sürüyorsa mikro dolaşımda yavaşlama olabilir.

Ofis Uygulaması:
Büyük bankalarda, çalışanların hafta içi kendi kapiller dolum testlerini kaydetmesi için “ofis sağlık kartları” kullanılır. Böylece erken uyarı sistemi oluşturulur.

6. “5 Dakikalık Ofis Testi”

Türk ofis ortamına uyarlanmış basit bir testtir. Günlük olarak uygulanabilir.

  1. Ayakta parmak ucunda yükselip inme: Balır kaslarını aktive eder.
  2. Ayak tabanlarının yere tam basması: Ayak ısısını kontrol eder.
  3. Eller kalp hizasında sıkıp bırakma: Parmaklarda karıncalanma olup olmadığını gözlemler.
  4. Omuz ve boyun esnemeleri: Boyun dolaşımını destekler.

Her adımdan sonra 1–2 dakika gözlem yapılır ve fark edilen değişiklikler not edilir.

7. Dijital Araçlar ve Teknolojik Destek

Teknoloji, ev ve ofiste dolaşımın izlenmesinde önemli bir rol oynar:

  • Akıllı saatler ve bileklikler: Nabız, kalp atım değişkenliği, adım sayısı ve uyku düzeni takibi sağlar.
  • Mobil uygulamalar: Günlük su tüketimi ve hareket hatırlatmaları ile kullanıcıyı aktif tutar.
  • Postür düzeltici cihazlar: Yanlış oturma pozisyonlarında titreşim ile uyarı gönderir.

Örnek Türk Uygulaması:
Ford Otosan, üretim ofislerinde çalışanlarına giyilebilir cihazlar dağıtarak hem aktivite takibi hem de postür farkındalığı sağlamaktadır.

8. Günlük Gözlem ve İzleme Formları

Bireysel farkındalığı artırmak için basit bir “Günlük Dolaşım Kontrol Kartı” kullanılabilir:

Kontrol MaddesiGünlük Durum (✓/✗)Notlar
Su tüketimi yeterli mi?
2 saatte bir ayağa kalktım mı?
Ayak bileği ve baldırda ödem var mı?
Eller ve ayaklarda soğukluk var mı?
Nabız düzenli mi?

Bu tablo, çalışanların dolaşım durumunu günlük olarak takip etmelerine ve gerektiğinde profesyonel yardım almalarına yardımcı olur.

9. Kurumsal Farkındalık ve Eğitim

Basit kontrollerin etkinliği, kurumsal destek ile artar. Öneriler:

  1. Haftalık hatırlatıcı e-postalar: Nabız, ödem ve esneme hatırlatmaları
  2. Mini eğitim seansları: Ofis içinde 10 dakikalık dolaşım farkındalık egzersizleri
  3. Mikro-molalar: Her saat başı 2–3 dakikalık yürüyüş ve esneme
  4. Kurum içi dijital takip sistemi: Basit mobil uygulama veya Excel tablosu ile sonuçların kaydedilmesi

Bu tür uygulamalar, bireysel farkındalıkla birlikte kurumsal sağlığı da artırır.

Evde ve ofiste uygulanabilecek basit kontroller:

  • Nabız ve kalp ritmi ölçümü
  • Ekstremite sıcaklığı ve renk gözlemi
  • Ödem ve kapiller dolum testleri
  • Mikro hareket ve esneme rutinleri
  • Dijital takip ve gözlem formları

Bu yöntemler, çalışanların dolaşım sorunlarını erken fark etmesini ve basit önlemlerle ilerlemesini önlemesini sağlar. Kurumsal uygulamalarla desteklendiğinde, uzun vadede hem sağlık hem de iş verimliliği açısından ciddi kazanımlar elde edilir.

7.3 Profesyonel Destek Gerektiren Durumlar
1. Giriş

Masa başı çalışanlarında dolaşım bozuklukları çoğunlukla hafif ve yönetilebilir düzeydedir. Ancak bazı durumlar, yalnızca evde yapılan kontroller ve basit önlemlerle çözülemez ve profesyonel destek gerektirir.

Profesyonel müdahale gerektiren durumlar şunlardır:

  • Kalıcı veya ani gelişen ödem, renk değişikliği
  • Tek taraflı bacak veya ayak ağrısı ve şişlik
  • Göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı
  • Kronik yorgunluk ve halsizlik
  • Varis veya damar şişliklerinin ilerlemesi
  • Uyku sırasında sık tekrar eden el veya ayak uyuşması

Bu tür belirtiler, alt ekstremite venöz yetmezliği, derin ven trombozu (DVT), periferik arter hastalığı, kardiyovasküler sorunlar veya nörolojik problemleri işaret edebilir.

2. Alt Ekstremite Sorunları ve Profesyonel Müdahale
2.1 Derin Ven Trombozu (DVT)

DVT, bacaklardaki derin damarlarda pıhtı oluşmasıdır ve acil müdahale gerektirir.

Belirtiler:

  • Tek taraflı şişlik ve ağrı
  • Ciltte kızarma veya sıcaklık artışı

Profesyonel Müdahale:

  • Hemen işyeri hekimi veya acil sağlık servisiyle iletişime geçmek
  • Doppler ultrason ile damar tıkanıklığı kontrolü
  • Antikoagülan (pıhtı önleyici) tedavi ve takip

Vaka Örneği – Türk İş Ortamı:
Tüpraş İzmir şubesinde bir masa başı çalışanı, tek bacakta şiddetli ağrı ve şişlik şikayeti ile acile başvurmuştur. Doppler ultrason sonucu DVT tespit edilmiş ve tedavi süreci başlatılmıştır. Olay sonrası, tüm ofis çalışanları için ayak sağlığı farkındalık eğitimi ve haftalık mikro yürüyüş uygulaması başlatılmıştır.

2.2 Varis ve Kronik Venöz Yetmezlik

Varis, damar kapakçıklarının yetersiz çalışması sonucu kanın bacaklarda göllenmesiyle oluşur. Kronik venöz yetmezlik ilerleyebilir ve ülser riski yaratabilir.

Belirtiler:

  • Bacaklarda ağrı, dolgunluk hissi
  • Mor veya mavi renkte damarlar
  • Ödem ve cilt değişiklikleri

Profesyonel Müdahale:

  • Damar cerrahisi muayenesi
  • Doppler ultrason veya venografi
  • Elastik kompresyon çorapları veya cerrahi müdahale

Vaka Örneği – Türk İş Ortamı:
Ford Otosan’ın masa başı çalışanlarından birinde ilerleyen varis tespit edilmiştir. İSG departmanı, çalışanı damar cerrahisine yönlendirmiş ve ofis içinde bacak kası egzersizleri ve mikro molalar uygulanmaya başlanmıştır

3. Kardiyovasküler Uyarı İşaretleri

Masa başı çalışma ve stres, kalp-damar sağlığını olumsuz etkileyebilir. Bazı durumlar, acil profesyonel müdahale gerektirir.

Belirtiler:

  • Göğüs ağrısı veya baskı
  • Nefes darlığı ve çarpıntı
  • Ani yorgunluk ve halsizlik
  • Ellerde soğuk terleme

Profesyonel Müdahale:

  • Kardiyoloji muayenesi
  • EKG, ekokardiyografi ve laboratuvar testleri
  • Riskli durumlarda acil tedavi ve takip

Vaka Örneği – Türk İş Ortamı:
Arçelik ofis çalışanlarından birinde öğle sonrası göğüs ağrısı ve nefes darlığı oluşmuştur. İşyeri acil müdahalesi ile hastane sevki sağlanmış ve erken kardiyak tetkik ile stabil angina tanısı konmuştur. Sonuç olarak, ofiste kısa kardiyo egzersizleri ve nefes egzersizleri rutin hâle getirilmiştir.

4. Nörolojik ve Periferik Uyuşma

Periferik dolaşım yetersizliği veya sinir sıkışması, ellerde ve ayaklarda uyuşma ve karıncalanma ile kendini gösterir.

Belirtiler:

  • Tekrarlayan el veya ayak uyuşması
  • Parmaklarda soğukluk ve renk değişimi
  • Gece boyunca devam eden karıncalanma

Profesyonel Müdahale:

  • Fizyoterapi veya nöroloji muayenesi
  • Sinir ve damar görüntüleme (EMG, Doppler)
  • Postür ve ergonomi düzenlemesi

Türk İş Ortamı Örneği:
BİRleşik Metal İş Sendikası’na bağlı bir üretim ofisinde, çalışanların %10’unda el uyuşması şikayeti rapor edilmiştir. İSG departmanı, fizik tedavi uzmanı ve ergonomi danışmanı ile ortak bir müdahale planı hazırlamıştır.

5. Kurumsal Sağlık İzleme ve Müdahale Algoritması

Profesyonel destek gerektiren durumları yönetmek için kurumsal seviyede bir algoritma oluşturmak faydalıdır:

  1. İlk Belirti Gözlemi: Ödem, renk değişimi, ağrı, uyuşma
  2. Öz-değerlendirme ve Basit Kontroller: Nabız, kapiller dolum, mikro egzersiz
  3. Risk Tespiti: Belirtiler devam ediyorsa işyeri hekimi veya İSG uzmanına başvuru
  4. Profesyonel Müdahale: Damar cerrahisi, kardiyoloji veya nöroloji yönlendirmesi
  5. Takip ve Önleme: Kurum içi egzersiz, postür ve beslenme programları

Örnek Türk İş Uygulaması:

  • Ford Otosan ve Arçelik, çalışan sağlık takip sistemlerine bu algoritmayı entegre etmiştir.
  • Aylık raporlamalar ve elektronik gözlem formları sayesinde erken uyarı kültürü oluşturulmuştur.

6. Kurumsal Önlemler ve Eğitim Programları

Profesyonel müdahaleyi desteklemek için kurumlar şunları uygulayabilir:

  • Periyodik sağlık taramaları: Yıllık EKG, kan basıncı ve damar ultrasonu
  • Ergonomi ve mikro hareket eğitimleri: Günlük 5–10 dakikalık egzersizler
  • Farkındalık kampanyaları: “Ayakta durma molası”, su içme hatırlatmaları
  • İşyeri hekimi ile işbirliği: Tüm dolaşım sorunlarının erken tespiti ve yönlendirme

Vaka Örneği – Uygulamalı Eğitim:
Tüpraş, çalışanlarına “Dolaşım Sağlığı Farkındalık Haftası” düzenlemiş; seminerler, kısa egzersiz seansları ve bireysel taramalarla, profesyonel müdahale gerektiren vakaların sayısı %15 azaltılmıştır.

Masa başı çalışanlarında dolaşım bozuklukları bazen ciddi ve acil müdahale gerektiren durumlara dönüşebilir. Bu nedenle:

  1. Belirtileri fark etmek ve basit kontrollerle gözlem yapmak
  2. Profesyonel yardımı zamanında almak
  3. Kurumsal izleme ve eğitim programlarına katılmak

sağlıklı bir iş yaşamının temel taşlarıdır. Türk işyerlerinde uygulanan vaka örnekleri, erken müdahale kültürünün hem çalışan sağlığı hem de üretkenlik açısından ne kadar kritik olduğunu göstermektedir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Masa Başı Çalışanlar İçin Kan Dolaşımında Denge Rehberi yazı dizisinin tamamının Ana Başlıklar ve Ara Başlıkları aşağıdaki sıra ile yayınlanmıştır

1. Giriş – 02.01.2026
  • 1.1 Rehberin Amacı
  • 1.2 Hedef Kitle
  • 1.3 Kan Dolaşımı ve Masa Başı Çalışmanın Önemi

2. Kan Dolaşımı ve Masa Başı Çalışmanın Etkileri – 09.01.2026
  • 2.1 Kan Dolaşımının Temel İşlevleri
  • 2.2 Uzun Süreli Oturmanın Fizyolojik Etkileri
  • 2.3 Dolaşım Bozukluklarının Belirtileri

3. Günlük Alışkanlıklar ile Dolaşımı Destekleme – 16.01.2026
  • 3.1 Düzenli Molalar ve Hareket
  • 3.2 Ofis İçi Egzersizler
  • 3.3 Doğru Oturma ve Postür

4. Masada Kan Dolaşımını İyileştiren Uygulamalar – 23.01.2026
  • 4.1 Ayak ve Bacak Pozisyonları
  • 4.2 Masa ve Sandalye Yüksekliğinin Optimizasyonu
  • 4.3 Bilgisayar ve Monitör Düzeni

5. Beslenme ve Sıvı Alımı – 30.01.2026
  • 5.1 Dolaşımı Destekleyen Besinler
  • 5.2 Su Tüketimi ve Hidratasyon
  • 5.3 Kafein ve Alkolün Etkileri

6. Stres Yönetimi ve Dolaşım – 06.02.2026
  • 6.1 Stresin Kan Dolaşımına Etkisi
  • 6.2 Nefes Egzersizleri
  • 6.3 Kısa Meditasyon ve Rahatlama Teknikleri

7. Dolaşım Sorunlarının Erken Tespiti ve Önleme – 13.02.2026
  • 7.1 Yaygın Dolaşım Problemleri
  • 7.2 Evde ve Ofiste Basit Kontroller
  • 7.3 Profesyonel Destek Gerektiren Durumlar

8. Özet ve Pratik Öneriler – 20.02.2026
  • 8.1 Günlük Uygulama Planı
  • 8.2 Hatırlatıcı ve Motivasyon Önerileri
  • 8.3 Kaynaklar ve Ek Okuma

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

#masabaşı #denge #kandolaşımı #tetkikosgb #kebat

Daha Fazla

Kullandığınız İlaçların Sessiz Mirası

Mikrobiyomun Uzun Hafızası ve İlaçların Sessiz Mirası

Hastalarıma da çevreme de uzun zamandır ısrarla söylüyor, eğitimlerimde anlatıyorum:
İlaç dediğimiz şey, sadece “aldığın gün” etki eden bir molekül değildir.
İlaç, vücuda girdiği anda bir biyolojik hatıra bırakır.

Ve bugün artık bu kanaat, güçlü bilimsel verilerle iyice netleşiyorYakın zamanda yayımlanan çok kapsamlı bir çalışma, yaygın olarak kullanılan ilaçların neredeyse yüzde 90’ının bağırsak bakterilerinde kalıcı değişimlere yol açtığını ortaya koyuyor. Üstelik bu değişimler, sadece antibiyotiklerle sınırlı değil.

Antidepresanlar, mide koruyucular, beta blokerler, benzodiazepinler, metformin ve benzeri pek çok “insan hücresini hedef aldığı” varsayılan ilaç da bağırsak mikrobiyal yapıyı yeniden şekillendiriyor.

Yani hedef insan hücresi olsa bile, bedeli çoğu zaman mikrobiyom ödüyor.

Daha çarpıcı olan şu:
Bu etkiler, ilacı bıraktıktan üç yıl, beş yıl hatta daha uzun süre sonra bile ölçülebiliyor.

Bu şu anlama geliyor:
Bağırsak ekosistemi sandığımız gibi “kullan–bırak–düzelir” tipi bir sistem değil.
Mikrobiyom, uzun hafızalı bir biyolojik arşivdir.

Mikrobiyom araştırmalarında büyük kör nokta

Bugüne kadar yapılan pek çok mikrobiyom çalışması, katılımcıların sadece o an kullandığı ilaçları hesaba kattı.
Oysa 3 yıl önce, 5 yıl önce, 10 yıl önce kullanılan ilaçlar çoğu zaman sorgulanmadı bile.

Bu çalışma bize şunu söylüyor:
Mikrobiyom araştırmalarının önemli bir kısmı, aslında görünmeyen bir faktörle kirlenmiş olabilir.

Araştırmacıların “hidden confounder” dediği şey tam olarak bu:
Sonucu etkileyen ama fark edilmeyen gizli değişken.

Yani bir çalışmada “şu bakteri obezitede artıyor” denmiş olabilir…
Ama belki de o bakteriyi asıl artıran şey, yıllar önce kullanılan bir antidepresandı.

Bu durum, mikrobiyom–hastalık ilişkileri konusunda neden bu kadar çok çelişkili sonuç çıktığını da kısmen açıklıyor.

İlaçlar sadece bakterileri değil, yönü değiştiriyor

Çalışmada özellikle bazı ilaç gruplarının belirli bakteri türleriyle güçlü ilişkiler kurduğu görülüyor.

Örneğin benzodiazepinler;
Dorea formicigenerans ve Ruminococcus torques artışıyla ilişkili bulunmuş.

Ruminococcus torques, bağırsak mukus tabakasını parçalayan bir bakteri.
Aşırı çoğaldığında;
– bağırsak bariyerini zayıflatabiliyor
– inflamasyona zemin hazırlayabiliyor
– Crohn, irritabl bağırsak, metabolik bozukluklarla ilişkilendiriliyor.

Yani bu sadece “kompozisyon değişti” meselesi değil.
Bağırsak duvarının fiziki mimarisi değişiyor.

Proton pompası inhibitörleri (mide koruyucular) ise normalde ağız florasına ait olması gereken bazı bakterilerin bağırsakta artmasıyla ilişkilendirilmiş. Bu da mide asidinin bastırılmasıyla biyolojik bariyerlerin çöktüğünü düşündürüyor.

Daha da önemlisi:
Aynı hastalık için kullanılan ilaçlar bile bağırsakta aynı etkiyi yapmıyor.

Mesela alprazolam, diazepamdan çok daha fazla mikrobiyal çeşitlilik kaybına yol açmış.

Yani “ilaç grubu” değil, molekül bazında etkiler söz konusu.

En sert veri: antibiyotik izi silinmiyor

Çalışmanın belki de en ağır sonucu şu:

Hayatında antibiyotik kullanmış kişiler, aradan kaç yıl geçerse geçsin, hiç kullanmamış bireylerle aynı mikrobiyal çeşitliliğe tam olarak geri dönemiyor.

Bu, mikrobiyomun “eski haline dönen bir lastik” değil, “iz tutan bir kil” gibi olduğunu gösteriyor.

Her antibiyotik, sadece o anki bakterileri değil, gelecekteki ekosistemin sınırlarını da değiştiriyor.

Buradan çıkan net sonuç

Bu çalışma bize şunu çok net söylüyor:

🔹 Bazı ilaçlar mikrobiyomu geçici olarak etkilemiyor, yeniden şekillendiriyor.
🔹 Mikrobiyom, sanıldığından çok daha uzun hafızalı bir sistem.
🔹 Mikrobiyom verileri yorumlanırken, sadece bugünkü değil, yıllar önceki ilaç geçmişi de hesaba katılmalı.

Gelelim asıl meseleye

Bu araştırma, benim yıllardır altını çizdiğim bir hakikati tekrar yüzümüze vuruyor:

İlaç, “zararı sonra çıkar” sınıfında bir müdahaledir.

Elbette doktorun gerekli gördüğü, hayati önemi olan tedaviler tartışma dışıdır.
Ama bugün toplumda şunlar olağan hale gelmiş durumda:

– Mide koruyucuların yıllarca kullanılması
– Antibiyotiklerin en hafif durumda bile kullanılması
– Ağrı kesicilerin su gibi içilmesi
– Psikiyatrik ilaçların neredeyse yaşam tarzına dönüşmesi

Ve biz bunları hâlâ “bırakınca geçer” zannediyoruz.

Hayır.
Bir kısmı geçmiyor.
Bir kısmı iz bırakıyor.
Bir kısmı yön değiştiriyor.

Bu yüzden meseleyi sadece “yan etki” olarak görmüyorum.
Bu, biyolojik altyapının yeniden programlanmasıdır.

Ve çoğu zaman bu programlama, fark edilmeden yapılmaktadır.

Bugün bağırsak florası konuşuyoruz.
Yarın bağışıklık, metabolizma, nörolojik zemin, hatta kişilik biyolojisini konuşacağız.

Çünkü mikrobiyom sadece sindirim sistemi değildir.
Mikrobiyom, organizmanın görünmeyen işletim sistemidir.

Ve bu işletim sistemi, ilaçları unutmuyor.

“Kızım sana söylüyorum” dememin sebebi de bu.
Bu söz aslında herkese.

Çünkü bedene giren her molekül,
sadece o günü değil,
gelecekteki biyolojiyi de yazıyor.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Gözlere Işık, Cilde Can Beta-Karotenin Renkli Dünyası

Turuncu bir havuç, sarı bir mango ya da kırmızımsı bir tatlı patates gördüğünüzde aklınıza ne gelir? Lezzet mi, sağlık mı, yoksa sadece renk mi? Aslında bu canlı renklerin ardında gizli bir kahraman var: Beta-karoten.

Beta-karoten, doğanın bize sunduğu en güçlü antioksidanlardan biridir. Hem göz sağlığından cilt korumasına, hem bağışıklık sisteminden solunum yollarına kadar birçok alanda vücudumuza destek olur. Ama bu mucizevi maddeyi tanımak, doğru kullanmak ve gerektiğinde dikkatli olmak da bir o kadar önemlidir.

Bu yazıda beta-karotenin ne olduğunu, nasıl çalıştığını, hangi besinlerde bulunduğunu ve neden hayatımızda yer alması gerektiğini birlikte keşfedeceğiz.

Beta-Karoten Nedir?

Beta-karoten, bitkilerde bulunan doğal bir pigmenttir. Özellikle sarı, turuncu ve kırmızı renkli meyve ve sebzelerde bolca bulunur. 1831 yılında Alman bilim insanı H. Wackenroder tarafından havuçtan kristalize edilerek keşfedilmiştir. İsmini de Latince havuç anlamına gelen “daucus carota”dan alır.

Vücuda alındığında beta-karoten, A vitaminine dönüşür. Bu dönüşüm sayesinde görme, cilt sağlığı, bağışıklık sistemi ve sinir fonksiyonları gibi birçok hayati süreç desteklenir.

A vitamini iki şekilde alınabilir:

  • Aktif A vitamini (retinol): Hayvansal gıdalarda bulunur ve doğrudan vücut tarafından kullanılır.
  • Pro-vitamin A (beta-karoten): Bitkisel kaynaklıdır ve vücut tarafından önce retinole dönüştürülmesi gerekir.

Bu dönüşüm sayesinde beta-karoten, hem doğal hem de güvenli bir A vitamini kaynağı olarak öne çıkar.

Beta-Karotenin Faydaları
1. Güçlü Bir Antioksidan

Beta-karoten, serbest radikallerle savaşan güçlü bir antioksidandır. Serbest radikaller, hücrelere zarar vererek yaşlanma, iltihaplanma ve bazı kronik hastalıklara yol açabilir. Beta-karoten bu zararlı molekülleri etkisiz hale getirerek vücudu korur.

Yapılan araştırmalar, beta-karotenin bazı kanser türlerinin riskini azaltabileceğini göstermiştir. Ancak bu etki, doğal besinlerden alındığında geçerlidir. Yüksek dozda takviye kullanımı, özellikle sigara içen bireylerde olumsuz sonuçlar doğurabilir.

2. Sağlıklı Gebelik İçin Destek

Hamilelik ve emzirme döneminde A vitamini ihtiyacı artar. Beta-karoten, bu ihtiyacı karşılamada güvenli bir yoldur. Fetüsün akciğer gelişimi, bağışıklık sistemi ve genel büyüme süreci için A vitamini kritik öneme sahiptir.

Uzmanlar, hamile kadınların A vitamini alımını %40, emziren kadınların ise %90 artırması gerektiğini belirtir. Bu nedenle sarı ve turuncu sebzeler hamilelikte sofralardan eksik edilmemelidir.

3. Cilt Koruması

Beta-karoten, cilt hücrelerinde de aktif rol oynar. Güneşin zararlı UV ışınlarına karşı cildi koruyabilir, kızarıklık ve tahrişi azaltabilir. Güneş koruyucu kadar etkili olmasa da, cildin doğal savunma sistemini güçlendirir.

Ayrıca ciltteki hücre yenilenmesini destekleyerek daha sağlıklı ve canlı bir görünüm sağlar.

4. Göz Sağlığını Destekler

Beta-karoten, göz sağlığı için vazgeçilmezdir. Özellikle yaşa bağlı makula dejenerasyonu gibi görme bozukluklarının ilerlemesini yavaşlatabilir. Retina hücrelerini koruyarak körlük riskini azaltır.

Çinko, C vitamini ve E vitamini ile birlikte alındığında etkisi daha da artar. Bu kombinasyon, göz sağlığını korumada bilimsel olarak kanıtlanmış bir formüldür.

5. Ağız Sağlığında Koruyucu Rol

Oral lökoplaki, ağız içinde beyaz lekelerle kendini gösteren bir durumdur. Bazı vakalarda bu lekeler kanserin öncüsü olabilir. Yapılan araştırmalar, beta-karotenin bu lekelerin tedavisinde etkili olduğunu göstermiştir.

Günde 30–60 mg beta-karoten alan hastaların büyük kısmı olumlu yanıt vermiştir. Bu nedenle beta-karoten, ağız sağlığında da koruyucu bir ajan olarak değerlendirilmektedir.

6. Solunum Fonksiyonlarını İyileştirir

Beta-karotenli meyveler, solunum yollarını rahatlatabilir. Mango, papaya, kavun gibi meyveler, balgam üretimini azaltır, nefes darlığını hafifletir ve hışıltıyı önleyebilir.

Düzenli meyve tüketimi, akciğer fonksiyonlarını destekleyerek daha rahat bir solunum sağlar.

Hangi Besinlerde Bulunur?

Beta-karoten açısından zengin besinler şunlardır:

  • Havuç
  • Tatlı patates
  • Kabak
  • Mango
  • Papaya
  • Kavun
  • Ispanak
  • Pazı
  • Brokoli
  • Kırmızı biber

Bu besinleri çiğ, haşlanmış ya da buharda pişmiş olarak tüketmek, beta-karotenin emilimini artırır. Ayrıca az miktarda sağlıklı yağ (zeytinyağı gibi) ile birlikte tüketildiğinde vücut tarafından daha iyi kullanılır.

Takviye Kullanımı ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

Beta-karoten takviyeleri, bazı durumlarda faydalı olabilir. Ancak yüksek dozda ve kontrolsüz kullanımı risklidir.

Yan etkiler arasında şunlar sayılabilir:

  • Ciltte sararma
  • Baş ağrısı
  • Geğirme
  • Gevşek dışkılama
  • Eklem ağrısı
  • Morarma

Özellikle sigara içen bireylerde yüksek doz beta-karoten takviyesi, akciğer kanseri riskini artırabilir. Aynı şekilde asbeste maruz kalan kişilerde de karaciğer ve kalp hastalığı riski yükselir.

Beta-karoten takviyesi kullanmadan önce mutlaka doktora danışılmalıdır.

Ayrıca bazı ilaçlarla etkileşime girebilir:

  • Kolesterol düşürücüler
  • Antibiyotikler
  • Mide ilaçları (proton pompası inhibitörleri)
  • Orlistat
  • Kan sulandırıcılar

Bu ilaçlarla birlikte kullanıldığında kanama riski artabilir. Bu nedenle doktor gözetimi şarttır.

Renkli Beslen, Sağlıklı Yaşa

Beta-karoten, doğanın bize sunduğu renkli bir armağandır. Gözlerimizi korur, cildimizi besler, bağışıklığımızı güçlendirir. Ama en önemlisi, onu doğru kaynaklardan ve dengeli miktarda almak gerekir.

Sarı ve turuncu meyve-sebzeler soframızda ne kadar çok yer alırsa, sağlığımız da o kadar renklenir. Takviye yerine doğal besinleri tercih etmek, hem güvenli hem de lezzetli bir yoldur.

Unutmayın: Sağlık, tabağınızda başlar. Ve bazen bir havuç, bir mango ya da bir dilim kavun, sandığınızdan çok daha fazlasını sunar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

Psilosibin Ne Biliyor musunuz?

Psilosibin, Psilocybe türü mantarlarda doğal olarak bulunan bir triptamin alkaloididir. Vücuda alındığında hızla psilosin’e dönüşür; psilosin merkezi sinir sisteminde psikodelik (halüsinojenik) etki gösterir. Geleneksel şamanik/törensel kullanımı binlerce yıl geriye gider; modern bilimsel ilgi 1950–60’lardan sonra artmış, 2000’lerin sonlarından itibaren kontrollü klinik araştırmalarla yeniden canlanmıştır.

Psilosibin Aslında “Ön İlaçtır”

Vücuda giren psilosibin psilosin’e dönüşmeden aktif değildir. Etkiyi yapan molekül psilosindir.
👉 Yani psilosibin farmakolojik olarak bir “taşıyıcı formdur”.

Farmakoloji — Nasıl Etki Eder?

Psilosibin (aktif formu psilosin) beyinde özellikle 5-HT2A serotonin reseptörünü güçlü şekilde agonist olarak uyarır. Bu reseptör aktivasyonu kortikal ağlar arasında bağlantı profilini değiştirir — ör. varsayılan mod ağ (default mode network) üzerinde etkiler, algı, benlik deneyimi ve bilişsel esneklikte değişikliklerle ilişkilidir. Ayrıca başka serotonin reseptörleri ve nöroplastisiteyi etkileyen yollar (BDNF, sinaptik yeniden yapılanma) aracılığıyla daha uzun süreli ruh sağlığı etkilerine katkıda bulunabilir. https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0031699725074678?utm_source=chatgpt.com

Beyinde “Ağ Mimarisini” Geçici Olarak Yeniden Düzenler

fMRI çalışmalarında psilosibin sonrası:

  • Normalde birbirinden kopuk çalışan beyin ağları birbirleriyle konuşmaya başlar
  • Varsayılan Mod Ağı (ego/benlik ağı) geçici olarak baskılanır

Bu yüzden insanlar:

  • “Benlik çözülmesi”
  • “Bütünlük hissi”
  • “Farklı perspektiften kendine bakma”
    deneyimlerini yaşar.

👉 Bu durum bazen “geçici nörolojik reset” olarak tanımlanır.

Klinik Kullanım Alanları

Son yıllarda psilosibin en çok majör depresif bozukluk (MDD) ve tedaviye dirençli depresyon (TRD) için yapılan kontrollü çalışmalarda incelendi; çalışmalar genelde tek doz veya birkaç seansa eşlik eden psikoterapi ile birlikte tasarlandı.

Çok merkezli/iyi dizaynlı faz-2 çalışmalarda (ör. tek doz 25 mg karşılaştırmaları) 3–12 haftalık dönemde depresyon puanlarında anlamlı azalma raporlandı; ancak örneklem büyüklüğü, uzun dönem veri ve karşılaştırmalı (SSRI, ketamin vb.) çalışmalar hâlâ sınırlı.https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/36322843/

Multiblind RCT’lerde kısa vadede anksiyete ve depresyonda hızlı düzelme gösteren sonuçlar bildirildi; etkinliğin süresi, tekrar dozlama stratejileri ve psikoterapi bileşeninin rolü hâlâ çalışılıyor. https://jamanetwork.com/journals/jama/fullarticle/2808950?utm_source=chatgpt.com

Özet kanıt değerlendirmesi: mevcut veriler umut verici; özellikle psikoterapi ile eşlik eden, kontrollü klinik ortamda uygulanan psilosibin kürleri kısa-orta vadede anlamlı etki gösteriyor. Ancak geniş faz-3 çalışmalar, uzun dönem güvenlik/verimlilik verileri ve tedaviye göre karşılaştırmalar gereklidir. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/36322843/

1–2 Doz, Haftalarca Süren Psikolojik Etki Oluşturabilir

Klasik antidepresanlar her gün kullanılır.
Psilosibin çalışmalarında ise:

  • 1 veya 2 seans
  • 3–6 hafta hatta bazı çalışmalarda aylarca süren etki bildirilmiştir.

👉 Bu, modern psikofarmakolojide çok sıra dışı bir özelliktir.

Güvenlik Profili — Yan Etkiler, Riskler

Kontrollü denemelerde bildirilen en sık kısa dönem yan etkiler: anksiyete/çarpıntı ve yükselmiş kan basıncı seans sırasında, bulantı, baş ağrısı, uyku hali; seans sonrası baş ağrısı ve yorgunluk görülebilir. Ciddi advers olaylar (psikotik epizod, uzun süreli işlev kaybı) nadir fakat özellikle kişisel veya aile öyküsünde psikoz/şizofreni riski varsa daha yüksek risk söz konusudur. Klinik protokoller hasta seçimi, hazırlık (preparation), seans sırasında gözetim ve entegrasyon (sonrası psikoterapi) ile riskleri azaltmayı hedefler. https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/00048674241289024?int.sj-full-text.similar-articles.7=&utm

Ayrıca intihar riski yüksek bireylerde veri dikkatle yorumlanmalı; bazı analizler psilosibin tedavisinin intihar düşüncesini azaltabileceğini gösterirken (erken veriler), geniş ve uzun döneme yayılan güvenlik bariyerleri üzerinde anlaşma yoktur. https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC12417673/?utm

Kişilik Özelliklerinde Ölçülebilir Değişim Yapabilen Nadir Maddelerdendir

Araştırmalarda psilosibin sonrası:

  • “Deneyime açıklık” (openness) puanı artıyor
  • Bu artış aylar sonra bile kalabiliyor

👉 Yani geçici bir hal değil, bazen kalıcı kişilik boyutu değişimi oluşabiliyor.

Etki Mekanizmasıyle İlgili Önemli Bulgular

Beyin görüntüleme çalışmaları, psilosibin sonrası ağ dinamiklerinde (ör. DMN ile hipokampus arasındaki bağlantı) hem akut hem de bazı bölgelerde haftalar süren değişiklikler olduğunu gösterdi; bu nöroplastisite değişiklikleri terapötik etkiye katkıda bulunuyor olabilir. (örnek çalışmalardan raporlar 2024–2025 döneminde yayımlandı).

Moleküler düzeyde, 5-HT2A selektif mekanizmalar kadar reseptör sinyal etkinliği ve fonksiyonel seçicilik (“signaling efficacy”) üzerine çalışmalar yeni farmakolojik adaylar (psikodelik olmayan 5-HT2A agonistleri veya PAM’lar) geliştirme yönünde ilerliyor. Bu, halüsinasyon oluşturmayıp benzer terapötik fayda sağlayabilecek yeni ilaç hedefleri anlamına geliyor. https://bpspubs.onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/bph.70109?utm

Ölüm Korkusu Üzerinde Güçlü Etkisi Var

Özellikle kanser hastalarıyla yapılan çalışmalarda:

  • Ölüm anksiyetesi düşüyor
  • “Anlam”, “kabul”, “bağlantı” hissi artıyor

İlginç olan: Etkinin gücü, görülen halüsinasyonlardan çok
👉 “mistik/varoluşsal deneyimin derinliği” ile korele çıkıyor.

Yasal Durum

Psilosibin ülkeler/eyaletler arasında değişen şekilde kontrollü madde statüsünde. Bazı yerlerde klinik araştırmalar ve denetimli terapi programları izin alırken (ABD, Kanada, bazı Avrupa merkezleri), birçok ülkede kullanım/dağıtım yasaktır. Klinik uygulama ve onay süreçleri (ör. FDA) açısından kararlar halihazırda devam eden faz-2/3 programlarına bağlıdır. (Yerel yasal durum için ülke bazlı kontrol gereklidir.)

Beyin “Daha Genç” Bir Bağlantı Profiline Yaklaşıyor

Bazı nörogörüntüleme analizlerinde psilosibin sonrası beyin:

  • Daha esnek
  • Daha entropik
  • Daha çocuk beyni benzeri bir ağ organizasyonu gösteriyor.

👉 Bu yüzden bazı nörobilimciler psilosibini “geçici gelişimsel geri açılma” (developmental reopening) modeliyle açıklıyor.

Devam Eden Büyük Denemeler ve Takip Edilmesi Gereken Çalışmalar

Büyük, randomize çok merkezli çalışmalar devam ediyor; ör. çeşitli NCT kayıtları TRD ve MDD için psilosibin kürlerini değerlendiriyor (ClinicalTrials.gov kayıtları).

Faz-2/3 karşılaştırmalı çalışmalar ve güvenlik sistematik incelemeleri (adverse-event reporting) 2024–2025’te arttı; bunların sonuçları uygulama protokollerini şekillendirecektir. https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0278584625002957?utm

Görsel Sistem, Gerçeklikten Çok “Tahmin Motoru” Gibi Çalışmaya Başlar

Psilosibin altında beyin:

  • Dış veriden çok iç model üretimine ağırlık verir.
  • Bu yüzden geometrik şekiller, fraktaller, sembolik imgeler sık görülür.

👉 Bu durum “beyin bir halüsinasyon makinesidir” hipotezlerini güçlendirmiştir.

Bağımlılık Potansiyeli En Düşük Psikoaktif Maddelerden Biridir

Farmakolojik olarak:

  • Dopamin ödül sistemini klasik bağımlılık maddeleri gibi uyarmaz
  • Tolerans çok hızlı gelişir (arka arkaya alındığında etkisi düşer)

👉 Bu yüzden epidemiyolojik verilerde psilosibin bağımlılık yapıcı maddeler sınıfında yer almaz.

Pratik Çıkarımlar & Öneriler

Klinik uygulama için — eğer yerel düzenleme izin veriyorsa — hasta seçimi (psikotik bozukluk hikâyesi, aile öyküsü, stabil medikal durum), uygun psikoterapötik hazırlık ve entegrasyon programı, kardiyo-vasküler değerlendirme ve kontrollü ortam şarttır. https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/00048674241289024?int.sj-full-text.similar-articles.7=&utm

Araştırmacılar için en önemli açık sorular: uzun dönem etkinlik; tekrarlayan dozlama rejimleri; karşılaştırmalı etkinlik (SSRI, ketamin vb.); güvenlik alt-grupları (gençler, psikotik yatkınlığı olanlar); ve “psikodelik olmayan” etkiyi taklit eden moleküllerin değeri. https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC12490253/?utm

Etkisi “Madde”den Çok “Bağlam”a Duyarlıdır

Psilosibin için meşhur bir kavram vardır:

“Set and setting”
(zihinsel durum + çevresel bağlam)

Aynı doz:

  • Klinik ortamda → terapötik içgörü
  • Kaotik ortamda → yoğun anksiyete yaratabilir.

👉 Modern çalışmalarda asıl “ilaç” paketinin yarısı psikoterapi protokolüdür.

Yeni Nesil “Halüsinojen Olmayan Psilosibin Benzerleri” Geliştiriliyor

Güncel farmasötik araştırmalarda hedef:

  • 5-HT2A üzerinden nöroplastisite etkisi
  • Ama algı bozucu deneyim olmadan

👉 Yani gelecekte psilosibinden ilham alan ama “trip” oluşturmayan psikiyatrik ilaçlar gelebilir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️Büyük/aktif klinik dene kayıtları (ClinicalTrials.gov) — devam eden faz-2/3 çalışmalar örnekleri (TRD, MDD).https://clinicaltrials.gov/study/NCT06308653?utm_source=chatgpt.com

⭐️⭐️Sistematik güvenlik incelemeleri / advers olay raporlaması — psilosibin terapilerinin güvenlik profili üzerine özetler (2024–2025).https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/00048674241289024?int.sj-full-text.similar-articles.7=&utm_source=chatgpt.com

⭐️⭐️Derinlemesine 5-HT2A reseptör ve farmakoloji incelemeleri — reseptör düzeyinde mekanizmalar.https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0031699725074678?utm_source=chatgpt.com

⭐️⭐️Raison et al., Single-Dose Psilocybin Treatment for Major Depressive Disorder, JAMA (randomize, multiblind RCT tasarım ve sonuçlar).https://jamanetwork.com/journals/jama/fullarticle/2808950?utm_source=chatgpt.com

⭐️⭐️Goodwin et al., Single-Dose Psilocybin for a Treatment-Resistant Episode of Major Depression, NEJM (faz-2 çalışması özet/sonuçları).https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/36322843/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Homosistein Gerçeği

Görünmeyen Bir Düşman

Günlük hayatımızda çoğu zaman sağlığımızı tehdit eden şeyleri gözle görürüz: sigara dumanı, fast food yiyecekler, stres, uykusuzluk… Bunların zararlı olduğunu bilmek kolaydır. Ama bazen, düşman gözle görülmez; sessizdir, sinsidir, yıllarca fark ettirmeden vücudun içinde dolaşır. İşte homosistein tam da böyle bir düşmandır.

Tıp kitaplarında adı sık geçen ama halk arasında pek bilinmeyen bu küçük molekül, aslında sağlığımızın seyrini kökten değiştirebilir. Kanda yükseldiğinde; kalpten beyne, damarlardan sinirlere kadar birçok sistemi yavaş yavaş çökertir. İlginç olan, çoğu kişi bu kelimeyi hayatında hiç duymadan kalp krizi ya da felç geçirmiş olabilir.

Bu yazıda size, homosisteini bilimsel terimlerden uzak, günlük hayatın içinden örneklerle anlatacağım. Çünkü mesele sadece doktorların, biyokimyacıların değil; hepimizin meselesi.

Homosistein Nedir?

En basit haliyle söyleyelim: Homosistein, vücudun proteinleri parçalayarak elde ettiği bir ara üründür. Yani yemeklerden aldığımız et, yumurta, süt, baklagil gibi proteinler sindirildiğinde, onların yapı taşlarından biri olan metiyonin parçalanır ve ortaya homosistein çıkar.

Normalde vücudumuz bu homosisteini fazla bekletmez. B12, B6 vitaminleri ve folik asit sayesinde homosistein ya tekrar metiyonine dönüşür ya da başka faydalı maddelere çevrilir. Yani işini görür ve zararsız hale gelir.

Ama düşünün ki evde bulaşık yıkıyorsunuz. Lavabonuz var, su akıyor ama gider tıkalı. Ne olur? Kirli su birikir, taşar, mutfağı batırır. İşte homosistein de aynı böyledir. Vücudun “enzim giderleri” tıkalıysa ya da vitaminler eksikse homosistein birikir.

Biriken homosistein de damarların iç yüzeyini çizer, paslandırır, yıpratır. Kısacası, damarları gençlik çeşmesi gibi pürüzsüz tutacağına, yaşlı bir paslı boruya çevirir.

Neden Tehlikeli?

Homosisteini tehlikeli yapan şey, sessiz çalışmasıdır.

  • Ne şeker gibi tatlıdır ki ölçülüp hemen anlaşılır.
  • Ne tansiyon gibi baş ağrısı yapar.
  • Ne de kolesterol gibi herkesin dilindedir.

Homosistein yıllarca damarlarda tahribat yapar ama kişi fark etmez. Sonra bir gün, hiç beklemediği anda felç geçirir ya da kalp kriziyle karşılaşır. Doktorlar tetkik yaptığında “damarların çok yıpranmış” der. İşte o görünmeyen suçlu, yıllardır sessizce işini yapan homosisteindir.

Bunu daha çarpıcı bir örnekle anlatalım:
Bir apartmanda asansörün çelik halatı yavaş yavaş inceliyor, tel tel kopuyor. Ama dışarıdan bakıldığında hâlâ çalışıyor gibi görünüyor. Kimse önemsemiyor. Sonra bir gün, hiç beklenmedik anda, asansör düşüyor. İşte homosistein, damarlarımızın “çelik halatını” incelten görünmez makastır.

Hangi Hastalıklara Yol Açar?

Şimdi gelelim en kritik soruya: Homosistein yükseldiğinde neler olur?

1. Kalp ve Damar Hastalıkları

Damarların iç yüzeyini tahrip ettiği için damar sertliği başlar. Damarın içi daralır, kan akışı bozulur. Bu da kalp krizine giden yolu açar.

Tıpkı paslanan bir su borusu gibi… Su akışı azalır, bir gün boru patlar.

2. Felç (İnme)

Beyin damarları da aynı şekilde etkilenir. Homosistein, damar duvarını kırılgan hale getirir. Küçük bir pıhtı bile beyne giden damarı tıkamaya yeter. Sonuç: Felç.

3. Hamilelik Sorunları

Anne adaylarında homosistein yüksekliği düşük riskini artırır, bebeğin gelişimini olumsuz etkiler. “Sağlıklı nesil” için bu küçücük molekül büyük bir tehdit olabilir.

4. Demans ve Alzheimer

Beyinde dolaşımı bozarak unutkanlık, zihinsel gerileme ve Alzheimer riskini artırır.

5. Diğerleri

Göz damarlarını bozarak görme sorunları, böbrek hastalıklarını ağırlaştırma, hatta bazı kanser risklerini artırma gibi etkileri de araştırmalarda görülmüştür.

Türkiye’de Neden Yaygın?

Burada biraz kendi toplumumuza bakalım.

  1. Beslenme Alışkanlıkları
    Bizim mutfağımız protein açısından zengin ama sebze, yeşillik tüketimi yeterli değil. Folik asit, B6, B12 vitamini eksikliği bu yüzden çok sık.
  2. Genetik Faktörler
    Türkiye’de MTHFR adı verilen bir gen mutasyonu oldukça yaygın. Bu mutasyon, homosisteini parçalama kapasitesini düşürüyor. Yani bazı kişiler doğuştan risk altında.
  3. Yaşam Tarzı
    Sigara, alkol, hareketsizlik ve stres… Bunların hepsi homosisteini yükseltiyor.
  4. Farkındalık Eksikliği
    Kolesterol, tansiyon herkesin bildiği bir risk ama homosistein testini isteyen çok az. Oysa basit bir kan tahliliyle öğrenilebiliyor.

Örnekler
  • Damarlarınızı bir bahçe hortumu gibi düşünün. Hortumun iç yüzeyi çizildiğinde su sızmaya başlar, basınç düşer. Homosistein damarı işte böyle çizer.
  • Kalbinize giden yolları otoban gibi hayal edin. Otobanın ortasında çukurlar oluşursa, trafik yavaşlar, kaza riski artar. Homosistein o çukurları açan görünmez iş makinesidir.
  • Beyninizi bir elektrik şebekesi olarak düşünün. Kabloların izolasyonu soyulursa kısa devre olur. Homosistein, kabloyu kemiren fare gibidir.

Ne Yapmalı?

Şimdi gelelim en önemli kısma:

Bu tehlikeyi nasıl kontrol altına alabiliriz?

1. Kan Testi Yaptırın

Homosistein ölçümü basit bir kan tahlilidir. Özellikle ailesinde kalp, felç, erken ölüm öyküsü olan herkes mutlaka baktırmalıdır.

2. Vitamin Eksikliği Giderin

Folik asit, B6, B12 vitaminleri homosisteini düşürür. Yeşil yapraklı sebzeler, mercimek, nohut, yumurta, süt, kırmızı et tüketmek önemlidir.

3. Sigara ve Alkolü Bırakın

Sigara içenlerde homosistein daima yüksektir. En etkili ilaç, sigarayı bırakmaktır.

4. Hareket Edin

Yürüyüş, yüzme, bisiklet… Düzenli egzersiz homosisteini düşürür.

5. Stresi Azaltın

Stres hormonu kortizol, homosisteini artırır. Nefes egzersizleri, meditasyon, hobiler bu yüzden faydalıdır.

6. Doktor Kontrolünde Takviye

Gerekirse doktorunuz folik asit, B12, B6 vitamini takviyesi verebilir. Ama bilinçsiz vitamin almak da zararlı olabilir.

Tehlikeye Karşı Sessiz Kahramanlar

Homosistein, adı zor telaffuz edilen ama etkisi çok büyük bir molekül. Sessizce damarlarımızı yıpratıyor, kalpten beyne kadar birçok organa zarar veriyor. Ama çözümü de zor değil. Birkaç basit yaşam değişikliği ve düzenli kontrollerle bu tehlikeyi yenebiliriz.

Unutmayın:

  • Kolesterol kadar tehlikelidir,
  • Tansiyon kadar yaygındır,
  • Ama bilinçlenirsek, o kadar da kolay kontrol altına alınır.

Sağlığımızı korumak için bazen en güçlü ilaç, bilgidir. Artık homosistein hakkında biliyorsunuz. Şimdi bu bilgiyi sevdiklerinizle paylaşın. Çünkü paylaşmak, yaşatır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Bu sitede yer alan içerikler yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır. Paylaşılan bilgiler, bir hekim muayenesinin, tedavisinin veya profesyonel danışmanlığın yerini tutmaz. Buradaki bilgiler esas alınarak herhangi bir ilaç tedavisine başlanması, mevcut tedavinin değiştirilmesi ya da bırakılması uygun değildir.

Aynı şekilde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili içerikler, bir iş güvenliği uzmanı, mühendis veya teknik ekip tarafından yapılması gereken değerlendirme ve kararların yerine geçemez. Bu bilgiler temel alınarak saha risk değerlendirmesi yapılması ya da mevcut sistemin değiştirilmesi önerilmez.

Sitede herhangi bir yasa dışı ilan ya da yönlendirme yapılması amacı bulunmamaktadır. İçerikler, sadece farkındalık yaratmak ve bilinçlendirme sağlamak amacıyla sunulmuştur.

⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Fisetin Nedir Biliyor musunuz?

Fisetin ile ilgili ayrıntılı bilimsel ve klinik bilgiler vermeden önce çok net bir güvenlik çerçevesi çizmem gerekiyor.

Fisetin:

  • İnsanlarda standart günlük ihtiyaç miktarı belirlenmiş bir vitamin/mineral değildir
  • Resmi otoriteler (EFSA, FDA vb.) tarafından belirlenmiş zorunlu günlük alım dozu yoktur
  • Uzun dönem yüksek doz güvenlik verileri henüz sınırlıdır

Bu nedenle aşağıdaki bilgileri bilimsel veri + klinik gözlem + literatür çerçevesinde aktarıyorum.

1. FİSETİN NEDİR?

Fisetin bir flavonoid polifenol bileşiğidir.
Doğada bitkilerde bulunur.

Bilimsel özellikleri:

  • Senolitik potansiyel (yaşlanmış hücre temizleme)
  • Antioksidan
  • Anti-inflamatuar
  • Nöroprotektif
  • AMPK aktivatörü

Ancak şunu net söyleyeyim:

📌 İnsanlarda uzun dönem “senolitik ilaç” olarak onaylanmış değildir
📌 Hâlen klinik araştırma düzeyindedir

2. EN YÜKSEK FİSETİN İÇEREN BESİNLER

Aşağıdaki değerler ortalamadır (mg/kg):

🥇 Çilek (en zengin kaynak)

100 g çilek ≈ 0.5 – 1.5 mg fisetin

🥈 Elma

100 g elma ≈ 0.1 – 0.3 mg

🥉 Trabzon hurması

100 g ≈ 0.2 – 0.6 mg

🍇 Üzüm

100 g ≈ 0.1 mg

🥒 Salatalık

100 g ≈ 0.1 mg

🧅 Soğan

100 g ≈ 0.1 mg

🥝 Kivi

100 g ≈ 0.1–0.2 mg

🍑 Şeftali

100 g ≈ 0.1–0.3 mg

3. BESLENMEYLE ALINABİLEN GÜNLÜK FİSETİN

Normal beslenmede günlük fisetin alımı:

👉 0.5 – 2 mg/gün civarıdır

Yani:
Takviye dozları ile karşılaştırıldığında
beslenme ile alınan miktar oldukça düşüktür.

4. TAKVİYE FORMU: BİLİMSEL ÇALIŞMALARDA KULLANILAN DOZLAR

Önemli:
Resmi öneri yoktur, ancak klinik çalışmalar var.

Mayo Clinic senolitik protokoller

Hayvan ve erken insan çalışmaları:

20 mg/kg/gün
(2 gün üst üste – pulse)

70 kg birey:
≈ 1200–1500 mg/gün (kısa süreli)

Klinik Destekleyici Kullanım

Literatür ve klinik gözlem:

200–500 mg/gün
(uzun süreli destek)

veya

500–1000 mg/gün
(pulse kullanım)

5. PULSE KULLANIM NEDEN ÖNERİLİR?

Senolitik teoride:

Sürekli kullanım
→ hücresel adaptasyon
→ etkinlik azalması

Bu nedenle:

✔ 60–90 gün kullanım
✔ 30 gün ara

veya

✔ Ayda 2–3 gün yüksek doz
✔ Sonra ara

protokolleri kullanılır.

Kesin standart henüz yoktur.

6. EMİLİM NASIL ARTAR?

Fisetin lipofilik bir moleküldür.

Yağla alınırsa emilim artar:

✔ Zeytinyağı
✔ Avokado
✔ Omega-3
✔ Yağlı yemek

ile alınması önerilir.

7. SİNERJİK ETKİLER

Bilimsel olarak birlikte çalıştığı düşünülenler:

  • Quercetin
  • Resveratrol
  • Urolithin-A
  • Butirat
  • Kurkumin
  • Omega-3
8. HANGİ DURUMLARDA ARAŞTIRILIYOR?

Henüz tedavi değil, araştırma aşaması:

  • Hücresel yaşlanma
  • Nöroinflamasyon
  • Metabolik sendrom
  • İnsülin direnci
  • Nörodejeneratif hastalıklar
  • Otoimmün süreçler
  • Fibrozis
9. YAN ETKİ VE TOKSİSİTE

İnsan çalışmaları sınırlı.

Şu ana kadar:

500–1500 mg/gün kısa süre
→ genelde iyi tolere edilmiş

Olası yan etkiler:

  • Hafif mide rahatsızlığı
  • Baş ağrısı
  • Nadiren ishal
10. YÜKSEK DOZ RİSKİ

Hayvan çalışmalarında:

2000 mg/kg üzeri
karaciğer stres bulguları

İnsan için net toksik doz bilinmiyor.
Ama teorik olarak:

👉 2000 mg/gün üzeri uzun süre
önerilmez.

11. KİMLER DİKKATLİ OLMALI?
Kullanılmaması Önerilen Durumlar
  • Gebelik
  • Emzirme
  • Kemoterapi alanlar
  • Organ nakli hastaları
  • Ağır karaciğer hastalığı
  • Antikoagülan kullananlar
Hekim Kontrolü Şart
  • Kanser öyküsü
  • Otoimmün hastalık
  • Çoklu ilaç kullanımı
12. GERÇEKÇİ BİLİMSEL SONUÇ

Fisetin:

✔ Çok güçlü bir flavonoid
✔ Senolitik potansiyeli yüksek
✔ Anti-inflamatuar
✔ Nöroprotektif

Ama:

❗ Hâlen araştırma aşamasında
❗ Standart doz yok
❗ Uzun dönem güvenlik tam bilinmiyor

13. ÖNERİM DOĞAL BESLENME

Günlük hayata dahil edilmesi gerekenler:

✔ Çilek (en önemlisi)
✔ Elma
✔ Üzüm
✔ Soğan
✔ Salatalık
✔ Hurma
✔ Kivi

Bunlar düzenli tüketildiğinde
düşük doz fizyolojik fisetin sağlar.

14. TIBBİ GÖRÜŞÜM

Fisetin:

Basit bir vitamin değildir
Lakin mucize de değildir.

Doğru kullanım:
→ doğru hasta
→ doğru zaman
→ doğru doz

ile anlamlıdır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

FFP1 Maskeleri – Temel Solunum Koruması ve İş Sağlığı Güvencesi

Nefes Almak Hayattır – Ama Ne Soluduğumuz Daha da Önemlidir

Bir işyerinde çalışanların soluduğu hava, çoğu zaman gözle görülemez ama etkisi yıllar içinde kalıcı sağlık problemleri olarak ortaya çıkar. Solunabilir toz, sis, duman ve diğer zararlı partiküller; özellikle inşaat, hafif imalat ve bakım-onarım gibi sektörlerde oldukça yaygındır.

Bu tür ortamlarda çalışanların korunması için temel kişisel koruyucu donanımlardan biri olan FFP1 maskeleri, düşük riskli ortamlarda solunum güvenliğini sağlamada kritik bir rol oynar.

FFP1 Maskesi Nedir?

FFP1, “Filtering Face Piece” sınıflandırmasının en düşük koruma seviyesini ifade eder. Avrupa standardı olan EN 149:2001 + A1:2009 kapsamında yer alan FFP1 maskeleri, sadece katı ve sıvı aerosollere karşı minimum düzeyde filtreleme sağlayan solunum koruma maskeleridir.

FFP1 maskeleri:

  • Tek kullanımlıktır (Disposable).
  • Hafif ve ergonomik yapılarıyla kısa süreli işler için uygundur.
  • Düşük zararlı tozlara karşı koruma sağlar.
  • Gaz, buhar ve biyolojik risklere karşı etkili değildir.

Teknik Özellikleri
ÖzellikDetay
Filtrasyon Etkinliği≥ %80 (ortalama)
Toplam Sızıntı Oranı≤ %22
Koruma FaktörüYaklaşık 4 (Nominal Protection Factor – NPF)
StandartEN 149:2001 + A1:2009
TasarımTek parça filtreli yarım yüz maskesi
Valfli/ValfsizHer iki modeli de mevcuttur
Burun KlipsiAyarlanabilir metal tel
Elastik BantAyarlanabilir çift kayışlı tutuş
Kullanım SüresiNemlenene kadar veya maksimum 8 saat (iş koşullarına göre)

Kullanım Şekli ve Doğru Takma Adımları
Adım 1: Kontrol ve Hazırlık
  • Maske ambalajından çıkarılırken hasar kontrolü yapılmalıdır.
  • Deforme olmuş veya nemli maskeler asla kullanılmamalıdır.

Adım 2: Takma
  1. Maskeyi çene altından başlayarak yüze yerleştirin.
  2. Elastik bantları kulak arkası ya da baş üzerinden geçirin.
  3. Burun teli parmaklarla bastırarak burun köprüsüne uyumlu hale getirilir.
  4. Maske yüze sıkıca oturmalıdır, sızıntı olmamalıdır.

Adım 3: Fit Test (Sızdırmazlık Kontrolü)
  • Derin nefes alın ve nefes verirken maskenin yüzle birleşim yerlerinden hava çıkışı olup olmadığı kontrol edilir.
  • Sızıntı varsa yeniden takılmalı veya başka beden denenmelidir.

Hangi Durumlarda FFP1 Maskesi Kullanılır?

FFP1 maskeleri, düşük toz maruziyetinin olduğu ve zararlı maddelerin konsantrasyonunun sınır değerlerin altında olduğu durumlarda kullanılır. Maruziyet limiti, mesleki maruziyet sınır değerinin (TLV-TWA) 4 katından fazla olmamalıdır.

Kullanım Alanları:
İnşaat Sektörü
  • Alçı sıva işleri
  • Hafif kumlama ve taşlama (kuvars içermeyen)
  • Şantiye temizlik işleri

Gıda Sektörü
  • Unlu mamuller üretimi (toz şeker, un gibi zararsız tozlar)
  • Gıda katkı maddelerinin paketlenmesi

Mobilya ve Ahşap Atölyeleri
  • Zımpara ve talaş işlemleri (zararsız ağaç türleri için)

Genel Bakım ve Temizlik
  • Atık ayırma ve temizlik (tehlikesiz maddelerle)
  • Tozlu depo alanları

Kullanılamayacağı Durumlar

FFP1 maskeleri aşağıdaki koşullarda yetersiz kalır ve asla kullanılmamalıdır.

DurumAçıklama
Gaz ve Buhar OrtamıOrganik solventler, boya buharları, asit gazları
Biyolojik RisklerBakteri, virüs, küf sporları
Toksik ve Lifli TozlarAsbest, kuvars, kurşun, kadmiyum gibi yüksek tehlikeli tozlar
Maruziyet Sınırlarının Aşıldığı OrtamlarTLV-TWA’nın 4 katını aşan her ortam
Yüksek Sıcaklık ve Nemli AlanlarMaskenin bozulmasına ve etkinliğin düşmesine neden olur

Mevzuat ve Standartlara Göre Uygulama

Avrupa Standardı:
  • EN 149:2001 + A1:2009

İşverenin yükümlülüğü: Uygun FFP sınıfını belirlemek ve çalışana eğitim vererek maskenin doğru kullanımını sağlamak.

Eğitim ve Denetim Önerileri (İSG Uzmanı İçin)

Yeni başlayan bir iş güvenliği uzmanı için aşağıdaki uygulamalar önerilir:

  • Saha Gözlemi: FFP1 maskesi kullanımı gereken iş alanlarını belirleyin.
  • Risk Değerlendirmesi: Solunabilir toz ölçümleri ile uygunluk kontrolü yapın.
  • Eğitim: Maske takma-çıkarma eğitimi verin. Yazılı ve görsel bilgilendirme panoları hazırlayın.
  • Denetim: Nemlenmiş, kirlenmiş ya da yırtık maskeleri fark edin. Kullanıcı alışkanlıklarını izleyin.
  • Yedek ve Saklama: Maskelerin doğru koşullarda depolanmasını ve yedek bulundurulmasını sağlayın.

Örnek Sahadan Uygulama Senaryosu
Senaryo:

Bir inşaat firmasında çalışanlar, alçı sıva işleri sırasında tozdan şikayet etmektedir. Kimyasal risk yoktur, ortam iyi havalandırılmaktadır.

Uygulama:
  • Yapılan toz ölçümünde maruziyet sınır değerinin altında kalındığı tespit edilmiştir.
  • Bu durumda çalışanlara FFP1 maskesi önerilmiştir.
  • Eğitim sonrası maskeler dağıtılmış, haftalık denetim çizelgesi oluşturulmuştur.

Hafife Alınan Toz, Geri Dönüşü Olmayan Hasar Bırakır

FFP1 maskeleri, çoğu zaman “en hafif koruma” sınıfında değerlendirilse de, doğru yerde ve doğru şekilde kullanıldığında işçinin solunum sağlığı için hayati bir savunma hattıdır. İş güvenliği uygulamalarında, koruyucu donanım seçiminde sık yapılan bir hata, riskin “düşük” görülmesiyle maskenin “gereksiz” sanılmasıdır. Oysa FFP1 maskeleri, görünmeyen ama her solukta içimize işleyen tozların yıllar sonra ortaya çıkaracağı meslek hastalıklarını bugünden önlemeye yarayan sessiz bir kalkandır.

Yeni göreve başlayan bir iş güvenliği uzmanı için bu maske, yalnızca teknik bir donanım değil; bir farkındalık aracıdır. “Zaten toz az” diyerek göz ardı edilen işler, zamanla silikozis, KOAH ve astım gibi hastalıklara zemin hazırlar. Bu nedenle FFP1 maskesi; önemsiz işlerde değil, önemli olduğu fark edilmeyen işlerde değerlidir.

Saha gerçekleriyle yüzleşen her uzman bilir ki; çalışanı korumak, sadece tehlikeden uzak tutmak değil, bazen fark edilmeyen riske karşı onu bilinçlendirmektir. Bu noktada FFP1 maskesi, hem iş güvenliği uzmanının önleyici vizyonunu, hem de işletmenin çalışan sağlığına verdiği önemi simgeler.

Sonuç olarak; bir FFP1 maskesi, küçük görünür ama büyük etkiler yaratır. Çünkü alınmayan her küçük önlem, ileride çok büyük sonuçlara yol açabilir. Ve iş güvenliğinde gerçek başarı, o sonuçlar hiç yaşanmadan önce alınan küçük ama doğru kararlarda gizlidir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ İşyerinde solunum koruyucu ekipman: Filtreli yüz parçası (FFP) maskesi için iyi uygulamalar https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/31332608/

⭐️⭐️ Aerosolize edilmiş floresan, FFP maske yüz contası sızıntısını ölçebilir: Mevcut bakım noktası uyum testine uygun maliyetli bir uyarlama https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/34001582/

⭐️⭐️ Gerçek Yaşam Kullanım Koşullarında Elektret Filtre Ortamlı FFP Maskelerinde Nemin Etkisi https://www.mdpi.com/2073-4433/16/1/62

⭐️⭐️ Yoğun Bakım Ünitesindeki Sağlık Çalışanlarında N95 FFP ve Kişisel Koruyucu Ekipmanların Fizyolojik Etkileri: Prospektif Bir Kohort Çalışması https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC7775935/

⭐️⭐️ Parçacık Boyutu-Avrupa Standardı FFP Solunum Cihazları ve Cerrahi Maskelerin Parçacıklara Karşı Korumasının Seçici Değerlendirmesi-İnsan Denekler Üzerinde Test Edildi https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC5058571/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Kaçak Akım Rölesi Nedir? Çeşitleri Nelerdir?

Kaçak Akım Rölesi Nedir?

Kaçak akım rölesi (diğer adıyla RCCB – Residual Current Circuit Breaker), elektrik sistemlerinde oluşabilecek kaçak akımları algılayarak devreyi kesen bir koruma cihazıdır.
Amaç, insan hayatını korumak ve yangın gibi ciddi riskleri erken müdahaleyle önlemektir.

⚡️ ⚡️ ⚡️
Kaçak Akım Rölesi Ne Yapar?

Normal şartlarda, fazdan çıkan elektrik akımı nötrden aynen geri döner.
Ama eğer bu akımın bir kısmı toprak hattı üzerinden kaçak yaparsa (örneğin bir kişinin elektrikli cihaza dokunması), röle bu farkı algılar ve devreyi milisaniyeler içinde otomatik olarak keser.

🔍 🔍 🔍
Neden Farklı Tipleri Var?

Çünkü her elektrikli cihaz aynı şekilde çalışmaz.
Bazıları alternatif akım (AC), bazıları doğrusal olmayan dalgalı akımlar (örneğin bilgisayarlar, frekans konvertörleri) üretir.

İşte burada kaçak akım rölesinin tipi çok önem kazanır.

🧠 🧠 🧠
Kaçak Akım Rölesi Tipleri (Çeşitleri)
1. Tip AC (Sadece AC Akım İçin)
  • Tanım: Sadece sinüzoidal alternatif akıma (AC) karşı koruma sağlar.
  • Kullanım:
    🔹 Aydınlatma devreleri
    🔹 Priz devreleri
    🔹 Ev tipi cihazlar (su ısıtıcı, ütü vb.)
  • Avantajı: Ekonomik, basit.
  • Dezavantajı: DC bileşen içeren kaçakları algılayamaz!

❗️Dijital cihazların, inverterli motorların olduğu sistemlerde yetersiz kalabilir.

2. Tip A (AC + DC Bileşenli Akımlar İçin)
  • Tanım: Hem AC akım hem de puls (nabız) tipi DC kaçak akımları algılar.
  • Kullanım:
    🔹 Çamaşır/bulaşık makineleri
    🔹 Bilgisayarlar, televizyonlar
    🔹 Küçük motorlu cihazlar
    🔹 Ofis ve konutlarda yaygın
  • Avantajı: Daha geniş koruma aralığı.
  • Dezavantajı: Tip AC’ye göre biraz daha pahalı.

👷‍♂️ Günümüzdeki modern cihazlar için en çok tercih edilen tip budur.

3. Tip B (Tüm Kaçak Akım Türleri İçin – EV, Endüstri)
  • Tanım: AC, puls DC ve saf (doğrusal) DC kaçak akımlarını algılar.
  • Kullanım:
    🔹 Endüstriyel tesisler
    🔹 Frekans dönüştürücüler
    🔹 Güneş enerji sistemleri (inverterli)
    🔹 Elektrikli araç şarj istasyonları (EV charger)
    🔹 Asansör sistemleri
  • Avantajı: Tüm kaçak akım çeşitlerini algılayabilir.
  • Dezavantajı: Fiyatı en yüksektir. Eğitimli personel tarafından montajı yapılmalıdır.

⚠️ Hatalı cihaz tip seçimi, koruma sağlamadığı gibi gizli tehlikeleri büyütebilir.

4. Tip F (Hibrit AC + DC + Yüksek Frekanslar İçin)
  • Tanım: Tip A’nın algılayabildiği akımlara ek olarak yüksek frekanslı kaçak akımları da tespit eder.
  • Kullanım:
    🔹 Klima sistemleri
    🔹 Hız kontrol üniteleri
    🔹 Tıbbi cihazlar
    🔹 İnverterli makineler
  • Avantajı: Karma sistemlerde uygun çözüm sunar.
  • Dezavantajı: Tip B kadar kapsamlı değildir, ama orta düzey riskler için idealdir.
🧯 🧯 🧯
Ekstra Özellikler
▪️ S tipi (Selectif):

Gecikmeli açma özelliği vardır. Yangın riski daha yüksek yerlerde (örneğin panolar, kablo tavaları) tercih edilir. Üst koruma cihazı olarak kullanılır.

▪️ Anma Kaçak Akımı (IΔn):

En yaygın değerler:

  • 30 mA: İnsan hayatı için kritik eşiği korur.
  • 100 mA – 300 mA: Yangın koruma amaçlı tercih edilir.

Not: İnsan vücudu 30 mA üzerindeki kaçaklarda kalıcı zarar görebilir!

🔧 🔧 🔧
Hangi Tip Ne Zaman Kullanılır? – Örnek Senaryolar
SenaryoKullanılacak Röle Tipi
Ev tipi priz hattıTip AC veya Tip A
Bilgisayarlı ofis, yazıcı, klimaTip A veya Tip F
Güneş enerji sistemi (inverterli)Tip B
Elektrikli araç şarj istasyonuTip B
Endüstriyel motor + frekans konvertörüTip B
Tıbbi cihazların olduğu hastane katıTip F
📌 📌 📌
İSG Açısından Kaçak Akım Rölelerinin Önemi
  • Elektrik çarpmalarının %80’i kaçak akım rölesi olmayan sistemlerde yaşanır.
  • Yasal olarak, özellikle 30 mA kaçak akım rölesi kullanımı zorunlu hale getirilmiştir (TS EN 61008 / 61009).
  • İşverenin sorumluluğundadır!
    Kaçak akım koruması olmayan sistemde yaşanacak bir ölüm, doğrudan ihmal sayılır.
✅ ✅ ✅
Doğru Röle, Doğru Hayat Korumasıdır!

Kaçak akım rölesi seçimi, asla “ne varsa onu takalım” şeklinde olmamalıdır.
Cihaz türü, elektriksel yük tipi ve çalışma ortamı birlikte değerlendirilmelidir.
Unutmayın: Uygun röle, sadece cihazı değil asıl olarak insanı korur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Standartları Okumaya Devam Edebilirsiniz

⭐️⭐️ TS HD 60364 -1 Alçak gerilim elektrik tesisleri – Bölüm 1: Ana prensipler, genel karakteristiklerin değerlendirilmesi ve tarifler

⭐️⭐️ TS HD 60364-4-41 Alçak gerilim elektrik tesisleri – bölüm 4 – 41: Güvenlik için koruma – Elektrik çarpmasına karşı koruma

⭐️⭐️ TS HD 60364-5-53 Alçak gerilim elektrik tesisatları – Bölüm 5-53: Elektrikli donanımın seçilmesi ve kurulumu – Anahtarlama düzeni ve kontrol düzeni

⭐️⭐️ TS HD 60364-6 Alçak gerilim elektrik tesisleri – Bölüm 6: Doğrulama

⭐️⭐️ TS EN 61008-1 – 2013 Artık akımla çalışan devre kesiciler – Ayrılmaz bir bütün hâlinde aşırı akım koruması bulunmayan- Ev ve benzeri yerlerde kullanılan (RCCB) – Bölüm 1: Genel kurallar

⭐️⭐️ TS EN 61009-1 – 2013 Artık akımla çalışan devre kesiciler – Ayrılmaz bir bütün hâlinde aşırı akım koruması bulunan – Evlerde ve benzeri yerlerde kullanılan (rcbo) – Bölüm 1: Genel kurallar

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Kalp Koheransı

Son yıllarda çalışanların işe giriş ve periyodik muayenelerde dikkat ettiğim konulardan biri kalp hızı değişkenliği (Heart Rate Variability – HRV) ve buna bağlı olarak gelişen fizyolojik koherens (physiological coherence / kalp koheransı) kavramı oldu.

Beyaz yakalıllaar da dahil çalışanların çoğu kalp atış hızını basitçe “dakikada kaç atım” olarak değerlendiriyor. Hatta biz hekimler de başta yoğunluk olmak üzere farklı bir çok sebeple benzer değerlendirmeyi yapıyoruz.

Oysa asıl kritik bilgi, ardışık atımlar arasındaki zaman aralıklarındaki (R-R interval) milisaniyelik varyasyonlarda gizli.

Bu varyasyon —yani HRV— sempatik ve parasempatik dalların dinamik dengesini yansıtır.

Yüksek HRV, sağlıklı vagal tonus, iyi stres rezervi ve düşük inflamasyonla ilişkilendirilirken; düşük HRV kronik stres, yorgunluk, depresyon, kardiyovasküler risk ve otonom disfonksiyonun erken bir göstergesi olarak kabul ediliyor.

Yani kalp ritmi sadece hızdan ibaret değil; ritmin deseni de çok önemli.

Stres, öfke veya kaygı hâkimken HRV spektrogramında kaotik, düzensiz bir pattern görülüyor.

Buna karşılık şükran, minnettarlık, sevgi gibi pozitif duygulara geçtiğimizde —veya kontrollü yavaş nefesle— ritim belirgin bir şekilde sine-dalga benzeri, düzenli bir osilasyona dönüşüyor.

Bu duruma fizyolojik koherens deniyor ve genellikle ~0.1 Hz (dakikada yaklaşık 6 nefes) frekansta maksimum amplitüde ulaşıyor.

HeartMath Enstitüsü’nün yıllardır sürdürdüğü çalışmalar ve son yıllarda yayınlanan bağımsız araştırmalar (JAMA Network Open, Physiological Reports, Scientific Reports 2025 gibi) bu patternin bilişsel fonksiyonları iyileştirdiğini, duygusal regülasyonu artırdığını, stres yanıtını azalttığını ve hatta koroner arter hastalığı olanlarda bile akut stres sırasında kalp yanıtını daha dengeli hâle getirdiğini gösteriyor.

Bazı çarpıcı noktalar:

Koherens sırasında kalp ritmi ile beyin dalgaları arasında belirgin bir senkronizasyon oluşuyor; kalp-beyin iletişimi çift yönlü olarak güçleniyor.

Kalbin ürettiği elektromanyetik alan ölçülebilir derecede artıyor ve bu alan duygusal durumumuza göre modüle oluyor.

Yakın kişiler (anne-bebek, partnerler) aynı anda koherens deneyimlediğinde kalp ritimleri birbirine senkronize olabiliyor.

En etkili tetikleyici yöntemlerden biri resonans frekans nefesi: Yaklaşık 5–6 nefes/dk (genellikle 5 sn inspirasyon – 5 sn ekspirasyon). Bu, barorefleks duyarlılığını maksimize ederek LF-HRV gücünü artırıyor.

İlginç bir detay: Birçok bireyde maksimum koherens tam 0.1 Hz’de değil, biraz daha düşük frekansta (0.04–0.10 Hz arası) ortaya çıkıyor. Yani herkesin “kişisel rezonans frekansı” biraz farklı olabiliyor ve bunu bireysel olarak bulmak fayda sağlıyor.

Klinik pratikte artık işyerlerinde çalışanlara stres yönetimi, anksiyete, hipertansiyon regülasyonu veya uyku kalitesi desteği için bu basit nefes tekniğini öneriyorum.

5–10 dakikalık günlük pratikle HRV biofeedback cihazları (akıllı saatler dahil) üzerinden gözle görülür iyileşmeler izleyebiliyoruz.

Kalp sadece bir pompa değil; otonom sinir sisteminin en önemli afferent-efferent köprülerinden biri. Duygularımız ritmini şekillendiriyor, ritmi de duygularımızı ve bilişsel netliğimizi.

Sağlık ve dingin ritimlerle kalın.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️

Daha Fazla

Hafta 5 – Benlik (Self): Ruhun Merkezi ve Bütünlük Arketipi

1) Benlik Nedir?

Jung’un psikoloji sisteminde Benlik (Self), ruhun en yüksek ve en kapsayıcı arketipidir.

  • Bilinç (ego) + Bilinçdışı (kişisel ve kolektif) → Benlikte birleşir.
  • Ego kendini “ben” olarak görür, ama aslında buzdağının sadece görünen kısmıdır.
  • Benlik ise tüm buzdağını, yani kişinin tam potansiyelini ve bütünlüğünü temsil eder.

📌 Basit ifade: Ego “küçük ben”dir, Benlik ise “büyük BEN”dir.

2) Jung’a Göre Bütünlük Yolculuğu

İnsan ruhsal gelişiminde sürekli bir denge arar:

  • Bilinç ↔ Bilinçdışı
  • Eril ↔ Dişil
  • Aydınlık ↔ Karanlık (Gölge)

Bu karşıtlıkların dengelenmesiyle ortaya çıkan bütünlük hali → Benliktir.

Benlik, aslında “yaşamın amacı”dır:
👉 Kendini gerçekleştirmek, potansiyelini ortaya koymak, içsel bir uyum bulmak.

3) Benlik’in Sembolleri

Benlik, kültürlerde ve rüyalarda sembollerle karşımıza çıkar.

Evrensel Semboller:
  • Mandalalar (daire içinde haç, lotus çiçeği, merkezden yayılan desenler)
  • Daire → Bütünlük
  • Kare → Denge
  • Ağaç → Merkez ve büyüme
  • Tanrısal figürler → Yüksek ruhsal merkez
Rüyalarda:
  • Bir daire ya da küre
  • Kristal, inci
  • Tapınak, kutsal şehir
  • Rehber figür (bilge ihtiyar, öğretmen)

4) Ego vs Benlik
  • Ego → Günlük kimlik, bilinçli düşünceler, “ben buyum” dediğimiz yön.
  • Benlik → Egonun ötesinde, bilinçdışını da kapsayan tam varlık.

👉 Sorun şu ki, çoğu insan egosunu “tek gerçek ben” sanır.
Jung’a göre ruhsal olgunluk, egonun Benlik’e hizmet etmeye başlamasıyla olur.

5) Türk Kültüründe Benlik

Bizim kültürde “benlik” kelimesi genelde gurur, kibir anlamında kullanılır.
Oysa Jung’daki Benlik tam tersine → tevazu, uyum ve bütünlük anlamındadır.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin sözü:

“Bir olalım, iri olalım, diri olalım.”

Aslında Benlik, işte bu birlik ve bütünlük halidir.

6) Benlik’e Ulaşmanın Yolu: Bireyleşme

Jung’un en önemli kavramlarından biri → Bireyleşme sürecidir.

  • İnsan önce gölgesiyle yüzleşir.
  • Sonra Anima/Animus’u tanır.
  • Bilge, kahraman, ana vb. arketiplerden geçer.
  • En sonunda Benlik’e ulaşır.

👉 Bireyleşme = Parçaların birleşmesi = Ruhsal olgunluk.

7) Mandala: Benlik’in Haritası

Jung hastalarının rüyalarında ve resimlerinde sürekli daire ve mandala figürleri görmüştür.
Mandala, ruhun kendi bütünlüğünü sembolleştirme çabasıdır.

📌 Örneğin:

  • Tibet mandalaları → Aydınlanma yolculuğu.
  • Türk-İslam kültüründe “geometrik süslemeler” → İlahi düzenin sembolü.

8) Benlik’in Olumsuz Yansıması

Jung’a göre Benlik o kadar güçlüdür ki, egoyu ezebilir.
Bu durumda kişi:

  • “Mesih kompleksi”ne girer.
  • Kendini “dünyayı kurtaracak kişi” sanır.
  • Aşırı gurur, kibir → Ego şişmesi olur.

O yüzden Benlik ile karşılaşma çok dikkat ve denge gerektirir.

9) Modern Hayatta Benlik
  • İş → Yalnızca para kazanmak için değil, kendi potansiyelini gerçekleştirmek için.
  • Aile → Rollerle sınırlı kalmamak, bireysel bütünlüğü korumak.
  • Toplum → Başkalarının beklentileriyle değil, içsel merkezinle uyumlu yaşamak.

Bu Haftaki Ödeviniz

Önümüzdeki hafta pazara kadar bu haftanın konusunu, önceki haftaları ve aşağıda verdiğim ödevinizi her gün tekrar edin. Bu sayede konuyu içselleştirecek ve hayatınızın akışına adapte etmiş olacaksınız.

A) Mandala Çizimi
  • Kağıt ve renkli kalemler al.
  • Ortaya bir nokta koy.
  • Etrafına daireler, kareler, desenler çiz.
  • İçinden geldiği gibi, plan yapmadan yap.
  • Sonra bak: Çizim sana ne hissettirdi?

B) Benlik Günlüğü
  • Bugün “kendimi en çok bütün hissettiğim an”ı yaz.
  • Nerede, kimlerle, hangi duyguyla yaşadın?
  • Bu anı hayatında nasıl artırabilirsin?

C) Rüya Analizi
  • Bu gece rüyanda daire, merkez, tapınak, inci gibi semboller çıkarsa not et.
  • Bunları Benlik’in mesajı olarak düşün.
Dr. Mustafa KEBAT

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Bu sitede yer alan içerikler yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır. Paylaşılan bilgiler, bir hekim muayenesinin, tedavisinin veya profesyonel danışmanlığın yerini tutmaz. Buradaki bilgiler esas alınarak herhangi bir ilaç tedavisine başlanması, mevcut tedavinin değiştirilmesi ya da bırakılması uygun değildir.

Aynı şekilde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili içerikler, bir iş güvenliği uzmanı, mühendis veya teknik ekip tarafından yapılması gereken değerlendirme ve kararların yerine geçemez. Bu bilgiler temel alınarak saha risk değerlendirmesi yapılması ya da mevcut sistemin değiştirilmesi önerilmez.

Sitede herhangi bir yasa dışı ilan ya da yönlendirme yapılması amacı bulunmamaktadır. İçerikler, sadece farkındalık yaratmak ve bilinçlendirme sağlamak amacıyla sunulmuştur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla