Kanınızla Tanışın

Vücudunuzun içinde, her an, hiç durmadan çalışan bir “hayat nehri” akıyor. Siz uyurken, yürürken, düşünürken, hatta bu yazıyı okurken bile… İşte bu nehrin adı: kan.

“Kanınızla Tanışın” ifadesi, aslında son derece yerinde bir çağrıdır. Çünkü kan yalnızca damarlarımızda dolaşan kırmızı bir sıvı değildir; yaşamın sürekliliğini sağlayan, beden ile zihin arasında bir köprü kuran, hücrelerin diliyle konuşan canlı bir sistemdir. O, vücudun görünmeyen kahramanıdır.

Kan; oksijen, besin, hormon ve bağışıklık hücrelerini taşırken bir yandan da atıkları toplar. Yani hem dağıtıcı, hem toplayıcı, hem de koruyucudur. Bu çok yönlü rolüyle, bedenin en önemli bağ dokularından biri olmasının ötesinde hayatın taşıyıcısıdır.

İçinizdeki Hayat Nehri

Kanın görevlerini sadece tek bir fonksiyonla sınırlamak mümkün değildir. O, aynı anda pek çok hayati rol üstlenir.

1. Oksijenin Yolculuğu

Akciğerlerinizden aldığınız her nefes, kanınızla bütün vücudunuza yayılır. Akciğerlerde oksijeni alan kırmızı kan hücreleri (eritrositler), hemoglobin aracılığıyla bu oksijeni dokulara taşır. Oksijen, hücrelerin enerji üretmesini sağlayan temel yakıttır. Yani her düşünce, her kas hareketi, her kalp atışı… Hepsi oksijenin bu kusursuz taşınmasına bağlıdır.

2. Besinlerin Taşınması

Yediğiniz her lokma, sindirim sisteminizde parçalandıktan sonra kana karışır. Karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitaminler ve mineraller; kan sayesinde hücrelere ulaştırılır. Bu besinler, hücrelerin büyümesi, onarılması ve işlevlerini sürdürebilmesi için gereklidir.

3. Atık Maddelerin Uzaklaştırılması

Hücrelerin çalışması sonucu ortaya çıkan karbondioksit, üre, kreatinin gibi atık ürünler kan aracılığıyla böbreklere, akciğerlere ve karaciğere taşınır. Böylece vücut kendi kendini temizler.

4. Bağışıklık Sistemi ile Savunma

Kan, bağışıklık hücrelerinin ana yoludur. Beyaz kan hücreleri (lökositler) ve antikorlar, mikroorganizmalara, virüslere, bakterilere ve hatta kanserli hücrelere karşı vücudu savunur. Yani kanınız, aynı zamanda vücudunuzun özel eğitimli savunma ordusunu taşır.

5. Vücut Sıcaklığının Dengelenmesi

Kan, vücut sıcaklığını dengeleyen önemli bir aktördür. Sıcak havalarda ısıyı cilde taşıyarak terleme ile dışarı atılmasına yardımcı olur. Soğuk havalarda ise iç organların sıcaklığını korumak için periferik dolaşımı azaltır.

6. Hormonların Taşınması

Endokrin bezler tarafından üretilen hormonlar, kan aracılığıyla hedef organlara ulaşır. Büyüme, stres, metabolizma, uyku ve üreme gibi süreçler bu kimyasal haberciler sayesinde düzenlenir.

Kan Bir Bağ Dokusudur – Ama Sıradan Değil

Kan, teknik olarak bir bağ dokusudur. Ancak diğer bağ dokularından ayrılan en önemli özelliği, hücre dışı matrisinin (plazmanın) sıvı olmasıdır.

Kan üç temel hücresel eleman ve bir sıvı ortamdan oluşur:

1. Kırmızı Kan Hücreleri – Eritrositler

Oksijen ve karbondioksit taşıyan hücrelerdir. İçlerinde bulunan hemoglobin sayesinde oksijenle bağ kurar ve dokulara ulaştırırlar.

2. Beyaz Kan Hücreleri – Lökositler

Bağışıklık sisteminin temel savunma birimleridir. Vücudu yabancı maddelere ve hastalıklara karşı korurlar.

3. Trombositler (Plateletler)

Kanama durumunda pıhtılaşmayı sağlayarak hayat kurtarıcı rol üstlenirler.

4. Plazma – Sıvı Matris

Kanın yaklaşık %92’si sudur. Geri kalan kısmında proteinler, elektrolitler, vitaminler, hormonlar, gazlar ve atık maddeler bulunur. Plazma, bu hücresel elemanların vücut içinde rahatça dolaşmasını sağlar.

Taşıma, Savunma ve Denge Merkezi

Kan, yalnızca madde taşımakla kalmaz; aynı zamanda:

  • Vücudun pH dengesini korur
  • Asit-baz dengesini tampon sistemlerle düzenler
  • Elektrolit dengesine katkı sağlar
  • Su dağılımını yönetir

Ortalama bir insan vücudunda:

  • Erkeklerde 5–6 litre
  • Kadınlarda 4–5 litre
    kan bulunur. Bu da vücut ağırlığının yaklaşık %8’ine denk gelir.

Kanın pH değeri: 7,35 – 7,45 aralığında olmalıdır. Bu aralık dışına çıkıldığında hayati tehlike oluşur.

Kan ve Fiziksel Özellikleri

Kan yalnızca kimyasıyla değil, fiziksel özellikleriyle de dikkat çekicidir.

  • Sudan yaklaşık 5 kat daha viskozdur
  • Parlak veya koyu kırmızı rengi hemoglobine bağlıdır
  • Ortalama sıcaklığı 38°C’dir
  • Yapışkan ve yoğun bir sıvıdır

Bu özellikler, kanın damarlar içinde düzenli ve etkili bir şekilde akmasını sağlar.

Plazma Proteinleri – Düzenleyiciler

Plazmada en fazla bulunan proteinler:

1. Albümin

– Plazma proteinlerinin %54’ünü oluşturur
– Ozmotik basıncı düzenler
– Yağ asitleri ve hormonların taşınmasında görev alır

2. Globulinler

– Antikor üretimiyle bağışıklıkta rol alırlar
– Vitamin ve minerallerin taşınmasına yardımcı olurlar

3. Fibrinojen

– Kanın pıhtılaşmasında görev alır
– Kanama anında devreye girer

Bu proteinler, kanın hem taşıma hem savunma hem de denge sağlayan özelliklerini destekler.

Hematokrit – Kanınızın Yoğunluk Haritası

Kandaki eritrosit yüzdesine hematokrit denir:

  • Erkeklerde: %42 – %52
  • Kadınlarda: %37 – %47

Bu değerler, kansızlık veya aşırı yoğunluk gibi birçok durum hakkında önemli bilgiler verir.

Kanınız, Hayatınızın Aynasıdır

Kan; yalnızca bedensel bir sıvı değil, yaşamınızın biyolojik özüdür. Sağlığınızın aynası, yaşam kalitenizin göstergesi ve bağışıklığınızın temelidir.

Bu nedenle:

✅ Dengeli beslenin
✅ Yeterli su için
✅ Hareket edin
✅ Sigara ve alkolü azaltın
✅ Düzenli kan tahlillerinizi yaptırın

Çünkü aslında şunu unutmamak gerekir:

Kalbiniz sizi hayatta tutar… Ama kanınız sizi hayata bağlar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Bu sitede yer alan içerikler yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır. Paylaşılan bilgiler, bir hekim muayenesinin, tedavisinin veya profesyonel danışmanlığın yerini tutmaz. Buradaki bilgiler esas alınarak herhangi bir ilaç tedavisine başlanması, mevcut tedavinin değiştirilmesi ya da bırakılması uygun değildir.

Aynı şekilde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili içerikler, bir iş güvenliği uzmanı, mühendis veya teknik ekip tarafından yapılması gereken değerlendirme ve kararların yerine geçemez. Bu bilgiler temel alınarak saha risk değerlendirmesi yapılması ya da mevcut sistemin değiştirilmesi önerilmez.

Sitede herhangi bir yasa dışı ilan ya da yönlendirme yapılması amacı bulunmamaktadır. İçerikler, sadece farkındalık yaratmak ve bilinçlendirme sağlamak amacıyla sunulmuştur.

⭐️⭐️

Daha Fazla

Pıhtı – Kan Sulandırıcı

Herkesin ağzındankan sulandırıcıduyar olduk.

Cümleler birbirine benzer.”Pıhtılaşmadan korkuyorum ve kan sulandırıcı kullanıyorum.’‘ ”D-dimerim yüksek çıktı kan sulandırıcı kullanıyorum.” ”Corona geçirdim o yüzden kan sulandırıcı kullanıyorum’Bu örnekleri çoğaltmak çok kolay..

Lakin… Bu kan sulandırıcı kullanma modası ne kadar doğru? Gerçekten işe yarıyor mu? Hastalığı tedavi mi ediyor ? Yoksa gizliyor muyuz?

Damarlarımızın içerisinde devamlı hasar oluşuyor. O kadar çok sebebi var ki

  • Diyabet
  • Hipertansiyon
  • Coronavirus
  • Bazı aşılar
  • Bazı ilaçlar
  • Virüsler / Bakteriler
  • Yüksek kan yağları (Trigliserid) veya kalsifikasyon
  • Yediğimiz, içtiğimiz besinlerden gelen Pestisitler başta olmak üzere tarım ilaçları
  • Aşırı geçirgen bağırsaklardan geçen toksinler, bakteri parçaları, ağır metaller
  • Serbest oksijen radikalleri

Ve daha pek çok sebep mevcut. Her ne sebeple olursa olsun damarın iç duvarı olan endotel hücreleri hasarlandığında tamir gerekir. Vücut içerisinde tamir mekanizması çalışmaya başlar.

Hasarlı bölgeye kandaki trombositler (PLT) kümeleşerek yapışır, pıhtılaşır. (Trombositleri inşaat harcındaki çimento gibi düşünün)

Kanda yapılan hemogram testinde trombosit (PLT) yüksekse (450-500 üzeri) pıhtılaşmayı düşünürüz.

Bu kümeleşme yani pıhtıyı aspirin çözer.

Bu kümeleşme yani pıhtının kuvvetlenmesi ve çimentonun dağılmaması için üzerine çelik ağ örülmesi gerekir. Bu ”Fibrin Ağlar” dır.

(Trombositlere inşaat harcındaki çimento demiştik, Fibrin Ağları da inşaat demiri gibi düşünün, Demiri koymazsak çimento dağılır.)

Kanda Fibrinojen (400 üzeri) yüksekse, yine pıhtılaşmayı düşünürüz. Çok fazla ağ örülmesi anlamına gelir.

Baştan bir düşünelim…

Trombositle (PLT) çimentoyu koyduk, fibrin ağ örerek demir döşeyip kuvvetlendirdik. Sonuç olarak damarın içindeki hasar onarıldı ve dışarıya kan ve içeriği sızmaz ve damar patlamaz.

Fakaaattt…

Tüm bu tamirat sonucunda damarın içerisinde bir tümseklik oluşur ve damarı daraltır. Buna Fibrinoid Nekroz denir.

Vücudumuz bu duruma da hazırlıklıdır. Oluşan tümseği yani Fibrinoid Nekroz‘u traşlar, düzeltir ve fibrinleri yıkar.

Bu yıkım sonrası ortaya çıkan ürün D-DİMER‘ dir.

Kan değerlerinize baktırıyorsunuz ve sürekli D-DIMER yüksek çıkıyor ise;

………………..⬇️…………………

Damar Endoteli hasar alıyor

………………..⬇️…………………

Trombosit (PLT) yapışıyor

…………………⬇️…………………

Fibrin ağ örüyoruz ve tümseklik traşlanıyor

…………………⬇️…………………

Sürekli son ürün D-DIMER oluşuyor deriz.

D-dimer yüksekse kanda pıhtılaşmayı düşünürüz.

Damarın içerisinde gelişen bu durum devamlı olarak damarın pek çok yerinde oluşabilmektedir.

Vücudumuz bu duruma da hazırlıklıdır. Oluşan tümseği yani Fibrinoid Nekroz‘u traşlar, düzeltir ve fibrinleri yıkar.” yazmıştım.

Fakat ciddi bir sorunumuz var.

Fibrinoid Nekroz’un traşlanan tümseklerinin maalesef hepsi erimez. Erimeyen bu parçalar kalbe gittiğinde kalp krizine, akciğer damarlarına gittiğinde akciğer embolisi gelişimine neden olabilir.

Şimdi de bu sonuca nasıl gidiyor inceleyelim

Kanı sulandırmak için aspirin (asetil salisilik asit) verdiğimizde

…………………⬇️…………………

Trombositlerin bir araya gelip kümeleşmesini engeller ve endotelde hasar olan yere yapışmasını, çok kümelenip pıhtı oluşturmasını da engelleriz.

Pıhtı oluşmaz…Ohhhh süper değil mi pıhtı engellendi.

…………………⬇️…………………

Sonucunda Fibrinojen ve D-dimer de düşük (Normal sınırlarda) çıkar.

Kan değerlerimiz normal çok güzel lakin ciddi bir sorunumuz var. Kanı sulandırdık trombositler kümeleşmedi ve damar duvarında endotel hasar devam ediyor.

Hasarlı damar ciddi bir sorundur. Çünkü;

Kişide yüksek tansiyon varsa veya tansiyonunda ciddi bir yükselme olduğunda damar içi basınç artar ve hasarlı yerden yırtılabilir. Bu durumda hasarlı olup yırtılan damarın nerede olduğu önem kazanıyor. Örneğin beyin kanaması.

Tabi ki vücudun diğer yerlerinde olduğunda damarın beslediği bölgenin kanlanması bozularak iskemi oluşabilir. Kılcal damaları da düşünmelisiniz.

Aklımıza başımıza devşirip düşünelim…

Tek başına kan sulandırmak pıhtılaşmayı engeller lakin damarlarda hasar kalır.

Bu durumda kan sulandırıcıyı uygun doz almalı aynı zamanda da damar endotelinde oluşan hasar engellenmelidir. Kanda her zaman hasar olan yeri onaracak kadar Trombosit, Fibrinojen, D-dimer bulunur. Bunların sınır değerlerinin üzerine yükselmesi olağan dışı hasarı belirtir.

Her şey tamam da peki biz ne yapmalıyız bu durumda diyorsunuz değil mi?

  1. Hekim kontrolü ve kan tetkiki olmadan kan sulandırıcı KULLANMAYIN
  2. Beslenmenizi düzenleyin – Fazla kilolarınızı verin.
    • Karbonhidrat tüketiminizi kısıtlanmalısınız. Zannedildiği gibi Protein ve Yağlar değil damarlarımızı mahveden karbonhidratlardır. Başta da fruktoz (Meyve) gelmektedir.
  3. Antioksidan hem doğal yoldan hem de katkı olarak almalısınız. Hasarlı bölgeye oksijen akımı olur. Dolayısıyla serbest radikal çoğalır. Zaten tek başına bile endotel’e zarar veren serbest radikaller tamir esnasında da zarar verir. Glutatyon düzeyi düşük olmamalı.
  4. Hesperidin Endotel hücrelerde iskemi-reperfüzyon (dokulara kan ve oksijen gidip hasarlı bölgenin canlanması / tamir olması) inflamasyonun erken evresinde nötrofil birikimini önler. Endotel hasarın onarılmasında önemlidir. Turunçgillerin kabuklarının iç tarafında beyaz süngerimsi maddeler yoğun hesperidin içerir. İlgili yazımızı okuyun
  5. Vitamin ve Mineraller Vücudumuzda hücrelerin oksijeni kullanması için oksijenin diğer moleküllerle olan reaktivitesi son derece kısıtlıdır. Bunun adı SPİN KISITLAMASI denir. Bu kısıtlamayı önlemek gerekir. Önleyebilmek için;
    • Çinko (Glukonat)
    • Magnezyum (Sitrat)
    • Demir (Kan değeri düşükse)
    • Selenyum
    • Alfa lipoik asit (Mümkünse R-Lipoik Asit)
    • D3 Vitamini
    • B12 Vitamini
    • B9 Vitamini
    • C Vitamini
    • E Vitamini ……gereklidir
  6. Egzersiz İnsan vücudu hareketsiz kalmaya uygun değildir. Lakin ağır egzersize de uygun değildir. Bu sebeple haftada 3 gün aç karnına 30’ar dakika tempolu yürüyüş yeterlidir. Unutmayın oğun egzersiz dokuların oksijen ihtiyacını arttırır. Bu oksijen ihtiyacı karşılanamadığında da serbest radikaller artar ve başta kan damarlarında endotelde olmak üzere tüm dokularda hasarlar oluşur.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Biyokimya, Pıhtılaşma Faktörleri https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK507850/

⭐️⭐️ Endotel hücreleri ve pıhtılaşma https://link.springer.com/article/10.1007/s00441-021-03471-2

⭐️⭐️ Enfeksiyon ve inflamasyon ve pıhtılaşma sistemi https://academic.oup.com/cardiovascres/article/60/1/26/321951

⭐️⭐️ Kanı Sulandıran / Pıhtılaştıran Gıdalar https://tetkik.com.tr/2024/10/23/13056/

⭐️⭐️ Hesperdin https://tetkik.com.tr/2024/09/23/hesperidin-p-vitamini/

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla