Bildiğiniz Gibi Değil Bu Trigliserid

Neden var ki bu trigliserid ?

Yükselmiş mi? Normal mi? Ne yemeliyim? Kalbime mi zararlı? Damarlarımı mı tıkar?

Ne çok soru var değil mi?

Neden Var ki Bu Trigliserid ?

Enerji depolamak için..

Çünkü;

  • Yüksek karbon içeriyorlar
  • Vücutta sıvı ortamlar haricinde her yerdeler
  • Yağ dokuda enerji için depolanırlar
  • Diğer dokularda özellikle de enerji için yakılırlar
  • İnsan sütündeki esas enerji kaynağıdır

Enerji için dediğimizde yağlar temel kaynağımız olsa da az da olsa proteinler ve glikojen de enerji kaynaklarımızdandır.

Doğru Yazımı Hangisi Trigliserit mi? Trigliserid mi?

Türk Dil Kurumu Sözlüğüne baktığımızda:

Trigiserid yazdığımızda – Bu söz Güncel Türkçe Sözlükte bulunamadı ibaresi çıkıyor.

Trigiserit yazdığımızda – Bu söz Güncel Türkçe Sözlükte bulunamadı ibaresi çıkıyor.

İngilizce kaynaklarda Triglyceride olarak yer aldığı için sonundaki ”d” harfini ben de yazının içeriğinde Trigiserid olarak tercih edeceğim.

Nereden Geliyor Bu Trigiserid?

Gıdalardan alıyoruz mesela..

Çok korkuyorsunuz ya.. Aman onu yemeyeyim bunu yemeyeyim.

Lakin muhtemelen bilmediğiniz hatta hiç tahmin etmediğiniz gıdalardan… Aşağıda onlar da yazıyor.

Sadece gıdalar değil tabi ki…Karaciğerimizde de trigliserid sentez edilir.

Beslenme ile ne kadar yağ alıyoruz günlük?

Bu sorunun cevabı her zaman değişir. Çünkü yediğinizin ne olduğuna, ne kadar yediğinize, pişirilme tekniğine vb gibi bir çok değişken ve bilinmeyen mevcut. Lakin genellemelerimiz hep var.

Evet genel olarak günlük beslenmemizde 15–40 g arası yağ (lipit) bulunmaktadır.

Soracaksınız şimdi ”Tamam 15–40 g arası yağ var da ne kadarı trigliserid..?

Cevap: Beslenme ile alınan yağların (lipitlerin) büyük çoğunluğu Trigliserid‘dir. Geri kalan az bir kısmı da fosfolipit, kolesterol ve kolesterol esteri içerir.

Bakalım şimdi… Beslenmeyle alıyoruz. Karaciğerimizde yapıyoruz. Depo da yapıyor muyuz?

Eveeett güzel soru. Trigliserid’leri depo yapıyor muyuz?

Evet depo da yapıyoruz. 70 kg sağlıklı bir erişkinde 15 kilogram Trigliserid mevcuttur. Fazla geldi değil mi?

Hepsini yakmaya karar versek, ne kadar geçindirir bir insanı?

3 (Üç) ay.. Evet 3 (Üç) ay açlığa dayanmamızı sağlayabilir. Lakin bu hesap sadece enerji hesabı.. Sakın yaşam ile bağdaştığını düşünmeyin.

Nasıl mı yapıyoruz bu hesabı? (Öffff matematik yine mi dediniz siz?)

1 gr Triglserid, 38 kilojoul (9 Cal) enerji verir.

15 Kg Trigliserid, 15.000 gr dır. — 15.000 X 38 = 570.000 kilojoul yada 15.000 X 9 = 135.000 Cal

Günlük 1500 Cal bazal metabolizma

135.000 Cal / 1500 Cal = 90 gün = 3 (Üç) ay

Bir depomuz daha var, enerji kaynağı olarak kullandığımız.

Lakin kısa sürelidir. Çünkü 4200 kilojoul yani 994 Cal dir ki 1 (Bir) günlük bazal metabolizma için bile yeterli değildir.

Karaciğerimizde de yağ dokularımızda da trigliserid üretiyoruz. Yazmıştım ya.. Sıra trigliserid‘in vücutta yapılımına geldi.

Trigliserid üretimi yağ (adipoz) doku ve karaciğer hücresindeki endoplazmik retikulumun sitoplazmik yüzeyinde oluyor.

Karaciğer,

Kan dolaşımındaki yağ asitleri ve glukozdan, Trigliserid üretebillir.

Yağ (adipoz) dokuda lipit damlaları – yağ asitleri halinde Trigliserid depolanır.

Buraya kadar tamam da;

Vücudumuzda nasıl yer değiştiriyor bu Trigliserid ? (Nasıl taşınıyor)

Trigliserid’lerin çevresi protein bir tabaka ile kaplanıyor. Bu sayede suda çözünebilir hale geliyor. Çözünmesi önemli çünkü taşınması (transport) kolay oluyor.

Pek tabi ki farklılaşanca adı da değişmeli; Etrafı protein ile kaplanıp suda çözünebilir haline de şilomikron deniliyor.

Şilomikronlar lenf sistemi yoluyla dolaşıma katılırlar.

Nedir bu lenfatik sistem?

Lenfatik sistem, doku ve hücrelerdeki yabancı maddeleri, mikropları uzaklaştırmak, kaybedilen proteinleri tekrar dolaşıma kazandırmak, doku ve kan sıvısı arasındaki dengeyi sağlamak, bağırsaklarda emilen yağ asitleri, vitaminleri dolaşıma katmak ve vücudun savunma sistemine destek olmak gibi tamamlayıcı ve vazgeçilmez rolü olan, lenf sıvısı, lenf damarları ve lenf düğümlerinden oluşan yapıdır.

Peki bu Şilomikronların içinde neler var?

Şilomikronların içeriği (Topam ağırlığının)

  • %2 protein
  • %1 serbest kolesterol
  • %3 kolesterol esteri
  • %9 fosfolipit
  • %85 Trigliserid ouşturur.

Enteresan bir yere geldik şimdi. Neden mi?

Çünkü; konumuz olan Trigliserid in taşınmasında önemli bir nokta var…

Dışarıdan vücuda alınan Trigliserid, şilomikronlar vasıtası ile karaciğer‘e taşınırken,

Vücutta yapılan Trigliserid ise çok düşük dansiteli lipoprotein (VLDL) vasıtası ile yağ (adipoz dokuya) ve kaslara taşınırlar.

Dikkat edin….!!!

Trigliserid, dışarıdan alınırsa karaciğere, vücutta yapılırsa yağ (adipoz)dokuya ve kaslara gidiyor…

Ammaaa… mekanizmanın bir de diğer ayağı var..

Yediğiniz yemeklerde yağ oranını düşürür yerine karbonhidrat arttırırsanız; glukoz (Karbonhidrat) ve insülin, karaciğerde serbest yağ asidi yapımını arttırıyorlar.

Karaciğer de serbest yağ asitleri Trigliserid’lere çevriliyor ve sonra daaa…. VLDL yapısına katılıp, yağ (adipoz)dokuya ve kaslara taşınırlar.

Anlayacağınız;

Karbonhidrattan (glukoz vb gibi) zengin beslenme, kan Trigliserid düzeylerini yükseltmektedir.

Biraz da merak edenler için olayın tersten mekanizmasına hafiften değineyim..

Yani yağ dokusu oluştu. Aldığınız – yediğiniz Karbonhidrat arttıkça yağ dokunuz giderek de artıyor.

Nasıl olacak da yağlarınız azalacak.. Bakalım..

Yağ (Adipoz) dokudan yağ asitlerinin salınabilmesi için, hücrelerinizin içinde bulunan, hormon duyarlı lipaz ismli bir enzim aktive olur.

Yalnız bir sorunumuz var…!

Siz Karbonhidrat yedikçe salınımı artan İnsülin hormonu, hormon duyarlı lipaz ın aktivitesini önler. (İnhibe eder)

Bitmeeeediiii…

Karbonhidrat çok büyük sorun lakin her yemek sonrası artan insülin hormonu ile yağ dokusunda Trigliserid depolanır.

Yukarıda yazmıştım… Hatırlayın

”Yağ (Adipoz)dokudan yağ asitlerinin salınabilmesi için, hücrelerinizin içinde bulunan, hormon duyarlı lipaz ismli bir enzim aktive oluyordu.”… Okuyunca hatıradınız tabi ki…

Peeekii dolaşıma karışa yağ asitleri ?

Dolaşıma katılan yağ asitleri yol alabilmesi için Albümin tarafından (bağ kurularak) diğer dokulara taşınırlar. İşte bu sırada Albümin ile bağ kurmuş olan yağ asitlerine Non-Esterifiye Yağ Asidi (NEFA) denir.

Açlık durumlarınızda kanınızda Non-Esterifiye Yağ Asidi (NEFA) düzeyleri artar.. Neden?

Çünkü; Açlık durumunda kanda insülin miktarı azalır. İnsülin azalınca da hormon duyarlı lipaz aktive olur. (Yukarıya bakın iki kez yazdım)

Eveeett artık Trigliserid mevzusuna başlangıç düzeyinde vakıf oldunuz.

Ek Bilgiler ile süsleyebilirim.

Trigliserid, vücudun temel enerji kaynaklarından biridir. Bu yönü ile kolesterol alt gruplarından farklıdır.

Trigliserid kan düzeyinin değişkenlikler göstermesi doğaldır. O sebeple tablolarla sınır değerler ile önyargılı yaklaşılması da doğru değildir.

Vücudun farklı sürelerle döngüler yapan biyolojik bir ritmi vardır. (Bu konuyu ayrıntılı olarak daha önce yazmıştım. Üzerini tıklayarak Biyolojik Ritimler konusunda okuyabilirsiniz)

Sağlıklı erişkin yaşta bir insanda;

Trigiserid kan düzeyi %20–40 aralığında günlük, aylık, mevsimlik ve yıllık değişiklikler gösterir.

Trigiserid kan düzeyi öğlen saat 12.00 civarından itibaren yükselerek akşam üzeri 17.00 civarında en yüksek düzeyine ulaşır.

Trigiserid kan düzeyi 24 saatlik gün periyodunda saat 03:00 civarı en düşük seviyesine iner.

Gördüğünüz gibi kan değerlerinden bir tanesi olan Trigiserid sağlıklı bir insanda bile günün saatlerine göre değişiklikler gösterirken, sadece kan değerinin belirlenen referans aralığında (Bu referans değerler de çok şaşıracağınız ayrı bir yazı konusudur. Çan Eğrisi yazımda okuyabilirsiniz) olup olmadığına bakmak hata olur.

Sona yaklaşırken adettendir, genel kabul görmüş değerleri de yazayım.

Gençlerde Trigiserid düzeyinin 100 mg/dL altında olması önerilmektedir.

Erişkinlerde Trigiserid düzeyinin 150 mg/dL altında olması önerilmektedir.

Trigiserid düzeyi, 1000 mg/dL üzerinde ise major gen defekti düşünülür.

Son olarak, Trigliserid kan seviyesini yükselten etkenlere bakalım

  • Trigliserid kan seviyesini yükselten ilaçlar
    • Atipik Antipsikotikler
    • Beta Blokerler
    • Safra Asidi Bağlayıcıları
    • Östrojen
    • Kortikosteroidler
    • İmmünosupresanlar
    • İsoretinoin
    • Proteaz İnhibitörleri
    • Tamoksifen
    • Tiyazidler
  • Trigliserid kan seviyesini arttıran durum ve hastalıklar
    • Yüksek enerjili ya da yüksek glisemik indekse sahip beslenme
    • Obezite
    • Alkol
    • Gebelik
    • Tip II diyabet
    • Metabolik Sendrom
    • Hipotiroidi
    • Böbrek Parankim Hastalıkları
    • Paraproteinemi
    • Sistemik Lupus Eritematosus

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Stresli yaşam olayları ve serum trigliserit düzeyleri: Kore’deki Kardiyovasküler ve Metabolik Hastalıklar Etiyoloji Araştırma Merkezi kohortu https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC8289470/https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC8289470/

⭐️⭐️ Trigliseridler üzerine klinik inceleme https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/31764986/

⭐️⭐️ Hipertrigliseridemi Yönetimi: Sık Sorulan Sorular ve Cevaplar https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/32931217/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Dalış Yapanlarda Kulak Zarı Delinmesi

Perfore Kulak Zarı (Timpanik Membran Rüptürü)

Kulak zarı (Timpanik membran), dış kulak yolu ile orta kulak boşluğunu ayıran ince zar şeklinde elastik bir dokudur.

Kulak zarı (Timpanik membran) yırtılması – delinmesi (perforasyonu), dalış esnasında derine inildikçe orta kulak ile dış ortam basıncının eşitlemesini yapılamaması nedeniyle oluşur.

Kulak zarı (Timpanik membran), orta kulakta bulunan küçük kemiklerden (işitsel ossiküller) oluşan bir zincire bağlıdır.

Kulak zarı (Timpanik membran), orta kulak boşluğunun steril ortamı ile dış kulak yolu arasında mikroorganizmalara ve diğer dış etkenlere karşı engelleyici bir bariyer görevi görür.

Kulak zarı (Timpanik membran) yırtığı, orta kulakta basıncını eşitlemeden dalış derinliğini arttırma, kuvvetli bir Valsalva manevrası yapma, kulağa / kafaya gelen bir darbe, patlama etkisi ile basınca bağlı veya sese bağlı akustik travma sonucu oluşabilir.

Dalışlarda meydana gelen Kulak zarı (Timpanik membran) yırtılması genellikle;

  • Yetersiz dalış eğitimi
  • Kendine güvene bağlı dibe hızlı iniş yapma sebebiyle meydana gelir.

Kulak Zarı (Timpanik Membran) Yırtılması Olduğunda

  • Dalışta iniş sırasında kulak ağrısının aniden durması
  • Kulaktan berrak veya kanlı akıntı
  • İşitme kaybı oluşması
  • Kulak çınlaması (tinnitus) başlaması
  • Dönme hissi (vertigo) başlaması
  • Vertigodan kaynaklanabilen mide bulantısı veya kusma başlaması ile belirtiler verir.

Kulak Zarı (Timpanik Membran) Yırtılması İyileşmesi

Kulak zarı (Timpanik membran) yırtılması genel olarak birkaç hafta içinde kendiliğinden iyileşir.

Burundaki ve sinüslerdeki tıkanıklığı hekim kontrolünde tedavi edilmesi gerekebilir.

Kulak zarı (Timpanik membran) yırtılması veya deliği kendiliğinden iyileşmeyebilir, tedaviye ve tedavinin niteliğine hekim kontrolünde karar verilir.

  • Kulak Zarı Yaması:  KBB uzmanı tarafından yırtığın kenarlarına zar dokusunun büyümesini sağlamak için kimyasal uygulama ve ardından kulak zarı dokusuna destek sağlamak üzere deliğin üzerine bir kağıt yama yapılmasıdır.

  • Ameliyat:  Kulak zarındaki yırtılma veya delik (defekt) büyük olup yama tekniği uygulanamadığı durumlarda, KBB uzmanı kişinin kendi dokusundan küçük bir parça aldığı ve kulak zarındaki deliğin üzerine yerleştirdiği ameliyatla (timpanoplasti) düzeltilebilir.

Ne Zaman Dalabilirsiniz?

Kulak zarı (Timpanik membran) yırtılması veya deliği sonrası tedavi sürecinin sonunda KBB uzmanı tarafından yapılan muayenede, iyileşmenin gerçekleştiği ve östaki borusunda sorun olmadığı tespit edilmesi sonrası yeniden dalışa izin verilir. İyileşme ve dalışa geri dönülebilme süresi birkaç aydır.

Kronik perforasyonlar – iyileşmeyen kulak zarı (Timpanik membran) yırtılması veya deliği dalış için kesin kontrendikasyondur.

Nasıl Önleyebilirsiniz?

Herhangi bir sebeple kulakta kıkışıklık varsa dalış yapılmamalıdır.

Daış esnasında iniş hızı korunmalı ve gerektiği gibi dengeleme yapılmalıdır.

Kulakta patlama veya çıtırtı sesi duyuluyorsa veya dalıştan sonra kulakta dolgunluk hissediliyorsa dalış yapılmamalıdır.

Orta Kulak Barotravmada O’Neill Sınıflaması

O’Neill derecelendirme sistemi, orta kulak barotravmasının şiddetini derecelendirmenin yeni bir yoludur. Basitleştirilmiştir ve tedaviyi yönlendirmek için yeterli ayrıntılarla daha tutarlı bir tanı sağlaması beklenmektedir.

0. DereceÖstaki Borusu Disfonksiyonu

………………………………………..A……………………………………………………………………..B…………………………………
  • Kulak zarının basınca maruz kalmadan önceki anatomik görünümünü. Yukarıda soldaki (A) fotoğraf.
  • Östaki disfonksiyonunda anatomik bir değişiklik görülmüyor (travma yok) semptomlar var. Yukarıda sağdaki (B) fotoğraf.

1. Derece – Barotravma

………………………………………..A……………………………………………………………………..B…………………………………
  • Kulak zarı çevresinde damarlarda belirginleşme ve kulak zarında normal görüntüsüne göre kızarıklık (eritem) görülür. Yukarıda soldaki (A) fotoğraf.
  • İlerledikçe orta kulak boşluğunda sıvı veya hava tutulması (görünür kabarcık) sebeyle kulak zarı görünümü. Yukarıda sağdaki (B) fotoğraf.

2. Derece – Barotravma

boşluk
………………………………………..A……………………………………………………………………..B…………………………………
  • Timpanik membran veya orta kulak boşluğunda hafif kanama görülür. Yukarıda soldaki (A) fotoğraf.
  • Son safhada kulak zarında yırtılma – delik (perforasyon) meydana gelir. Yukarıda sağdaki (B) fotoğraf.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Barotravma https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK482348/https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK482348/

⭐️⭐️ Timpanik membranın değerlendirilmesinde O’Neill derecelendirme sistemi: Klinik hiperbarik hastalar için pratik bir yaklaşım https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/26152108/

⭐️⭐️ Orta Kulak Barotravması https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK499851/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

Kalp Damarlarını Gerçekte Tıkayan nedir?

Hemen aklınıza ilk gelen kolesterol ve LDL oldu değil mi?

Ne zaman konu damar tıkanıklığına gelse ”Adı çıkmış dokuza inmez sekize” ata sözümüz gelir aklıma

Aslında,

  • Şeker
  • Früktoz
  • Bitkisel yağlar
  • Toksinlerin (sigara vs.) damar duvarında yaptığı iltihap sonucunuda oluşur.

Yani tıkanmanın ana sebebi neymiş? İltihap (inflamasyon)!!!

Modern tıbbın (her ne demekse?) LDL’yi şeytanlaştırmak için kullandığı kötü kolesterol kelimesi hiç bir şeyi ifade etmiyor.

Kolesterolün iyisi ya da kötüsü olmaz.

Bu kadar korku yaratan kolesterolün formülünü de şuraya not edelim. C27H46O

Kolesterol olan her yerde C27H46O bu geçerlidir. Yani beyninizde, kanınızda, hatta yediğiniz koyun etinde hep aynı formülle kolesterol var.

Beslenme ile aldığınız kolesterol kanınıza 10% olarak etki eder. 90% vücut kendi yapar.

Korku kuyruğunda kolesterolden sonra gelen LDL de ağız alışkanlığı olarak kolesterol olarak bilinir ki külliyen hatalıdır. Çünkü LDL bir proteindir.

Haydi LDL’nin ingilizce açık yazılımına bakalım. Low-Density Lipoprotein – LDL gördüğünüz ve okuduğunuz gibi bir protein.

Damar tıkanıklığı dendiğinde kolesterol ve LDL ile birlikte akla gelen kelimelerden biri de Ateroskleroz değil mi?

Nedir bu Ateroskleroz ?

Ateroskleroz

Yaygın olarak “damar sertleşmesi” olarak da adlandırılan atardamarları tutar ve arteriosklerozun bir türüdür. Orta boy ve büyük arterlerde görülen “aterom” veya “plak” olarak adlandırılan yapısal bozukluklardan oluşur.

Ateroskleroz, atardamarların kronik inflamatuar bir hastalığıdır ve batılı toplumdaki tüm ölümlerin yaklaşık %50’sinin altında yatan nedendir. 

Yani…Döndük dolaştık en başta yazdığıma tekrar geldik…İnflamasyon

Damar tıkanıklığı sebebine aradığımızda iltihaba (İnflamasyona) odaklanmamız gerekir.

O zaman soralım

Nedir bu İnflamasyon ? Nasıl damar tıkanıklığı yapar?

İnflamasyon

İnflamasyon; bağışıklık sisteminin zararlı uyaranlara verdiği yanıttır,

Bağışıklık sistemini harekete geçiren ve inflamasyon oluşumuna neden olan zararlı uyaranlar neler?

  • Patojenler (hastalık yapıcılar)
  • Hasarlı hücreler
  • Toksik bileşikler
  • Işınlama

Bağışıklık sistemi yanıt vermeye başladığı andan itibaren zararlı uyaranlara karşı iyileşme sürecini başlatır.

Bağışıklık yanıtının süresine göre;

Akut İnflamasyon Başlangıçtan itbaren 2 haftaya kadar

Subakut İnflamasyon 2 – 6 hafta arası

Kronik İnflamasyon 6 haftadan yıllara uzanan süreci ifade eder.

Vücut içindeki tüm sistemlerde zararlı iç ve dış etkenlere karşı oluşan İnflamasyon, sağlık için hayati önem taşıyan bir savunma mekanizmasıdır.

Genellikle, akut İnflamasyonlu yanıtlar sırasında hücresel ve moleküler olaylar ve etkileşimler, yaklaşan yaralanmayı veya enfeksiyonu etkili bir şekilde en aza indirir. Bu hafifletme süreci, doku homeostazının yeniden sağlanmasına ve akut İnflamasyonun çözülmesine katkıda bulunur.

Ancak, kontrolsüz akut İnflamasyon kronikleşebilir ve çeşitli kronik İnflamasyonlu hastalıklara katkıda bulunabilir.

İnflamasyon Sebepleri

  • Bulaşıcı olmayan faktörler
    • Fiziksel: Yanık, donma, fiziksel yaralanma, yabancı cisimler, travma, yüceltici radyasyon
    • Kimyasal: Glikoz, yağ asitleri, toksinler, alkol, kimyasal tahriş ediciler (florür, nikel ve diğer eser elementler dahil)
    • Biyolojik: Hasarlı hücreler
    • Psikolojik: Heyecan

  • Bulaşıcı faktörler
    • Bakteriler virüsler diğer mikroorganizmalar

Kalp Damarlarını Tıkayan Kronik İnflamasyon Risk Faktörleri

  • Yaş:  Yaşın arttıkça, inflamasayona sebep olan inflamatuar moleküller daha fazla üretilir.
  • Obezite: İnflamatuar moleküller yağ dokudan da salındığı için doku arttıkça inflamatuar moleküller daha fazla üretilir.
  • Beslenme:  Doymuş yağ, trans yağ ve rafine şeker açısından zengin beslenme, özellikle diyabetl inflamatuar moleküller daha fazla üretilir.
  • Sigara İçmek: Sigara, iltihap giderici moleküllerin üretimini azaltarak iltihaplanmaya neden olur.
  • Düşük Cinsiyet Hormonları: Testosteron ve östrojen gibi cinsiyet hormonları inflamatuar moleküllerin üretimini ve salgılanmasını baskılar ve cinsiyet hormonu seviyelerinin korunmasının çeşitli inflamatuar hastalık riskini azaltır.
  • Stres ve Uyku Bozuklukları: Hem fiziksel hem de duygusal stres, inflamatuar molekül (sitokin) salınımını arttırır. Stres ayrıca uyku bozukluklarına sebep olur. Düzensiz uyuma da düzenli uyuyanlara göre kronik inflamasyon daha yüksektir. Uyku bozuklukları da kronik iltihaplanma için risk faktörüdür.
  • Mycobacterium tuberculosis, protozoa, mantar ve diğer parazitler; Yaptıkları inflamasyonların uzaması ile inflamatuar moleküllern daha fazla üretimesine yo açar.
  • Kronik Maruziyet: Vücutta enzimatik parçalanma veya fagositoz yoluyla ortadan kaldırılamayan belirli bir tahriş edici veya yabancı maddeye düşük düzeyde maruz kalması (örneğin silika tozu gibi uzun süre solunabilen maddeler veya endüstriyel kimyasallar dahil).
  • Otoimmün Bozukluklar: Bağışıklık sisteminin vücudun kendi hücrelerini yabancı (antijen) olarak algılayıp, bu sağlıklı hücre ve dokulara saldırması ile inflamatuar moleküller daha fazla üretilir. Örneğin, Romatoid artrit (RA), sistemik lupus eritematozus (SLE)
  • İnflamasyon Defektleri: İnflamasyona aracılık eden hücrelerdeki bir defekt, otoinflamatuar bozukluklar (Ailesel Akdeniz Ateşi) gibi kalıcı veya tekrarlayan inflamasyona yol açar.
  • Tekrarlayan akut inflamasyon atakları:
  • Bağımsız Kronik İnflamasyon yanıt: Örneğin Tüberküloz ve Romatoid Artrit gibi hastalıklar.
  • İnflamatuar ve biyokimyasal indükleyiciler: Serbest radikal moleküllerin üretiminin artması, ileri glikasyon son ürünleri (AGE’ler), ürik asit (urat) kristalleri, oksitlenmiş lipoproteinler, homosistein ve diğerleri gibi oksidatif strese ve mitokondriyal disfonksiyona neden olmaktadır.

Sonuç olarak,

Kalp Damarlarını Gerçekte Tıkayan İnflamasyondur

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ İltihaplanma ve Mikrodolaşım Bölüm 1 https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK53376/

⭐️⭐️ İltihaplanma ve Mikrodolaşım Bölüm 2 Tarihsel Perspektifler https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK53379/

⭐️⭐️ İltihaplanma ve Mikrodolaşım Bölüm 3 Anatomik Hususlar https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK53381/

⭐️⭐️ İltihaplanma ve Mikrodolaşım Bölüm 4 Bozulmuş Vazomotor Tepkiler https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK53372/

⭐️⭐️ İltihaplanma ve Mikrodolaşım Bölüm 5 Kılcal Perfüzyon https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK53375/

⭐️⭐️ İltihaplanma ve Mikrodolaşım Bölüm 6 Anjiyogenez https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK53377/

⭐️⭐️ İltihaplanma ve Mikrodolaşım Bölüm 7 Lökosit-Endotel Hücre Adezyonu https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK53380/

⭐️⭐️ İltihaplanma ve Mikrodolaşım Bölüm 10 Endotel Bariyer Disfonksiyonu https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK53374/

⭐️⭐️ Kronik inflamasyon https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK493173/

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

A – B – C Sınıf İş Güvenliği Uzmanları Arıyoruz

İzmir Tetkik OSGB bünyesinde, A – B – C belge sınıfındaki işlerde izmir içerisinde sahada aktif çalışabilecek iş güvenliği uzmanları arıyoruz.

Aranan özellikler

  1. Aktif araç kullanabilme ve B sınıfı sürücü belgesi sahibi olma.
  2. Başvuru anında İzmir ilinde ikamet ediyor olma.
  3. Başvuru anında iş güvenliği uzmanı belgesine ve İSG Katip sisteminde atama yapılabilir olma
  4. Günlük firma ziyaret bilgilendirme maili yollayabilme ve programlı çalışma yeterliliğinde olma
  5. Bilgisayar ve MS Office ( Power Point, Excel, Word) uygulamalarını etkin kullanabilen
  6. Tercihen sahada aktif olarak denetim ve gözlem yapabilen ve bu konuda deneyim sahibi
  7. Tercihen daha önce bakanlık onaylı İSG yazılımı kullanmış

Başvuru: [email protected]

Dr. Mustafa KEBAT

İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

0 530 568 42 75

Daha Fazla

Kanseri Tatlandırmışlar..!

Aspartam, 1980’lerden beri yiyecek ve içeceklerde yaygın olarak kullanılan düşük kalorili bir yapay tatlandırıcıdır.

Tarihsel olarak, yapay olarak tatlandırılmış içecekler aspartama maruz kalmanın başlıca kaynağı olmuştur, ancak şu anda daha az bir ölçüdedir çünkü aspartam genellikle diğer tatlandırıcılarla karışım halinde kullanılır.

Aspartamın en yüksek konsantrasyonları sofra tatlandırıcılarında, sakızlarda ve gıda takviyelerinde bulunur. Diğer kaynaklar arasında kozmetikler ve ilaçlar bulunur.

Metilöjenol, çeşitli bitkilerin uçucu yağlarında doğal olarak bulunan bir tat ve koku bileşiğidir. Kozmetiklerde ve kişisel bakım ürünlerinde ve böcek çekici olarak kullanılır.

Avrupa Birliği ve ABD’de tatlandırıcı madde olarak kullanımı yasaklanmış olsa da, otlar ve baharatlarda doğal olarak bulunması nedeniyle çeşitli gıdalarda ve tüketici ürünlerinde hala mevcuttur.

Genel nüfus, gıda tüketimi veya kişisel bakım ürünleri kullanımı yoluyla her yerde maruz kalmaktadır.

İzoeugenol, birçok bitki türünde ve odun dumanında bulunan bir koku ve tat bileşiğidir. Gıda, kozmetik, ev ürünleri, hayvan yemi ve veteriner ilaçlarında kullanılır.

İzoeugenol sentezinde veya izoeugenol içeren ürünleri işleyen itfaiyeciler ve işçiler maruz kalabilir.

IARC Monografi Çalışma Grubu, bu ajanlara maruz kalmanın insanlar için karsinojen tehlikesini değerlendirmek amacıyla epidemiyolojik çalışmalardan, deney hayvanları üzerinde yapılan kanser biyolojik deneylerinden ve mekanistik çalışmalardan elde edilen kanıtları inceledi ve şu sonuca vardı:

  • Aspartam ve izoöjenolün insanlarda karsinojen olma olasılığı vardır (Grup 2B) ;
  • Metilöjenolün insanlar için muhtemelen karsinojen olduğu düşünülmektedir (Grup 2A) .

Tartışalım Biraz;

Zamanında bu yapay tatlandırıcı onaylı olarak hastaların – halkın kullanımına sunuldu mu?

Sunuldu…!!

Halkın yediği içtiği gıdaların içine konulmasına izin verildi mi?

Verildi…!!

1980 de başlayan kullanım hikayesi 2023 yılında yani tam 40 yıl sonra ”insanlarda karsinojen olma olasılığı vardır (Grup 2B)” olarak tescillendi mi?

Evet….Karsinojen olma olasılığı tescillendi..!!

insanlarda karsinojen olma olasılığı vardır (Grup 2B)” olarak kim tarafından tescillendi…?

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) bir bölümü olan Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) tescilledi…!!

Aspartam, yiyecek, içeceklerde ve ilaç olarak kullanımına kim izin verdi?

FDA tarafından 1974 de gıdalarda ve takviyelerde kulanımına onay verdi.. Linkten onay metninin Türkçesini okuyabilirsiniz. https://www.accessdata.fda.gov/scripts/cdrh/cfdocs/cfcfr/cfrsearch.cfm?fr=172.804

Gelelim Sonuca:

FDA tarafından halen kullanım izni devam ettirilen, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) bir bölümü olan Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) tarafından ”insanlarda karsinojen olma olasılığı vardır (Grup 2B)” riskli kategoriye alınan ve etken madde adı Aspartam olan yapay tatlandırıcı ülkemizde bir çok insan özellikle de şeker hastaları tarafından kullanıldı. 40 YIL… Evet 40 YIL

Gördüğünüz gibi bir ilacın veya katkı maddesinin FDA veya bir başka yetkili makamdan izin alınarak piyasaya sürülmesi, satılması, kullanılmasına rağmen 40 YIL sonra aslında karsinojen olma olasılığı var tespiti ile (Avrupada) satışı ve kullanımı İPTAL EDİLİYOR…

Siz siz olun onay almış olsa bile her yeni çıkan kimyasala (Aşı, ilaç, katkılar, takviyeler vb gbi) gözü kapalı atlamayın…

Temkinli olun…

Doğal olandan şaşmayın…

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Aspartam, Metilöjenol ve İzoöjenol https://publications.iarc.who.int/627

⭐️⭐️ Aspartam tehlike ve risk değerlendirme sonuçları açıklandı https://www.iarc.who.int/featured-news/aspartame-hazard-and-risk-assessment-results-released

⭐️⭐️ Aspartam değerlendirmesinin bulgularının ortak özeti http://chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://www.iarc.who.int/wp-content/uploads/2023/07/Summary_of_findings_Aspartame.pdf

⭐️⭐️ Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) Monografi Programı’nın 134. Toplantısı ve Gıda Katkı Maddeleri Ortak FAO/WHO Uzman Komitesi’nin (JECFA) 96. Toplantısı’nda aspartamın değerlendirilmesine ilişkin bulguların özeti https://www.who.int/publications/m/item/summary-of-findings-of-the-evaluation-of-aspartame-at-the-international-agency-for-research-on-cancer-(iarc)-monographs-programme-s-134th-meeting–and-the-joint-fao-who-expert-committee-on-food-additives-(jecfa)-96th-meeting

⭐️⭐️ Aspartam’a maruz kalan insanlarda kanser üzerine yapılan epidemiyolojik çalışmalara ilişkin maruziyet değerlendirmesi incelemesi ve eleştirisi http://chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/file:///Users/mustafakebat/Downloads/B02-Annex1-Mono01-Section_1-Supplementary_Table_S1.2-134.pdf

⭐️⭐️ Aspartam’a maruz kalan insanlarda mekanistik çalışmalar için maruziyet değerlendirmesi incelemesi ve eleştirisi İzoöjenol http://chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/file:///Users/mustafakebat/Downloads/B02-Annex1-Mono01-Section_1-Supplementary_Table_S1.3-134.pdf

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Niye Bu Yıl Herkes Gripten Kırılıyor?

Gerçekten ne oldu da insanlar artık hastalıkları çok yoğun yaşıyor?

Etraf kırılıyor…

Peki Grip misiniz? Soğuk Algınlığı mı geçiriyorsunuz? Yoksa Nezle mi oldunuz?

Aaaaa hepsi aynı şey değil miydi?…

Tabi ki değil…

Nezle varlığı yokluğu belli olmayan ateş (37,5 ve altı) çok hafif kırgınlık aslen burun akıntısı ile karakterizedir.

Soğuk Algınlığı kırgınlık halsizlik nezleye göre daha fazladır. Burun akıntısı, hapşırma, gözlerde sulanma ve hafif kızarıklık, üşüme, hafif titreme olup ateş 37,5 – 37.8 aralığındadır.

Grip 38,5 ve üzeri ateş ağır halsizlik – bitkinlik genel vücut ağrıları kas – kemiklerde sızlama ile karakterize olup kişinin kronik hastalıklarının varlığında ölüme sebebiyet verebilmektedir.

Artık lütfen bu ayrımı öğrenin…

Peki bu yıl ne oldu da grip tpik özelliklerinin dışında da belirtilerle kendini gösteriyor.

Etraf kırılıyor…

Çok normal değil mi yani…Hele o iki yıl evlere kapanma, ardından ekonomik sorunlar, zaten giderek kötüleşen beslenme alışkanlıkları ve yanı sıra işlenmiş gıda çılgınlığı…. İnsanlarda vücut direnci mi kaldı?!!

Bakın çevrenize dökülüyor insanlar. Ateş, eklem ağrıları – kas ağrıları öksürük, boğazda yanma ağrı yutma güçlüğü, kulaklarda ağrı zonklama şişme….

Sizin de çevrenizde söylüyorlar mı? ”Ne gripmiş yahu, kamyon çarpmışa döndüm”…”Ailecek dökülüyoruz” … ”Evde herkes hasta yatıyor” .. ”Ev revire döndü

Koenfeksiyon

Aslında çok da haklılar… Çünkü Koenfeksiyon yaşıyorlar..

O da ne ki yeni bir salgın mı?

Koenfeksiyon: Bir hücre/doku/kişinin aynı anda birden fazla patojenle enfekte olması.

Yani aynı annda birden fazla mikrop – virüs ile karşılaşıyor ve hasta oluyorsunuz.

Ortadoğudaki herhangi bir ülkede bulunan ajanların sayısı kadar çok mudur virüslerin çeşidi bilinmez. Lakin bu kış ortada dolaşanlar belli. Peki neler var?

Nörovirus var.

İnfluenza A ve B var.

Respirutavar Sinsistyal Virüs var.

Adenovirus var,

Rhinovirus var,

H1N1 var,

Corona virüs (covid) var….. Yani var oğlu varlar…..

Mesela bir mizansen yapalım; İşyerinde tuvalete gittiniz ve temiz zannettiğiniz klozete oturdunuz. Ne yazık ki sizden önce ishali olan bir kişi kullanmış ve iyi temizlememiş. Kapının kolunu tutarak başladınız almaya, Virüs havaya karışmış siz tuvalette nefes alıp verdikçe de aldınız Nörovirus‘ü hadi bakalım 12-48 saat içinde karın ağrısı, şiddetli bir ishal ateşiniz 40 derece olacak mı…!!

Çıktınız tuvaletten yıkadınız ellerinizi lakin nafile artık Nörovirus aktivasyonu başladı.. Koridorda, asansörde, girdiğiniz veya çalıştığınız odada salya sümük biri hapşurup öksürüyor damlacıkları havada asılı ve siz de orada nefes alıp verirken aldınız mı İnfluenza A veya B virüsünü…. Haydeee.. 2-4 gün içerisinde 38.5 civarı ateş, eklem ve kas ağrısı kırgınlık yorgunluk hali başlayacak…

Bir de beslemeniz kötüyse; bol bol işlenmiş gıda tüketiyorsanız, besin değeri düşük lezzeti bol ve katkılı gıdalarsa tercihiniz… üzgünüm 15 gün iptal durumda olacaksınız… O da bu iki virüsün üzerine bir de bakteriyel bir enfeksiyon biner de iç organlarınıza yayılım olursa eyvah eyvah…

Nasıl mı?

Bağışıklığınız biraz bile düşük olduğunda, H

ele bir de yaşınız 55 üzerindeyse ise,

Bağışıklıkğınız baskılayacak ilaçlardan birini kullanıyorsanız

Diyabetiniz varsa

Hipertansiyonunuz varsa

Kardiyovasküler hastalıklardan biri var ise

Savaşa hazır olmayan bir bağışıklık sistemi ile en kanlı çatışmaya girdiniz sağ kaldığınıza şükredin…

Daha yukarıda saydığım diğer virüsler de ortalıkta ve onlar da benzer sorunlara yol açıyorlar. Hani öldüğünüz bittiğiniz corona virüs de eskiden de vardı halen var…

  • Ateş var
  • Kulak – Burun – Boğaz enfeksiyonları var m
  • Mide – Bağırsak enfeksiyonları var
  • Akciğer enfeksiyonları var
  • Kas ağrıları – Eklem ağrıları var
  • İshal bolca var
  • Beyin Sisi… Evet Beyin Sisi de bolca var…. Aptal gibi hissetme – Kararsızlık – Çaresizlik

Gerçek Gripte Ne Yapmalısınız?

Hekiminiz Vermeden Antibiyotik Kullanmayın

Antibiyotikler yerinde ve doğru kullanıldığında hayat kurtarırken ve enfeksiyonları bertaraf ederken bile vücuda zarar verirler. Vücudumuzda aynı zamanda bizlere faydası olan (simbiotik) mikroorganizmalar da bulunur. Antibiyotikler bu yararlı bakterilere de etki ederek bertaraf ederler. Örneğin bağırsaklarda K vitamini yapımı bu sebeple zarar görür.

Aklınıza geldiği gibi ‘özellikle de ”önceden iyi gelmişti” savıyla kullandığınız antibiyotiklerle geleceğinize zarar verdiğinizi bilmelisiniz.

Hekiminiz Vermeden Antiviral Kullanmayın

Oseltamir etken maddeli antiviral ilaçlar virüslerin hücreye yapışmasını sağlayan ”Nöraminidaz” yapısını bozar. Bu sayede hücreye girişi ve dolayısı ile enfeksiyon yapması engellenmiş olur. (Hatırlayın ilk kuş gribi zamanı boca telaffuz edildi. Hastane kapılarında kutu kutu dağıtıldı)

Oseltamir, hastalık başladığı andan itibaren ilk 48 saat içerisinde kulanılmalıdır. Aksi takdirde etkinliği çok düşüktür. 5 günden fazla da kullanılmaz.

Antihistaminik Kullanmalı mısınız?

Düşünün vücudunuza virüs girdi. Vücut bu durumu nasıl anlar?

Tabi ki her virüs ”Viral protein” içerir. İşte bu sayede vücut savunma sistemini harekete geçirmek için içeri giren yabancıların (protein yapısı) işaretlenmesi ve yok edilmesinde görevli bir sinyal proteini olan Histamin‘i kan yolu ile virüslerin girdiği ortama yollar.

Ammaaa.. Her zaman dengeli salınmaz. Bazen vücut dengeyi kaçırır ve fazlaca işaretleyici protein Histamin salınımı olur.

Tabi ki devamında başlar kaşıntı, kızarıklık, geniz ve burun akıntısı, öksürük ve benzeri belirtiler…

Bu durumun da vücutta çaresi mevcut. Fazla için Histamin için diamin oksidaz (DAO) isimli bir enzim salınır ve Histamin‘i parçalar.

İşte burada insanoğlu tıp bilimi le devreye girerek ANTİHİSTAMİNİK ilaçları buldu. (İlaç ismi vermeyeceğim çok çeşit var..)

Bunu da öğrendik hemen kulanalım demeyin sakın. Gözlerinizde yaşarma, kızarma, geniz burun akıntınız yoksa gereksiz şekilde grip için kullanmayın..

Öksürük İçin Ne Yapmalısınız?

Öncelikle vurgulamalıyım. Öksürük bir hastalık DEĞİLDİR. Öksürük sadece reaksiyondur. Çoğu zaman ciğerin temizlenmesine katkı sağlar.

Öksürük şurubu – ilacı deyip geçiyorsunuz ya..

Yazıver doktorum en iyisinden bir öksürük şurubu…

Devamını okuyunca istediğinizin ne kadar olduğunu öğreneceksiniz.

Mukolitikler – Mukokinetikler

Ekspektoran ilaçlar, bronşlarda biriken balgamın atılmasını kolaylaştırmak için kullanılan ilaçlardır. Mukokinetik ve mukolitik ilaçlar olmak üzere ikiye ayrılır.

Mukokinetik ilaçlar, balgamı sulandırıp viskozitesini azaltırlar,

Mukolitikler ise proteolitik etkileri ile balgamı parçalayıp atılmasını kolaylaştırırlar. Balgam söktürücü olarak düşünebilirsiniz.

Asetilsistin, Karbosistein, Erdostein gibi etken maddeler içerirler.

Balgam yok, Mukus yok; lakin bu ilaçları kullanırsanız akciğerlerinizi temizlemeye yarayan mukosilier yapılara zarar verdiğiniz gibi hastalığınızın şiddetini de arttırabilirsiniz.

Antitussüfler – Öksürük Şurupları

Bu grup ilaçlar çok dikkatli kulanılmalıdır. Çok gerekmedikçe uzak durulmalıdır. Hele hele kişide balgam veya mukus varsa kesinlikle kulanmayın.

Bırakın bu ilaçların kullanılacağı zamanın kararını hekiminiz versin. Sağlığınız için…

Ağrı Kesici ve Ateş Düşürücüleri Nasıl Kullanalım

Ateş bir hastalık DEĞİLDİR.

Vücutta ısı yükselmesi bir reaksiyondur.

Niçin bu reaksiyonu verir vücut?

Çünkü virüs, bakteri ve benzeri vücuda giren yabancıların bulunduğu yere bağışıklık hücrelerinin daha hızlı ve kolay gitmesini sağlamak için ısıyı yükseltir.

Hekim olarak bizler 38,3 e kadar olan ateşin vücudun korunması için faydalı olduğunu bilir ve takip etmeyi isteriz. 38.3 derecelik vücut ısısı insana zararlı değildir (Özel durumlar haricinde) o yüzden takip edilmesi daha sağlıklıdır.

Ammaaa ateş 38.5 ve üzeri çıkarsa ve kalırsa bu durumda ateşi düşürmek gerekir.

Sanırım ateş 38 derece olduğunda ateş düşürücü vererek yarardan çok zarar verdiğinizi, bağışıklığınızın tepkisini yavaşlattığınızı anladınız..!!

Buraya bir de not düşeyim çocuğunuz ateşlenir ve Aspirin verirseniz, Reye Sendromu‘na yol açabilirisiniz.

Ağrı Kesmek ve Ateşi Düşürmek İçin Non Steroid Anti İnflamatuvar

Steroid olmayan antiinflamatuar ilaçlar. Soğuk algınlığı, Nezle özelikle de Grip gibi rahatsızlıklarda semptomları baskılamada oldukça etkilidir.


🔹 Bu ilaçlar ne yaparlar?

  • Ağrıyı keserler
  • Ateşi düşürürler
  • İnflamasyonu yani enfeksiyonu önlerler

🔹 Steroid olmayan antiinflamatuar ilaçların zararı var mı?

  • Alınan doza – miktara bağlı olarak mide-barsak sorunlarına yol açabilirler.
  • Bağımlılık yapmasalar da uzun süreli kullanımlarında sistemik yan etkileri ve zararları vardır.

Gripte Vitamin – Mineral – Antioksidan Kullanalım mı?

İşte geldik en önemli bölüme…

Çünkü önceki tüm ilaçlar şikayetleri yani semptomları baskılamak için kullanılır.

Asıl tedavi virüsleri yok etmek – vücuttan atmaktır. Ki bu işi Bağışıklık Sistemimiz Yapar.


Bağışıklık Sistemimiz İçin Vitaminler – Mineraller – Flavonoidler – Enzimler

  • D-Vitamini
  • C vitamini (Bağışıklık sistemi)
  • B1 Vitamini – Benfotiamin (Nöronlar, Sinirler, Beyin sisi)
  • B6 Vitamini
  • B9 Vitamini
  • B12 Vitamini
  • Magnezyum
  • Çinko
  • Glutatyon, Resveratrol (Antioksidan)
  • Hesperidin (Endotel hasar,pıhtılaşma)
  • R-Lipoik asit (Hücre zarları, kas/kemik)
  • Koenzim Q10 (Enerji, mitokondri için)
  • Omega-3 (Hücre zarı oksidasyonu)

Bu grupta yer alan Vitaminler – Mineraller – Flavonoidler – Enzimler vücut direnciniz – bağışıklık sisteminiz için çok önemlidir.

Özellikle grip yoğunluğu olan dönem gelmeden önce doğal gıdalar yolu ile vücudunuzu takviye etmelisiniz.

Tabi ki takviyeler de bir alternatif. Öncelikli olan doğal gıdalar olmalıdır.

Asla Demir (Fe) kullanılmaz. Çünkü virüsler çoğalmak için Demir (Fe) kullanır. Kan Demir (Fe) değeriniz ne kadar düşük olursa olsun gripal bir enfeksiyonda Demir (Fe) acınıza ara verin.

Gripte Hangi Bitkileri Kullanalım?
Anason

Anason, Anetol etken maddesi ile balgam sökücü ve mide bağırsakta spazm giderici etkisi vardır.

Anason tozundan yada Çiçeğinden 1 Tatlı Kaşığı miktarı 300 gram bal ile karıştırın.

Her gün sabah 2 (iki) tatlı kaşığı tüketin.

UYARI: Kullandığınız bir ilaç var ise arasında 4 saat olacak şekilde tüketin.

Sarmaşık

Duvar Sarmaşığı olarak da bilinir.

Sarmaşık bitkisinin yaprakları Triterpen Saponin içerir.

Etken maddesi Hederakozit C‘dir..

Sarmaşığın yaprak ekstresi öksürük ve balgam söktürmede etkilidir.

Sarmaşık tozundan yada Çiçeğinden 1 Tatlı Kaşığı miktarı 300 gram bal ile karıştırın.

Her gün sabah 2 (iki) tatlı kaşığı tüketin.

UYARI: Kullandığınız bir ilaç var ise arasında 4 saat olacak şekilde tüketin.

Teke Sakalı – Ergeç Sakalı

Teke Sakalı – Ergeç Sakalı çiçekleri Salisilat içerir. Bu sayede antimikrobik, antipiretik (ateş düşürücü) anti-enflamatuar ve astrenjan (Kas / Eklem ağrıları) etkilidir.

Teke Sakalı – Ergeç Sakalı tozundan yada Çiçeğinden 1 Tatlı Kaşığı miktarı 300 gram bal ile karıştırın.

Her gün sabah 2 (iki) tatlı kaşığı tüketin.

UYARI: Kullandığınız bir ilaç var ise arasında 4 saat olacak şekilde tüketin.

Tutya – Ayı Kulağı

Tutya – Ayı Kulağı çiçekleri ve yaprakları Primula Saponin 1, Primula Saponin 2, Primula Asit içerir.

  • Anti-enflamatuvar
  • Mukolitik (Kronik Bronşitte kullanılır)
  • Diüretik (Oldukça etkilidir)

Etkileri ile gripte çok yararlıdır.

Tutya – Ayı Kulağı tozundan yada Çiçeğinden 1 Tatlı Kaşığı miktarı 300 gram bal ile karıştırın.

Her gün sabah 2 (iki) tatlı kaşığı tüketin.

UYARI: Kullandığınız bir ilaç var ise arasında 4 saat olacak şekilde tüketin.

Sıtma Ağacı – Okaluptus

Sıtma Ağacı – Okaluptus yaprakları, Kardiyotonik Heterozit, Fenoller, Balsam, Monoterpenler, Siyanojenik Heterozitler ve Triterpenler içerir.

Sıtma Ağacı – Okaluptus yaprakları, Soğuk algınlığı, ishal, Öksürük tedavisinde kullanılır.

Sıtma Ağacı – Okaluptus yaprakları, tozundan 1 Tatlı Kaşığı yada Çiçeğini, 300 gram bal ile karıştırın.

Her gün sabah 2 (iki) tatlı kaşığı tüketin.

UYARI: Kullandığınız bir ilaç var ise arasında 4 saat olacak şekilde tüketin.

Grip Gelmeden

Bağışıklığınızı güçlü tutarsanız, virüsler vücudunuzun epitel hücrelerinden içeri bile girmeden yok edebilirsiniz.

Yukarıdakiler ek olarak

Yeterli uyku uyumalısınız

Hafif egzersiz ile zinde kalın

Sofradan doymadan kalkın

Gece asla tok yatmayın

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

Kalp Dostu Nitrik Oksit – Karbonhidrat – Yağlar

Karbonhidratlar

Glikoz

Nitrik Oksit üretimi glikoza (NADPH kaynağı olarak) bağlıdır, ancak hiperglisemi büyük damarlarda NOS3 tarafından Nitrik Oksit üretimini engeller (glukozamin-sentetik yolu aktive ederek) ve kılcal damarlarda Nitrik Oksit‘i uyarır; NOS2 aracılı Nitrik Oksit üretiminin engellenmesini (inhibisyonu) sağlar.

Hipergliseminin diyabette endotel disfonksiyonunun gelişimi ve ilerlemesinde ve insülin duyarsızlığının indüklenmesinde rolü vardır; diyabette retina degradasyonu, beta hücre disfonksiyonu ve nefropati patogenezinde rolü vardır.

Sonuç: Damarlarda Nitrik Oksit üretimi için gerekli olan glikoz (kan şekeriniz) normalin üzerine çıktığında da damarlarda Nitrik Oksit üretimi durur.

Fruktoz

Endotelyal Nitrik Oksit‘nin inhibisyonu, BH4 eksikliğinden kaynaklandığı düşünümektedir. NOS2 aracılı Nitrik Oksit üretiminin inhibisyonuna neden olur.

Fruktoz damar gevşemesini, hipertansiyonu ve insülin direncini bozar.

Sonuç: Fruktoz, damarlarda Nitrik Oksit üretimini durdurur.

Yağlar

Doymuş Yağlar ve Trigliseridemi

Daha düşük NOS3 fosforilasyonu ve insülin aracılı vazodilatasyon ile bozulmuş endotelyal Nitrik Oksit üretimi; NOS2 aktivitesini arttırır.

Hiperkolesterolemi hastalarında endotel disfonksiyonu ile birlikte Nitrik Oksit üretimi azalmıştır; Doymuş yağ asitleri, kolesterol ve LDL’nin beta hücre yıkımı veya disfonksiyonunun ve karaciğer, gastrointestinal, vasküler (hipertansiyon dahil) ve nörolojik hastalıkların patogenezinde rolü mevcuttur.

Sonuç: Doymuş yağ asitleri, kolesterol, LDL ve Trigliserid kan değerleri yükseldiğinde damarlarda Nitrik Oksit üretimini baskılar.

Doymamış yağ asitleri: n-3 (Balık yağı, EPA, DHA); n-6 (Linoleik asit); n-9 (Oleik asit)

n-3 ve n-6 PUFA, endotel hücreleri tarafından Nitrik Oksit üretimini artırır; n-9 PUFA, NOS3 aktivitesini azaltarak Nitrik Oksit üretimini engeller.

Hücresel n-3 ve n-6 FA konsantrasyonunun oranı, NOS2 tarafından Nitrik Oksit üretimi için önemli bir belirleyicidir.

PUFA’lar, Nitrik Oksit üretimindeki değişiklikler yoluyla kısmen vasküler endotel fonksiyonunu düzenler; Balık yağı, DHA ve EPA’nın kardiyovasküler fonksiyon için yararlı olduğu düşünülmektedir; n-9 FA’nın plazma konsantrasyonlarının artması, endotel disfonksiyonunun patogenezine katkıda bulunabilir; inflamatuar yanıtta rol oynar.

Sonuç: Balık yağı, EPA, DHA ve Linoleik asit değerleri arttıkça damarlarda Nitrik Oksit üretimi artarken, Oleik asit arttıkça da damarlarda Nitrik Oksit üretimi azalır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

Saçlarınıza Kekik Süprizi

Saçların daha gür çıkması, uzaması için kapı kapı dolaşmalar, kutu kutu kullanılan şampuanlar besleyiciler…

Burada saymakla bitmeyecek yöntemler uygulamalar ve harcanan paralar..

Veee.. Uğrunda ne zamanlar harcanıyor..

Öncelikle tarifi vermeden önce bilmeniz gereken önemli bazı noktalar var.

Tarlanın Toprağı Bozuksa, Suyu Eksikse Ot Bitmez

  1. Saçlarınızın kökleri kafa derinizin içindedir. Ve saçlarınız kafa derinizden beslenir. İyi beslenebilmesi için;
    • Saçlı derinizin iyi hava alması gerekir.
    • Saçlarınız ve dolayısı ile derinizin nemli kalmaması gerekir.
    • Damarlarınızdaki kanın içeriğinin sağlıklı ve dengeli olması gerekir. Bu yüzden beslenmenizde özellikle aşağıdaki vitamin ve mineralleri alabileceğiniz gıdaları tercih etmelisiniz.
      • A Vitamini
      • Niasin (B3 Vitamini)
      • Pantotenik Asit (B5 Vitamini )
      • Piridoksin (B6 Vitamini)
      • Biotin (B7 Vitamini
      • Folik Asit (B9 Vitamini)
      • B12 Vitamini
      • A Vitamini
      • C Vitamini
      • E Vitamini
      • Çinko
      • Demir
      • Selenyum
      • L-Sistein
      • L-Lizin
    • İdrarınızın rengi şeffaf olacak şekilde su içmenizi ayarlamalısınız
  2. Kronik hastalıklarınız var ise tedavi – diyet ve kontrollerinizi gerektiği gib yapmalısınız.
    • Tiroid hastalıkları
    • Böbrek üstü bezi hastalıkları
    • Romatizmal hastalıklar
    • Hormonal rahatsızlıklar
    • İnsülin direnci
    • Diyabet
    • Anemi
    • Lupus hastalığı
  3. Kullandığınız ilaçları kontrol etmelisiniz. Çünkü bazı ilaçlar saç dökülmesine sebep olur.
    • Mide koruyucu adı altında kullanılan PPİ lar
    • Steroidler
    • Antibiyotikler – Antihelmentikler
      • Paraminosalisilatlar
      • Benzimidazoller (albendazole,mebendazole)
      • Kloramfenikol
      • Isoniazid Telojen Effluvium
      • Antiretrovirals (Indinavir) Telojen Effluvium
    • Doğum kontrol hapları kullanmak veya bazen de kesmek
    • Endokrin İlaçlar
      • Bromokriptin
      • Karbimazole
      • Klomid
      • Danazol
      • Thiouracil
      • Oral Kontraseptiflerin Bırakılması Telojen Effluvium
      • Testosteron Androgenetik Alopesi (AGA)
      • Anabolik steroidler Androgenetik Alopesi (AGA)
      • DHEA Androgenetik Alopesi (AGA)
      • Levonorgestrel (Mirena,bazı doğum kontrol hapları) Androgenetik Alopesi (AGA)
    • Antikoagülanlar (Kan sulandırıcılar)
      • Heparin
      • Kumarin
      • Fenindion
      • LMW heparinler Telojen Effluvium
      • (enoksaparin, dalteparin) Telojen Effluvium
      • Warfarin Telojen Effluvium
    • Kardiyavasküler İlaçlar
      • Amiodaron
      • Kaptopril Telojen Effluvium
      • Enalapril
      • Metildopa
      • Metoprolol Telojen Effluvium
      • Propranolol Telojen Effluvium
    • Antidepresanlar
    • Antikonvülzanlar
      • Pentosan polisulfat
      • Amfetaminler
      • Karbamazepin
      • Lityum Telojen Effluvium
      • Sodyum Valproat Telojen Effluvium
      • SSRI’lar (Fluoxetin) Telojen Effluvium
    • Antihipertansif ilaçlar (Tansiyon ilaçları)
    • Antiromatizmal ilaçlar
      • Allopurinol
      • Antimalarialler (klorokin, mepakrin)
      • Kolşisin
      • Penisillamin
    • Analjezik – Antienflamatuvarlar (Ağrı kesiciler)
      • İndometazin
      • ibuprofen
      • Naproksen
    • Tiroid tedavileri
    • Beta blokerler
    • Bazı kolesterol önleyici ilaçlar
    • Lityum
    • Retinoid içeren ilaçlar.
    • Kanser kemoterapisi
      • Azathioprine
      • Bleomycin
      • Chlorambucil (nadir)
      • Siklofosfamid
      • Sitarabine
      • Dekarbazin
      • Daunorubicin
      • İdarubisin
      • paklitaksel
      • doketaksel
      • vinblastin
      • vincristine
      • Etoposit
      • Topotekan
      • İrinotekan
      • Gemcitobine
      • Aktinomisin D
      • Busulphan
      • Radyasyon

Yukarıdaki bilgilerden almanız gereken en önemli ders, kullandığınız ilaçları yan etkilerini düşünerek hekiminiz gerek görmeden en ufak sorun için ilaç kullanmamalısınız…

Evveeettt geldik tarifimize:

Lavanta yağı + Biberiye yağı + Kekik yağı karışımı genel olarak saçları %44 oranında uzatırken, %17 oranında da saç çıkarıyor

Kullanmadan önce Dermatoloji / Cilt Hastalıkları uzmanınıza danışmanızı tavsiye ederim.

İçeriğindeki herhangi bir maddeye (Lavanta yağı + Biberiye yağı + Kekik yağı + Aspir yağı) alerjisi olanlar kesinlikle bu uygulamayı yapmamalıdır.

Ağzı kapaklı cam bir kavanoza hepsini koyup karıştırdıktan sonra uygulayabilirsiniz

10 Damla Biberiye Yağı

10 Damla Lavanta Yağı

2 Damla Kekik Yağı

50 ml Aspir Yağı

Uygulamayı akşam yapın.

Saç diplerinize saçlı derinize zarar vermeden lakin sürterek (friksiyon) uygulayın.

Gün ışığında yapmayınız – uygulama yaptıktan sonra güneşe çıkmayınız

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Verilen tarifi kullanmadan önce Dermatoloji / Cilt Hastalıkları uzmanınıza danışmanızı tavsiye ederim.

İçeriğindeki herhangi bir maddeye (Lavanta yağı + Biberiye yağı + Kekik yağı + Aspir yağı) allerjisi olanlar kesinlikle bu uygulamayı yapmamalıdır.
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

Ne Zaman Kanser Yapar?

Ne zaman” kanser yapar?

Sorusunu okuduğunuzda akla ilk gelen yine bir soru ”Kim?” veya ”Ne?

Burada olması gereken soru ”Ne?

Ne?” kanser yapar?

Karsinojen kanser yapar ve Karsinojen, kanser yapıcı şeylerin genel adıdır.

Karsinojen” kelimesi, “Carcino-genesis” den (kanser oluşumu) gelmektedir. Yani “kanser oluşturan” da diyebiliriz.

Karsinojen, kanser yapıcı “şeyler” bir madde de olabilir bir yaşam tarzı şekli de (sigara, Human Papilloma Virüs, güneş ışınları, kuaförlük mesleği vb).

Eveeeet girişi yaptık asıl soruya dönelim…

Ne zaman kanser yapar?

Doğal ve yapay kanser yapıcı etkisi olan o kadar çok madde ile birlikte yaşamaktayız ki.. Neden bu kadar az kanser hastası var diyebilirsiniz…

İşte geldik sorduğumuz ”Ne zaman kanser yapar?”sorusunun cevabının anahtarına…

Karsinojenin Dozuna ve Maruz Kalma Süresine Bağlıdır

Karsinojenlerin ortak özelliği doza ve maruz kalma süresine bağlı kanser meydana getirmeleridir.

Zararlı / toksik olmanın ana belirleyicisi “Doz (şiddet) X Süre” dir. Lakin konumuz insan olduğu için işimiz bu kadar basit olmuyor maalesef. Çünkü insanın yapısının karmaşıklığının yanı sıra yaşamın her anında sayılamayacak kadar çok etkene maruziyetin olması belirsizliğin artmasına yol açmaktadır.

Karsinojenlerin öncelikli etkisi olan DNA’nın hücresel tamir kapasitesi de insandan insana farklıdır. Temeli genetik farklılıklarımızdır.Bu farklılık karsinojenlerden daha az veya fazla etkilenmenin de sebebidir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) bir alt kuruluşu olan Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (International Agency of Research Cancer-IARC), karsinojen – ürünlerin içeriklerinin veya yaşam biçimlerinin kanser riskini belirlemekle sorumludur. Pek tabi ki birçok ülke kendi ulusal örgütlenmeleri ile çalışmalar yaptığını da hatırlatmalıyım.

Başa dönüp kanser için yapılmış tanımlardan birini tekrar okuyalım…

Kanser, doğal seçilim yoluyla evrime tabi olan dönüştürülmüş hücreler tarafından kontrolsüz çoğalma hastalığıdır.”

Yada

“Kanser, doğal seçilim yoluyla evrimleşen, dönüşmüş hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla oluşan bir hastalıktır” 

Kontrolsüz çoğalma…!! Evet..kritik nokta burası – – ”Kontrolsüz çoğalma…!!’

Ne zaman kanser yapar? diye sorarak başlamıştım…

Hatırlayın ”DNA’nın hücresel tamir kapasitesi” kişisel farklıklar gösteriyor yazmıştım…

Kontrolsüz çoğalma, DNA’nın hücresel tamir kapasitesi‘ ni geçtiği anda artık kritik eşik aşılmıştır. Sistem yenilmiştir. Ve işte o an kanser başlar.

Ne zaman kanser yapar? sorusunun cevabını bulduk.

O aşamadan sonra giderek artan bir hızla kanser hücreleri hakimiyeti alır. Bu süreci Hanahan ve Weinberg 2000 yılında sıralamışlardı.

Hanahan ve Weinberg kanser hücresinin temel fonksiyonel özelliklerini 6 maddede özetlediler;

  1. Kanser hücresi kendi çoğalma sinyallerini kendisi oluşturur (otokrin stimülasyon),
  2. Büyümeyi baskılayan sinyallere karşı duyarsızdır,
  3. Sınırsız çoğalma potansiyeli vardır,
  4. Apoptozisten kaçar,
  5. Doku invazyonu ve metastaz yapar,
  6. Kendisine yeni damar oluşturur.

Yeri gelmişken hayal etmek yerine gözünüzde canlanması için devam edin…Bilimsel kelimelere de çok da takılmayın..

Şematik olarak hücrelerin kansere dönüşümünü izleyin…

Kanser Öncü Hücreleri ve Metastatik Kanserin İlerlemesi

a : Sarı noktalı altıgenler normal hücreleri temsil eder;
b : Soluk yeşil, sarı noktalı bozuk altıgenler kanser öncü hücrelerini temsil eder; 
c : Öncü hücrelerin sayısı artmaktadır; 
d : Yıldız benzeri kahverengi hücreler kanser hücrelerinin metastatik formunu, öncü ve yetişkin hücrelerin karışık bir popülasyonunu temsil eder; 
e : Metastatik hücrelerin aşırı büyümesi; 
f : Hem metastatik hem de yetişkin öncü hücreler bölgeyi terk eder. İlerleme: Kanser öncü hücreleri normal hücrelerden gelişir (a’dan b’ye );

Büyüme sonrasında (b’den c’ye ),  

EMT’ye uğrarlar (c’den d’ ye);

Farklılaşma sinyalleri azalır ve büyüme sinyalleri artar, öncü ve yetişkin metastatik kanser hücrelerinin bir kombinasyonunu üretir (d’ den e’ye );

Metastatik hücrelerin büyümesinden sonra uzak bir yere taşınma meydana gelir (e’den f’ye); 

Dereceye özgü kanserlerin gelişimi için modeli aşağıda.

Kanser öncü hücreleri her farklılaşma derecesinde duraklar ve daha fazla farklılaşma yeteneğini korurken o dereceden itibaren çoğalır

Dereceye özgü kanserlerin gelişimine ilişkin model aşağıda.

Bazı hücreler diğerlerinden daha fazla farklılaşma yoluyla ilerler, farklılaşmayı durdurur ve sonra çoğalır ve farklı derecelerde klonlanmış kanser hücresi popülasyonlarına yol açar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

Diyabetliler Nasıl Dalış Yapmalı?

Öncelikle herhangi bir kronik hastalığı olan her dalıcının hastalığının dalışa ve dalışın hastalığına etkilerini iyi öğrenmesi ve hekiminden tıbbi izin almadan dalış yapmaması gerekir.

Tabi ki olmazsa olmaz genel tıbbi değerlendirmelerden de geçmelidir.

Tüplü dalış eğitimini tamamlamanın yanı sıra kronik hastalığı olanların genele göre daha temkinli olması ve daha az derinliklerde tecrübe kazanması gerekmektedir.

Bu yazıdaki konumuz diyabetlilerin – şeker hastalarının dalış yapması olduğu için, diyabetik dalış protokolünü öğrenmeleri ve uymaları hayati önem arz eder.

O sebeple öncelikle diyabetik kişinin dalış yapıp yapamayacağına karar verelim.

Çünkü;

Diyabet, dalgıç için en azından göreceli bir kontrendikasyondur çünkü bilinç bozukluğu dalgıcın kendisine veya dalış partnerine bakma yeteneğini etkiler ve potansiyel olarak sağlık veya yaşam için önemli bir risk oluşturur. 

Diyabetik Kişinin Dalış Başvurusunda Onay Kriterlerimiz Ne Olmalı ?

  • Yaşı 18 ve 18’den büyük olmalıdır. Özel bir eğitim programında ve veli onayı varsa 16 yaş ve yukarı olmalıdır.
  • Diyabet için ilaç yeni başlanmışsa veya yeni değiştirilmiş ise;
    • Oral hipoglisemik ilaçlarla (OHA) üç ay dalışı erteleyin.
    • İnsülin tedavisinin başlamasından sonra bir yıl dalışı erteleyin.
  • En az son bir yıl içerisinde başkasının yardımı – müdahalesini gerektiren hipoglisemi veya hiperglisemi atağı yaşamamış olmalıdır. Olmuşsa son olay tarihinden itibaren bir yıl dalışı erteleyin.
  • Hipoglisemi farkındalığına ve kendi kendine erken müdahale edebilme becerisi sorgulanmalı – beceri eksikliğinde dalış onayı verilmemelidir.
  • Son bir ay içerisinde yapılmış olan Kan HbA1c ≤9 % olmalıdır.
    • >%9’luk değerlerde dalış izni verilmemelidir.
  • Diyabet hastalığına bağlı gelişmiş başka sorunlar (ikincil komplikasyonlar) var ise dalış izni verilmemelidir.
  • Diyabet hastalığı için takibini yapan hekim tarafından en az yıllık inceleme yapmalı ve dalgıcın hastalığının süreci ve dalış egzersizinin hastalığına etkisi hakkında takibi yapılmalı onayı alınmalıdır. Onay alınamadığı durumda dalış izni verilmemelidir.
    • Gerektiğinde su altı uzman hekiminden görüş alınmalıdır.
  • 40 yaşınnın üzerindeki dalış adaylarında kapta sessiz iskemi değerlendirmesi yapılmalıdır.
    • İlk değerlendirmeden sonra onay verilse dahi, diyabetlilerde sessiz iskemi için periyodik kontrol (kardiyoloji uzmanı aksini belirtmedikçe en az 6 ay aralıklarla) yapılması istenmelidir.

Diyabetik Dalıcılar Dalış Planlamasında Nelere Dikkat Etmeli

  • Konforlu çevre koşullarında dalmalıdırlar.
  • Dalışları deniz suyunda 30 metre derinliği geçmemelidir.
  • Dalış 60 dakikadan az sürmelidir.
  • Dalış zorunlu dekompresyon durakları içermemelidir.
  • Dalış arkadaşı – budy’si durumu hakkında (diyabetik olduğu) bilgi sahibi olmalıdır.
  • Dalış arkadaşı – budy’si hipoglisemi durumunda ne yapılacağını bilmelidir.
  • Dalış arkadaşı – budy’sinin diyabet veya dalışta risk teşkil eden bir hastalığı olmamalıdır.

Diyabetliler Dalış Günü Ne Yapmalı

Diyabet hastası olanlar, yaptıkları egzersiz, tükettikleri gıdalar veya kullandıkları ilaçlar sebei ile hipoglisemi riski taşırlar.Bu riski en aza indirmek maksadı ile dalış günü de sistemli olmaları ve önceden belirlenmiş bir protokol kullanmalıdırlar.

  • Dalış planlanan günden önceki gün;
    • Yaşantısı – egzersizler dengeli olmalıdır.
    • Beslenmesine – sıvı alım dengesine dikkat etmelidir.
    • İlaçlarını (Oral antidiyabetik haplar veya insülin dozlarını) saatinde almalıdır.
    • Önceden dalış deneyimi varsa, dalıştan önceki gün içinden başlayarak oral antidiyabetik veya insülin dozunda ayarlama – düzenleme yapılabilir.
  • Dalış planlanan gün sabahtan itibaren dalış anına kadar kendi öz değerlendirmesi yapmalıdır.
  • Diyabetli dalgıçların dalış günlerinde yeterli sıvı alımına özellikle dikkat etmeleri şarttır. Yüksek kan şekeri, artan diüreze yol açacaktır. Veriler sınırlı olsa da, diyabetli dalgıçlardan dalış sonrası gözlemlenen hematokrit artışının (dehidratasyona işaret eder) kasıtlı sıvı alımıyla önlenebileceğine dair bazı kanıtlar vardır.
  • Dalış sırasında glikoz değişkenliğini azaltmak için dalıştan en az 1,5 ila 2 saat, tercihen 3 saat önce bir öğün tüketilmelidir. 
  • Dalış öncesi suya girmeden önce;
    • Kan şekeri ölçümünde ≥150 mg·dL -1 (8,3 mmol·L-1) sabit veya yükselme eğiliminde olmalıdır.
    • Kan şekeri eğilimin değerlendirmek için aralıklara en az üç kan şekeri ölçümü yapılmalıdır. (60 dakika, 30 dakika ve dalıştan hemen önce)
  • Dalış öncesi suya girmeden önce kan şekeri değerleri;
    • <150 mg·dL-1 (8,3 mmol·L-1) ise dalışı geciktirin veya iptal edin.
    • >300 mg·dL-1 (16,7 mmol·L-1) ise dalışı geciktirin veya iptal edin.
  • Dalış yapılacak yerde (Teknede – botta vb gibi) Acil durumlara karşı;
    • Kolayca erişilebilen ve kullanılabilen oral glikoz bulundurulması gerekir.
    • Kolayca erişilebilen ve kullanıma hazır parenteral glukagon bulundurulması gerekir.
    • Dalış arkadaşı veya yüzeydeki başka bir kişi parenteral glukagon kullanımı konusunda bilgili olmalıdır.
  • Şüpheli hipoglisemi için bir sinyal olarak her iki elin baş ve işaret parmaklarıyla bir “L” işareti kullanılması önerilir.
  • Dalış esnasında su altındayken hipoglisemi emareleri olması durumunda, dalıcı budy’si ile yüzeye çıkmalıdır. (dalgıç arkadaşıyla birlikte), yüzeyde pozitif yüzdürme sağlamalı, derhal glikoz almalı ve sudan çıkmalıdır.
  • Dalıştan sonra 12-15 saat boyunca kan şekerini sık sık kontrol edilmelidir.
  • Tüm dalış bilgileri kaydedilmelidir. (Kan şekeri ölçüm değerleri, beslenme ve ilaç alımı )
  • Diyabetli dalgıçlar tüm dalış ayrıntılarını, olası kan şekeri müdahalelerini ve dalışla ilişkili olarak yapılan tüm kan şekeri değerlerini kaydetmelidir. Bu kayıt, dalışla ilgili gelecekteki planlamayı iyileştirmek için kullanılmalıdır.

Şeker hastaları doğru yaşam tarzı ile her sporu yapabilirler.

Hayatın keyfini doğruları yaparak çıkarın

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Tip 1 ve tip 2 diyabetli kişilerde rekreasyonel dalış: Yeteneklerin ve önerilerin geliştirilmesi https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC7481121/

⭐️⭐️ Diyabetli tüplü dalış – İngiltere deneyimi 1991-2001 https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/15796312/

⭐️⭐️ İnsülin gerektiren diyabetli rekreasyonel dalgıçlarda plazma glikoz tepkileri https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/15568417/

⭐️⭐️ Diyabetik bir tüplü dalgıç grubunda kan şekerinin kontrolü https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/9308144/

⭐️⭐️ Sürekli Glikoz İzleme Dalış ve Diyabet: İsveç Tavsiyelerinin Güncellenmesi https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/30712367/

⭐️⭐️ İnsülin gerektiren diyabetli acemi genç dalgıçlarda eğlence amaçlı dalışa plazma glikoz tepkisi https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/16716063/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla