Hatice Öğretmen’in sınıfı o sabah her zamankinden daha hareketliydi. Pencereden içeri giren güneş ışığı sıraların üzerine yayılmış, tahtada büyük harflerle yazılmış başlık parlıyordu:
“VÜCUDUMUZU TANIYORUZ”
Sınıfta Tibet, Elif, Asya, Defne Ebrar, Nilda, Mercan, Çınar, Mehmet Atlas, Eylül, Mila, Kıvanç, Yaman, Defne Yaz, Ela 1, Ela 2, Aziz, Can, Atlas, Ali, Zehra ve Ege oturuyordu.
Hatice Öğretmen gülümsedi.
“Bugün önemli bir konu konuşacağız çocuklar. Sağlık.”
Tam o sırada Ege parmağını kaldırdı.
“Öğretmenim…”
“Evet Ege?”
“Çocuklar diyet yapabilir mi? Şişman çocuklar nasıl zayıflar?”
Sınıf bir anda sessizleşti.
Tibet başını çevirdi.
“Ben de bunu merak ediyorum.”
Elif kaşlarını kaldırdı.
“Ben de.”
Asya:
“Bazı çocuklar gerçekten çok üzülüyor.”
Hatice Öğretmen derin bir nefes aldı.
“Bu sorunun cevabı çok önemli. Ama sadece anlatarak öğrenmek zor.”
Sonra masasına yürüdü. Çekmecesini açtı.
İçinden küçük, parlak, gümüş bir çıngırak çıkardı. Üzerinde yıldızlar vardı.
Mercan fısıldadı:
“Bu gerçek mi?”
Çınar gözlerini açtı.
“Yok artık…”
Hatice Öğretmen gülümsedi.
“Bu sıradan bir çıngırak değil.”
Çıngırağı kaldırdı.
Tıngır…
Tıngır…
Tıngır…
Sınıfın ortasında mor bir duman belirdi. Duman dönmeye başladı. Sonra içinden uzun boylu, beyaz sakallı, gözlüklü biri çıktı. Üzerinde parlayan bir laboratuvar önlüğü vardı.
“Merhaba çocuklar!” dedi.
“Ben Sihirli Profesör Metabolizma!”
Mila ağzını kapattı.
“Gerçek mi bu?!”
Profesör eğildi.
“Gerçek kadar gerçek.”
Kıvanç ayağa kalktı.
“Biz rüya mı görüyoruz?”
Profesör güldü.
“Hayır. Öğrenme yolculuğuna çıkıyoruz.”
Hatice Öğretmen:
“Profesör, çocukların çok önemli bir sorusu var.”
Profesör gözlüğünü düzeltti.
“Biliyorum… Sorunuz kulağıma gelldi…Diyet… kilo… sağlık. Hepsini yaşayarak öğreneceğiz.”
Yaman:
“Yaşayarak mı?!”
Profesör bastonunu yere vurdu.
Vuuuup!
Sınıf dönmeye başladı. Duvarlar ışığa dönüştü. Zemin şeffaflaştı.
Zehra:
“Düşüyoruz!”
Ali:
“Hayır… uçuyoruz!”
Bir anda hepsi dev bir kapının önünde durdu.
Kapı açıldı.
İçeri girdiklerinde pembe, dev bir mağaraya benzer bir yer gördüler. Tavandan damlalar sarkıyor, zeminde yumuşak bir yol uzanıyordu.
Profesör:
“Hoş geldiniz. Burası ağız.”
Tibet:
“Gerçekten mi? Bu kadar büyük mü?”
Profesör:
“Şu an küçülmüş haldesiniz.”
Elif:
“Yani birinin ağzının içindeyiz?”
Profesör:
“Evet.”
Asya:
“Peki yemekler buradan giriyor değil mi?”
Profesör:
“Aynen öyle.”
Defne Ebrar el kaldırdı.
“Çocuklar diyet yapmalı mı?”
Profesör:
“İlk cevap: Çocuklar büyür. Büyüyen vücut aç kalmamalı.”
Nilda:
“Yani diyet yapamaz mı?”
Profesör:
“Aç kalarak veya büyümesi için gerekli gıdalardan uzak kalarak diyeti yapamaz.”
Mercan:
“Peki kiloluysa?”
Profesör:
“Sağlıklı beslenmeyi öğrenir.”
Çınar:
“Ben çikolatayı çok seviyorum.”
Profesör gülümsedi.
“Sevmek sorun değil. Fazlası sorun. Tabi ki çikolataların bazıları içlerinde sağlığınız için zararlı maddeler içeriyor. İşte asıl sorun da burada başlıyor. O çikolataların zerresi bile insanlara zararlı”
Mehmet Atlas:
“Zararlı olanları nasıl anlayabiliriz? Peki fazlası ne demek?”
Profesör:
“Öncelikle vücudunuzun harcadığından fazla miktarda tüketmemelisiniz. Ayrıca zararlı oanları içindekiler bölümünü okuyarak seçmelisiniz” , ”İsterseniz haftaya gelip bu konuda da sihirli dünyalara yolculuk yapabiliriz.”
Hatice Öğretmen:
“Evet profesör çok isteriz.. Lütfen gelin.”
Eylül:
“Vücut enerji mi harcıyor?”
Profesör:
“Her saniye.”
Mila:
“Otursak bile?”
Profesör:
“Evet.”
Kıvanç:
“Koşarsak?”
Profesör:
“Daha çok.”
Yaman:
“Ben futbol oynuyorum.”
Profesör:
“Harika. Enerji yakıyorsun.”
Defne Yaz:
“Enerji yakmak zayıflatır mı?”
Profesör:
“Dengeler.”
Ela 1:
“Ben bazen hiç acıkmadan yiyorum.”
Profesör:
“Bu duygusal yemedir. Eğer dikkat edilmez ise zaman içerisinde sağlığını bozabilir ve kilo almana neden olabilir”
Ela 2:
“Can sıkıntısı mı?”
Profesör:
“Evet. O da duygusal bir durumdur.”
Aziz:
“Ben oyun oynarken cips yiyorum.”
Profesör:
“Fark etmeden fazla kalori alıyorsun. Bu sağlıksız bir alışkanlıktır. ”
Can:
“Sanırım bu konu ile ilgili olsa gerek. Kalori nedir?”
Profesör:
“Enerji birimidir.”
Atlas:
“Kalorinin fazlası ne olur?”
Profesör:
“Vücutta depolanır.”
Ali:
“Vücudun neresinde depolanır?”
Profesör:
“Yağ olarak vücudun her yerinde ve genellikle orantılı olarak depolanır”
Zehra:
“Yani kilo böyle mi oluyor?”
Profesör:
“Evet. Aynen kalori fazlalarının depolanması zaman içinde kiloların artması ile sonuçlanır”
Ege:
“Peki nasıl zayıflamalı?”
Profesör:
“Vücudu doğru yöneterek.” dedi ve bastonunu yere vurdu…
Zemin kaydı. Hepsi bir kaydıraktan aşağı indi.
Vuuuuş!
Dev bir salona geldiler. Ortada köpüren bir kazan vardı.
Profesör:
“Burası mide.”
Tibet:
“Çorba kazanı gibi!”
Profesör:
“Yemekler burada parçalanır.”
Elif:
“Hamburger gelirse?”
Profesör elini salladı. Bir hamburger düştü.
Kazan zorlanmaya başladı.
Asya:
“Sebze gelirse?”
Bir brokoli düştü. Kazan sakinleşti.
Defne Ebrar:
“Demek fark ediyor.”
Profesör:
“Hem de çok.”
Nilda:
“Çok yemek mideyi büyütür mü?”
Profesör:
“Zamanla evet.”
Mercan:
“Az yemek küçültür mü?”
Profesör:
“Dengeye gelir.”
Çınar:
“Gece yemek yemek?”
Profesör:
“Gece vücut yavaşlar. Gece yemek yediğinizde vücudunuz zorlanır. Ve yediğiniz gıdaların önemli bir kısmı kalori olarak harcanamaz daha fazla depolanır”
Mehmet Atlas:
“Yani gece yemek yemek kilo mu aldırır?”
Profesör:
“Burada yediğiniz saat, ne yediğiniz ve ne kadar fazla yediğiniz çok önemli.” ”Her yaşta insanların bunlara dikkat etmesi ve yaşına uygun zaman ve şekilde beslenmesi gerekir.”
Eylül:
“Peki su içmek?”
Profesör:
“Her zaman su içmek çok önemli.” ”En doğru su içme miktarı için idrarınıza bakarak karar vermelisiniz” ”idrarınızı yaptığınızda çok açık sarı rennk ise yeterli su içiyorsunuz demektir. Eğer idrar renginiz koyu sarıya dönmüş ise yeterli su içmiyorsunuz demektir”
Mila:
“Gazlı içecekler?”
Profesör:
“Kesinlikle çok zararlılar… Hayatınız boyunca gazlı içeceklerden uzak durun çocuklar”
Kıvanç:
“Spor yapınca?”
Profesör:
“Enerji yakılır. Ve çocuklar her yaşta düzenli spor yapmayı ihmal etmeyin”
Yaman:
“Ben terleyince mutlu oluyorum.”
Profesör:
“Çünkü vücudun çalışıyor. Pek tabi ki terlemene neden olan egzersizler sırasında kanında seni mutlu etmeye yarayan maddeler salgılanır. Spor da terlemenin en ideal sebeplerinden biridir.”
Defne Yaz:
“Yavaş yemek yemek iyimidir?”
Profesör:
“Evet yemeklerimizi yavaş yemeli uzun uzun çiğnemeliyiz. Tokluk sinyali beynimizden vücudumuza yavaş yayılır. Tokluk hissinin vücut tarafından doğru zamanda anlaşılabilmesi için yavaş yememiz gerekir. Hızlı yediğimizde vücut tokluk hissine ulaşana kadar gereğinden fazla yemek yemiş ve kalori almış oluruz. Bu da kilo almamıza yol açar ”
Ela 1:
“Tookluğa ve açlığa beynimiz mi karar veriyor?”
Profesör:
“Evet.”
Ela 2:
“Hızlı yersek?”
Profesör:
“Dediğim gibi fazla yeriz. Ve kilo alırız”
Aziz:
“Kahvaltı çok mu önemli? Ben sabah uyandığımda hiç aç olmuyorum ama…”
Profesör:
“Kahvaltı çok önemli. Özellikle sizler her sabah özellikle yumurta yemelisiniz” ”Kimler üniversiteye gitmek istiyor gençler?
Herkes ellerini kaldırdı.. Ben ben sesleri yankılandı sınıfta…
Profesör:
“O zaman her sabah kahvaltı yapmalı ve yumurta yemelisiniz gençler”
Can:
“Kahvaltı yapmasak ne olur?”
Profesör:
“Öncelikle sonraki öğünde gereğinde fazla yeriz.” ”Beyin gelişiminiz için gerekli gıdaları eksik ve düzensiz aldığınızda beyninizi yeteri gelişemez ve asllında daha iyi yapabileceğiniz bir çok beceride geri kalırsınız.”
Atlas:
“Ben çok acıkıyorum.”
Profesör:
“Çünkü büyüyorsun.”
Ali:
“Spor iyi mi?”
Profesör:
“Harika.”
Zehra:
“Mutluluk etkiler mi?”
Profesör:
“Çok.”
Ege:
“Sanırım biraz biraz anlıyorum.”
Profesör:
“Daha yeni başlıyoruz.”
Bir anda zemin açıldı. Kırmızı bir nehirde yüzmeye başladılar.
Profesör:
“Burası kan dolaşımı.”
Tibet:
“Roller coaster gibi!”
Elif:
“Her yere gidiyor!”
Profesör:
“Enerji taşıyor.”
Asya:
“Şeker gelirse?”
Profesör:
“Hızlı enerji.”
Defne Ebrar:
“Fazlası?”
Profesör:
“Yağ deposu.”
Nilda:
“Yağ hücreleri nerede?”
Profesör:
“Her yerde.”
Mercan:
“Şişiyor mu?”
Profesör:
“Evet.”
Çınar:
“Patlıyor mu?”
Profesör:
“Hayır, büyüyor.”
Mehmet Atlas:
“Zayıflayınca?”
Profesör:
“Küçülür.”
Eylül:
“Demek yok olmuyor.”
Profesör:
“Evet yağ hücreleri büyür – küçülür ama yok olmazlar.”
Mila:
“Uyku etkiler mi?”
Profesör:
“Evet kesinlikle uyku çok önemli”
Kıvanç:
“Az uyursak?”
Profesör:
“Açlık artar.”
Defne Yaz:
“Stres etkiler mi?”
Profesör:
“Kilo aldırabilir.”
Profesör gözlüğünü düzeltti.
“Hazır mısınız?”
Sınıf hep bir ağızdan:
“EVET!”
Profesör bastonunu kaldırdı.
“Şimdi… sizi iki farklı vücuda götüreceğim.
Biri sağlıksız beslenen…
Biri dengeli beslenen.”
Hatice Öğretmen gülümsedi.
“Gerçek ders şimdi başlıyor.”
Profesör bastonunu yere vurdu.
Bir anda kırmızı nehir karardı. Etraf griye döndü. Hava ağırlaştı. Uzaktan uğultu geliyordu.
Mila korkuyla fısıldadı:
“Bir şey değişti…”
Profesör ciddi bir sesle konuştu:
“Şimdi… sağlıksız beslenen ve hareketsiz yaşayan bir çocuğun vücuduna giriyoruz.”
Zehra:
“Gerçekten mi?”
Profesör:
“Evet. Ama korkmayın. Öğreneceğiz.”
Bir anda önlerinde dev bir kapı belirdi.
Kapı açıldı.
İçerisi karanlıktı.
İçeri girdikleri anda üzerlerine yapışkan bir yağmur yağmaya başladı.
Tibet:
“Bu ne?!”
Profesör:
“Şeker fırtınası.”
Elif:
“Şeker yağmuru mu oluyor?”
Profesör:
“Bu çocuk gün boyu şekerli – gazlı içecek, paketli atıştırmalık ve fast food tüketiyor.”
Asya:
“Vücut ne yapıyor?”
Profesör:
“Önce başa çıkmaya çalışıyor.”
Bir anda dev şeker küpleri gökten düşmeye başladı.
Defne Ebrar:
“Çok fazla!”
Profesör:
“Kan şekeri hızla yükseliyor.”
Nilda:
“Bu kötü mü?”
Profesör:
“Çok hızlı yükselmesi kötü.”
Mercan:
“Sonra ne oluyor?”
Profesör:
“Pankreas insülin gönderiyor.”
Çınar:
“İnsülin ne?”
Profesör:
“Şekeri hücrelere sokan anahtar.”
Mehmet Atlas:
“Fazla şeker gelirse?”
Profesör:
“Anahtarlar yani insülinler yorulur.”
Eylül:
“Yorulur mu?”
Profesör:
“Evet. Vücut zorlanır.”
Mila:
“Sonra?”
Profesör:
“Şeker yağa çevrilir.”
Kıvanç:
“Yani kilo?”
Profesör:
“Evet.”
Yaman:
“Bu kadar hızlı mı?”
Profesör:
“Zamanla birikir.”
Defne Yaz:
“Her gün olursa?”
Profesör:
“Yağ depoları büyür.”
Ela 1:
“Peki spor yoksa?”
Profesör:
“Yakılmaz.”
Ela 2:
“Depolanır?”
Profesör:
“Aynen.”
Aziz:
“Ben bazen çok şeker yiyorum…”
Profesör yumuşakça:
“Bazen sorun değil. Sürekli olursa sorun.”
Can:
“Vücut üzülür mü?”
Profesör:
“Evet.”
Atlas:
“Vücut üzülür mü gerçekten?”
Profesör:
“Organlar yorulur.”
Ali:
“Beyin etkilenir mi?”
Profesör:
“Çok.”
Zehra:
“Nasıl?”
Profesör:
“Şimdi göreceğiz.”
Ege:
“Hazırım.”
Bir anda dev sarı balonların olduğu bir yere geldiler. Balonlar şişmişti. Bazıları patlayacak gibi gergindi.
Tibet:
“Bu ne?!”
Profesör:
“Yağ hücreleri.”
Elif:
“Çok büyükler!”
Profesör:
“Fazla enerji depolanmış.”
Asya:
“Şişmişler.”
Profesör:
“Evet.”
Defne Ebrar:
“Daha da büyür mü?”
Profesör:
“Eğer böyle devam ederse evet.”
Nilda:
“Sonra?”
Profesör:
“Hareket zorlaşır.”
Mercan:
“Nasıl?”
Profesör elini salladı.
Bir anda hepsi ağırlaştı. Yürümek zorlaştı.
Çınar:
“Koşamıyorum!”
Profesör:
“Çünkü vücut ağırlaşır.”
Mehmet Atlas:
“Gerçekten böyle mi hissediyorlar?”
Profesör:
“Evet.”
Eylül:
“Çok zor.”
Mila:
“Nefesim kesiliyor.”
Profesör:
“Fazla kilo kalbi zorlar.”
Kıvanç:
“Kalbi mi?”
Profesör:
“Evet.”
Yaman:
“Kalp yorulur mu?”
Profesör:
“Daha çok çalışır.”
Defne Yaz:
“Bu kötü.”
Ela 1:
“Peki kemikler?”
Profesör:
“Onları da görelim.”
Bir anda yere baktılar. Altlarında bir köprü vardı. Ama köprü çatlaklarla doluydu.
Ela 2:
“Bu ne?”
Profesör:
“Bu çocuğun kemikleri.”
Aziz:
“Çatlamış!”
Profesör:
“Sağlıksız beslenme ve hareketsizlik kemikleri zayıflatır.”
Can:
“Nasıl?”
Profesör:
“Kalsiyum az, hareket az.”
Atlas:
“Koşmazsa?”
Profesör:
“Kemik güçlenmez.”
Ali:
“Güneş?”
Profesör:
“Evet güneş D vitamini için önemli.”
Zehra:
“Fast food kemiklere zarar verir mi?”
Profesör:
“Dolaylı olarak evet.”
Ege:
“Demek sadece kilo değil.”
Profesör:
“Tüm sistem etkilenir.”
Bir anda etraf gri sisle kaplandı.
Mila:
“Hiçbir şey göremiyorum!”
Profesör:
“Burası beyin.”
Tibet:
“Beyin mi?!”
Profesör:
“Şeker dalgalanmaları beyni etkiler.”
Elif:
“Nasıl?”
Profesör:
“Dikkat azalır.”
Asya:
“Yorgunluk?”
Profesör:
“Artar.”
Defne Ebrar:
“Derslerde zorlanma?”
Profesör:
“Evet.”
Nilda:
“Gerçekten mi?”
Profesör:
“Beyin kaliteli yakıt ister.”
Mercan:
“Abur cubur?”
Profesör:
“Vücut için kalitesiz yakıt ve zararlı maddeler içerir”
Çınar:
“Sebze meyve?”
Profesör:
“Beyin dostu.”
Mehmet Atlas:
“Su?”
Profesör:
“Çok önemli.”
Eylül:
“Uyku?”
Profesör:
“Beyin temizliği.”
Mila:
“Az uyku?”
Profesör:
“Beyin sisi artar.”
Kıvanç:
“Ben uykusuzken ders dinleyemiyorum.”
Profesör:
“Sebebi bu. Uykusuzluk beyni sislendirir.”
Yaman:
“Şekerli – gazlı içecek içince sonra yoruluyorum.”
Profesör:
“Şekerli – gazlı içecekler kan şekerinin dengesini bozar önce hızla yükseltir ardından da çok hızı düşürür”
Defne Yaz:
“Demek gerçekmiş.”
Ela 1:
“Beynimiz gerçekten etkileniyor.”
Ela 2:
“Bu çok önemli.”
Ege:
“Kilo sadece dış görünüş değil. Tüm vücut meselesi.”
Profesör gülümsedi
Hatice Öğretmen çocuklara baktı.
“Peki bu vücut değişebilir mi?”
Tibet:
“Değişebilir mi?”
Profesör bastonunu kaldırdı.
“Evet.”
Elif:
“Nasıl?”
Profesör:
“Şimdi… sizi başka bir vücuda götüreceğim.”
Asya:
“Sağlıklı olan mı?”
Profesör:
“Evet. Dengeli beslenen, hareket eden bir çocuğun vücudu.”
Tüm sınıf aynı anda:
“Gidelim!”
Profesör bastonunu yere vurdu.
IŞIK PATLAMASI
“Hazır olun…” dedi profesör.
“Şimdi gerçek farkı yaşayacaksınız.”
Profesör bastonunu havaya kaldırdı.
Bir anda karanlık dağıldı. Gri sis yok oldu. Ağır hava yerini taze, ferah bir rüzgâra bıraktı.
Göz kamaştırıcı bir ışık patladı.
Çocuklar gözlerini kapattı.
Sonra…
Yavaşça açtıklarında nefesleri kesildi.
Etraf ışıl ışıldı.
Gökyüzü gibi parlak bir kubbe vardı. Altlarında pırıl pırıl akan bir nehir. Ağaç gibi görünen damarlar. Altın sarısı ışıklarla dolu yollar…
Tibet fısıldadı:
“Burası… çok güzel.”
Profesör gülümsedi:
“Evet. Dengeli beslenen ve hareket eden bir çocuğun vücuduna hoş geldiniz.”
Elif hayranlıkla:
“Az önceki yerle hiç aynı değil!”
Profesör:
“Çünkü içerideki yakıt farklı.”
Asya:
“Yani yemekler mi?”
Profesör:
“Evet. Ve hareket.”
Defne Ebrar:
“Burası neden bu kadar parlak?”
Profesör:
“Enerji dengesi sağlıklı.”
Nilda:
“Enerji dengesi?”
Profesör:
“Alınan enerji = kullanılan enerji.”
Mercan:
“Fazlası yok?”
Profesör:
“Depolanan az, kullanılan çok.”
Çınar:
“Bu çocuk spor mu yapıyor?”
Profesör:
“Her gün hareket ediyor.”
Mehmet Atlas:
“Ne kadar?”
Profesör:
“En az 1 saat aktif.”
Eylül:
“Koşu, oyun, spor?”
Profesör:
“Hepsi.”
Mila:
“Bu yüzden mi her şey parlak?”
Profesör:
“Evet. Şimdi organlara bakalım.”
Kırmızı nehirde süzülmeye başladılar.
Ama bu sefer su gibi berraktı.
Kıvanç:
“Bu nehir daha hızlı akıyor!”
Profesör:
“Çünkü kalp güçlü.”
Yaman:
“Kalp mutlu mu yani?”
Profesör:
“Evet.”
Defne Yaz:
“Şeker fırtınası yok.”
Profesör:
“Kan şekeri dengeli.”
Ela 1:
“Yavaş yükseliyor mu?”
Profesör:
“Evet.”
Ela 2:
“Düşmüyor mu?”
Profesör:
“Dengede kalıyor.”
Aziz:
“Bu nasıl oluyor?”
Profesör:
“Tam tahıl, sebze, protein.”
Can:
“Gazlı içecek?”
Profesör:
“Kesinlikle yudum dahi içmiyor”
Atlas:
“Su?”
Profesör:
“Bol bol.”
Ali:
“Demek su önemli.”
Profesör:
“Çok.”
Zehra:
“Beyin için de mi?”
Profesör:
“Özellikle.”
Ege:
“Şimdi beyni görmek istiyorum.”
Profesör:
“Göreceğiz.”
Bir anda güçlü kulelerin olduğu bir yere geldiler. Kuleler ritmik şekilde hareket ediyordu.
Tibet:
“Burası ne?”
Profesör:
“Kaslar.”
Elif:
“Çok güçlü görünüyor.”
Profesör:
“Çünkü kullanılıyor.”
Asya:
“Koştuğu için mi?”
Profesör:
“Evet.”
Defne Ebrar:
“Spor kas yapar mı?”
Profesör:
“Kasları güçlendirir.”
Nilda:
“Zayıf çocuk da güçlü olabilir mi?”
Profesör:
“Elbette.”
Mercan:
“Kilo tek ölçü değil.”
Profesör:
“Kesinlikle.”
Çınar:
“Ben futbol oynayınca bacaklarım yoruluyor.”
Profesör:
“Çünkü çalışıyor.”
Mehmet Atlas:
“Sonra güçleniyor mu?”
Profesör:
“Evet.”
Eylül:
“Protein önemli mi?”
Profesör:
“Kas için evet.”
Mila:
“Yumurta, yoğurt?”
Profesör:
“Harika.”
Kıvanç:
“Abur cubur?”
Profesör:
“Kaslarımızın düşmanıdırlar”
Yaman:
“Ben artık hiç abur cubur yemiyeceğim.”
Profesör gülümsedi.
Dev beyaz bir kale gördüler. Parlıyordu.
Defne Yaz:
“Bu kale ne?”
Profesör:
“Kemikler.”
Ela 1:
“Çok sağlam!”
Profesör:
“Kalsiyum + hareket.”
Ela 2:
“Zıplamak işe yarar mı?”
Profesör:
“Evet.”
Aziz:
“Koşmak?”
Profesör:
“Evet.”
Can:
“Güneş?”
Profesör:
“Pek tabi ki D vitamini için güneş çok önemli.”
Atlas:
“Süt?”
Profesör:
“Sizin yaşlarınız için çok önemli özelikle Kalsiyum.”
Ali:
“Fast food?”
Profesör:
“Dediğim gibi tüm insanlar için çok zararlı.”
Zehra:
“Demek kemikler beslenmeyle güçleniyor.”
Profesör:
“Aynen.”
Ege:
“İki vücut arasındaki fark çok büyük.”
Profesör:
“En büyük farkı şimdi göreceksiniz.”
Bir anda gökyüzü gibi parlayan bir merkeze geldiler.
Işık…
Renk…
Enerji…
Mila:
“Burası… inanılmaz.”
Profesör:
“Beyin.”
Tibet:
“Az önceki sisli yerle hiç aynı değil!”
Profesör:
“Çünkü yakıt kaliteli.”
Elif:
“Nasıl yani?”
Profesör:
“Sebze, meyve, omega-3, su, uyku.”
Asya:
“Uyku mu?”
Profesör:
“Beyin temizliği yapar.”
Defne Ebrar:
“Az uyku?”
Profesör:
“Beyin kendini temizleyemez ve düşünme kabiliyeti zayıflar.”
Nilda:
“Şeker fazla alınırsa?”
Profesör:
“Beyniniz zayıflar”
Mercan:
“Bu çocuk nasıl hissediyor?”
Profesör elini salladı.
Bir anda hepsi hafifledi.
Düşünceler netleşti.
Renkler parlaklaştı.
Çınar:
“Daha hızlı düşünüyorum!”
Mehmet Atlas:
“Ben de!”
Eylül:
“Ders dinlemek kolay!”
Mila:
“Kendimi mutlu hissediyorum.”
Kıvanç:
“Enerjim var!”
Yaman:
“Koşmak istiyorum!”
Defne Yaz:
“Bu çok güzel.”
Ela 1:
“Beynimiz gerçekten etkileniyor.”
Ela 2:
“Yemekler beynimizi değiştiriyor.”
Aziz:
“Artık anladım.”
Can:
“Ben de.”
Atlas:
“Sağlıklı yemek güç veriyor.”
Ali:
“Spor mutluluk veriyor.”
Zehra:
“Uyku da.”
Ege derin nefes aldı.
“Profesör…”
Profesör:
“Evet?”
Ege:
“Şimdi cevabı tamamen anlamaya başladım.”
Profesör:
“Söyle bakalım.”
Ege:
“Çocuklar diyet yapmaz…
Vücudunu doğru besler.
Hareket eder.
Uyur.
Mutlu olur.”
Profesör gözlüğünü çıkardı. Gülümsedi.
“Bravo.”
Hatice Öğretmen gururla baktı.
Profesör bastonunu kaldırdı.
Bir anda iki görüntü yan yana belirdi:
Sol tarafta:
karanlık, sisli, ağır vücut.
Sağ tarafta:
parlak, enerjik, güçlü vücut.
Tüm sınıf sessizdi.
Tibet:
“Fark çok büyük.”
Elif:
“İnanılmaz.”
Asya:
“Seçimlere bağlı.”
Defne Ebrar:
“Gerçekten seçimlere.”
Nilda:
“Her günkü seçimler.”
Mercan:
“Küçük küçük.”
Çınar:
“Koşmak.”
Mehmet Atlas:
“Su içmek.”
Eylül:
“Uyumak.”
Mila:
“Sebze yemek.”
Kıvanç:
“Oyun oynamak.”
Yaman:
“Tablet değil hareket.”
Defne Yaz:
“Kendini sevmek.”
Ela 1:
“Başkasını incitmemek.”
Ela 2:
“Destek olmak.”
Aziz:
“Birlikte yapmak.”
Can:
“Arkadaş olmak.”
Atlas:
“Gülmek.”
Ali:
“Hareket etmek.”
Zehra:
“Mutlu olmak.”
Ege:
“Sağlıklı yaşamak.”
Profesör bastonunu yere vurdu.
“Ders tamamlandı.”
Profesör bastonunu yavaşça yere vurdu.
Işıklar titredi. Parlak enerji şehri yavaşça silinmeye başladı.
Hatice Öğretmen sınıfa baktı.
“Şimdi en önemli kısma geliyoruz çocuklar.”
Tibet merakla:
“Daha önemli mi?”
Profesör gülümsedi.
“Evet. Çünkü şimdi… kendi vücudunuzu göreceksiniz.”
Elif gözlerini açtı.
“Nasıl yani?”
Profesör:
“Her biriniz, kendi vücudunuzun içinde kısa bir yolculuk yapacaksınız.”
Asya heyecanla:
“Gerçekten mi?!”
Profesör:
“Gerçekten.”
Defne Ebrar:
“Ben hazır mıyım bilmiyorum…”
Hatice Öğretmen yumuşakça:
“Bu bir sınav değil. Bir keşif.”
Nilda:
“Korkmalı mıyız?”
Profesör:
“Hayır. Öğreneceksiniz.”
Mercan:
“Acı hissedecek miyiz?”
Profesör:
“Hayır. Sadece anlayacaksınız.”
Çınar:
“Ben hazırım!”
Mehmet Atlas:
“Ben de!”
Eylül:
“Çok heyecanlıyım.”
Mila:
“Kalbim hızlı atıyor.”
Kıvanç:
“Bu çok gerçek.”
Yaman:
“Başlayalım!”
Defne Yaz:
“Ben merak ediyorum.”
Ela 1:
“Ben de.”
Ela 2:
“Hazırım.”
Aziz:
“Başlasın.”
Can:
“Görelim.”
Atlas:
“Macera!”
Ali:
“Bilim macerası.”
Zehra:
“Derin nefes aldım.”
Ege:
“Profesör… başlayabiliriz.”
Profesör bastonunu kaldırdı.
Tüm sınıf ışık oldu.
Tibet kendini dev bir enerji şehrinde buldu.
Ama bu şehir biraz dalgalıydı. Bazen parlak, bazen soluk.
Tibet:
“Burası benim vücudum mu?”
Profesör:
“Evet.”
Tibet:
“Bazen enerjim çok… bazen yok.”
Profesör:
“Çünkü öğün atlıyorsun.”
Tibet:
“Doğru…”
Bir anda Tibet sabah kahvaltısını atladığı bir günü gördü.
Beyin bölgesi yavaşladı.
Sonra öğlen çok fazla yemek yediği an geldi.
Kan şekeri fırladı.
Sonra düştü.
Tibet:
“Başım dönüyor…”
Profesör:
“Düzensiz beslenme.”
Tibet:
“Ne yapmalıyım?”
Profesör:
“Düzenli yemek.”
Tibet:
“Anladım.”
Elif kendini mavi kristallerle dolu bir yerde buldu.
Ama kristaller azdı.
Elif:
“Bu ne?”
Profesör:
“Su depoları.”
Elif:
“Ben az su içiyorum…”
Bir anda Elif kendini susuz bir günde gördü.
Baş ağrısı.
Yorgunluk.
Dikkat dağınıklığı.
Elif:
“Gerçekten böyle oluyorum!”
Profesör:
“Beyin su ister.”
Elif:
“Artık daha çok su içeceğim.”
Asya bir odada belirdi.
Oda doluydu.
Ama yemekler vardı.
Asya:
“Bu ne?”
Profesör:
“Can sıkıntısı yemeği.”
Asya:
“Ben bazen sıkılınca yiyorum…”
Bir anda Asya kendini tablet başında atıştırırken gördü.
Aç değildi.
Ama yiyordu.
Asya:
“Gerçekten aç değilim…”
Profesör:
“Bunu fark etmek önemli.”
Asya:
“Artık fark edeceğim.”
Defne Ebrar karanlık bir alana geldi.
Beyin yorgundu.
Defne Ebrar:
“Bu neden böyle?”
Profesör:
“Geç uyuduğun geceler.”
Bir anda ekran ışığı, geç saat, sabah yorgunluk…
Defne Ebrar:
“Evet…”
Profesör:
“Uyku = büyüme.”
Defne Ebrar:
“Daha erken uyuyacağım.”
Nilda hareketsiz bir alandaydı.
Her şey yavaştı.
Nilda:
“Bu çok sıkıcı…”
Profesör:
“Hareketsizlik.”
Sonra Nilda parkta koştuğu günü gördü.
Her yer ışıklandı.
Nilda:
“Vay!”
Profesör:
“Hareket = enerji.”
Nilda:
“Her gün hareket edeceğim.”
Mercan şeker dalgalarının içinde kaldı.
Mercan:
“Bu ne?!”
Profesör:
“Şekerli içecek.”
Enerji yükseldi.
Sonra düştü.
Mercan:
“Yoruldum!”
Profesör:
“Dalgalanma.”
Mercan:
“Daha az içeceğim.”
Çınar kas şehrindeydi.
Çınar:
“Burası güçlü!”
Profesör:
“Futbol oynadığında böyle.”
Sonra tablet başında oturduğu gün geldi.
Kaslar zayıfladı.
Çınar:
“Anladım.”
Mehmet Atlas sabah boş mide gördü.
Mehmet Atlas:
“Ben kahvaltıyı atlıyorum…”
Sonra kahvaltılı gün geldi.
Beyin parladı.
Mehmet Atlas:
“Fark çok büyük.”
Sebze bahçesi…
Vitamin ışıkları…
Eylül:
“Demek sebzeler gerçekten işe yarıyor.”
Profesör:
“Evet.”
Mila gülünce ışıklar arttı.
Profesör:
“Mutluluk hormonları.”
Mila:
“Demek gülmek bile etkiliyor.”
Kıvanç bir anda kendini dev bir salonun içinde buldu.
Salonun ortasında güçlü bir davul sesi vardı:
BUM… BUM… BUM…
Kıvanç etrafına baktı.
“Bu ses ne?”
Profesör yanında belirdi.
“Kalbin.”
Dev kırmızı bir motor gibi çalışan kalp ritmik şekilde atıyordu.
Ama bir anda görüntü değişti.
Kıvanç kendini tablet başında, hareketsiz bir günde gördü.
Kalp daha yavaş, daha zor çalışıyordu.
Kıvanç:
“Kalbim yorulmuş…”
Profesör:
“Hareket etmeyen kalp zayıflar.”
Sonra sahne değişti.
Kıvanç futbol oynuyordu.
Koşuyordu.
Gülüyordu.
Kalp bir anda parladı.
Ritmi güçlendi.
Profesör:
“Spor = güçlü kalp.”
Kıvanç gülümsedi:
“Ben kalbimi güçlendireceğim.”
Yaman rengârenk bir enerji parkına geldi.
Kaydıraklar, zıplama alanları, ışıklar…
Yaman:
“Burası harika!”
Profesör:
“Oyun enerjidir.”
Bir anda Yaman kendini tüm gün oturduğu bir günde gördü.
Enerji parkı karardı.
Işıklar söndü.
Yaman:
“Bu çok sıkıcı…”
Profesör:
“Hareket olmayınca enerji azalır.”
Sonra Yaman arkadaşlarıyla saklambaç oynadı.
Koştu.
Zıpladı.
Enerji parkı tekrar ışıl ışıl oldu.
Yaman:
“Oyun gerçekten enerji veriyor!”
Profesör:
“Evet.”
Yaman:
“Ben daha çok hareket edeceğim.”
Defne Yaz bir kontrol merkezine geldi.
Her yerde saatler vardı.
Ama bazıları hızlı, bazıları yavaştı.
Defne Yaz:
“Bu ne?”
Profesör:
“Günlük düzen.”
Bir anda düzensiz bir gün gösterildi.
Geç uyku.
Geç kahvaltı.
Karışık saatler.
Merkezde alarm çaldı.
Her şey karıştı.
Defne Yaz:
“Bu çok yorucu…”
Sonra düzenli bir gün geldi.
Aynı saatlerde yemek.
Uyku.
Hareket.
Tüm saatler uyumlu çalıştı.
Merkez parladı.
Profesör:
“Düzen = denge.”
Defne Yaz:
“Artık daha düzenli olacağım.”
Ela 1 kendini bir kontrol odasında buldu.
Ama ekranlar bulanıktı.
Ela 1:
“Neden net değil?”
Profesör:
“Susuzluk.”
Bir anda susuz kaldığı bir gün geldi.
Baş ağrısı.
Dikkat dağınıklığı.
Ela 1:
“Gerçekten böyle hissediyorum.”
Sonra su içtiği an geldi.
Ekranlar netleşti.
Işık arttı.
Profesör:
“Su = odak.”
Ela 1:
“Artık su şişem hep yanımda olacak.”
Ela 2 yıldızlı bir gökyüzüne geldi.
Ama yıldızlar soluktu.
Profesör:
“Uyku hormonu.”
Geç uyuduğu bir gece gösterildi.
Yıldızlar söndü.
Ela 2:
“Bu kötü…”
Sonra erken uyuduğu gece geldi.
Yıldızlar parladı.
Kemikler ışıklandı.
Profesör:
“Uyku = büyüme.”
Ela 2:
“Artık daha erken uyuyacağım.”
Aziz dev bir atıştırmalık şehrine geldi.
Ama yerler yapışkandı.
Aziz:
“Yürüyemiyorum!”
Profesör:
“Fazla abur cubur.”
Sonra dengeli bir tabak geldi.
Sebze, protein, su.
Zemin temizlendi.
Hareket kolaylaştı.
Aziz:
“Fark çok büyük.”
Profesör:
“Azaltmak yeter.”
Aziz:
“Tamamen bırakmak değil, azaltmak.”
Can yalnız bir parkta duruyordu.
Enerji azdı.
Sonra arkadaşları geldi.
Koştular.
Güldüler.
Enerji patladı.
Profesör:
“Birlikte hareket daha güçlü.”
Can:
“Arkadaşlarımla spor yapacağım.”
Atlas kapalı bir odadaydı.
Hava ağırdı.
Sonra kapı açıldı.
Güneş.
Rüzgâr.
Ağaçlar.
Atlas derin nefes aldı.
Profesör:
“Açık hava = oksijen = enerji.”
Atlas:
“Her gün dışarı çıkacağım.”
Ali dev bir tabak gördü.
Bir taraf dolu, bir taraf boştu.
Profesör:
“Dengesiz beslenme.”
Sonra dengeli tabak oluştu:
Sebze
Protein
Tahıl
Su
Tabak parladı.
Ali:
“Denge buymuş.”
Zehra aynalarla dolu bir odaya geldi.
Bazı aynalar onu olduğundan farklı gösteriyordu.
Zehra:
“Bu doğru değil…”
Profesör:
“Beden algısı.”
Sonra gerçek ayna geldi.
Güçlü, sağlıklı bir Zehra.
Profesör:
“Sağlık görünüşten büyüktür.”
Zehra:
“Kendimi seveceğim.”
Ege geniş bir kontrol merkezine geldi.
Tüm sınıfın seçimleri ekranda görünüyordu.
Yemek
Uyku
Hareket
Mutluluk
Ege:
“Her şey seçim…”
Profesör:
“Farkındalık = güç.”
Ege derin nefes aldı:
“Artık biliyorum.
Sağlık bir diyet değil.
Bir yaşam yolu.”
Profesör gülümsedi.
“Ve sen bunu ilk soran kişiydin.”
Ege:
“Şimdi cevabı biliyorum.”
O sırada gözlerini kamaştıran bir ışıkla her yer parladı ve devamında aniden söndü.
Bir anda hepsi tekrar birlikteydi.
Parlak bir alanda.
Hatice Öğretmen:
“Ne öğrendiniz?”
Tibet:
“Vücudum benim sorumluluğum.”
Elif:
“Su çok önemli.”
Asya:
“Aç değilsem yemem.”
Defne Ebrar:
“Uyku şart.”
Nilda:
“Hareket enerji.”
Mercan:
“Şeker az.”
Çınar:
“Spor çok.”
Mehmet Atlas:
“Kahvaltı önemli.”
Eylül:
“Sebze dost.”
Mila:
“Mutluluk sağlık.”
Kıvanç:
“Koşacağım.”
Yaman:
“Oynayacağım.”
Defne Yaz:
“Düzenli olacağım.”
Ela 1:
“Su içeceğim.”
Ela 2:
“Erken uyuyacağım.”
Aziz:
“Abur cubur asla yemeyeceğim.”
Can:
“Arkadaşlarımla spor.”
Atlas:
“Açık hava.”
Ali:
“Dengeli besleneceğim.”
Zehra:
“Kendimi seveceğim.”
Ege derin nefes aldı:
“Profesör…
Cevabı artık tamamen biliyorum.”
Profesör:
“Söyle.”
Ege:
“Çocuklar diyet yapmaz.
Vücuduna iyi bakar.
Sağlıklı yaşar.
Birlikte güçlenir.”
Profesör gülümsedi.
“Ders tamamlandı.”
Parlak alan yavaşça titreşti.
Sihirli profesör bastonunu yere hafifçe dokundurdu.
Işıklar yumuşadı. Renkler sakinleşti.
Hatice Öğretmen sınıfa baktı.
Ama artık bu sıradan bir bakış değildi.
Gurur doluydu.
Profesör derin bir sesle konuştu:
“Sevgili çocuklar…
Bir vücudun içine girdiniz.
Sonra başka bir vücudun.
Sonra kendi vücudunuza.”
Tibet etrafına baktı.
“Gerçekten hepsi oldu mu?”
Profesör:
“Evet. Çünkü öğrenmenin en güçlü yolu yaşamaktır.”
Elif:
“Ben artık su içmenin ne kadar önemli olduğunu hissettim.”
Asya:
“Ben aç olmadığım halde yemek yediğimi fark ettim.”
Defne Ebrar:
“Uyku gerçekten beyni değiştiriyor.”
Nilda:
“Hareket edince vücudum ışıklandı.”
Mercan:
“Şeker dalgasını hiç unutmayacağım.”
Çınar:
“Spor yapınca kaslarımın nasıl mutlu olduğunu gördüm.”
Mehmet Atlas:
“Kahvaltı yapmadığım günler çok zormuş.”
Eylül:
“Sebzeler gerçekten güç veriyor.”
Mila:
“Mutlu olunca vücudum parladı.”
Kıvanç:
“Koşmak kalbi güçlendiriyor.”
Yaman:
“Oyun oynamak bile spor.”
Defne Yaz:
“Düzenli olmak vücudu rahatlatıyor.”
Ela 1:
“Su beynimi açıyor.”
Ela 2:
“Erken uyuyunca sabahım güzel oluyor.”
Aziz:
“Abur cubur gerçekten çok zararlı.”
Can:
“Arkadaşla spor yapmak çok daha eğlenceli.”
Atlas:
“Açık havada olmak vücudu mutlu ediyor.”
Ali:
“Dengeli yemek en doğrusu.”
Zehra:
“Kendimizi sevmek de sağlık.”
Sonunda herkes Ege’ye baktı.
Ege yavaşça konuştu:
“Ben soruyu sormuştum…”
Hatice Öğretmen gülümsedi:
“Evet.”
Ege:
‘Çocuklar diyet yapabilir mi?’ diye sormuştum.”
Profesör:
“Ve cevabı?”
Ege derin nefes aldı:
“Çocuklar diyet yapmaz.
Çocuklar büyür.
Çocuklar öğrenir.
Çocuklar vücuduna iyi bakar.”
Profesör başını salladı.
“Bravo.”
Profesör bastonunu havaya kaldırdı.
Bir anda gökyüzünde dev bir yazı belirdi:
SAĞLIK = DENGE
Profesör:
“Sağlık bir sayı değildir.
Bir tartı değildir.
Bir kıyafet değildir.”
Tibet:
“O zaman nedir?”
Profesör:
“Bir yaşam biçimi.”
Elif:
“Her gün yaptığımız seçimler mi?”
Profesör:
“Evet.”
Asya:
“Küçük seçimler?”
Profesör:
“Her günkü küçük seçimler büyük sonuçlar doğurur.”
Defne Ebrar:
“Uyku seçimi.”
Nilda:
“Hareket seçimi.”
Mercan:
“Su seçimi.”
Çınar:
“Spor seçimi.”
Mehmet Atlas:
“Kahvaltı seçimi.”
Eylül:
“Sebze seçimi.”
Mila:
“Mutluluk seçimi.”
Kıvanç:
“Koşma seçimi.”
Yaman:
“Oyun seçimi.”
Defne Yaz:
“Düzen seçimi.”
Ela 1:
“Dinlenme seçimi.”
Ela 2:
“Ekran süresi seçimi.”
Aziz:
“Abur cubur yeme yemem seçimi.”
Can:
“Arkadaş seçimi.”
Atlas:
“Açık hava seçimi.”
Ali:
“Denge seçimi.”
Zehra:
“Kendini sevme seçimi.”
Ege:
“Sağlıklı yaşama seçimi.”
Profesör gülümsedi.
Bir anda sahnede iki siluet belirdi.
Biri kilolu bir çocuk.
Biri zayıf bir çocuk.
İkisi de üzgündü.
Zehra yavaşça:
“Bu…”
Profesör:
“Bazı çocuklar kiloları yüzünden üzülür.
Bazıları zayıf olduğu için.
Bazıları farklı olduğu için.”
Mila:
“Bu çok üzücü.”
Profesör:
“Bir vücudu iyileştiren en güçlü şeylerden biri… desteklenmektir.”
Tibet:
“Dalga geçmek en kötüsü.”
Elif:
“Gerçekten.”
Asya:
“İnsan kalbi kırılır.”
Defne Ebrar:
“Ve belki daha çok yer…”
Nilda:
“Veya hiç yemez…”
Mercan:
“İkisi de kötü.”
Çınar:
“Demek arkadaş olmak önemli.”
Profesör:
“En önemli şeylerden biri.”
Mehmet Atlas:
“Birlikte spor yapabiliriz.”
Eylül:
“Birlikte sağlıklı yiyebiliriz.”
Mila:
“Birlikte gülebiliriz.”
Kıvanç:
“Birlikte koşabiliriz.”
Yaman:
“Birlikte oynayabiliriz.”
Defne Yaz:
“Kimse yalnız kalmamalı.”
Ela 1:
“Kimse utanmamalı.”
Ela 2:
“Kimse dışlanmamalı.”
Aziz:
“Herkes desteklenmeli.”
Can:
“Herkes değerli.”
Atlas:
“Herkes farklı.”
Ali:
“Herkes önemli.”
Zehra:
“Herkes saygıyı hak eder.”
Ege:
“Ve herkes sağlıklı olabilir.”
Profesör gözlüğünü çıkardı.
Gözleri parlıyordu.
“İşte… en büyük ders.”
Profesör çıngırağı Hatice Öğretmen’e verdi.
“Artık dönme zamanı.”
Hatice Öğretmen çıngırağı üç kez salladı.
Tıngır…
Tıngır…
Tıngır…
Işık döndü.
Renkler birleşti.
Zemin kaydı.
Ve bir anda…
Hepsi tekrar sınıftaydı.
Tahta.
Sıralar.
Pencereden gelen güneş.
Ama hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Hatice Öğretmen tahtaya büyük harflerle yazdı:
VÜCUDUM BENİM EVİM
Tibet:
“Onu koruyacağım.”
Elif:
“Su içeceğim.”
Asya:
“Aç değilsem yemeyeceğim.”
Defne Ebrar:
“Uyuyacağım.”
Nilda:
“Hareket edeceğim.”
Mercan:
“Şekerden – çikolatada uzak duracağım.”
Çınar:
“Spor yapacağım.”
Mehmet Atlas:
“Kahvaltı yapacağım.”
Eylül:
“Sebze yiyeceğim.”
Mila:
“Mutlu olacağım.”
Kıvanç:
“Koşacağım.”
Yaman:
“Oynayacağım.”
Defne Yaz:
“Dengeli yaşayacağım.”
Ela 1:
“Su içeceğim.”
Ela 2:
“Erken uyuyacağım.”
Aziz:
“Abur cubur yeemeyeceğim”
Can:
“Arkadaşlarımla hareket edeceğim.”
Atlas:
“Açık havaya çıkacağım.”
Ali:
“Dengeli besleneceğim.”
Zehra:
“Kendimi seveceğim.”
Sonunda Ege konuştu:
“Ve…
kimseyle kilosu yüzünden dalga geçmeyeceğiz.”
Sınıf hep bir ağızdan:
“ASLA!”
Hatice Öğretmen gülümsedi.
Pencereden güneş sınıfa doldu.
Ve o gün…
Hatice Öğretmen’in sınıfı sadece bir ders öğrenmedi.
Bir yaşam biçimi öğrendi.
Sonuç Olarak
Çocuklar diyet yapmaz.
Çocuklar büyür.
Çocuklar öğrenir.
Çocuklar dengeli yaşar.
Ve en önemlisi…
birbirine iyi davranır.
Dr. Mustafa KEBAT
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Sayın okuyucu,
Yukarıda yer alan hikaye firmalarımız Tetkik OSGB – Tetkik Danışmanlık tarafından sosyal sorumluluğumuz olan çocuklarımızı bilgilendirmek, okumaya, çalışmaya, doğal hayata heveslendirmek ülkemize ve geleceğimize yararlı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak maksadı ile yayınlanmıştır.
Dr Mustafa KEBAT
Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz. Varsa hatalarımızı bildirmeniz daha faydalı olmamıza desteğiniz bizim için çok değerli.
Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Doğal Yaşayın
Doğal Beslenin
Aklınıza Mukayet Olun
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Dr Mustafa KEBAT
Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

