Saçın Sonsuz Sırrı – Küçük Gençlere

Hatice Öğretmen sınıfa girdiğinde öğrencilerin yüzündeki ifade sıradan bir ders beklentisinden çok uzaktı; çünkü herkes biliyordu ki bugün sıradan bir gün olmayacaktı. Daha önce kalbin içinde dolaşmışlar, kan hücreleriyle konuşmuşlar ve hatta akciğerlerin nefes alıp verişini içeriden izlemişlerdi.

Ve bütün bu maceraların ortak noktası tek bir kişiydi.

Sihirli Profesör.

Kapı yavaşça açıldı.

Mor pelerini her zamanki gibi hafifçe dalgalanarak içeri giren Profesör’ü gören sınıf bir anda hareketlendi.

Ege heyecanını gizleyemeden ayağa kalktı ve hızlı hızlı konuşmaya başladı:
“Profesör, geçen sefer alyuvarlarla konuştuğumuzda bana söylediğiniz şeyi hâlâ düşünüyorum, yani vücudumuzun aslında küçük bir şehir gibi olduğunu söylemiştiniz ve ben o günden beri her şeyin bir görevi olup olmadığını merak ediyorum çünkü eğer öyleyse saçlarımızın da mutlaka çok önemli bir görevi olmalı, değil mi?”

Profesör gülümsedi.

“Harika bir başlangıç.”

Mila elini kaldırdı ama sabırsızlıkla söz aldı:
“Ben hâlâ akciğerlerin içindeki o küçük baloncukları unutamıyorum ve açıkçası bu sefer nereye gideceğimizi çok merak ediyorum çünkü her seferinde daha ilginç bir yere gidiyoruz ve eğer bugün de vücudun başka bir yerine gideceksek ben kesinlikle en önde olmak istiyorum.”

Yaman sandalyesinde öne doğru eğildi:
“Ben bu sefer daha zor bir şey görmek istiyorum çünkü önceki maceralar çok eğlenceliydi ama biraz da kolaydı ve bence artık daha karmaşık bir şey öğrenebiliriz, mesela neden bazı şeyler sürekli büyüyor ama bazıları büyümüyor gibi.”

Tam o sırada Tibet derin bir nefes aldı, gözlerini Profesör’e sabitledi ve uzun zamandır kafasını kurcalayan soruyu nihayet dile getirdi:

“Benim aklımı gerçekten uzun süredir meşgul eden bir şey var ve bu sorunun cevabını bulmadan başka hiçbir şeye odaklanamayacağımı hissediyorum çünkü ne zaman saçımı kestirsem tekrar uzuyor ama aynı şey vücudumun diğer yerleri için geçerli değil, o yüzden merak ediyorum… saçlar neden sadece kafa derimizde çıkıyor ve nasıl oluyor da hiç bitmeden uzamaya devam ediyor?”

Sınıf bir anda sessizleşti.

Bu soru… sıradan değildi.

Defne Yaz düşünceli bir şekilde konuştu:
“Aslında Tibet’in sorduğu şeyi ben de zaman zaman düşündüm ama hiç bu kadar açık bir şekilde ifade edememiştim çünkü gerçekten de saçlarımız kesildiğinde tekrar uzuyor ama mesela kirpiklerimiz belli bir uzunlukta kalıyor ve bu durum bana hep çok garip gelmiştir.”

Kıvanç kaşlarını çattı:
“Eğer saçlarımız sürekli uzuyorsa bunun bir kontrol mekanizması olması gerekir çünkü aksi takdirde herkesin saçları metrelerce olurdu ve bu hiç mantıklı olmazdı, yani burada bir sistem olmalı ve ben o sistemi görmek istiyorum.”

Elif heyecanla söze girdi:
“Benim saçım çok hızlı uzuyor ve annem sürekli kuaföre gitmemiz gerektiğini söylüyor ama kardeşimin saçları çok daha yavaş uzuyor ve bu farkın neden olduğunu gerçekten anlamak istiyorum çünkü bu durum bana adil gelmiyor.”

Profesör sınıfa doğru birkaç adım attı, ellerini arkasında birleştirdi ve yavaşça konuştu:

“Daha önce kalbin ritmini, kanın akışını ve nefesin yolculuğunu gördünüz… ancak bugün sizi vücudun en az anlaşılan ama en ilginç bölgelerinden birine götüreceğim.”

Aziz ciddi bir tonla:
“Eğer bu yeni macera diğerleri kadar karmaşıksa hep birlikte hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum çünkü daha önce bazı arkadaşlarımız neredeyse kayboluyordu ve bu sefer daha dikkatli olmalıyız.”

Ela 1 dikkatle dinleyerek:
“Ben bu sefer sadece izlemek istemiyorum, aynı zamanda gördüklerimizi anlamak ve not almak istiyorum çünkü bu bilgilerin hepsi aslında birbirine bağlı gibi görünüyor ve biz bu bağlantıyı çözebiliriz.”

Ela 2 biraz çekingen ama kararlı bir şekilde:
“Ben biraz korkuyorum ama yine de gelmek istiyorum çünkü korktuğum şeyleri anlamanın en iyi yolunun onların içine girmek olduğunu düşünüyorum ve siz yanımdayken kendimi daha güvende hissediyorum.”

Profesör cebinden tanıdık bir cihaz çıkardı.

Çınar hemen heyecanla konuştu:
“Bu cihazı hatırlıyorum çünkü geçen sefer bununla küçülüp damarların içine girmiştik ve eğer yine aynı şeyi yapacaksak bu sefer daha hazırlıklı olmalıyız çünkü içeride her şey dışarıdan göründüğünden çok daha farklı oluyor.”

Mercan gözlerini açarak:
“Saçın içine girmek kulağa biraz tuhaf geliyor ama eğer gerçekten içinde bir sistem varsa bunu görmek inanılmaz olur çünkü ben saçın sadece dışarıda gördüğümüz bir şey olduğunu sanıyordum.”

Nilda hafifçe gülümsedi:
“Bence bu sefer öğreneceğimiz şeyler bizi çok şaşırtacak çünkü daha önce her seferinde ‘bu kadarını beklemiyordum’ demiştim ve yine aynı şeyi söyleyeceğimi hissediyorum.”

Mehmet Atlas lider bir ses tonuyla:
“Herkes birbirine yakın dursun ve kimse tek başına hareket etmesin çünkü bu tür keşiflerde en önemli şey ekip olarak kalabilmektir ve eğer birlikte hareket edersek her şeyi daha kolay anlayabiliriz.”

Eylül heyecanla defterini açtı:
“Ben her şeyi yazacağım çünkü bu bilgiler sadece bizim için değil belki de başka insanlar için de önemli olabilir ve bu macerayı unutmamak için her detayı kaydetmek istiyorum.”

Can düşünceli bir şekilde:
“Eğer saçın içinde gerçekten bir sistem varsa bunun hücrelerle ilgili olması gerekir çünkü vücuttaki her şey hücrelerle çalışıyor ve bu durumda saçın büyümesini sağlayan bir hücre türü olmalı.”

Atlas gözlerini Profesör’e dikti:
“Bu sefer doğrudan en önemli yere gitmek istiyorum çünkü eğer sorunun cevabı bir yerdeyse o da saçın başladığı yer olmalı yani saç kökü.”

Ali merakla:
“Saç kökü tam olarak nerede ve nasıl bir yer çünkü ben hep onu sadece bir kelime olarak duydum ama hiç gerçek bir şey gibi düşünmemiştim.”

Zehra sakin ama derin bir sesle:
“Bence bu sorunun cevabı sadece saçla ilgili değil çünkü eğer bunu anlarsak vücudumuzun nasıl kendini yenilediğini de anlayabiliriz ve bu çok daha büyük bir keşif olabilir.”

Profesör cihazı aktive etti.

Sınıfın ortasında yavaş yavaş parlayan bir ışık oluştu.

Yaman hafifçe gülümsedi:
“Tam da beklediğim şey oldu çünkü artık biliyorum ki bu ışığın arkasında bizi her zaman bambaşka bir dünya bekliyor ve ben bu dünyayı keşfetmeye hazırım.”

Tibet derin bir nefes aldı:
“Bu sefer sadece görmek değil, anlamak istiyorum çünkü sorduğum sorunun cevabını gerçekten öğrenmeden geri dönmek istemiyorum.”

Profesör başını salladı:

“Öyleyse… saçın başladığı yere gidiyoruz.”

Işık büyüdü.

Ve tanıdık olan o his…

Dünya yeniden küçülmeye başladı.

Işık dalgası sınıfı tamamen yuttuğunda öğrenciler artık bu hissi tanıyordu; sanki bedenleri küçülüyor ama merakları büyüyordu. Ayaklarının altındaki zemin kayboldu, yerini yumuşak, titreşen ve hafifçe parlayan bir yüzey aldı.

İlk konuşan Eylül oldu, nefesini toparlayarak ama gözlerini etraftan ayıramadan uzun uzun söyledi:
“Burası kesinlikle daha önce gördüğümüz hiçbir yere benzemiyor çünkü damarların içi akışkan ve hareketliydi ama burası sanki yaşayan bir toprak gibi ve aynı zamanda sürekli bir şeyler üretiyor gibi görünüyor, yani sanki görünmeyen bir fabrika çalışıyor gibi.”

Profesör hafifçe gülümsedi:
“Hoş geldiniz… saç köküne.”

Öğrenciler yukarı baktığında devasa sütunlar gibi yükselen yapılar gördüler. Bu yapılar yukarı doğru uzanıyor ve uçları gözden kayboluyordu.

Çınar heyecanla konuştu:
“Eğer bu gördüğümüz şeyler saç telleriyse o zaman biz şu anda onların başlangıç noktasındayız demektir ve bu durum aslında saçın bir yüzey değil derin bir yapı olduğunu gösteriyor ki bu benim daha önce hiç düşünmediğim bir şeydi.”

Bir anda yanlarından küçük, ışık saçan varlıklar geçmeye başladı.

Mercan şaşkınlıkla:
“Bunlar… hücre mi yoksa gerçekten yaşayan küçük canlılar mı çünkü hareketleri çok bilinçli görünüyor ve sanki bir görevleri varmış gibi sürekli bir yerlere gidip geliyorlar.”

Profesör başını salladı:
“Bunlar… Matris Hücreleri. Saçın ustaları.”

Tam o sırada içlerinden biri durdu.

Minik ama ışıldayan bir figür, öğrencilerin önüne geldi ve konuştu:

“Hoş geldiniz yabancılar, ben Keratin Ustası Kera ve saçın inşasından sorumluyum, yani sizin dışarıda gördüğünüz her saç teli aslında bizim burada ürettiğimiz bir yapıdır ve biz durmadan çalışırız çünkü saç üretimi asla durmaz.”

Tibet bir adım öne çıktı ve uzun zamandır içini kurcalayan merakı artık daha güçlü bir şekilde dile getirdi:
“Eğer siz sürekli saç üretiyorsanız o zaman bu üretimin nasıl kontrol edildiğini anlamak istiyorum çünkü eğer bu süreç durmuyorsa saçların sonsuza kadar uzaması gerekir ama bu olmuyor ve bunun nedenini gerçekten bilmek istiyorum.”

Kera gülümsedi:
“Ah… işte doğru soru.”

Bir anda yer açıldı ve öğrenciler aşağı doğru inen bir platforma alındı.

Asya etrafına bakarak konuştu:
“Bu gördüğüm şeyler sanki bir üretim hattı gibi çünkü hücreler sırayla ilerliyor ve yukarı doğru bir yapı oluşturuyorlar ve bu süreç bana bir fabrikanın bant sistemini hatırlatıyor ama burada her şey canlı olduğu için çok daha karmaşık görünüyor.”

Kıvanç dikkatle inceleyerek:
“Bu sistemde bir düzen var çünkü hiçbir hücre rastgele hareket etmiyor ve herkes belirli bir görevle ilerliyor gibi görünüyor, yani bu aslında tamamen organize bir yapı ve bu kadar düzenli bir sistemin mutlaka bir kontrol merkezi olmalı.”

Tam o anda ortam karardı ve ortada altın ışıkla parlayan bir figür belirdi.

Kera saygıyla eğildi:
“Kraliçe Folikula…”

Kraliçe’nin sesi derin ve sakindi:

“Ben… saç kökünün yöneticisiyim ve bu sistemin ne zaman çalışacağını, ne zaman dinleneceğini ben belirlerim çünkü saç her zaman büyümez, belirli dönemlerde büyür ve sonra durur.”

Defne Ebrar merakla:
“Yani saç sürekli uzamıyor mu çünkü biz dışarıdan öyle görüyorduk ama eğer duruyorsa bunu nasıl fark etmiyoruz?”

Kraliçe Folikula cevap verdi:

“Çünkü siz sadece sonucu görüyorsunuz, süreci değil.”

Nilda dikkatle dinleyerek:
“Eğer bu bir döngüyse o zaman başlangıç, büyüme ve durma gibi aşamalar olması gerekir ve bu aşamaların nasıl işlediğini anlamak aslında tüm sistemi çözmek anlamına gelebilir.”

Kraliçe başını salladı:

“Üç aşama vardır:
Büyüme… Dinlenme… ve Yenilenme.”

Profesör araya girdi:
“Bilim dünyasında bunlara Anagen, Katagen ve Telogen denir.”

Tam o anda yer sarsıldı.

Ela 1 korkuyla:
“Bu da neydi çünkü az önce her şey çok sakindi ama şimdi sanki bir şeyler ters gidiyor gibi hissediyorum ve bu durum bana hiç güven vermiyor.”

Ela 2 titreyerek:
“Ben… sanırım geri dönmek istiyorum çünkü bu ortam artık bana biraz fazla karmaşık ve tehlikeli gelmeye başladı ama aynı zamanda neler olacağını da merak ediyorum.”

Kera bir anda ciddi bir tona geçti:

“Bir problem var… bazı hücreler üretimi durduruyor.”

Yaman hemen ileri atıldı:
“Eğer üretim durursa saç uzamaz ve bu da sistemin bozulduğu anlamına gelir, yani burada bir şeyler yanlış gidiyor ve bunu hemen anlamamız gerekiyor çünkü bu sadece burayı değil tüm saç sistemini etkileyebilir.”

Can hızlıca düşünerek:
“Bu bir enerji problemi olabilir çünkü hücreler çalışmak için enerjiye ihtiyaç duyar ve eğer bu enerji kesilirse üretim durur, yani sorunun kaynağı enerji akışında olabilir.”

Kraliçe Folikula öğrencilerin gözlerinin içine baktı:

“Eğer gerçekten öğrenmek istiyorsanız… bu sorunu çözmelisiniz.”

Tibet kararlı bir şekilde:
“Ben sadece sorunun cevabını öğrenmek istemiyorum, aynı zamanda bu sistemi de anlamak istiyorum çünkü ancak o zaman gerçekten nedenini kavrayabilirim ve eğer yardım etmem gerekiyorsa hazırım.”

Profesör gülümsedi:

“İşte gerçek öğrenme… şimdi başlıyor.”

Saç kökünün derinliklerinde yankılanan sarsıntı hâlâ devam ediyordu. Birkaç dakika önce kusursuz işleyen o büyülü üretim hattı artık yavaşlamış, bazı hücreler neredeyse tamamen durmuştu.

Profesör yere diz çöktü, avucunu titreşen zemine koydu ve gözlerini kapatarak konuştu:
“Buradaki ritim değişti çünkü hücrelerin çalışmasını sağlayan enerji akışı kesintiye uğramış gibi görünüyor ve eğer bu doğruysa sorunun kaynağı saç kökünün içinde değil, ona enerji sağlayan sistemde olmalı.”

Tam o anda Kraliçe Folikula asasını kaldırdı ve yer ikiye ayrıldı. Altlarından parlak, akışkan bir nehir görünüyordu. Ancak bu nehir su değil, ışık taşıyordu.

Ege gözlerini kocaman açarak uzun uzun konuştu:
“Bu gördüğümüz şey sıradan bir nehir olamaz çünkü hem akıyor hem de ışık yayıyor ve içindeki parçacıklar sanki bir şeyler taşıyor gibi hareket ediyor, yani bu kesinlikle bir taşıma sistemi ve bence bu sistem hücrelere ihtiyaç duydukları şeyleri götürüyor.”

Profesör başını salladı:
“Doğru gözlem. Bu… Enerji Nehri. Aslında sizin dünyanızda buna ‘kan dolaşımı’ dersiniz.”

Bir anda nehrin içinden küçük, kırmızımsı, parlak varlıklar yükseldi.

Zehra dikkatle bakarak:
“Bunlar daha önce gördüğümüz alyuvarlara benziyor ama burada çok daha hızlı ve organize hareket ediyorlar ve sanki her biri belirli bir hedefe doğru gidiyormuş gibi görünüyor.”

O varlıklardan biri durdu ve konuştu:

“Biz Oksijen Taşıyıcılarıyız ve hücrelerin çalışabilmesi için gerekli olan enerjiyi taşırız, ancak son zamanlarda yolumuz kesiliyor ve bu yüzden saç köküne yeterli enerji ulaştıramıyoruz.”

Ali hemen öne çıktı ve uzun bir cümleyle düşüncesini paylaştı:
“Eğer enerji bu nehir aracılığıyla taşınıyorsa ve bu akış kesiliyorsa o zaman bir yerde bir tıkanıklık ya da engel olmalı çünkü akışkan sistemlerde en küçük bir engel bile tüm sistemi etkileyebilir ve bu da şu an gördüğümüz durumu açıklayabilir.”

Can başını salladı:
“Evet ve bu engelin ne olduğunu bulmak için nehrin akış yönünü takip etmemiz gerekir çünkü sorun genellikle akışın zayıfladığı ya da durduğu noktada ortaya çıkar.”

Profesör cihazını tekrar aktive etti ve öğrenciler bir anda kendilerini Enerji Nehri’nin içinde buldular. Akıntı onları hızla ileri taşıyordu.

Mila heyecan ve biraz korkuyla konuştu:
“Bu inanılmaz hızlı çünkü sanki bir roller coaster’ın içindeymişiz gibi hissediyorum ama aynı zamanda etrafımızda taşınan şeyleri de görmek istiyorum çünkü her biri farklı bir görev taşıyor gibi görünüyor.”

Aziz ciddi bir sesle:
“Herkes birbirine yakın dursun çünkü bu akıntı çok güçlü ve eğer birimiz ayrılırsa geri dönmek çok zor olabilir, o yüzden birlikte hareket etmek zorundayız.”

Bir süre sonra ışık azalmaya başladı.

Nilda endişeyle:
“Burada bir şeyler değişti çünkü az önce her yer parlaktı ama şimdi ışık neredeyse tamamen kayboldu ve bu durum enerji akışının burada ciddi şekilde azaldığını gösteriyor olabilir.”

Gerçekten de nehrin bu kısmında akış yavaşlamıştı.

Yaman dişlerini sıkarak:
“İşte sorun burada çünkü akış neredeyse durmuş ve bu da hücrelere enerji gitmediği anlamına geliyor, yani eğer bu bölgeyi düzeltmezsek saç üretimi tamamen durabilir.”

Işığın azaldığı bölgede koyu, yapışkan bir ağ yapısı vardı.

Mercan şaşkınlıkla:
“Bu şey doğal görünmüyor çünkü diğer yapılar düzenli ve canlıydı ama bu sanki birikmiş ve sistemi bozmuş bir şey gibi ve açıkça akışı engelliyor.”

Profesör ciddi bir tonla:
“Bu… metabolik atıkların birikmesi. Yeterince temizlenmeyen sistemlerde böyle tıkanıklıklar oluşur.”

Elif hızlıca düşünerek uzun bir cümle kurdu:
“Eğer bu birikim temizlenmezse akış devam edemez ve bu da hücrelerin çalışmasını durdurur, o yüzden bu engeli kaldırmanın bir yolunu bulmamız gerekiyor çünkü aksi takdirde tüm sistem çöker.”

Atlas ileri atıldı:
“Bu ağı parçalamamız gerekiyor ama bunu nasıl yapacağımızı bilmemiz lazım çünkü doğrudan müdahale etmek sistemi daha da bozabilir.”

Tam o anda Oksijen Taşıyıcıları tekrar ortaya çıktı:

“Eğer bize yol açarsanız, biz akışı yeniden başlatabiliriz.”

Mehmet Atlas güçlü bir sesle:
“Herkes görev alsın çünkü bu sadece bir gözlem değil artık bir müdahale ve eğer birlikte çalışırsak bu sistemi yeniden işler hale getirebiliriz.”

Öğrenciler birlikte hareket etti.

  • Aziz ve Yaman ağı parçalamaya çalıştı
  • Can ve Atlas akış yönünü analiz etti
  • Zehra ve Eylül süreci gözlemleyip yönlendirdi
  • Mila ve Ege taşıyıcıları organize etti

Tibet ise merkeze odaklandı ve derin bir sesle konuştu:
“Bu sadece bir tıkanıklık değil çünkü bu bize şunu gösteriyor ki saçın büyümesi sadece saç köküne bağlı değil, tüm vücudun düzgün çalışmasına bağlı ve eğer sistemin bir parçası aksarsa sonuç hemen burada ortaya çıkıyor.”

Bir anda ağ parçalandı.

Nehir yeniden parlamaya başladı.

Oksijen Taşıyıcıları hızla akmaya başladı.

Kıvanç rahatlayarak:
“Şimdi sistem tekrar dengelendi çünkü akış normale döndü ve bu da hücrelerin yeniden çalışabileceği anlamına geliyor, yani aslında saçın uzaması tamamen bu görünmeyen sistemlere bağlı.”

Kraliçe Folikula’nın sesi yankılandı:

“Artık gördünüz… saç sadece dışarıdan görünen bir yapı değildir, o bir sistemin sonucudur.”

Profesör ekledi:

“Ve bu sistem… tüm vücudunuzla bağlantılıdır.”

Enerji Nehri yeniden ışıldamaya başladığında saç kökündeki üretim hattı da canlanmıştı. Ancak Profesör’ün yüzünde hâlâ düşünceli bir ifade vardı.

Profesör yavaşça konuştu:
“Bir sorunun cevabına yaklaştık ama hâlâ en kritik kısmı anlamadık çünkü saçın neden büyüdüğünü gördük fakat neden sadece belirli bölgelerde çıktığını henüz çözemedik ve bu sorunun cevabı bizi daha derin bir yere götürecek.”

Kraliçe Folikula asasını yere vurdu.

Zemin açıldı.

Aşağıdan yükselen şey ışık değil… karanlıktı.

Ela 2 ürkek ama uzun bir cümleyle konuştu:
“Bu seferki yolculuk diğerlerinden çok farklı hissettiriyor çünkü daha önce gittiğimiz yerler canlı ve hareketliydi ama burası sanki unutulmuş ya da terk edilmiş bir yer gibi görünüyor ve açıkçası bu beni biraz korkutuyor ama yine de geri dönmek istemiyorum.”

Yaman kararlı bir şekilde:
“Korkutucu olması önemli değil çünkü genelde en önemli cevaplar en karanlık yerlerde saklı olur ve eğer bu sorunun cevabını gerçekten öğrenmek istiyorsak buraya inmek zorundayız.”

Aşağı indiklerinde ortam tamamen değişti.

Ne ışık vardı, ne hareket.

Sadece… sessizlik.

Nilda fısıltıyla ama uzun bir gözlemle:
“Burada hiçbir hücre hareket etmiyor ve bu durum bana buranın aktif bir üretim alanı olmadığını düşündürüyor çünkü biraz önce gördüğümüz yerde sürekli bir hareket ve üretim vardı ama burada her şey durmuş gibi.”

Profesör başını salladı:

“Burası… Uyuyan Kökler Bölgesi.”

Toprağa benzeyen yüzeyin altında soluk, hareketsiz yapılar vardı.

Defne Yaz dikkatle inceleyerek konuştu:
“Eğer bunlar saç köküyse neden çalışmıyorlar çünkü aynı yapıya sahip gibi görünüyorlar ama aktif değiller ve bu da demek oluyor ki saç kökü olmak tek başına yeterli değil, onu çalıştıran bir şey daha olmalı.”

Tam o anda zayıf bir ses duyuldu:

“Biz… unutulmadık… sadece uyuyoruz…”

Herkes irkildi.

Zehra yavaşça yaklaştı ve dikkatle dinleyerek uzun bir cümle kurdu:
“Eğer siz gerçekten bir zamanlar aktifseniz ve sonra durduysanız bu durumun bir nedeni olmalı çünkü vücuttaki hiçbir sistem sebepsiz yere kapanmaz ve eğer bu nedeni anlayabilirsek belki de saçın neden bazı yerlerde çıkmadığını da çözebiliriz.”

Soluk kök cevap verdi:

“Biz… sinyali kaybettik…”

Can hemen analiz etmeye başladı:
“Eğer bir sistem çalışmayı durdurduysa ve bunun nedeni bir sinyal eksikliğiyse bu durumda bu sinyalin ya hormonal ya da hücresel bir mesaj olması gerekir çünkü vücutta sistemler genellikle bu iki şekilde kontrol edilir ve bu sinyal olmadan kök aktif hale geçemez.”

Profesör gülümsedi:
“Doğru yoldasın.”

Bir anda küçük, altın renkli titreşen varlıklar belirdi.

Eylül heyecanla:
“Bunlar diğer hücrelere benzemiyor çünkü daha çok bir mesaj taşıyor gibi görünüyorlar ve hareketleri de daha amaçlı, yani sanki belirli hedeflere gidiyorlar.”

Profesör açıkladı:

“Bunlar… Hormon Habercileri.”

Kıvanç düşünerek uzun bir cümle kurdu:
“Eğer bu haberciler saç köklerine ‘çalış’ sinyali gönderiyorsa ve bazı kökler bu sinyali almıyorsa bu durumda ya haberciler buraya ulaşamıyor ya da kökler bu sinyali algılayamıyor ve bu iki ihtimal de sistemin neden bazı bölgelerde çalışmadığını açıklayabilir.”

Elif kendi gözleminden yola çıkarak konuştu:
“Bu durum aslında neden saçlarımızın kafa derimizde yoğun olduğunu ama kolumuzda ya da başka yerlerde daha az olduğunu açıklıyor olabilir çünkü belki de bu bölgelerdeki kökler farklı sinyaller alıyor ya da farklı şekilde çalışıyor.”

Profesör elini kaldırdı ve havada bir harita belirdi.

Saç çıkan bölgeler ışıl ışıldı.

Çıkmayan yerler ise soluktu.

Atlas dikkatle inceleyerek:
“Bu harita bize şunu gösteriyor ki vücudun her yerinde potansiyel var ama bu potansiyelin aktif olup olmaması tamamen sinyallere bağlı ve bu da demek oluyor ki saçın nerede çıkacağı aslında önceden belirlenmiş bir planın sonucu.”

Tibet derin bir şekilde düşünerek uzun ve net bir cümle kurdu:
“Yani saçların sadece kafa derimizde çıkmasının nedeni orada daha fazla kök olması değil, aynı zamanda bu köklerin doğru sinyalleri alması ve aktif kalması ve bu durumun genetik, hormonal ve çevresel faktörlerin birleşimiyle kontrol edilmesi çünkü aksi takdirde tüm vücudumuz aynı şekilde saç üretirdi.”

Profesör gururla baktı:

“İşte… cevap şekilleniyor.”

Mila heyecanla:
“Eğer sorun sinyalse o zaman bu kökleri tekrar uyandırabilir miyiz çünkü eğer mümkünse bu inanılmaz bir keşif olur ve belki de hiç saç çıkmayan yerlerde bile saç çıkmasını sağlayabiliriz.”

Kraliçe Folikula’nın sesi yankılandı:

“Her kök uyanmaz… ama bazıları uyandırılabilir.”

Uyuyan Kökler Bölgesi’nin sessizliği hâlâ öğrencilerin zihninde yankılanırken, Profesör hepsine dikkatle baktı. Artık herkes aynı noktaya gelmişti.

Soru değişmemişti.

Ama anlamı derinleşmişti.

Tibet bir adım öne çıktı ve bu kez daha sakin ama çok daha derin bir düşünceyle uzun uzun konuştu:
“Artık saçın nasıl üretildiğini, neden bazı köklerin çalıştığını ve bazılarının durduğunu anlıyorum ama hâlâ kafamı kurcalayan en önemli şey şu çünkü ne kadar kesersek keselim saçlarımız yeniden uzuyor ve bu durum sanki hiç bitmeyecekmiş gibi hissettiriyor, o yüzden gerçekten öğrenmek istiyorum… saç neden hiç bitmiyor gibi görünüyor?”

Profesör gözlüğünü düzeltti.

“Çünkü… aslında bitiyor.”

Sınıf bir anda karıştı.

Ege şaşkınlıkla ve uzun bir açıklamayla konuştu:
“Bu söylediğiniz şey ilk başta mantıklı gelmiyor çünkü biz saçımızı her kestiğimizde yeniden uzadığını görüyoruz ve bu da bize sürekli bir üretim varmış gibi hissettiriyor ama eğer aslında bitiyorsa o zaman bizim gördüğümüz şey gerçek değil, sadece bir yanılsama olabilir.”

Profesör başını salladı:

“Tam olarak öyle.”

Profesör elini kaldırdı ve saç telinin içi görünür hale geldi.

Can dikkatle inceleyerek uzun bir analiz yaptı:
“Eğer doğru anlıyorsam saçın büyüyen kısmı aslında kökün içindeki canlı hücreler ve yukarı doğru çıkan kısım ise artık canlılığını kaybetmiş, sertleşmiş ve keratinleşmiş bir yapı çünkü burada hücreler yukarı çıktıkça değişiyor ve sonunda tamamen farklı bir forma dönüşüyor.”

Profesör gülümsedi:

“Evet. Saçın gördüğünüz kısmı… aslında ölüdür.”

Asya düşünerek konuştu:
“Bu durumda saçın uzaması aslında yeni saç üretimi değil, alttan gelen hücrelerin yukarı doğru itilmesi anlamına geliyor çünkü eğer kök sürekli yeni hücre üretiyorsa bu hücreler eski olanları yukarı iter ve biz bunu uzama olarak görürüz.”

Profesör:

“Mükemmel.”

Zehra derin bir nefes aldı ve uzun bir cümleyle tüm süreci birleştirdi:
“Yani saçın hiç bitmiyor gibi görünmesinin nedeni aslında sürekli aynı saçın uzaması değil, kökün sürekli yeni hücreler üretmesi ve bu hücrelerin yukarı doğru ilerleyerek eski yapıyı dışarı itmesi çünkü bu süreç devam ettiği sürece biz bunu kessek bile alttan yeni yapı gelmeye devam ediyor.”

Kraliçe Folikula tekrar göründü:

“Ancak bu… sonsuz değildir.”

Kıvanç hemen analiz etti:
“Eğer bu sistem bir döngüye bağlıysa o zaman her saç kökünün belirli bir süre aktif kalması ve sonra durması gerekir çünkü aksi takdirde kontrolsüz büyüme olurdu ve bu da biyolojik olarak sürdürülebilir olmazdı.”

Profesör başını salladı:

“Her saç teli… bir ömre sahiptir.”

Eylül heyecanla not alırken uzun bir cümle kurdu:
“Bu durumda her saç telinin bir başlangıcı, bir büyüme süreci ve bir sonu olduğunu söyleyebiliriz çünkü eğer kök belirli bir süre sonra duruyorsa o saç telinin üretimi de durur ve bir süre sonra dökülmesi gerekir.”

Profesör:

“Evet. Ve sonra… yenisi başlar.”

Mila hayranlıkla konuştu:
“Yani saç aslında sonsuz değil ama döngü sürekli tekrar ettiği için bize hiç bitmiyormuş gibi geliyor çünkü her dökülen saçın yerine yenisi geliyor ve bu da sürekli bir devamlılık hissi oluşturuyor.”

Tibet gözlerini kapattı, düşündü ve sonra yavaşça ama çok net bir şekilde konuştu:
“Artık anlıyorum çünkü saçın hiç bitmiyor gibi görünmesinin nedeni tek bir saçın sonsuz olması değil, kökün sürekli yeni saç üretmesi ve bu üretimin bir döngü halinde devam etmesi ve bu döngünün sağlıklı olduğu sürece kesintisiz gibi görünmesi.”

Profesör başını eğdi:

“İşte cevap.”

Işık yeniden ortaya çıktı.

Ali gülerek:
“Bu sefer gerçekten sadece bir şey görmekle kalmadık, aynı zamanda nasıl çalıştığını da anladık ve bu bence önceki maceralarımızdan çok daha farklıydı çünkü artık parçaları birleştirebiliyoruz.”

Aziz güçlü bir sesle:
“Ve bu sefer sadece izleyen değil, çözen taraf olduk.”

Bir anda her şey kayboldu.

Sınıf… yeniden ortaya çıktı.

Hatice Öğretmen tahtanın önündeydi.

Sanki hiçbir şey olmamış gibi.

Ama herkes biliyordu.

Her şey değişmişti.

Profesör son kez konuştu:

“Bilim… gördüğünü sorgulamakla başlar.
Ama anlamak… görünmeyeni keşfetmekle.”

Hikâyenin Öğrettikleri
  • Saç kökü canlıdır, saçın kendisi ölüdür
  • Saç uzaması, alttan gelen hücrelerin yukarı itilmesidir
  • Saç büyümesi bir döngüdür (büyüme–durma–yenilenme)
  • Saçın “bitmemesi” bir yanılsamadır, aslında sürekli yenilenir
  • Saçın nerede çıkacağı genetik ve hormonal sinyallerle belirlenir
Dr. Mustafa KEBAT

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Yukarıda yer alan hikaye firmalarımız Tetkik OSGB – Tetkik Danışmanlık tarafından sosyal sorumluluğumuz olan çocuklarımızı bilgilendirmek, okumaya, çalışmaya, doğal hayata heveslendirmek ülkemize ve geleceğimize yararlı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak maksadı ile yayınlanmıştır.

Dr Mustafa KEBAT

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz. Varsa hatalarımızı bildirmeniz daha faydalı olmamıza desteğiniz bizim için çok değerli.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Hatice Öğretmen’in Ormanında Zaman Kapısı – Küçük Gençlere

Ömer Efe ile Tuğçe, diğer arkadaşları gibi yine ceplerini cips, bisküvi, kola ve Ice Tea ile doldurmuş halde, Hatice Öğretmen’le ve sınıf arkadaşları ile ormanda yürüyüşe çıkmışlardı.

Hatice Öğretmen:
“Çocuklar, yürüyüş sağlığımız için çok iyi. Ama sağlıksız gıdalar hep sizinle ve de onları atıştırıyorsunuz, hiç yorulmuyor musunuz?”

Tuğçe:
“Yorulmaz olur muyuz öğretmenim? Ama cips yiyince hemen enerjim geliyor!”

Ömer Efe:
“Ben de Ice Tea içince bütün yorgunluğum gidiyor! Hem tatlı hem soğuk! Gazlı da değil yani..”

Hatice Öğretmen tam bir şey söyleyecekti ki ormanın içinden parıldayan bir ışık geldi. Gözlerini kırpıştıran çocuklar, karşılarında uzun pelerinli, gözlüklü tuhaf bir adam gördüler.

Gözlüklü Tuhaf Adam:
“Selam genç dostlar! Ben Sihirli Profesör Vitamin. Bugün size zamanın içinden parelel evrenlere geçebileceğiniz bir deneyim yaşatacağım. Sağlıklı mı yaşamak istersiniz, yoksa… lezzetli ama tehlikeli bir yola mı devam etmek istersiniz? Yolcuğumuzun sonunda siz karar verin”

Ömer Efe:
“Ne demek şimdi bu? Filmlerdeki gibi mi yani!! Aman tanrımm ”

Tuğçe:
“Siz sihirli misiniz? Gerçek misiniz ?”

Sihirli Profesör Vitamin (gülümseyerek):
“Gerçeğim. Ama şimdi sizi biraz farklı bir ‘gerçeğe’ götüreceğim. Genç dostlarım zamanı bükmeye ve parelel evrenlerde yolcuğa hazır mısınız?”

Çocuklar ‘evet” anlamında şaşkın şaşkın başlarını salladılar. Dışarıdan bakıldığında far tutulmuş tavşancıklar gibiydiler..

Sihirli Profesör Vitamin bastonunu yere vurdu. Bir anda çevreleri döndü, renkler birbirine karıştı.

Sağlıksız Seçimlerin Acı Gerçeği

Gözlerini açtıklarında Ömer Efe ve Tuğçe kendilerini bir üniversitenin kampüsünde buldular. Üzerlerinde yetişkin kıyafetleri vardı elleri ayakları gövdeleri kocaman olmuştu. Artık 20 yaşındalardı. Etraflarına şaşkın şaşkın bakarken ilk olarak ne olduğunu anlayamadılar.

Tuğçe:
Ömer Efe… Biz büyümüşüz… Ama niye yaaaaa çok üzüldüm… Ben bu üniversiteye gitmeyi hiç düşünmezdim. Hayalim …… üniversitesiydi..!!”

Ömer Efe:
“Sanırım… Evet büyümüşüz. Ama kendimi iyi hissetmiyorum.” ”Aaaaaa haklısın. Ne hayallerim vardı üniversite için… Niye …….. üniversitesine gidememişim?? Offf yaaa..!!

Tuğçe üzüntüyle bir banka oturdu. Elini önce karnına götürdü.

Tuğçe:
“Sabah kahvaltıda yine salam ve sosis yedim. Midem yanıyor. Her gün böyle olmaya başladı.” ”Yanında kola var mı? İçersem belki iyi gelir.”

Ömer Efe:
“Ben de dün gece kola ile büyük bir paket noodle yedim. Sabah uyandığımda başım ağrıyordu. Derse konsantre olamadım.” ”Al benim kolama devam et”

Tuğçe, avuçlarını yüzüne kapattığında yüzünün sivilcelerle dolu olduğunu hissetti ve morali bozuldu.

Tuğçe:
“Ne zaman bu kadar kötüleştik? Biz sağlıklı ve başarılı birer çocuktuk…”

Sihirli Profesör Vitamin (Arkalarından çıkageldi)
”Maalesef yediğiniz sağlıksız gıdalar – özellikle içinde şeker ve katkılı maddeleri olan paketli ürünler – zaman içinde zekanızı zayıflattı. O pırıl pırıl düşünceleriniz sislendi ve başarabileceğiniz meslekleri kazanmanız mümkün olmadı genç dostlarım ve bu sadece başlangıç. Zaman hızla akacak ve siz bu hatalı beslenmelerinizin sonuçlarını göreceksiniz. Hazır olun…”

Sihirli Profesör Vitamin Bastonunu yere vurdu, zaman ileri sardı.

Artık 30 yaşındaydılar. İşe gitmek için sabah uyanan Ömer Efe, aynada göz altındaki mor halkaları gördü. Hâlsizlik içindeydi. Daha 30 yaşında yaşlı çökmüş bir dede gibi görünüyordu

Ömer Efe:
“Her sabah kendimi yorgun hissediyorum. Ne zaman sağlıklı bir sabah yaşadım hatırlamıyorum. Yine doktora girmeliyim… Aslında ne zaman doktora gitsem aynı şeyleri duyuyorum Sürekli fast food yeme… Sürekli abur cubur tüketme...”

Hastaneye gittiğinde kan testleri yapıldı. Doktor kaşlarını çatmıştı.

Doktor:
“Trigliserid değeriniz çok yükselmiş. Karaciğer değerleriniz de yüksek yani karaciğeriniz yorgun. Kan şekeriniz dengesiz ve alarm veriyor. Acilen diyet ve egzersiz yapmanız gerekiyor.”

Ömer Efe başını eğdi. Sporu yıllar önce çocukluğunda bırakmıştı.

Tuğçe ise bilgisayar başında çalışırken nefes nefese kalıyordu. Oturduğu yerde bile terliyordu. Cildi hiç de istediği gibi güzel değildi… Hele her gün makyaj yapması sadece günü kurtarıyor ve giderek cildini daha da bozuyordu…

Tuğçe (İçinden kendi kendine konuşuyordu)
“Bu yaşta bu kadar yorgun hissetmek normal değil. Ama hala akşamları televizyon karşısında noodle yemeye devam ediyorum. Belki biraz daha geç yemezsem daha iyi olur… Karnım kalçalarım bacaklarım eskisi gibi değil çok kilo aldım.”

Sihirli Profesör Vitamin tekrar bastonunu yere vurdu.

Zaman daha da hızlandı. Artık 40 yaşlarındaydılar. Tuğçe‘nin beli ağrıyor, dizleri sızlıyordu. Oldukça kilo almıştı ve arkadaşlarının çocuklarından da ”Nine” kelimesini duyar olmuştu. Oysa daha 40 yaşındaydı…

Bir hastanede kontrole gittiklerinde doktorun söyledikleri sarsıcıydı.

Doktor:
“Kilonuz yaşınıza göre oldukça fazla. Eklem yükünüz artmış, diz ağrılarınızın temel sebebi bu. Ayrıca tansiyon değerleriniz de yüksek seyrediyor. Belli ki işlenmiş karbonhidratlardan (paketli gıdalar – noodle, cips vb gibi) vaz geçemiyorsunuz. Bu da sizin sağlığınızı giderek bozuyor ve daha fazlasıyla bozacak da… ”

Tuğçe şaşırmıştı.

Tuğçe:
“Ben daha 40 oldum… Bu kadar erken mi başlar bu sorunlar?”

Doktor ciddi bir ifadeyle cevap verdi:

Doktor:
“Size her gelişinizde söylüyorum sağlıksız beslenme ve hareketsizlik yıllar boyunca birikir. Sorunlar birden değil, yavaş yavaş ortaya çıkar.”

Ömer Efe ise bir sabah göğsünde ağrıyla uyandı. Hastaneye kaldırıldığında doktorlar küçük bir kalp krizi geçirdiğini söylediler.

Ömer Efe:
“Kalp krizi mi? Daha çok gencim ben…”

Doktor başını salladı.

Doktor:
“Kalbiniz sizden çok daha hızlı yaşlanmış. Aşırı şekerli ve yağlı gıdalar, içtiğiniz gazlı kola, gazoz ve gazsız İce tea, kutulanmış meyve suları gibi sağlıksız sıvılar, uzun süreli hareketsizlik ve sigara alışkanlığı… Bunlar birlikte büyük risk oluşturur. Her biri ayrı ayrı çok zararlıdır ve az içiyorum – tüketiyorum demek de mazeret olamaz”

Sihirli Profesör Vitamin bir kez daha bastonunu yere vurdu.

Artık 50 yaşındaydılar. Ömer Efe her sabah bir avuç ilaç içiyordu: şeker, tansiyon ve trigliserid yüksekliği için. Tuğçe ise diz ağrılarından dolayı baston kullanıyor, içtiği ilaçların çokluğundan hepsini tek tek sayamıyordu.

Tuğçe:
“Çocuklarıma eşlik edemiyorum. Evden pek dışarı çıkasım yok ağrılardan ve tabi ki bu kilolar da çok yoruyor beni. Aslında gençken tembeldim düzenli spor yapmadım hiç. Bu yaşa gelince bunun bedeli daha ağır oluyor.”

Ömer Efe:
“Ben de sürekli halsizim. Hiçbir şeye hevesim yok. İlaçsız bir günüm yok artık.”

İki arkadaş bir parkta buluştuklarında konuşmaları hüzünlüydü.

Tuğçe:
“Hatırlıyor musun? Hatice Öğretmenimiz de hep söylerdi…”

Ömer Efe:
“Evet… Ve keşke biri bize deseydi ki bu yiyecekler ileride hayatımızı karartacak… Gülüp geçerdik belki.

Sihirli Profesör Vitamin son kez bastonunu yere vurdu. Artık 60 yaşındaydılar. Tuğçe tip 2 diyabet hastası olmuştu. Gözlerinde bulanıklık sebebi ile görmekte oldukça zorlanıyordu. Kilosu aynıydı ama hastalıklarının ve ilaçlarının sayısı artmıştı. Ömer Efe ise ikinci kez kalp krizi geçirmiş büyük bir kalp ameliyatı olmuştu. Merdivenle bir kat yukarı bile çıkamıyordu. İlaçlarının sayısı da artmıştı.

Doktor (Ömer Efe‘ye):
“Artık fiziksel aktiviteniz çok sınırlı olmalı. Kalp krizi ve devamında ameliyat sonrası toparlanmanız uzun sürecek.”

Ömer Efe yatağında gözlerini tavana dikti.

Ömer Efe:
“Yürüyememek… Bu yaşta çocuk torun sevememek… Her şey çocukken gençken yediğim Noodel, cips, bisküvi, kola, Ice Tea, cips gibi işlenmiş gıdalara mı bağlıydı?”

Tuğçe artık insülin iğnesi kullanıyor, yemeklerini doktor gözetiminde yiyordu. Yine de hastalıkları ilerliyordu. Sık sık hastaneye gitmek zorundaydı.

Son bir baston sesiyle 70 yaşlarına ulaştılar. Artık ikisi de bastonla yürüyen, sık sık hastane kontrollerine giden yaşlı insanlardı. Yanlarında torunları olsa da, onların temposuna yetişemiyor, oyuna katılamıyorlardı.

Ömer Efe:
“Keşke çocukken Hatice Öğretmen bizi uyardığında dinleseydik. Tüm dediklerini yapsaydık…”

Tuğçe:
“Keşke bu yolculuğu çok daha önce yapabilseydik. Ama artık geri dönüş yok…”

Sihirli Profesör Vitamin yanlarına geldi. Yüzünde ciddi bir ifade vardı.

Sihirli Profesör Vitamin:
“Ama gerçek hayatta hâlâ zamanınız var. Bu bir uyarıydı. Gerçek gelecek henüz yazılmadı. Şimdi, diğer yolu görmeye hazır mısınız?”

İkisi de başlarını sallarken gözleri dolmuştu. Sağlıksız seçimlerin nasıl görünmez zincirlerle onları yıllarca bağladığını ve sonunda yaşamlarını kısıtladığını tüm detaylarıyla görmüşlerdi.

Sağlıklı Seçimlerin Işıltılı Geleceği

Gözlerini açtıklarında Ömer Efe ve Tuğçe kendilerini bir sabah koşusunun ortasında buldular. Üzerlerinde eşofmanlar vardı. Güneşli bir ilkbahar sabahıydı. Hava tertemizdi. Ellerindeki su şişeleriyle bir parka doğru koşuyorlardı.

Tuğçe (koşarken gülümseyerek):
Ömer Efe! Bu nasıl olur? Biz… yine büyüğüz ama bu sefer enerjimiz hiç bitmiyor!”

Ömer Efe:
“Vay canına! Aynaya bak! 20 yaşındayız yine de cildimiz çocuklarınki gibi tertemiz!”

Nefesleri düzenli, vücutları zinde, yüzleri pırıl pırıldı. Koşuyu bitirdiklerinde bir banka oturdular ve yanlarında getirdikleri üzerinde peynir parçaları olan yeşil salatalarını çıkardılar.

Tuğçe: (Gülümseyerek ve göz kırparak)
“Şekerli gofretler yok mu?”

Ömer Efe (gülerek):
“Aklımı yitirmedim Gofret yiyecek kadar, tatlı atıştırmalık için küçük kavanozumda bal var. Salatanın yanında kendi yaptığım yoğurtan yaptığım ayran getirdim. Tabi ki sana da…”

Sihirli Profesör Vitamin bir anda yanlarında belirdi. Ceketinin yakasına papatya iliştirmişti, keyfi yerindeydi.

Sihirli Profesör Vitamin:
“Hoş geldiniz. Bu, sağlıklı seçimler yaptığınız evren. Sizi zamana doğru bir yürüyüşe çıkaracağım. Hazırsanız…”

Bastonunu yere hafifçe dokundurdu ve zaman ileri sardı.

Ömer Efe ve Tuğçe artık 30 yaşındaydılar. Ömer Efe sabah kahvaltısında avokado ve yumurta yerken, Tuğçe yogasını tamamlayıp kahvaltıya eşlik etti. Her sabah muhakkak yumurta yiyorlardı. Sonrasında birlikte işe gittiler. Ömer Efe bilim insanı olmuştu, araştırmalar yapıyor bir gurup genç bilim öğrencisine eğitim veriyordu. Herkesin çok şaşırdığı. bir ustalığı daha vardı. Füzyon mutfağında muazzam bir gastronomi insanı olmuştu, Tuğçe ise genç yaşına rağmen tanımış bir Mimar olmuştu. İnşaat ve mimari dünyasında genç dahi diye tanınıyordu.

Ömer Efe:
“Sağlıklı ve lezzetli füzyon mutfağına bayılıyorum. Bir bilim dalı olmalı bence. Öğrencilerime eğitimlerimde hep söylüyorum. Yetinmeyin, durmayın daima okuyun ve çok çalışın” “Ve ben onların alışkanlıklarını değiştirerek kendilerini sevmelerine yardımcı oluyorum. Harika işlerim var.”

Tuğçe:
“Dünyanın hemen her ülkesinden yeni proje teklifler geliyor. İşlerimi ve ekibimi düzene koyuyorum. Çalışmak – başarmak çok önemli tabii ki hayatımı da sağlıklı ve huzurlu yaşamayı ihmal etmiyorum. Kendime de zaman ayırıyorum”

Akşamları yürüyüş yapıyor, ara sıra doğa kamplarına katılıyorlardı. Tuğçe haftada üç gün düzenli yüzmeye gidiyor, Ömer Efe fitnes yapıyordu. İkisi de sağlıklı ve formdaydı. Vücutlarında fazla yağ neredeyse yok gibiydi.

Sihirli Profesör Vitamin tekrar bastonunu yere vurdu. Artık 40 yaşındaydılar.

Tuğçe’nin iki çocuğu vardı. Bahçede sebze yetiştiriyor, onlara nasıl sağlıklı beslenmeleri gerektiğini öğretiyordu. İşlerini evinden yönetiyor, haftanın belirli gün ve saatlerinde ofisine gidiyordu. Ömer Efe’nin de iki çocuğu vardı. Gastronomi alanında harikalar yaratırken uluslararası yeni bir bilim ödülü almıştı.

Tuğçe:
“Bak çocuklar, şu yeşillikler bağışıklık sisteminizi güçlendirir. Şu mor meyveler beyin sağlığı için çok iyidir.”

Çocuklar da annelerine hayranlıkla bakıyordu.

Ömer Efe Yıllık hem diş hem de genel sağlık kontrollerine düzenli giderdi, sonuçlar hep mükemmeldi.

Doktor (gülümseyerek):
Ömer Efe Bey, kan değerleriniz olağanüstü. Yaşınız 40 ama sonuçlarınız 25-30 yaş arası gibi… Sizin yaş grubunuzda bu formda olmak nadir görülen bir durum.”

Ömer Efe:
“Bu sonuçlar, Hatice öğretmenimin sözleri ve benim emeğimin meyvesi. Bir orman yürüşünde sihirli biir dokunuşla değişti dünyam. Çocukken abur cuburu sağlıksız tüm gıdaları bıraktım, hayatım değişti.”

Sihirli Profesör Vitamin tekrar bastonunu yere vurdu. Zaman bir kez daha aktı. Artık 50 yaşındaydılar.

Ömer Efe hâlâ aktifti. Sabahları koşu, öğleden sonraları fitness yapıyordu. Tuğçe ise sağlıklı yaşam üzerine de kendini geliştirmiş halk eğitim seminerleri de veriyordu. Hatta bu konuda üç de kitap yazmıştı.

Tuğçe:
“Okuyuculara anlatmak istediğim en önemli şey, her şeyin çocuklukta Hatice öğretmenim ile başladığı.” diyordu.

Bir sabah kahvaltı masasındaydılar.

Ömer Efe, Bol tereyağda iki yumurta, tere, roka, salatalık ve domates, Tuğçe ise haşlanmış yumurta ve taze cevizli yoğurt yiyordu.

Sihirli Profesör Vitamin tekrar bastonunu yere vurdu. Zaman ilerledi, 60 yaşına geldiler.

Artık torunları vardı. Ama öyle bastonla gezen büyükanneler, büyükbabalar değillerdi. Ömer Efe torununu sırtına alıp parka götürebiliyordu. Tuğçe torunlarına mutfakta sağlıklı kekler yapmayı öğretiyordu.

Tuğçe (torunlarına):
“Bakın bu keki rafine şekerle değil, muz püresiyle tatlandırıyoruz. Hem lezzetli hem sağlıklı!”

Torun (gülerek):
“Babaanne bu daha güzelmiş!”

Ömer Efe ise torunlarıyla bisiklet sürerken yarışlar yapıyordu.

Ömer Efe:
“Hazır mısınız çocuklar? Kim daha hızlı pedal çeviriyor bakalım!”

Torun (bağırarak):
“Dedeee yavaşla! Bu yaşta bu kadar hızlı nasıl gidiyorsun?”

Ömer Efe (gülerek):
“Sağlıklı beslenirsen, her yaşta enerjin olur!”

Ve son baston sesiyle 70 yaşına ulaştılar. İkisi de hala aktifti.

Ömer Efe sabah yürüyüşlerinden sonra kitap okuyor, Tuğçe topluluklara gönüllü sağlık seminerleri veriyordu. Hafızaları yerindeydi, eklem ağrıları yoktu, ilaç kullanmaya gerek kalmamıştı.

Bir sabah, el ele tutuşmuş ormanda yürüyüşe çıktılar. Ağaçların arasında, kuş sesleri arasında yürürken geçmişi andılar.

Ömer Efe:
“Biliyor musun, sağlıklı yaşam sadece hastalıklardan uzak olmak değilmiş. Bu, yaşamın tadını doyasıya çıkarabilmek demekmiş.”

Tuğçe:
“Ve torunlarımızla birlikte koşabilmek, dondurma yemek yerine evde meyve salatası yapmak, onların kahramanı olmak demekmiş.”

Ömer Efe:
“İşte gerçek zenginlik bu…”

Ömer Efe:
“Hatırlıyor musun? Hatice Öğretmenimizle ormanda yürüyüş yapmıştık. Ve sonra sihirli bir Sihirli Profesör Vitamin gelmişti…”

Tuğçe:
“Evet! Ve o Sihirli Profesör Vitamin bize geleceğimizi göstermişti. Biz bu yolu seçtik, iyi ki de öyle yaptık.”

Ve o anda, sihirli Sihirli Profesör Vitamin tekrar karşılarına çıktı. Gülümsüyordu.

Sihirli Profesör Vitamin:
“Geleceğinizin bu hali, küçükken verdiğiniz doğru kararların sonucuydu. Hatice Öğretmeninizle çıktığınız o yürüyüş… Sizi bugünlere getiren o ilk adımdı.”

Bir ışık parladı. Her şey döndü, döndü… Ve kendilerini yine Hatice Öğretmen’le birlikte ormanda yürürken buldular. El eleydiler, ama şimdi her şey değişmişti.

Tuğçe çantasındaki gofreti çıkardı ve Ömer Efe’ye baktı.

Tuğçe:
“Biliyor musun… Canım artık bunu istemiyor.”

Ömer Efe (gülerek çantasına elini attı):
“Aaaaa bu kutudaki sıvı da benden uzak dursunnn.” diye bağırdı

Hatice Öğretmen döndü ve onları gülümseyerek izledi.

Hatice Öğretmen:
“Ne güzel… Gerçek öğrenme, doğru zaman geldiğinde fark etmektir çocuklarım.”

Ömer Efe ve Tuğçe, başlarını sallayarak Hatice Öğretmen ve sınıf arkadaşları ile birlikte ormanın derinliklerine doğru yürümeye devam ettiler. Hayat artık bambaşka görünüyordu.

✨ ✨ ✨

Hikaye Sonu – Hatırlayın bakalım neler öğrendik?

  1. Ne yersek, o oluruz. Sağlıklı beslenmek vücudumuzu güçlü, enerjik ve mutlu yapar.
  2. Cips, kola ve salam gibi yiyecekler lezzetli olabilir ama uzun vadede sağlığımıza zarar verir.
  3. 🏃‍♀️ Düzenli spor yapmak sadece bedenimizi değil, ruhumuzu da güçlü tutar.
  4. 🧠 Sağlıklı alışkanlıklar sayesinde hafızamız güçlü olur, okullarda ve işlerde daha başarılı olabiliriz.
  5. 👨‍👩‍👧‍👦 İyi alışkanlıklar sadece bize değil, ileride çocuklarımıza ve torunlarımıza da örnek olur.
  6. 💡 Her seçimimiz geleceğimizi değiştirir. Küçük yaşta aldığımız kararlar büyüdüğümüzde büyük farklar yaratır.
  7. 🌳 Doğada vakit geçirmek ve hareketli olmak sağlıklı yaşamanın bir parçasıdır.
  8. 🍎 Elma, badem, yoğurt gibi besinler vücudumuzu güçlendirirken, şekerli ve hazır gıdalar zayıflatır.
  9. ❤️ Kendimizi sevmek, bedenimize iyi bakmakla başlar.
Dr. Mustafa KEBAT

📚 📚 📚

Sayın okuyucu,

Yukarıda yer alan hikaye firmalarımız Tetkik OSGB – Tetkik Danışmanlık tarafından sosyal sorumluluğumuz olan çocuklarımızı bilgilendirmek, okumaya, çalışmaya, doğal hayata heveslendirmek ülkemize ve geleceğimize yararlı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak maksadı ile yayınlanmıştır.

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz. Varsa hatalarımızı bildirmeniz daha faydalı olmamıza desteğiniz bizim için çok değerli.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla