Dil Tanısı

Gözlerin senin profesörlerin olacak

Theopbrastus Paracelsus (1493-1541)

En zor iş, gözünüzün önünde ortaya çıkanı tanımaktır.

J. W. Goethe, 18. ve 19. yüzyılın başlarında yaşamış Alman yazar, şair ve doğa bilimci.

İki güzel söz ile konuya başlamamın sebebi hekim muayenesinde de insanın yaşamında da gözlerimizi tabi ki dikkatimiz ve bilincimiz ile birlikte kullanmanın önemini vurgulamaktı.

Bir konuyu ve arka planını – hastalıkları düzgün bir şekilde açıklayabilmemiz – teşhis edebilmemiz için önce onu iyice bilmemiz ve anlamamız gerektiğidir.

Bilgi ve anlayış olmadan bir durumu – hastalığı doğru bir şekilde tanımlamanız veya hatta onu görmemiz imkansızdır.

DİL

Dil vasıtası ile (dili inceleyerek – muayene ederek) teşhis koyma söz konusu olduğunda, insanın anatomisini, fizyolojisini, embriyolojisini ve ayrıca temel tıbbı bilmeyi gerektirir.

İnsan dili sürekli değişime uğrar.

Organizma içindeki ve çevredeki her değişikliği yansıtır.

Eğer bu yazıyı ve devamında aralıklarla yayınlayacağım diliniz konulu yazıları dikkatle okur ve dilinizi günde birkaç kez incelerseniz zaman içerisinde birçok rahatsızlığı ve vücudunuzdaki sorunu erken fark etme bilginiz olacak. Dikkat teşhis koymayacak lakin olası durum hakkında bir öngörünüz olacak.

Dilin anne karnında embriyodan itibaren gelişimi, insan organizmasının kökeniyle yakın ilişkilidir. Vücut içindeki yapısal ve işleyiş mekanizmalarının iletişimi anlamak için dil anahtar organdır.

Dünya üzerinde, kar taneleri gibi aynı olan iki insan dili yoktur. Bu sayede insan dili önemli bir tanı ortamıdır ve hekimler için değerli bir muayene aracıdır.

Maalesef günümüzde coğrafi olarak doğudan batıya doğru gidildikçe temel muayene yöntemleri yerine teknolojik tetkik yöntemlerine öncelik verilse de inspeksiyon (göz ile muayene) her zaman çok değerli bir tekniktir.

Sağlıklı bireylerde dil pembeden kırmızıya kadar renk değiştirir, çünkü
dil kasları ve mukoza zarları çok sık damarı bir yapıya sahip olmakla birlikte kişiden kişiye de yapısal değişiklikler içerir.

Ayrıca, dil ince ve beyaz bir tabakayla kaplıdır. Bu normal beyaz tabaka, genellikle uçlarında bölünmüş iplik benzeri filiform papillaların (papillae filiformes) uçlarından ve mantar şeklindeki fungiform papillalardan (papillae fungiformes) oluşur, ayrıca
yiyecek parçacıkları, tükürük ve bakteriler bulunur.

Örneğin:

Dilin mavimsi veya mor renk değiştirmesi, dildeki venöz kan durgunluğuyla veya organizmada genel bir oksijen eksikliğiyle ilişkilidir.

Bu gibi durumlarda dil altı damarları normalden daha kalın ve koyu görünür ve bu nedenle muayene sırasında dilin alt tarafı da incelenmelidir.

Mor renk, dilin kan damarlarında bulunan kırmızı kan hücrelerindeki oksijen eksikliğiyle ilişkili olabilir.

Dil kalın, yumuşak ve şişmişse, bunun nedeni kan plazmasındaki proteinin azalması olabilir. Bu, kolloid ozmotik basınçta bir düşüşe neden olur. (kanın su çekme kuvveti). Böylece, plazma sıvıları kan damarlarından dil dokularına kaçar ve böylece ödem oluşur. Bu, dilin büyümesine neden olur ve dişlere değecek kadar şişer ve böylece dilin kenarlarında izler bırakır.

Dilin boyutundaki artış, dil kaslarının anormal gevşemesinden de kaynaklanabilir. Ek olarak, lenfatik ve venöz drenaj bozulabilir ve böylece dil gövdesinin şişmesine neden olabilir.

Dildeki çatlaklar, filiform ve fungiform papillalar ayrıldığında veya mukoza zarlarının büzülmesiyle oluşan yakın gruplar oluşturduklarında meydana gelir. Bu her zaman organizmada ciddi sağlık bozukluklarına olduğuna işaret eder.

Bazen dikenler kadar iltihaplı ve çıkıntılı görünebilen pürüzlü ve şiş papillalara sahip granüler bir dil, filiform papillaların mantar formlu papillalara dönüşmesinin sonucudur. Aynı zamanda, mukoza zarı damarlarına kan akışı, dönüşen mantar formlu papillaların kanla tıkanması ve bu nedenle kırmızı ve şiş görünmesiyle artar.

Kuru dil, ya tükürük üretiminin azalmasının ya da tükürüğün sulu kısmının azalmasının sonucudur. Bu, tüm organizma susuz kaldığında veya kan yoğunluğu arttığında, yani hematokrit arttığında ortaya çıkabilir. Bu gibi durumlarda, tükürük salgılanması azalır ve bunun sonucunda kuru bir dil yüzeyi ve susuzluk oluşur.

Kuru dil insan sistemindeki su kaybının en güvenilir klinik belirtilerinden biridir. Çünkü çeşitli sebeplerden kaynaklı her türlü su eksikliği, dilin incelenmesiyle kolayca tespit edilebilir.

Fiziksel aşırı efor, ısı etkisi veya ciddi psikolojik gerginlik durumunda tükürük üretimi azalır ve sonuç olarak dilin yüzeyi kurur. Bu süreçte vücuttaki sempatik sinir sistemi aktive olurken, parasempatik sinir sistemi aktivitesi düşer. Tabi ki sinir sistemindeki bu etkileşim otonom sinir liflerinin neden olduğu bir etki sonucu kan damarlarının çapı daralır. Sonuç olarak, dile ek kan zorlanır ve kırmızı renk değişikliğine neden olur. Bu şekilde kızarmış dili olan kişi ayrıca yüksek tansiyon (hipertansiyon) belirtileri gösterebilir.

Dil bir tarafa doğru eğilmiş ise felç düşünülür. (Hipoglossal sinir – on ikinci kranial sinir merkezi veya çevresel seyrinde tek taraflı bozulmasını ifade eder.) Bu, beyin kanaması (felç), beyin hasarı veya beyin tümörlerinde meydana gelir.

Dil yüzeyinin sarımsı bir tabaka ile kaplanması filiform papillaların nasırlı uçlarında daha fazla artış olması nedeniyle oluşur ve bu gibi durumlarda dilin yüzeyinde hafif bir iltihaplanma bile meydana gelebilir.

Sarı bir renk değişikliği bakteriyel etkiden de kaynaklanabilir.

Dil yüzeyinin siyah bir tabaka ile kaplanması, filiform papillaların nasırlı uçlarında çok güçlü bir artışla ilişkilidir ve nasırlı çıkıntıların yoğun şekilde çoğalması sonucu dilin yüzeyine kahverengimsi siyah bir görünüm verir.

Siyah renk değişikliği belirli mantar türlerinin büyümesinden, dehidratasyonla birlikte görülen yüksek ateşten, bulaşıcı veya kronik hastalıklardan, mide ve bağırsaklarda fonksiyonel bozukluklarından, mantar enfeksiyonundan, uzun süreli ve gereksiz antibiyotik kullanımından kaynaklanabilir.

Dilin yüzeyindeki kaplama kalınlaşırsa, bunun nedeni hastanın çok az yemesi veya sadece sıvı veya yarı sıvı yiyecekler tüketmesi olabilir.

Bu, normal yiyecek alımının neden olduğu dil yüzeyindeki mekanik sürtünmeyi azaltır. Kalın bir kaplama ayrıca yüksek ateş ve tükürük üretiminin azalmasıyla oluşan su kaybından da kaynaklanabilir. Bu da dilin doğal temizleme mekanizmasını bozar. Filiform papillalar daha uzun hale gelirse, kaplama da daha kalın hale gelebilir.

Dil gövdesinin normal rengi
Normal bir dil pembe, yumuşak, esnek, hafif ıslak ve “kaplama” olarak adlandırılamayacak ince beyazımsı bir tabaka ile kaplıdır.
Böyle bir dile sahip bir hasta ciddi şekilde hasta değildir. Kişi, sadece yüzeysel olarak organizmayı etkileyen hafif bulaşıcı hastalıklarda böyle bir dille karşılaşır.

Dil gövdesinin normal rengi

Böyle bir dilin rengi kesinlikle normalden daha açıktır.

Bu, genellikle zayıflığın ve kanlanmanın yetersizliğinin bir işareti olan soğuk algınlığı ve zaafiyet durumuna karşılık gelir.

Hafif, beyaz dil

Nobel ödüllü Albert Einstein, dilini tüm dünyaya (Basına) çıkarıyor..!!

Neden?

Çünkü

İnsan dili, entelektüel anlamı söz konusu olduğunda muhatabına karşı savunmasız ve büyüleyici arketipal bir organdır.

Bu fotoğrafta görüldüğü gibi, Albert Einstein’ın böylesine doğan ve anlık bir tepki ile dilini göstermesinin insan etkileşiminde ne kadar önemli bir işlevi olduğunun yanı sıra (tıbbi bağlamda) durumu hakkında önemli bilgiler elde edebileceğimizi de göstermektedir..

Einstein’ın dili bilinçaltında beden ve zihin, doğa ve ruh arasındaki boşluğu kapatır. (Descartes bu hususu res extensa ve res cogitans arasındaki Kartezyen ayrımı larak adlandırır)

Bu fotoğrafta Albert Einstein’ın dilini incelediğimizde; dili dar, gergin ve hafifçe büzülmüş, kenarları şiş ve kırışık görünüyor.

Muhtemelen fotoğrafınn çekildiği günlerde uykusuzluktan muzdarip. Bir mide rahatsızlığından ve kabızlıktan etkilenmiş olabilir. Şişmiş kenarlar, yükselen karaciğer
sorununu ve müteakip olarak içindeki huzursuzluğun boşalımı olarak da basına dil çıkardığını söyleyebiliriz.

Dil tanısı, hekimin hastasını gerçek ve rasyonel olarak anlamasını sağlar.

Dil konusundaki bilgi ve tecrübenin günümüz tıp teknojisi ile koordineli olması durumunda hastalara verilecek sağlık hizmeti kalitesini arttıracağı sanırım tartışmaya gerek olmayan bir husustur.

Özetle;

Giriş yaptığım Dil tanısı, sizlerin fiziki öz değerlendirmenizi yapmanız için de yararlı olacağı düşüncesindeyim.

Sonraki Dil tanısı yazılarında gördüklerinizi değerlendirmeniz hususunda fotoğraflarla birlikte bilgilendirmelere devam edeceğim.

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Dilde Hiperpigmentasyon ve Sistemik Semptomlar https://www.aafp.org/pubs/afp/issues/2020/0415/p499.html

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

Tetanoz Aşısı Olmak Zorunlu mu?

SORU: Çalışanlara istemedikleri – kabul etmedikleri halde Tetanoz aşısı yapabilir miyiz? / Yaptırabilir miyiz? / Tetanoz Aşısı olmaları için zorlayabilir miyiz?

CEVAP: HAYIR YAPTIRAMAZSINIZYAPILMASI İÇİN DE ZORLAYAMAZSINIZ

NEDEN: Neden zorlayamayacağınızın cevabını ayrıntıları ile inceleyelim.

Tetanoz aşılaması koruyucu sağlık hizmeti niteliğinde bir tıbbi müdahaledir.

Tıbbi müdahalenin hukuka uygun olup olmadığına ve hekimin sorumluluğunun sınırlarına, ülkemizdeki yasal düzenlemeler ve imzaladığımız uluslararası sözleşmelere göre karar verilmesi gerekmektedir.

Herhangi bir salgın hastalık veya bir başkasını olumsuz etkileyebilecek hastalık olmadığı müddetçe kişinin veya velisinin rızası alınmaksızın tıbbı müdahalede bulunulamaz.

Tetanoz aşılaması da buna dâhildir.

Sırayla başlayalım..

Umumi Hıfzıssıhha Kanunu‘ na Göre

Umumi Hıfzıssıhha Kanunu Madde 72. maddede aşılamaya yönelik hükümler geçmektedir.

Umumi Hıfzıssıhha Kanunu 72. Maddesi: “57’nci maddede zikredilen hastalıklardan biri zuhur ettiği veya zuhurundan şüphelenildiği takdirde aşağıda gösterilen tedbirler tatbik olunur:

1- Hasta olanların veya hasta olduğundan şüphe edilenlerin ve hastalığı neşrü tamim eylediği tetkikatı fenniye ile tebeyyün edenlerin… tecrit ve müşahede altına vaz’ı. 

2- Hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı tatbiki.

7- Dâhilinde sari ve salgın hastalıklardan biri zuhur eden umumi mahallerin tehlike zail oluncaya kadar set ve tahliyesi.

Dikkat edilmesi gereken husus 72. madde de herkese her durumda aşı yapılacağı gibi bir zorunluluk yoktur. Sadece salgın hastalık durumunda alınacak tedbirlere dair hükümler yer almaktadır

72. Maddenin 2. Bendinde dikkat edilmesi gerekenHastalara veya hastalığa maruz bulunanlarayazdığıdır; 57. maddede sayılan hastalıkların ortaya çıkması veya çıkacağından şüphe edilmesi durumunda hastalar, hasta olduğundan şüphe edilenler öncelikle tecrit edilip müşahede altına alınacak ve sonra hastalara veya hastalığa maruz kalanlara serum ve aşı uygulanacaktır.

Söz konusu bu maddede herkese her durumda aşı yapılacağı gibi bir zorunluluktan bahsedilmemektedir.

Lakin önemli bir husus da Umumi Hıfzıssıhha Kanunu Madde 72 de geçen uygulamaların yine Umumi Hıfzıssıhha Kanunu Madde 57 de belirlenmiş hastalıklar için geçerli olduğudur. Ve Sadece salgın hastalık durumunda alınacak tedbirleri olduğu da hatırdan çıkartılmamalıdır.

Umumi Hıfzıssıhha Kanunu 57. Maddesi: “Kolera, veba (Bübon veya zatürre şekli), lekeli humma, kara humma (hummayi tiroidi) daimi surette basil çıkaran mikrop hamilleri dahi – paratifoit humması veya her nevi gıda maddeleri tesemmümatı, çiçek, difteri (Kuşpalazı)- bütün tevkiatı dahi – sari beyin humması (İltihabı sahayai dimağii şevkii müstevli), uyku hastalığı (İltihabı dimağii sari), dizanteri (Basilli ve amipli), lohusa humması (Hummai nifası) ruam, kızıl, şarbon, felci tıfli (İltihabı nuhai kuddamii sincabii haddı tifli), kızamık, cüzam (Miskin), hummai racia ve malta humması hastalıklarından biri zuhur eder … vak’ayı haber vermeye mecburdurlar…. ”

Görüldüğü gibi

Umumi Hıfzıssıhha Kanunu Madde 57 de belirlenmiş hastalıklar içinde tetanoz YOKTUR.

T.C. Anayasası‘na Göre

Bu konuda en temel düzenleme T.C. Anayasası’nın 17/II. MaddesiTıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz” Görüldüğü gibi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasamızda kişinin vücut bütünlüğü ve sağlığı üzerindeki haklarının en temel haklardan biri olduğu belirtilmiş ve hükme bağlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi; 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanun ve (Aslen konumuz çalışanlara yapılan tetanoz aşılaması olsa da) 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu değerlendirdiğinde zorunlu görülen bütün çocukluk çağı aşılarına yeterli bir yasal dayanak oluşturmadıkları görüşünü şu şekilde yazılı hale getirmiştir;

“… doğan her çocuğa belirli bir yaş periyoduna bağlı olarak ve ebeveynin rızası hilafına, ilgili idarece belirlenecek olan her türlü aşının tatbiki yetkisi verildiği şeklinde anlaşılması olanaklı değildir. Aksinin kabulü hâlinde uygulanacak tıbbi müdahalenin tür ve kapsamı belirsiz olacak şekilde, rıza verilmeyen müdahale türlerinin gündeme gelmesi muhtemeldir.

Resmî Gazete Tarihi: 02.11.2011 Resmî Gazete Sayısı: 28103 ile yayınlanan 663 Sayılı KHK  dikkatle incelendiğinde Türkiye Halk Sağlığı Kurumuna, bağışıklama konusunda verilen görev ve yetkiler verildiği lakin tetanoz aşılaması konusunda temel hakları sınırlandırabilecek bir kanuni düzenleme olmadığı görülecektir.

Türk Medeni Kanunu‘ na Göre

Resmî Gazete Tarihi: 08.12.2001 Resmî Gazete Sayısı: 24607 olan 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 24: “…Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” hükmü bulunmaktadır.

Tababet Ve Şuabatı San´Atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ‘una Göre

Resmî Gazete Tarihi: 14.04.1928 Resmî Gazete Sayısı: 863 olan Tababet Ve Şuabatı San´Atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ‘un 70. maddesi: “Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar….” hükmünü zorunlu kılar.

Hasta Hakları Yönetmeliği’ne Göre

Resmî Gazete Tarihi: 01.08.1998 Resmî Gazete Sayısı: 23420 olan Hasta Hakları Yönetmeliği’nin (H.H.Y) 5, 22, 24, 25, 26. maddeleri konumuzla yakından ilgilidir.

Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 5. maddesi: “Sağlık hizmetlerinin sunulmasında aşağıdaki ilkelere uyulması şarttır:

d) Tıbbi zorunluluklar ve kanunlarda yazılı haller dışında, rızası olmaksızın kişinin vücut bütünlüğüne ve diğer kişilik haklarına dokunulamaz…”

Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 22. Maddesi: “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz…” hükmünü taşımaktadır.

Hasta Hakları Yönetmeliği’nin “Hastanın rızası ve izin” başlıklı 24/1. maddesinde ise: “Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası gerekir. Hasta küçük veya mahcur ise velisinden veya vasisinden izin alınır…”hükmü yer almaktadır.

Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 25. Maddesi: “Kanunen zorunlu olan haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere; hasta kendisine uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddetmek veya durdurulmasını istemek hakkına sahiptir….” hükmü yer almaktadır.

Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 26. Maddesi: “Kanuni temsilcinin muvafakatinin gerektiği ve yeterli olduğu hallerde dahi, mümkün olduğu ölçüde küçük veya mahcur olan hastanın dinlenmesi suretiyle tıbbi müdahaleye iştiraki sağlanır.hükmü yer almaktadır.

16 – 18 yaş arası genç çalışanlar için ise bakılması gereken ayrıca hükümler de mevcuttur.

Türk Ceza Kanunu’nuna Göre

Türk Ceza Kanunu’nun “Kasten yaralama” başlıklı 86/1 maddesinde: “Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmüne yer verilmiştir.

“…Hekimin, hastanın rızasını almaksızın, hastayı aydınlatmaksızın veya endikasyon bulunmaksızın yaptığı her türlü tıbbi müdahale kasten yaralama suçunu oluşturur…

Çocuk Hakları Evrensel Bildirgesin‘e Göre

(Aslen konumuz çalışanlara yapılan tetanoz aşılaması olsa da)

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde kabul ettiği, 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe giren ve Türkiyenin 14 Ekim 1990 tarihinde imzaladığı ve 27 Ocak 1995’te yürürlüğe giren, Çocuk Hakları Evrensel Bildirgesinin 2. ilkesine göre: “Çocuklar özel olarak korunmalı, yasa ve gerekli kurumların yardımı ile fiziksel, zihinsel, ahlaki, ruhsal ve toplumsal olarak sağlıklı normal koşullar altında özgür ve onurunun zedelenmeyecek şekilde yetişmesi sağlanmalıdır. Bu amaçla çıkarılacak yasalarda çocuğun en yüksek çıkarları gözetilmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’sinin 17, 29 ve 30. maddeleri hükümlerini T.C. Anayasası ve 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Anlaşması hükümlerine ve ruhuna uygun olarak yorumlama hakkını saklı tutmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne Göre

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen Codarcea/Romanya, No. 31675/04, (European Court of Human Rights) 2 Haziran 2009 tarihli kararda; “ hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde hastalarını bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri gerektiği “ yazılıdır.

Hekimlik Meslek Etiği Kuralları‘na Göre

Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 26. maddesinde düzenleme yapılmış ve “Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir….”

Görüldüğü gibi yukarıya alınan Anayasa, Yasa ve Yönetmelik hükümleri uyarınca vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı, insan haklarının en önemli parçasıdır.

Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında ancak kişiden aydınlatılmış onam/muvafakat alınarak, çocuklara ise velisinin aydınlatılmış onamı alınmak ve çocuğun da iştiraki sağlanmak şartıyla tıbbi müdahalede bulunulabilecektir. Aydınlatma ve onam/ muvafakat, tıbbi müdahaleyi hukuka uygun hale getiren ayrı birer unsurdur.

Yasa ve yönetmeliklerimizde tetanoz aşısına, genel kuraldan farklı bir hukuki nitelik kazandıran veya farklı uygulama getiren bir hüküm yoktur. Yani tetanoz aşısı için aydınlatılmış onam aranmayacağına dair bir hüküm bulunmamaktadır. Tetanoz aşısı ile ilgili düzenleme Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda mevcuttur.

HANGİ AŞI ZORUNLU

Uluslararası Sağlık Tüzüğü tarafından belirlenen zorunlu aşı sadece sarı humma aşısı dır. Sarı humma aşısı zorunluluğu sadece hastalığın yaygın olduğu ülkelere seyahat eden kişiler içindir.

SONUÇ

  1. Tıp biliminin kuralları uygulanmak suretiyle yapılan her türlü müdahale, tıbbi müdahaledir.
  2. Tıbbi müdahalelerin tamamında aydınlatma ve rıza şartı vardır.
  3. Tetanoz aşısı da tıbbi müdahaledir ve dolayısıyla, aydınlatma ve rıza alınması zorunludur.
  4. Tetanoz aşısının önleyici nitelikte olması tıbbi müdahale olmadığı anlamına gelmez.
  5. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda açık bir şekilde zorunlu olduğu belirtilenler dışında hiçbir aşı zorunlu değildir.
  6. Dolayısıyla, bu kanun dışındaki bütün aşılar bakımından aydınlatma ve rıza zorunluluğu vardır.
  7. Bir yasal hüküm ile aşı zorunluluğu getirilse dahi, haklı gerekçeleri olmadığı takdirde bu yasa hükmü, Avrupa Biyotıp Sözleşmesi ile Anayasa’ya aykırı olabilir.

Türkiye Cumhuriyeti ve tabi olduğumuz uluslar arası sözleşmeler, genel bir aşı yükümlülüğü için bir yetkilendirme içermemektedir. Bu nedenle kanunda açıkça düzenlenmediği sürece herhangi bir aşı zorunlu tutulamayacaktır.

Her ne kadar iyi niyet ve bilimsel uygunluk olsa da hiçbir çalışanın muvafakatı olmaksızın tetanoz aşılaması ve benzeri aşılama yapmak mümkün değildir.

Aksi davranışlar hukuksuz olacağı için sorumluların cezai durumlarla karşılaşması söz konusudur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

01.12.2024 tarihi itibari ile yürürlükteki kanun ve yönetmeliklerden yararlanılmıştır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Derleyen

DR MUSTAFA KEBAT

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Mesleki Solunum Yolu Hastalıkları

Çalışanın işyerinde geçirdiği herhangi bir akciğer hastalığı Mesleki Solunum Yolu hastalığıdır.

Çalışanın belirli tozlara tekrar tekrar maruz kalması nedeniyle oluşur. Hatta bu tozlara maruz kaldıktan uzun süre sonra bile Mesleki Akciğer Hastalığa gelişebilir.

Bazı sektörlerde ve işyerlerinde mesleki solunum yolu hastalığı çok daha yoğundur. En yaygın görülenler kömür madenleri ve fabrikaları yüksek miktarda toz bulunan alanlardır. Bunlara Asbest ve Silika tozunun yanı sıra duman, gaz ve diğer parçacıklar da dahildir.

Mesleki Solunum Yolu Hastalığı Genel Sınıflaması

A. Pnomokonyozlar

  • – KİP (Kömür İşçisi Pnömokonyozu)
  • – Silikosis
  • – Asbestosis
  • – Silikat pnömokonyozları
  • – Berilyum hastalığı
  • – Diğerleri: Aluminyum, Antimon, Baryum, Kobalt, Siderosis, Miks toz Pnömokonyozları, vb.

B. Mesleki astım

C. Bissinosis

D. Mesleki Hipersensitivite Pnömonileri (HSP)

E. Mesleki KOAH(kr.bronşit-amfizem)

F. Toksik ajanlara bağlı patolojiler: Amonyak, Kadmiyum, Klorin, MetalPolymer-Organik tozların ateşi(MFF-PFF-ODF)

G. Mesleki Akciğer kanserleri

H. Solunum sisteminin mesleki infeksiyöz hastalıkları

Mesleki solunum yolu hastalığının belirtileri

Mesleki solunum yolu hastalığının belirtileri değişir. Bunlar çalışma ortamınıza, hastalık türünüze ve sağlık durumunuza bağlıdır. Sigara içmek belirtilerinizi kötüleştirebilir.

Belirtiler Soğuk algınlığı, Grip veya Alerji belirtilerine benzeyebilir, örneğin:

  • Kuru, kaşıntılı veya boğaz ağrısı
  • Burun akması
  • Öksürük
  • Ateş
  • Sıkı göğüs
  • Göğüs ağrısı
  • Kas veya vücut ağrıları
  • Nefes darlığı veya anormal solunum gibi solunum sorunları

Semptomlar devam ederse ve işyerinde ortaya çıkıyor gibi görünüyorsa çalışan derhal işyeri hekimine başvurmalıdır. Semptomların kaydı ttutulmalıdır.

Mesleki Solunum Yolu Hastalıkları Sebepleri

İşyerinde bulunan birçok madde hastalığa neden olabilir. Yaygın nedenler şunlardır:

  • Ahşap, pamuk, kömür, asbest, silika ve talk gibi şeylerden gelen toz.
  • Pestisitler, ilaç veya enzim tozları ve fiberglas da akciğerlerinize zarar verebilir.
  • Mikrodalga patlamış mısır yapmak için kullanılan tahıl taneleri, kahve parçacıkları ve yiyecek aromaları bile hasara yol açabilir.
  • Hızlı bir şekilde ısıtılıp soğutulan metallerden çıkan dumanlar. Bu işlem havada taşınan ince, katı parçacıklarla sonuçlanır. İş örnekleri arasında kaynak, eritme, fırın işleri, çanak çömlek yapımı, plastik üretimi ve kauçuk işlemleri yer alır.
  • Yanan malzemelerden çıkan duman. Duman çeşitli parçacıklar, gazlar ve buharlar içerebilir. İtfaiyeciler daha fazla risk altındadır.
  • Formaldehit, amonyak, klor, kükürt dioksit ve azot oksitler gibi gazlar. Bunlar kaynak, lehimleme, eritme, fırında kurutma ve fırın işleri gibi yüksek ısı işlemlerinin olduğu işlerde bulunur. Ayrıca kimyasallar kullanan bir laboratuvarda çalışıyorsanız risk altındasınız.
  • Buharlar, tüm sıvıların yaydığı bir gaz türüdür. Buharlar, akciğerleri etkilemeden önce genellikle burnunuzu ve boğazınızı tahriş eder.
  • Boyalar, cilalar (vernik gibi), saç spreyi, böcek ilaçları, temizlik ürünleri, asitler, yağlar ve çözücülerin (terebentin gibi) buharları veya spreyleri.

Mesleki solunum yolu hastalıkları nasıl teşhis edilir?

Meslek hastalıklarının genelinde en önemli tanı aracı çalışanın özgeçmişin ayrıntılı olarak öğrenilmesidir.

Mesleki solunum hastalığı olduğunu düşünen çalışanın işyeri hekimine ve gerektiğinde göğüs hastalıkları uzmanına muayene olması desteklenmelidir. İşyeri hekimine gitmeden önce çalışan aşağıdaki muhtemel soruların cevaplarını netleştirmelidir

  • Belirtilerinizin ilk ne zaman ortaya çıktığını,
  • Belirtileri ne sıklıkla yaşadığınızı,
  • Sıkıntılarınızın günün hangi saatinde daha kötü olduğunu,
  • İşyerinde ne tür malzemelerle temas ettğinizi,
  • İşyerindeyken kendinizi daha mı kötü hissettiğinizi düşünmeli ve not almalısınız.

İşyeri hekiminiz ayrıca çalışma ortamınızı ve maruziyetinizi sizin bakış açısından bilmek isteyebilir ve bu konular hakkında sorular sorabilir.

  • Semptomların gün, saat ve süresini içeren kaydı.
  • Önceki işlerinizin, hobilerinizin ve varsa sigara içme alışkanlıklarınızın listesini

Çalışan işyeri hekim haricinde bir hekime başvuracak olursa bu durumda işyeri ve. çalışma koşulları hakkında bilgi ve belgeleri de yanında götürmlidir.

  • Tamamlanmış mesleki sağlık geçmişi formlarınızı
  • İşyerinizde almanız gereken önlemler ve tedbirlerin listesini.
  • İşvereninizin malzeme güvenlik veri sayfaları (MSDS’leri) ayrıca isteyebilir

Çalışan hekim görüşmesi sonrası çalışanın şikayetlerine göre hekim tarafından tetkik ve tahliller istenecektir.

  • Akciğerleri dinlemek (oskültasyon)
  • Akciğer performansını görmek için bir solunum testi.
  • Göğüs röntgeni veya BT taraması akciğerlerdeki kitleleri, sıvıyı veya iltihabı tespit edebilir.
  • Hastalığın türünü ve şiddetini belirlemek için bronkoskopi, biyopsi veya ameliyat dahil olabilir.

Mesleki Solunum Yolu hastalıkları önlenebilir mi?

İşletme Yönetiminin yapması gerekenler

  • Firma için yapılmış risk analizinde Mesleki Solunum Yolu Hastalıkları risklerini ortadan kaldırmak için gerekli mühendislik çalışmalarını, ekipman alımını, riskli kimyasalların daha az riskli olanlarla değiştirilmesi vb gibi tüm detayları düzeltmelidir
  • Çalışanların iş ortamının Mesleki Solunum Yolu Hastalıkları, işyerindeki Solunum Yolu risk etmeleri vb gibi hususlarda düzenli eğitim almalarını sağlamalıdır.
  • Mesleki Solunum Yolu Hastalığı oluşumunun oluşursa da gelişiminin önlenmesi için çalışanın işe başladığı ilk günden itibaren işyeri hekimi takibinde olması sağlanmalıdır.

Bu amaçla;

  • Ayrıca çalışanın yanında bulunduğu ortamda başkalarının yaptığı işlerde ortaya çıkan maruziyetleri de içeren ayrıntılı iş akış şemasına göre bu maruziyetlerin tipi ve yoğunluğuna göre sağlık süreci de ayıca dikkate alınmalıdır.
  • İş kolunuza bağlı olarak, mesleki solunum yolu hastalığından kaçınamayabilirsiniz. Hastalık riskinizi azaltmak için maruziyeti sınırlamayı deneyebilirsiniz. Yapabileceğiniz şeyler şunlardır:
  • Çalışanlar işe başladıklarından itibaren ilk olarak yapacakları işin sağlık risklerine uygun tahlil ve tetkikleri yaptırılmalıdır.
  • EK2 formu çalışanın kişisel sağlık beyanı kısmı özellikle kendisi tarafından doldurulmalıdır.
  • İşyeri tarafından çalışanın özgeçmişi ayrıntılı olarak sorgulanmalıdır.
  • İşyeri hekimi çalışmak üzere işe alınan kişinin sağlık durumunun yapacağı işe uygun olup olmadığını; çalışanın kişisel sağlık beyanına, tahlil ve tetkiklerine ve yapacağı muayeneye göre göre kararını vermelidir.
  • İşyeri hekiminin belirleyeceği şekilde, çalışanların yaptıkları işin sağlık risklerine uygun aralıklarla tahlil ve tetkikleri tekrarlamalıdır. (Periyodik Sağlık Kontrolü)
  • İş yeri hekimi tarafından, periyodik sağlık kontrolü kapsamında yapılan çalışanın tetkik ve tahlilleri, öncekiler ile, yeni doldurduğu Ek2 kişisel sağlık durumu beyanı öncekiler ile ve kendi muayene bulgularını öncekilerle mukayese ederek sağlık durumunda varsa değişimi tespit etmelidir.

Çalışan Ne Yapmalı?

  • Sigara ve benzeri maddelerin kullanımını bırakmalıdır.
  • Çalışma alanında kullanılması gereken Kişisel Koruyucu donanımları (KKD) doğru şekilde kullanmalıdır.
  • Çalışma alanın havalandırmasının düzenlenmesine katkı vermelidir.
  • İşyerinde önceden belirlenmiş sağlık ve güvenlik önlemlerini ve ilk yardım süreçlerini öğrenmelidir.

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla