Gözyaşı Yolculuğu – Küçük Gençlere
Hatice Öğretmen’in sınıfı o sabah oldukça neşeliydi.
Pencereden içeri giren güneş ışığı sıraların üzerine altın gibi yayılmıştı. Tahtada renkli tebeşirlerle yazılmış başlık dikkat çekiyordu:
“İNSAN VÜCUDU: DUYGULAR VE BEDEN”
Sınıfta herkes merakla oturuyordu.
Hatice Öğretmen gülümsedi.
“Bugün vücudumuzun çok ilginç bir özelliğini konuşacağız.”
Tam o sırada Zehra parmağını kaldırdı.
“Öğretmenim…”
“Evet Zehra?”
“Gözyaşı nasıl oluşur?”
Sınıf bir anda sessizleşti.
Tibet:
“Gerçekten… nasıl oluyor?”
Elif:
“Üzülünce mi sadece?”
Asya:
“Bazen gülerken de ağlıyorum.”
Defne Ebrar:
“Soğan doğrayınca da ağlıyoruz.”
Nilda:
“Rüzgâr gelince de oluyor.”
Mercan:
“Peki gözyaşı nereden geliyor?”
Hatice Öğretmen gülümsedi.
“Bu sorunun cevabı… anlatmakla bitmez.”
Çınar heyecanlandı:
“Deney mi yapacağız?”
Hatice Öğretmen çekmeceye yöneldi.
Çekmeceyi açtı.
İçinden küçük, parlak, yıldız işlemeli bir çıngırak çıkardı.
Mehmet Atlas fısıldadı:
“Yoksa…”
Eylül gözlerini açtı:
“Sihirli mi?”
Hatice Öğretmen göz kırptı.
“Evet.”
Mila heyecanla:
“Profesör gelecek mi?!”
Hatice Öğretmen çıngırağı kaldırdı.
Tıngır…
Tıngır…
Tıngır…
Sınıfın ortasında mor bir ışık döndü.
Parlak yıldızlar havada dans etti.
Sonra…
Bir duman bulutu içinden beyaz sakallı, yuvarlak gözlüklü biri çıktı.
“Merhaba çocuklar!”
“Ben Sihirli Profesör Biyoloji!”
Kıvanç ayağa kalktı:
“Yine geldi!”
Yaman:
“En sevdiğim ders başladı!”
Defne Yaz:
“Bu sefer nereye gidiyoruz?”
Ela 1:
“Kalbe mi?”
Ela 2:
“Beyne mi?”
Aziz:
“Kaslara mı?”
Can:
“Midede mi gezeceğiz?”
Atlas:
“Ben gözü görmek istiyorum!”
Ali:
“Ben de!”
Zehra heyecanla:
“Gözyaşı nerede oluşuyor?”
Ege derin nefes aldı:
“Profesör… gerçekten gözün içine girecek miyiz?”
Profesör gülümsedi.
“Evet.
Bugün…
bir damla gözyaşının doğumunu izleyeceğiz.”
Sınıf hep bir ağızdan:
“Vaaaaay!”
Profesör bastonunu yere vurdu.
FIIIŞŞ!
Sınıf küçülmeye başladı.
Sıralar devleşti.
Tahta gökyüzü gibi oldu.
Bir anda hepsi ışık tünelinde süzüldü.
Tibet:
“Uçuyoruz!”
Elif:
“Bu çok güzel!”
Asya:
“Parlıyoruz!”
Sonra…
Yumuşak bir yere indiler.
Etraf karanlıktı ama ortada dev bir yuvarlak pencere vardı.
Mavi… parlak… ıslak…
Defne Ebrar fısıldadı:
“Bu… ne?”
Profesör:
“Göz.”
Nilda:
“Bir gözün üstündeyiz!”
Mercan hayranlıkla:
“Ne kadar büyük!”
Çınar:
“Ben kirpikleri görüyorum!”
Mehmet Atlas:
“Burası kirpik ormanı gibi!”
Eylül:
“Göz kapağı açılıp kapanıyor!”
Mila:
“Bu inanılmaz…”
Profesör:
“Hoş geldiniz.
Bir çocuğun gözündesiniz.”
Kıvanç:
“Gerçekten mi?!”
Yaman:
“Şimdi gözyaşı oluşumunu görecek miyiz?”
Profesör:
“Evet. Ama önce gözün yapısını öğrenmeliyiz.”
Profesör bastonunu salladı.
Bir anda gözün içi aydınlandı.
Renkli yollar belirdi.
Parlak tüneller oluştu.
Defne Yaz:
“Burası bir şehir gibi!”
Ela 1:
“Işık yolları var!”
Ela 2:
“Ve sıvılar…”
Aziz:
“Bunlar gözyaşı mı?”
Profesör:
“Henüz değil. Ama yaklaştınız.”
Can:
“Gözyaşı nerede üretiliyor?”
Profesör:
“Gözyaşı fabrikasında.”
Atlas:
“Fabrika mı?!”
Ali:
“Gözün içinde fabrika mı var?”
Zehra:
“Gerçekten var mı?”
Ege:
“Gösterecek misiniz?”
Profesör bastonunu kaldırdı.
“Hazır olun.
Şimdi…
gözyaşı bezine gidiyoruz.”
Bir ışık yolu oluştu.
Sınıf kayarak ilerledi.
Parlak bir saraya benzeyen yere geldiler.
Kapıda yazıyordu:
GÖZYAŞI BEZİ MERKEZİ
Tibet:
“Bu kadar büyük mü?!”
Profesör:
“Siz küçüksünüz.”
Elif:
“Burada mı oluşuyor?”
Profesör:
“Evet.”
Asya:
“Gözyaşı gerçekten üretiliyor mu?”
Profesör:
“Evet. Hem de sürekli.”
Defne Ebrar:
“Sürekli mi?!”
Nilda:
“Biz fark etmiyoruz.”
Mercan:
“Demek göz hep ıslak.”
Çınar:
“Bu iyi mi?”
Profesör:
“Çok iyi.
Çünkü gözyaşı olmadan göremezdiniz.”
Sınıf aynı anda:
“NE?!”
Profesör gülümsedi.
“Gerçek ders şimdi başlıyor.”
Gözyaşı bezinin bulunduğu o büyük, ışıklı yapının önünde duran sınıf, ilk anda sanki dev bir sarayın kapısına gelmiş gibi hissetmişti; çünkü gördükleri yapı sıradan bir organ parçası değil, düzenli çalışan, ışıklarla dolu ve içinde sayısız küçük işçinin çalıştığı muhteşem bir üretim merkeziydi. Kapının üzerindeki yazı altın gibi parlıyordu:
“GÖZYAŞI ÜRETİM MERKEZİ — LAKRİMAL BEZ”
Profesör bastonunu yavaşça kaldırarak kapıya dokundu ve kapı, içeriye doğru sessizce açılırken içeriden yumuşak, berrak bir su sesi yükseldi; bu ses ne bir dere şırıltısı kadar güçlü ne de yağmur damlası kadar hafifti, ikisinin arasında, huzur veren bir akış gibiydi.
Tibet hayranlıkla etrafına bakarak uzun bir nefes aldı ve sanki gördüğü manzaranın büyüsüne kapılmış gibi yavaşça konuştu:
“İnanamıyorum… gözümüzün içinde böyle bir yer olduğunu hiç düşünmemiştim; dışarıdan bakınca küçücük görünen bir organın içinde bu kadar büyük ve düzenli bir dünyanın saklı olabileceği aklıma bile gelmezdi.”
Elif, parlak duvarlardan yansıyan ışıkların yüzüne vurduğunu hissederek dikkatle ilerledi ve merakla profesöre dönüp sordu:
“Profesör, gözyaşı gerçekten burada mı üretiliyor; yani her ağladığımızda bu fabrikanın içinde çalışan küçük işçiler mi gözyaşını hazırlıyor ve gözümüze gönderiyor?”
Profesör gülümsedi; gözlüklerinin camı, etraftaki berrak sıvının yansımalarıyla parladı ve sakin, öğretici bir ses tonuyla cevap verdi:
“Evet Elif, gözyaşı dediğimiz o küçük damla aslında son derece düzenli, planlı ve bilimsel bir üretim sürecinin sonucudur; gözyaşı bezi, gözün üst dış kısmında yer alan ve sürekli çalışan bir üretim merkezi gibi davranarak gözün yüzeyini koruyan, temizleyen ve besleyen sıvıyı üretir.”
Asya, kapıdan içeri adım atarken zeminin hafifçe titreştiğini hissetti ve şaşkınlıkla etrafına bakarak konuştu:
“Bu yer sanki canlı gibi… duvarlar hareket ediyor, ışıklar akıyor ve her şey bir ritim içinde çalışıyor; sanki gözün içinde yaşayan bir şehirdeyiz.”
Profesör başını onaylar şekilde salladı:
“Çok doğru bir gözlem Asya; çünkü vücudumuzdaki her organ aslında kendi içinde yaşayan, çalışan ve iletişim kuran hücrelerden oluşan küçük bir şehir gibidir ve gözyaşı bezi de bu şehirlerin en hassas ve en düzenli olanlarından biridir.”
Defne Ebrar, duvarlardan süzülen berrak sıvıyı fark ederek bir adım öne çıktı ve dikkatle inceleyerek sordu:
“Profesör, bu gördüğümüz sıvı gözyaşının kendisi mi, yoksa henüz oluşmamış bir karışım mı; çünkü çok temiz ve ışıklı görünüyor.”
Profesör yavaşça yürüyerek duvarın yanındaki şeffaf bir havuzun başında durdu ve parmağıyla sıvıyı işaret ederek açıklamaya başladı:
“Bu, gözyaşının ham hali diyebileceğimiz temel sıvıdır; içinde su, tuz, proteinler ve göz yüzeyini koruyan özel maddeler bulunur. Gözyaşı yalnızca duygularımızın bir sonucu değildir; aslında gözümüzün sağlıklı kalması için sürekli üretilen bir koruma sıvısıdır.”
Nilda, bu sözleri duyunca şaşkınlıkla gözlerini açtı ve içten bir merakla konuştu:
“Yani biz ağlamasak bile gözümüzde sürekli gözyaşı var mı; fark etmeden gözümüzün üzerinde dolaşıyor mu?”
Profesör gülümseyerek başını salladı:
“Evet Nilda, gözlerimiz her saniye ince bir gözyaşı tabakasıyla kaplıdır; bu tabaka göz yüzeyini nemli tutar, mikroplardan korur ve görmemizi netleştirir.”
Mercan, bu bilgiyi duyunca gözlerini kırpıştırarak düşünceli bir şekilde konuştu:
“Demek göz kırpmamızın sebebi de bu olabilir; göz kırptıkça gözyaşı yayılıyor ve gözümüz temizleniyor.”
Profesör, Mercan’ın dikkatli gözleminden memnun olmuş bir ifadeyle cevap verdi:
“Kesinlikle doğru; her göz kırpışınızda gözyaşı göz yüzeyine yayılır ve gözünüzü adeta görünmez bir temizlik bezinin silmesi gibi temizler.”
Çınar, fabrikanın içinde çalışan küçük, ışıklı hücrelere bakarak heyecanla konuştu:
“Profesör, şu küçük ışıklar çalışan işçiler gibi görünüyor; gerçekten gözyaşı üretiminde çalışan hücreler mi bunlar?”
Profesör bastonunu hafifçe sallayarak o ışıklı noktaları büyüttü ve çocukların daha net görmesini sağladı:
“Evet Çınar, bunlar lakrimal bezin hücreleridir; her biri minik birer fabrika işçisi gibi çalışarak gözyaşının içindeki maddeleri üretir ve doğru oranlarda karıştırır.”
Mehmet Atlas, bu düzenli çalışma sistemini izlerken hayranlıkla konuştu:
“Bu kadar küçük hücrelerin bu kadar önemli bir işi yapabilmesi gerçekten inanılmaz; sanki minik bilim insanları gibi çalışıyorlar.”
Eylül, havuzda toplanan berrak sıvıya bakarak merakla sordu:
“Peki profesör, bu sıvı hazır olduğunda ne oluyor; gözün içine nasıl gidiyor ve damla haline nasıl dönüşüyor?”
Profesör, fabrikanın üst kısmında uzanan ince kanalları göstererek açıklamaya başladı:
“Hazırlanan gözyaşı, bu ince kanallar aracılığıyla göz yüzeyine taşınır ve göz kapağı her kırpıldığında gözün üzerine eşit şekilde yayılır; böylece göz sürekli nemli ve sağlıklı kalır.”
Mila, duvarlardan süzülen sıvının yavaşça birleşip küçük damlacıklar oluşturduğunu görünce heyecanla konuştu:
“Bakın! Damla oluşuyor! Gerçekten gözyaşı damlası!”
Profesör gülümseyerek başını salladı:
“Evet Mila, şimdi bir damlanın doğumuna tanıklık edeceksiniz.”
Kıvanç nefesini tutarak o küçük damlanın büyümesini izledi ve hayranlıkla konuştu:
“Bir damla gözyaşı bu kadar güzel olabilir mi… ışık gibi parlıyor.”
Yaman ise etrafındaki ışık akışını izlerken düşünceli bir sesle konuştu:
“Demek gözyaşı sadece üzülünce değil, gözümüzü korumak için de sürekli üretiliyor; yani ağlamak aslında vücudun doğal bir parçası.”
Defne Yaz, fabrikanın düzenli ritmini izlerken sakin bir ifadeyle konuştu:
“Bu kadar düzenli çalışan bir sistemin varlığı bana şunu düşündürüyor: vücudumuz gerçekten çok akıllı ve kendini korumak için sürekli çalışıyor.”
Ela 1, berrak sıvının ışıkla birleşerek daha parlak hale geldiğini fark ederek merakla sordu:
“Profesör, gözyaşı neden bazen daha çok akıyor; mesela rüzgâr gelince veya soğan doğrayınca?”
Profesör hafifçe gülerek cevap verdi:
“Çünkü gözyaşı sadece koruma için değil, savunma için de üretilir; rüzgâr, duman veya soğan gibi maddeler göze geldiğinde gözyaşı bezi daha fazla çalışır ve gözü temizlemek için ekstra sıvı üretir.”
Ela 2, bu açıklamayı dikkatle dinledikten sonra düşünceli bir sesle konuştu:
“Yani gözyaşı aslında gözün temizlik sistemi gibi; gerektiğinde daha fazla çalışıyor.”
Aziz, damlanın yavaşça büyüyüp parlak bir küre haline gelmesini izlerken hayranlıkla konuştu:
“Bir damla gözyaşının oluşması bile bu kadar karmaşık ve düzenliyse, vücudumuz gerçekten bir mucize gibi.”
Can, fabrikanın içindeki akışı izlerken sakin bir sesle konuştu:
“Artık biri ağladığında sadece üzgün olduğunu değil, vücudunun da çalıştığını düşüneceğim.”
Atlas, damlanın hafifçe titreştiğini fark ederek heyecanla konuştu:
“Profesör! Damla hareket ediyor!”
Ali:
“Sanki düşecek gibi!”
Zehra yumuşak bir sesle:
“Bu damla… birinin duygularını da taşıyacak mı?”
Profesör gözlüklerini düzeltti ve derin bir nefes aldı:
“Evet çocuklar…
Çünkü gözyaşı yalnızca bir sıvı değildir.
Bazen korur.
Bazen temizler.
Bazen de kalbin konuştuğu dil olur.”
Ege dikkatle damlaya baktı ve fısıldar gibi konuştu:
“Demek… bir damla gözyaşı aslında vücudun ve duyguların birlikte çalışması…”
Profesör başını salladı.
“Ve bu yolculuk daha yeni başlıyor.”
Damla hafifçe titredi.
Işıkla parladı.
Profesör bastonunu kaldırdı.
“Hazır olun çocuklar…
Şimdi bir gözyaşı damlasının içine giriyoruz.”
Gözyaşı fabrikasının ortasında, ışıkla parlayan o berrak damla yavaşça büyürken sınıftaki herkes nefesini tutmuş, sanki evrenin en hassas ve en gizemli olaylarından birine tanıklık ediyormuş gibi sessizce izliyordu. Damlanın yüzeyi, içinde küçük yıldızlar varmış gibi parlıyor, her titreşiminde etrafına yumuşak bir ışık yayıyordu. Bu sıradan bir sıvı değildi; yaşayan, koruyan ve anlatan bir damlaydı.
Profesör bastonunu hafifçe kaldırdı ve sesi, hem sakin hem de heyecan verici bir tonla yankılandı:
“Şimdi, gözyaşını sadece dışarıdan görmekle yetinmeyeceğiz. Bir damlanın içine girerek onun içinde neler olduğunu, nasıl çalıştığını ve neden bu kadar önemli olduğunu bizzat yaşayarak öğreneceğiz.”
Tibet heyecanla öne doğru eğildi ve gözlerini damladan ayırmadan konuştu:
“Bir damlanın içine gireceğimizi hiç düşünmemiştim; bu, sanki su damlası değil de başka bir gezegenmiş gibi görünüyor ve ben orada neler olduğunu görmek için sabırsızlanıyorum.”
Elif, damlanın yüzeyinde kendi yansımasını görür gibi olup şaşkınlıkla gülümsedi:
“Bu damla o kadar berrak ki içine girince her şeyi net görebileceğimizi hissediyorum; sanki bir mikroskobun içine girip canlı bir deney yapacak gibiyiz.”
Asya, damlanın kenarında oluşan küçük ışık halkalarını fark ederek yavaşça konuştu:
“Damlaya bakarken içimde garip bir his oluşuyor; sanki bu damla sadece su değil, aynı zamanda duyguları da taşıyan bir şey ve içine girdiğimizde belki de gözyaşının hislerle bağlantısını anlayacağız.”
Defne Ebrar, merak dolu bir sesle profesöre döndü:
“Profesör, gözyaşının içinde gerçekten farklı maddeler var mı; yani sadece sudan oluşmadığını söylediniz ama içinde başka neler olduğunu bizzat görebilecek miyiz?”
Profesör gülümsedi, bastonunu damlaya doğru uzattı ve cevap verdi:
“Elbette göreceksiniz; çünkü gözyaşı yalnızca su değildir. İçinde tuzlar, proteinler, göz yüzeyini koruyan özel maddeler ve mikroplarla savaşan savunma bileşenleri bulunur. Bir damla gözyaşı, küçük bir laboratuvar gibi çalışır.”
Nilda, duyduklarından etkilenmiş bir şekilde başını salladı:
“Bu gerçekten şaşırtıcı; çünkü insanlar genellikle gözyaşını sadece ağlamakla ilgili düşünür ama aslında vücudumuzun bizi korumak için hazırladığı çok önemli bir sıvı olduğunu şimdi anlıyorum.”
Mercan, damlanın içinden gelen hafif titreşimleri hisseder gibi olup heyecanla konuştu:
“Profesör, damla sanki bizi çağırıyor; içine girmeye hazır gibi hissediyorum.”
Profesör bastonunu yere hafifçe vurdu.
Damla büyüdü.
Şeffaf bir küre gibi genişledi.
“Hazırsanız,” dedi profesör, “yolculuk başlıyor.”
Bir anda hepsi küçüldü ve ışıkla birlikte damlanın içine doğru çekildi.
Damlanın içine girdiklerinde kendilerini berrak, parlak ve hafif dalgalanan bir ortamda buldular. Etraflarında sayısız küçük ışık parçacığı yüzüyor, bazıları ince yollar boyunca ilerliyor, bazıları ise damlanın içinde yavaşça dönüyordu.
Tibet etrafına bakarken hayranlıkla konuştu:
“Bu bir damlanın içi olamaz… burası sanki uzay gibi; ışıklar yıldızlara benziyor ve her şey hareket ediyor.”
Profesör:
“Gözyaşının içindeki maddeleri görüyorsunuz. Her biri farklı bir göreve sahip.”
Elif, yanından süzülen parlak bir parçacığı işaret ederek sordu:
“Bu küçük ışık nedir; su damlası gibi ama ışık saçıyor.”
Profesör:
“O, gözyaşının içindeki proteinlerden biri. Göz yüzeyini korur ve mikroplarla savaşır.”
Asya, damlanın içinde hafif tuzlu bir rüzgâr hisseder gibi olup merakla konuştu:
“Gözyaşı tuzlu olur ya… bunun sebebi bu mu?”
Profesör gülümsedi:
“Evet. Gözyaşının içinde tuz vardır. Bu tuz, göz yüzeyindeki sıvı dengesini sağlar ve mikropların çoğalmasını zorlaştırır.”
Defne Ebrar, damlanın içinde hareket eden ince yolları fark ederek dikkatle inceledi:
“Şu ince yollar nedir; sanki sıvı bir düzen içinde dolaşıyor.”
Profesör:
“Gözyaşı, göz yüzeyinde eşit şekilde dağılabilmek için özel bir yapıya sahiptir. İçindeki maddeler düzenli bir akış içinde hareket eder.”
Nilda, damlanın içinde süzülmenin verdiği hafiflik hissiyle gülümseyerek konuştu:
“Burada yüzmek çok huzurlu; sanki yumuşak bir suyun içinde değil de koruyucu bir ışığın içindeyiz.”
Mercan:
“Bu damla gözü koruyor değil mi?”
Profesör:
“Evet. Her göz kırptığınızda bu damla gözünüzün yüzeyine yayılır ve onu temizler.”
Profesör bastonunu kaldırdı ve damlanın içindeki görüntü bir anda değişti.
Bir mutfak görüntüsü belirdi.
Bir çocuk soğan doğruyordu.
Çınar şaşkınlıkla:
“Soğan!”
Profesör:
“Şimdi refleks gözyaşını göreceğiz.”
Soğan kesildiği anda keskin gazlar yayıldı.
Gözyaşı bezi bir anda hızlandı.
Damlalar hızla üretildi.
Mehmet Atlas:
“Vay! Bir anda çok arttı!”
Eylül:
“Göz kendini koruyor!”
Profesör:
“Evet. Buna refleks gözyaşı denir. Göze zarar verebilecek maddeleri temizlemek için hızlıca üretilir.”
Mila:
“Yani soğan ağlatmıyor… göz kendini koruyor.”
Profesör:
“Tam olarak öyle.”
Kıvanç:
“Rüzgâr gelince de oluyor.”
Yaman:
“Duman gelince de.”
Profesör:
“Bunların hepsi refleks gözyaşıdır.”
Bir anda damlanın içi yumuşak bir ışıkla doldu.
Bir çocuk sarılıyordu.
Bir diğeri üzgündü.
Bir diğeri sevinçten ağlıyordu.
Defne Yaz fısıldadı:
“Bu… duygusal.”
Profesör:
“Evet. Duygusal gözyaşı.”
Ela 1:
“Sevinince de oluyor.”
Ela 2:
“Üzülünce de.”
Aziz:
“Korkunca da.”
Can:
“Çok mutlu olunca da.”
Profesör:
“Duygusal gözyaşı beynimizle bağlantılıdır. Duygularımız yoğunlaştığında beyin gözyaşı bezine sinyal gönderir.”
Atlas:
“Yani kalbimiz ve beynimiz birlikte çalışıyor.”
Ali:
“Gözyaşı duyguların dili gibi.”
Zehra yumuşak bir sesle:
“Bazen konuşamadığımız şeyleri gözyaşı anlatıyor.”
Profesör başını salladı.
“Evet Zehra…
Gözyaşı yalnızca gözü değil, kalbi de rahatlatır.”
Ege derin nefes aldı:
“Demek ağlamak zayıflık değil.”
Profesör gülümsedi:
“Asla değil.
Ağlamak, vücudun ve duyguların birlikte çalışmasıdır.”
Damlanın içindeki ışık yavaşça parladı.
Profesör bastonunu kaldırdı.
“Şimdi son bir şeyi göreceğiz…
Gözyaşı olmadan bir göz ne olurdu.”
Gözyaşı damlasının içindeki ışık yavaş yavaş solmaya başladığında sınıftaki herkes, biraz önce gördüklerinin ne kadar özel ve önemli olduğunu sessizce düşünüyordu. Damlanın içindeki o koruyucu, berrak ve canlı dünyanın, aslında her gün gözlerinde var olduğunu bilmek, hepsine hem şaşkınlık hem de hayranlık vermişti.
Profesör bastonunu yavaşça kaldırdı ve sesi damlanın içinde yankılanır gibi oldu:
“Şimdi son ve en önemli soruyu soracağız…
Eğer gözyaşı olmasaydı ne olurdu?”
Damlanın içindeki ışık bir anda söndü.
Etraf karardı.
Berraklık kayboldu.
Tibet gözlerini kısarak etrafına bakmaya çalıştı ve huzursuz bir sesle konuştu:
“Bir şey değişti… burası artık o kadar parlak değil. Sanki her şey kurumuş ve donuklaşmış gibi hissediyorum.”
Elif, gözlerinin önünde bulanık bir görüntü oluştuğunu fark ederek şaşkınlıkla konuştu:
“Profesör, görüntü net değil… sanki camın arkasından bakıyormuşum gibi. Gözyaşı olmayınca böyle mi oluyor?”
Profesör başını yavaşça salladı ve ciddi bir ses tonuyla cevap verdi:
“Evet Elif, gözyaşı yalnızca ağlamak için değildir; göz yüzeyini nemli tutarak net görmemizi sağlar. Gözyaşı olmadığında göz kurur ve görüntü bulanıklaşır.”
Asya, kurumuş ve çatlamış gibi görünen yüzeye bakarak içten bir merakla konuştu:
“Bu çok rahatsız edici görünüyor; gözyaşı olmadan göz kendini koruyamaz mı?”
Profesör:
“Koruyamaz. Gözyaşı, gözü hem temizler hem de korur. Onun yokluğunda tozlar, mikroplar ve küçük parçacıklar göz yüzeyine zarar verebilir.”
Defne Ebrar, göz yüzeyinde oluşan küçük çatlak benzeri izleri fark ederek üzüntüyle konuştu:
“Göz gerçekten zarar görüyor… sanki kuruyan bir toprak gibi.”
Nilda:
“Bu çok üzücü. Demek gözyaşı gözün yaşam suyu gibi.”
Mercan, yavaşça nefes alarak konuştu:
“Gözyaşı sadece duygular için değil, görmek için de gerekli.”
Çınar, göz yüzeyinde biriken toz benzeri parçaları görünce rahatsızlıkla konuştu:
“Gözyaşı yoksa temizlik de yok… her şey birikiyor.”
Mehmet Atlas:
“Ve bu birikince göz zarar görüyor.”
Eylül, düşünceli bir sesle:
“Gözyaşı olmadan göz yaşayamıyor gibi.”
Profesör çocuklara bakarak başını salladı:
“Gözyaşı, gözün yaşam sıvısıdır.”
Bir anda karanlık ortam yumuşak bir ışıkla doldu.
Bir çocuk düştü.
Bir başkası arkadaşına sarıldı.
Bir diğeri sevinçle gülümsedi ve gözleri doldu.
Mila yavaşça konuştu:
“Bu… duygular.”
Profesör:
“Evet. Duygusal gözyaşı.”
Kıvanç:
“Üzülünce ağlıyoruz.”
Yaman:
“Mutlu olunca da.”
Defne Yaz:
“Bazen çok gülünce bile.”
Ela 1:
“Korkunca da…”
Ela 2:
“Rahatlayınca da…”
Aziz, derin bir nefes alarak konuştu:
“Bazen ağladıktan sonra kendimi daha iyi hissediyorum.”
Profesör gülümsedi:
“Çünkü duygusal gözyaşı sadece gözden değil, beyinden ve kalpten gelen bir rahatlama sinyalidir.”
Can:
“Yani ağlamak kötü değil mi?”
Profesör:
“Asla kötü değil.”
Atlas:
“Ağlamak vücudun konuşması gibi.”
Ali:
“Duyguların dışarı çıkması.”
Zehra yumuşak bir sesle konuştu:
“Bazen kelimeler yetmez… gözyaşı anlatır.”
Profesör başını salladı:
“Evet Zehra. Gözyaşı, kalbin sessiz dilidir.”
Ege derin bir nefes aldı ve sakin ama güçlü bir sesle konuştu:
“Artık anladım… gözyaşı sadece su değil.
Gözümüzü korur.
Bizi rahatlatır.
Duygularımızı anlatır.”
Profesör gülümsedi.
“Ve işte bu yüzden…
gözyaşı bir mucizedir.”
Profesör bastonunu kaldırdı.
Işık döndü.
Damla küçüldü.
Her şey beyaza büründü.
Bir anda…
Sınıftaydılar.
Tahta.
Sıralar.
Pencereden gelen güneş.
Hatice Öğretmen gülümseyerek sordu:
“Ne öğrendiniz?”
Tibet:
“Gözyaşı gözün koruyucusu.”
Elif:
“Görmek için gerekli.”
Asya:
“Sadece üzülünce değil.”
Defne Ebrar:
“Her zaman var.”
Nilda:
“Gözün yaşam suyu.”
Mercan:
“Temizlik sistemi.”
Çınar:
“Savunma sistemi.”
Mehmet Atlas:
“Koruma kalkanı.”
Eylül:
“Net görmenin sırrı.”
Mila:
“Duyguların dili.”
Kıvanç:
“Kalbin sesi.”
Yaman:
“Enerjinin boşalması.”
Defne Yaz:
“Rahatlama yolu.”
Ela 1:
“Beyinle bağlantılı.”
Ela 2:
“Vücudun dengesi.”
Aziz:
“Ağlamak zayıflık değil.”
Can:
“Sağlık.”
Atlas:
“Güç.”
Ali:
“Doğallık.”
Zehra:
“İnsan olmak.”
Sonunda Ege konuştu:
“Gözyaşı… vücudumuzun ve kalbimizin birlikte çalıştığının kanıtı.”
Hatice Öğretmen tahtaya yazdı:
GÖZYAŞI = KORUMA + TEMİZLİK + DUYGU
Sınıf hep birlikte gülümsedi.
Pencereden gelen ışık sınıfa dolarken herkes şunu biliyordu:
Bir damla gözyaşı küçücük olabilir…
ama içinde bir vücudun bilgeliği ve bir kalbin duygusu vardır.
🌟 🌟 🌟
Hikayemizin Mesajı
Ağlamak zayıflık değildir.
Gözyaşı bir mucizedir.
Gözyaşı sağlıktır.
Gözyaşı insan olmaktır.
Dr. Mustafa KEBAT
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Sayın okuyucu,
Yukarıda yer alan hikaye firmalarımız Tetkik OSGB – Tetkik Danışmanlık tarafından sosyal sorumluluğumuz olan çocuklarımızı bilgilendirmek, okumaya, çalışmaya, doğal hayata heveslendirmek ülkemize ve geleceğimize yararlı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak maksadı ile yayınlanmıştır.
Dr Mustafa KEBAT
Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz. Varsa hatalarımızı bildirmeniz daha faydalı olmamıza desteğiniz bizim için çok değerli.
Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Doğal Yaşayın
Doğal Beslenin
Aklınıza Mukayet Olun
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Dr Mustafa KEBAT
Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü
