Tip 2 Diyabet – Yanlış Bilinenler, Doğrular ve Bilimsel Olarak Kanıtlanmış Beslenme Yaklaşımları

Yıllardır toplumda çok yaygın bir inanış var:
“Diyabet bir kez başladı mı, ömür boyu ilaç kullanmak şarttır.”

Oysa modern tıp, özellikle 2010’lardan sonra yürütülen geniş klinik çalışmalarla bu görüşü ciddi şekilde sorgular hâle geldi. Bugün artık biliyoruz ki:

➡️ Tip 2 diyabette ilaç tek yol değildir.
➡️ Uygun beslenme müdahaleleriyle diyabet remisyonu mümkündür.
➡️ Bazı kişilerde ilaç ihtiyacı azalabilir hatta kesilebilir (Hekim kontrolüyle tabi ki).

Remisyon, diyabet gibi kronik hastalıklarda kan şekeri değerlerinin tedavi (özellikle yaşam tarzı değişiklikleriyle) normal aralığa dönmesi ve bu durumun ilaçsız olarak uzun süre devam etmesidir.
İyileşme ise hastalığın tamamen ortadan kalkması anlamına gelir.

Tip 2 diyabette remisyon mümkündür; ancak bu, hastalığın tamamen yok olduğu anlamına gelmez. Kişi doğru beslenme ve yaşam tarzı sürdürdüğü sürece değerler normal kalabilir; ancak eski alışkanlıklara dönülürse diyabet tekrar ortaya çıkabilir.

Bu sadece teorik bir yaklaşım değil; PubMed’de yayımlanmış yüksek kaliteli çalışmaların ortak bulgusudur.

1. Diyabeti Geri Döndürebilen Faktör: İlaç Değil, Beslenme ve Metabolik Düzenleme

Birçok kişi, diyabetin yalnızca ilaçlarla kontrol edilebilir olduğunu düşünür. Fakat bilimsel araştırmalar, yaşam tarzı temelli müdahalelerin, özellikle de beslenmenin, kan şekeri ve insülin direnci üzerinde ilaçlardan çok daha köklü etkiler yaratabildiğini gösteriyor.

🌿 Akdeniz Diyeti: En güçlü bilimsel kanıtlardan biri

The PREDIMED çalışması (PubMed ID: 29897866) Akdeniz diyetinin:

  • Tip 2 diyabet riskini azalttığını,
  • Kan şekeri kontrolünü iyileştirdiğini,
  • İnsülin hassasiyetini artırdığını

gösterdi.

Dahası ilginç olan şu:
Bu üstünlük, kilo kaybı olmasa bile ortaya çıkıyor.

2. Düşük Enerjili Diyetler: Remisyonun En Güçlü Kanıtları

Belki de diyabet araştırmaları içindeki en çarpıcı sonuçlar büyük ölçekli düşük kalorili diyet çalışmaları ile geldi.

🔬 DIRECT TRİAL (PubMed ID: 29199864): Diyabet Remisyonu Gerçek mi?

İngiltere’de 298 diyabet hastası üzerinde yapılan DIRECT çalışması, tıp dünyasında ezber bozdu.

Sonuçlar:

  • 10–15 kg kilo veren kişilerin %46’sında tam remisyon sağlandı.
  • 2 yıl sonunda remisyonu sürdürenlerin oranı %36 oldu.
  • Remisyonun, diyabet süresi kısa olanlarda çok daha yüksek olduğu görüldü.

Bu çalışma, basit bir diyet programının milyonlarca insanın yaşamını değiştirebileceğini gösterdi.

3. Ketojenik Diyet: Karbonhidrat Kısıtlamasının Gücü

Ketojenik diyet uzun süredir tartışılıyor, ancak klinik araştırmalar tip 2 diyabet için güçlü sonuçlar bildirdi.

📌 Virta Health 2 Yıllık Ketojenik Diyet Çalışması (PubMed ID: 31131463)

Ketojenik beslenme uygulanan hastalarda:

  • HbA1c’de ortalama %19 düşüş,
  • Diyabet ilaçlarının %60 oranında azaltılması,
  • İnzulin kullananların %94’ünün insülini bırakması,
  • 2 yıl boyunca kalıcı metabolik iyileşme

gözlendi.

Bunlar sıradan sonuçlar değil.
Bu, tip 2 diyabetin metabolik olarak ne kadar esnek bir hastalık olduğunu gösteren güçlü kanıtlardan biri.

4. Aralıklı Oruç (Intermittent Fasting): Yeme Aralıklarının Etkisi

Aralıklı oruç, son yıllarda popüler hale geldi ama etkilerini inceleyen klinik çalışmalar da giderek artıyor.

🔍 Aralıklı Orucun Diyabet Üzerindeki Etkileri (PubMed ID: 32768887)

Bu çalışma, aralıklı oruç uygulayan diyabet hastalarında:

  • HbA1c’nin belirgin şekilde düştüğünü,
  • Açlık ve tokluk kan şekerinin iyileştiğini,
  • Bazı hastaların ilaç ihtiyacının azaldığını

bildirdi.

Ayrıca araştırmalar, açlık dönemlerinde hücrelerin enerji kullanımını düzenleyen AMPK ve sirtuin yollarının aktive olduğunu, böylece insülin duyarlılığının arttığını gösteriyor.

5. “Kilo Vermeden Düzelme Olamaz” Yanlış mı?

Kilo vermek elbette önemli bir faktör, ama son araştırmalar kilo veremeyen kişilerde bile metabolik iyileşme sağlanabileceğini ortaya koyuyor.

🔬 Kilo Kaybı Olmadan İyileşme Mümkün mü?

Bu çalışma şunu gösterdi:

  • Karbonhidratı azaltmak,
  • Makarna, şekerli içecekler, unlu gıdaları kesmek,
  • Sağlıklı yağları artırmak

kilo değişikliği olmasa bile insülin duyarlılığını iyileştiriyor.

Yani metabolik sağlık, yalnızca kiloya bağlı değil;
Ne yediğin, nasıl yediğin ve ne zaman yediğin çok daha önemli.

Peki Neden Bazı Doktorlar Hâlâ “Diyabet Ömür Boyu Sürer” Diyor?

Bunun üç temel sebebi var:

1. Remisyon nispeten yeni bir kavram

2017’den önce diyabet remisyonu resmi olarak tanımlanmamıştı.

2. Her hastada mümkün olmayabilir

20 yıldır diyabeti olan, insülün rezervleri tükenmiş hastalarda remisyon beklentisi gerçekçi değildir.

3. Beslenme müdahaleleri yüksek disiplin gerektirir

Bu yaklaşımlar mucize değildir; sabır ve doğru rehberlikle çalışır.

Diyabet Neden Beslenmeyle Bu Kadar Hızlı Düzeliyor?

Tip 2 diyabetin temel sorunları:

  • İnsülin direnci
  • Karaciğerde yağlanma
  • Kas hücrelerinde glikoz alımının azalması
  • Pankreas beta hücrelerinin “yorulması”

Bu mekanizmalar, karbonhidratın azaltılması ve açlık dönemleriyle birlikte hızla düzelir.

Beslenme müdahaleleri:

  • Karaciğer yağını azaltır
  • Kas insülin duyarlılığını artırır
  • Pankreasın yükünü hafifletir
  • Kan şekerinin yükselişini sınırlar

İşte bu nedenle birçok hastada sadece 2–8 hafta içinde dramatik iyileşmeler görülebilir.

Tip 2 Diyabet Sabit Bir Kader Değildir

Bilim bize şunu çok net söylüyor:

🎯 Tip 2 diyabet, metabolik bir bozukluktur ve doğru yaşam tarzıyla düzeltilebilir.
🎯 Remisyon yüz binlerce kişide belgelenmiştir.
🎯 İlaçlar önemlidir ama tek çare değildir.
🎯 Beslenme ve yaşam tarzı müdahaleleri en güçlü tedavi araçlarıdır.

Bu bir umut tacirliği değil — PubMed’deki onlarca klinik çalışmanın ortak sonucudur.

İlaç bırakmak veya değiştirmek ise kesinlikle kendi başına değil,
diyabet doktoru ve diyetisyen eşliğinde yapılmalıdır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Ketojenik Diyet ve Tip 2 Diyabet Mellitus ve Komplikasyonlarının Önlenmesindeki Potansiyel Rolü: Randomize Kontrollü Çalışmaların Anlatımsal İncelemesi https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC11380086/

⭐️⭐️ T2DM’li hastalarda ketojenik diyetin glisemik kontrol, insülin direnci ve lipid metabolizması üzerindeki etkisi: sistematik bir inceleme ve meta-analiz https://www.nature.com/articles/s41387-020-00142-z

⭐️⭐️ Tip 2 Diyabetli Kişiler İçin Düşük Karbonhidratlı Beslenme Yaklaşımları – Bir Anlatı İncelemesi https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC8319397/

⭐️⭐️ Tip 2 diyabette çok düşük enerjili diyetin kabul edilebilirliği: hasta deneyimleri ve davranış düzenlemesi https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/28727247/

⭐️⭐️ Diyet karbonhidratı ve tip 2 diyabet riski: prospektif kohort çalışmalarının güncellenmiş sistematik incelemesi ve doz-yanıt meta-analizi https://www.nature.com/articles/s41598-022-06212-9

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Bu sitede yer alan içerikler yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır. Paylaşılan bilgiler, bir hekim muayenesinin, tedavisinin veya profesyonel danışmanlığın yerini tutmaz. Buradaki bilgiler esas alınarak herhangi bir ilaç tedavisine başlanması, mevcut tedavinin değiştirilmesi ya da bırakılması uygun değildir.

Aynı şekilde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili içerikler, bir iş güvenliği uzmanı, mühendis veya teknik ekip tarafından yapılması gereken değerlendirme ve kararların yerine geçemez. Bu bilgiler temel alınarak saha risk değerlendirmesi yapılması ya da mevcut sistemin değiştirilmesi önerilmez.

Sitede herhangi bir yasa dışı ilan ya da yönlendirme yapılması amacı bulunmamaktadır. İçerikler, sadece farkındalık yaratmak ve bilinçlendirme sağlamak amacıyla sunulmuştur.

⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Kolesterol Düşürücü İlaçlar Diyabet Yapabilir mi?

Kolesterol düşürücü ilaçlar, özellikle de statin grubu ilaçlar, uzun yıllardır milyonlarca insana kalp krizi ve felç riskini azaltmak amacıyla reçete ediliyor. Doktorların çoğu bu ilaçları, damar sertliğinin ilerlemesini yavaşlatmak ve kalp damar hastalıklarının önüne geçmek için standart tedavinin bir parçası olarak görüyor. Ancak son yıllarda artan sayıda bilimsel çalışma, bu ilaçların sanıldığı kadar masum olmadığını, hatta kimi zaman korumak için verildiği organlara zarar verebildiğini ortaya koyuyor. Bunlardan en önemlisi ise statinlerin diyabet gelişimini tetikleyebilme özelliği. Çünkü diyabet, kalp krizine yakalanma riskini kat kat artıran en önemli hastalıklardan biridir.

Yakın zamanda yayımlanan “Statins aggravate insulin resistance through reduced blood glucagon-like peptide-1 levels in a microbiota-dependent manner” başlıklı çalışma bu konuda önemli ipuçları sunuyor. Araştırmacılar, yalnızca 16 hafta boyunca statin verilen kişilerde bağırsak bakterilerinin yapısının değiştiğini, bu değişikliğin de insülin direncini artırdığını gösteriyor.

Daha açık bir ifadeyle, statinler bağırsak florasının doğal dengesini bozarak glukagon benzeri peptid-1 (GLP-1) adı verilen ve pankreasın insülin salgısını düzenlemesine yardımcı olan hormonu baskılıyor. GLP-1 düzeyleri düştüğünde vücudun şekeri kullanma yeteneği azalıyor ve insülin direnci gelişmeye başlıyor. İnsülin direnci ise tip 2 diyabetin en önemli habercisi.

Burada dikkat çekici olan nokta, bu yan etkinin uzun yıllar değil, sadece birkaç ay içerisinde bile ortaya çıkabilmesi. Yani bir hasta kalp damarlarını korumak için kolesterol ilacı kullanmaya başladığında, daha kısa sürede kan şekerinde dengesizlikler oluşabiliyor.

Dahası, insülin direnci sessiz ilerleyen bir süreç olduğundan kişi bunu yıllarca fark etmeyebiliyor. Bir gün rutin kontrollerinde kan şekeri yüksekliği tespit edildiğinde, bu durumun aslında yıllar önce kullanılan statinlerden kaynaklanmış olabileceği düşünülmüyor bile.

İşte bu noktada büyük bir çelişki ortaya çıkıyor. Kolesterol ilaçları kalp krizini önlemek için veriliyor; ancak bu ilaçların diyabet riskini artırması, aslında kalbi daha büyük bir tehlikenin içine sokuyor. Çünkü diyabet, kalp damar hastalıklarının en güçlü tetikleyicilerinden biri.

Yapılan çalışmalara göre diyabeti olan bir kişinin kalp krizi geçirme riski olmayanlara göre 11 kat daha fazla. O halde diyabet potansiyeli taşıyan bir ilacın kalbi koruyucu olması nasıl mümkün olabilir? Bir yandan ilacın vaat ettiği faydayı beklerken, öte yandan o faydayı sıfırlayacak hatta zarara çevirecek bir yan etkiyle karşı karşıya kalmak akıl karıştırıcı bir tablo yaratıyor.

Bilim dünyasında bu çelişkiyi görenler az değil. Statinlerin faydaları kadar zararları da araştırılıyor ve giderek daha net görülüyor. Bağırsak bakterilerimiz yani mikrobiyota, yalnızca sindirimde değil, bağışıklık sistemi ve metabolizma üzerinde de derin bir etkiye sahip.

Mikrobiyotadaki en küçük bir bozulma, hormonların dengesini, kan şekerini, hatta ruh halimizi bile etkileyebiliyor. Statinler gibi sürekli kullanılan ilaçların bu dengeyi bozması, aslında beklenmedik birçok sağlık sorununa kapı aralıyor. Bu yüzden bağırsak sağlığını görmezden gelen bir tedavi yaklaşımı, kısa vadeli sonuçlara odaklansa bile uzun vadede daha büyük riskler doğurabiliyor.

Burada asıl sorun sadece biyolojik değil, aynı zamanda mantıksal da. Kalp krizinden korunmak için verilen bir ilacın, kalp krizinin en büyük sebeplerinden biri olan diyabeti tetiklemesi, tıp dünyasında ciddi bir soru işareti oluşturmalı. Çünkü hastalara söylenen şey, bu ilaçların hayat kurtardığıdır. Oysa başka bir açıdan bakıldığında, bu ilaçların uzun vadede insanları yeni hastalıklara sürüklediği görülüyor. Belki de burada bir yanılgı zinciri söz konusu.

Kolesterol tek başına kalp krizinin nedeni değildir, sadece risk faktörlerinden biridir. Vücudun ihtiyaç duyduğu bir molekül olan kolesterolü sıfırlamaya çalışmak, doğanın kurduğu dengeye müdahale etmek anlamına geliyor. Statinler bu müdahaleyi yaparken sadece kolesterolü değil, bağırsak bakterilerini ve hormon sistemini de alt üst ediyor.

Hastaların çoğu, kendilerine yazılan reçeteleri sorgulamadan uyguluyor. Çünkü doktorların söyledikleri bilimsel bir kesinlik olarak algılanıyor. Ancak son yıllarda çıkan bağımsız araştırmalar, tıbbın da hatasız olmadığını, ilaç endüstrisinin yönlendirmeleriyle bazı gerçeklerin perdelenebildiğini ortaya koyuyor. Kolesterol ilaçları dünya çapında milyarlarca dolarlık bir pazar oluşturuyor. Böylesine büyük bir ekonomik gücün, olası zararları göz ardı etme ihtimalini düşünmek hiç de paranoya sayılmaz.

Bir diğer önemli nokta ise, diyabetin sadece bir kan şekeri hastalığı değil, bütün vücudu etkileyen sistemik bir bozukluk olmasıdır. Diyabet; göz, böbrek, sinirler ve damarlar üzerinde geri dönüşü olmayan hasarlar bırakır.

Dolayısıyla statin kullanımıyla tetiklenen diyabet, yalnızca bir yan etki değil, yeni ve kronik bir hastalığın başlangıcıdır. Bu da hastayı ömür boyu sürecek bir ilaç bağımlılığına mahkûm edebilir. Yani başlangıçta kalp krizi riskini azaltmak için atılan bir adım, sonunda hem kalbi hem de diğer organları tehdit eden daha büyük bir sağlık sorunu haline dönüşebilir.

İnsülin direncinin oluşmasında bağırsak bakterilerinin rolü, bu hikâyenin en dikkat çekici kısmıdır. Çünkü bu bulgu bize, sağlığın yalnızca kan değerleriyle ölçülemeyeceğini, vücudun görünmez ekosistemlerinin de en az organlar kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Vücudu bir bütün olarak görmek yerine tek tek rakamları düzeltmeye odaklanan tıp yaklaşımı, işte bu noktada yanılıyor. Kolesterol sayısını düşürmek belki bir laboratuvar sonucunu iyileştiriyor, ama bağırsak florasını bozduğunda hastanın gerçek sağlığını zayıflatıyor.

Bütün bu veriler ışığında hastaların yapması gereken şey, bilinçli olmak ve doktorlarıyla açık bir şekilde konuşmaktır. Bir ilacın faydalarını öğrenirken, zararlarını da sorgulamak gerekir. Kalp krizi riskini azaltmak için kullanılan statinlerin diyabet riskini artırabileceğini bilmek, hastaların kendi sağlık kararlarını verirken daha özgür ve bilinçli olmalarını sağlar. Çünkü sağlık sadece ilaçlarla korunmaz; beslenme, hareket, stres yönetimi gibi yaşam tarzı faktörleri çoğu zaman ilaçlardan çok daha güçlü etkiye sahiptir.

Sonuçta kolesterol düşürücülerin diyabet yapma potansiyeli göz ardı edilemeyecek kadar ciddi bir meseledir. Diyabet kalp krizini 11 kat artırırken, kalp krizini önlemek için kullanılan ilacın bu hastalığı tetiklemesi, büyük bir çelişki ve aynı zamanda ciddi bir uyarıdır.

Sağlık adına atılan her adımda bütüncül düşünmek gerekir. Vücudu tek bir değere indirgemek, o değeri düşürmek için tüm dengeleri bozmak, uzun vadede insana fayda değil zarar getirir. İlaçların vaat ettiği koruma, kimi zaman görünmeyen başka risklerin gölgesinde kaybolur. Ve işte o zaman, asıl korunmak istenen kalp, en büyük tehdidi kendi ilacından görmeye başlar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Yazının esin kaynağı olan tıbbi makaleyi okumak için linki kullanabilirsiniz: https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1550413123005053

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Monosodyum Glutamat (MSG) Tadı Arttırır, Sağlığı Eksiltir mi?

Değerli çalışanlar ve kıymetli vatandaşlar,

Market raflarında “lezzetli” diye satın aldığımız pek çok gıda, bazen lezzeti doğal yollarla değil, katkı maddeleriyle sağlar. Bunlardan biri de adını sıkça duyduğumuz Monosodyum Glutamat (MSG)E621 yani halk arasında bilinen adıyla **”Çin tuzu“**dur.

MSG, gıdalara daha yoğun ve çekici bir tat kazandırmak için kullanılır. Özellikle hazır çorbalar, cipsler, dondurulmuş gıdalar, hazır noodle’lar, bazı et suyu tabletleri, konserveler, işlenmiş et ürünleri ve fast food’larda bulunur. Etkili bir lezzet arttırıcıdır; ama vücudumuz üzerinde bıraktığı etkiler düşündüğümüzden daha karmaşık olabilir.

☠️ ☠️ ☠️
MSG’nin Bağırsaklarımızla Ne Alakası Var?

Bağırsaklarımız sadece sindirim değil, aynı zamanda bağışıklık sistemi, ruh hali ve hormon dengesi gibi hayati sistemlerin de merkezidir. Bu işlevlerin çoğunu ise bağırsaklarımızda yaşayan mikrobiyota dediğimiz dost bakteriler yürütür.

Ancak bazı katkı maddeleri gibi MSG – E621 de bu dengeye zarar verebilecek özellikler taşır. İşte MSG’nin – E621 bilimsel olarak değerlendirilen bazı potansiyel zararları:

☠️ ☠️ ☠️
1. Bağırsak Geçirgenliğini Artırabilir

MSG – E621, bağırsak duvarındaki hücreler arasındaki koruyucu bariyeri zayıflatabilir. Bu durum halk arasında “sızdıran bağırsak” olarak da bilinen bağırsak geçirgenliği artışına neden olur.
➡ Bu geçirgenlik; zararlı maddelerin kana karışmasına, bağışıklık sistemi tepkilerinin artmasına ve bazı otoimmün hastalıkların tetiklenmesine yol açabilir.

☠️ ☠️ ☠️
2. Hiperglisemiye Zemin Hazırlayabilir

MSG – E621 ile birlikte bağırsak duvarından daha fazla serbest glutamat emilir. Bu da özellikle diyabet hastalarında kan şekerinin yükselmesine, yani hiperglisemiye neden olabilir.

☠️ ☠️ ☠️
3. Tuz Yükünü Artırır – Böbrekleri Yorar

MSG – E621 bir sodyum tuzudur. Fazla tüketimi vücuttaki sodyum dengesini bozar, böbreklerin süzme yükünü artırır, hipertansiyona ve ödemlere neden olabilir.

☠️ ☠️ ☠️
4. Yeme Arzusunu Tetikler

MSG – E621, beynin iştah kontrol merkezini uyarır. Bu, yemek yeme davranışını abartılı hale getirerek özellikle yüksek kalorili gıdalara karşı bağımlılık benzeri bir etki oluşturabilir.

☠️ ☠️ ☠️
5. Kronik Enflamasyona Yol Açabilir

Yüksek doz MSG – E621, bağışıklık sistemini sürekli uyararak kronik (sessiz) iltihap sürecine neden olabilir.
Bu süreç; diyabet, obezite, kalp hastalıkları ve bazı kanser türlerinin gelişiminde rol oynar.

☠️ ☠️ ☠️
6. Oksidan Etki Gösterir

Bazı hayvan deneylerinde MSG’nin – E621 hücrelere zarar veren serbest radikal üretimini artırdığı görülmüştür. Bu da vücudun doğal savunma sistemini zorlar.

☠️ ☠️ ☠️
7. Mikrobiyota Kompozisyonunu Değiştirebilir

Fareler üzerinde yapılan bazı araştırmalar, MSG’nin – E621 ve diğer bazı katkı maddelerinin (özellikle P80) bağırsaklarda yaşayan faydalı bakterilerin azalmasına, zararlı türlerin (örneğin Proteus mirabilis, E. Coli) artmasına yol açabileceğini göstermiştir.

İnsanlarda bu etkilerin netleşmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olsa da, temkinli davranmak akıllıca olacaktır.

☠️ ☠️ ☠️
MSG Hangi Gıdalarda Gizleniyor?

MSG – E621, ürün etiketlerinde farklı adlarla da yazılabilir.

İşte dikkat etmeniz gereken bazı ifadeler:

  • Monosodyum glutamat
  • E621 (katkı maddesi kodu)
  • Çin tuzu
  • Aroma arttırıcı
  • Glutamat tuzları
  • Hidrolize bitkisel protein
  • Doğal aroma (bu ifade bile bazen MSG içeriyor olabilir)
☠️ ☠️ ☠️
MSG’den – E621 Uzak Durmak İçin Ne Yapmalı?

Ev yapımı ve taze gıdaları tercih edin.
Etiketleri mutlaka okuyun.
İçinde “E621” veya “Monosodyum Glutamat” yazıyorsa dikkatli olun.
Hazır çorba, cips, bulyon, salam-sosis gibi işlenmiş ürünleri sınırlayın.
İşyerlerinde atıştırmalık olarak kuruyemiş, yoğurt, meyve gibi doğal ürünler tercih edin.

🧠 🧠 🧠
Lezzetin Bedeli Sağlık Olmasın!

Değerli çalışanlar ve tüketiciler,

Lezzetli bir çorba ya da çıtır bir cips anlık bir keyif verir, ama uzun vadede sağlığınızdan edebilir.
MSG gibi katkı maddeleri sessizce bağırsağınızın, böbreğinizin, beyninizin dengesini bozabilir.

Kendi sağlığınızı korumak, çocuğunuza sağlıklı bir gelecek bırakmak ve iş gücünüzü sürdürülebilir kılmak için,
📌 Tükettiğiniz ürünleri bilinçle seçin.
📌 İçindekiler kısmını mutlaka okuyun.
📌 Lezzetin doğallığını tercih edin.

Unutmayın:

En doğal tat, sağlığın tadıdır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Yetişkin evrede obezite ile ilişkili monosodyum glutamat yenidoğan zehirlenmesi, farelerde kronik inflamasyon ve peroksisom proliferatör aktiveli reseptörlerin mRNA ekspresyonunun artması ile karakterizedir https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/21205225/

⭐️⭐️ Yenidoğan maruziyetinden sonra albino farelerin karaciğerinde monosodyum glutamatın uzun vadeli etkisi https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/21991693/

⭐️⭐️ Monosodyum glutamatın sıçanlarda oluşturduğu oksidatif hasar ve genotoksisite: C vitamini, E vitamini ve kuersetin’in düzenleyici rolü https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/16758767/

⭐️⭐️ [Uzun süreli monosodyum glutamat beslenmesinin sıçan pankreas yapısı üzerindeki etkisi] https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/22873054/

⭐️⭐️ Monosodyum glutamatın erkek albino sıçanların serebellar korteksi üzerine etkisi ve C vitamininin koruyucu rolü (histolojik ve immünohistokimyasal çalışma) https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/22143495/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Diyabetliler Nasıl Dalış Yapmalı?

Öncelikle herhangi bir kronik hastalığı olan her dalıcının hastalığının dalışa ve dalışın hastalığına etkilerini iyi öğrenmesi ve hekiminden tıbbi izin almadan dalış yapmaması gerekir.

Tabi ki olmazsa olmaz genel tıbbi değerlendirmelerden de geçmelidir.

Tüplü dalış eğitimini tamamlamanın yanı sıra kronik hastalığı olanların genele göre daha temkinli olması ve daha az derinliklerde tecrübe kazanması gerekmektedir.

Bu yazıdaki konumuz diyabetlilerin – şeker hastalarının dalış yapması olduğu için, diyabetik dalış protokolünü öğrenmeleri ve uymaları hayati önem arz eder.

O sebeple öncelikle diyabetik kişinin dalış yapıp yapamayacağına karar verelim.

Çünkü;

Diyabet, dalgıç için en azından göreceli bir kontrendikasyondur çünkü bilinç bozukluğu dalgıcın kendisine veya dalış partnerine bakma yeteneğini etkiler ve potansiyel olarak sağlık veya yaşam için önemli bir risk oluşturur. 

Diyabetik Kişinin Dalış Başvurusunda Onay Kriterlerimiz Ne Olmalı ?

  • Yaşı 18 ve 18’den büyük olmalıdır. Özel bir eğitim programında ve veli onayı varsa 16 yaş ve yukarı olmalıdır.
  • Diyabet için ilaç yeni başlanmışsa veya yeni değiştirilmiş ise;
    • Oral hipoglisemik ilaçlarla (OHA) üç ay dalışı erteleyin.
    • İnsülin tedavisinin başlamasından sonra bir yıl dalışı erteleyin.
  • En az son bir yıl içerisinde başkasının yardımı – müdahalesini gerektiren hipoglisemi veya hiperglisemi atağı yaşamamış olmalıdır. Olmuşsa son olay tarihinden itibaren bir yıl dalışı erteleyin.
  • Hipoglisemi farkındalığına ve kendi kendine erken müdahale edebilme becerisi sorgulanmalı – beceri eksikliğinde dalış onayı verilmemelidir.
  • Son bir ay içerisinde yapılmış olan Kan HbA1c ≤9 % olmalıdır.
    • >%9’luk değerlerde dalış izni verilmemelidir.
  • Diyabet hastalığına bağlı gelişmiş başka sorunlar (ikincil komplikasyonlar) var ise dalış izni verilmemelidir.
  • Diyabet hastalığı için takibini yapan hekim tarafından en az yıllık inceleme yapmalı ve dalgıcın hastalığının süreci ve dalış egzersizinin hastalığına etkisi hakkında takibi yapılmalı onayı alınmalıdır. Onay alınamadığı durumda dalış izni verilmemelidir.
    • Gerektiğinde su altı uzman hekiminden görüş alınmalıdır.
  • 40 yaşınnın üzerindeki dalış adaylarında kapta sessiz iskemi değerlendirmesi yapılmalıdır.
    • İlk değerlendirmeden sonra onay verilse dahi, diyabetlilerde sessiz iskemi için periyodik kontrol (kardiyoloji uzmanı aksini belirtmedikçe en az 6 ay aralıklarla) yapılması istenmelidir.

Diyabetik Dalıcılar Dalış Planlamasında Nelere Dikkat Etmeli

  • Konforlu çevre koşullarında dalmalıdırlar.
  • Dalışları deniz suyunda 30 metre derinliği geçmemelidir.
  • Dalış 60 dakikadan az sürmelidir.
  • Dalış zorunlu dekompresyon durakları içermemelidir.
  • Dalış arkadaşı – budy’si durumu hakkında (diyabetik olduğu) bilgi sahibi olmalıdır.
  • Dalış arkadaşı – budy’si hipoglisemi durumunda ne yapılacağını bilmelidir.
  • Dalış arkadaşı – budy’sinin diyabet veya dalışta risk teşkil eden bir hastalığı olmamalıdır.

Diyabetliler Dalış Günü Ne Yapmalı

Diyabet hastası olanlar, yaptıkları egzersiz, tükettikleri gıdalar veya kullandıkları ilaçlar sebei ile hipoglisemi riski taşırlar.Bu riski en aza indirmek maksadı ile dalış günü de sistemli olmaları ve önceden belirlenmiş bir protokol kullanmalıdırlar.

  • Dalış planlanan günden önceki gün;
    • Yaşantısı – egzersizler dengeli olmalıdır.
    • Beslenmesine – sıvı alım dengesine dikkat etmelidir.
    • İlaçlarını (Oral antidiyabetik haplar veya insülin dozlarını) saatinde almalıdır.
    • Önceden dalış deneyimi varsa, dalıştan önceki gün içinden başlayarak oral antidiyabetik veya insülin dozunda ayarlama – düzenleme yapılabilir.
  • Dalış planlanan gün sabahtan itibaren dalış anına kadar kendi öz değerlendirmesi yapmalıdır.
  • Diyabetli dalgıçların dalış günlerinde yeterli sıvı alımına özellikle dikkat etmeleri şarttır. Yüksek kan şekeri, artan diüreze yol açacaktır. Veriler sınırlı olsa da, diyabetli dalgıçlardan dalış sonrası gözlemlenen hematokrit artışının (dehidratasyona işaret eder) kasıtlı sıvı alımıyla önlenebileceğine dair bazı kanıtlar vardır.
  • Dalış sırasında glikoz değişkenliğini azaltmak için dalıştan en az 1,5 ila 2 saat, tercihen 3 saat önce bir öğün tüketilmelidir. 
  • Dalış öncesi suya girmeden önce;
    • Kan şekeri ölçümünde ≥150 mg·dL -1 (8,3 mmol·L-1) sabit veya yükselme eğiliminde olmalıdır.
    • Kan şekeri eğilimin değerlendirmek için aralıklara en az üç kan şekeri ölçümü yapılmalıdır. (60 dakika, 30 dakika ve dalıştan hemen önce)
  • Dalış öncesi suya girmeden önce kan şekeri değerleri;
    • <150 mg·dL-1 (8,3 mmol·L-1) ise dalışı geciktirin veya iptal edin.
    • >300 mg·dL-1 (16,7 mmol·L-1) ise dalışı geciktirin veya iptal edin.
  • Dalış yapılacak yerde (Teknede – botta vb gibi) Acil durumlara karşı;
    • Kolayca erişilebilen ve kullanılabilen oral glikoz bulundurulması gerekir.
    • Kolayca erişilebilen ve kullanıma hazır parenteral glukagon bulundurulması gerekir.
    • Dalış arkadaşı veya yüzeydeki başka bir kişi parenteral glukagon kullanımı konusunda bilgili olmalıdır.
  • Şüpheli hipoglisemi için bir sinyal olarak her iki elin baş ve işaret parmaklarıyla bir “L” işareti kullanılması önerilir.
  • Dalış esnasında su altındayken hipoglisemi emareleri olması durumunda, dalıcı budy’si ile yüzeye çıkmalıdır. (dalgıç arkadaşıyla birlikte), yüzeyde pozitif yüzdürme sağlamalı, derhal glikoz almalı ve sudan çıkmalıdır.
  • Dalıştan sonra 12-15 saat boyunca kan şekerini sık sık kontrol edilmelidir.
  • Tüm dalış bilgileri kaydedilmelidir. (Kan şekeri ölçüm değerleri, beslenme ve ilaç alımı )
  • Diyabetli dalgıçlar tüm dalış ayrıntılarını, olası kan şekeri müdahalelerini ve dalışla ilişkili olarak yapılan tüm kan şekeri değerlerini kaydetmelidir. Bu kayıt, dalışla ilgili gelecekteki planlamayı iyileştirmek için kullanılmalıdır.

Şeker hastaları doğru yaşam tarzı ile her sporu yapabilirler.

Hayatın keyfini doğruları yaparak çıkarın

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Tip 1 ve tip 2 diyabetli kişilerde rekreasyonel dalış: Yeteneklerin ve önerilerin geliştirilmesi https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC7481121/

⭐️⭐️ Diyabetli tüplü dalış – İngiltere deneyimi 1991-2001 https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/15796312/

⭐️⭐️ İnsülin gerektiren diyabetli rekreasyonel dalgıçlarda plazma glikoz tepkileri https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/15568417/

⭐️⭐️ Diyabetik bir tüplü dalgıç grubunda kan şekerinin kontrolü https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/9308144/

⭐️⭐️ Sürekli Glikoz İzleme Dalış ve Diyabet: İsveç Tavsiyelerinin Güncellenmesi https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/30712367/

⭐️⭐️ İnsülin gerektiren diyabetli acemi genç dalgıçlarda eğlence amaçlı dalışa plazma glikoz tepkisi https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/16716063/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

Mucize İksir Alıç Sirkesi

İnsanoğlunun tarihi kadar eski olan sihirli iksir arayışı belki sizlerin de hayallerini süslüyor…

Hayalleri gerçekleştiren bir sıvı, içiyorsun ve istediğin oluyor… Ne güzel olurdu değil mi?

Metafizik konuları veya henüz keşfedilmemiş bilimsel verileri hayallerimizle birlikte bir kenara bırakarak günümüz gerçekliğine dönelim.

Evet.. Elimizde mucize bir iksir var..

Lakin öncelikle anlamanız ve bilmeniz gereken önemli hususlara bakalım.

Beslenme Genetiğinin Bileşenleri

  • Beslenme şekli pek çok hastalığın gelişiminde önemli bir risk faktörüdür.
  • Gıda bileşenleri genomu (genlerin, proteinlerin ifadesini) doğrudan veya dolaylı olarak etkiler.
  • Beslenmenin tüketicinin sağlığı üzerindeki etkisi, tüketicinin genetik özelliklerine bağlıdır.
  • İşlevleri besin bileşenlerinden etkilenen genler, birçok kronik hastalığın ortaya çıkması, ilerlemesi ve şiddetlenmesinde risk faktörüdür.
  • Kişisel beslenmenin koruyucu, tedavi edici bir yönü vardır.

Dönelim mucize bir iksirimiz Alıç Sirkesine

Aslında Çin tıbbında Alıç çok eskiden beri,
▪︎Hipertansiyon hastalarında tansiyonu düşürme etkisi için
▪︎Diyabet hastalarında kan şekerini düşürme etkisi için
▪︎İnsülin kullanan hastalarda tedaviye katkı için
▪︎Kan, Trigliserit ve kolesterol değerlerin düşürmek için kullanıyorlar… Ayrıca Kalp yetmezliğinde semptomları ve ölümleri azaltma etkisinden faydalanıyorlar.

Bizde yöresel bir çok maksatlı kullanım mevcut.

Ayrıca;

2011 yılında Bolu İzzet Baysal Üniversitesi Gıda mühendisliğinden Zehra KADAS Yüksek Lisans tezi konusu olarak ”Alıç Sirkesinin Biyoaktif Özelliklerinin Ve Metabolik Etkilerinin İncelenmesi” tezini yayınladı.

Tezin çalışma aşamasında ne yapılmış?

Alıç sirkesinin metabolik etkilerini araştırmak amacıyla çalışmanın bu kısmı Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji bölümünde yürütülmüş.

Bu amaçla 37 (21 kadın 6 erkek) gönüllü hasta seçilmiş ve bütün hastaların medikal geçmişleri ve fiziksel sorgulamaları yapılmış.

Hastaların hepsi Tip 2 diyabet olup ağızdan ilaç kullanıyorlar.

Bu kişiler diyabet hastası oldukları gibi bir kısmında hipertansiyon ve obezite de mevcutmuş.

37 gönüllü yemeklerden sonra yani günde 3 kez 40 ml (4 yemek kaşığı) suyun içine, 20 ml (2 yemek kaşığı) alıç sirkesi koyarak bir ay (4 hafta) süre ile içmeleri istenmiş.

Deneklerden elde edilen sonuçlar;

  • Bel cevresinden 1.5-2.5 kilo zayıflamış
  • Vücut kitle indeksleri düşmüş
  • Kan şekerleri (glikoz) 10-30 mg arası düşmüş
  • Tansiyonları 1.5-2 puan düşmüş
  • Kolesterol ve LDL kan değerleri düşmüş
  • HDL (iyi) yükselmiş

Olarak elde edilmiş.

Alıç Sirkesi bu etkilerini içeriğindeki;

  • Fenoller
  • Antosiyanin
  • Antioksidanlar vasıtası ile gerçekleştiriyor.

Dikkat ettiğiniz gibi bu maddeler aynı zamanda kalp hastalıklarını önleyici etkilidirler.

Öneri…

Elde edilen bulgular eşliğinde; Eğer Alıç’a veya Alıç Sirkesi’ne allerjiniz veya intoleransınız yok ise;

Hekiminize danışarak ve onayını aldıktan sonra kan değerlerinizi ölçtürüp,

Sabah kahvaltı sonrası

Öğlen yemeği sonrası

Akşam yemeği sonrası

4 yemek kaşığı suya 2 yemek kaşığı alıç sirkesi koyup içebilirsiniz.

4 hafta uygulayıp, sonra tekrar kan değerlerinizi ölçtürüp hekiminiz ile birlikte sonuçları değerlendirebilirsiniz.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ ALIÇ SİRKESİNİN BİYOAKTİF ÖZELLİKLERİNİN VE METABOLİK ETKİLERİNİN İNCELENMESİ ZEHRA KADAŞ http://chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://acikbilim.yok.gov.tr/bitstream/handle/20.500.12812/583045/yokAcikBilim_447216.pdf?sequence=1&isAllowed=y

⭐️⭐️ Bağışıklık Tepkilerine Odaklanarak Sağlıkta Alıç Sirkesi https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/38931223/

⭐️⭐️ Yeni Bir Alternatif Besin Kaynağı Alıç Sirkesi: Protein, Glikoz ve GLP-1 ile Nasıl Etkileşime Girer https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC11243100/

⭐️⭐️ Bağışıklık Tepkilerine Odaklanarak Sağlıkta Alıç Sirkesi https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC11206889/

⭐️⭐️ Alıç ve Ekstraktlarının Ateroskleroz Üzerindeki Rolü ve Mekanizmaları: Bir İnceleme https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC7047282/

⭐️⭐️ Kalp ve Damar Hastalıklarının Önlenmesi ve Tedavisi İçin Meyveler https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/28608832/

⭐️⭐️ Seçilmiş Beslenmeyle Aterosklerozla Mücadele https://www.mdpi.com/1422-0067/23/15/8233

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

Aynı Besin, Üç Farklı Beden

Diyabet, Otoimmün Hastalıklar Ve Kilo Kaybı Açısından Sıcak–Soğuk Nişasta Mekanizması

Beslenme tartışmalarının en büyük yanılgısı şudur:
Aynı besinin, herkes için aynı etkiyi yaratacağı sanılır.

Oysa metabolizma tek tip değildir.
Aynı pirinç, patates veya makarna:

  • Diyabetli bir bedende hormonal stres yaratabilir
  • Otoimmün zeminde inflamasyonu artırabilir ya da azaltabilir
  • Kilo vermek isteyen bir bedende yağ yakımını durdurabilir ya da başlatabilir

Bu farkı yaratan şey:
➡️ Nişastanın moleküler formu
➡️ Bağırsak–insülin–mitokondri ekseninin hangi yönde uyarıldığı

Şimdi aynı mekanizmayı üç farklı klinik başlık altında derinleştirelim.

Diyabet Ve İnsülin Direnci Açısından Mekanizma
Sorun nerede başlıyor?

Tip 2 diyabet ve insülin direnci:

  • Şeker hastalığı değildir
  • İnsülin sinyal bozukluğudur

Sorun:

  • Hücrelerin glikoza erişememesi
  • İnsülinin sürekli yüksek kalması
  • Metabolik stresin kronikleşmesi
Sıcak nişasta (pirinç/patates/makarna) ne yapar?
  • Hızla glikoza dönüşür
  • Kan şekeri hızla yükselir
  • Pankreas yüksek insülin salgılar
  • Hücreler bu sinyale giderek duyarsızlaşır

Bu durum:
➡️ İnsülin direncini derinleştirir
➡️ Reaktif hipoglisemiye yol açar
➡️ Açlık–tokluk döngüsünü bozar

Soğutulmuş nişasta (RS3) neyi değiştirir?

RS3:

  • İnce bağırsakta sindirilmez
  • Glikoza dönüşmez
  • Kan şekerini minimal etkiler

Ama asıl etki burada değildir.

Bağırsak üzerinden dolaylı etki

RS3 → Kalın bağırsak → Butirat ↑

Butirat:

  • GLP-1 salgısını artırır
  • İnsülin duyarlılığını yükseltir
  • Pankreas üzerindeki baskıyı azaltır

Yani:

Diyabette asıl iyileştirici etki,
kan şekerini zorla düşürmek değil,
insülin ihtiyacını azaltmaktır.

Soğuk nişasta tam olarak bunu yapar.

Otoimmün Hastalıklar Açısından Mekanizma

(Otoimmün tiroid, romatizmal hastalıklar, bağırsak hastalıkları, cilt hastalıkları vb.)

Otoimmünitenin ortak zemini

Farklı isimler, farklı organlar…
Ama ortak üç mekanizma vardır:

  1. Bağırsak bariyerinin bozulması
  2. Kronik düşük düzeyli inflamasyon
  3. Bağışıklık sisteminin yanlış hedeflenmesi

Burada kritik kavram:
➡️ Bağırsak geçirgenliği (leaky gut)

Sıcak nişasta bu zeminde ne yapar?
  • Kan şekerini yükseltir
  • İnsülini artırır
  • mTORC1 yolunu aktive eder

mTORC1:

  • Bağışıklık hücrelerini “saldırı moduna” sokar
  • İnflamatuvar sitokinleri artırır (IL-6, TNF-α)

Bu durum:
➡️ Otoimmün alevlenme riskini yükseltir
➡️ İmmün sistemi sürekli uyarır

Soğuk nişasta (RS3) otoimmün zeminde ne yapar?

RS3 → Butirat ↑

Butiratın otoimmün etkileri:

  • Bağırsak mukozasını onarır
  • Zonulin düzeylerini düşürür
  • Antijen geçişini azaltır
  • T-reg hücrelerini destekler (bağışıklık dengeleyici hücreler)

Bu ne demektir?

Bağışıklık sistemi daha az “yanlış alarm” verir.

Önemli bir nokta:

  • Soğuk nişasta otoimmün hastalığı tedavi etmez
  • Ama otoimmünitenin beslendiği biyolojik zemini kurutur

Bu fark kritiktir.

Kilo Kaybı Açısından Mekanizma
Kilo problemi kalori problemi değildir

Kilo kaybı:

  • Matematik problemi değil
  • Hormon–enerji yönetimi problemidir

Asıl soru:
➡️ Vücut enerji harcamaya mı, depolamaya mı yönlendiriliyor?

Sıcak nişasta kilo kaybını neden zorlaştırır?
  • Kan şekeri yükselir
  • İnsülin artar
  • İnsülin yağ yakımını baskılar

İnsülin yüksekken:

  • Yağ hücresinden yağ çıkamaz
  • Mitokondri yağ yakamaz
  • Açlık sinyali erken gelir

Sonuç:

  • Daha sık yeme
  • Daha az yağ yakımı
  • Daha zor kilo kaybı
Soğuk nişasta kilo kaybını nasıl destekler?
  1. İnsülin daha az yükselir
  2. GLP-1 artar → iştah azalır
  3. AMPK aktive olur

AMPK:

  • Hücrenin “enerji açığı” sensörüdür
  • Aktif olduğunda:
    • Yağ yakımı artar
    • Enerji üretimi hızlanır
    • Depolama baskılanır

Yani:

Soğuk nişasta,
vücudu “kıtlık paniğine” sokmadan
yağ yakımına yönlendirir.

Bu yüzden:

  • Soğuk pirinç / patates / makarna
    ➡️ Kalori saymadan kilo kontrolünü kolaylaştırabilir
Ortak Nokta – Üç Hastalıkta da Ana Merkez Aynı

Diyabet
Otoimmün hastalıklar
Kilo problemi

Üçünde de ortak merkez:
➡️ Bağırsak – insülin – mitokondri ekseni

Ve bu ekseni:

  • Sıcak nişasta zorlar
  • Soğuk (dirençli) nişasta rahatlatır
Özet
AmaçTercih
Diyabet / insülin direnciSoğuk nişasta (RS3)
Otoimmün zeminSoğuk nişasta
Kilo kaybıSoğuk nişasta
Yoğun antrenman sonrasıSıcak nişasta

Besinler iyi ya da kötü değildir.
Besinler sinyal üretir.

Aynı nişasta:

  • Isı ile → depo sinyali
  • Soğuk ile → onarım sinyali

Bu nedenle asıl soru artık şudur:

“Ne yemeliyim?” değil
“Vücuduma hangi biyolojik mesajı göndermek istiyorum?”

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Çocuklarda Dalış Öncesi Muayene ve Seçim Kriterleri

Ülkemizde, Türkiye Su Altı Sporları Federasyonu (TSSF) kuralları gereği yasal dalış yaş sınırı 14‘dür.

Güney Pasifik Sualtı Tıbbı Derneği (SPUMS) Rekreasyonel Dalış için Tıbbi Standartlar Komitesi, 1990 yılında tüplü dalış eğitimi için asgari yaşın 16 olması gerektiğini önermiştir ve bu tavsiye tamamen güvenlik faktörlerine dayanmaktadır. 2010 SPUMS kılavuzu, 14 yaşın altındaki çocuklar için dalışı önermemektedir.

Profesyonel Dalış Eğitmenleri Derneği (PADI), aynı zaman diliminde 12 yaşından küçük çocuklara 30 yıllık eğitim vererek elde ettiği verileri Confédération Mondiale des Activités Subaquatiques (CMAS) gibi diğer kuruluşlardan elde edilen verilerle birleştirerek asgari yaş sınırını 10 olarak belirlemiştir.

Confédération Mondiale des Activités Subaquatiques (CMAS)’ın asgari yaş sınırı 8 olan bir gençlik programı bulunmaktadır.

Amerikan tüplü dalış eğitim kurumları 8-12 yaş arasında yaş sınırları konusunda anlaşmış durumdalar.

2003 yılında Hollanda Dalış ve Hiperbarik Tıp Derneği (DSDHM), tüplü dalış için asgari yaşın 14 olarak belirlendiği ulusal bir kılavuz yayınlamıştır.

Görüldüğü gibi resmi su altı dalış organizasyonları dünya genelinde dalış sporu için çocuk yaşı konusunda ortak bir sınır belirleyememiş durumdalar.

18 yaş altına inildikçe dalış öncesi muayenesinde erişkinlere göre çok daha titiz olmak gerekmektedir.

Çünkü;

– Sekiz yaşına kadar akciğer gelişiminin yeterli olmaması
– Daha yüksek pulmoner kapanma hacmi olması
– Akciğer uyumluluğunun azalması (barotravma riskinin artması)
– Daha fazla sayıda solunum yolu enfeksiyonu geçirmeleri
– Östaki borusunun açılma mekanizmasının işlevsel olarak olgunlaşmamış olması
– Vücut yüzeyi:ağırlık oranının uygun olmaması (hipotermi riski)
– Kemik gelişiminin tamamlanmamış olması
– Matematiksel ve fiziksel yasaları anlama yeteneklerinin sınırlı olması
– Duygusal dengesizlikleri
– Kendine ve başkalarına bakım yapma konusunda sınırlı yetenekleri

Gibi farklılıklarının olduğu bilinci içerisinde değerlendirmelerinin yapılması gerekir.

Kulak Burun Boğaz Muayenesinde Farklı Bulgular

İniş sırasında dalgıç, timpanik membran üzerindeki basınç arttıkça iç kulaklarında ağrı hissedecektir. Bu basınç farkını dengelemek için, nazofarenks yoluyla iç kulağa hava zorlayarak “telafi edebilmelidir”.

İç kulaklardaki basıncı dengelemek için en yaygın teknik, üst hava yolları, östaki boruları ve orta kulak içindeki basıncı artırmak ve dengelemek için ağız ve burun deliklerini kapatırken nefes vermeye çalışılarak gerçekleştirilen Valsalva manevrasıdır.

Çocuklarda en önemli risk faktörü östaki borularının işlev bozukluğudur. Çocukların yetişkinlere kıyasla daha kısa, daha dar, daha yatay boruları, olgunlaşmamış gevşek elastik kıkırdakları ve daha büyük geniz etleri vardır.  Sekiz yaşına kadar olan çocuklarda eşitleme yeteneğini etkiler. Aynı sebeple çocukluk çağında orta kulak hastalıkları daha sık görülür.

Çocuklarda daha önceki timpanik membran ameliyatı, sık kulak enfeksiyonları ve atopik bir kulak yapısı sinüzit, akut ve kronik orta kulak iltihabı ve akut tüp ventilasyon bozuklukları olması durumunda tüplü dalışına izin verilmez.

Akciğer Muayenesinde Farklı Bulgular

Akciğerlerde alveol sayısı sekiz yaşına gelindiğinde maksimuma ulaşır. Lakin nispeten düşük akciğer elastikiyeti ve hava yolu çapı, yetişkinlere kıyasla daha yüksek bir solunum çabasına ve akciğerlerdeki havanın dışarı boşalmasının (ekspirasyon) sonunda artan hava yolu çöküşüne yol açar. Bu, küçük çocukları teoride hava hapsine ve akciğer barotravmasına karşı daha savunmasız hale getirir. Sonraki ergenlik döneminde, alveoller ve hava yolları yaklaşık 16 yaşında yetişkin boyutuna ulaşana kadar büyür.

Çocuklarda, hava yollarının daha küçük nispi çapı ve daha fazla uyum nedeniyle dalış sırasında solunum çabası daha da fazladır. Bu da küçük hava yollarının çökmesine ve gaz değişiminin bozulmasına yatkın hale getirir. Ayrıca, çocuklarda solunum yolu enfeksiyonları sık görülür ve bu da hava yolu tıkanıklığı riskini artırır.

  • Kistik adenomatoid malformasyonlar
  • Pulmoner büller

Pnömotoraks riskinin yüksek olması nedeniyle dalışa onay verilmez.

  • Yakın zamanda geçirilmiş plevra hastalıklarında uzman hekim onayı alınmadan dalış onayı verilmemelidir.
  • Kistik fibrozis, bronşiolitis obliterans ve malaziler tanısı olanlara dalışa onay verilmez.
  • Spontan pnömotoraks geçirmiş olanlarda dalışa onay verilmez.
  • Plevral drenaj öyküsü varsa, en az altı hafta dalışa izin verilmez.

Hafif – İyi Kontrol Edilen Astım ve Çocuklarda Dalış

Yetişkinlerde sağlık takibi yapılarak ve önlemler alınarak güvenli bir şekilde dalış yapabilirler.

Lakin, çocuklarda soğuk kuru hava akciğerlerdeki hava yollarının çevresindeki düz kasların kasılması sonucu daralmasına (bronkokonstriktif) yol açan uyaranlara karşı daha duyarlı oldukları için astım mevcudiyeti durumunda ve bronşiyal hiperreaktivite belirtileri (ilaçlı veya ilaçsız) olması durumunda tüplü dalışına izin verilmez.

British Thoracic Society‘ye göre  dalış, semptomları olmadığı, normal bazal spirometri değerlerine (FEV1) sahip olduğu sürece 12 yaş üstü astımlı yetişkinlerde ve çocuklarda izin verilmektedir.

Kardiyovasküler Muayenesinde Farklı Bulgular

  • Atriyal septal defekt (ASD)
  • Ventriküler septal defekt (VSD)
  • Pulmoner stenoz (PS)
  • Aort koarktasyonu (CoA)
  • Fallot tetralojisi (ToF)
  • Büyük arterlerin transpozisyonu (TGA)

Bu hastalıklara benzeri doğuştan kalp hastalığı olan çocuklar erken yaşlarda opere edilirler. Komplikasyon olmayan durumlarda iyileşme dönemleri sonrasında tüplü dalış konusunda uzman bir kardiyolog tarafından değerlendirildikten sonra onay vermesi şartı ile dalış yapabilirler.

Pulmoner hipertansiyonu ve/veya rezidüel atriyal veya ventriküler septum defektleri (sağdan sola şantları) olan doğuştan kalp rahatsızlığı olan çocukların tüplü dalışına izin verilmez.

Kas İskelet (lokomotor) Sistemi Muayenesinde Farklı Bulgular

Tüplü dalışa girişen çocukların kullandığı dalış ekipmanlarının maksimum ağırlığına ilişkin uluslararası bir kılavuz bulunmamaktadır.

Amerikan Mesleki Terapi Derneği (AOTA), sırt çantalarının öğrencinin vücut ağırlığının %10’undan daha ağır olmamasını önermektedir. 

Tam dalış ekipmanının ağırlığı, ıslak elbisenin kalınlığına, tüp ve denge yeleği (BC) boyutuna ve ağırlık kemeri gereksinimlerine göre değişmektedir. Ortalama olarak bir çocuk yaklaşık 15 kg taşıyacaktır. 

Bu bilgiler eşliğinde çocuk yaş grubunda dalış elbisesi ve ekleri harici malzemelerin suya giriş sonrası kuşanılması kas iskelet sistemlerine binecek yükü eksiltecek ve riski azaltacaktır.

Termoregülasyon (Isı) Regülasyonu Sistemleri – Hipotermi Riski – Metabolizma

Çocuklar genellikle vücut ağırlığına göre daha yüksek bir yüzey alanına, daha düşük vücut kitle indeksine ve kiloya ve nispeten daha az deri altı yağ dokusuna sahiptir. Bu, daha fazla ısı rezervine sahip olan yetişkinlerden daha hızlı bir ısı kaybına neden olur.

Hipotermi riski genellikle 25°C’den daha soğuk suda başlar.

Çocuklarda (yetişkinlerde olduğu gibi) hipotermi yalnızca bronkomotor tonusu değil aynı zamanda kas iskelet sistemi (lokomotor) ve bilişsel yetenekleri de etkiler. 

Çocuk yaş grubunda hipotermi riskini azaltmak için soğuk suda dalışlardan kaçınılmalı yada dalış kıyafetlerinin kalınlığı ve tipi dalış yapılacak suyun ısısına göre doğru tercih edilmelidir.

Diyabet ve Çocuklarda Dalış

Yetişkin diyabet hastaları gerekli önlemler ve kısıtlamalarla dalış yapabilirler. Lakin Uluslararası tıbbi yaklaşımlar, 18 yaşından küçük diyabet hastalarının dalış yapmasına izin verilmemesi yönündedir.

Yetişkinler için geliştirilmiş olan öz beyan formu genel olarak dalış organizasyonları tarafından yeterli ve geçerli kabul etmektedir.

Epilepsi Hastalığı ve Çocuklarda Dalış

Bir kısım Çocuk Nöroloji Uzmanının görüşüne göre; dalış, çocuğun dört yıldan uzun süredir stabil ilaç tedavisiyle nöbet geçirmemiş olması, sakinleştirici ilaç kullanılmaması ve risklerin yeterince anlaşılması durumunda yapılmalıdır. 

Psikolojik Durum Değerlendirme ve Çocuk Dalışı

Bir çocuğun dalış yeteneğini değerlendirmek için özel bir psikoteknik test yoktur. Çocuklarda psikolojik değerlendirme her zaman kapsamlı ve bireyselleştirilmiş olmalı ve aşağıdaki faktörler dikkate alınmalıdır:

  • Dikkat yeteneğindeki tipik azalma, hiperaktivite ve dürtüsellik bu bozukluğu dalışla bağdaşmaz hale getirir.
  • Çocuklar yetişkinlere göre daha kolay dikkati dağılır ve dikkatlerini çeken bir şey olduğunda derinliklerini değiştirme olasılıkları daha yüksektir.
  • Macera duygusu yüksektir. Hastalık ve riskler konusunda farkındalıkları düşüktür veya yoktur. Davranışlarını tahmin etmek daha zordur.
  • Çocuklar somut düşünmeyi kullanırlar ve öğrendiklerinden farklı durumlarda yeterli tepki verme yetenekleri daha azdır.
  • Her eğitim aşamasında psikolojik bir değerlendirme yapılmalıdır. 
  • Çocuğun dalmak istediğinin ve bunu ebeveyn veya akran baskısı nedeniyle yapmadığının belirlenmesi önemlidir.

18 yaş altı çocuklar için;

Tüplü dalış için gerekli ve yeterli düzeyde yönetici işlevine sahip oldukları, kontrol yeterliliklerinin yeterli olduğu, sürekli dikkat ve bilişsel esnekliğe sahip oldukları, kanaatına varılmadan dalışına onay verilmemelidir.

Çocuğun Dalışa Kabul Edilmesi

1. Çocuk dalışa gitmek istiyor mu? (yoksa ebeveynleri veya akranları mı istiyor)
2. Çocuk tıbbi gereklilikleri karşılıyor mu?
3. Çocuk yüzme biliyor mu? (en az 25m ekipmansız)
4. Çocuk dinleme ve anlama becerisine sahip mi?
5. Çocuk kurallara uyma becerisine sahip mi?
6. Çocuk korkuyu tanımlayıp yorumlama becerisine sahip mi?
7. Çocuk varsayımsal durumları yorumlama becerisine sahip mi?
8. Çocuk stresli, korkmuş veya sinirli olduğunda yeterli tepki verme yeteneğine sahip mi?
9. Çocuk sorunlarını iletebilme, yardım isteme ve yardım teklif etme becerisine sahip mi?
10. Çocuk sorumluluk sahibi midir?

Sorularının cevaplarının olumlu olması gerekir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Çocukların tüplü dalışa uygunluğunun değerlendirilmesi https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/12057003/https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/12057003/

⭐️⭐️ Çocuklarda tüplü dalış: Fizyoloji, riskler ve öneriler https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/26022420/

⭐️⭐️ Güney Pasifik Sualtı Tıbbı Derneği’nin (SPUMS) çocuk ve ergen dalışına ilişkin pozisyon beyanı https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/39675742/https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/39675742/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

Diyabetlilere Dut Yaprağı

Dut çeşitlerinin çoğunun kökeninin Çin /Japonya bölgesi ve Himalaya etekleri olduğu düşünülmektedir.

Dut yapraklarının etkisi, rüzgar ısısını dağıtma, akciğerleri temizleme ve kuruluğu nemlendirme kapasitesi nedeniyle eski Çin’de iyi bir şekilde belgelenmiştir.

Beyaz dut yapraklarının, kök kabuğunun, dallarının ve meyvelerinin tıbbi kullanımı Çin Halk Cumhuriyeti Farmakopesi’nde belgelenmiştir.

Çin tıbbındaki kullanımı MS 659’a kadar uzanır.

Dut suyu, İngiliz Bitkisel Farmakopesi’nin resmi bir ürünüdür.

Kök kabuğu müshil ve antihelmintik özelliklere sahiptir ve tadı acıdır.

Kök suyunun kanı aglütine ettiğine ve ayrıca sindirim sistemindeki kurtları öldürdüğüne inanılmaktadır.

Gövde kabuğu müshil ve solucan düşürücü özelliklere sahiptir.

Yapraklar terletici ve yumuşatıcı özelliklere sahiptir ve yaprak suyu boğaz enfeksiyonlarını ve iltihabı önlemek için kullanılmıştır.

Meyve suyu soğutucu ve müshil özelliğine sahiptir ve ateş, soğuk algınlığı, ishal, sıtma, amip, kabızlık ve bağırsak kurtlarını (örneğin tenya) tedavi etmek için kullanılır.

Modern çalışmalar, aktif bitki maddeleri olan flavonoidler, alkaloidler, polisakkaritler ve polifenollerin dut yapraklarının kan şekerini düşürme yeteneğinin birincil moleküler temeli olduğunu göstermiştir.

Dut Yaprağı (Özellikle Kara Dut Yaprağı) İçeriği

  1. Protein (%15-35)
  2. Mineraller – kalsiyum (%2,42-4,71) – fosfor (%0,23-0,97)
  3. Metabolize edilebilir enerji (1130-2240 kcal/kg) açısından oldukça zengindir. 
  4. Anti-besinsel faktörlerin hiçbiri yoktur veya ihmal edilebilir düzeydedir.

⭐️⭐️Kara dut içeriği, beyaz duta göre fenol bileşikleri açısında 8 kat fazla ve çok daha etkindir.

⭐️⭐️Dut yaprakları demir, çinko, manganez ve kalsiyum gibi birçok eser element içerir.

Demir, vücuttaki serbest radikalleri temizleyebilir ve pankreas hücrelerine oksijen tedarikini artırarak insülin sentezini ve salınımını kolaylaştırabilir. 

Çinko, insülin stabilitesini artırmak ve insülinin hipoglisemik etkisini güçlendirmek için insülinin kristalleşmesini destekler.

Manganez, mitokondrideki oksidatif stresi azaltmak için gerekli olan manganez süperoksit dismutazın bir bileşenidir ve bu enzim aynı zamanda bir antioksidandır, mitokondriyi korur ve oksidatif hasarı azaltarak adacık β hücrelerini oksidatif stresten korur.

Kalsiyum eksikliği hücrelerin salgılama işlevini olumsuz etkileyebilir ve insülin salgılanması önemli bir kalsiyum aracılı süreçtir ve kalsiyum eksik olduğunda hücrelerin içindeki ve dışındaki kalsiyum dengesi değişir ve bu değişen denge insülinin normal salgılanmasını etkileyebilir.

Dut Yaprağı (Özellikle Kara Dut Yaprağı) Etken Maddeleri

🔶 Antosiyanin siyanidin-3-glikozid
🔶 Kamferol-3-O-rutinozid,
🔶 Kuarsetin-3-O-glikozid
🔶 Kuarsetin-3-O-rutinozid
🔶 Siyanidin-3-soforozid
🔶 Pelargonidin-3-glikozid
🔶 Pelargonidin-3-rutinozid

Dut Yaprağı (Özellikle Kara Dut Yaprağı)
⭐️ Karaciğerde Yağdan enerji elde edilmesini sağlar (%28)

⭐️ Fruktoz emilimini yavaşlatır (glut-5 kapısı)(%33)

⭐️ Bağırsaktan glikoz emilimini yavaşlatır (%36)

⭐️ LDL ve Trigliserit oranını düşür (%24)

⭐️ Hücre ve DNA oksidasyonunu önler

Kara dut yaprağı Çin tıbbında ilaç olarak kullanılır.

  • Antidiyabetik (Tek doz dut yaprağı uygulaması karbonhidrat yüklemesinden sonra glikoz sapmasının tepe seviyesini ve eğri altında kalan alanı (iAUC) önemli ölçüde baskılar)
  • Antihipertansif (Dut yaprakları, anjiyotensin dönüştürücü enzimi (ACE) inhibe ederek kan basıncını ve kalp atış hızını düşürür)
  • Antihiperlipidemik (Dut yaprakları ile tedavi edilen hayvanlarda, kan dolaşımında toplam kolesterol (TK), düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL-K) ve trigliseritlerde (TG) belirgin azalmalar ve yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterolde (HDL-K) artış meydana gelir)
  • Karaciger Yağlanması (Dut yaprakları, yüksek yağlı diyetin kronik tüketimiyle oluşan vücut ağırlığı artışını baskılar)
  • Antioksidan (Dut yapraklarının serbest radikal oluşumuna ve oksidatif stres kaynaklı doku hasarına karşı etki ve Fe 3+ ‘yi Fe 2+’ ye indirgeyerek elektron bağışlama kapasitesini gösterir.)

National Library of Medicine’den yayınlanan bir araştırmaya göre, dut yaprağı lateks içerir (insanlar için hafif toksik olan ve mide bulantısına veya cilt tahrişine neden olabilen beyaz bir öz.) Lakin, insanların büyük bir çoğunluğu herhangi bir sorun yaşamadan dut yaprağı tüketebilmektedir.

Dut Yaprağını Nasıl Tüketeceğiz

Bir tatlı kaşığı toz (dut yaprağı) ya da 5 yaprak dut bir su bardağı sıcak su da 4 – 5 dakika bekletilip sabah ve akşam yemekten hemen önce içilir.
Lakin günde 2 fincandan fazla içilmemelidir. Çünkü uzun süre ve günlük 5 – 6 fincan içildiğinde (kullanımda) yüksek potasyum içeriği nedeni ile böbreklerde sorun oluşturur.
Önemli uyarı Hamileler ve emzirenler kesinlikle kullanmamalıdır.

Yemekten sonra bir fincan kahve içmek dut yaprağının potasyum yükü nedeni ile böbrek için oluşturabileceği olası zararı önler.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Dut yapraklarının hipoglisemik özellikleri ve hipoglisemik mekanizmalarının değerlendirilmesi https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC10117911/

⭐️⭐️ Umut Vaat Eden Bir Nutrasötik Kaynağı Olarak  Morus nigra L.’nin (Kara Dut) Farmakolojik Özellikleri https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC6412198/

⭐️⭐️ Dut Yaprağı Ekstresinin Tip 1 Diyabet Mellituslu Farelerin Tedavisinde Farmakolojik ve Patolojik Etkileri https://www.mdpi.com/1467-3045/45/7/343

⭐️⭐️ Sağlıklı yetişkinlerde akut dut yaprağı ekstresi alımının zamanlamasının yemek sonrası glikoz metabolizması üzerindeki etkileri: randomize, plasebo kontrollü, çift kör bir çalışma https://www.nature.com/articles/s41430-023-01259-x

⭐️⭐️ Dut yaprağı özütü, dört yaygın diyet karbonhidratının glisemik indeksini azaltır https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/30142838/

⭐️⭐️ Tip 2 diyabetli ve kontrol deneklerinde 75 g sakaroz alımına bağlı olarak dut yaprağı özütünün kan şekeri ve nefes hidrojen tepkisi üzerindeki etkisi https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/17303787/

⭐️⭐️ Cilt Beyazlatıcı Losyon Hazırlamak İçin Morus alba Köklerinden Oksiresveratrol Ekstraksiyonu İçin Üre-Gliserin Bazlı NADES-UAE’nin Optimizasyonu https://jyoungpharm.org/article/1315

⭐️⭐️ Tayland Dut bitkisinden elde edilen yeni bir beyazlatıcı madde kaynağı ve betulinik asit miktarının belirlenmesi https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/18569714/https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/18569714/

⭐️⭐️ Dut Yapraklarının (Morus Alba ) Besin Sindirilebilirliği https://www.tandfonline.com/doi/full/10.4081/ijas.2013.e36

⭐️⭐️ Dut yaprakları ve kardiyometabolik risklere karşı potansiyel etkileri: kimyasal bileşimler, biyolojik özellikler ve klinik etkinliğin incelenmesi https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC6130672/

⭐️⭐️ Üç çeşit dut (Morus sp.) yapraklarının yaklaşık bileşimi ve antioksidan potansiyeli: karşılaştırmalı bir çalışma https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/22837655/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

Çimento Üretim Sektörü Çalışanlarında Krom Eksikliği – İş Güvenliği Riski

Çimento fabrikalarında çalışan bir işçinin günü, sanıldığı kadar sıradan değildir. Dışarıdan bakıldığında sadece makineler, dönen silolar, yükselen dumanlar ve sürekli çalışan konveyör bantları görülür. Oysa fabrikanın içinde hayatını geçiren işçilerin bedeni ve zihni, bu ağır şartlar altında sürekli sınavdan geçer. Sabahın erken saatlerinde başlayan vardiya, akşamın karanlığına kadar sürer.

Yoğun toz bulutu, sürekli çalışan makinelerin çıkardığı uğultu, yüksek sıcaklık ve ağır fiziksel iş, işçilerin hem bedeninde hem de zihninde iz bırakır. İş güvenliği denildiğinde çoğumuzun aklına baretler, maskeler, çelik burunlu ayakkabılar gelir. Evet, bunlar hayati önem taşır. Ancak, bir fabrikanın en kritik güvenlik unsuru, aslında işçilerin kendi bedenleridir. Ve o bedenin görünmeyen bir ihtiyacı vardır: Krom.

Krom, adını belki birçok işçi duymamıştır. Çoğu zaman vitaminlerin ve proteinlerin gölgesinde kalan bu mineral, aslında iş güvenliği açısından sessiz bir kahramandır. Çünkü işçinin gözünü açık tutan, kaslarını güçlü kılan, zihnini berraklaştıran ve şeker dengesini sağlayan şeylerden biri kromdur. Krom olmazsa, işçi sadece yorgun düşmez; dikkati dağılır, refleksleri yavaşlar ve iş kazalarına davetiye çıkar. İşte bu yüzden krom, çimento fabrikası gibi ağır sanayi ortamlarında bir iş güvenliği meselesi olarak ele alınmalıdır.

Bir fabrikanın üretim hattında küçük bir vidanın eksikliği bile büyük bir kazaya yol açabilir. Aynı şekilde, bir işçinin bedeninde krom eksikliği de görünmeyen ama zincirleme etkilerle büyüyen sorunlara yol açar. Kan şekeri dalgalanır, insülin görevini yapamaz, kaslar enerjisiz kalır ve işçi farkında olmadan riskli hale gelir. Bunu daha iyi anlamak için önce vücuttaki mekanizmaya biraz yakından bakalım.

İnsan vücudu, aslında elektriksel ve kimyasal kapılarla dolu bir fabrika gibidir. Yemek yediğinizde glikoz kana karışır. Bu glikozun hücrelerinize girebilmesi için insülin hormonu devreye girer. Pankreastaki beta hücreleri, glikozu görünce insülin salar. Bu insülin, kas hücrelerinin yüzeyindeki kapılara dokunarak glikozun içeri alınmasını sağlar. Böylece glikoz, kaslarda enerjiye dönüşür. Ancak burada kritik bir ayrıntı vardır: O insülin reseptörleri krom ile çalışır. Yani kapının kilidi kromdur. Eğer krom yoksa, insülin kapıya gelse bile kapı açılmaz. Glikoz kanda kalır, hücreler enerjiye ulaşamaz. İşte o zaman hem kan şekeri yükselir hem de kaslar güçsüzleşir.

Bir çimento işçisini düşünelim. Sabah vardiyasına başlamış, birkaç kürek çimento taşımış, ağır bir makinenin bakımını yapıyor. Eğer kanda krom düşükse, glikoz kaslarına giremez. Kasları güçsüzleşir, elleri titremeye başlar, dikkati dağılır. O anda yapacağı küçük bir hata, büyük bir kazaya yol açabilir. Mesela, vincin yükünü dengesiz kaldırabilir, konveyör bantta eli sıkışabilir veya yüksekten inerken dengesini kaybedebilir. Bunlar kulağa basit gelebilir ama çimento fabrikası gibi ağır iş ortamlarında her saniyenin ve her hareketin güvenliği hayati önem taşır.

Kromun eksikliği sadece kas gücünü değil, beynin çalışma düzenini de bozar. Kanda kalan glikoz, kırmızı kan hücrelerindeki hemoglobine yapışır. Bu durumda HbA1c yükselir ve hemoglobinin oksijen taşıma kapasitesi azalır. Yani vücudun dokuları yeterince oksijen alamaz. Bu da beyin sisi, dikkat dağınıklığı, yorgunluk, uyku sorunları ve depresyon gibi sonuçlar doğurur. Bir işçinin dikkati dağınık, zihni bulanık olduğunda, güvenlik prosedürlerini uygulaması mümkün değildir. Kazaların büyük bir kısmı, zaten dikkat kaybından doğmaz mı?

Bir diğer önemli nokta, krom eksikliğinin zamanla insülin direncine yol açmasıdır. Sürekli yemek yemek, sürekli glikoz dalgalanması, kas hücrelerindeki reseptörleri yorarak onları kapatır. Böylece insülin görevini yapamaz, glikoz kanda birikmeye başlar. Bu süreç Tip 2 diyabetin zeminini hazırlar. Diyabet ise iş güvenliği açısından ciddi bir risktir. Çünkü diyabetli bir işçi, vardiya sırasında ani hipoglisemi yaşayabilir. Yani kan şekeri hızla düşer, kişi bayılabilir veya reflekslerini kaybedebilir. Bir fabrikanın içinde, ağır makinelerin ve yüksek sıcaklığın arasında bayılan bir işçi için sonuç ölümcül olabilir.

Kromun önemi kas erimesinde de ortaya çıkar. Kaslar enerjisiz kaldığında zayıflar, sarkar ve işçinin bedensel gücü düşer. Oysa çimento fabrikasında çalışan bir işçi için kas gücü, baret kadar önemlidir. Çuvalları taşımak, yüksek sıcaklığa dayanmak, makineleri kullanmak için güçlü kaslara ihtiyaç vardır. Krom, bu kasların görünmez yakıtıdır.

Peki, bu krom nereden gelecek? İşte iş güvenliği kültürünün bir başka boyutu da burada karşımıza çıkıyor: Beslenme. Fabrika yemekhanelerinde çoğu zaman beyaz ekmek, makarna, pilav ve yağlı yemekler bulunur. Bunlar enerji verir ama krom açısından fakirdir. Oysa tam tahıllı ekmek, bulgur, mercimek çorbası, nohutlu yemekler, brokoli, fındık ve ceviz krom açısından zengindir. Anadolu mutfağı aslında krom deposudur. Eskiden köylerde insanlar bulgur pilavı, nohutlu yemekler, cevizli tarhana çorbası ile beslenirdi. Bu doğal beslenme, onların krom ihtiyacını karşılardı. Ancak günümüzde hızlı yaşam ve ucuz beslenme tercihleri yüzünden işçiler kromdan mahrum kalıyor.

Burada fabrika yönetimlerine büyük görev düşüyor. İş güvenliği sadece kask dağıtmak, yangın tüpünü doldurmak veya eğitim vermek değildir. Aynı zamanda işçilerin yemek menülerini düzenlemek de iş güvenliğinin bir parçasıdır. Yemekhanede beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek verilebilir, menülere mercimek çorbası ve nohutlu yemekler eklenebilir, ara öğünlerde fındık ve ceviz sunulabilir. Bu küçük gibi görünen adımlar, işçilerin dikkatini, enerjisini ve kas gücünü koruyarak iş kazalarını önleyecektir.

Bir işçinin “Ben çok yoruluyorum, halsiz düşüyorum, dikkatimi toparlayamıyorum” demesi, sadece bireysel bir sağlık sorunu değil, aynı zamanda bir iş güvenliği alarmıdır. Çünkü o işçi, makine başında veya yüksek sıcaklıkta risk taşımaktadır. İşte krom takibi, bu alarmın sessiz çanı gibidir.

Krom ihtiyacı aslında çok küçüktür: kadınlarda günde 25 mikrogram, erkeklerde 35 mikrogram. Gözle görülmeyecek kadar küçük olan bu miktar, bir fabrikanın güvenli çalışmasında dev bir rol oynar. Yani bir anlamda krom, işçilerin damarlarında dolaşan görünmez bir güvenlik donanımıdır.

Bu noktada periyodik sağlık kontrolleri de önemlidir. Fabrikalarda işçilere düzenli kan şekeri ve HbA1c ölçümleri yapılmalıdır. Bu ölçümler yalnızca hastalık tespiti için değil, aynı zamanda iş güvenliği risklerini önceden belirlemek için de kullanılmalıdır. Diyabet riski olan işçiler erken aşamada fark edilirse, iş kazalarının önüne geçilebilir.

Beslenme eğitimi de bu sistemin bir parçası olmalıdır. İşçilere, kromun önemi anlatılmalı; yemekhanelerde ve afişlerde “Kromla Güvende Kal” gibi bilgilendirici mesajlar yer almalıdır. Çünkü çoğu işçi, beslenmenin iş güvenliği ile bağlantısını düşünmez. Oysa yanlış beslenme, bir işçinin dikkatini kaybetmesine ve dolayısıyla kazaya neden olabilir.

Kromun önemini küçümsememek gerekir. Bu mineral bize, küçük şeylerin büyük farklar yaratabileceğini gösterir. Nasıl ki çimento fabrikasında küçük bir vida eksikliği büyük bir kazaya yol açıyorsa, krom eksikliği de büyük sağlık sorunlarına kapı açar. Bir fabrikanın güvenliği sadece makinelerin değil, insan bedeninin de güvenliği ile ölçülür.

Sonuç olarak, çimento fabrikalarında iş sağlığı ve güvenliği kültürünün içine krom mutlaka dahil edilmelidir. İş güvenliği uzmanları, mühendisler ve fabrika yöneticileri kromu “sessiz kahraman” olarak görmeli; yemek menülerini, sağlık kontrollerini ve eğitim programlarını buna göre düzenlemelidir. Çünkü işçinin dikkati, enerjisi ve kas gücü, fabrikanın güvenliği kadar önemlidir.

Bir baret, bir maske veya bir çelik burunlu ayakkabı işçiyi dışarıdan korur. Ama krom, işçiyi içeriden koruyan görünmez bir donanımdır. Eğer bu donanım eksikse, işçinin gözleri dalar, kasları güçsüzleşir, refleksleri yavaşlar. Ve o anda fabrikanın en büyük güvenlik açığı ortaya çıkar. O yüzden, krom sadece bir mineral değil; iş güvenliğinin görünmez bir parçasıdır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Dalış Öncesi Endokrin Sistem Muayenesi ve Seçim Kriterleri

Dalış Muayenesi

Dalıcının sağlık durumunun dalışa uygunluğu değerlendirebilmek için; sualtının yoğun ve viskoz bir ortam olduğunu, derinliğin artışı ile birlikte dalıcının basınca maruziyetindeki değişimi, ortam (özellikle düşen) sıcaklıklığının insanlar üzerindeki etkisi bilmek gerekir.

Bilinmelidir ki dalıcının bazı tıbbi ve psikolojik durumları tüplü dalışa kesin veya geçici süreyle engel teşkü etse de sportif – keyif amaçlı dalışların kuralları, ticari veya askeri amaçlı dalışın katı kurallarından daha esnektir.

Scuba (Su altı tüplü dalış) dalışlarda gerekli tüm şartlar yerine getirildiğinde amatör dalıcılar için de profesyonel dalgıçlar için de riskler düşüktür.

Risklerin düşürülmesi için gereken şartların başında kişinin sağlık durumu gelir.

Bu sebeple dalış yapacak amatörlere de ve profesyonellere de sağlık durumlarının su altındaki şartlara uygun olup olmadığı açısından doğru bir değerlendirme – muayeneye yapımalıdır.

Dalış öncesi muayenenin amacı, dalış yapacak kişinin sualtı dalışını sağlığı açısından tehlikeye düşürecek bir sağlık sorunu olup olmadığını araştırmaktır.

Ayrıca dalıcıların su altına adaptasyonu için disiplinli olması ve uygun ekipmanla dalış yapması gerekir.

Her ne maksatla olursa olsun dalıcılar su altına ilk kez dalışın öncesinde ve sonra da yıllık periyodik olarak scuba dalışı konusunda hekimlik tecrübesi olan;

  • KBB
  • Göğüs Hastalıkları
  • Kalp Damar, Psikiyatri
  • Nöroloji
  • Dahilliye (Endokrin-Kan-Sindirim Sistemi açısından değerlendirecek)
  • Göz uzmanları değerlendirmelidir.

Dalıcını sorunu varsa ayrıca;

  • Ortopedi
  • Plastik Cerrahi
  • Cerrahi vb gibi bölümler değerlendirmelidir.

Tüm hekimlerin raporları ile birlikte Su Altı Uzmanı Hekim tarafından son değerlendirme yapılmalıdır.

Dalıcı adayının dalışa uygunluğu söz konusu olduğunda, en başta dikkat edilmesi gereken temel faktörler şunlardır; egzersiz toleransı, ortam basıncı değişiklikleri, sensoriyal bozulma ve soğuk.

ENDOKRİN SİSTEM

Diabetes Mellitus (DM) Şeker Hastalığı

Diyabet, sebebe yönelik yaşam ve beslenme tarzı uygulanmadığı taktirde kronikleşen ve aynı zamanda yaşam süresini kısaltan tüm organlarda farklı farklı komplikasyonlar görülebilen metabolik bir hastalıktır.

Sualtı hekimlerinin geneli insüline bağımlı diyabeti (IDDM) olanların veya ağız yolu ile şeker ilacı (oral antidiyabetik) kullananların dalmamaları düşüncesindedirler. Lakin bir kısım dalış hekimi de sadece diyetine uyması ve kilo kontrolü olması şartıyla şeeker hastaların (diyabetlilerin) dalış yapmasını uygun bulmaktadır.

Hekimler arasında yaygın kanaat, insüline bağımlı diyabeti (IDDM) olanlarda ve hipoglisemi atağı hikayesi olan insüline bağımlı olmayan diyabetlilerde (non IDDM) dalışa izni verilmemesidir.

Diyabeti olan ve geçmişinde düzensiz şeker düzeyi olan dalıcıların özgeçmişleri ayrıntılı sorgulanmalıdır

  • Geçmişte insülin kullanım ihtiyacında değişiklik var mı ?
  • Hastalığı nedeniyle hastaneye yatırılma hikayesi var mı?
  • İdrar yolu infeksionu ve irritasyonu sıklığı var mı?
  • Kan şekerinin kontrollü regülasyonu var mı?
  • Geçirilmiş hipoglisemi atağı var mı?
  • Görmede bulanıklık var mı?
  • Poliüri, polidipsi var mı?

Muayeneyi yapan hekim tecrübesinin yanı sıra kararı verirken anlık kan şekeri düzeyi sınırların içerisinde olan, idrarında şeker olmayan (glikozüri yok), diet ile diyabeti kontrol altında olan diyabetli dalıcılara dalış izni verilebilir.

Diyabeti olan dalıcıların taşıdığı riskler

  1. İnsülin reaksiyonu: İnsülin dozu, uygulama şekli ve saatleri, kulandığı insülinin markası vb gibi değişimlere hem dalıcının hem de vücudunun adaptasyon süresi kişiye göre değişse de riskli bir süreçtir. Bu süreçte meydana gelebilecek bir İnsülin reaksiyonu gelişmesi, kişinin muhakeme gücünü bozar. Bu durumda da sualtında hem dalıcı hem de yanındakilerin hayatını riske atar.
  2. Dekompresyon hastalığının değerlendirilmesi güçleşir: Dekompresyon hastalığı riski açısından diyabetik nöropati ayırıcı tanıyı güçleştirir.
  3. Dekompresyon hastalığı riski: Diyabetik hastalarda yaygın küçük damar hastalığı mevvcuttur. Bu da dokuları, organları ve uzuvları besleyen uç damarlara gelen kan akışını ve miktarını (periferik perfüzyonu) bozar. Beslenemeyen – oksijenlenemeyen dokularda da dekompresyon hastalığı riski artar.
  4. Elektrolit dengesizliği: Böbreklerden sekresyonun azalmasından dolayı diyabetiklerde potasyumun kanda yükselmesine (hiperkalemi) sebep olur.
  5. Ani ölüm; Damar sertliği (Ateroskleroz) erken yaşta başlar.
  6. Hipo/hiperglisemi riski: Kan şekerinin dalışlarda farklı sebeplerle sınırları içerisinde düşmesi ve yükselmesi olağandır. Lakin şeker hastalarında dengeleme mekanizmaları zayıfladığı için bu düşme ve yükselme değerleri çok olabilir. Dalıcının şuurunu etkileyebilir.

Örneğin:

British Sub Aqua Club’e göre, diyabetik dalıcılar dalış öncesi kan şekerinin ölçülmesi, dalış eşinin ve eğitmenlerinin diyabetten haberdar olmaları koşuluyla, hastalık kontrol altındayken, dalış yapabilirler.

Farklı ülkelerin kendi iç düzenlemeleri de mevcuttur. Örneğin:

Amerika’da mevcut standartlarda insüline bağımlı diyabetik adayın dalış izni onaylanmamaktadır.

NOAA (National Oceanic Atmospheric Association) kriterlerine göre medikal tedavi gerektiren diyabet ve diğer endokrin hastalıklar dalıştan men edilir.

Buradaki gerekçe: egzersiz esnasında insülin ihtiyacı azalır. Uniform doz insülin kullananlarda egzersizle kan şekerinde bariz azalma ortaya çıkabilir. Bunun sonucunda şuur kaybı, konvülsiyon ve boğulmaya yol açabilecek sorunlar ortaya çıkabilir.

Gene olarak dalış konusunda çalışma yapan tecrübeli endokrin hekimlerinin görüşleri, insüline bağımlı diyabeti (IDDM) olanların herhangi bir tipi için ve insüline bağımlı olmayan diyabeti (non IDDM) olanların da hipoglisemi geçmişi varsa dalış izni verilmemesi şeklindedir.

Diyabet / Hipoglisemi Tanı Yöntemleri

                                       Açlık kan şekeri (En az 8 saatlik açlığı takiben > 126 mg/dL)

                                       Oral glikoz tolerans testi

                                       (75 gr glikozu takiben 2. saatte plazma glikozun > 200 mg/dL

Glikozüri tetkiki             Tam idrar tetkiki

                                       Diyabet semptomları ile birlikte (poliüri, polidipsi, kilo kaybı) günün herhangi bir saatinde plazma glikozunun > 200 mg/dL olması

                                       Hb A1c

Obezite

Obeziteye bağlı egzersiz toleransı azalabilir.

Dekompresyonlu dalışlarda obezite problemdir. Eldeki kanıtlar çok kuvvetli olmasa da dekompresyon hastalığı insidansı ile obezite arasında korelasyon olduğuna dair veriler vardır.

Boy-kilo çizelgelerine göre vücut ağırlığının % 20’nin üstünde olduğu, kolun triseps ve sırtta skapula altındaki bölgeden yapılan cilt-ciltaltı dokusu katlantısındaki yağ dokusu arttığında risklidir.

(National Oceanic Atmospheric Association) NOAA’ ya göre
Cinsiyet Ve Yaşa Göre Kabul Edilebilen Maksimum Yağ Oranı Tablosu
ERKEK
YaşKabul Edilebilir Maksimum Vücut Yağ Oranı (%)
< 30 %23
< 40 %25
40 ve üstü %27
KADIN
Yaş  Kabul Edilebilir Maksimum Vücut Yağ Oranı (%)
< 30 %33
< 40< 40%35
40 ve üstü40 ve üstü%37

DAN (Divers Alert Network) obeziteyi tek başına dalışa engel saymamaktadır. Beraberindeki egzersiz toleransının azalmasını ve bunun getireceği acil durumlardaki yetersizliği vurgular. Aşırı kilolularda görülen ani ölümlere dikkat edilmesini önerir.

Obezite Tanı Yöntemleri                                                                                     

                                       Boy-kilo çizelgelerine göre vücut ağırlığının ölçümü ve maksimum normalin   

                                       %20 üstünde olması

                                       Kolun triseps ve sırtta skapula altındaki bölgeden yapılan cilt- ciltaltı dokusu katlantısındaki yağ dokusu oranı

                                       Total lipid, kolesterol, HDL, LDL, VLDL Egzersiz testi

                                       Tansiyon arteriyal kontrolü

                                       Solunum testi

Tiroid bezi hastalıkları

Tiroid bezi hastalıkları: genellikle geç teşhis edilir. Dalış muayenesi öncesi fark edilmemiş tiroid hastalığı varsa tedavi görmediği için dolaşım ve sinir sistemi üzerine etkilerinden dolayı önemlidir.

Tiroid fonksiyon testleri ile doğrulanarak iyi kontrollü ve tedaviyle hipo veya hipertiroidi’de rekreasyonel dalış yapılabilir. Solunum yoluna bası yapma riski nedeniyle büyük ve belirgin guatr var ise, tedavi edilene kadar dalıcı adayının dalıştan muaf tutulması gereklidir.

Tiroid Hastalıkları Tanı Yöntemleri

Hiper/hipotiroidi        T3, T4, TSH (en geç dalıştan 3 ay öncesi)

                                    Tiroid bezi ultrasonografisi

                                    Tiroid bezi sintigrafisi

                                    Ayrıntılı kardiyolojik muayene

                                    Tansiyon arteriyal ve nabız kontrolü

Hipofiz Bezi Hastalıkları

Tedavi gören hipopituitarizmde stabil olduktan sonra dalış yapılabilir. ACTH yetersizliğinde kortizon kullananlarda ise dikkat edilmesi gereken husus şudur; Bu hastalar yaralanmalardan sonra, bulantı ve kusmayla eşlik eden durumlarda kortizon absorbe edilemeyeceğinden bayılabilirler. Bu kişilerin mutlaka yanlarında kortizon taşımaları önerilmektedir.

Hipofizin aşırı çalışmasıyla ortaya çıkan akromegalide ise, tümör dokusu çıkartıldığında kardiyak ve diyabet açısından komplikasyon taşımadığında dalış izni verilebilir. Aşırı prolaktinemide ise bromokriptin tedavisiyle yan etki gözlenmediği takdirde dalışa uygundur. Cushing sendromu cerrahi olarak tedavi edildikten sonra ve sekonder adrenal yetersizlik olmadıkça dalış yapılabilir.

Gonadlar

Östrojen veya androjen içeren hormon replasman tedavisi dalışa engel oluşturmaz. Menapoz, Andropoz ilk akla gelen örneklerdir.

Böbrek Üstü Bezi

Addison, Feokromositoma genellikle adrenal medulladan kaynaklanan patolojilerdir. Aktif dönemde (hipertansiyon v.s.) riskleri açısından dalışa uygun değildir. Tümörün çıkartılmasından sonra ve katekolamin seviyeleri normal düzeylerindeyse dalışa izin verilebilir.

Paratiroid Bezi

Hipoparatiroidizmde tetani riski bulunmaktadır. Asid-baz dengesinde bozukluk riski taşıdığından uzun sürel, dalışlardan muaf tutulmalıdır. Asemptomatik minor hiperkalsemide ise nefrokalsinozis de yoksa dalış yapılabilir. Bu hastalıkta uygulanması gerekli testler Ca fonksiyon testleri, renal fonksiyon testleri, renal direkt grafi ve ultrosonografidir. Bu tip ciddi sistemik hastalıkların varlığında unutulmaması gereken en önemli husus, dalış kazalarının yanlış teşhis edilebilirliğidir. Ayrıca uygunsuz çevre koşullarında gerekli ilk yardım ve medikal desteğin dalgıca ulaşması mümkün olmaz.

Paratiroid Hastalıkları Tanı Yöntemleri

Kalsiyum fonksiyon testleri

Böbrek fonksiyon testleri

Renal direkt grafi ve ultrosonografi

DALIŞA KESİN ENGEL ENDOKRİN HASTALIKLAR

  1. Diyetle veya oral antidiyabetik ilaçlarla kontrol edilen ancak hipoglisemi riski taşıyan diyabet (non İDDM)
  2. Cushing sendromu (tedavi edilmemiş)
  3. Addison hastalığı (tedavi edilmemiş)
  4. İnsüline bağlı diyabet (İDDM)
  5. Hiperparotiroidizm

DALIŞA GÖRECELİ ENGEL ENDOKRİN HASTALIKLAR

  1. Obesite
  2. Renal yetersizlik
  3. Hiper/hipotiroidizm
  4. Endokrin sistemle ilgili diğer hormonal yetersizlikler ve fazlalıklar

Profesyonel Sualtı adamları

  • Kronik sindirim sistemi hastalıkları
  • Crohn hastalığı
  • Ülseratif kalit gibi enteropailer
  • Aktif peptik Ülser
  • Kardia disfonksiyonu bulunanlar profesyonel sualtı adamlığı yapamazlar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Spor dalışının tıbbi yönleri https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/9148089/

⭐️⭐️ Tüplü dalış: Sizin ve hastalarınızın bilmesi gerekenler https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/16913196/

⭐️⭐️ Dalış tıbbı https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/378050/

⭐️⭐️ Çevresel Fizyoloji ve Dalış Tıbbı https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/29456518/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Yukarıdaki Tüm Bilgiler farkındalık yaratmak maksadı ile olup hekiminizin muayenesi veya görüşleri yerini tutamaz.

Bu sebeple hekiminize / hekimlerinize düzenli periyodik muayene olun ve yönlendirmelerine uyun.

Sağlıklı dalışlar dilerim.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla
  • 1
  • 2