Bir Elementin Üç Dünyası – Küçük Gençlere

Hatice öğretmen tahtaya büyük harflerle tek bir kelime yazdı:

DEMİR

Sınıfta bir anda hareketlilik başladı.

Tibet kalemini kaldırdı.
Elif yanındaki Asya’ya dönüp fısıldadı.
Çınar arka sıradan öne doğru eğildi.
Mila, defterine kocaman bir soru işareti çizdi.

Hatice öğretmen sınıfa baktı ve gülümsedi.

“Bu kelimeyi hepiniz tanıyorsunuz,” dedi.
“Evde, mutfakta, hastanede, okulda ve kitaplarda sık sık duyuyorsunuz. Ama bugün bu kelimenin gerçekten tek bir şeyi mi anlattığını birlikte sorgulayacağız.”

Defne Ebrar elini kaldırdı.

“Öğretmenim,” dedi, “annem bana kanımda demir eksikliği olduğunu söylediğinde, babam da inşaatta demirle çalışıyor. İkisi de aynı kelimeyi kullanıyor ama ikisi aynı şey olamaz gibi geliyor bana.”

Sınıfta bir sessizlik oldu.

Hatice öğretmen bu sessizliğin içinden gelen merakı çok iyi tanıyordu.

“İşte bugün tam olarak bunu konuşacağız,” dedi.
“Ama bu konu, sınıfta oturarak anlatılacak kadar küçük bir konu değil.”

Masasına doğru yürüdü, çekmecesini açtı ve küçük, eski görünümlü bir zil çıkardı.

Eylül fısıldadı:
“Bu zil çalındığında hep bir şeyler oluyor…”

Hatice öğretmen zili çaldı.

Zil sesi sınıfta yankılanırken hava titredi, duvarlar sanki nefes alıyormuş gibi dalgalandı ve pencereden içeri altın rengi bir ışık süzüldü.

Işığın içinden tanıdık bir siluet çıktı.

Uzun cüppesi, parlak gözleri ve elindeki asasıyla…

Sihirli Profesör.

“Merhaba meraklı beyinler,” dedi.
“Bugün bana oldukça ciddi bir soru sordunuz.”

Mehmet Atlas yerinden doğruldu.

“Öğretmenim,” dedi, “demir dediğimiz şey bir elementse, nasıl oluyor da bazen kanın içinde hayati bir görev yapıyor, bazen de paslanıp köprülerin üstünde duruyor?”

Profesörün gözleri parladı.

“Harika bir başlangıç,” dedi.
“Öyleyse sizi üç farklı dünyaya götürelim.”

Asasını yere vurdu.

Sınıf yavaşça küçülmeye başladı.
Sıralar uzaklaştı.
Tahta silindi.
Çocuklar kendilerini kırmızımsı, sıcak ve akışkan bir tünelin içinde buldular.

“Burası neresi?” diye sordu Zehra.

“Burası,” dedi Profesör, “insan vücudunun içi. Daha doğrusu, kan dolaşım sistemi.”

Etraflarında kırmızı renkli, yuvarlak hücreler akıyordu.

Ali hayranlıkla izledi.

“Bunlar alyuvarlar,” dedi. “Geçen yıl öğrenmiştik.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve şimdi onların içine bakacağız.”

Bir alyuvar yavaşladı, şeffaflaştı ve içi görünür hâle geldi.

Ortada karmaşık ama düzenli bir yapı vardı.

“Bu gördüğünüz,” dedi Profesör,
hemoglobin.”

Ege kaşlarını çattı.

“Bu kelimeyi duyuyorum ama tam olarak ne yaptığını kafamda canlandıramıyorum.”

Profesör alyuvarın içine biraz daha yaklaştı.

“Hemoglobin,” dedi,
“oksijen taşıyan bir proteindir. Ama tek başına çalışmaz.”

Asanın ucuyla küçük bir noktayı işaret etti.

“İşte bu küçük ama çok önemli nokta, demirdir.”

Mila şaşkınlıkla sordu:

“Bu kadar küçük bir şey nasıl bu kadar önemli olabilir?”

Profesör gülümsedi.

“Çünkü bu demir,” dedi,
“özel bir demirdir. Bu demir, elektron alışverişi yapabilen bir demirdir.”

Sınıfta sessizlik oldu.

Asya düşünerek konuştu:

“Elektron alışverişi yapabilmesi, onun oksijenle bağ kurabilmesini sağlıyor olabilir mi?”

Profesör başını salladı.

“Evet,” dedi.
“Ve şimdi çok önemli bir kelime öğreneceğiz.”

Asasını havaya kaldırdı.

Değerlik.

Çocukların bazıları kelimeyi defterine yazdı.

“Demir,” dedi Profesör,
“vücutta çoğunlukla iki hâlde bulunur: iki değerlikli demir (Fe²⁺) ve üç değerlikli demir (Fe³⁺).”

Defne Yaz merakla sordu:

“Bu artı işaretleri ne anlama geliyor?”

“Bu,” dedi Profesör,
“demirin kaç elektron verdiğini ya da alabildiğini gösterir.”

Çınar söze girdi:

“Yani bu demir, sabit bir şey değil; durumuna göre davranışı değişen bir madde.”

“Kesinlikle,” dedi Profesör.
“İşte bu yüzden vücuttaki demir, sıradan bir metal parçası değildir.”

Tam bu sırada Sihirli Profesör avucunda bir çivi belirdi.

“Soğuk, sert, gri bir çivi.”

Tibet hemen konuştu:

“İşte bu da demir.”

Profesör çiviyi alyuvarın yanına getirdi.

“Evet,” dedi.
“Ama bu demir, vücudun kullanabileceği bir demir değildir.”

Elif kaşlarını kaldırdı.

“Ama ikisi de Fe değil mi?”

“Kimyasal olarak evet,” dedi Profesör.
“Ama biyolojik olarak hayır.”

Çiviyi hafifçe vurdu.
Alyuvarın içindeki demir ise ışıldadı.

“Çivideki demir,” dedi,
“kristal yapılar hâlinde, büyük kümeler hâlindedir. Elektronlarını vücuda uygun şekilde veremez. Üstelik sindirim sistemi için yabancı ve tehlikelidir.”

Nilda ciddi bir sesle konuştu:

“Yani vücut, demirin adına değil, onun hangi hâlde olduğuna ve nasıl davrandığına bakıyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Vücut, kimya bilir.”

Hatice öğretmen çocuklara baktı.

“Bu yüzden,” dedi,
“demir eksikliği olan birine çivi yedirilmez.”

Sınıfta hafif bir gülüşme oldu ama mesaj çok netti.

Profesör sözünü tamamladı:

“Bugün şunu öğrendik:
Demir tek bir şey değildir.
Aynı element, farklı dünyalarda bambaşka roller oynar.”

Asasını tekrar yere vurdu.

“Bir sonraki yolculukta,” dedi,
“besinlerin içindeki demirin sindirimde nasıl değiştiğini, hangi değerlikte kana geçtiğini ve bağırsakların nasıl bir seçim yaptığına tanık olacağız.”

Çocuklar heyecanla birbirlerine baktı.

Hatice öğretmen tahtaya büyük harflerle tek bir kelime yazdı:

DEMİR

Sınıfta bir anda hareketlilik başladı.

Tibet kalemini kaldırdı.
Elif yanındaki Asya’ya dönüp fısıldadı.
Çınar arka sıradan öne doğru eğildi.
Mila, defterine kocaman bir soru işareti çizdi.

Hatice öğretmen sınıfa baktı ve gülümsedi.

“Bu kelimeyi hepiniz tanıyorsunuz,” dedi.
“Evde, mutfakta, hastanede, okulda ve kitaplarda sık sık duyuyorsunuz. Ama bugün bu kelimenin gerçekten tek bir şeyi mi anlattığını birlikte sorgulayacağız.”

Defne Ebrar elini kaldırdı.

“Öğretmenim,” dedi, “annem bana kanımda demir eksikliği olduğunu söylediğinde, babam da inşaatta demirle çalışıyor. İkisi de aynı kelimeyi kullanıyor ama ikisi aynı şey olamaz gibi geliyor bana.”

Sınıfta bir sessizlik oldu.

Hatice öğretmen bu sessizliğin içinden gelen merakı çok iyi tanıyordu.

“İşte bugün tam olarak bunu konuşacağız,” dedi.
“Ama bu konu, sınıfta oturarak anlatılacak kadar küçük bir konu değil.”

Masasına doğru yürüdü, çekmecesini açtı ve küçük, eski görünümlü bir zil çıkardı.

Eylül fısıldadı:
“Bu zil çalındığında bir şeyler oluyor…”

Hatice öğretmen zili çaldı.

Zil sesi sınıfta yankılanırken hava titredi, duvarlar sanki nefes alıyormuş gibi dalgalandı ve pencereden içeri altın rengi bir ışık süzüldü.

Işığın içinden tanıdık bir siluet çıktı.

Uzun cüppesi, parlak gözleri ve elindeki asasıyla…

Sihirli Profesör.

“Merhaba meraklı beyinler,” dedi.
“Bugün bana oldukça ciddi bir soru sordunuz.”

Mehmet Atlas yerinden doğruldu.

“Hocam,” dedi, “demir dediğimiz şey bir elementse, nasıl oluyor da bazen kanın içinde hayati bir görev yapıyor, bazen de paslanıp köprülerin üstünde duruyor?”

Profesörün gözleri parladı.

“Harika bir başlangıç,” dedi.
“Öyleyse sizi üç farklı dünyaya götürelim.”

Asasını yere vurdu.

Sınıf yavaşça küçülmeye başladı.
Sıralar uzaklaştı.
Tahta silindi.
Çocuklar kendilerini kırmızımsı, sıcak ve akışkan bir tünelin içinde buldular.

“Burası neresi?” diye sordu Zehra.

“Burası,” dedi Profesör, “insan vücudunun içi. Daha doğrusu, kan dolaşım sistemi.”

Etraflarında kırmızı renkli, yuvarlak hücreler akıyordu.

Ali hayranlıkla izledi.

“Bunlar alyuvarlar,” dedi. “Geçen yıl öğrenmiştik.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve şimdi onların içine bakacağız.”

Bir alyuvar yavaşladı, şeffaflaştı ve içi görünür hâle geldi.

Ortada karmaşık ama düzenli bir yapı vardı.

“Bu gördüğünüz,” dedi Profesör,
hemoglobin.”

Ege kaşlarını çattı.

“Bu kelimeyi duyuyorum ama tam olarak ne yaptığını kafamda canlandıramıyorum.”

Profesör alyuvarın içine biraz daha yaklaştı.

“Hemoglobin,” dedi,
“oksijen taşıyan bir proteindir. Ama tek başına çalışmaz.”

Asanın ucuyla küçük bir noktayı işaret etti.

“İşte bu küçük ama çok önemli nokta, demirdir.”

Mila şaşkınlıkla sordu:

“Bu kadar küçük bir şey nasıl bu kadar önemli olabilir?”

Profesör gülümsedi.

“Çünkü bu demir,” dedi,
“özel bir demirdir. Bu demir, elektron alışverişi yapabilen bir demirdir.”

Sınıfta sessizlik oldu.

Asya düşünerek konuştu:

“Elektron alışverişi yapabilmesi, onun oksijenle bağ kurabilmesini sağlıyor olabilir mi?”

Profesör başını salladı.

“Evet,” dedi.
“Ve şimdi çok önemli bir kelime öğreneceğiz.”

Asasını havaya kaldırdı.

Değerlik.

Çocukların bazıları kelimeyi defterine yazdı.

“Demir,” dedi Profesör,
“vücutta çoğunlukla iki hâlde bulunur: iki değerlikli demir (Fe²⁺) ve üç değerlikli demir (Fe³⁺).”

Defne Yaz merakla sordu:

“Bu artı işaretleri ne anlama geliyor?”

“Bu,” dedi Profesör,
“demirin kaç elektron verdiğini ya da alabildiğini gösterir.”

Çınar söze girdi:

“Yani bu demir, sabit bir şey değil; durumuna göre davranışı değişen bir madde.”

“Kesinlikle,” dedi Profesör.
“İşte bu yüzden vücuttaki demir, sıradan bir metal parçası değildir.”

Tam bu sırada Sihirli Profesör avucunda bir çivi belirdi.

“Soğuk, sert, gri bir çivi.”

Tibet hemen konuştu:

“İşte bu da demir.”

Profesör çiviyi alyuvarın yanına getirdi.

“Evet,” dedi.
“Ama bu demir, vücudun kullanabileceği bir demir değildir.”

Elif kaşlarını kaldırdı.

“Ama ikisi de Fe değil mi?”

“Kimyasal olarak evet,” dedi Profesör.
“Ama biyolojik olarak hayır.”

Çiviyi hafifçe vurdu.
Alyuvarın içindeki demir ise ışıldadı.

“Çivideki demir,” dedi,
“kristal yapılar hâlinde, büyük kümeler hâlindedir. Elektronlarını vücuda uygun şekilde veremez. Üstelik sindirim sistemi için yabancı ve tehlikelidir.”

Nilda ciddi bir sesle konuştu:

“Yani vücut, demirin adına değil, onun hangi hâlde olduğuna ve nasıl davrandığına bakıyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Vücut, kimya bilir.”

Hatice öğretmen çocuklara baktı.

“Bu yüzden,” dedi,
“demir eksikliği olan birine çivi yedirilmez.”

Sınıfta hafif bir gülüşme oldu ama mesaj çok netti.

Profesör sözünü tamamladı:

“Bugün şunu öğrendik:
Demir tek bir şey değildir.
Aynı element, farklı dünyalarda bambaşka roller oynar.”

Asasını tekrar yere vurdu.

“Bir sonraki yolculukta,” dedi,
“besinlerin içindeki demirin sindirimde nasıl değiştiğini, hangi değerlikte kana geçtiğini ve bağırsakların nasıl bir seçim yaptığına tanık olacağız.”

Çocuklar heyecanla birbirlerine baktı.

Bu sorunun cevabı artık sadece bir bilgi değil, bir yolculuktu.Bu sorunun cevabı artık sadece bir bilgi değil, bir yolculuktu.

Sihirli Profesör asasını yere vurduğunda etraflarındaki kırmızı akış yavaşladı, sonra tamamen durdu.
Alyuvarlar uzaklaştı, ortam karardı ve çocuklar kendilerini büyük, dalgalı duvarların arasında buldular.

Duvarlar sanki canlıydı.
Yavaşça kasılıyor, gevşiyor ve içlerinden buhar gibi bir sıcaklık yayılıyordu.

“Burası biraz ürkütücü,” dedi Mila, etrafına bakarken.

Hatice öğretmen sakin bir sesle konuştu:
“Burası ürkütücü değil, çok çalışkan bir yer.”

Sihirli Profesör başını salladı.

“Burası mide,” dedi.
“Demirin kaderinin ilk kez ciddi şekilde değiştiği yer.”

Eylül merakla sordu:
“Yani demir, yemeği ağzımıza aldığımız andan itibaren aynı kalmıyor mu?”

Profesör gülümsedi.

“Hayır,” dedi.
“Demir, mideye geldiğinde artık sadece bir ‘besin parçası’ değildir; kimyasal bir sürecin içine girer.”

Tam o sırada yukarıdan aşağıya doğru köpüklü bir sıvı aktı.
Keskin ama düzenli bir hareketi vardı.

“Bu da ne?” diye sordu Aziz.

“Bu,” dedi Profesör,
mide asidi. Daha bilimsel adıyla hidroklorik asit.”

Asya düşünceli bir sesle konuştu:
“Bu asit, yiyecekleri parçalıyor ama demir gibi bir elementi de etkileyebiliyor mu?”

“Evet,” dedi Profesör.
“Hem de çok önemli bir şekilde.”

Asasını salladı ve havada küçük semboller belirdi:

Fe³⁺ → Fe²⁺

Çocuklar dikkat kesildi.

“Hatırlayın,” dedi Profesör,
“demirin değerliklerinden bahsetmiştik.”

Defne Ebrar hemen konuştu:
“Üç değerlikli demir ve iki değerlikli demir.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Besinlerin içindeki demirin büyük bir kısmı mideye üç değerlikli (Fe³⁺) hâlde gelir.”

Tibet kaşlarını çattı.

“Peki bu kötü mü?”

“Tek başına kötü değil,” dedi Profesör.
“Ama bağırsaklar bu hâliyle demiri kolayca içeri alamaz.”

Çınar merakla sordu:
“Yani bağırsaklar seçici davranıyor ve demirin hangi değerlikte olduğuna bakıyor.”

“Kesinlikle,” dedi Profesör.
“İşte mide burada devreye girer.”

Mide duvarlarından bir ses yükseldi:

“Benim görevim sadece yemekleri eritmek değil,” dedi tok bir sesle.
“Ben demirin değerliğini de değiştiririm.”

Mila şaşkınlıkla etrafa baktı.

“Mideler konuşabiliyor mu?” diye fısıldadı.

Hatice öğretmen gülümsedi:
“Bugün her şey konuşabilir, yeter ki doğruyu söylesin.”

Profesör devam etti:

“Mide asidi, Fe³⁺ hâlindeki demirin bir elektron kazanmasını sağlar ve onu Fe²⁺ hâline dönüştürür.”

Ali düşünerek konuştu:
“Yani mide, demiri bağırsakların tanıyabileceği bir şekle sokuyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu olmadan demirin büyük bir kısmı vücuttan atılırdı.”

Tam o sırada farklı besin parçaları yanlarından geçti.

Bir et lifinin içinden gelen demir daha rahat görünüyordu.
Bir ıspanak parçasından gelen demir ise biraz daha karmaşıktı.

Zehra bunu fark etti.

“Etin içindeki demir sanki daha az uğraşıyormuş gibi duruyor,” dedi.

“Çok iyi gözlem,” dedi Profesör.
“Çünkü hayvansal besinlerdeki demir zaten heme yapısı içinde bulunur.”

Ege hemen sordu:
“Heme ne demek?”

Profesör durdu.

“Heme,” dedi,
“demirin, özel bir halka yapısının ortasında yer aldığı biyolojik bir pakettir.”

Asasını salladı, havada bir halka belirdi.

“Bu yapı,” dedi,
“demiri oksijen taşımaya uygun hâlde tutar.”

Mehmet Atlas dikkatle baktı.

“Yani hayvansal demirde demir zaten vücut için hazırlanmış bir hâlde geliyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu yüzden hayvansal demirin emilimi daha kolaydır.”

Mercan söze girdi:

“Peki bitkisel demir neden daha zor?”

Profesör ıspanak yaprağını işaret etti.

“Bitkilerdeki demir,” dedi,
“çoğunlukla Fe³⁺ hâlindedir ve etrafı başka maddelerle çevrilidir.”

Nilda ekledi:
“Yani demir adeta saklanmış gibi.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve mide asidi bu saklanmayı bozar.”

Bir portakal parçası sahneye girdi.

“Ben de yardım ediyorum,” dedi neşeli bir sesle.

“C vitamini,” dedi Hatice öğretmen.
“Onu tanıyoruz.”

Profesör başını salladı.

“C vitamini,” dedi,
“Fe³⁺’ü Fe²⁺’ye dönüştürmede mide asidinin en büyük destekçisidir.”

Defne Yaz düşünceli konuştu:

“O zaman ıspanakla birlikte limon ya da portakal yemek sadece bir alışkanlık değil, kimyasal bir destek.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu bilgi, mutfaktan laboratuvara uzanır.”

Mide yavaşça daraldı ve çocuklar aşağı doğru ilerledi.

“Şimdi,” dedi Profesör,
“ince bağırsağa giriyoruz.”

Etraf bir anda daha düzenli hâle geldi.
Duvarlar pürüzsüzdü ve üzerinde minik çıkıntılar vardı.

“Bunlar ne?” diye sordu Kıvanç.

“Bunlar villus,” dedi Profesör.
“Emilimi artıran yüzeyler.”

Bağırsak hücrelerinden biri öne çıktı.

“Ben,” dedi,
“demiri içeri alırım ama sadece doğru hâlde olursa.”

Asya hemen sordu:
“Yani Fe²⁺ hâlindeki demiri.”

“Evet,” dedi hücre.
“Fe³⁺ hâlindekini tanımam.”

Ela K dikkatle ekledi:

“Bu yüzden mide ve C vitamini çalışmazsa, demir bağırsaktan geçemez.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve şimdi çok önemli bir nokta daha var.”

Asasını kaldırdı.

“Demir, bağırsak hücresine girdikten sonra bile hemen kana geçmez.”

Çocuklar şaşkınlıkla baktı.

“Nasıl yani?” diye sordu Can.

“Demir,” dedi Profesör,
“önce hücrenin içinde ferritin adı verilen bir proteinle tutulabilir.”

Hatice öğretmen ekledi:

“Ferritin, vücudun geçici deposudur.”

Yaman düşünerek konuştu:

“Yani vücut, demiri hemen kullanmak zorunda değilse, onu güvenli bir yerde bekletiyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve ihtiyaca göre kana verir.”

Kana geçerken başka bir protein belirdi.

“Ben transferrinim,” dedi.
“Demiri kanda taşırım.”

Tibet gülümsedi.

“Demir hiç yalnız kalmıyor,” dedi.
“Hep bir taşıyıcısı var.”

Profesör başını salladı.

“Çünkü serbest demir tehlikelidir,” dedi.
“Kontrolsüz olursa hücrelere zarar verebilir.”

Hatice öğretmen sınıfa döndü.

“İşte çocuklar,” dedi,
“vücudumuz demiri hem çok ister hem de çok dikkatli taşır.”

Bağırsak geride kalırken çocuklar tekrar kırmızı akışın içine girdi.

Sihirli Profesör, “demirin fazlası ve eksikliği olduğunda neler yaşandığını ve neden bazen aynı besini yediğimiz hâlde farklı sonuçlar aldığımızı konuşma zamanı geldi.”

Çocuklar artık sadece meraklı değil, düşünceliydi.

Çünkü demir, basit bir madde olmaktan çıkmıştı.
Bir denge meselesine dönüşmüştü.

Kırmızı akış yeniden hızlandığında çocuklar artık bu ortamı yabancı hissetmiyordu.
Alyuvarlar etraflarından geçerken sanki onları tanıyormuş gibi selam veriyor, oksijen baloncukları düzenli bir şekilde taşınıyordu.

Ama bu kez bir şey farklıydı.

Bazı alyuvarlar güçlü ve parlakken, bazıları solgun görünüyordu.

Ege bunu ilk fark eden oldu.

“Bazıları sanki daha yorgun gibi,” dedi.
“Bu, az önce konuştuğumuz demirle ilgili olabilir mi?”

Sihirli Profesör durdu.

“Evet,” dedi.
“Şimdi demirin en zor ama en önemli kısmına geldik.”

Hatice öğretmen çocuklara döndü.

“Bir şeyi az bilmek sorun olabilir,” dedi.
“Ama fazla bilmek de bazen sorun yaratır. Demir tam olarak böyle bir maddedir.”

Mila şaşkınlıkla sordu:

“Yani demir hem eksik olunca hem fazla olunca sorun çıkarıyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve vücut bu yüzden demiri dengeleyerek yönetir.”

Asasını kaldırdı.
Ortaya büyük bir kontrol odası çıktı.

Gösterge panelleri, kapılar, sinyaller ve bekleyen proteinler vardı.

“Burası,” dedi Profesör,
“vücudun demir kontrol merkezi.”

Kapının önünde ciddi görünümlü bir protein duruyordu.

“Benim adım hepsidin,” dedi.
“Demirin girip girmeyeceğine karar veririm.”

Defne Ebrar dikkatle baktı.

“Yani sen bağırsaklara ‘al’ ya da ‘alma’ mı diyorsun?”

“Evet,” dedi hepsidin.
“Ve bu kararı rastgele vermem.”

Asya sordu:

“Nelere bakıyorsun?”

Hepsidin panelleri gösterdi.

“Vücuttaki toplam demir miktarına,” dedi.
“Yeni alyuvar yapımına,”
“Enfeksiyon olup olmadığına,”
“Büyüme hızına.”

Çınar şaşkınlıkla konuştu:

“Yani vücut hasta olunca bile demirle ilgili kararını değiştiriyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Çünkü bazı mikroplar demiri çok sever.”

Zehra hemen sordu:

“Yani vücut, mikroplar demiri kullanamasın diye onu saklıyor.”

“Evet,” dedi Hatice öğretmen.
“Bu yüzden bazı hastalıklarda demir düşük görünür ama aslında depolarda vardır.”

Bu sırada karaciğer yeniden ortaya çıktı.

“Ben,” dedi,
“demirin ana deposuyum.”

Mehmet Atlas düşünerek konuştu:

“Yani demir kan tahlilinde düşük çıkabilir ama karaciğerde saklı olabilir.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu yüzden tek bir ölçüm her zaman yeterli olmaz.”

Bir ekran açıldı.
Üzerinde farklı çocuk siluetleri vardı.

“Şimdi,” dedi Profesör,
“aynı yemeği yiyen ama farklı sonuç alan üç çocuğu inceleyelim.”

İlk siluet parladı.

“Bu çocuk hızlı büyüyor,” dedi Profesör.
“Vücudu daha fazla demir istiyor.”

İkinci siluet belirdi.

“Bu çocuk sık enfeksiyon geçiriyor,” dedi.
“Vücudu demiri saklıyor.”

Üçüncü siluet göründü.

“Bu çocuk yeterince demir alıyor ama fazla da alıyor.”

Kıvanç kaşlarını çattı.

“Yani aynı demir, farklı vücutlarda farklı davranıyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Çünkü demiri kullanan şey demirin kendisi değil, vücudun ihtiyacıdır.”

Bir alyuvar yanlarına yaklaştı.

“Demir eksik olunca,” dedi,
“ben küçülürüm, solgunlaşırım ve daha az oksijen taşırım.”

Tibet bunu duyunca sordu:

“O zaman kişi çabuk yorulur, değil mi?”

“Evet,” dedi alyuvar.
“Çünkü kaslara ve beyne yeterince oksijen gidemez.”

Ela Y ekledi:

“Bu da dikkat dağınıklığına ve öğrenme güçlüğüne yol açabilir.”

Hatice öğretmen başını salladı.

“Bu yüzden demir, çocuklar için özellikle önemlidir.”

Bu kez farklı bir tablo açıldı.

“Peki fazla olursa?” diye sordu Aziz.

Profesör ciddileşti.

“Fazla demir,” dedi,
“kontrolsüz kalırsa hücrelere zarar verir.”

Bir hücre karardı, duvarları zedelendi.

“Serbest demir,” dedi Profesör,
“oksijenle tehlikeli tepkimelere girer.”

Asya hemen bağlantı kurdu:

“Yani demir oksijen taşımada çok yararlı ama kontrolsüz olursa oksijenle zarar verebiliyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu yüzden transferrin ve ferritin gibi proteinler hayati önemdedir.”

Can merakla sordu:

“Peki insanlar neden kendi kendine demir ilacı almamalı?”

Hatice öğretmen yanıtladı:

“Çünkü vücudun ihtiyacından fazlası zarar verebilir ve bunu dışarıdan anlamak her zaman mümkün değildir.”

Hepsidin tekrar konuştu:

“Benim işimi karıştırırsanız,” dedi,
“denge bozulur.”

Çocuklar sessizleşti.

Bu sessizlik, bilginin yerine oturduğu bir sessizlikti.

Profesör yumuşak bir sesle devam etti:

“Şimdi artık şunu biliyorsunuz:
Demir bir elementtir ama vücutta bir sistem içinde çalışır.
Besinle gelir, mideyle değişir, bağırsakla seçilir, proteinlerle taşınır ve depolarla dengelenir.”

Eylül düşünceli konuştu:

“Yani demir, tek başına güçlü değil; doğru yerde ve doğru zamanda güçlü.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu cümle, bugünün özeti.”

Asasını kaldırdı.

“Bir dünya daha var,” dedi.
“Ve orada demir çok güçlüdür ama canlı değildir.”

Çocuklar birbirine baktı.

“İnşaatlardaki demir,” dedi Ege.

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve onun neden vücut için tamamen farklı bir anlam taşıdığını göreceğiz.”

Işıklar yeniden değişti.

Işık dağıldığında çocuklar bu kez sert bir zeminin üzerinde duruyordu.
Altlarında soğuk, gri ve düzgün bir yüzey vardı.
Hava metal kokuyordu.

Etraflarına baktıklarında dev kolonlar, kalın kirişler, birbirine kenetlenmiş çelik halatlar ve yukarı doğru uzanan bir iskelet gördüler.

“Burası bir bina,” dedi Atlas.
“Daha doğrusu binanın iskeleti.”

Sihirli Profesör başını salladı.

“Evet,” dedi.
“Burası insan yapımı demirin dünyası.”

Çınar yere eğildi, elini zemine yaklaştırdı.

“Soğuk,” dedi.
“Ve hiç canlı gibi hissettirmiyor.”

“Çünkü canlı değil,” dedi Profesör.
“Ama çok güçlü.”

Bir iş makinesi yanlarından geçti.
İçindeki demir parçalar birbirine tam uyumla çalışıyordu.

Mehmet Atlas merakla sordu:

“Bu kadar güçlü olan bir şey, neden vücudun içinde işe yaramıyor?”

Profesör durdu.

“Bu soru,” dedi,
“demirin neden her yerde aynı anlama gelmediğini anlamak için en önemli soru.”

Asasını kaldırdı.
Havada iki ayrı görüntü belirdi.

Birinde, kanın içindeki hemoglobin.
Diğerinde, çelikten bir kolon.

“İkisi de demir içeriyor,” dedi.
“Ama bu iki demir arasında düzen farkı var.”

Defne Ebrar dikkatle baktı.

“Yani fark, sadece demirin olması değil; nasıl bir düzen içinde olduğu.”

“Evet,” dedi Profesör.
“İnsan yapımı demir, çoğu zaman alaşım hâlindedir.”

Ege hemen sordu:

“Alaşım ne demek?”

Profesör yanıtladı:

“Alaşım, demirin karbon ve başka metallerle birlikte eritilip yeniden şekillendirilmiş hâlidir. Çelik bunun en bilinen örneğidir.”

Yaman düşünerek konuştu:

“Yani bu demir, bilerek sertleştirilmiş ve değişmiş bir demir.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve bu değişim onu binalar için harika, vücut için ise tamamen uygunsuz yapar.”

Bir kolonun yüzeyi yavaşça kahverengiye döndü.

“Bu da ne?” diye sordu Mila.

“Bu,” dedi Profesör,
“oksidasyon. Daha günlük adıyla paslanma.”

Asya hemen bağlantı kurdu:

“Bu da oksijenle ilgili.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Demir oksijenle elektron alışverişi yapar. Ama burada bu alışveriş kontrolsüzdür.”

Havada küçük bir şema belirdi.

Demir atomları, oksijenle birleşiyor ve düzensiz bir yapı oluşturuyordu.

“Bu dünyada,” dedi Profesör,
“demirin değerlik değiştirmesi canlı bir amaç için değildir. Sadece çevreyle tepkimeye girer.”

Zehra sordu:

“Vücutta ise bu değişim kontrollü.”

“Evet,” dedi Hatice öğretmen.
“Proteinler tarafından yönetiliyor.”

Profesör iki görüntüyü yan yana getirdi.

“Vücutta,” dedi,
“demirin değerliği işlev içindir.
İnşaatta ise dayanıklılık içindir.”

Bir işçi elindeki demir çubuğu bükmeye çalıştı ama başaramadı.

“Bu demirin görevi,” dedi Profesör,
“yük taşımak, ayakta durmak, direnmek.”

Ali düşündü.

“Vücutta ise demirin görevi yük taşımak ama bu yük oksijen.”

“Evet,” dedi Profesör.
“İkisi de taşıyıcı ama taşıdıkları şey farklı.”

Nilda bir an duraksadı.

“O zaman çividen gelen demirin vücutta işe yaramamasının sebebi, onun yanlış görev için üretilmiş olması.”

“Çok güzel ifade ettin,” dedi Profesör.
“Yanlış görev, yanlış ortam.”

Bir çivi yere düştü.
Profesör onu aldı.

“Bu çivideki demir,” dedi,
“büyük kristaller hâlinde, sıkı sıkıya bağlıdır. Mide asidi bunu çözemez. Bağırsak hücresi tanımaz.”

Ela K ekledi:

“Yani sorun demirin ‘kötü’ olması değil; biyolojik dile çevrilememesi.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Vücut, kimyasal bir dil konuşur.”

Hatice öğretmen çocuklara baktı.

“Bu yüzden,” dedi,
“‘demir’ kelimesini duyduğunuzda artık sormanız gereken soru şudur:
Hangi demir?

Bir vinç yukarı doğru ağır bir yük kaldırdı.

“Bu demir,” dedi Profesör,
“insan hayatını kurtarabilir. Binaları ayakta tutar.”

Sonra görüntü değişti.
Bir hastanede, kan torbaları taşınıyordu.

“Bu demir,” dedi,
“insan hayatını yaşatır.”

Çocuklar sessizce izledi.

Defne Yaz konuştu:

“Yani demir, nerede ve nasıl kullanıldığına göre tamamen farklı bir anlama sahip.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve bilim, bu farkı anlamamıza yardım eder.”

Birden ortam yavaşça silinmeye başladı.
Metal sesleri azaldı, gri renkler yerini sıcak tonlara bıraktı.

“Son bir yolculuk kaldı,” dedi Profesör.
“Ve bu yolculukta öğrendiklerimizi birleştireceğiz.”

Işık yavaşça yumuşadı.
Metal sesleri tamamen kayboldu.
Çocuklar yeniden tanıdık bir sıcaklık hissetti.

Ayaklarının altındaki zemin sert değildi artık.
Ne metalikti ne de akışkandı.

Bir sınıf zeminiydi.

Sıralar yerli yerindeydi.
Tahta, pencere, defterler…
Hepsi oradaydı.

Ama sınıf artık aynı sınıf değildi.

Çünkü çocukların bakışı değişmişti.

Hatice öğretmen masanın önünde duruyordu.
Sihirli Profesör hemen yanında, sessizce sınıfı izliyordu.

“Az önce,” dedi Hatice öğretmen,
“üç farklı dünya gezdik. Ama şimdi asıl soru şu: Oradan ne getirdik?”

Bir süre kimse konuşmadı.

Bu, cevabı bilmedikleri için değil;
nasıl söyleyeceklerini düşündükleri için oluşan bir sessizlikti.

Ege ilk konuşan oldu.

“Demirin tek bir şey olmadığını,” dedi.
“Aynı kelimenin, farklı ortamlarda tamamen farklı anlamlar taşıyabildiğini gördüm.”

Hatice öğretmen başını salladı.

“Devam et,” dedi.

Ege düşünerek sürdürdü:

“Kanımızdaki demirin görevi oksijen taşımak, besinlerdeki demirin görevi bu sisteme katılmak, inşaatlardaki demirin görevi ise yük taşımak. Hepsi taşıyor ama taşıdıkları şey ve taşıma şekilleri farklı.”

Sihirli Profesör gülümsedi.

“Bu,” dedi,
“bilimsel düşünmenin çok iyi bir özeti.”

Elif söz aldı.

“Ben şunu fark ettim,” dedi.
“Vücut, demiri ‘demir’ olduğu için almıyor. Onu önce parçalıyor, sonra dönüştürüyor, sonra seçiyor.”

Asya ekledi:

“Ve bu seçim sadece miktara göre değil; demirin değerliğine, bağlandığı yapıya ve vücudun o anki ihtiyacına göre yapılıyor.”

Hatice öğretmen tahtaya büyük bir üçgen çizdi.

Üçgenin köşelerine üç kelime yazdı:

YAPI – ORTAM – GÖREV

“Bunu unutmayın,” dedi.
“Bilimde bir maddenin ne olduğu, bu üç şeyle anlaşılır.”

Mila elini kaldırdı.

“Bu yüzden çividen gelen demir, yapı olarak yanlış, ortam olarak uygunsuz ve görev olarak da vücudun ihtiyacına uymuyor.”

“Evet,” dedi Hatice öğretmen.
“Ve bu cümlede bilim var.”

Çınar konuştu:

“Benim için en ilginç olan şey, demirin değerliğinin değişmesi oldu. Fe³⁺ hâlinin bağırsakta işe yaramaması ama Fe²⁺ hâline dönüştüğünde kapıların açılması.”

Sihirli Profesör tahtaya küçük bir kapı çizdi.

“Bu kapı,” dedi,
“ince bağırsağın kapısı.”

Yanına Fe³⁺ yazdı, kapıyı kapalı çizdi.
Fe²⁺ yazdı, kapıyı açık çizdi.

“Bu bir benzetme,” dedi,
“ama doğru bir benzetme.”

Defne Ebrar söze girdi:

“Yani mide sadece sindiren bir yer değil, demiri kimyasal olarak hazırlayan bir istasyon.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Mide, bir dönüştürücüdür.”

Nilda düşünceli bir sesle konuştu:

“Ve C vitamini, bu dönüşümde yardımcı bir madde. Yani bazı besinler, tek başına değil, birlikte anlam kazanıyor.”

Hatice öğretmen bunu tahtaya ekledi:

BİRLİKTE ETKİ

“Bu,” dedi,
“bilimin mutfakla buluştuğu yerdir.”

Aziz söz aldı.

“Ben şunu da anladım,” dedi.
“Demir fazlalığı da en az eksikliği kadar tehlikeli. Çünkü serbest kaldığında hücrelere zarar verebiliyor.”

Sihirli Profesör ciddiyetle başını salladı.

“Bu yüzden,” dedi,
“vücut demiri asla serbest bırakmaz. Onu ya ferritinle saklar ya transferrinle taşır.”

Ali ekledi:

“Ve hepsidin, bu trafiğin kapılarını açıp kapatan bir kontrolcü gibi çalışıyor.”

Hatice öğretmen gülümsedi.

“Bakın,” dedi,
“şu anda lisede, hatta üniversitede öğretilen kavramları kullanıyorsunuz. Ama zorlanmıyorsunuz. Çünkü bunları bir sistem içinde gördünüz.”

Eylül elini kaldırdı.

“Benim kafamda şu netleşti,” dedi.
“Demir bir element ama vücutta bir rol oyuncusu. Rolü, bulunduğu sahneye göre değişiyor.”

Sihirli Profesör bu cümleyi duyunca asasını hafifçe yere vurdu.

“İşte,” dedi,
“bilimsel düşüncenin özü budur.”

Sınıfın ortasında üç görüntü belirdi.

Birincisi: Bir alyuvar, oksijen taşıyor.
İkincisi: Bir tabak mercimek ve yanında limon.
Üçüncüsü: Bir köprü, ağır yükleri taşıyor.

“Şimdi,” dedi Profesör,
“aynı soruyu bu üç görüntüye sorun.”

Tahtaya yazdı:

‘Bu demir aynı mı?’

Zehra cevap verdi:

“Hayır. Çünkü birincisi biyolojik bir sistemin parçası, ikincisi biyolojik sisteme girmek için hazırlanmış, üçüncüsü ise biyolojik sistemden tamamen bağımsız.”

Hatice öğretmen alkışladı.

“Bu cevap,” dedi, “ezber değil, düşünce.”

Defne Yaz konuştu:

“Bence bu sadece demir için geçerli değil. Birçok madde için de böyle olabilir.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu yüzden bilim, tek tek bilgileri değil, ilişkileri öğretir.”

Mehmet Atlas ekledi:

“Ve bu ilişkileri anlamadan sadece isimleri bilmek, gerçek anlamda bilgi sayılmaz.”

Sınıfta bir sessizlik oldu.

Bu sessizlik, artık bilginin yerleştiği sessizlikti.

Hatice öğretmen son kez konuştu:

“Bugün demiri öğrendiniz ama aslında şunu öğrendiniz:
Bir şeyin ne olduğunu anlamak için, onun nasıl davrandığını incelemek gerekir.”

Sihirli Profesör çocuklara baktı.

“Artık,” dedi,
“‘demir’ kelimesini duyduğunuzda zihninizde tek bir görüntü değil, üç dünya canlanacak.”

Asasını yavaşça indirdi.

“Ve bu,” dedi,
“bilim insanı gibi düşünmeye başladığınızın işaretidir.”

Işık yavaşça dağıldı.
Profesör siluet hâline geldi.
Sonra tamamen kayboldu.

Sınıfta sadece çocuklar ve Hatice öğretmen kaldı.

Ama artık sınıfta bir şey daha vardı:

Ayırt edebilen zihinler.

Dr. Mustafa KEBAT

Çocuklar..!!

En altta metalik demir ile gıdalarda ve insan vücudunda bulunan demirin farklarını ele alan bilimsel bir yazı da mevcut. Belki merak edip okursunuz. :):):):)

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Yukarıda yer alan hikaye firmalarımız Tetkik OSGB – Tetkik Danışmanlık tarafından sosyal sorumluluğumuz olan çocuklarımızı bilgilendirmek, okumaya, çalışmaya, doğal hayata heveslendirmek ülkemize ve geleceğimize yararlı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak maksadı ile yayınlanmıştır.

Dr Mustafa KEBAT

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz. Varsa hatalarımızı bildirmeniz daha faydalı olmamıza desteğiniz bizim için çok değerli.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Metalik Demir ile Biyolojik Sistemlerde Bulunan Demirin Temel Farkları

Demir (Fe), periyodik tabloda geçiş metalleri grubunda yer alan, atom numarası 26 olan bir elementtir. Ancak demirin fiziksel, kimyasal ve biyolojik ortamlardaki varlığı, yalnızca “element” kimliği üzerinden açıklanamaz. Metalik demir ile gıdalarda ve insan vücudunda bulunan demir; kimyasal form, oksidasyon durumu, bağlanma biçimi, biyoyararlanım ve fizyolojik etki açısından temelden farklı yapılardır.

1. Kimyasal Form ve Yapısal Durum

Metalik demir, Fe⁰ (sıfır değerlikli) hâlde bulunan, kristal kafes yapısına sahip, yüksek mekanik dayanımlı ve elektrik iletkenliği gösteren bir maddedir. Atomlar, metalik bağlarla birbirine tutunur ve serbest elektronlar sayesinde iletkenlik ve şekil verilebilirlik özellikleri ortaya çıkar. Bu form, inşaat, makine ve sanayi uygulamalarında kullanılan “demir” kavramını temsil eder.

Buna karşılık gıdalarda ve biyolojik sistemlerde bulunan demir asla Fe⁰ hâlinde bulunmaz. Biyolojik ortamda demir, yalnızca iyonik ya da kompleks bağlı formlarda bulunabilir. En yaygın biyolojik formlar Fe²⁺ (ferroz) ve Fe³⁺ (ferrik) iyonlarıdır. Bu iyonlar serbest hâlde değil; proteinler, porfirin halkaları veya organik ligandlar ile kompleks oluşturmuş durumdadır.

2. Oksidasyon Durumu (Değerlik)

Metalik demir kimyasal olarak indirgenmiş, elektronlarını kaybetmemiş bir hâlde bulunur. Biyolojik sistemler ise bu formu ne tanır ne de kullanabilir. İnsan vücudu için biyolojik olarak anlamlı demir yalnızca Fe²⁺ ve Fe³⁺ değerlik durumlarındadır.

Fe²⁺, biyoyararlanımı yüksek, bağırsaklardan emilebilen formdur. Fe³⁺ ise daha kararlı ancak emilimi sınırlı bir formdur ve emilim öncesinde indirgenmesi gerekir. Bu nedenle mide asidi (HCl) ve askorbik asit gibi indirgen ajanlar, Fe³⁺’ün Fe²⁺’ye dönüşümünde kritik rol oynar.

3. Gıdalardaki Demirin Biyokimyasal Formları

Gıdalarda bulunan demir iki ana grupta incelenir: hem demiri ve non-hem demiri. Hem demiri, et ve hayvansal ürünlerde bulunur ve porfirin halkası içerisinde Fe²⁺ formunda yer alır. Emilimi yüksek ve diyet bileşenlerinden görece bağımsızdır.

Non-hem demiri ise bitkisel kaynaklarda bulunur ve çoğunlukla Fe³⁺ formundadır. Emilimi; fitatlar, polifenoller ve kalsiyum gibi inhibitörlerden olumsuz etkilenir. Bu demirin biyolojik sisteme katılabilmesi için kimyasal olarak indirgenmesi ve spesifik taşıyıcılar aracılığıyla hücre içine alınması gerekir.

4. Vücuttaki Demirin Fonksiyonel Organizasyonu

İnsan vücudunda demir, serbest iyon olarak dolaşmaz. Serbest demir, reaktif oksijen türleri oluşturarak hücresel hasara yol açabileceği için sıkı bir şekilde kontrol edilir. Demirin %65’ten fazlası hemoglobin yapısında, oksijen taşınmasında görev alır. Kalan kısmı miyoglobin, sitokromlar ve çeşitli enzimlerin aktif merkezlerinde yer alır.

Depolama amacıyla demir ferritin ve hemosiderin proteinlerine bağlanır. Taşınma sürecinde ise transferrin proteini görev alır. Bu sistemler, demirin redoks özelliklerini biyolojik olarak güvenli hâle getirir.

5. Biyolojik Uyum ve Toksisite

Metalik demir biyolojik sistemlerle uyumlu değildir. Sindirim sistemine alınması hâlinde çözünmez, emilemez ve potansiyel olarak mekanik ve kimyasal hasara yol açabilir. Buna karşılık biyolojik demir formları, proteinlerle kompleks hâlde bulunarak kontrollü redoks reaksiyonlarına katılır.

Sonuç olarak metalik demir ile gıdalarda ve vücutta bulunan demir, aynı elementin tamamen farklı kimyasal ve biyolojik bağlamlarda tanımlanmış formlarıdır. Biyolojik demir, elementten ziyade fonksiyonel bir biyomolekül bileşeni olarak değerlendirilmelidir.

Daha Fazla

Kırmızı Nehirdeki Sır – Küçük Gençlere

Hatice öğretmenin sınıfı, her zamanki gibi cıvıl cıvıldı.
Ama bu seferki cıvıltı biraz farklıydı.
Sanki herkesin kafasında aynı anda onlarca soru uçuşuyordu.

Tibet, sırasına oturmuş, kalemini ağzına götürmüş düşünüyordu.
Elif defterinin kenarına küçük kalpler çiziyor ama gözleri tahtadaydı.
Asya, her zamanki gibi elini kaldırmak için sabırsızlanıyordu.
Defne Ebrar ile Nilda fısıldaşıyor, Mercan camdan dışarı bakarken “acaba?” diye içinden geçiriyordu.
Çınar sandalyesinde öne arkaya sallanıyor, Mehmet Atlas sıranın altındaki çantasını karıştırıyordu.
Eylül, Mila ve Zehra yan yana oturmuş, konunun nereye gideceğini merak ediyordu.
Kıvanç, Yaman ve Can arka sırada sessizce konuşuyordu.
Defne Yaz ile Ela K ve Ela Y defterlerini açmıştı.
Aziz, Ali, Atlas ve Ege ise çoktan sorularını hazırlamış gibiydi.

Hatice öğretmen tahtaya büyük harflerle şunu yazdı:

“KAN VE VÜCUDUMUZ”

Sonra sınıfa döndü.

— Çocuklar, daha önce okuduğumuz bazı hikayelerde kanın vücudumuzda neler yaptığını öğrenmiştik. Bugün ise sizden gelen sorulara bakacağız, dedi.

Tam o sırada Ege elini kaldırdı.
Ama öyle sıradan bir kaldırma değildi.
Dirseği neredeyse havaya fırlayacaktı.

— Hatice öğretmenim, ben çok merak ediyorum ve aklımdan çıkmıyor, dedi.
— Kanın içinde hemoglobin diye bir şey varmış. Herkes bunun çok önemli olduğunu söylüyor ama kimse neden bu kadar önemli olduğunu tam anlatmıyor.

Sınıfta bir anda sessizlik oldu.

Bu sessizlik uzun sürmedi.

— Ben de merak ediyorum! dedi Zehra.
— Eğer bu kadar önemliyse, hemoglobinin içinde özel bir şey mi saklı? diye sordu Mila.

— Öğretmenim, dedi Yaman,
— Hemoglobin olmazsa kan yine kan olur mu, yoksa bambaşka bir şey mi olur?

Ela K düşünceli bir sesle konuştu:

— Ben de şunu merak ediyorum, hemoglobin sadece kanda mı var, yoksa vücudun başka yerlerinde de gizli gizli dolaşıyor olabilir mi?

Bu sefer Çınar dayanamayıp araya girdi:

— Ve öğretmenim, eğer hemoglobin bu kadar önemliyse, neden biz onu hiç görmüyoruz?

Sorular peş peşe gelmeye başlamıştı.

Asya uzun bir nefes aldı ve oldukça uzun bir cümleyle konuştu:

— Hatice öğretmenim, ben şunu merak ediyorum, hemoglobin oksijen taşıyormuş ama oksijen görünmeyen bir şey olduğu için ben kafamda canlandıramıyorum, acaba oksijenle hemoglobin nasıl anlaşabiliyor, birbirlerini nereden tanıyorlar?

Hatice öğretmen, gülümsedi.
Bu, çocukların çok iyi tanıdığı bir gülümsemeydi.

Bu gülümseme genelde tek bir anlama gelirdi.

Hatice öğretmen masasının çekmecesini açtı.
İçinden küçük, eski görünümlü bir zil çıkardı.

— Çocuklar, dedi,
— Sanırım bugün yine birine ihtiyacımız var.

Sınıf hep bir ağızdan bağırdı:

SİHİRLİ PROFESÖR!

Hatice öğretmen zili üç kez çaldı.

Dırrr… Dırrr… Dırrr…

Önce hiçbir şey olmadı.
Sonra sınıfın ortasında hafif bir rüzgâr esti.
Tahtadaki yazılar titredi.
Perdeler kıpırdadı.

Ve bir anda…

Pof!

Rengârenk bir dumanın içinden uzun beyaz sakallı, mor cüppeli, gözlüklerinin camı yıldız gibi parlayan biri çıktı.

— Merhaba Hatice öğretmen, dedi neşeyle.
— Ve merhaba meraklı bilim kâşifleri!

Çocuklar sevinçle alkışladı.

— Profesör! diye bağırdı Mercan.
— Bu sefer nereye gideceğiz?

Sihirli Profesör göz kırptı.

— Bu sefer, dedi,
kırmızı bir nehrin içine gideceğiz.

— Nehiiiiir? diye bağırdı Kıvanç.

— Evet, dedi Profesör,
— Ama bu sıradan bir nehir değil. Bu nehir, hepinizin içinde durmadan akan bir nehir.

Hatice öğretmen söze girdi:

— Çocuklar, Profesör bizi insan vücudunun içine götürecek.
— Bugünkü yolculuğumuzun konusu: Hemoglobin.

— Yaşasın! dedi Atlas.
— Ama öğretmenim, vücudun içine girersek kaybolur muyuz?

Sihirli Profesör kahkaha attı.

— Merak etmeyin, dedi.
— Hepinizin cebine dönüş bileti koyacağım.

Elini salladı.
Her çocuğun cebinde küçük, parlayan kırmızı bir kart belirdi.

— Bu kartlar, dedi Profesör,
— sizi sınıfa geri getirecek.

Sonra elini bir kez daha salladı.

Sınıf bir anda küçülmeye başladı.

Ama aslında küçülen sınıf değildi.
Büyüyen çocuklardı.

Ya da belki…
Vücudun içine girecek kadar minicik olmuşlardı.

Bir anda kendilerini devasa, kırmızı bir tünelin içinde buldular.

— Burası neresi? diye sordu Nilda, sesi biraz titreyerek.

— Burası, dedi Sihirli Profesör,
bir kan damarı.

Etraflarından kırmızı yuvarlaklar akıp gidiyordu.

— Bunlar ne? diye sordu Defne Yaz, uzun uzun bakarak.

— Bunlar, dedi Profesör,
alyuvarlar, yani kırmızı kan hücreleri.

Eylül heyecanla bağırdı:

— Ama öğretmenim, bunlar kocaman! Normalde bu kadar büyük değillerdi!

Hatice öğretmen gülümsedi:

— Çünkü siz şu anda çok küçüksünüz, dedi.
— O yüzden her şey size dev gibi görünüyor.

Bir alyuvar yanlarından geçerken durdu.

— Merhaba! dedi neşeli bir sesle.

Çocuklar şaşkınlıkla birbirlerine baktı.

— Alyuvarlar konuşabiliyor mu? diye sordu Can.

— Sihirli yolculuklarda, dedi Profesör,
— her şey konuşabilir.

Alyuvar göğsünü kabarttı:

— Ben bir taşıyıcıyım! dedi gururla.
— Vücudun en önemli görevlerinden birini yapıyorum.

Ali merakla yaklaştı:

— Ne taşıyorsun? dedi.

Alyuvar gülümsedi:

Oksijen.

— Ama senin içinde ne var ki oksijeni taşıyabiliyorsun? diye sordu Ela Y, uzun bir cümle kurarak.
— Çünkü sonuçta oksijen bir gaz ve gazlar elde tutulmaz.

Alyuvar bir an durdu.

Sonra göğsünü işaret etti.

— Benim içimde, dedi,
hemoglobin var.

Bir anda bütün çocuklar aynı anda konuşmaya başladı:

— İşte o!
— Hemoglobin!
— Merak ettiğimiz şey!

Sihirli Profesör elini kaldırdı.

— Sabır, dedi.
— Henüz yolculuğun başındayız.

Kırmızı nehir hızlandı.
Çocuklar, alyuvarlarla birlikte akmaya başladılar.

— Profesör, dedi Mehmet Atlas,
— hemoglobin neden bu kadar önemli, bunu gerçekten gözlerimizle görebilecek miyiz?

Sihirli Profesör ciddi bir sesle cevap verdi:

— Evet, dedi.
— Hem göreceksiniz, hem hissedeceksiniz, hem de onsuz bir vücudun nasıl zorlandığını anlayacaksınız.

Çınar yutkundu:

— Biraz korktum ama çok da meraklandım, dedi.

Profesör gülümsedi:

— Bilim, dedi,
— biraz korku, çok merak ve bolca soru demektir.

Ve kırmızı nehir, onları hemoglobinin kalbine doğru taşımaya devam etti…

Kırmızı nehir, sanki bir şarkı söylüyormuş gibi ritmik bir şekilde akıyordu.
Alyuvarlar, çocukların etrafından süzülerek geçiyor, her biri ayrı bir göreve koşuyor gibiydi.

— Profesör, dedi Defne Ebrar, etrafımıza bakarken,
— bu kadar çok alyuvar varsa ve hepsinin içinde hemoglobin bulunuyorsa, vücudumuzun içinde her an inanılmaz bir hareketlilik var demektir ve bu bana çok heyecan verici geliyor.

Sihirli Profesör başını salladı.

— Çok doğru bir tespit yaptın, dedi.
— Şu anda siz konuşurken bile milyonlarca alyuvar oksijen alıyor, bırakıyor ve yeniden görevine dönüyor.

Mercan kaşlarını çattı:

— Ama profesör, dedi,
— ben hâlâ hemoglobinin neden bu kadar özel olduğunu tam anlayamadım çünkü bir şeyin önemli olması için ya çok güçlü olması ya da kimsenin yapamadığı bir işi yapması gerekir diye düşünüyorum.

— İşte tam da bu yüzden, dedi Profesör,
— şimdi sizi hemoglobinin içine götürüyorum.

Çocuklar hep bir ağızdan:

— İÇİNE Mİ?

Profesör asasını yere vurdu.

Bir anda etraflarındaki kırmızı renk, daha koyu ve daha parlak bir hâl aldı.
Sanki bir kapının içinden geçtiler.

Ve kendilerini devasa bir yapının ortasında buldular.

— Burası neresi? diye sordu Mila, hayranlıkla etrafına bakarak.

— Burası, dedi Profesör,
bir hemoglobin molekülünün içi.

Ortada dört büyük yuvarlak yapı vardı.
Bu yapılar birbirine nazik bağlarla bağlıydı.

— Ama bu dört şey ne? diye sordu Aziz.

— Bunlar, dedi Profesör,
— hemoglobinin dört kolu gibi düşünebileceğiniz yapılar. Her biri ayrı ayrı çalışır ama birlikte harika bir ekip oluştururlar.

Atlas uzun bir cümle kurarak konuştu:

— Yani hemoglobin tek parça bir şey değil de, aslında içinde görev paylaşımı olan bir ekip gibi çalışıyorsa, bu onun neden bu kadar verimli olduğunu açıklıyor olabilir mi?

— Aynen öyle, dedi Profesör memnuniyetle.

Tam o sırada yuvarlak yapılardan biri konuştu:

— Merhaba çocuklar! Ben Heme!

Çocuklar irkildi.

— Bir dakika, dedi Can,
— hemoglobinin içindeki parçalar da mı konuşuyor?

— Bugün evet, dedi Profesör gülümseyerek.

Heme gururla devam etti:

— Benim en önemli özelliğim, içimde demir taşımam.

— Demir mi? diye bağırdı Eylül.
— Yani bizim yediğimiz demir mi?

— Evet, dedi Heme,
— ama bu öyle sıradan bir demir değil.

Zehra dikkatle sordu:

— Peki bu demir ne işe yarıyor, yani hemoglobin demirsiz olamaz mı, çünkü eğer olabilirse bu kadar önemli olmasının sebebi demir olmayabilir diye düşünüyorum?

Heme ciddileşti.

— Olmaz, dedi.
— Demir olmadan ben oksijeni tutamam.

— Nasıl yani? diye sordu Ali.
— Oksijen kaçıp mı gider?

— Aynen öyle, dedi Heme.
— Oksijen çok hareketlidir, sabit durmaz. Onu tutacak bir şey gerekir.

Sihirli Profesör araya girdi:

— Demiri bir mıknatıs gibi düşünebilirsiniz, dedi.
— Oksijen demire çok özel bir şekilde bağlanır.

Kıvanç merakla yaklaştı:

— Ama profesör, dedi,
— mıknatıslar metali çeker, oksijen metal değil ki, bu nasıl oluyor?

Profesör gülümsedi.

— Çok güzel bir soru, dedi.
— Bu, bilimde “kimyasal bağ” dediğimiz özel bir ilişki.

Heme söze girdi:

— Ben oksijeni zorla tutmam, dedi.
— Ona zarar vermem. Sadece yolculuk boyunca yanında olurum.

Bu sırada minik mavi baloncuklar gelmeye başladı.

— Onlar da ne? diye sordu Nilda.

— Onlar oksijen molekülleri, dedi Profesör.

Bir oksijen baloncuğu konuştu:

— Merhaba! dedi neşeyle.
— Akciğerden geliyorum ve vücudun her yerine gitmek istiyorum ama tek başıma gidemem.

— Neden? diye sordu Defne Yaz.

Oksijen cevap verdi:

— Çünkü ben tek başıma suda çözünemem ve kanda uzun süre duramam. Bir taşıyıcıya ihtiyacım var.

Heme elini kaldırdı:

— Ben buradayım!

Oksijen Heme’ye yaklaştı ve pıt diye tutundu.

— Vay canına! dedi Mila.
— Gerçekten mıknatıs gibi oldu!

Sihirli Profesör başını salladı:

— İşte çocuklar, dedi,
— hemoglobinin içindeki demirin önemi burada.

Asya uzun bir cümleyle konuştu:

— Yani eğer vücudumuzda yeterince demir olmazsa, hemoglobin oksijeni tutamayacak ve oksijen hücrelere ulaşamayacak, bu da bizim çabuk yorulmamıza neden olacak, doğru mu anladım?

— Mükemmel anladın, dedi Profesör.

Tam o sırada bir hemoglobin iç çekti:

— Benim içimde yeterince demir yok…

Çocuklar döndü.

— Ne demek istiyorsun? diye sordu Mehmet Atlas.

— Demir eksikliği, dedi hemoglobin üzgün bir sesle.
— Oksijen geliyor ama tutamıyorum.

Bir oksijen baloncuğu kayıp gitti.

— Aa! diye bağırdı Ege.
— Kaçtı!

— İşte bu durumda, dedi Profesör,
— vücut hücreleri oksijensiz kalır.

— Hücreler oksijensiz kalınca ne olur? diye sordu Ela K, uzun bir nefes alarak.

Profesör ciddiyetle cevap verdi:

— Hücreler enerji üretemez, dedi.
— Enerji olmayınca kaslar çabuk yorulur, beyin dikkatini toplayamaz ve insan kendini halsiz hisseder.

Yaman düşünceli bir sesle konuştu:

— Yani bir çocuk derste sürekli uykuluysa, hemen “tembel” demek yerine, acaba vücudunda hemoglobin yeterince oksijen taşıyor mu diye düşünmek daha doğru olabilir.

Hatice öğretmen gururla gülümsedi:

— İşte bilim böyle empati kazandırır, dedi.

Bu sırada kırmızı nehir yavaşladı.

— Şimdi, dedi Profesör,
— sizi oksijenin bırakıldığı yere götürüyorum.

— Nereye? diye sordu Can.

Kaslara, dedi Profesör.

Ve yolculuk devam etti…

Kırmızı nehir yavaşladı.
Alyuvarlar artık acele etmiyor, sanki bir durağa yaklaşır gibi dikkatli ilerliyordu.

— Profesör, dedi Defne Yaz,
— az önce oksijenin bırakılacağı yerin kaslar olduğunu söylemiştiniz ama kaslar benim bildiğim kadarıyla sadece hareket etmemizi sağlıyor, peki oksijenle ne ilgileri var?

Sihirli Profesör gülümsedi.

— Çok yerinde bir soru, dedi.
— Kaslar yalnızca hareket etmez, aynı zamanda çok fazla enerji harcar.

Tam o sırada çevrelerindeki manzara değişti.
Kırmızı nehir daraldı ve etrafında ip gibi uzanan lifler belirdi.

— Burası neresi? diye sordu Mila, hayranlıkla bakarak.

— Burası, dedi Profesör,
bir kas dokusunun içi.

Kas liflerinden biri konuştu:

— Hoş geldiniz! dedi tok bir sesle.
— Ben bir kas hücresiyim ve şu anda çalışmaya hazırım ama…

— Ama ne? diye sordu Eylül.

Kas hücresi derin bir nefes alır gibi yaptı:

— Ama oksijenim yoksa, uzun süre çalışamam.

Ali merakla yaklaştı:

— Yani oksijen olmadan kaslar hiç çalışamaz mı, yoksa sadece daha mı çabuk yorulurlar?

Kas hücresi cevap verdi:

— Çalışabilirler, dedi,
— ama bu, kısa sürede tükenmemize neden olur.

Sihirli Profesör elini salladı.
Bir anda kas hücresinin içinde küçük kapılar açıldı.

— Bunlar ne? diye sordu Atlas.

— Bunlar, dedi Profesör,
— hücrenin enerji fabrikaları, yani mitokondriler.

— Enerji fabrikası mı? diye bağırdı Çınar.
— Hücrelerin içinde fabrika mı var?

— Evet, dedi Profesör.
— Ve bu fabrikalar oksijen olmadan düzgün çalışamaz.

Tam o sırada hemoglobinle bağlı bir oksijen molekülü kas hücresine yaklaştı.

— İşte geldik! dedi oksijen neşeyle.
— Yolculuk biraz uzun sürdü ama buradayım.

Heme nazikçe konuştu:

— Artık seni bırakma zamanı.

— Neden? diye sordu oksijen.

— Çünkü burası senin en çok işe yaradığın yer, dedi Heme.

Pıt.

Oksijen hemoglobinden ayrıldı.

— Vay canına, dedi Zehra,
— gerçekten bırakıyor.

Kas hücresi sevinçle bağırdı:

— Oh! Tam zamanında geldin!

— Oksijen gelince ne oluyor? diye sordu Ela K, uzun bir cümle kurarak.
— Yani oksijen geldi diye enerji bir anda mı ortaya çıkıyor, yoksa başka şeyler de gerekiyor?

Profesör başını salladı.

— Harika bir soru, dedi.
— Oksijen tek başına enerji değildir ama enerjinin kilidini açan anahtardır.

Mitokondrilerden biri konuştu:

— Ben anlatabilirim! dedi heyecanla.
— Ben bir mitokondriyim ve besinlerden enerji üretirim.

— Nasıl yani? diye sordu Can.
— Biz yemek yiyoruz, sen enerji mi yapıyorsun?

— Evet, dedi mitokondri.
— Yediğiniz besinleri küçük parçalara ayırırım ama oksijen yoksa bu işi tam yapamam.

Asya düşünceli bir şekilde konuştu:

— Yani oksijen olmazsa besinlerimiz boşa mı gider, çünkü enerjiye dönüşemezler?

— Aynen öyle, dedi Profesör.

Bir anda kas hücresi titredi.

— Ne oldu? diye sordu Nilda endişeyle.

Kas hücresi cevap verdi:

— Uzun süredir oksijen gelmezse, dedi,
— kaslar ağrır, yanar ve çabuk yorulur.

— Spor yaparken hissettiğimiz yanma bu mu? diye sordu Kıvanç.

— Evet, dedi Profesör.
— O his, kasların oksijen beklediğinin bir işaretidir.

Hatice öğretmen araya girdi:

— Çocuklar, bu yüzden spor yapanların düzenli nefes alması çok önemlidir.

Yaman uzun bir cümleyle konuştu:

— Yani bir insan hızlı hızlı ama düzensiz nefes alırsa, aslında kaslarına yeterince oksijen gönderemeyebilir ve bu da performansını düşürür, doğru mu?

— Çok doğru, dedi Profesör.

Bu sırada bir kas hücresi üzgün bir sesle konuştu:

— Ama bazen oksijen gelse bile yetmiyor…

— Neden? diye sordu Defne Ebrar.

Kas hücresi cevap verdi:

— Çünkü bazen hemoglobin sayısı az oluyor.

— Yani kansızlık? diye sordu Mercan.

— Evet, dedi Profesör.
— Kansızlıkta hemoglobin azdır ve oksijen taşınamaz.

Mehmet Atlas ciddi bir sesle sordu:

— Bu yüzden mi bazı insanlar merdiven çıkarken hemen nefes nefese kalıyor, çünkü kaslarına yeterince oksijen ulaşmıyor olabilir?

— Evet, dedi Profesör.
— Ve bu durum sadece kasları değil, beyni de etkiler.

— Beyni mi? diye bağırdı Mila.

— Evet, dedi Profesör.
— Şimdi sizi beynin içine götürüyorum.

— Daha da mı ilginç olacak? diye sordu Çınar heyecanla.

— Kesinlikle, dedi Profesör.

Asasını salladı.

Bir anda ortam değişti.
Etrafları ışıl ışıl, kıvrımlı yollarla dolu bir yer oldu.

— Burası neresi? diye sordu Ela Y.

— Burası, dedi Profesör,
beyin.

Bir sinir hücresi konuştu:

— Merhaba! dedi hızlı bir sesle.
— Düşünmek için oksijene ihtiyacım var!

— Düşünmek için mi? diye sordu Ali.

— Evet, dedi sinir hücresi.
— Oksijen olmazsa yavaşlarım.

Zehra uzun bir cümleyle konuştu:

— Yani bir çocuk derste dikkatini toparlayamıyorsa, bunun sebebi her zaman ilgisizlik olmayabilir, beynine yeterince oksijen gitmiyor olabilir mi?

Hatice öğretmen başını salladı:

— İşte bu yüzden sağlık bilgisi çok önemlidir, dedi.

Bir sinir hücresi iç çekti:

— Hemoglobin az olduğunda, dedi,
— mesajları geç gönderirim.

— Bu da unutkanlık yapar mı? diye sordu Eylül.

— Evet, dedi sinir hücresi.

Sihirli Profesör sınıfa döndü:

— Şimdi, dedi,
— size önemli bir soru soruyorum.

Herkes dikkat kesildi.

— Hemoglobin sadece oksijen taşırsa mı önemlidir, yoksa oksijen taşımadığı zamanlarda da önemli midir?

Çocuklar düşündü.

Asya elini kaldırdı:

— Bence hemoglobin sadece taşıyıcı değil, aynı zamanda oksijenin ne zaman bırakılacağını da bilen akıllı bir sistem gibi çalışıyor.

— Çok güzel, dedi Profesör.

Atlas ekledi:

— Ayrıca hemoglobin olmazsa oksijen kanda çözünemezdi ve biz ne kaslarımızı ne de beynimizi verimli kullanabilirdik.

— Harika, dedi Profesör.

Tam o sırada dönüş kartları parlamaya başladı.

— Sanırım, dedi Hatice öğretmen,
— dönüş vakti yaklaşıyor.

— Ama daha öğrenecek çok şey var! dedi Ege.

Sihirli Profesör gülümsedi:

— Merak etmeyin, dedi.
— Henüz yolculuk bitmedi.

Ve çocuklar yeniden kırmızı nehirde süzülmeye başladı…

Kırmızı nehir bu kez eskisi kadar canlı görünmüyordu.
Alyuvarlar hâlâ akıyordu ama sanki bazıları daha solgun, daha yavaş gibiydi.

— Profesör, dedi Defne Yaz, çevresine dikkatle bakarak,
— bana sanki bu bölümde kan biraz yorgunmuş gibi geliyor ve bu his boşuna değilmiş gibi hissediyorum.

Sihirli Profesör başını salladı.

— Çok iyi gözlem, dedi.
— Şu anda hemoglobini az olan bir vücudun içindeyiz.

— Yani kansızlık mı? diye sordu Mercan.

— Evet, dedi Profesör.
— Ama çoğu zaman insanlar kansız olduklarını hemen fark etmezler.

Tam o sırada yanlarından geçen bir alyuvar durdu.
Rengi diğerlerine göre daha açıktı.

— Merhaba, dedi halsiz bir sesle.
— Ben görevimi yapmaya çalışıyorum ama biraz zorlanıyorum.

Eylül endişeyle sordu:

— Neden zorlanıyorsun, yani sen de diğer alyuvarlar gibi oksijen taşımıyorsun ama sanırım taşıdığın oksijen miktarı daha az gibi görünüyor?

Alyuvar iç çekti:

— Çünkü içimdeki hemoglobin az, dedi.
— Hemoglobin az olunca oksijen alacak yerim de az oluyor.

Zehra uzun bir cümleyle konuştu:

— Yani aslında sen var oluyorsun ama görevini tam yapamadığın için vücudun bazı yerleri oksijensiz kalıyor ve bu durum hemen fark edilmese bile zamanla sorunlara yol açıyor, doğru mu anladım?

— Evet, dedi alyuvar.
— Tam olarak böyle.

Bu sırada bir kas hücresi yanlarına yaklaştı.
Biraz üzgün görünüyordu.

— Merhaba, dedi kas hücresi.
— Ben son zamanlarda çok çabuk yoruluyorum.

Kıvanç merakla sordu:

— Peki sen yorulduğunu nasıl anlıyorsun, yani bir kas hücresi yorulduğunu hissedebiliyor mu?

Kas hücresi cevap verdi:

— Elbette, dedi.
— Oksijenim azalınca enerji üretimim düşüyor ve bu da benim eskisi kadar güçlü kasılamamama neden oluyor.

— Bu yüzden mi insanlar bazen “hiçbir şey yapmadım ama çok yoruldum” diyor? diye sordu Ali.

— Evet, dedi Profesör.
— Çünkü sorun bazen hareket eksikliği değil, oksijen eksikliğidir.

Bu sırada bir sinir hücresi konuştu:

— Ben de bir şey söylemek istiyorum.

— Tabii, dedi Hatice öğretmen.

Sinir hücresi derin bir nefes alır gibi yaptı:

— Hemoglobin az olduğunda, dedi,
— düşüncelerim yavaşlıyor, dikkatim dağılıyor ve bazen mesajları yanlış gönderiyorum.

Asya dikkatle dinledikten sonra uzun bir cümle kurdu:

— Yani bir çocuk derste dikkatini toplayamıyorsa, sürekli dalıyorsa ve çabuk unutuyorsa, bunun sebebi sadece isteksizlik olmayabilir, beynine yeterince oksijen gitmediği için böyle hissediyor olabilir mi?

— Evet, dedi Profesör.
— Bu yüzden sağlık ve öğrenme birbirinden ayrı düşünülemez.

Bir anda ortam biraz karardı.

— Ne oluyor? diye sordu Nilda endişeyle.

— Şimdi, dedi Profesör,
— kansızlığın sessiz mesajlarını göreceksiniz.

Bir ekran belirdi.

Ekranda bir çocuk vardı.
Merdiven çıkıyordu.
Ama çabuk nefes nefese kalıyordu.

— Bu çocuk tembel mi? diye sordu Çınar.

Hatice öğretmen başını salladı:

— Hayır, dedi.
— Vücudu yeterince oksijen alamıyor olabilir.

Ekran değişti.

Bir başka çocuk sınıfta oturuyordu.
Gözleri dalgın, başı biraz öne eğikti.

— Bu çocuk dersle ilgilenmiyor gibi görünüyor, dedi Ela Y.

— Ama gerçekte, dedi Profesör,
— beyni oksijen bekliyor olabilir.

Ege düşünceli bir sesle konuştu:

— Yani biz dışarıdan gördüğümüz davranışlara bakarak hemen karar verirsek, aslında vücudun gönderdiği gizli mesajları kaçırabiliriz.

— İşte bilimsel bakış açısı tam olarak budur, dedi Hatice öğretmen.

Bu sırada alyuvar yeniden konuştu:

— Kansızlık birden ortaya çıkmaz, dedi.
— Yavaş yavaş gelişir.

— Neden? diye sordu Mila.

— Çünkü demir depoları önce azalır, dedi Profesör.
— Sonra hemoglobin düşer.

Defne Ebrar uzun bir cümleyle sordu:

— Yani vücut önce idare etmeye çalışır ama bir noktadan sonra artık oksijen taşıma kapasitesi düşer ve belirtiler ortaya çıkar, bu yüzden insanlar bazen “neden böyle hissediyorum” diye şaşırır, doğru mu?

— Kesinlikle doğru, dedi Profesör.

Bir anda küçük bir ışık belirdi.

— Bu ne? diye sordu Can.

— Bu, dedi Profesör,
— vücudun yardım çağrısıdır.

— Nasıl yani? diye sordu Atlas.

— Halsizlik, baş dönmesi, çabuk yorulma, dikkat dağınıklığı…
— Bunların hepsi vücudun “oksijene ihtiyacım var” demesidir.

Hatice öğretmen sınıfa döndü:

— Çocuklar, bu yüzden kendimizi ve başkalarını hemen yargılamak yerine, “Acaba vücudu ne anlatmaya çalışıyor?” diye düşünmeliyiz.

Zehra başını salladı:

— Bence bu çok önemli çünkü bazen bir arkadaşımızın davranışının arkasında bizim bilmediğimiz bir sağlık durumu olabilir.

— Çok doğru, dedi Hatice öğretmen.

Sihirli Profesör asasını kaldırdı:

— Şimdi, dedi,
— size çok önemli bir şey göstereceğim.

— Nedir? diye sordular hep birlikte.

— Hemoglobini korumanın yolları.

Bir anda etraflarındaki ortam değişmeye başladı.
Kırmızı nehir yerini bir sofraya bıraktı.

— Bir sonraki durak, dedi Profesör,
günlük hayat.

Kırmızı nehir tamamen kaybolduğunda çocuklar bir an şaşırdı.
Ayaklarının altında artık yumuşak bir zemin vardı.
Etraflarında masa, sandalye, tabaklar ve rengârenk yiyecekler bulunuyordu.

— Profesör, dedi Mercan, etrafına bakarak,
— sanki bir mutfağın ya da yemek masasının içindeyiz ama az önce kasların ve beynin içindeydik, bu geçiş beni biraz şaşırttı.

Sihirli Profesör gülümsedi.

— Şaşırman çok normal, dedi.
— Çünkü hemoglobin sadece vücudun içinde değil, günlük hayatımızda aldığımız kararlarla da ilgilidir.

Masadaki yiyecekler yavaş yavaş canlanmaya başladı.

Bir tabak konuştu:

— Merhaba çocuklar!

— Tabak mı konuştu? diye fısıldadı Mila.

— Bugün evet, dedi Profesör.

Tabakta ıspanak, mercimek, nohut ve kırmızı et vardı.

— Biz, dedi tabak gururla,
demir açısından zengin besinleriz.

Asya dikkatle sordu:

— Yani sizi yediğimizde içimizdeki hemoglobine demir mi gönderiyoruz ve bu sayede oksijen taşıma kapasitesi artıyor mu?

— Aynen öyle, dedi tabak.

Bir portakal yuvarlanarak öne çıktı.

— Ama tek başıma demir yetmez! dedi portakal.
— Ben olmadan demirin işi zor.

— Neden? diye sordu Ege.

Portakal cevap verdi:

— Çünkü ben C vitaminiyim ve demirin vücutta daha iyi emilmesini sağlarım.

Ela K uzun bir cümleyle konuştu:

— Yani eğer bir insan demir içeren bir besini C vitaminiyle birlikte yerse, vücudu demiri daha iyi kullanabilir ve bu da hemoglobinin daha güçlü olmasına yardımcı olur, doğru mu?

— Mükemmel özet, dedi Profesör.

Bu sırada bir bardak süt konuştu:

— Ben de bir şey söylemek istiyorum.

— Tabii, dedi Hatice öğretmen.

— Beni yanlış zamanda içerseniz, dedi süt,
— demirin emilimini biraz zorlaştırabilirim.

Çocuklar şaşkınlıkla baktı.

— Nasıl yani? diye sordu Çınar.

— Yani, dedi Profesör,
— her sağlıklı besin her zaman birlikte tüketilmez.
— Zamanlama da önemlidir.

Mehmet Atlas düşünceli bir şekilde konuştu:

— Yani aslında sağlıklı olmak, sadece ne yediğimizle değil, neyi ne zaman ve neyle birlikte yediğimizle de ilgili karmaşık bir denge işi gibi görünüyor.

— Çok doğru, dedi Hatice öğretmen.

Bir anda ortam değişti.
Bu kez geniş bir parkın içindeydiler.

— Şimdi neredeyiz? diye sordu Defne Yaz.

— Şimdi, dedi Profesör,
hareketin ve nefesin olduğu yerdeyiz.

Bir akciğer balonu şişip indi.

— Merhaba! dedi neşeyle.
— Ben oksijen deposuyum.

Yaman uzun bir cümleyle sordu:

— Eğer biz gün içinde hiç hareket etmezsek ve hep kapalı ortamlarda durursak, akciğerlerimiz yeterince çalışamaz ve bu da dolaylı olarak hemoglobinin taşıyacağı oksijen miktarını azaltabilir mi?

— Evet, dedi Profesör.
— Hareket, nefesi derinleştirir.

Bir koşu bandı konuştu:

— Koşmak şart değil! dedi.
— Yürümek, oynamak, zıplamak da olur.

Zehra gülümsedi:

— Yani bahçede oyun oynamak bile hemoglobine yardım ediyorsa, bu beni çok mutlu ediyor çünkü bu, sağlıklı olmanın sıkıcı olmak zorunda olmadığı anlamına geliyor.

— Kesinlikle, dedi Hatice öğretmen.

Bu sırada bir çocuk silueti belirdi.
Derin nefes alıyordu.

— Bu ne? diye sordu Nilda.

— Bu, dedi Profesör,
doğru nefes alma.

Bir akciğer hücresi konuştu:

— Hızlı ve yüzeysel nefes yerine,
— yavaş ve derin nefes aldığınızda oksijen daha iyi emilir.

Ali uzun bir cümleyle konuştu:

— Yani bir insan çok heyecanlandığında ya da stresli olduğunda nefesi düzensizleşirse, aslında vücuduna yeterince oksijen gönderemeyebilir ve bu da hem bedensel hem zihinsel yorgunluğa neden olabilir.

— Evet, dedi Profesör.
— Nefes, sandığımızdan çok daha güçlüdür.

Hatice öğretmen çocuklara döndü:

— O zaman şimdi size bir soru, dedi.
— Hemoglobini güçlü tutmak için neler yapabiliriz?

Ege elini kaldırdı:

— Demirden zengin besinler yiyebiliriz.

Mila ekledi:

— C vitaminiyle birlikte yemeye dikkat edebiliriz.

Kıvanç devam etti:

— Hareket edebilir, oyun oynayabiliriz.

Asya uzun bir cümleyle tamamladı:

— Ve bence en önemlisi, kendimizi ya da başkalarını hemen etiketlemek yerine, vücudumuzun verdiği sinyalleri dinleyerek hem fiziksel hem de zihinsel sağlığımıza bütüncül bir şekilde yaklaşmalıyız.

Sihirli Profesör alkışladı.

— İşte bu, dedi.
— Bilgi, davranışa dönüşürse gerçekten işe yarar.

Bir anda dönüş kartları yeniden parladı.

— Sanırım, dedi Hatice öğretmen,
— artık sınıfa dönme zamanı yaklaştı.

— Ama profesör, dedi Can,
— hemoglobinin hikâyesi bitti mi?

Sihirli Profesör gülümsedi.

— Hayır, dedi.
— Son bir bölüm daha var.

— Ne hakkında? diye sordular.

Hatırlamak, dedi Profesör.
— Öğrendiklerinizi birleştirmek.

Ve her şey ışıkla kaplandı…

Parlak ışık yavaş yavaş azaldığında çocuklar gözlerini kapattı.
Ayaklarının altındaki zemin yeniden sertleşti.
Tanıdık bir sessizlik vardı.

— Sanırım… sınıftayız, dedi Mercan gözlerini aralayarak.

Gerçekten de Hatice öğretmenin sınıfındaydılar.
Tahta, sıralar, pencereden süzülen gün ışığı…
Her şey yerli yerindeydi.

Ama çocuklar aynı değildi.

Sihirli Profesör sınıfın ortasında duruyordu.
Bu kez sesi daha sakindi.

— Yolculuk bitti, dedi.
— Ama bilgi yolculuğu bitmez.

Çocuklar sıralarına oturdu.
Herkes biraz sessizdi.
Sanki herkes, öğrendiklerini kafasında yeniden dolaştırıyordu.

Hatice öğretmen tahtaya büyük bir daire çizdi.
Ortaya tek kelime yazdı:

HEMOGLOBİN

— Şimdi, dedi,
— bu kelime sizin için ne ifade ediyor, birlikte konuşalım.

Ege elini kaldırdı.
Bu sefer sesi daha sakindi ama daha kararlıydı.

— Benim için hemoglobin, dedi,
— oksijenin vücudun her yerine güvenli bir şekilde ulaşmasını sağlayan çok akıllı bir taşıyıcıyı ifade ediyor.

Hatice öğretmen başını salladı.

— Çok güzel.

Zehra söze girdi.
Uzun ve dikkatli bir cümle kurdu:

— Ben artık hemoglobini sadece kanda bulunan bir madde olarak değil, kaslarımızın çalışmasından beynimizin düşünmesine kadar birçok şeyin arkasında sessizce çalışan ama çok önemli bir yardımcı olarak görüyorum.

— Harika bir bakış açısı, dedi Hatice öğretmen.

Asya elini kaldırdı:

— Bence hemoglobin, vücudun bize fark ettirmeden yürüttüğü büyük bir organizasyonun merkezinde yer alıyor ve biz yeterince demir almadığımızda ya da nefesimize dikkat etmediğimizde bu organizasyonun aksadığını anlıyoruz.

Sihirli Profesör gülümsedi.

— Bilgi, dedi,
— farkındalıkla birleştiğinde güçlenir.

Bu kez Çınar konuştu:

— Ben en çok şuna şaşırdım, dedi,
— birinin yorgun ya da dalgın görünmesinin her zaman isteksizlik anlamına gelmeyebileceğini ve bazen bunun arkasında hemoglobinin oksijeni yeterince taşıyamaması gibi görünmeyen bir sebep olabileceğini öğrenmek beni çok düşündürdü.

Hatice öğretmen derin bir nefes aldı.

— İşte bu, dedi.
— Bilimin kalbe dokunduğu yer burasıdır.

Mila söz aldı:

— Ben de artık bir arkadaşım derste dalgın olduğunda, hemen “neden dinlemiyor” diye düşünmek yerine, acaba uykusuz mu, yeterince beslenmiş mi, nefesi düzgün mü diye daha geniş bir açıdan bakmam gerektiğini anladım.

— Empati, dedi Profesör,
— bilginin en güzel sonucudur.

Bu sırada Mehmet Atlas elini kaldırdı.

— Öğretmenim, dedi,
— ben hemoglobinin demirle olan ilişkisini çok ilginç buldum çünkü demirin sadece bir metal olmadığını, vücudumuzda oksijeni tutan çok özel bir görev üstlendiğini görmek, yediğimiz yemeklere bakışımı değiştirdi.

— Bu da çok önemli bir kazanım, dedi Hatice öğretmen.

Ela K düşünceli bir şekilde konuştu:

— Yani artık bir tabak yemeğe baktığımda, sadece “tok olur muyum” diye değil, “bu yemek vücuduma nasıl bir katkı sağlar, hemoglobini destekler mi” diye de düşüneceğimi fark ettim.

Defne Yaz ekledi:

— Ben de nefesin bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum, yani doğru nefes almanın sadece sporcular için değil, ders çalışırken bile beynimize oksijen göndermek açısından önemli olduğunu öğrenmek beni şaşırttı.

Yaman söz aldı:

— Bence bu yolculuk, sağlıklı olmanın tek bir şeyle değil, beslenme, hareket, nefes ve dikkat gibi birçok küçük ama önemli davranışın birleşimiyle mümkün olduğunu gösterdi.

Sihirli Profesör alkışladı.

— Eğer bir gün, dedi,
— “Neden böyle hissediyorum?” diye sorarsanız,
— belki cevabın bir kısmı hemoglobindedir.

Eylül elini kaldırdı:

— Profesör, dedi,
— biz sizi bir daha çağırabilecek miyiz?

Profesör gülümsedi.

— Aslında, dedi,
— beni çağırmanıza gerek yok.

Çocuklar şaşkınlıkla baktı.

— Çünkü artık, dedi Profesör,
sihir sizsiniz.

— Nasıl yani? diye sordu Nilda.

— Soru sorduğunuzda, dedi Profesör,
— gözlem yaptığınızda,
— neden–sonuç düşündüğünüzde,
— zaten benim yaptığımı yapıyorsunuz.

Sınıfta kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Ali konuştu:

— Yani biz artık kendi vücudumuzun küçük bilim insanlarıyız diyebilir miyiz?

— Kesinlikle, dedi Hatice öğretmen.

Sihirli Profesör asasını kaldırdı.
Ama bu kez duman çıkmadı.

— Gitmeden önce, dedi,
— size son bir soru soracağım.

Herkes dikkat kesildi.

— Hemoglobin neden önemlidir?

Çocuklar sırayla cevap verdi:

— Çünkü oksijen taşır.
— Çünkü enerji üretimini destekler.
— Çünkü kasların ve beynin çalışmasını sağlar.
— Çünkü eksik olursa vücut bize sinyaller gönderir.
— Çünkü sağlığımızla davranışlarımız arasında köprü kurar.

Sihirli Profesör başını salladı.

— Artık bu soru sizin için bir sır değil.

Sonra yavaşça silikleşmeye başladı.

— Hoşça kalın, dedi.
— Merak etmeye devam edin.

Ve sınıf tamamen sessiz kaldı.

Hatice öğretmen tahtaya son bir cümle yazdı:

“Vücudunu tanıyan çocuk, kendini daha iyi anlar.”

Zil çaldı.

Ama çocuklar yerlerinden hemen kalkmadı.
Herkes birbirine baktı.

Çünkü artık biliyorlardı ki…
Kanlarının içinde,
gözle görülmeyen ama hayatı taşıyan
çok önemli bir kahraman vardı.

Hemoglobin.

Dr. Mustafa KEBAT

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Yukarıda yer alan hikaye firmalarımız Tetkik OSGB – Tetkik Danışmanlık tarafından sosyal sorumluluğumuz olan çocuklarımızı bilgilendirmek, okumaya, çalışmaya, doğal hayata heveslendirmek ülkemize ve geleceğimize yararlı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak maksadı ile yayınlanmıştır.

Dr Mustafa KEBAT

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz. Varsa hatalarımızı bildirmeniz daha faydalı olmamıza desteğiniz bizim için çok değerli.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Gizli Yorgunluğun Sessiz Sinyali Düşük Ferritin

Demirin deposu boşsa, enerjin neden tükendiğini sorgulamak gerekir.

🚨 🚨 🚨

“Her Şey Normal Ama Yine de Halsizim” Diyorsanız Dikkat!

Sabahları yataktan zor kalkıyorsun…
Merdiven çıkmak mini bir dağa tırmanmak gibi…
Saçların tarakta bir avuç kalıyor, tırnakların kırılıyor, konsantre olmakta zorlanıyorsun…
Kan testine bakılıyor, hemoglobin iyi… Ama doktor bir satıra dikkatle eğiliyor: Ferritin düşüklüğü!

Ve işte asıl mesele burada başlıyor.

🧠 🧠 🧠

Ferritin Nedir, Ne İşe Yarar?

Ferritin, vücudumuzun demir deposudur.
Yani kanınızdaki demir değil; o demirin dolapta saklanan hali gibidir.
Ferritin düştüğünde, vücut alarm verir ama bu alarm bazen sessiz çalar:

  • Halsizlik
  • Çarpıntı
  • Saç dökülmesi
  • Soğuk eller/ayaklar
  • Sürekli uyuma isteği
  • Hafıza bulanıklığı
  • Egzersiz yaparken aşırı yorulma

Bu semptomlar gelip geçici değilse, büyük ihtimalle enerji bataryanız boşalmış demektir.

🍽️ 🍽️ 🍽️

Ferritin Düşüklüğü ile Savaş Sofradan Başlar

İyi haber şu: Ferritin düşüklüğü, genellikle doğru beslenmeyle düzelebilir.
Ama iş sadece “demir ye geçer” demek kadar basit değil.

Kırmızı Et Sofranızda Olmalı

En kolay emilen demir, hayvansal kaynaklı olandır.

Özellikle:

  • Kuzu ciğeri
  • Dana ciğeri
  • Kırmızı et (ızgara, haşlama tercih edilmeli)
  • Tavuk göğsü ve balık (özellikle sardalya ve uskumru)

👉 Haftada 2–3 kez kırmızı et tüketmek, demir depolarınızı hızla doldurur.

🥬 🥬 🥬

Bitkisel Demir Kaynaklarını Bilin, Ama Tek Başına Yetmez

  • Ispanak
  • Pazı
  • Nohut
  • Mercimek
  • Kuru üzüm
  • Pekmez (özellikle keçiboynuzu ve dut pekmezi)

Ama dikkat! Bitkisel demir kaynakları, vücut tarafından daha zor emilir.
Bu yüzden…

🍋 🍋 🍋

Demir + C Vitamini = Mükemmel İkili!

Demiri etkili kullanmak istiyorsanız, her demir öğününüzle C vitamini alın.
Bu emilimi kat kat artırır.

Örneğin:

  • Mercimek çorbası + limon
  • Izgara et + roka + bol limon
  • Pekmez + portakal suyu
  • Nohut yemeği + domatesli salata (Salatalık turşusu yerine)

👉 Turşu, yoğurt gibi kalsiyum ağırlıklı yiyecekleri demirle aynı öğünde tüketmeyin.
Çünkü kalsiyum, demir emilimini baskılar.

🚫 🚫 🚫

Ferritin Düşmanı Alışkanlıklar

Aşırı Çay ve Kahve Tüketimi

  • Çayın içindeki tanen maddesi, demir emilimini engeller.
  • Kahvedeki polifenoller de benzer şekilde etkiler.

👉 Demir içeren öğünlerden en az 1 saat sonra çay/kahve içmelisiniz.

Sık Adet Görmek

Kadınlarda ferritin düşüklüğünün en yaygın nedeni aşırı kan kaybıdır.
Bu nedenle adet dönemi uzun ve yoğun geçen kadınların ekstra demire ihtiyacı vardır.

Gereksiz Diyetler

“Detoks yapıyorum”, “ekmek yemiyorum”, “et yemem” diyenler…
Vücut, gerekli demiri bulamazsa yavaş yavaş depoları boşaltır.
Kilo verirken enerji de gidiyorsa, suçlu ferritin olabilir!

💊 💊 💊

Takviye Gerekir mi?

Eğer beslenmeyle toparlanamayan bir ferritin düşüklüğünüz varsa, doktorunuz demir takviyesi önerebilir.
Ama bu haplar herkes için aynı değildir:

  • Boş mideye içilmesi önerilir, ancak mide bulantısı yapabilir.
  • Kabızlık, mide ağrısı gibi yan etkiler olabilir.
  • Çay, süt, kalsiyum içeren takviyelerle birlikte alınmamalıdır.

Takviye alırken doktor kontrolü şarttır. Rastgele ilaç kullanmak tehlikeli olabilir!

🔁 🔁 🔁

Kaç Günde Toparlanırsınız?

Ferritin seviyesini yükseltmek zaman ister.

  • Haftalık değil, aylık bir süreçtir.
  • Uygun beslenme ve takviyeyle birlikte, 3–6 ayda normale dönmesi beklenir.
👩‍⚕️ 👩‍⚕️ 👩‍⚕️

Gerçek Hayattan Örnek “Yorgunlukla Mücadele”

Ayşe Hanım, 35 yaşında bir öğretmen. Sabahları zor uyanıyor, öğlen başı dönüyor, saçları dökülüyor. Kan testi: Hemoglobin 12.7 – normal. Ama ferritin? Sadece 8!

Doktoru şöyle dedi:
“Enerjin yok çünkü benzin depon boş! Hadi, kırmızı et, limonlu yeşillik ve pekmezle başlayalım.”

4 ay sonra Ayşe Hanım, sabahları koşar adım uyanıyor, saç dökülmesi durdu, derse girmesi keyifli hale geldi. Ferritin artık 40!

💬 💬 💬

Vücudunuz Daima Fısıldar – Kulak Verin

Ferritin düşüklüğü, “kanım normal” diyerek geçiştirilecek bir şey değildir.
Enerjiniz düşükse, saçınız dökülüyorsa, dikkatiniz dağınıksa — belki de sadece vücudunuzun “yardım et, depom boş” demesidir.

✅ Doğru beslenin
✅ C vitaminiyle destekleyin
✅ Takviye gerekiyorsa bilinçli kullanın
✅ Ve asla ama asla bu sessiz sinyalleri küçümsemeyin.

Çünkü sağlıklı bir hayat, dolu bir enerji deposuyla başlar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Demirim Yüksek Ama Kansızım!

Peki Neden Hâlâ Yorgun, Solgun ve Nefessizim?

Çok tanıdık bir hikâye:
“Kan tahlili yaptırdım, demirim normalin üstünde ama hemoglobinim hâlâ düşük. Hekim ‘kansızsın’ diyor. Peki nasıl olur bu?”

İşte cevabı:
Kansızlık sadece demir eksikliğinden olmaz.
Bazen vücudunuzda demir var, ama o demir yerine ulaşamıyor.

Demir Nasıl Oksijen Taşıyan Süper Güce Dönüşür?

Vücudumuzda “oksijen taşıma süper kahramanı” kimdir diye sorsak, cevabı hemoglobin olur.
Hemoglobin, kırmızı kan hücrelerinin (eritrositlerin) içindeki özel proteindir ve nefesle aldığımız oksijeni tutup tüm hücrelere dağıtır.

🔴 İşte bu hemoglobinin merkezi, demir atomudur.
Ama demirin bu yapıya bağlanabilmesi için araya biri daha gerekir:
PORFİRİN halkası.

Ve işte esas sürpriz burada:
🟢 Porfirin halkasını oluşturmak için B6 vitaminine (piridoksin) ihtiyaç vardır.

Süreç Nasıl İşliyor? Adım Adım Anlatalım

1️⃣ Hücre içinde glisin ve süksinil-CoA adlı iki molekül birleşir.
2️⃣ Bu birleşim için görevli bir enzim vardır: ALA sentaz.
3️⃣ Bu enzimin çalışabilmesi için B6 vitamini (P5P formu) gereklidir.
4️⃣ ALA oluşur, zincirleme reaksiyonlarla porfirin halkası yapılır.
5️⃣ Demir bu halkaya yerleşir → hem adı verilir.
6️⃣ Hem, globin proteinine bağlanır → hemoglobin oluşur!

🔴 Ama! B6 vitamini eksikse…

  • ALA oluşmaz,
  • Porfirin üretilmez,
  • Demir ortada kalır ama bağlanamaz,
  • Hemoglobin oluşmaz → Anemi gelişir.

“Demirim Yüksek Ama Hemoglobinin Düşük” Ne Demek?

İşte cevabı:
Demir kanınızda dolaşıyor ama hemoglobin yapısına bağlanamıyor.
Yani: Yedek kulübesinde bekliyor ama oyuna alınamıyor.
Neden?

Çünkü B6 vitamininiz eksik veya aktif hale geçemiyor.

Sadece Demir Almak Yeterli Değil!

Anemi tedavisi denince herkes hemen demir, B12, folik asit (B9) alır.
Ama B6 unutulur.

Hâlbuki:

  • B6 yoksa porfirin yok,
  • Porfirin yoksa demir tutunamaz,
  • Demir tutunamazsa hemoglobin düşer.

Sonuç: Kansızlık devam eder.

B6 Vitamininin Aktif Hali: P5P Nedir?

B6 vitamini, aktif formu olan P5P (Piridoksal-5-Fosfat) haline dönüşmeden işe yaramaz.
Ama bazı kişilerde genetik yatkınlık ya da karaciğer sorunları nedeniyle bu dönüşüm eksik veya yetersiz olabilir.

Bu durumda:
✅ Direkt P5P formunda B6 vitamini alınması gerekir.
(Bu form, aktif olduğu için doğrudan işe yarar.)

Kimler Bu Duruma Dikkat Etmeli?
  • Sürekli kansızlık yaşayanlar
  • Demir düzeyi normal ya da yüksek olup HGB hâlâ düşük olanlar
  • Et yemesine rağmen yorgun, solgun, nefessiz kalanlar
  • Hamileler
  • Emziren anneler
  • Sık adet gören kadınlar
  • Spor yapan ama toparlanamayan bireyler

Çözüm Önerileri: Ne Yapmalı?

Demir, B12, B9 ile birlikte B6 düzeyinizi de kontrol ettirin.
✅ Eğer hemoglobin düşük ama demir normalden yüksekse, P5P formunda B6 desteği alınabilir (hekim önerisiyle!).
✅ Sindirim sistemi sorunları varsa B6 emilimini de etkileyebilir.
✅ Karaciğer destekleyici takviyelerle dönüşüm sürecini destekleyin.
✅ İşlenmiş gıdalardan uzak durun; çünkü B6 hassas bir vitamindir, kolayca parçalanır.

Kanın Hikâyesi Sadece Demirle Yazılmaz

Kansızlık bazen demir eksikliğinden olur… ama her zaman sadece demirle düzelmez.
Vücut bir orkestradır. Her vitamin ve mineral bir enstrümandır.
Ve B6 olmadan bu orkestra şarkıyı tamamlayamaz.

Unutmayın:

“Demir dolu ama nefessizim” diyorsanız, gözünüz B6’da olsun!
Ve en önemlisi: Takviye değil, denge önemli. Bu dengeyi de ancak bilinçli ve bilimsel bir yaklaşım sağlar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ B6 Vitamini Eksikliği https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK470579/

⭐️⭐️ Aneminin önlenmesi ve kontrolünde vitaminlerin rolü https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/10948381/

⭐️⭐️ Pankreatikoduodenektomi sonrası hastalarda B6 vitamini eksikliğine bağlı anemi https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/25543166/

⭐️⭐️ B6 Vitamini Eksikliği ve Bağımlılığı https://www.msdmanuals.com/professional/nutritional-disorders/vitamin-deficiency-dependency-and-toxicity/vitamin-b6-deficiency-and-dependency

⭐️⭐️ B6 vitamini https://ods.od.nih.gov/factsheets/VitaminB6-HealthProfessional/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Sizde Demir Eksikliği ve İş Gücü Kaybı Ön Belirti Testinizi Yapın – Kendinizi Kontrol Edin

Merhaba,

Bu anketi, kendi kendinizi değerlendirebilmeniz için hazırladım…

Son zamanlarda yorgun, halsiz veya odaklanmakta zorlanıyor hissediyorsanız, bunun altında yatan nedenlerden biri olan demir eksikliği (Anemi) ihtimalinizi değerlendirmek gerekir.

Anketin amacı sizi endişelendirmek değil; sadece erken uyarı işaretlerini fark ederek, sağlığınızı korumak ve hayatınızı daha konforlu sürdürebilmenize destek olmaktır. Vereceğiniz cevapları kendi kendinize değerlendirebileceksiniz..

Lütfen tüm soruları kendiniz için dürüstçe ve dikkatle yanıtlayın.

Erken fark edilen küçük sorunlar, büyük problemleri önler.

Sağlığınızı önemseyen Tetkik İş Sağlığı ve Güvenliği firmamız her daim sizlere hizmete devam edecektir.

Teşekkür ederiz.

Hazırsanız Başlayın

Kendinizi son 1 ayda nasıl hissettinizi düşünerek aşağıdaki soruları cevaplayınız…
Cevaplarınızı “Hiç”, “Ara sıra”, “Sık sık”, “Her zaman” şeklinde işaretleyiniz.

SoruHiç
(0 Puan)
Ara Sıra
(1 Puan)
Sık Sık
(2 Puan)
Her Zaman
(3 Puan)
Gün içinde kendimi halsiz, enerjisiz hissediyorum.
Sabahları dinlenmemiş şekilde uyanıyorum.
İşe odaklanmakta zorlanıyorum.
Gün içinde baş dönmesi ya da sersemlik hissi yaşıyorum.
Göğsümde çarpıntı veya ani nefes darlığı hissediyorum.
Yürürken veya hafif bir aktivite sırasında çabuk yoruluyorum.
Gün içinde sinirlilik veya tahammülsüzlük hissediyorum.
Tırnaklarım kolay kırılıyor veya kaşık gibi şekil alıyor.
Cildim normalden soluk görünüyor.
Dudak kenarlarımda sık sık çatlama ya da yara oluyor.
Dilimde yanma, acı veya pürüzsüzlük fark ettim.
Özellikle öğleden sonra ya da akşam saatlerinde uyuklama ihtiyacı hissediyorum.
İşleri zamanında tamamlama konusunda zorlanıyorum.
Sık sık üşüyorum veya ellerim, ayaklarım soğuk oluyor.
Baş ağrısı ya da başta ağırlık hissi yaşıyorum.
Unutkanlık, odak kaybı veya dalgınlık yaşıyorum.
Eskisine göre daha az iş yapabiliyorum.
Dinlensem bile yorgunluk hissim geçmiyor.
Yokuş veya merdiven çıkarken zorlanıyorum.
Son zamanlarda sakarlıklarım arttı, eşyaları düşürme gibi durumlar yaşıyorum.

Uygulama ve Değerlendirme Notları

Amaç: Bu anket tıbbi teşhis yerine erken iş gücü kaybı sinyallerini belirlemeyi amaçlar.

Verdiğiniz yanıtlara göre aşağıdaki puanlama ile değerlendiriebilirsiniz:

  • “Hiç” = 0 puan
  • “Ara Sıra” = 1 puan
  • “Sık Sık” = 2 puan
  • “Her Zaman” = 3 puan

Maksimum puan: 20 soru × 3 = 60 puan
Elde edilen puana göre risk seviyesi belirlenir:

Değerlendirme Tablosu ve Alınması Gereken Önemler (Verilere Dayalı Renk Kodlamalı Bölgeleme)

Toplam PuanRisk SeviyesiRenk KoduAçıklamaÖnlemler
0–15Düşük Risk🟢 YeşilTakip yeterliPeriyodik takip, bilgilendirme eğitimleri
16-30Orta Risk🟡 SarıÖnleyici kontrol gerekliHekim değerlendirmesi, yaşam tarzı önerileri
31-45Yüksek Risk🟠 TuruncuSağlık müdahalesi başlamalıTetkikler yapılmalı, gerekirse geçici görev düzenlemesi
46-60Kritik Risk🔴 KırmızıAcil sağlık ve İSG önlemleriHekim tedavisi, çalışma saatleri düzenlenmeli, iş kazası riski yüksek

Ankete zaman ayırarak sağlık farkındalığınıza katkı sağladığınız için kendinize teşekkür etmelisiniz.

Unutmayın, iş gücünüz kadar sağlığınız da değerlidir. Basit gibi görünen bazı belirtiler, zamanla performansınızı ve yaşam kalitenizi etkileyebilir. Bu nedenle, atılan her adım, hem bireysel sağlığınız hem de iş güvenliğiniz açısından büyük önem taşır.

Elde ettiğiniz bilgiler doğrultusunda puanınız 16 ve üzerinde ise işyeri sağlık biriminize, 30 ve daha yüksek olduğu takdirde en kısa – uygun zamanda sağlık kuruluşuna başvurmalısınız.

Sağlıklı, enerjik ve güvenli bir çalışma yaşamı dileğiyle.

Anketin kişsel değerlendirmesini bitirdik.

🟢 🟢 🟢 🟢 🟢 🟢 🟢 🟢 🟢 🟢 🟢 🟢 🟢

Kurumsal Demir Eksikliği ve İş Gücü Kaybı Ön Belirti Taraması Anketi

Eğer bu anket bir firmanı tüm çalışanlarına uygulanırsa; değerlendirilmesi, bireysel yanıtların gizliliği korunarak yapılır.

Özellikle yoğun fiziksel ya da zihinsel çaba gerektiren iş ortamlarında, bu eksiklik çalışanların enerji düzeylerini, dikkat sürelerini ve genel motivasyonlarını düşürerek iş kazalarına, iş gücü kaybına ve performans azalmasına neden olabilir.

Bu bağlamda geliştirilen “Demir Eksikliği ve İş Gücü Kaybı Ön Belirti Taraması Anketi“, (Anemi) kurumsal sağlık yönetimi içinde son derece önemli bir ön tarama aracıdır.

Bu sınıflandırma yalnızca bireysel düzeyde değerlendirme yapmakla kalmaz; aynı zamanda genel iş gücü sağlığı açısından da bir Demir Eksikliği Risk Haritası (Anemi) çıkarılmasına olanak sağlar.

Demir Eksikliği ve İş Gücü Kaybı Taramasının Kurumsal Değerlendirmesi ve Risk Haritasının Katkıları

Demir Eksikliği Risk Haritası, (Anemi) çalışanın bulunduğu birim, yaş grubu, cinsiyet, vardiya yapısı gibi faktörlerle birlikte değerlendirildiğinde, işyeri yönetimi için önemli stratejik bilgiler sunar.

Örneğin belirli bir vardiyada ya da fiziksel efor gerektiren bölümlerde daha yüksek risk görülmesi, kurumun hedefli sağlık müdahale programları geliştirmesine yardımcı olur.

Demir Eksikliği Risk Haritası (Anemi) ayrıca işyeri hekimleri, iş güvenliği uzmanları ve insan kaynakları departmanları tarafından erken önlem alınması gereken alanların belirlenmesinde yol gösterici olur.

Tespit Edilen Risklerin İş Sağlığına Etkileri – İş Gücü Kaybı

BaşlıkEtkisi
İş gücü kaybıGünlük üretkenlik düşer, vardiya verimi azalır
İş kazası riskiKonsantrasyon azalması ve halsizlik kaynaklı kaza ihtimali artar
Devamsızlık oranıHastalık izinleri artar
Performans ve dikkatMental bulanıklık ve dikkat dağınıklığı iş kalitesini etkiler
İşyeri moral ve motivasyonuSürekli yorgunluk moral kaybına yol açar

Önerilen Kurumsal Önlemler

Firmalar açısından değerlendirildiğinde ise bu tarz sistematik tarama ve değerlendirmeler, iş gücü kayıplarını önleme noktasında oldukça faydalıdır. Uzun süreli devamsızlıklar, ani performans düşüşleri ve sık tekrarlayan sağlık izinleri, çoğu zaman görünmeyen ama maliyeti yüksek sorunlardır.

Bu tür önleyici sağlık taramaları ile bu tür sorunların kaynakları erkenden tespit edilerek yönetilebilir hale gelir. Ayrıca, çalışanlarının sağlığını önemseyen bir kurum kültürü, işveren markasını güçlendirir, çalışan bağlılığını artırır ve personel devir hızını azaltır.

Bunun yanı sıra, iş sağlığı ve güvenliği (İSG) mevzuatları doğrultusunda proaktif sağlık izlemesi yapan firmalar, yasal uyumluluk açısından da daha sağlam bir zemine oturmuş olur.

Önlem GrubuAçıklama
Tıbbi Tetkik ve TaramaFerritin, tam kan sayımı, serum demir testleri ile yıllık tarama
Beslenme Desteği ve EğitimSağlıklı kantin politikası, demir emilimini destekleyen gıda eğitimi
İşyeri Hekimi DeğerlendirmesiRiskli gruplar için düzenli kontrol ve gerekiyorsa tıbbi yönlendirme
Görev ve Süreç AyarlamalarıYüksek riskli çalışanlara geçici görev veya vardiya düzenlemesi yapılmalı
Fiziksel Ortam İyileştirmesiİyi havalandırma, ergonomik düzenlemeler ile genel iyilik hali artırılır

Risk Haritasının Kurumsal Yararları

  • İş kazalarını önleyici veri tabanı oluşturur
  • İş gücü planlamasında sağlığa duyarlı yaklaşım sağlar
  • Çalışan memnuniyetini ve işe devam oranını artırır
  • İSG politikalarının bilimsel verilere dayalı hale gelmesini sağlar
  • İşyeri hekimi, İK ve yöneticiler için karar destek sistemine katkı sunar

Toplum düzeyinde ise bu tür uygulamaların yaygınlaştırılması, halk sağlığına doğrudan katkı sağlar. Demir eksikliği (Anemi) gibi yaygın ancak kolayca yönetilebilir sağlık problemlerinin iş yerleri eliyle erkenden tespit edilmesi, genel sağlık sisteminin üzerindeki yükü azaltır.

Erken teşhis edilen bireyler daha kısa sürede ve daha az masrafla sağlığına kavuşur. Ayrıca, sağlıklı bireylerin üretkenliği artar, aile ve sosyal çevrelerine olan katkıları olumlu yönde gelişir. Özellikle kadın çalışanlar arasında yaygın olan demir eksikliği (Anemi) , hem iş yaşamı hem de ev içi sorumluluklar açısından önemli bir denge unsuru oluşturur.

Sonuç olarak, “Demir Eksikliği ve İş Gücü Kaybı Ön Belirti Taraması Anketi” (Anemi) yalnızca bireysel bir sağlık formu değil; kurumsal strateji, önleyici tıp ve toplumsal refah arasında bir köprü görevi görmektedir. Bu tarz anketlerin sistematik olarak değerlendirilmesiyle elde edilen risk haritaları, yalnızca sağlığın değil, güvenliğin, verimliliğin ve sürdürülebilirliğin de temel taşı haline gelir.

Kurumlar, çalışanlarının sadece verimliliğini değil, yaşam kalitesini de önemsediklerini bu tür uygulamalarla göstermiş olur. Bu da modern, etik ve sürdürülebilir iş modellerinin olmazsa olmaz bir bileşenidir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Anemi https://tetkik.com.tr/2025/04/22/21790/

⭐️⭐️ DEMİR https://tetkik.com.tr/2024/10/09/demir/

⭐️⭐️ Demir eksikliği https://ashpublications.org/blood/article/133/1/30/6613/Iron-deficiency

⭐️⭐️ Demir Eksikliği Anemisi https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK448065/

⭐️⭐️ Kadınlarda demir eksikliği ve cinsel işlev bozukluğu https://academic.oup.com/smr/article/11/4/342/7222595

⭐️⭐️ Demir eksikliği anemisinin tedavisinde alternatif gün oral demir ile günlük oral demir: randomize kontrollü bir çalışma https://www.nature.com/articles/s41598-023-29034-9

⭐️⭐️ İşçi Beslenmesi, İş Kazaları ve Üretkenlik İlişkisinin İncelenmesi http://chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1093090

⭐️⭐️ Açıklanamayan aneminin, belirgin kanama olmaksızın demir eksikliği ile birlikte tanısı ve tedavisi. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/25872536/

⭐️⭐️ Kronik Demir Eksikliği https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK560876/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Anemi

Anemi, kanın oksijen taşıma kapasitesinin azaldığı bir durumdur ve genellikle kırmızı kan hücrelerinin sayısındaki azalma veya hemoglobin seviyelerindeki düşüş nedeniyle meydana gelir.

Hemoglobin, oksijenin akciğerlerden vücuda taşınmasında ve karbondioksidin vücuttan atılmasında önemli bir rol oynar.

Anemi, farklı türleri ve sebepleri olan bir sağlık sorunudur ve insan fizyolojisini çeşitli açılardan etkiler.

Sıklıkla şu cümleleri duyarsınız…

” Bardak bardak pekmez içiyorum, kan hapları kullanıyorum bir türlü kansızlığım düzelmiyor”

”Yıllardır düzeni olarak kan ilacı içiyorum pekmez içiyorum yorgunluğum, saç dökülmem nefesimin daralması bir türlü düzelmiyor cildim hep soluk”

Peki neden bir türlü iyileşmez yaptıklarından fayda görmez bu insanlar?

İlaç kullanmak – pekmez içmek yeterli değilse ne yapmalılar?

İlk olarak neymiş bu anemi bir inceleyelim…

Anemi Türleri ve Nedenleri

  1. Demir Eksikliği Anemisi: Vücutta yeterli demir bulunmadığında, kırmızı kan hücreleri düzgün şekilde yapılamaz. Bu, en yaygın anemi türüdür.
  2. B12 Vitamini ve Folik Asit Eksikliği Anemisi: Bu vitaminlerin eksikliği, kırmızı kan hücrelerinin üretimi için gereklidir ve eksiklikleri anemiye yol açar.
  3. Aplastik Anemi: Kemik iliği yeterli kırmızı kan hücresini üretmediğinde meydana gelir.
  4. Hemolitik Anemi: Kırmızı kan hücrelerinin normalden daha hızlı bir şekilde yıkılması sonucu oluşur.
  5. Kanama (Hemorajik) Anemisi: Uzun süreli veya aşırı kanama sonucunda ortaya çıkar.

Gördüğünüz gibi anemi sadece demir eksikliği demek değil…

En başında pekmezden bahsetmiştim. Biraz konuyu açayım yeri gelmişken. Gidip marketlerden aldığınız pekmezlerin genelinin içerisine çökelmeyi önlemek için (E353) Tartarik Asit katkı maddesi koyuluyor.

Tartarik Asit pekmezi pırıl pırıl gösterir. Lakin kalsiyum çökmez amma Demir ve Bakır da bağlar.

Bu durumda marketten para vererek aldığınız, Tartarik Asit katkılı pekmez fayda yerine zarar verir. Gıdalarla aldığınız yada ilaç olarak aldığınız demiri de bağlar ve emilimini engeller.

Siz siz olun katkılı pekmez (Market raflarının çoğunda satılanlar katkılı) tüketmeyin… Doğal pekmez tüketmelisiniz…

Anemi: Kırmızı kan hücresi (Eritrosit-RBC) ya da bu hücre içinde ki oksijen taşıyan Hemoglobin (HGB) sayısındaki azalmadır. Bu azalma yapımı yada yıkımı kaynaklı olabilir. Ve tabi ki herbirinin pek çok da sebebi mevcuttur.

Ne yapıyor bu anemi de çeşit çeşit şikayetlerimiz bir türlü geçmiyor…

Aneminin İnsan Fizyolojisine Etkileri

Anemi, vücutta oksijen taşıma kapasitesini azalttığı için, fizyolojik sistemlerde çeşitli değişikliklere neden olur. Bunlar, organların ve sistemlerin oksijen eksikliği nedeniyle daha az verimli çalışmasına yol açar.

1. Yetersiz Oksijen Taşıma ve Doku Hipoksisi

Aneminin temel etkisi, vücudun oksijen taşıma kapasitesinin azalmasıdır. Bu durum, dokuların yeterli oksijen almasını engeller. Oksijen eksikliği (hipoksi) nedeniyle doku ve organlarda çeşitli problemler ortaya çıkabilir:

  • Yorgunluk ve halsizlik: Oksijen eksikliği, kasların ve organların enerji üretimini zorlaştırır, bu da kişide sürekli bir yorgunluk hissine neden olur.
  • Soluk cilt: Oksijenin az olması nedeniyle deri soluklaşabilir, bu da kanın oksijen taşıma kapasitesinin düşük olduğunu gösteren bir belirtidir.
  • Nefes darlığı: Oksijen eksikliği, solunumun hızlanmasına ve nefes darlığına yol açabilir. Bu, özellikle egzersiz sırasında daha belirgin hale gelir.

2. Kardiyovasküler Sistem Üzerindeki Etkiler

Vücutta yeterli oksijen olmadığında, kalp ve damar sistemi daha fazla çalışmak zorunda kalır:

  • Taşikardi (Hızlı kalp atışı): Kalp, oksijen taşıma kapasitesinin düşmesiyle daha fazla kan pompalayarak bu eksikliği telafi etmeye çalışır. Bu da kalp atışlarının hızlanmasına yol açar.
  • Kalp yetmezliği riski: Uzun süreli anemi, kalp üzerinde aşırı yük oluşturabilir ve zamanla kalp yetmezliğine yol açabilir.
  • Hipotansiyon (Düşük kan basıncı): Yetersiz oksijen taşıması nedeniyle kan basıncı da düşebilir. Anemi hastalarında düşük tansiyon sık görülen bir durumdur.

3. Sinir Sistemi Üzerindeki Etkiler

Anemi, beyin dahil olmak üzere merkezi sinir sisteminin oksijen alımını etkiler. Bunun sonucunda şu belirtiler ortaya çıkabilir:

  • Baş dönmesi ve sersemlik: Yetersiz oksijen beyin fonksiyonlarını etkileyebilir ve baş dönmesine neden olabilir.
  • Hafıza problemleri ve konsantrasyon eksiklikleri: Beynin yeterli oksijen alamaması, bilişsel işlevleri ve hafızayı olumsuz etkileyebilir.
  • Sinirlilik ve depresyon: Yetersiz oksijen, sinir sisteminde stres yanıtlarını artırabilir, bu da ruh halini olumsuz yönde etkileyebilir.

4. Bağışıklık Sistemi Üzerindeki Etkiler

Anemi, bağışıklık sisteminin etkinliğini zayıflatabilir:

  • İmmün fonksiyonların düşmesi: Yetersiz oksijen, bağışıklık hücrelerinin etkinliğini azaltabilir, bu da enfeksiyonlara karşı vücudun daha savunmasız hale gelmesine yol açabilir.

5. Sindirim Sistemi Üzerindeki Etkiler

Oksijen eksikliği, sindirim sistemini de etkileyebilir:

  • İştah kaybı: Anemi, sindirim sistemi işlevlerini etkileyerek kişide iştah kaybına neden olabilir.
  • Mide bulantısı ve hazımsızlık: Bağırsak ve mide kaslarının oksijen yetersizliği nedeniyle verimsiz çalışması, mide bulantısına ve hazımsızlığa yol açabilir.

6. Kas Sistemi Üzerindeki Etkiler

Kaslar, oksijenin yeterli gelmemesi nedeniyle daha çabuk yorulabilir:

  • Kas zayıflığı: Anemi, kas hücrelerinin oksijen alımını kısıtlar ve bu da kaslarda güçsüzlük ve halsizliğe neden olur.
  • Egzersiz kapasitesinin azalması: Anemi, fiziksel aktivite sırasında kaslara yeterli oksijen ulaşmadığı için egzersiz kapasitesini düşürebilir.

7. Metabolizma ve Enerji Seviyeleri

Anemi, vücudun enerji üretim süreçlerini olumsuz etkiler:

  • Yavaş metabolizma: Oksijen eksikliği, hücrelerin enerji üretimini olumsuz etkiler ve bu da metabolizmanın daha yavaş çalışmasına yol açar.
  • Azalmış performans: Yetersiz oksijen, vücudun enerji seviyelerinin düşmesine neden olarak fiziksel ve zihinsel performansın azalmasına yol açar.

Yapım Eksikliğine Bağlı Anemi Gelişimi

Eritrositler (RBC) Kemik iliği’nde hematopoetik Kök Hücreler tarafından yapılır.

Yani eritrosit içinde ki hemoglobin de kemik iliği’nde üretilir.

Hemoglobin yapımı için;
DEMİR (Fe)
B12 (Kobalamin)
FOLİK ASİT (B9) gereklidir. Eğer bunlar eksik ise hemoglobin yapımı azalır Anemi oluşur.

Tabi ki demir, B12, Folik Asit yeterli miktarda olup da kemik iliği’nde sorun olduğunda (yapım mekanizmasında) yine Anemi oluşur.

Aplastik Anemi: Kemik iliği yeterli kırmızı kan hücresini üretmediğinde meydana gelir. (en başta anemi türlerini listelerken 3. sırada yazmıştım)

Aplastik anemi – kemik iliğinde kan hücresi üretilmeme sebepleri neler olabilir?

  • Otoimmun olabilir. (Bağışıklık hücreleri kırmızı kan üretecek kök hücrelerini yabancı olarak algılar ve saldırır
  • İlaçlar (lupus, romatid artrit, ankilozan spondolit ve benzeri pekçok ilaç kullanımında kemik iliği baskılanır ve kırmızı kan hücrelerinin üretimi azalır veya olmaz)
  • Kanser tedavisi (kemoterapi, radyasyon)
  • Hamilelik (Geçici bir süree kemik iliği baskılanabilir sık görülmez)
  • Bazı kanser türleri (Özellikle kemiğe metastazlar)
  • Toksinler (Tarım ilaçları, arsenik, benzen vb gibi)
  • Kalıtsal (genetik geçişli)- herediter dir.

Aplastik anemi nadir görülür.

Gelelim kan tetkiklerinize.

Kan tahlili istenen hastaların neredeyse tamamında Hemogram – CBC de istenir.

Aslında çok değerli 18 adet (Bazı özel durumlarda 24) kan değerini toplu olarak görürüz. (Hatırlayın tek bir sayfada olur ve yanında normal – referans değerleri ile birlikte Y veya D harfleri yer alır)

Bu yazıdaki konumuz Anemi…

Bu durumda Hemogram – CBC de ilgili parametrelere bir bakalım.

MCV,

MCH,

MCHC,

RET,

HGB,

RBC
Neyi ifade eder ?

RBC = Kırmızı kan hücresi (Hemoglobin RBC içinde bulunur)

Erişkin erkek: 4.7 – 6.1 arası normal
Erişkin kadın: 4.2 -5.4 arası normal

RBC = Kırmızı kan hücresi, demir, B12, B9 eksikliğinde azalır.(Kan değeri düşer) Tabi ki kemik iliği’nde sorun varsa da azalır.(Kan değeri düşer)

Demir, B12, B9 kan değerleri normal olmasına rağmen tahlillerinizde RBC = Kırmızı kan hücresi düşükse, kemik iliği’nizde sorun ya da yıkım fazlalığı düşünülür.

HGB = Hemoglobin

Akciğerden oksijeni alıp dokulara hücrelere götürür. Karbondioksiti akciğere getirir. Yoğun demir içerir (kana Kırmızı rengi Hemoglobin verir)

Erişkin erkek: 13 – 16 arası normal
Erişkin kadın: 12.5 – 15.5 arası normal

HGB, demir, B12, B9 eksikliğinde azalır.(Kan değeri düşer) Tabi ki kemik iliği’nde sorun varsa da azalır.(Kan değeri düşer)

MCV = Hücre Çapını / Hacmi

Erişkin Erkek ve Kadın: 80- 100 fl arası normal
Yeni doğan: 96-107 arası normal

MCV = Hücre Çapını / Hacmi, 80 altına düşerse DEMİR (Fe) eksikliğine bağlı hücre çapı düşer. (Mikrostik anemi olarak degerlendirilir.)
MCV = Hücre Çapını / Hacmi, 100 üzerine çıkarsa B12 (Kobalamin) FOLİK ASİT (B9) eksikliğine bağlı hücre çapı büyür. (Makrostik anemi olarak degerlendirilir.)

MCV = Hücre Çapını / Hacmi, anemi tipi için önemli bir parametredir.

MCH : Eritrosit içerisinde bulunan Hemoglobin miktarını verir.

Erişkin Erkek ve Kadın: 27 -31 pg arası normal

DEMİR (Fe) eksikliğinde net olarak düşer.
B12 (Kobalamin) FOLİK ASİT (B9) eksikliğinde genelde yükselir lakin bazen düşebilir… Burası biraz karışık ayrıntıya girmeyeceğim.

MCHC: Eritrosit içerisinde bulunan Hemoglobin yoğunluğu.

Erişkin Erkek ve Kadın: 32-36 g/dL arası normal

MCH ve MCHC arasında fark var o sebeple dikkat edin.

MCH hemoglobin miktarı iken MCHC ise hemoglobin yoğunluğudur.

MCH miktarı belirlediği için hacimler farklı da olsa değeri değişmez.

MCHC yoğunluk olduğu için hacim ile ilişkilidir. Miktar aynı iken hacim küçüldüğünde yoğunluk artarken hacim arttığında yoğunluk azalır.

MCHC

DEMİR (Fe) eksikliğinde düşer.
B12 (Kobalamin) FOLİK ASİT (B9) eksikliğinde yükselir.

Örneğin; Hemolitik anemide (Eritroristlerin fazla hızlı parçalanması) yükselir.

RET: Retikülosit

Eritrositler, şekil olarak bikonkav disk şeklindedir ve bu yapıları, yüzey alanlarını artırarak oksijen taşıma kapasitesini maksimize eder. Aynı sebeple ilk bir hafta genç eritrositler çekirdekli iken, Olgun eritrositlerin çekirdeği yoktur, bu da hücrenin daha fazla hemoglobin barındırmasını ve daha esnek olmasını sağlar.

Erişkin Erkek ve Kadın: % 0.2 – % 2 arası normal

DEMİR (Fe), B12 (Kobalamin), FOLİK ASİT (B9) eksikse RET: Retikülosit düşer. (Retikulositopeni)
Benzer şekilde kemik iliği’nde üretim sorunu varsa RET: Retikülosit düşer. (Retikulositopeni)

DEMİR (Fe), B12 (Kobalamin), FOLİK ASİT (B9) yeterli. RETİKÜLOSİT yüksek. Bu durumda bol eritrosit üretiliyor.. Lakin bu durumda damarlarda dolaşan eritrositler parçalanıyor bu sebeple yetmiyor demektir. bu da yıkım olduğunu gösterir.

Yıkım olur retikülosit yükselir. (Retikulositoz) Böyle bir kör döngüye girilir. Sebepleri neler olabilir? Orak hücre olur, dalak büyüyordur, genetik sorun vardır, G6PDehidrogena eksikliği vb gibi olabilir.

DEMİR (Fe) düşükse, demir bağlama yükselir
DEMİR (Fe) takviyesi ile demir yükselir, demir bağlama düşer ( Örneğin, Ülseratif kolit, Crohn da demir takviyesi pek işe yaramaz emilmez)

Ferritin, DEMİR (Fe) depo proteinidir, düşükse Vitamin C ile DEMİR (Fe) aç karnına olarak alınır (3-4 saat öncesi ve sonrasında bir şey yememek gerekir.)

Konuyu toparlayalım ve örnekleyelim:

Hasta 1 numara;

  • HGB düşük
  • MCV düşük
  • Demir düşük
  • RET düşük

Teşhis: DEMİR (Fe) eksikliğine bağlı mikrostik anemi

Hasta 2 numara;

  • HGB düşük
  • MCV yüksek
  • MCHC yüksek
  • RET düşük

Teşhis: B12 (Kobalamin), FOLİK ASİT (B9) eksikliğine bağlı makrostik anemi

Hasta 3 numara;

  • Demir Normal sınırlarda
  • B12, B9 Normal sınırlarda
  • RBC ve HGB düşük
  • RET yüksek

Teşhis: Hemolitik anemi var. Yani fazladadan yıkım var ve RET(genç hücre) artışı mevcut.

RBC düştükçe kompanse edebilmek (yetişmek) için artıyor. Yıkıma bağlı anemi..

Hasta 4 numara;

  • HGB, düşük
  • Demir düşük
  • Demir bağlama da düşük (normalde demir düşük olduğunda yüksek olmalı)
  • Ferritin yüksek (Enteresan değil mi? Demir deposu yüksekse kana demiri salması lazım, Peki niye demir kanda düşüyor ?)

Demir düşük ferritin yüksek bu hususu biraz ayrıntılandıralım…

Demir vücutta iki şekilde bulunur. Ya kanda serum olacak ya depo şeklinde ferritin

Bir sorunumuz da gıdalarla Fe+³ değerlikli demir alıyoruz. Ki Fe+³ değerlikli demiri emmek mümkün değil. O sebeple +2 değerlikli hale getirilmesi gerekiyor.

Fe+³ değerlikli demir Ferri Reduktaz Enzimi ile +2 değerlikli hale çeviririz.

Ferri Reduktaz Enzimi çalışabilmesi içn C vitaminine ihtiyaç duyar.

Demir takviyesini bu sebeple vitamin C ile birlikte almak gerekir.

Demir +2 değerlikli hale getirdik. DMTA ile enterosit hücreye alırız. Bu noktaya gelen demiri ya Ferritin olarak depo ederiz ya da Ferroportin kanalında kana veririz. Bu aşamada hepsidin isimli bir hormon Ferroportin kanalını kapatınca demir kana salınamaz. Bu sebeple ferritin yüksek, demir serum düşük çıkıyor.

Anemide Tedavi ve Ne Yapılmalı

Anemi tedavisi, altta yatan nedene bağlı olarak değişir. Tedavi seçenekleri.

  • Demir takviyeleri: Demir eksikliği anemisinde, demir takviyeleri kullanılabilir.
  • B12 ve folik asit takviyeleri: B12 vitamini veya folik asit eksikliği tedavi edilmelidir.
  • Kan nakli: Şiddetli anemi durumunda, kan nakli gerekebilir.
  • Diyet değişiklikleri: Yeterli beslenme ve vitamin-mineral alımı, aneminin tedavisinde yardımcı olabilir.
  • İlaç tedavisi: Aplastik anemi gibi bazı türlerde kemoterapi veya bağışıklık baskılayıcı tedaviler gerekebilir.

Anemi sadece demir eksikliği demek degildir.

Anemi önemsiz görünen lakin dokulara giden oksijenin azaldığı önemli bir sağlık sorundur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Anemi https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK499994/

⭐️⭐️ Düşük ve orta gelirli ülkelerde anemi epidemiyolojisi, patofizyolojisi ve etiyolojisi https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC6697587/

⭐️⭐️ Demir Eksikliği Anemisi: Güncellenmiş Bir İnceleme https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/37497686/

⭐️⭐️ Kronik Anemi https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK534803/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

Tahlillerimin Hepsi Normal Lakin Hemoglobinim Düşük

Tahlillerimin Hepsi Normal Lakin Hemoglobinim Hep Düşük

Eveeettt…

O kadar sık ki bu durum..

Hep aynı cümleleri kuruyorlar;

Demirim de ne güzel yüksek, Yıllardır kan ilacı kullanıyorum. B12 hapları kulanıyorum. Ara veriyorum sonra tekrar kullanıyorum. ” ”Biraz iyileşir gibi oluyorum sonra tekrar halsizlik başlıyor

Tabi ilk sorum: ”Kan sonuçlarınızı görebilir miyim?”

Ve sonuçlarını açıyor telefonunun ekranından.

Demir seviyesi 95 ug/dL – Normal

Ferritin seviyesi 80 ml /ng – Normal
B12 seviyesi 680 pg/mL – Normal

B9 seviyesi 14 ng/mL – Normal

Hemogram (CBC) Sonuçlarına Bakıyorum

Hemoglobin (Hgb) 7.8 gram (g/dL)Çok Düşük – (Normal değerler: Erkekte: 13,8 ila 17,2 gram (g/dL Kadında 12,1 ila 15,1 gram (g/dL)

Eritrosit (RBC) 3.2 milyon hücre/mikrolitreÇok Düşük – (Normal değerler: Erkeklerde 4.7–6.1 milyon hücre/mikrolitre, Kadınlarda 4.2–5.4 milyon hücre/mikrolitre)

Sonuçları inceledikten sonra kullandığı ilaçları daha ayrıntılı sorgulamaya çalışırım…

  • Mide koruyucu ilaçlar (Güzel bir reklam sloganı), ağrı kesici ilaçlar, zayıflama için metformin grubu ilaçlar vb gibi düzenli – düzensiz ilaç kullanımını,
  • Beslenmesini,
  • Uyku düzenini,
  • İçki tüketimini,
  • Barsak alışkanlığını,

Aslında her biri hastanın değerlendirilmesi ve tedavisinin planlanması için çok değerli ve önemli olan bu soru – cevaplar ne yazık ki hastalar tarafından dikkate alınmadığı gibi kısa kesip bir an önce ilaç yazılması talebi ile cümlelerimi bölüyorlar aslında çoğu dinlemiyor.

Ben bu hastalığa dair problemi çözmeye alışkınım. Lakin açıklamalarımı dinlemeyen hastalara 30 yıldır alışamadım.

Sonuçlara bakarken hastaya ne yapması gerektiğini anlatmaya çalışırken hastada tespit ettiğim ve daha önceki tedavi planlarında eksik – sorun ne biliyor musunuz?

Açıklamayı temelinden yapayım…

Bildiğiniz gibi;

Eritrositler (RBC – Kırmızı kan hücreleri) ve hemoglobin (Hgb) kemik iliğinde üretilir. Bu üretimin yapımı sırasında demir, B12, B9 (folik asit) elzemdir.

Sonra

Demir iyonları hemoglobine bağlanır. (Bu bağlanma ile kana kırmızı rengi verir)

Solukla aldığımızda oksijen, demirin bağlandığı hemoglobin le taşınır.

Oksijen vücut için çok önemli… Taşınması ve tüm dokulara ulaşması şart.

Eğer oksijen hemoglobin ile taşınamaz ise dokular, hücreler, mitokondriler oksijensiz kalır.

Mitokondri enerji üretim merkezidir. Eğer oksijen mitokondriye ulaşamazsa enerji üretilemez.

Enerji üretilemediğinde;

  • Halsizlik
  • Yorgunluk
  • Güçsüzlük
  • Viral ve bakteriyel hastalıklara çabuk yakalanma gibi sorunlar oluşur


Hastaların aldığı ilaçları incelerken genel olarak kullandıkları demir ilaçlarında demir ile birlikte B9 vitamini ve B12 vitamini de bulunur. Çünkü tedavi reçetelenirken genel olarak hemoglobin üretimini sağlamak hedeflenir.

Hep atlanan yere geldik…!!!

Yukarıda, Demir iyonları hemoglobine bağlanır. (Bu bağlanma ile kana kırmızı rengi verir) yazmıştım hatırlayın.

Aslında demir iyonları hemoglobine direkt bağlanamaz. Hemoglobinin yapısında yer alan PORFİRİN isimli proteine bağlanabilir.

Evet bu durumda hemoglobinde PORFİRİN olmasını sağlamak lazım.

Aslında karmaşık ve uzun süreçleri olan PORFİRİN üretimini 4 adımla özetleyeyim

1️⃣➖Glisin + Siksünil CoA birleşir.
2️⃣➖ALA (5′-aminolevülinat) sentaz enzimi aracılığıyla ALA oluşturulur. (burası konumuz için çok önemli çünkü ALA sentaz enziminin kofaktörü yani asıl işi yapan bölümü B6 vitaminidir)
3️⃣➖ALA reaksiyonu ilerler ve PORFİRİN yapılarak hemoglobin yapısına katılır.
4️⃣➖Demir iyonları da bu porfirine yapışır.

Eveeeettt… Kırmızı yazılı 2. adım can alıcı ve ihmal edilen nokta.

B6 vitamin eksik olduğunda ALA üretilemez. Üretilemediğinde de PORFİRİN üretimi aşamasına geçilemez. Yani PORFİRİN üretilemez.

PORFİRİN yoksa demirin yapışacağı yer. yok demektir. Bu durumda demir hücreye giremez kanda dolaşır. Kanda demir ölçüldüğünde de yüksek çıkar.

Demirim de ne güzel yüksek” diye gelmişti hasta en başta hatırlayın…!!

Artık siz de biiyorsunuz. Vitamin B6 eksik olduğu için demir PORFİRİN’ e bağlanamıyor. (Demir eritrosit hücresine girip hemoglobine tutunamıyor.) Kısa zaman içinde de porfirini olmayan hemoglobinlerin hepsi patlar.

Bu durumda hemoglobin seviyeniz düşükse tedavi panlarken

Sadece

  • Demir
  • Vitamin B12
  • Vitamin B9 ile tedavi edemeyiz. Vitamin B6 da tedaviye eklenmelidir.

Tabi ki bu kadar basit değil. Ekle Vitamin B6 yı sorun çözülsün diyemiyoruz…

Çünküüüü….

Vitamin B6‘ nın vücuda alınması da yeterli değil. Vücutta aktifleştirilmeden kullanılamaz. Daha da önemlisi insanların çoğunda Vitamin B6‘ yı aktifleştirecek sistem az çalışıyor veya doğru çalışmıyor.

Ne yapacağız…??

Vitamin B6 kullanmak gerektiğinde aktif formu olan p5P kullanılmalı.

Özetle;

  • Demir
  • Vitamin B12
  • Vitamin B9
  • Vitamin B6

Başta olmak üzere komple bir beslenme – tedavi yapılmadığı sürece tam bir iyilik hali söz konusu olamaz.

Doğal Yaşayın – Doğal Beslenin – Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Hemoglobin: Yapı, İşlev ve Allosteri https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/32189307/

⭐️⭐️ Hemoglobin: Yapı, İşlev ve Allosteri https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC7370311/

⭐️⭐️ Biyokimya, Hem Sentezi https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK537329/

⭐️⭐️ Biyokimya, Hemoglobin Sentezi https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK536912/

⭐️⭐️ Hücre içi hem trafiğinin düzenlenmesi, hücre altı haberciler tarafından ortaya çıkarıldı https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/27528661/

⭐️⭐️ Hemoglobin ve Hematokrit https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK259/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

DEMİR

Çalışanımızda yaptırdığımız tahlillerde Fe (Demir) düşük çıktı. Bu sebeple kendisine önce gıdalarını nasıl seçeceğini öğrettim. Biraz da takviye istedi. Tamam dedim. Sağolsun her dediğimi dikkatle dinledi ve uygulamaya başladı.

Çalışanımızın vücudunda neler olacak görelim;

Çalışanımız, demir (Fe +³ ve Fe +²) içeren besini ya da takviyeyi ağız yolu ile aldı, ağızdan mideye oradan da bağırsakların (Bağırsakları bir duvar gibi düşünün) yüzeyine lümenine gelir.

Fakat, Demirin bağırsakları geçmesi için Fe +² degerlikli olması gerekir. Çünkü demirin bağırsaklardan geçebilmesi için önce DMT1 pompası ile duvarın içine girmesi gerekir. DMT1 pompası ise demir sadece (ferro) +² değerlikli olduğunda taşıma yapar.

Her zaman Fe +² değerlikli besin ve takviye almıyoruz. Örneğin ıspanak dahil bitkilerde bulunan demir değerliklidir. Bu durumda DMT1 pompası çalışmaz. Yürü git diyor olanlara ol da gel diyor.

Bu durum için bağırsaklarda bir çare var. Adı Ferri Redüktaz olan bir enzim bağırsağın yüzeyinden çıkıp imdada yetişiyor. değerliğin birini koparıyor ve ye indiriyor. Şimdi DMT1’den girebilirsin kardeşim diyor.

Çalışanımız o sırada bu olanlardan habersiz işinde gücünde… ”Canı da limon çekiyor” Sizce neden?

Tahmin ettiğiniz gibi Vitamin C de bağırsakta DMT1 benzeri çalışır. İşte bu sebeple demir kullanırken C vitamini de kullanın denir.

DMT1 in tek görevi demir taşıma değil tabi ki Mangan’ da (Mn) aynı şekilde taşınır. Bu sebeple toprak, kül, kil yiyenlerde topraktaki metaller DMT1’i meşgul ettiği için demir eksikliği görülür.

Yanlış bilinen bir durumu da yeri gelmişken düzelteyim. Çocuk, demir eksikliği olduğu için toprak yemez, toprak yediği için demir eksikliği olur.

Eveeet gelelim kaldığımız yere +² (ferro) olarak bağırsağın duvar içine girmişti. Fakat daha damarın içine girip kana karışamadı. Bağırsağın içerisinden damara açılan bir kapı var. Bu kapının adı Ferroportin.

+² (ferro) kana bu kapı sayesinde girdi. “Kan tahlilinde baktığımız demir seviyesi bu

Dikkat etmeniz gereken önemli bir husus var sadece kanda Fe +² olması yeterli değildir. Çalışanımızın vücudununa yararlı olması için Fe dokularına taşınması lazım.

Bir taşıyıcı lazım.. Bu taşıyıcının adı Transferrin. Lakin transferrin de başka bir alem diyor ki sadece demirin Fe +³ değerlikli olanları taşırım diyor.

Bu sefer kanın içerisinden bir kahraman çıkıyor. Hephaestin adlı bu enzim Fe +² yi Fe +³ yapıyor. Artık seyahate hazır. Transferin‘ e bağlanan iki (2) adet demir (Fe +³) karaciğere, kemik iliğine taşınır.

Çalışanımıza yaptığımız kan tahlilinde baktığımız “Demir Bağlama Kapasitesi” işte bu Transferin dir.

Demir bağlama kapasitesi ne kadar yüksek olursa, demir eksikliği (anemi) o kadar yüksektir, anemide demir bağlama kapasitesi yükselir.

Eritrosit adı verilen kırmızı kan hücrelerimize rengini veren ve oksijen taşıyan hemoglobin demir açısından zengin bir proteindir. Eritrositlerin ömrü 120 gündür. Eritrositler ölünce içinde bulunan demir de kana karışır.

Yine bir Ferroportin kapısından Fe +² olarak damara girer. Bunu da +³ yapmamız lazım ki taşıyıcı transferrine bağlansın. (Hatırlayın transferrin +³ olmayanı taşımam kaprisi yapıyor) Bunu +³ yapan enzim “seruloplazmin” dir. (Her yerden bir dönüştürücü kahraman çıkıyor)

Yukarıda bir yerlerde ”Transferin‘ e bağlanan iki (2) adet demir (Fe +³) karaciğere, kemik iliğine taşınır” yazmıştım hatırlayın. Karaciğer hücrelerinde HFE isimli bir protein, demiri (Fe +³) Lizozom‘a taşır.

Buraya dikkat edin…

Lizozom‘da demir havuzu dolunca, yeter artık fazla oldu bu demir diyerek, Hepsidin isimli bir protein sentezler.

Yukarıda yazmıştım ”Bağırsağın içerisinden damara açılan bir kapı var. Bu kapının adı Ferroportin.” Hepsidin işte bu kapıyı kapatır.

Hepsidin bununla da yetinmez, eritrositlerin (Kırmızı kan hücrelerinin) ölümü sonrası içinde ki demirin kana geçtiği kapıyı da kapatır.

Hadi bakalım – – Kana demir girmiyor.

Eğer bu Hepsidini salgılayan gen doğuştan bozuksa, Ferroportin kapısı hiç kapanmaz. Besinlerle alınan her demir kana girer ve aşırı demir yükü olan HEMOKROMATOZİS hastalığı oluşur. (Karaciğer harap olur, süreci zor bir hastalıktır)

Ek Bilgi: Vücudumuza zararlı olan bakteri girdiği zaman vücuttaki demiri çoğalmak/üremek için kullanır.

Enfeksiyon durumlarında çalışanımınız vücut sistemi bunu engelleme yoluna gider. (Çalışan farkında bile değilken) Hepsidin fazla salgılanıp Ferroportin kapısını kapatır. Bağırsaklardan kana demir geçişini minimuma indirir.

Bazen çalışanlarımız uyarılarımızı dikkate almaz da demir takviyesi kullanırlarsa hepsidinin hamlesine zarar vermiş ve Ferroportin kapısını zorlayarak kana demir girmesine neden olmuş olurlar. Bu durum zararlı bakterinin işine yarar.

Çalışanın vücudunda inflamasyon varken Hepsidin salgılanıp Ferroportin kapısı bloke olur. Bu sebeple sürekli inflamasyon olan Romatoid artrit, Ankilozan spondolit gibi hastalıklarda çalışanlarımızda demir seviyesi düşük olur.

Çalışanlarımız bazen sorarlar: ”Vücudumda bakteri varken demir almazsam vücudumda demir eksikliği olmaz mı?

Aslında cevap basittir. Vücudumuzda bakterilerle savaşan nötrofiller savaş ganimeti olarak bakterilerden demir çalarak bu durumu vücudumuzun lehine çeviri dokularımızda ki eksikliği minimuma indirirler.

🩸🩸🩸🩸🩸🩸🩸🩸🩸🩸🩸🩸

Demir takviyesi ve tedavisi için dikkat edilmesi gerekenler.

🩸Çalışanımızda bakteriyel ya da viral bir enfeksiyon varsa demir kullanmamalıdır.

🩸🩸 Çalışanımız aşırı demir alırsa, Hepsidin yine Ferroportin kapısını kapatır. Yani çalışanımız ”demirim çok düşük” diyerek sabah ve akşam çift doz demir preparatı almamalıdır.

🩸🩸🩸Çalışanımız demir ilacı kullanmasına rağmen demir seviyesi yükselmiyorsa ilacı gün aşırı almasını tavsiye ederiz. Yani bir gün iç ertesi gün içme. Çünkü ilacın dozu çalışanımıza fazla geliyor olabilir ve hepsidin yine kapıyı kapatıyor olabilir.

🩸🩸🩸🩸Çalışanlarımıza demir ilacı reçete ettiğimizde kullanım tavsiyesi olarak en yakın öğün ile 4-5 saat fark olacak şekilde kullanması gerektiğini söyleriz. En ideali akşam saat 20.00 sonrası hiç bir şey yememesi ve 24.00 de demir ilacını içmesi. Sabaha kadar da aç kalacağı içini deal emilimi sağlamış oluruz. Çünkü besinlerdeki kalsiyum, lektin, fitatlar demir emilimini engeller.

🩸🩸🩸🩸🩸Çalışanlarımıza demir ilacını muhakkak taze sıkılmış limon suyu ile içmesini tavsiye ederiz. C Vitamini (Yukarıda da yazdığım gibi) demir emilimini arttırır.

🩸🩸🩸🩸🩸🩸Çay, kahve gibi içecekler bitkisel demir emilimini engeller (+³ değerlikli). Hayvansal içerikli olan ve takviye olarak kullanılan değerlikli demir emilimini çay, kahve engellemez.

⛔⛔ Kurkumin demiri bağlar, demir emilimini engeller. Eğer demir eksikliğiniz var ve demir ilacı kullanıyorsanız zerdeçal kullanmamalısınız.

⛔⛔ Karabiberin etken maddesi piperin’dir. Piperin zerdeçal ana bileşeni kurkuminin etkisini %2000 artırır.

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

MİDE İLAÇLARI ve BAZI ZARARLARI (PPI ilaçlar)

Hasta:5 yıldır mide koruyucu PPI grubu ilaç (Pazarlama sloganı) kullanıyorum. Kullanmazsam midem midem kötü oluyor. Kullandığımda midemi iyi hissediyorum.”

🔸 Sizce bu durumda hasta tedavi mi oluyor?

🔸 İlaca bağımlı olarak yaşamak ne kadar doğru?

🔸 Hastanın şikayetlerinin kök nedenini bulmak gerekmez mi?

🔸 Hastalığın nedenini her zaman ilaçla mı tedavi etmek gerekir?

🔸 Hastanın beslenme alışkanlığındaki, yaşam tarzındaki hataları düzeltmek gerekmez mi?

Yaşam içerisinde bolca ”midemde asit var” ”midem ağrıyor mide koruyucu içeyimbenzeri cümleleri duyarsınız.

Peki.. Midede niye asit oluyor?

Bu asit bize yararlı mı? zararlı mı?

İlk olarak mide asidi hakkında biraz bilgilerimizi tazeliyelim

MİDE ASİDİ

Midenin mukoza zarı tarafından üretilen, PH değeri ortalama 1,5 olan oldukça asidik renksiz bir sıvıdır. Yiyeceklerin kolayca parçalanıp sindirilmesi işlevini gerçekleştirir.

Mide günde yaklaşık 1,5 ila 3 litre mide suyu üretir. Mide suyundaki hidroklorik asit yiyecekleri parçalar ve sindirim enzimleri proteinleri böler. Asidik mide suyu aynı zamanda bakterileri öldürür, patojenlere karşı ilk savunma görevini görür. 

Gastrik asit, mide öz suyunda yer alan bir tür sindirim asididir. Asit, midenin iç yüzeyinde yer alan hücreler (Parietal hücreler) tarafından üretilmektedir. Asit, tam bir formüle sahip olmamakla beraber, hidroklorik asit (HCl), potasyum klorit (KCl) ve sofra tuzu (NaCl) içermektedir. Asidin PH değeri, 1 ve 2 arasında olup, normal şartlarda insanlar için oldukça zararlıdır. Gastrik asidin fazla üretildiği zamanlarda, midede yaralar, gastrit ve gastrik ülser oluşmaktadır. Aynı şekilde bu asidin yetersiz kaldığı zamanlarda da sindirim sorunları yaşanmaktadır. Asit, herhangi bir gıdayı sindirirken, aşağıdaki kimyasal tepkime meydana gelmektedir.

HCL + NaHCO3 → NaCL + H2CO3

Bu asit ortamda; Principal hücrelerden Gastrin hormonu salınmasını tetikler. Gastrin hormonu ise H2 reseptörlerinin duyarlılığını artırarak Gastrik asit sekresyonunu uyarır. Yine bu asit pH’da Pepsinojen’in Pepsin’e dönüşmesi ile birlikte özellikle protein sindirimini başlatılır.

İkinci olarak Mide ve çevresindeki asit üretimi işleyişine bakalım.

Altta bir tek çıkışı mideye olan sıvı deposu hayal edin.(Bu çıkıştan mideye asit geliyor) Bu deponun üstünde ayrı köşelerinde de iki tane de sıvı girişi olsun. Bu üstteki iki girişte de alttaki tek çıkışta da musluklar olsun.

Üçüncü olarak mide asidi ile ilgili farklı grup ilaçları ve etki yolarını görelim.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Proton pompa inhibitörü (PPI) ilaçlar en alttaki o çıkış musluğunu kapatır ve böylece mideye asit gelmez.

O çıkış musluğunun adı PROTON POMPASI’ dır. PPI ilaçlar bu musluğu kapatır. (inhibe eder)

PPIi grubu ilaçların ticari adlarını yazmayacağım. Aşağıda tanımanızı sağlayacak,

  • Omeprazol
  • Lansoprazol
  • Pantoprazol gibi etken maddeleri olan ilaçlardır. Bu tür ilaçların atken madde isimleri PRAZOL diye biter.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

H2 (histamin-2) antagonisti ilaçlar mide asitini azaltır lakin deponun altında ki musluğu kapatmaz.

En üstteki girişlerden sadece birini kapatır ve birinden yine asit depoya dolar ve yine alttaki çıkış musluğundan mideye asit akabilir. Yani asidi yarı yarıya kesmiş oluruz.

H2 (histamin-2) antagonisti ilaçların ticari adlarını yazmayacağım. FAMOTİDİN etken maddeli ilaçlardır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

ANTİ-ASİT ilaçlar. Bu ilaçlar deponun ne üstünde ne altında musluk kapatmıyorlar.

Bu ilaçlar midedeki asitin PH sını yükseltir. (bazik tarafa yaklaştırır) Böylece asidik seviye azalmış olur. Asit üretimi engellenmez, mideye gelmesi (muslukların kapanması yolu ile olmaz) engellenmez.

ANTİ-ASİT ilaçları ticari isimleri ile veriyorum. Gaviscon, Gavcin, Metsil, Talcid, Rennie gibi ilaçlar bu grupta yer alır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Son olarak ne musluk kapatan, ne asiti bazik hale getiren direk mide yüzeyini ince bir film gibi kaplayarak fazla asitin mide duvarına zarar vermesini önleyen ilaçlar.

Bu grupta da ticari ismini veriyorum .Antepsin isimli ilaç SUKRALFAT etken maddesi ile bunu yapar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Deponun çıkış musluğunu (proton pompası) kapatan, mide asitini tamamen kesen PPI ilaçlara gri dönelim.

PPI ilaçların kullanımında karşılaşacağımız sağlık sorunlarına bi göz atalım;

🔶🔶 Mide asidi tamamen kesilince emilim için “mide asitine” ihtiyaç duyan bazı vitamin ve mineraller vücutta eksik kalır.

B12 Vitamini: B12 ilk etapta mide asiti ile salgılanan bir protein olan HAPTOCORRİN’e bağlanır. Bu protein ile ince bağırsak ilk kısmına iner. Mide asiti olmazsa, bu proteinde olmaz, B12 de bağlanıp ince bağırsağa geçemez.

  • Çinko,
  • Magnezyum,
  • Demir,
  • Kalsiyum,
  • C vitamini emilimi için mide asiti gereklidir.

PPI ilaçlar sebebi ile eksilen bu vitamin ve minerallere bağlı olarak da, el, kol ve bacaklarda uyuşma, karıncalanma, Kas kitlesi kaybı (sarkopeni), Kas harabiyeti (rabdomiyoliz) Karpopedal spazm (ebe eli) ve tetani (kalsiyum düşüklüğü ile birlikte)kaslarda güçsüzlük, Fibromiyalji, kansızlık, hafıza zayıflığı, düşük bağışıklık, kalpte aritmi başlar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

🔶🔶 Helikobakter Pylori , normalde herkesin mide mukozasında gömülü olarak bir miktar vardır.

Helikobakter Pylori asitli ortamda çoğalamaz, bu sebeple mide mukozasından yüzeye çıkmaz. Hatta kendinde bir mekanizma ile çevresinde ki asidik ortamı bazik hale getirir.

Eğer PPI ilaç kullanır ve asidi kesersek helikobakter pylori mide mukozasından yüzeye çıkar ve hızlıca ortamda çoğalır. (Mide içersinde)

Hastalığı sebebi ile tedavi almış dikkatli kişiler hemen şu soruyu soracaktır.O zaman Helikobakter pylori tedavisinde antibiyotik ve bizmut tuzu yanında PPI ilaç neden veriliyor ?

Çünkü; Antibiyotiğin mideye zarar vermesini önlemenin yanısıra Helikobakter Pylori mukozada gömülü olduğu yerden ASİT AZALDIĞI İÇİN yüzeye çıksın ve antibiyotik helikobakter pyloriye etki etmesi maksadı ile yapılan bir uygulamadır.

PPI ilaçlar sebebi ile azalan mide asidi helikobakter pylori’ nin üremesi ve yayılması için ortam sağlar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

🔶🔶Mide asiti azlığı ağız florasını da bozar. Tıpkı Bağırsaklarımız gibi ağzımızın da bir bakteri florası var

Ağız florasının bozukluğu ise kulak ve boğaz iltihabi hastalıkları ile diş eti hastalıklarına neden olur.

PPI ilaçlar sebebi ile azalan mide asidi ağız florasının da bozulması ile diş eti, kulak ve boğaz enfeksiyonlarının oluşmasına sebep olur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

🔶🔶 PPI (Mide koruyucu) lar 7 günlük kullanımda bile ağız florasındaki patojen streptococcus bakterisinin bağırsağa ulaşıp çoğalmasına yol açar.

http://bit.ly/3Xntb4g

PPI ilaçlar sebebi ile azalan mide asidi ağız florasındaki patojen streptococcus bakterisinin bağırsağa ulaşıp çoğalmasına yol açar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

🔶🔶 Beslenme amacı ile aldığımız gıdalar başta olmak üzere ağız yolu ile birçok bakteriyi alırız. Normal şartlarda sağlıklı bir mide ve mide asidi ile bu bakteriler bize zarar veremez, çünkü mide asitinde ölürler.

Eğer mide asidini PPİ lar ile tamamen kesersek ağız yolu ile aldığımız tüm bakteriler bağırsaklara gider ki aşırı geçirgen bağırsak dahil bir çok hastalığa neden olurlar, bağırsak florası bozulur.

PPI ilaçlar sebebi ile azalan mide asidi gıdalarla alınan bakterilerin ince barsağa geçmesine ve aşırı geçirgen barsak başta olmak üzere bir çok hastalığın oluşmasına sebep olur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

🔶🔶 Kulak çınlaması, Vertigo: İç kulak koklea içinde de proton pompaları bulunur. Koklea sadece labirentin arter tarafından beslenmektedir. PPI ilaç kullanımı ile buradaki proton pompaları da çalışmaz (inhibe) olur, koklea’ya giden kan akımı yavaşlar

Koklea, iç kulakta bulunan bezelye tanesi kadar küçük ve spiral şekilli bir yapıdır. Sesleri mekanik titreşimlerden sinyallere dönüştürmekle sorumludur. Dönüştürdüğü bu sinyaller, işitme siniri aracılığıyla beyne iletilir. Bu işlemi gerçekleştiren, kokleadaki özel algılayıcı hücrelerdir (tüy hücreler).

PPİ ilaçlar nitrik oksit sentezini azaltarak, homosistein düzeylerini yükselterek, oksidatif stresi artırarak ve/veya pıhtılaşmaya eğilimi artırarak koklear kan akımını etkileyerek iç kulak patolojilerine, işitme kaybına ve baş dönmesine zemin hazırlayabilir. 

PPI ilaçların etkisi vücuttaki diğer proton pompalarına da olur ve bu pompaları (muslukları) kapatırlar. Buna bağlı olarak koklea’yı etkilemeleri ile Kulak çınlaması, baş dönmesi, denge kaybı, işitme kaybı oluşur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

🔶🔶 Demans, Hafıza kaybı, Depresyon: Lansoprazol ve omeprazol’ün %15 civarında kan beyin bariyerini geçtiği yapılan çalışmalarla tespit edilmiş durumda. Beyinde de proton pompaları var. Peki bunun sonucu ne olur ?

Beynin içerisinde sinaptik veziküllerde bulunan proton pompaları nörotransmiterlerin veziküllerin içerisine depolanmasında görev alır. Serotonin, Dopamin gibi norotransmitterlerin depolanmasını bozmak demek depresyon demektir.

PPİ ilaçlar beyinde tau ve amiloid beta kaynaklı nörotoksisiteyi artırır. Bunu vakuol pompalarının işlevlerini bozarak amiloid beta plaklarının temizlenmesini engelleyerek ve tau fosforilasyonunu artırarak yaparlar.

Yapılan çalışmalarda en çok lansoprazole bağlı olarak amiloid beta oluşumu görülür. Demans da amiloid beta oluşumu ile gelişir.

PPI ilaçların etkisi beyindeki proton pompalarına da olur ve bu pompaları (muslukları) kapatırlar. Buna bağlı olarak Seratonin ve Dopamin depolanması bozulur. Depresyon, Demans, Hafıza kaybı gelişir.

Sonuç Olarak Tüm Bu Bilgilerin Eşliğinde;

  • Her seferinde hekiminiz gerek görmeden PPİ kullanılmamalıdır.
  • Çok zorunlu olmadıkça PPI ilaç kullanılmamalı
  • Kullanılacaksa süresi 3 haftayı geçmemelidir.
  • Mide asidini illede azaltmak gerekiyorsa H2 Reseptör Antagonisti ilaç ve Anti-asit ilaçlar tercih edilmelidir.

Mide Asidini Azaltmak İçin Bitkisel Tavsiyelerim

  • Ebe gümeci,
  • Kudret Narı (Özellikle zeytinyağının içinde bekleterek)
  • Karanfil tozu,
  • Papatya,
  • Hatmi çiçeği gibi

Mide Asidini Azaltmak İçin Yardımcı İlaç Olarak Tavsiyelerim

  • N-Asetil Glukozamin
  • Magnezyum karbonat
  • Çinko L- Karnozin

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Hangi vitamin hangisi ile kullanılmaz ?

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

DEMİR – KALSİYUM beraber alınmaz.

Kalsiyum demiri engeller.

Ayrıca gıdalardaki kalsiyum ve fitatlar da engeller.

Bu sebeple Demir ilacı / demir preparatları ile yemek arasında 4-5 saat olmalı. (Tercihen gece yatmadan aç alınmalı. Akşam 20.00 de son öğünden 4 saat sonra gece 24.00 de. Böylece sabaha kadar da yeme içme olmadığı için tam emilme olur.)

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

ÇİNKO-BAKIR beraber alınmaz.

Her ikiside aynı reseptöre bağlanır ve bakır baskın gelerek çinkoyu engeller.

Bakır aynı zamanda şampuanlarda çok kullanılan B5 (pantotenik asit) vitamini de engeller.

Maalesef sadece ikisinin bir arada olduğu tablet bile var. Alırken dikkat edin.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

SELENYUM ve BAKIR bir arada kullanmaz.

Selenyum engellenir. C vitamini selenyum etkisini artırır..

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

MİDE İLAÇLARI ile Demir, Çinko, Magnezyum, B12 arasında 5 (beş) saat fark olmalı.

Bunların emilimi için mide asiti gerekli, eğer mide ilacı (PPI, ANTİ-ASİT, H2 antagonisti) kullanıyorsanız vücudunuzda bu vitamin ve mineraller eksilir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

METFORMİN ➖ B12 beraber alınmaz.

METFORMİN içeren Diyabet /obezite ilaçları B12 emilimini NET ENGELLER

Metformin Bağırsak duvarında (+,-) yönünü değiştirir ve B12 bağırsağa giremez.

METFORMİN kullanımından 8 saat sonra B12 kullanmak gerekir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

EUTHYROX – LEVITRON ve DEMİR beraber alınmaz.

Levotiroksin içeren hipertiroidi ilaçları ile DEMİR beraber kullanılmaz..

Ama bu kez Demir degil tiroit ilaçlarının emilimi engellenir

Sadece demir değil MİDE İLAÇLARI DA hipertiroidi ilaçlarını engeller.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

ASPİRİNVitamin E, Omega-3, Vitamin K1 ile beraber kullanılmaz.

Vitamin E ve Omega-3 aspirin etkisini artırır, damarlarda sızıntıya neden olabilir. Aspirinle aralarında 7-8 saat fark olmalıdır.

Aspirin K1’in etkisini nötralize eder, K1 bir işe yaramaz, beraber kullanılmazlar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

E vitamini / Omega-3 ve K vitamini beraber alınmaz

E vitamini ve Omega-3 kanı sulandırırken K vitaminin pıhtılaştırma özelliğini engeller.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

B12, D vitamini, B9, B6, C vitaminleri GECE ALINMAZ.

D vitamini melatonini engelleyerek uykusuzluk yapar. Diğerleri ise enerji metabolizmasına katılarak uykusuzluk yapar.

Yatma saati ile D vitamini arasında 12, diğerleri ile 5 saat fark olmalıdır.

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla