Çalışanlara Tetanoz Aşılaması

TETANOZ TETANOS

Bir bakterinin ürettiği toksinlerin insan vücuduna girdikten sonra sinir sistemini tutarak, kas kasılmaları ile seyreden ve ölüme sebebiyet verebilen bir enfeksiyon hastalığıdır.

Dünya Sağllık Örgütü (WHO) verilerine göre bugün için tetanoz aşısında uygulanması gereken protokol şu şekildedir.

  1. Doz – koruyuculuğu olmadığı kabul edilir.
  2. Doz – ilk dozdan 1 ay sonra yapılır. 1-3 yıl koruyuculuğu olduğu kabul edilmektedir.
  3. Doz – 2. Dozdan 6 (Altı) ay sonra yapılır. 10 (On) yıl koruyuculuğu olduğu kabul edilmektedir.
  4. Doz – 3. Dozdan 10(On) Yıl sonra yapılır. 10 (On) yıl koruyuculuğu olduğu kabul edilmektedir.
  5. Doz – 4. Dozdan 10(On) Yıl sonra yapılır. 10 (On) yıl koruyuculuğu olduğu kabul edilmektedir.

Firmamız Tetkik Ortak Sağlık Güvenlik Birimi’nde (TETKİK OSGB) hizmet verdiğimiz firmalarımızı çalışanlarına tetanoz aşılaması ve takibinde kullandığımız Tetanoz Aşı Kartı aşağıdadır.

TETANOZ HAKKINDA İLERİ BİLGİLENDİRME

Tetanoz, Yunanca tetanos yani kasılma kelimesinden adını alır. Genel olarak toprakta yaşayan Clostridium tetani denen bir bakterinin insanın vücudu içerisinde ürettiği metalloproteaz tetanospazmin adı verilen toksinler tarafından ortaya çıkan kas kasılmaları ile karakterize olup enfeksiyonla seyreden bir sinir sistemi rahatsızlığıdır. (Bu toksin omurilik ve beyin köküne ulaştığında buradaki sinir hücrelerinin iletimini bozar. Bozulan iletim sonrasında kişide istemsiz kasılmalar gözlenir.)

Clostridium tetani bakterisinin inkübasyon süresi ortalama 8 gün olarak belirlenmiştir. Bu süre 3-21 gün arasında değişebilir.

Kasılma genellikle çene ve boyunda veya tüm bedende ortaya çıkabilir. Tetanoz aşılama vasıtasıyla önlenebilir. Fakat aşılama yapılmadığında ölümle sonuçlanabilecek ciddi bir hastalıktır.

Tetanoz Türleri Nelerdir?

Tetanozun sınıflandırıldığı ana türler arasında genelize ve lokalize tetanoz, neonatal tetanoz ve ksenobiyotik tetanoz bulunmaktadır.

  • Jeneralize (yaygınlaşmış) tetanoz: En sık gözlenen formdur ve hipertansiyon, taşikardi, terleme, çene kilitlenmesi gibi semptomlarla birlikte gözlenir.
  • Neonatal tetanoz: Yenidoğanlarda, özellikle göbek bağına steril olmayan uygulamalar yapılan kültürlerde, gözlenir. Yenidoğanlarda sinir hücreleri daha kısa olduğu için hastalığın inkübasyon süresi daha kısadır.
  • Sefalik tetanoz: Özellikle kafa travmalarından sonra gözlenen cinsidir. Kraniyal sinirleri tutabilir.
  • Lokal tetanoz: En az gözlenen tetanoz formudur. Sadece tek kas grubunda gözlenebilir. Daha sonra jeneralize tipe ilerleyebilir.

Tetanoz Nasıl Bulaşır?

Halk arasında tetanozun  sadece topraktan ve paslı demirden bulaştığı zannedilse de Clostridium tetani denen bir bakterinin insana bulaşma yolları genel olarak aşağıdaki gibidir;

  1. Kirli yaralanmalar (Tozlu – topraklı) genellikle kazalar, ateşli silah vs. ile meydana gelir
  2. Hayvan ısırıkları
  3. Vücudun geneline yayılmış yanıklar (donma/soğuk yanığı)
  4. Vücut bütünlüğünü bozan parçalı kırıklar, cerrahi yaralar
  5. Tetanoz bakterisi ille enfekte olmuş hayvan, haşare ısırığı
  6. Vücudun çeşitli yerlerine temas edip cildin bütünlüğünü bozan yabancı cisim batığı, yaralamaları
  7. Damardan madde kullanımı, dövme, piercing
  8. Enfeksiyon kapmış göbek kordonu
  9. İyileşmeyen yada bakımı kötü olan yaralar
  10. Ağız içinde meydana gelen özellikle diş enfeksiyonları

Yaralanmadan sonra veya diğer risk faktörleri ile karşı karşıya kalındıktan sonra tetanoz aşısı 72 saat içinde yaptırılmalıdır.

Tetanozun Belirtileri Nelerdir?

Tetanozun belirtileri arasında çiğneme kaslarında sertlik, boyun ve çene kaslarında kasılmalar, yutma güçlüğü ve genel kas spazmları bulunmaktadır.

  • Çene kaslarında sertlik ve sık kasılmalar hastaların ağzını açıp kapamada zorlanmasına ve yutmada zorluk yaşamasına neden olabilir.
  • Yutma güçlüğü yaşayan hastalar katı besinler alırken boğulma hissi yaşayabilir.
  • Boyun, ense, sırt kaslarında katılaşma-sertlik hissedilebilir.
  • Hastalar kas ağrılarından ve kasılmalarından şikayet eder. Bu ağrılar hareketi kısıtlar.
  • Kasılmalar esnasında hastalar istemsiz hareketler sergileyebilir.
  • Vücut sıcaklığında artışla ateş yükselebilir.
  • Hastalar aşırı terleme yaşayabilirler.
  • Tetanoz toksininin sinir sistemi tutulumu ile hastalarda huzursuzluk, irritabilite, endişe ve anksiyete gibi negatif psikolojik belirtiler gözlenebilir.

Tetanoz Tanısı Konulur?

Tanısal laboratuvar testleri yoktur. Hekim tarafından yapılan fiziki muayenede kaslardaki sertlik, spazm durumu ve ağrı değerlendirilir. Kişinin aşı olup olmadığı yakın zamanlı yaralanmaları sorgulanır. Takip edilmesi gerekir.

Tetanoz Aşısı Nedir? Tetanos Aşı

Tetanoz bakterisinin zararlı toksininin inaktive edilmiş halini içerir. Toksinlerin inaktif formuna toksoid denilir. Diğer bir deyişle tetanoz aşısı, tetanoz toksoidi içerir.

Yetişkinlerde Tetanoz Aşısı Nasıl Yapılır?

Daha önce aşılanıp aşılanmadığı bilinmeyen yetişkinlerde tetanoz aşılaması ise Td (erişkin tip difteri-tetanoz) aşısı şeklinde uygulanmaktadır. Aşı olmamış bireylerde aşılama şeması zamanlara bölünmüş 4 doz şeklindedir. Doz – koruyuculuğu olmadığı kabul edilir.

  1. Doz – koruyuculuğu olmadığı kabul edilir.
  2. Doz – ilk dozdan 1 ay sonra yapılır. 1-3 yıl koruyuculuğu olduğu kabul edilmektedir.
  3. Doz – 2. Dozdan 6 (Altı) ay sonra yapılır. 10 (On) yıl koruyuculuğu olduğu kabul edilmektedir.
  4. Doz – 3. Dozdan 10 (On) Yıl sonra yapılır. 10 (On) yıl koruyuculuğu olduğu kabul edilmektedir.
  5. Doz – 4. Dozdan 10 (On) Yıl sonra yapılır. 10 (On) yıl koruyuculuğu olduğu kabul edilmektedir. Devamında 10 (On) yılda bir tekrarlanır.

Hamilelikte Tetanoz Aşısı

Hamileliğin herhangi bir aşamasında her dönemde yapılabilir fakat genel tercih 3.ayın bitiminden sonradır. Eğer anne adayının tetanoz aşıları aşı takvimine uygun olarak tam yapılmış ise ve son aşılanmanın üzerinden 10 yıldan az süre geçmişse gebelik sırasında tetanoz aşısı yapılması zaruri değildir.

Çocukluk Çağında Tetanoz Aşısı Nasıl Yapılır?

Tetanoz aşısı 6’lı kür şeklinde yıllara yayılarak yapılır.  İlk önce karma aşı olarak (DaBT-İPA-Hib) beşli şekilde 2,4,6. aylarda ve 18. ayda yapılmaktadır. Daha sonra aşı takviminde  48. ay ile 72. ay arasında (4-6 yaş arası) dörtlü karma aşı (DaBT-İPA) şeklinde bulunan bir devam dozu uygulanmaktadır. 13. yaşta da erişkin tip difteri-tetanoz (Td) aşısı olarak ayrı bir pekiştirme dozu uygulamada yer almaktadır.

Hamilelikte Tetanoz Aşısı Nasıl Uygulanır?

Daha önce hiç aşılanmamış veya son aşısının üzerinden 10 yılı aşkın zaman geçen hamilelerin gebelik döneminde en az iki doz tetanoz aşısı olmaları gerekmektedir. Gebelikte 1 ay arayla toplam 2 doz aşılama yapılır. Çoğunlukla 5 ve 6. aylar tercih edilmektedir. 2. doz doğum gerçekleşmeden 2 hafta önce mutlaka tamamlanmış olmalıdır. Eğer tamamlanamamış ise anne ve bebeğin tetanoz açısından risk altında olduğu bilinmeli doğum esnasında enfeksiyon riskine karşı ekstra hassas bir yaklaşımla temiz doğum şartları sağlanmalıdır. 2’li aşılamada son aşının yapılışından 6 ay sonra anne 1 doz daha aşılanır. Bu aşılama sürecinden sonra 1’er yıl arayla 1’er doz daha aşılama yapılarak toplam 5 doza tamamlanır.

Hamilelikte Tetanoz Aşısının Yan Etkileri Nelerdir?

Hamilelik esnasında anne adayı kirli bir metal ile kesilme veya diğer tetanoz bulaşma risklerinden biriyle karşı karşıya kalmış ise aşı ile beraber tetanoz immunglobulin uygulaması da tercih edilebilir.

Hamilelikte yapılan tetanoz aşısının yan etkileri normal zamanda yapılmış olan aşıların yan etkilerine benzerlik gösterir. Sadece anne adayının daha hassas olmasından kaynaklı yan etkiler normalden biraz daha yoğun gözlemlenebilir.

Tetanoz Aşısı Yan Etkileri

Tetanoz aşısı uygulandıktan sonra genellikle ciddi belirtiler gözlemlenmez.

Nadiren;

  • Hafif ateş
  • Eklem ve kas ağrıları
  • Bulantı
  • Yorgunluk
  • Genel hastalık hissiyatı, halsizlik hali
  • Enjeksiyon yerinde hassasiyet (kızarıklık, şişlik ya da kaşıntı)
  • Nadiren abartılı lokal deri reaksiyonları Bu reaksiyonlar genellikle omuzdan el bileğine dek yayılan ağrılı bir şişme şeklindedir.

Genellikle aşı yapıldıktan 2- 8 saat sonra başlar ve sıklıkla yetişkin insanlarda rastlanır.

Tetanoz Tedavisi

Tetanozun direkt bir tedavisi yoktur. Tetanoz olduğundan şüphelenilen. kişi en kısa zamanda sağlık kuruluşuna (Hastane vb gib) yatırılır. Hasta dış çevreden mümkün olduğunca izole şekilde sessiz ve karanlık bir odada izole edilir. Hastanın odası ses, ışık, hava akımı gibi hastanın kasılmalarını ve huzursuzluğunu tetikleyecek unsurların olmaması sağlanır. Solunum sıkıntısı oluşabileceği için hava yolu ve damar yolu desteği sağlanır. Ağızdan beslenme sonlandırılır damar yolu ile beslenir. Tetanoz kaynaklı kasılmaların (spazmların) vereceği zararı önlemek için hasta sedatize edilir.(yatıştırıcı – sakinleştirici verilir)

Tetanoz Tedavisinde İlaç 

Tetanoz tedavisi hastane şartlarında yapılır. Tetanoz bağışıklık globulin gibi tetanoz toksinine karşı antitoksin verilebilir. Antitoksin henüz sinir uçlarına bağlanmamış serbest toksinleri etkisiz hale getireceği için artık semptomlara sebep olan sinir dokusuna ulaşmış toksinlere etki edemez. Ayrıca tetanoz etkeni bakterilerle savaşmak ve üremelerini yavaşlatmak için oral veya enjeksiyon vasıtasıyla antibiyotik verilebilir. Bununla beraber tetanoz tanısı almış  bütün bireylere, durum teşhis edilir edilmez tetanoz aşısı ivedilikle yapılır.

T. C. Sağlık Bakanlığı Yetişkin Aşılama Bilgilendirme https://asi.saglik.gov.tr/asi/asi-kimlere-yapilir/liste/30-yeti%C5%9Fkin-a%C5%9F%C4%B1lama.html

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Tetanoz Aşılama Bilgilendirme https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/tetanus#:~:text=To%20be%20protected%20throughout%20life,3%20booster%20doses)%20of%20TTCV.

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Tansiyon Ölçümünde Nelere Dikkat Edilmelidir?

  1. Öncelikle ölçüm yapılacak ortam çok önemlidir. Tansiyon yani Kan basıncı ölçümü sessiz, sakin bir ortamda yapılmalıdır,
  2. Oda sıcaklığı ne soğuk ne de çok sıcak olmalıdır,
  3. Rutin bir tansiyon takip ölçümünde, ölçüm yapılmadan önce tansiyonu ölçülecek kişi tercihen on (10) dakika oturur veya yatar durumda istirahat etmelidir,
  4. Tansiyon ölçümü yapılacak kişi son yarım saat içinde, çay, kahve, kolalı içecek, sigara içmemiş, yemek yememiş, egzersiz yapmamış olmalıdır.
  5. Tansiyon ölçümü yapılacak kişi son 24 saat içerisinde Psödoefedrin içeren ilaçlar (Soğuk algınlığı ilaçlarının bir kısmı, dekonjestan ilaçların bir kısmı vb gibi) kırmızı ve yeşil reçete ile alınan bazı ilaçlardan kullanmamış olmalıdır (Buraya yazılamayacak kadar çok ilaç ölçümü etkileyebileceği için tansiyonu ölçülen kişi kullandığı tüm ilaç ve takviyeleri hekimine söylemelidir.),
  6. Tansiyon ölçümü yapılacak kişi öncesinde mesanesini boşaltmalıdır, (idrara sıkışık olmamalıdır)
  7. Tansiyon – Kan basıncı ölçümü yapılırken, ölçümü yapılan kişi konuşmamalı, hareket etmemelidir,
  8. Her ölçüm takibi yani ilgili süreç için ilk muayenede mutlaka iki koldan ölçüm yapılmalıdır. Tansiyon. – kan basıncı saplıklı bir kişide her iki koldan da eşit ölçülür. Nüfusun yarıya yakınında her iki kol arasındaki ölçümde küçük bir fark olabilir. Bu nedenle başlangıçta her iki koldan da ölçüm alınmalı daha sonra yüksek ölçülen koldan tansiyon ölçümü ve takibi yapılmalıdır.
  9. Tansiyonu ölçülecek kişi rahat, hareketsiz ve her iki ayağı da yere basacak şekilde oturmalıdır. Bacak bacak üstüne atılmış bir pozisyonda tansiyon ölçümü yapılmamalıdır,
  10. Tansiyonu ölçülecek kişinin tercihen tansiyon ölçülecek kolu çıplak olmalıdır. Mümkün olmadığı durumlarda kıyafetinin kol kısmı gevşek olmalıdır. Giysilerin kol kısmının dar – sıkı olması tansiyonun hatalı olarak yüksek ölçülmesine neden olabilir,
  11. Ölçüme başlamadan önce kol giysisi sıyrılmalı ve katlanmalı, kolun üst kısmı kalp hizasında olacak şekilde pozisyon verilmelidir,
  12. Eğer üst koldan ölçüm yapılacaksa kolun kalınlığına uygun manşon kullanılmalıdır. Bunun için kol çevresi ölçülmeli, 33 santimden fazlaysa geniş manşon kullanılmalıdır. Kol çevresi, dirsek ile omuz başının tam ortasından ölçülmelidir,
  13. Tansiyon aletinin kolu saran kısmındaki işaret, bu atardamarın üzerine gelecek şekilde ve dirsek çukurunun 2 cm üstünden itibaren kola sıkı bir şekilde sarılmalıdır,
  14. Tansiyon aleti eğer cıvalıysa, manometre kolay görülebilecek bir yere konulmalı, aneroid yani havalı ise elde kolayca okunabilecek bir şekilde tutulmalıdır,
  15. Ölçüme başlamadan önce parmak ile kol damarının üzerine hafifçe basılmalı, koldaki sarılı kısım şişirilmelidir. Nabzın kaybolduğu noktaya kadar bu şişirme devam edilmeli ve nabzın kaybolduğu değer kaydedilmelidir. Bu kayıt yapıldıktan sonra tansiyon aletinin hava kesesi söndürülerek, tamamen gevşemesi sağlanmalıdır,
  16. Dinleme aletinin (steteskop’un) baş kısmı kolun iç kısmındaki atardamarın üzerine gelecek şekilde yerleştirilmelidir,
  17. Dinleme aleti (steteskop’un) baş kısmı kolun iç kısmına yerleştirildikten sonra şişirme işlemi tekrar yapılmalıdır. Yalnız bu işlem parmakla kaydedilen değerin 2-3 puan üstüne kadar yapılmalıdır,
  18. Şişirme işlemi gerçekleştirildikten sonra, hava çıkacak şekilde kolu saran kısım yavaş yavaş söndürülmelidir. Saniyede en fazla 2 mmHg olacak şekilde söndürme işlemi yapılmalıdır. Daha hızlı veya yavaş söndürme yapılırsa tansiyon yanlış ölçülebilir,
  19. Söndürme işlemi yapılırken dinleme aletinden gelen seslere dikkat edilmelidir. İlk duyulan ses sırasında kaydedilen basınç, büyük tansiyonu gösterir. Sesler şiddetine ve niteliğine göre bu fazda işitilir. Kaybolduğu noktada ölçülen basınç ise, küçük, yani diyastolik tansiyonu gösterir.
  20. Kulaklıklı cihaz ile ölçüme başlanmadan önce sık olarak deneme yapılıp, kulağın seslere alışması sağlanmalıdır,
  21. Elektronik cihazlarla ölçüm yapılırken, kullanma kılavuzu ayrıntılı okunmalı, burada anlatılan kurallara göre ölçüm yapılmalıdıri
  22. Acil durumlarda anlık tansiyon – kan basıncı düzeyi öğrenilme ve sonuca göre müdahale gerekliliği sebebi ile hekimin ve sağlık personelinin insiyatifinde yukarıdaki bazı maddeler – şartlar ihmal edilir.

Tansiyon Ölçümünde İleri Düzey Bilgiler

  1. Ölçüm sırasında stetoskop manşonun altına sıkıştırılmamalıdır. Stetoskop dirsek çukurunda serbest durmalı ve cilde hafifçe bastırılmalıdır.
  2. Ölçüm için manşonun kesesi brakial arter üzerine yerleştirilir, oskültatuar arayı önlemek amacıyla havası radial nabzın kaybolduğu düzeyin 20-30 mmHg üstüne kadar şişirilir.
  3. Kontrol valvi açılarak saniyede 2-4 mmHg hızla indirilir.
  4. Oskültasyon yöntemi ile ölçüm yapıldığında manşonun basıncı azaltılmaya başladıktan sonra sesin ilk duyulduğu anda (Korotkoff faz 1) okunan değer, sistolik basınçtır.
  5. Sesin artık işitilmez olduğu anda okunan değer ise (Korotkoff faz 5) diyastolik kan basıncı olarak kabul edilir.
  6. Diyastolik basınç çok düşük ise seslerin hafiflemeye başladığı düzey (Korotkoff faz 4) diyastolik basınç olarak kaydedilir.
  7. Manşon uzun süre şişirilmiş bırakılırsa venöz sistemde dönüş azalacağı için sesler güç duyulur.
  8. Venöz konjesyonu önlemek için ölçümler arasında en az bir dakika beklenmelidir. Bunun tersine, sesler zor duyuluyorsa hastanın kolu baş seviyesinin üstüne kaldırılır, eli 5-10 kez açıp kapattırılarak venlerin boşalması sağlanır ve ölçümler tekrarlanır.
  9. Sistolik kan basıncının öncelikle palpasyonla nabızdan belirlenmesi ardından oskültasyonla kan basıncı ölçümüne geçilmesi gerekir.
  10. Ölçümler arada ikişer dakika bırakılmak suretiyle en az iki defa yapılmalı ve bulunan sonuçların ortalaması alınmalıdır.
  11. Eğer iki değer arasındaki fark 5 mmHg’dan fazlaysa daha başka ölçümler de yapılmalı ve bunların sonuçlarının ortalaması alınmalıdır.
  12. Aritmisi olan hastalarda ortalama sistolik ve diyastolik kan basıncı değerlerini elde etmek için birkaç ölçüm yapmak gerekir.
  13. Yaşlılarda (65 yaş üzeri bireylerde), diyabetli hastalarda, ortostatik hipotansiyonun sık görüldüğü durumlarda ve antihipertansif ilaç tedavisi altındaki hastalarda ölçümlerin ayaktayken tekrar edilmesi gereklidir. Ayaktaki ölçümler hasta hemen ayağa kalkar kalkmaz ve ayağa kalktıktan 2 dakika sonra yapılmalıdır.
  14. Gençlerde (30 yaşın altında) kan basıncı yüksek bulunmuş ise koarktasyonu ekarte etmek için bacaktan da ölçümler yapılmalıdır.
  15. Ölçümün hangi koldan ve hangi pozisyonda yapıldığı, sistolik ve diyastolik kan basınçları kaydedilmelidir.
  16. Hekim ölçtüğü değer hakkında hastasını bilgilendirmeli ve bulunan değerlere göre periyodik ölçümlerin ne kadar zamanda bir yapılacağını belirtmelidir.

Korotkoff seslerinin 5 fazı:

Faz I damara uygulanan basınç sistolik kan basıncı düzeyine düştüğü zaman kollapsın ortadan kalkmasına bağlı olarak duyulan ilk net tıklama sesi ile başlar. Bu ses, hafif şiddette devam ederken,

Faz II aşamasında manşon basıncının azalması ile tıklama sesinden sonra ortaya çıkan sert ve net bir ses ortaya çıkar.

Faz III‘ün başlaması ile birlikte Faz II nin net sesi kuvvetli duyulan bir üfürüme dönüşür.

Faz IV aşamasında üfürüm şiddeti hafifler.

Faz V aşamasında manşon basıncının diyastolik kan basıncı düzeyine inmesi ile arter üzerindeki baskı tamamen kalktığı için sesler tümüyle kaybolur.

Diyastolik kan basıncının belirlenmesinde Faz V esas alınmakla birlikte, 12 yaşına kadar olan çocuklarda ve dolaşım hızının arttığı klinik durumlarda (aort yetersizliği, beriberi, ağır anemi, hipertiroidi vb.) Faz IV’ün esas alınmasında yarar vardır.

Faz IV ile V arasında 10 mmHg’dan fazla fark varsa gerçek diyastolik kan basıncı değeri olarak Faz IV kabul edilmelidir. Böyle bir durumda en doğrusu, kan basıncı ölçümü sonucunu Faz I/FazIV/Faz V olarak kaydetmektir.

Oskültasyonla kan basıncı ölçülürken ilk Korotkoff sesinden sonra (Faz I ile Faz III arasında) uzunca bir süre sessizlik olup ardından sesler yeniden başlayabilir.

Oskültasyon boşluğu (auscultatory gap) olarak bilinen bu durum, özellikle aorta darlığı gibi ekstremitelere kan akımının azaldığı koşullarda gözlenir. Yalnız oskültasyonla kan basıncı ölçümü yapılması durumunda bu sessiz faza düşülmesi halinde Faz III değerinin sistolik kan basıncı olarak değerlendirilmesi mümkündür. Bu nedenle, sistolik kan basıncının öncelikle palpasyonla nabızdan belirlenmesi ardından oskültasyonla kan basıncı ölçümüne geçilmesi önerilmektedir. Her seferinde en az iki ölçüm yapılarak ortalaması alınmalıdır. Eğer iki ölçüm arasında 5 mmHg veya daha fazla fark varsa ilave ölçümler yapılarak değişkenliğin derecesi azaltılır.

Korotkoff Seslerinin 5 Fazı Diyagramı

Tansiyon Ölçümünün Tarihçesi

Tansiyon Aletinin teknik adı Sfigmomanometre‘dir. (Kan basıncını ölçmek için kullanılan aletin resmi adıdır.) Alet, şişirilebilir bir kauçuk manşet, bir tür gösterge içeren bir ölçüm ünitesi ve manşeti şişirmek için bir mekanizmadan oluşur. Kan damarlarınızdaki basıncı ölçmek için gösterge, milimetre cıva (mmHg) adı verilen bir ölçüm birimi kullanır.

Ancak, sfigmomanometre icat edilmeden çok önce, Çinliler kanın vücudumuzda nasıl dolaştığına dair karmaşık sistemi ilk fark eden ve teorileştiren kişilerdi. American Diagnostic Corporation’a göre, o zamanlar Hintli bilim insanlarının dolaşım sistemi hakkında bir miktar bilgi geliştirdiğini öne süren kanıtlar bile vardı.

1600’lere gelindiğinde, William Harvey adlı bir doktor bu sistem hakkında daha derin bir anlayış geliştirdi ve 1615’te dolaşım hakkında ders vermeye başladı. 1628’de, kısa sürede dolaşım sistemi çalışmasının temeli haline gelen ünlü eserini yayınladı. Ve kalp atış hızı ile nabız arasında bir ilişki olduğunda, bu kan hacmi ve kan basıncının keşfedilmesinin yolunu açtı.

1733’te İngiliz Fizyolog Stephen Hales (1677–1761), uzun bir cam tüpü bir atın boyun arterine bağladığında kanın 2,9 m yükseldiğini gözlemledi. Böylelikle bir hayvanın kan basıncı ölçümleri ilk kez Hales tarafından belgelendi. 

1881’de, Avusturyalı Doktor Samuel Siegfried Karl Ritter von Basch’ın (1837–1905) sistolik basınç ölçümüne dair çalışmalar yaptı. İlk sfigmomanometreyi icat etti. Sistem atardamardaki kan akışını kısıtlamak için suyla doldurulmuş bir kauçuk ampul içeriyordu. Ampulü ayrıca doğru bir okumaya yardımcı olmak için bir cıva sütununa bağladı.

1896’da İtalyan Doktor Scipione Riva-Rocci (1863–1937), arter üzerinde düzenli bir basınç oluşturmak için kolun etrafında şişirilebilir bir manşon kullanımına başvurdu. 

1905’te, Rus Doktor Nikolai Korotkov (1874–1920), manşon basıncı azaltılırken arterden gelen sesleri dinlemek için bir stetoskop kullandı ve bu da diyastolik basıncın ölçülebilmesini sağladı.

1910’dan sonra, ABD’li doktorlar hastalarıyla ilgili klinik raporlarında düzenli olarak sistolik ve diyastolik kan basınçlarını bildirdiler.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

İlk Yardım Dolabı – İlk Yardım Çantası

İşyerleri, okullar, evler başta olmak üzere insanları ilkyardımcı veya kendileri tarafından müdahale edilebilecek basit yaralanmalara ilk müdahaleyi yapabilmeleri için gerekli malzemelerin bir arada ve uygun şartlarda muhafaza edilmesi gerekir. Bu şartları yerine getirmek üzere yapılmış sabit muhafazalara İlk Yardım Dolabı, taşınabilir olanlarına da İlk Yardım Çantası denir.

Mevcut yasal düzenlemelerde işyerlerinde bulundurulacak İlk Yardım Dolabı / İlk Yardım Çantası sayısı ve içerisine konacak tıbbi malzeme içeriği belirtilmemiştir.

İlgili tüm yasal düzenlemeleri incelediğimiz zaman sadece;

”İŞYERİ BİNA VE EKLENTİLERİNDE ALINACAK SAĞLIK VE GÜVENLİK ÖNLEMLERİNE İLİŞKİN YÖNETMELİK”

 https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=18592&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5

Madde 60 : “Çalışma şartlarının gerektirdiği her yerde ilkyardım ekipmanları kolay erişilebilir yerlerde bulundurulur, Güvenlik ve Sağlık İşaretleri Yönetmeliğine uygun şekilde işaretlenir. Acil servis adresleri ve telefon numaraları görünür yerlerde bulundurulur.”

İbaresi bulunmakta olup başka bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.

Bu sebeple işyerinde kaç tane iİlk Yardım Dolabı / İlk Yardım Çantası bulundurulacağına, konulması gereken yerlere ve içerisinde bulunması gereken malzemelere işyeri hekimi karar verebilir.

Bu dolaplar ve çantalarda sadece ilkyardım malzemeleri bulunmalı, kesinlikle ilaç bulundurulmamalıdır.

Ayrıca işyerinin çalışma düzenine göre en az bir sorumlu atanarak dolapların düzenli kontrolü, eksiklerin ve malzemelerin miadların kontrolü sağlanmalıdır.

İlk Yardım Dolabı / İlk Yardım Çantası Malzemeleri için şahsen tavsiye ettiğim temel liste aşağıdaki gibidir;

  • Dezenfektan solüsyon ( Tercihan BATTİKON sol. %10 ‘luk veya eşdeğeri olan solüsyonlar POVIOD, POLYOD, POVİSEPTİN, BETAKON %10 ‘luk)
  • Steril gazlı bez
  • Sargı bezleri (farklı ebatlarda)
  • Yara bantları
  • Elastik bandajlar (farklı ebatlarda)
  • Oksijenli Su
  • Flaster
  • Cerrahi makas
  • Yanık Kremi
  • Antibiyotik Krem
  • Yanık örtüsü
  • Maske
  • Eldiven
  • İlkyardım Broşürü 

İşyeri hekimi meslektaşlarım hizmet verdikleri işletmelerin ihtiyaçlarına göre bu listeye ekleme yapacakları gibi eksiltmeler de yapacaklardır. Karar verme sorumluluğu işyeri hekimi meslektaşlarımındır.

Saygılarımla

Dr Mustafa KEBAT – Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Not: İnternette, ecza dolabı hakkında yapacağınız aramalar sırasında T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanmış Ecza Dolapları Talimatnamesi ile karşılaşabilirsiniz.

Burada belirtilen Ecza Dolapları, eczanesi bulunmayan yerlerde hekimler tarafından açılabilen eczane yerine geçen ve 19 Şubat 2017 de yayınlanan Ecza Dolabı Talimatnamesi ile usul ve esasları düzenlenen yerleri belirtir. ( https://www.saglik.gov.tr/TR-11082/ecza-dolaplari-talimatnamesi.html ) linki ile Ecza Dolabı Talimatnamesine ulaşabilirsiniz.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

Sıcak Çarpması

Güneşin etkisinin ve sıcakların artması özellikle açık havada korunmasız çalışanlar başta olmak üzere tüm çalışanların ve işverenlerin ortam şartlarına dikkat etmesi gerekir.

Çalışanların aşırı sıcak havalarda rahat çalışabilmeleri için bazı önlemler alması gerekir.

Her bölgeye göre değişen sıcaklıkların, kabul edilen değerlerin üzerine çıkması aşırı sıcak olarak kabul edilir. Mevsim normallerinin 10 C üzerindeki değerlerde ise ciddi önlemler alınması gereken aşırı sıcaklardır.

Alışılmış değerlerin üzerindeki sıcaklıkların yarattığı en ciddi sağlık sorununun Sıcaklık Çarpması ve Güneş Çarpmasıdır.

Sıcaklıkların yarattığı bu tabloda kişinin vücut ısısı 40 derecenin üzerine çıkar.

Güneş ışınlarına direkt maruz kalınması, kaybedilen sıvının yerine konulmaması, bulunulan ortamın aşırı sıcak ve hava akımı yetersizliği, kalın ve sentetik kıyafetler gibi nedenlerin sıcak çarpmasına yol açar.

Terleme, solunum, vücudun temas ettiği daha soğuk cisimler ve ısının dalgalar şeklinde havaya verilmesi ısı kaybetme yollarımızdır. Sıcak havalarda bu sistemler yoluyla yeterli ısı kaybedilemez. Böylece sıcağın olumsuz etkileri ortaya çıkar dedi.

Sıcak çarpmasında tüm vücut sistemleri olumsuz etkilenir. Erken önlem alınmazsa % 80 lere kadar varan ölüm olayları görülebilir.

Daha Fazla

Acil Enerjiye mi İhtiyacınız Var?

Çalışma sürecinde çok hızlı enerjiye gereksiniminiz olduğunda;

Sıcak şekerli şerbetin içine limon sıkarak içmelisiniz.

Merak edenler için olayın etki mekanizmasına bakalım:

Biz insanlar şekeri ağzımıza aldığımız anda parçalamaya ve vücudumuzun içine almaya başlarız. Ağzımızda emilen şeker formu Glikoz, Fruktozdur

Çaya attığımız şeker ise ; Glikoz + Fruktoz birleşiminden oluşur. Bunlar arka arkaya zincir şeklinde bağlıdır. Buna sakkaroz veya diğer adı ile sükroz deriz.

Ağzımızın içine yanaklarımızdaki salgı bezlerinden salınan sindirim enzimi AMİLAZ ile bunları 2’li olarak glikoz + fruktoz seklinde parçalarız. İşte bu ikisini amilaz parçalamaz
Normalde sadece şeker (Glikoz + Fruktoz birleşimi) alınırsa barsaklara gelene kadar parçalanamaz ve emilemez. Bağırsaklara geldiğinde SÜKRAZ enzimi bu ikiliyi ayırır ve glikoz ayrı fruktoz ayrı emilir.

Eğer şeker limonla birlikte tüketilirse;

Limondaki Sitrik asit, Sükraz enziminin yaptığına benzer şekilde  (% 60 oranında) glikoz ve früktozu birbirinden ayırır. Yani İNVERT eder…
Durum böyle olunca bağırsakta parçalanmaya uğraşılmaz, şişkinlik yapmaz, çok kısa surede glikoz ve fruktoz kana karışır, ENERJI DÖNGÜSÜNE katılır…

Baklava şerbeti, Reçel vs gibi tatlıların şerbeti hazırlanırken bir parça limon sıkılır. Bu şekeri invert eder. Ve invert şeker KRISTALLEŞMEZ…Amaç tatlının kristalleşmesini önlemektir..

Arı yetiştiricileri de baharda yavru atımı (Arı mevcudu coğaltırken) bu şekilde invert şeker (şurup) verir. Arı şekeri parçalamaya uğraşmaz, hızlıca enerjiye dönüşür.

Aynı zamanda arının sindirim sistemi zorlanıp bozulmaz (saf şeker zorlar)

NOT : Bal akım dönemi şeker, invert vs verilmez. Sadece baharda bal alımı yok, yavru çoğalsın diye verilir. Aksi halde zaten bal kalitesi düşer…

Akla gelebilecek bir soru da: Çaya değil de sadece limonlu suya şeker atıp içsek olur mu?

Maalesef olmaz.

Şekerin invert olması için belirli bir sıcaklık gerekli. “70 derece üstü ” Bu sebeple çayda, baklava şerbetinde invert olur.

Limon tuzu da aynı etkiyi yapar fakat tavsiye etmiyorum, doğal olan her zaman çok daha iyidir.

Dr Mustafa KEBAT

Daha da fazla ayrıntı merak edenler için: (Bu kısım wikipedia dan alıntıdır)

Bilimsel literatürde “karbonhidrat” terimi, “şeker” (geniş anlamda), “sakkarit”, “oz”,“glusit”,“karbon hidratı”, “polihidroksi” ya da “aldehit veya keton içeren bileşikler” gibi birçok eş anlamlıya kavrama sahiptir. Bu terimlerden bazıları, özellikle “karbonhidrat” ve “şeker”, başka anlamlarda da kullanılmaktadır.

Sakkaritler; içerdikleri basit şeker birimlerinin sayılarına bağlı olarak monosakkaritler,  disakkaritler,  oligosakkaritler ve polisakkaritler olmak üzere dört kimyasal gruba ayrılır.

Monosakkaritler, su ile daha küçük birimlere parçalanamadıklarından basit şekerler, tek şekerler, monozlar olarak da bilinirler. Bu şekerler karbonhidratların en küçük yapı birimidir. Çoğu Cn(H2O)n formülüne uyar. Bazı monosakkaritler tatlıdır. Zincir veya halkalı yapıya sahip olup, genellikle 3-6 arasında karbon (C) atomu taşırlar. Moleküllerindeki karbon sayılarının Latincelerinin sonuna -oz eki getirilerek gruplandırılırlar. Üç karbonlu olanlar trioz, dört karbonlular teroz, beş karbonlular pentoz, altı karbonlular heksoz adını alırlar. Pentozlardan riboz (C5H10O5) ve deoksiriboz (C5H10O4) nükleik asitlerin yapısına girer. Hücre zarından difüzyon ile kolay geçebilirler.

Besin kaynağı bakımından önemli olan monosakkaritler heksozlardır. Bunlardan glukoz (kan ve üzüm şekeri), fruktoz (meyve şekeri, levüloz) ve galaktoz (süt şekeri) en önemlileridir. Sindirilmeden kana karışırlar. Hepsinin kapalı formülleri C6H12O6 şeklinde olup birbirlerinin izomeridirler.

İçerdikleri C sayısına göre monosakkaritler:

  • 3C’li şekerler: Gliseraldehit (Triozlar)
  • 5C’li şekerler: Riboz, Deoksiriboz (Pentozlar)
  • 6C’li şekerler: Glikoz, Galaktoz, Fruktoz (Heksozlar)

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Çimento Fabrikası Çalışanlarında Krom Var mı?

Çimento fabrikasında çalışan işçilerin hayatı, zannedildiğinden çok daha yorucu ve zorludur. Ağır makineler, tozlu ortam, yüksek ısı, vardiyalı çalışma düzeni… Bunların her biri hem bedeni hem de zihni sınar. Böyle ortamlarda ayakta kalabilmek, dikkatli ve güçlü kalabilmek için sadece koruyucu ekipmanlar yetmez; vücudun içten de sağlam olması gerekir. İşte burada devreye giren, adı pek az bilinen ama etkisi büyük bir mineral vardır: Krom.

Sessiz bir kahraman gibidir; ne tabelalarda adı yazar, ne iş güvenliği eğitimlerinde sıkça anılır. Ama o yoksa, fabrikanın en güvenilir işçisi bile bir anda dikkati dağılmış, yorgun düşmüş veya halsiz kalmış olabilir.

Krom, insan vücudu için özellikle kan şekeri dengesinde kritik rol oynar. Fabrikada sabah vardiyasına başlayan bir işçiyi düşünelim. Kahvaltıda sadece beyaz ekmek ve çay içtiyse, kısa süre sonra elleri titremeye, dikkati dağılmaya başlar. Çünkü hızlı yükselen kan şekeri krom desteği olmadan çabuk düşer, insülin görevini tam yapamaz. Oysa aynı işçi sabah kahvaltısında tam buğday ekmeği, yumurta ve fındık yese, krom sayesinde kan şekeri dengeli olur, sabah boyunca enerjisi sabit kalır. İş güvenliği açısından bu fark hayati önem taşır; çünkü dalgınlık, ani halsizlik ya da tatlı isteği üretim hattında dikkatin bir saniyeliğine bile kaybolmasına neden olabilir. Ve hepimiz biliriz: O bir saniye bazen iş kazalarının başlangıcıdır.

Krom, yalnızca şeker dengesinde değil, yağ ve kolesterol metabolizmasında da rol oynar. Çimento fabrikasında çalışan işçiler, çoğu zaman ağır öğünler yemek zorunda kalır. Yağlı yemekler, hızlı tüketilen ekmek ağırlıklı beslenme, zamanla kalp ve damar sağlığını tehdit eder. Krom, bu noktada kötü kolesterolü düşürüp iyi kolesterolü yükselterek kalbi korur. Çünkü bilinir ki, kalp krizi ya da damar tıkanıklığı sadece masa başında çalışanların değil, ağır sanayide çalışan işçilerin de kabusu olabilir. Bir fabrikanın üretim hattı kadar, işçinin damar hattı da sorunsuz çalışmalıdır. Krom, işte bu hattın görünmez bakımcısıdır.

Sporcuların kromu kas onarımı ve enerji verimliliği için yakından takip etmesi boşuna değildir. Fabrika işçisinin kas gücü de benzer biçimde krom desteğine muhtaçtır. Çuvalları kaldırırken, makinelerin bakımını yaparken ya da yüksek sıcaklığa dayanırken kasların dayanıklılığı kromla artar. Bir anlamda krom, işçinin bedenini ikinci bir koruyucu donanımla kaplar. Baret, maske, eldiven dışarıdan korurken; krom içeriden enerji ve direnç sağlar.

Peki, kromu nereden bulacağız? Fabrikadaki kantin menülerine baktığımızda çoğu zaman beyaz ekmek, makarna, pilav ve yağlı yemekler görüyoruz. Bunlar enerji verir ama krom açısından fakirdir. Oysa tam buğday ekmeği, bulgur pilavı, mercimek çorbası, brokoli ya da bir avuç fındık, işçiye yalnızca doygunluk değil aynı zamanda krom desteği de sağlar. Anadolu mutfağı aslında krom açısından çok zengindir. Köylerde yapılan bulgur pilavı, nohutlu yemekler ya da cevizli tarhana çorbası krom deposudur. Çimento fabrikası kantinlerinde bu tür yiyeceklerin düzenli sunulması, iş güvenliği önlemleri kadar önemli olabilir. Çünkü doğru beslenmeyen işçi, dikkati dağıldığında makinenin düğmesine yanlış basabilir, vincin yükünü dengesiz kaldırabilir veya yüksekte çalışırken sendeleyebilir.

Burada önemli olan nokta şudur: İş güvenliği sadece baret ve emniyet kemeriyle sağlanmaz. Vücudun iç dengesi bozulduğunda, kazalar için görünmez bir kapı aralanır. Krom eksikliğinde işçilerde tatlıya düşkünlük artar, ani acıkmalar olur. Bu durum vardiya boyunca sürekli enerji dalgalanmaları yaratır. Bir işçinin öğleden sonra tatlı isteğiyle kantine gitmesi, o sırada yapması gereken güvenlik kontrolünü aksatmasına neden olabilir. Ya da vardiya sonunda yorgun düşmesi, kişisel koruyucu donanımını doğru kullanmasını engelleyebilir. Dolayısıyla kromun eksikliği, zincirleme olarak iş güvenliğini de tehdit eder.

Kromun günlük ihtiyacı aslında çok küçüktür: 25 ila 35 mikrogram. Bu miktar gözle bile görülmeyecek kadar azdır. Ama etkisi, fabrika boyutundaki makinelerin çalışmasına eşdeğer büyüktür. Bu yüzden işçilerin beslenme düzenine dikkat edilmesi, iş sağlığı ve güvenliği kültürünün bir parçası haline getirilmelidir. Fabrika yönetimleri, kantinlerde beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmeğe yer verebilir, menülere yeşil fasulye ya da mercimek çorbası ekleyebilir. Bu küçük adımların iş güvenliği açısından büyük farklar yaratacağı kesindir.

Kromun eksikliği uzun vadede tip 2 diyabete zemin hazırlar. Diyabet, sadece bireysel bir hastalık değil, iş güvenliği açısından da ciddi bir risktir. Diyabetli bir işçi, vardiya sırasında ani hipoglisemi yaşayabilir; bu da makine başında bayılma veya düşme riskini beraberinde getirir. Dünya Sağlık Örgütü verileri diyabetin hızla arttığını gösteriyor. Eğer fabrikalarda beslenme kültürü göz ardı edilirse, bu artış iş kazaları istatistiklerine de yansıyacaktır. Dolayısıyla krom takibi, yalnızca sağlık departmanının değil, iş güvenliği departmanının da radarında olmalıdır.

Burada bir toplumsal boyut da var. Eskiden Anadolu köylerinde kendi yetiştirdiği buğdayı yiyen, doğal yoğurt ve sebzelerle beslenen insanlar daha dengeli bir krom alımı yapıyordu. Şimdi şehirleşme, hızlı yaşam ve hazır gıdalar bu dengeyi bozdu. Çimento fabrikasında çalışan işçiler de bu kültürel değişimden etkileniyor. Kantinlerde hızlı ve ucuz öğünler tercih ediliyor, hazır içecekler tüketiliyor. Bunun sonucu olarak işçilerde yorgunluk, obezite ve diyabet riski artıyor. Yani krom meselesi sadece biyolojik bir eksiklik değil, aynı zamanda kültürel ve ekonomik bir problem olarak karşımıza çıkıyor.

Felsefi açıdan bakıldığında krom, bize küçük şeylerin büyük farklar yaratabileceğini gösteriyor. Nasıl ki iş güvenliğinde küçücük bir vida eksikliği büyük bir kazaya yol açabiliyorsa, kromun yokluğu da büyük sağlık sorunlarına kapı açıyor. Hannah Arendt’in dediği gibi, “İnsanın varoluşu küçük eylemlerle inşa edilir.” Krom da bu küçük ama hayati eylemlerden biridir; bir işçinin dikkati, bir fabrikanın üretim güvenliği onun sessiz desteğiyle sürer.

Sonuç olarak, çimento fabrikalarında iş sağlığı ve güvenliğini konuşurken sadece makinelerden, ekipmanlardan ve prosedürlerden bahsetmek yeterli değildir. İnsan vücudu da bu sistemin merkezindedir. Ve o vücudu ayakta tutan gizli kahramanlardan biri kromdur.

İşçilerin dengeli beslenmesi sağlanmadığında, ne kadar sıkı iş güvenliği kuralları konulursa konulsun risk sıfırlanamaz. Ama kromun düzenli alınmasıyla hem enerji hem dikkat hem de sağlık korunur. Baretin, maskenin ve çelik burunlu ayakkabının yanında görünmez bir koruyucu daha vardır: Krom.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Kromun Kaslar Üzerindeki Potansiyel Etkileri

Krom eksikliği, doğrudan kas erimesine neden olmasa da, dolaylı yoldan kas kütlesini etkileyebilir.

İşte olası etkiler:

  1. Metabolizma ve Enerji Üretimi:
    • Krom, vücudun enerjiyi daha verimli kullanmasını sağlar. Eğer krom eksikliği varsa, metabolizma hızı düşebilir ve bu da kas yapımı ve onarımını etkileyebilir.
    • Krom eksikliği, insülinin düzgün çalışmaması anlamına gelebilir. İnsülin, kas hücrelerine glikoz taşınmasını sağlar, bu da enerji kaynağı olarak kullanılır. Eğer insülin etkin değilse, kas hücreleri yeterince beslenemez ve bu da kas kaybına yol açabilir.
  2. Yağ Kütlesinin Artışı:
    • Kromun eksikliği, vücudun daha fazla yağ depolamasına neden olabilir. Vücutta yağ depolama, genellikle metabolik dengesizliklerin bir göstergesidir. Yağ oranındaki artış, kas kütlesinin azalmasına yol açabilir, çünkü vücut kas yapımından ziyade yağ depolamaya eğilimli hale gelir.
  3. Protein Metabolizması:
    • Kromun vücutta protein metabolizmasında da etkisi vardır. Proteinlerin kas dokusu oluşturmak ve onarmak için kullanıldığını göz önünde bulundurursak, krom eksikliği, kas büyümesi ve onarımı için gereken protein kullanımını engelleyebilir.
  4. İnsülin Direnci ve Kas Kütlesi:
    • Krom eksikliği, insülin direncine yol açabilir. Bu, vücudun kas kütlesi yapmakta zorlanmasına ve yağ birikimine yol açabilir. Kas yapmak için vücut, yeterli miktarda glikoz ve protein kullanmalıdır. İnsülin duyarlılığının bozulması, kas gelişimini engelleyebilir.
Krom Eksikliği Belirtileri

Krom eksikliği, kas kaybı yerine genellikle başka belirtilerle kendini gösterir:

  • Yüksek kan şekeri (insülin direnci)
  • Yorgunluk ve halsizlik
  • Açlık krizleri (özellikle şekerli yiyeceklere karşı artan istek)
  • Ağırlık artışı, özellikle karın bölgesinde
  • Düşük enerji seviyeleri
Krom Eksikliği ve Kas Kaybı Arasındaki İlişki

Krom eksikliği, kas kaybına doğrudan yol açmaz. Ancak, metabolizmanın bozulması ve yağ depolanmasının artması gibi dolaylı etkiler, kas kütlesinin azalmasına neden olabilir. Kasların korunması ve gelişmesi için, vücudun doğru şekilde beslenmesi, yeterli miktarda protein alımı, egzersiz ve uyku gibi faktörler çok daha önemlidir.

Sonuç

Krom eksikliği, kas kaybına doğrudan yol açmaz. Ancak, kromun metabolizma üzerindeki rolü, kas yapımını etkileyebilir. Eğer krom eksikliği varsa, metabolizma yavaşlar ve bu da kas gelişimini ve yağ kaybını zorlaştırabilir. Kas kaybı, genellikle yetersiz protein alımı, hareketsiz yaşam tarzı ve genel beslenme eksiklikleri ile ilişkilidir. Bu nedenle, sağlıklı bir kas yapısı ve korunması için dengeli bir beslenme ve düzenli egzersiz programı gereklidir.

Eğer krom eksikliği olduğunu düşünüyorsanız, beslenmenizde yeterli krom alımını sağlamayı hedeflemek ve gerekirse takviye kullanmak önemli olabilir. Bunun için bir sağlık profesyoneline danışmak en doğru yaklaşım olacaktır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Sigarayı Bırakanlarda Konsantrasyon Neden Bozulur?

Bu bir dikkat sorunu değil, bir nörolojik yeniden ayarlamadır

Sigarayı bırakan birçok insan şu cümleyi kurar:

“Eskisi gibi odaklanamıyorum.”
“Okuduğumu anlamıyorum.”
“Zihnim sisli gibi.”

Ve hemen ardından gelen suçlama:

“Demek ki sigara bana iyi geliyormuş.”

Burada durun..!!
Bu sonuç doğru değil.

Ortada bir beyin hasarı yok.
Ortada bir irade sorunu da yok.

Ortada, beynin dikkat sistemlerinin nikotinsiz çalışmayı yeniden öğrenmesi var.

KONSANTRASYON DEDİĞİMİZ ŞEY TEK BİR MERKEZ DEĞİLDİR

Odaklanma:

  • Tek bir “dikkat düğmesi” ile olmaz

Beyinde aynı anda çalışan birkaç ağ gerekir:

  • Prefrontal korteks (yürütücü kontrol)
  • Anterior singulat korteks (odak sürdürme)
  • Parietal dikkat ağı (hedefe yönelme)
  • Locus coeruleus (uyanıklık – noradrenalin)
  • Asetilkolin sistemi (filtreleme)

Nikotin bu ağların hepsine doğrudan veya dolaylı temas eder.

NİKOTİN ODAKLANMAYI NASIL SAĞLIYORDU?

Nikotin:

  • Nikotinik asetilkolin reseptörlerini uyarır
  • Prefrontal kortekste sinyal–gürültü oranını artırır
  • Dikkati dağıtan uyaranları baskılar

Bu yüzden kişi şunu hisseder:

“Sigara içince kafam açılıyor.”

Ama bu:

  • Beyni güçlendirmek değildir
  • Beyni kısa süreli uyararak yapay bir netlik yaratmaktır
BIRAKINCA NE OLUYOR?

Nikotin gittiğinde:

  • Asetilkolin sinyali düşer
  • Dikkat ağlarının eşgüdümü bozulur
  • Prefrontal korteks daha çabuk yorulur

Sonuç:

  • Odak çabuk dağılır
  • Zihin aynı anda çok şeye gider
  • Dikkati toplamak daha fazla enerji ister

Bu bir yavaşlama değil,
bir verimsizleşme hissidir.

DOPAMİN VE MOTİVASYON BOYUTU

Konsantrasyon sadece dikkat değildir.
Motivasyon da gerekir.

Nikotin:

  • Dopamin salınımını artırır
  • “Bu işe devam et” sinyali verir

Nikotin bırakıldığında:

  • Dopamin geçici olarak düşer
  • Beyin şu mesajı verir:

“Bu uğraş yeterince ödüllendirici değil.”

Bu yüzden:

  • İşe başlamak zorlaşır
  • Başlanan iş çabuk bırakılır

Bu tembellik değildir.
Bu ödül sisteminin geçici suskunluğudur.

NORADRENALİN FAZLALIĞI – FAZLA UYANIK, AZ ODAK

İronik ama gerçektir:

Sigarayı bırakanlarda:

  • Noradrenalin bazen fazla çalışır

Bu:

  • Huzursuzluk
  • İç gerginlik
  • Zihinsel dağınıklık yaratır

Çünkü:

  • Noradrenalin belli bir aralıkta faydalıdır
  • Fazlası dikkati keskinleştirmez, parçalar

Beyin:

  • Sürekli çevre tarar
  • Derine inemez
UYKU BOZUKLUĞU VE DİKKAT

Nikotin bırakıldıktan sonra:

  • Uyku derinliği geçici olarak bozulur
  • REM ve derin uyku dengesi sarsılır

Sonuç:

  • Beyin tam dinlenemez
  • Ertesi gün dikkat rezervi düşer

Kişi bunu:

“Zihnim çalışmıyor”
diye yorumlar.

Aslında:

  • Zihin yorgundur, bozuk değil.
OTONOM DALGALANMA VE ZİHİN

Otonom sinir sistemi düzensiz çalıştığında:

  • Beyin arka planda sürekli “tehlike taraması” yapar

Bu:

  • Dikkatin içe dönmesine
  • Bedensel sinyallerin aşırı fark edilmesine yol açar

Kişi:

  • Metni okur ama kalp atışını dinler
  • Konuşmayı dinler ama nefesini kontrol eder

Bu durumda:

  • Gerçek konsantrasyon mümkün değildir
NEDEN “KENDİME GELEMİYORUM” HİSSİ OLUR?

Çünkü:

  • Prefrontal korteks (üst beyin)
  • Beyin sapı ve limbik sistemle sürekli pazarlık halindedir

Nikotin yokken:

  • Alt merkezler daha gürültülüdür
  • Üst merkezler bu gürültüyü bastırmakla meşguldür

Bu da:

  • Zihinsel yorgunluk yaratır
BU NE KADAR SÜRER?

Çoğu kişide:

  • 2–4 hafta belirgin
  • 6–8 haftada belirgin düzelme
  • 2–3 ayda büyük ölçüde toparlanma

Bu sürenin sonunda:

  • Odak daha doğal
  • Daha sürdürülebilir
  • Daha dalgalanmasız olur

Nikotinle gelen “ani netlik” gider
Ama yerine daha stabil bir dikkat gelir.

“BENDE HİÇ DÜZELMEDİ” DİYENLER

Bu genelde şunlarla ilişkilidir:

  • Yetersiz uyku
  • Aşırı kafein
  • Yüksek stres
  • Sürekli “kendini test etme”

Beyni sürekli kontrol etmek:

  • Konsantrasyonu daha da bozar
NE YAPILMAMALI?
  • Kendini suçlamak
  • “Demek sigara lazımmış” demek
  • Sürekli performans ölçmek
  • Aşırı kafeinle telafi etmeye çalışmak

Bunlar süreci uzatır.

Sigarayı bıraktıktan sonra yaşanan dikkat bozukluğu:

  • Zayıflık değildir
  • Geriye gidiş değildir
  • Kalıcı değildir

Bu:

  • Beynin nikotinsiz netliği öğrenme sürecidir

Beyin önce sendeleyebilir.
Ama sonra şunu yapar:

Daha az uyarıyla,
daha temiz sinyalle,
daha sürdürülebilir bir odak.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Çalışanın İşyerinde Kalp Krizi Sebepli Ölümünde İşverenin Ceza Alacağı Kusurları

Bir işyerinde çalışan bir kişinin kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmesi, ilk bakışta “doğal ölüm” gibi değerlendirilebilse de iş sağlığı ve güvenliği hukuku açısından olay bu kadar basit değildir. Türkiye’de yürürlükte bulunan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve bağlı yönetmelikler kapsamında işverenin yükümlülükleri son derece geniştir. Bu nedenle bir çalışanın işyerinde kalp krizi geçirerek ölmesi halinde işverenin (şirket sahibi/patron) kusurlu bulunması ve ceza alması; çoğu zaman ihmal edilen risk yönetimi, sağlık gözetimi, çalışma koşulları ve organizasyonel sorumluluklar ile doğrudan ilişkilidir.

Aşağıda bu tür bir olayda işverenin hangi ihmal ve hataları yapmış olabileceğini, hangi kanun ve maddeleri ihlal ettiğini ve hangi koşullarda ne tür cezalarla karşılaşabileceğini kendi değerlendirmem olarak ayrıntılı biçimde ele alıyorum.

1. Olayın Hukuki Niteliği: İş Kazası mı, Doğal Ölüm mü?

Benim açımdan ilk kritik nokta şudur: İşyerinde gerçekleşen bir kalp krizi vakası çoğu durumda iş kazası sayılabilir.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesine göre:
Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen ve ölümle sonuçlanan olaylar iş kazasıdır.

Bu nedenle:

  • Kalp krizi işyerinde gerçekleşmişse,
  • Çalışma sırasında tetiklenmişse,
  • Aşırı stres, vardiya, sıcaklık, ağır iş yükü gibi faktörler etkiliyse

olay iş kazası olarak değerlendirilir.

Bu durumda işverenin sorumluluğu otomatik olarak incelenir.

2. İşverenin Genel Yükümlülükleri ve İhlal Alanları
2.1. 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu – Madde 4

İşverenin genel yükümlülüğü

İşveren:

  • Çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlamakla,
  • Riskleri önlemekle,
  • Organizasyonu buna göre kurmakla,
  • Gerekli araç ve ekipmanı sağlamakla,
  • Denetim yapmakla yükümlüdür.

Eğer kalp krizi sonucu ölümde işverenin;

  • Aşırı iş yükü,
  • Uzun mesai,
  • Dinlenme yetersizliği,
  • Aşırı sıcak/soğuk ortam,
  • Psikososyal stres,
  • Sağlık takibi eksikliği

gibi riskleri önlemediği tespit edilirse Madde 4 ihlali oluşur.

Bu madde ihlal edildiğinde:

→ İdari para cezası
→ Kusur oranına göre ceza davası
→ Tazminat sorumluluğu

doğar.

3. Risk Değerlendirmesi Yapılmamış veya Yetersizse
3.1. 6331 Sayılı Kanun – Madde 10

Risk değerlendirmesi zorunluluğu

İşveren:

  • Tüm riskleri belirlemek,
  • Analiz etmek,
  • Önlem almak zorundadır.

Kalp krizi ölümünde risk değerlendirmesinde şu unsurlar yoksa işveren ağır kusurlu sayılabilir:

  • Aşırı sıcak ortamda çalışma
  • Ağır fiziksel iş
  • Vardiya sistemi
  • Gece çalışması
  • Yüksek stresli görev
  • Kronik hastalığı olan çalışanlar

Eğer risk analizi hiç yapılmamışsa:
→ 6331 Md.10 ihlali
→ 2026 itibariyle her tespit için yüksek idari para cezası
→ Ölüm varsa ceza davasında ağırlaştırıcı unsur

4. Sağlık Gözetimi Yapılmamışsa
4.1. 6331 Sayılı Kanun – Madde 15

Sağlık gözetimi zorunluluğu

İşveren:

  • İşe giriş muayenesi yaptırmak,
  • Periyodik sağlık muayenesi yapmak,
  • Riskli çalışanları izlemek zorundadır.

Eğer ölen çalışanın:

  • Kalp hastalığı,
  • Hipertansiyon,
  • Obezite,
  • Diyabet,
  • Daha önce kalp rahatsızlığı

olduğu halde sağlık gözetimi yapılmadıysa, işveren doğrudan kusurlu sayılabilir.

Ayrıca:

İşyeri Hekimi ve Diğer Sağlık Personeli Yönetmeliği
gereği kronik hastalığı olan çalışanlar özel izlenmelidir.

İhlal sonucu:
→ İdari para cezası
→ Taksirle ölüme neden olma davasında ağır kusur

5. Aşırı Çalıştırma ve Dinlenme İhlalleri
5.1. İş Kanunu 4857 – Madde 63

Haftalık çalışma: 45 saat.

5.2. Fazla Mesai – Madde 41

Fazla mesai sınırları ve onay zorunluluğu.

Eğer çalışan:

  • Sürekli 12 saat çalıştırıldıysa
  • Dinlenme verilmediyse
  • Gece vardiyası yoğun ise
  • Tatil kullandırılmadıysa

kalp krizi ile ölüm arasında nedensellik bağı kurulabilir.

Bu durumda işveren:

  • İş Kanunu ihlali
  • İSG Kanunu ihlali
  • TCK kapsamında taksirle ölüme neden olma

ile karşılaşabilir.

6. Acil Müdahale Eksikliği
6.1. 6331 – Madde 11

Acil durum planı zorunluluğu

İşyerinde:

  • İlk yardım eğitimi yoksa
  • AED (defibrilatör) yoksa (riskli işyerinde)
  • Ambulans geç çağrıldıysa
  • Revir yoksa
  • Eğitimli personel yoksa

ölüm gerçekleşmişse işveren sorumluluğu artar.

İlk Yardım Yönetmeliği
Her işyerinde belirli sayıda ilk yardımcı zorunlu.

Eksiklik varsa:
→ İdari para cezası
→ Ceza davasında ağır kusur

7. Türk Ceza Kanunu Açısından Sorumluluk
7.1. TCK Madde 85 – Taksirle Ölüme Neden Olma

Eğer işverenin ihmal ve kusuru ölümle bağlantılıysa:

2 yıldan 6 yıla kadar hapis

Birden fazla ihlal varsa:
→ 2–15 yıl arası hapis

Bilinçli taksir varsa:
→ Ceza %50 artırılır

Bilinçli taksir örnekleri:

  • Kalp hastası çalışana ağır iş vermek
  • Aşırı sıcak ortamda çalıştırmak
  • Doktor uyarılarına rağmen çalıştırmak
  • Dinlenme vermemek
7.2. TCK Madde 22 – Bilinçli Taksir

İşveren riskleri biliyor ama önlem almıyorsa:

→ Ceza artırılır
→ Hapis yatma ihtimali yükselir
→ Erteleme zorlaşır

8. Olası Ceza Senaryoları (Duruma Göre)
Senaryo 1 – Risk analizi yok + sağlık takibi yok

İhlaller:

  • 6331 Md.4
  • 6331 Md.10
  • 6331 Md.15

Ceza:

  • İdari para cezaları (yüz binlerce TL)
  • TCK 85 → 2–6 yıl hapis
Senaryo 2 – Kalp hastası biliniyor, ağır iş veriliyor

İhlaller:

  • Sağlık gözetimi ihlali
  • Bilinçli taksir

Ceza:

  • 3–9 yıl hapis
  • Bilinçli taksir artışı
Senaryo 3 – Aşırı mesai + stres + vardiya

İhlaller:

  • İş Kanunu 63
  • İSG risk yönetimi

Ceza:

  • 2–6 yıl hapis
  • Tazminat davaları
Senaryo 4 – Acil müdahale yapılmadı

İhlaller:

  • Acil durum planı yok
  • İlk yardımcı yok

Ceza:

  • 2–6 yıl hapis
  • Kusur oranı yükselir
9. Tazminat Boyutu

Ölüm halinde:

  • Maddi tazminat
  • Manevi tazminat
  • Destekten yoksun kalma
  • SGK rücu davası

Toplam maliyet:

Milyon TL seviyesine çıkabilir.

SGK ayrıca işverene rücu eder.

10. Patronun Doğrudan Sorumlu Olacağı Durumlar

Şirket sahibi/patron:

  • İSG sistemi kurmadıysa
  • İşyeri hekimi yoksa
  • Risk analizi yaptırmadıysa
  • Bilerek ihmal ettiyse

kişisel olarak yargılanabilir.

Limited/A.Ş. olması kurtarmaz.

Ceza sorumluluğu şahsidir.

11. Değerlendirmem

Bu tür bir olayda şunu çok net görüyorum:
İşyerinde kalp krizi ile ölüm, çoğu zaman “kaçınılmaz kader” değildir.

Eğer:

  • Risk analizi yapılmamışsa
  • Sağlık gözetimi eksikse
  • Çalışan aşırı zorlanmışsa
  • Acil müdahale yetersizse

işverenin kusurlu bulunması son derece olasıdır.

Bu durumda işveren:

  • İdari para cezaları
  • 2–15 yıl arası hapis
  • Milyonluk tazminatlar
  • SGK rücu davaları
  • İtibar kaybı

ile karşı karşıya kalabilir.

Benim açımdan en çarpıcı gerçek şu:
İş sağlığı ve güvenliği artık sadece idari bir yükümlülük değil, doğrudan ceza hukuku konusudur.

Bir çalışanın işyerinde kalp krizi geçirerek ölmesi halinde işverenin sorumluluğu; yapılan her ihmal, alınmayan her önlem ve göz ardı edilen her sağlık riski ile birlikte katlanarak büyür.

Ve çoğu zaman mahkemeler şu soruyu sorar:
“Bu ölüm gerçekten kaçınılmaz mıydı, yoksa önlenebilir miydi?”

Eğer önlenebilir olduğu kanaatine varılırsa, işveren için süreç yalnızca bir iş kazası soruşturması olmaktan çıkar; ağır ceza yargılamasına dönüşür.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Beyazlamış Saçlarınız Doğal Rengine Dönebilir mi?

Beyazlamış saçlarınızın doğal rengine dönmesi mümkün mü? Bir deneyin..!!

Hekiminize danışın.

Sağlık durumunuz uygun ve hekiminiz de onay verirse aşağıdaki uygulamayı deneyin

Lutein + Zeaksantin ▪︎Sabah 20+1 mg ▪︎Akşam 20+1mg

Resveratrol ▪︎Sabah 350 mg ▪︎Akşam 350 mg

Biotin ▪︎5000 mcg günlük 1 tane sabah kahvaltıdan iki saat sonra. Hafif aç olmalı. 1000 mcg lık aldığınız takdirde Sabah çift, akşam cift,gece yatmadan tek tablet şeklinde kullanılabilir.

Demir (ferro) ▪︎100mg + Vitamin C ▪︎80mg 4 saat öncesi ve 4 saat sonrası mide boş olmalı (Akşam yatarken en ideali gibi – akşam yemeğinden 4 saat sonra ve sabaha kadar da mide boş kalacağı için emilim en yüksek seviyede olur.)

Hesperidin/NAD ▪︎

Glutatyon ▪︎

Lutein + Zeaksantin

Kanıt durumu:
Lutein ve zeaksantin güçlü antioksidan karotenoidlerdir. Antioksidan aktiviteleri hücresel strese karşı koruma sağlayabilir, bu da teorik olarak pigment üreten hücreleri oksidatif strese karşı koruyabilir; ancak insanlarda saç rengi üzerine net bir kanıt yoktur. Luteolin ile Yapılan Dış ve İç Tedavilerin Model Farelerdeki Saçlarda Beyazlamayı Önleyici Etkileri

Hayvan modeli kanıtları:
Bir fare çalışması, luteolinin saçtaki grileşmeyi azaltabileceğini göstermiştir. Ancak bu çalışma fare modelindedir, insanlar üzerinde doğrulanmamıştır. Luteolin ile Yapılan Dış ve İç Tedavilerin Model Farelerdeki Saçlarda Beyazlamayı Önleyici Etkileri

Olası dozlar:
Takviye ürünlerde lutein günlük 6-20 mg civarındadır; zeaksantin 2-4 mg civarındadır. Bunlar göz sağlığı için test edilmiş dozlardır; saç pigmentasyonu için spesifik bir insan dozu yoktur.

Yorum:
Lutein/zeaksantin antioksidan olarak genel hücresel savunmayı destekleyebilir, ancak beyaz olan saçı kökten siyaha çevireceğine dair güçlü klinik kanıt yoktur.

Resveratrol

Bilimsel veri:
Resveratrol antioksidan ve mitokondriyal fonksiyonu destekleyici bir bileşendir. Mitokondriyal stresin saç pigmentasyonu ile ilişkisi tartışılmaktadır; bununla birlikte resveratrolün saç beyazlamasını tersine çevirdiğini gösteren insan çalışması yoktur.

Potansiyel etkinlik mekanizması:
Serbest radikal molekülleri ve hücresel hasar pigment üreten hücreler üzerinde kötü etki yapabilir; resveratrol gibi antioksidanlar teorik olarak bu süreçleri azaltabilir.

Doz:
Takviyelerde genellikle günlük 100-500 mg civarında kullanılır, ancak saç pigmentasyonu için etkin referans doz yoktur.

Biotin (Vitamin B7)

Kanıt durumu:
Biotin saç ve tırnak sağlığı için en çok pazarlanan takviyedir ancak beyaz saçları siyaha çevirdiğine ilişkin insanda güçlü kanıt yoktur. Ayrıca biotin eksikliği oldukça nadirdir çünkü diyet yoluyla yeterli alınır ve bağırsak bakterileri de üretir.

Kullanım ve dozu:
Biotin takviyeleri yaygın olarak günlük 2.5 mg (2500 mcg) gibi dozlarda kullanılmaktadır. Yüksek doz biotin kan test sonuçlarını etkileyebilir; bu nedenle doktorunuza danışılmalıdır.

Demir + Vitamin C

Kanıt durumu:
Demir eksikliği özellikle ferritin düşükse ve prematüre beyazlama yaşıtlara uygunsa pigmentasyon üzerinde etki edebilir. Bazı çalışmalar demir veya ferritin seviyesi düşük bireylerde prematüre beyazlamaya eşlik ettiğini göstermiştir.

Yorum:
Demir eksikliği varsa, kan düzeylerinin normal hale getirilmesi saç pigmentasyonunu kısmen destekleyebilir, ancak demir + C vitamini takviyesi direkt olarak beyaz saçları siyaha çevirdiğine dair doğrudan bilimsel kanıt yoktur.

Hesperidin / NAD⁺

Hesperidin:
Narenciye flavonoididir; antioksidan etkilere sahiptir ancak kıl folikülü pigmentasyonu üzerine spesifik kanıt yoktur.

NAD⁺ takviyeleri (nikotinamid ribozid vb.):
Mitokondriyal fonksiyon ve yaşlanma mechaniğine yönelik çalışmalarda yer almıştır, ancak beyaz saçların pigmentini geri kazandırdığına dair güçlü kanıt yoktur.

Glutatyon

Bilimsel durum:
Glutatyon hücresel antioksidandır. Bazı popüler iddialar glutatyonun pigmentasyonu etkilediğini öne sürse de güvenilir bilimsel kanıt yoktur ve glutatyonun doğrudan saç rengini “açma/baskılama” etkisi belirsizdir.

Genel Bilimsel Sonuç
  1. Genetik ve yaşlanma saç beyazlamasının en güçlü belirleyicisidir; bu süreç şu anda deterministik olarak geri döndürülmesi mümkün değildir.
  2. Besinsel eksiklikler (B12, demir, bakır vb.) varsa bunların düzeltilmesi pigment üretimini optimize edebilir; genetik beyazlamayı tersine çevirdiğine dair güçlü kanıt yoktur.
  3. Antioksidanlar ve bitkisel bileşikler (lutein, resveratrol vb.) hücresel stresle mücadelede yardımcı olabilir ancak doğrudan pigmentasyon geri dönüşü ile ilişkilendirilmemiştir.
  4. Biotin, saç sağlığını destekleyebilir ama pigment değişimi için spesifik kanıt yoktur.
  5. Glutatyon/NAD⁺/hesperidin için güçlü klinik veriler bulunmamaktadır.

Kullanım ve Güvenlik Notları
  • Belirtilen takviyelerin çoğu sağlıklı bireylerde kısa-orta vadede makul kabul edilen dozlarda güvenli olabilir, ancak yüksek doz ve uzun dönem kullanımları kan değerlerini etkileyebilir veya etkileşimlere yol açabilir (özellikle biotin interferansı gibi).
  • Özellikle demir takviyesi klinik endikasyon olmadan alınmamalıdır çünkü aşırı demir birikimi toksik olabilir.
  • Herhangi bir takviyeyi uzun dönem yüksek dozda kullanmadan önce kan testleri ve hekim önerisi ile değerlendirme yapılmalıdır.
Özet

Klinik bilimsel verilere göre bugüne kadar:

  • Hiçbir vitamin, mineral veya antioksidan takviyesi “beyaz saçı kökten siyaha çevirdiği” kanıtlanmış değildir.
  • Besin eksikliklerini düzeltmek saç pigmentasyonunu destekleyebilir ancak beyazlamayı belirgin şekilde tersine çevirmez.
  • Yeni araştırmalar saç pigmentasyonunu hedef alan özgül moleküler tedaviler (melanin stimülan peptidler vb.) üzerinde odaklanmaktadır, ancak bunlar yaygın takviye rejimlerinden farklıdır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Aynı Yemek Nasıl Hem Kilo Aldırır Hem de İyileştirir?

Patates
Sıcak mı yemeli, soğuk mu?

Patates…
Hemen herkesin evinde olan, ucuz, doyurucu ama aynı zamanda yıllardır suçlanan bir besin.

“Patates kilo yapar.”
“Diyette patates yenmez.”
“Kan şekerini zıplatır.”

Bunların hepsi kısmen doğru.
Ama eksik bir bilgi var:

👉 Patatesin vücuda etkisi, nasıl yenildiğine göre tamamen değişir.

Aynı patates;

  • Sıcak yenirse kilo aldırabilir
  • Soğutularak yenirse iştahı azaltabilir, bağırsakları onarabilir, metabolizmayı rahatlatabilir

Peki bu nasıl oluyor?

PATATES ŞEKER DEĞİL, NİŞASTADIR

Önce şunu netleştirelim:
Patates şeker değildir.
İçindeki ana madde nişastadır.

Ama nişasta da tek tip değildir.
Nasıl pişirdiğiniz, ne kadar beklettiğiniz nişastanın vücutta nasıl davrandığını değiştirir.

Yani mesele:

“Patates yedim mi?” değil
“Patatesi vücudum nasıl algıladı?”

SICAK PATATES VÜCUTTA NE YAPAR?

Patatesi haşladığınızda ya da fırına attığınızda içindeki nişasta yumuşar ve çok kolay sindirilebilir hale gelir.

Bu ne demek?

  • Nişasta hızla şekere dönüşür
  • Şeker hızla kana karışır
  • Kan şekeri birden yükselir
  • Vücut buna karşı çok fazla insülin salgılar

İnsülin yükseldiğinde:

  • Yağ depolama kolaylaşır
  • Bir süre sonra kan şekeri hızla düşer
  • Çabuk acıkırsınız
  • Özellikle göbek çevresi yağlanma artar

Bu yüzden:

Spor yapmadan sıcak patates yemek,
vücuda “yağ depola” mesajı vermek gibidir.

PEKİ SOĞUK PATATES NEYİ DEĞİŞTİRİR?

İşin püf noktası burada.

Patatesi pişirip buzdolabında bekletirseniz, içindeki nişasta şeklini değiştirir.

Bu yeni şekle:
👉 Dirençli nişasta denir.

Dirençli nişasta:

  • İnce bağırsakta sindirilmez
  • Şekere dönüşmez
  • Kan şekerini neredeyse hiç yükseltmez

Yani patates artık:

“Şeker yapan bir besin” olmaktan çıkar
“Bağırsakları besleyen bir gıda” haline gelir.

SOĞUK PATATES BAĞIRSAKLARDA NE YAPAR?

Soğuk patates, kalın bağırsağa ulaşır ve orada iyi bakteriler tarafından kullanılır.

Bu bakteriler:

  • Bağırsağı onaran maddeler üretir
  • İltihabı azaltır
  • Sindirimi düzene sokar

Üretilen en önemli madde:
👉 Butirat

Butirat:

  • Bağırsak hücrelerinin ana yakıtıdır
  • Bağırsak duvarını güçlendirir
  • “Sızdıran bağırsak” riskini azaltır

Sağlam bağırsak =
✔ Daha iyi bağışıklık
✔ Daha az iltihap
✔ Daha iyi enerji
✔ Daha net zihin

İŞTAH VE KİLO ÜZERİNE ETKİSİ

Soğuk patates:

  • İştahı azaltan hormonları artırır
  • Daha uzun süre tok tutar
  • Kan şekerini dengede tutar
  • Yağ yakımını destekleyen yolları çalıştırır

Bu yüzden:

Kilo vermek isteyen biri için
soğuk patates, sıcak patatese göre çok daha akıllıca bir tercihtir.

İLTİHAP VE HASTALIKLARLA İLİŞKİSİ

Bağırsaklar bozulduğunda vücutta iltihap artar.

Bu durum:

  • Egzama
  • Sedef
  • Romatizma
  • Hashimoto
  • Bağırsak hastalıkları

gibi birçok sorunda etkilidir.

Soğuk patates:

  • İltihabı artıran maddeleri azaltır
  • Bağırsak duvarını kalınlaştırır
  • Vücudu sürekli alarm halinde tutan yükü hafifletir

Bu bir tedavi değildir ama:

Vücudun iyileşmesini zorlaştıran zemini düzeltir.

BEYİN VE BAĞIRSAK ARASINDAKİ BAĞ

Bağırsaklar sadece sindirimle ilgili değildir.
Beyinle sürekli iletişim halindedir.

Bağırsak bozulursa:

  • Beyin sisi
  • Dikkat dağınıklığı
  • Halsizlik
  • Ruh hali değişimleri görülebilir

Soğuk patates sayesinde:

  • Bağırsak duvarı güçlenir
  • Zararlı maddelerin kana geçişi azalır
  • Beyin daha rahat çalışır
SPOR YAPANLAR İÇİN KISA NOT

Burada net olalım:

  • Spor yapan biri, antrenman sonrası sıcak patates yiyebilir
  • Çünkü kasların o şekere ihtiyacı vardır

Ama:

  • Spor yapmayan biri için
    ➡️ sıcak patates yağlanmayı kolaylaştırır
EN SAĞLIKLI NASIL YENİR?
  • Patatesi haşla veya fırınla
  • Buzdolabında en az 6 saat beklet
  • Soğuk ye veya çok hafif ısıt
  • Zeytinyağı, limon, sirke ile tüket

Not:

Tekrar ısıtsan bile faydalı kısmının büyük bölümü kalır.

Patates ne düşmandır ne mucize.
Ama nasıl tüketildiğini bilirsen, vücut için faydalı bir araca dönüşür.

Sıcak patates:

  • Hızlı enerji
  • Ama kilo riski

Soğuk patates:

  • Daha az iştah
  • Daha sağlam bağırsak
  • Daha dengeli metabolizma

Mesele patates değil.
Mesele onu vücuduna nasıl sunduğun.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla