Yaşa bağlı kas kaybı kişisel yaşam tarzına göre değişmekle birlikte 30 – 50. yaş aralığından başlayarak kas kütlesi yılda yaklaşık %1 oranında azalır ve güç yılda yaklaşık %3 düşer. Giden kas kolay geri gelmez.
Özellikle erkeklerin kalça (gluteal) kasları 45-50’li yaşlarda 2-3 yılda erir gider.
Yaşınız arttıkça egzersiz yapmamanıza rağmen kilonuz aynı kalıyorsa yağlanıyorsunuz demektir!
O sebeple göbek yağlarını aldırmak yerine kas yağlarınızı sporla yakın.
İnsan çizgili kasının elektron mikroskobu altında görüntüsü.
Aynen beyin hücreleri gibi kas hücreleri de yenilenmez ama kas lifleri artırılabilir. Kaslarınıza sahip çıkın, koşun, yüzün, ağırlık kaldırın, ip atlayın, crossfit yapın.
Egzersizden değil sarkopeniden (yaşla birlikte kas kütlesi ve gücünde azalmadan) korkun!
Ayrıca ameliyat veya kanser tedavisinden önce kas yapmak iyileşmeyi hızlandırıyor.
Gün içinde normal temposunun üzerinde orta ve yoğun fiziksel aktivite yapan kişilerin, ertesi gün yapılan hafıza testlerinde daha başarılı neticeler elde edilmektedir.
Pilates en sağlıklı kondisyon egzersizlerinden biridir lakin kalp damar sağlığı için tek başına yeterli değildir.
Tempolu yürüyüş, yüzme veya direnç antrenmanı gibi kalp hızı ve kasgücünüzün arttığı egzersizleri de mutlaka yapmalısınız. Düzenli güç antrenmanı kas ve güç kaybını yavaşlatır.
Pilates + Kardiyo + Direnç = KAS – KALP SAĞLIĞI
Kas kitlesi vücudunuza giren şeker için tampon görevi görür ve pankreasınızı korur. Kas kitlesinde %10’luk artış:
İnsülin direncinde %11
Prediyabet riskinde ise %12 azalmayla ilişkilidir.
Şeker hastası olmak istemiyorsanız yürüyüş yapın lakin ağırlık da kaldırın.
Çok koşan zor yaşlanır.
Yaşlanmayı en çok yavaşlatan ve genç görünmenizi sağlayan spordur.
Spor iskelet kaslarındaki NAD koenzimini korur, yaşlanmanızı engeller, kas kitlenizi ve cildinizi korur. NAD çok değerlidir. Oksidasyonu engellemede vazgeçilmezdir.
Bu sebeple koşmaya ve ağırlık kaldırmaya zaman ayırmaya değer.
En önemli kasımız Kalbimiz. Günde sadece 1,2-1,6 dk yoğun fiziksel aktivite yapmak
Kalp krizi riskini %33 azaltıyor.
Kalp yetmezliği riskini %40 azaltıyor.
Yani günlük 2 dk’dan kısa süreyle bile kalbinizi çok iyi koruyabilirsiniz.
Testosteron sadece bir erkeklik hormonu değildir.
Her iki cinsiyet için de dengesi – seviyesi önemlidir. Kas gücü, zindelik, mental sağlık, huzur, bağışıklık, mutluluk ve sağlık hormonudur.
Kas için uyku önemlidir. Çünkü erkeklerde 1 hafta boyunca 6 saatten az uyumak testosteron seviyesini %20 azaltır. Testesteron erkeklerde bağışıklık, kalp damar ve kas sağlığının en önemli rolü üstlenir.
“Bu hafta az uyurum sonra eksiklerimi telafi ederim” demekle olmuyor! Borcunuzun bedeli büyük olabilir.
Bel çevresi yağlar testosteronu östrojene çeviren aromataz enzimin en büyük yuvasıdır. Bir erkeğin bel çevresi yağlanıyorsa testesteronu ve kas gücüdüşüyor, anksiyetesi, insülini ve kan şekeri artıyor demektir.
Bel çevrenizi ölçün 94 cm üzerindeyse yaşam şeklinizi (egzersiz, beslenme uyku vb gibi) değiştirme zamanı gelmiş demektir.
Mesela düşünmeye, karar vermeye mi ihtiyacınız var? Oturduğunuz yerde kukumav kuşu gibi düşüneceğinize yürüyüş yaparak düşünün. Vücudumuzdaki en büyük kas grubu olan bacak kaslarının çalışması metabolizmanızı canlandırır, kemik, beyninizin oksijenlenmesini arttırır, hormonal dengeye destek sağlar ve ruh sağlığınızı korur. Her gün en az 20 dk kesintisiz yürüyün biraz da düşünün.
”Keyfim yerinde ben sadece yürüyüş yapacağım” diyorsanız ve hazır spora başlamışken yürüyüşün de faydasını arttırın. En iyisi yokuş çıkın. Yokuş yukarı yürüyüşler sadece iki haftada kalbin kondisyonunu artırır, metabolizmayı iyileştirir. Temponuzu yavaş ve temkinli arttırın. Nabız ve kas gücünü artırmak kalbinizi yormaz, korur.
Ağırlık egzersizi yaptıktan sonraki beslenmeilk 45 dk içinde ve protein ağırlıklı olmalıdır. Spor sonrası 1 veya 2 yumurtanın sarısını da tüketmeyi tercih edin.
Beslenmeye başlamanın süresi 2 saati geçerse kas kaynağı olan glikojen üretimi %50 azalır. Kas yapıcı egzersizden alacağınız fayda da aynı şekilde azalır.
Kas liflerinin tamiri yavaşlar. Sadece spor yetmez, beslenmenizi de çözmelisiniz.
“Aç karna spor yapılmaz” ifadesi tam bir şehir efsanesidir. Tam tersi, tok karna spor yapılmaz! Dolu bir mide kas gücünü azalttığı gibi hazım sürecinde mide barsak sistemine kanın yoğunlaşması sebebi ile kaslara giden kanın miktarının azalması kramplara ve kas dokusunun oksijensiz kalmasına yol açar. Kalp de bir kastır. Oksijensiz kalması kalp krizidir.
Vücut dengesi (Sıvıları ve mineraller) iyi olan herkes aç karna spor yapabilir.
Aç karna spor yapmak kaslardaki mitokondrilerin daha iyi çalışmasını sağlar.
Sadece direnç antrenmanı yapılması ile direnç antrenmanı ile birlikte Protein alımı (~1,6 g/kg/gün) da yapılmasını karşılaştırdığımızda; Direnç antrenmanına ek olarak Protein alımı yapılmasının
Kas kütlesini (+27 %)
Gücü (+10 %) artırdığı görülmüştür.
Yaşlanmada anabolik (yapı çoğaltma) bir direnç vardır. Yaşlı yetişkinlerin kas protein sentezini uyarmak için 1.2 gr/gün proteine ihtiyaçları vardır.
Egzersiz anabolik direnci azaltarak daha iyi protein kullanımına olanak tanır.
Akşamları yüksek protein alıp ertesi sabah direnç egzersizi yapmak en etkili kas yapım yöntemlerindendir.
Kreatin, sadece kas ve iskelet sağlığı için değil kalp, beyin ve ruh için de vaz geçilmezdir. Kreatin, sadece hayvani gıdalarda bulunur.
Almanız gereken proteinin hesabını ideal kilonuza göre basitçe yapabilirsiniz.
Örneğin şimdiki kilosu 80 kg lakin ideal kilosu 70 kg ise
Günde 1.2 gr / gün protein 70 x 1.2 = 84 gr / gün protein almalıdır.
Ne kadar protein var? Kabaca;
100 gr kıymada 20 gr protein vardır
100 gr balıkta 20 gr
100 gr tavukta 20 gr
100 gr peynirde 20 gr
1 adet yumurtada 6 gr protein vardır.
Hayvansal proteinler bitkisel proteinlerden daha fazla kas yapar.
En iyi kas yapım provakatörü Lösin aminoasidinden zengin “peynir altı suyudur”.
Spordan sonra yumurtanın sadece beyazını değil tümünü tüketenlerin kas lifi üretimi daha hızlı olmaktadır. Çünkü kas üretimi için sadece protein değil faydalı yağ ve mikrobesinlere de ihtiyaç var.
Son olarak,
Özellikle 40 yaşın üzerinde fazlası ile kullanılmaya başlayan kolesterol düşürücü ilaçlar (ömür boyu kullanılması önerilen statinler) den bahsetmeden kas yapma konusunu bitirmek olmaz. Çünkü;
Rabdomiyoliz; iskelet kaslarının çeşitli nedenlerle yıkıma uğraması sonucu yapı ürünlerinin kana karışmasıdır.
Rabdomiyoliz çok tehlikeli bir süreçtir. Çünkü yıkım parçaları böbreğin filtre sistemini tıkayarak Akut böbrek yetmezliğine neden olur. Kişi diyalize bağlanacak kadar ağır bir duruma gelebilir.
Kişilerde şiddetli kas ağrıları vardır. Kan tahlilinde belirgin CK (kreatin-kinaz) yükselmesi olur.
Sınırlı Sorumluluk Beyanı: Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.
Dalıcının sağlık durumunun dalışa uygunluğu değerlendirebilmek için; sualtının yoğun ve viskoz bir ortam olduğunu, derinliğin artışı ile birlikte dalıcının basınca maruziyetindeki değişimi, ortam (özellikle düşen) sıcaklıklığının insanlar üzerindeki etkisi bilmek gerekir.
Bilinmelidir ki dalıcının bazı tıbbi ve psikolojik durumları tüplü dalışa kesin veya geçici süreyle engel teşkü etse de sportif – keyif amaçlı dalışların kuralları, ticari veya askeri amaçlı dalışın katı kurallarından daha esnektir.
Scuba (Su altı tüplü dalış) dalışlarda gerekli tüm şartlar yerine getirildiğinde amatör dalıcılar için de profesyonel dalgıçlar için de riskler düşüktür.
Risklerin düşürülmesi için gereken şartların başında kişinin sağlık durumu gelir.
Bu sebeple dalış yapacak amatörlere de ve profesyonellere de sağlık durumlarının su altındaki şartlara uygun olup olmadığı açısından doğru bir değerlendirme – muayeneye yapımalıdır.
Dalış öncesi muayenenin amacı, dalış yapacak kişinin sualtı dalışını sağlığı açısından tehlikeye düşürecek bir sağlık sorunu olup olmadığını araştırmaktır.
Ayrıca dalıcıların su altına adaptasyonu için disiplinli olması ve uygun ekipmanla dalış yapması gerekir.
Her ne maksatla olursa olsun dalıcılar su altına ilk kez dalışın öncesinde ve sonra da yıllık periyodik olarak scuba dalışı konusunda hekimlik tecrübesi olan;
KBB
Göğüs Hastalıkları
Kalp Damar, Psikiyatri
Nöroloji
Dahilliye (Endokrin-Kan-Sindirim Sistemi açısından değerlendirecek)
Göz uzmanları değerlendirmelidir.
Dalıcını sorunu varsa ayrıca;
Ortopedi
Plastik Cerrahi
Cerrahi vb gibi bölümler değerlendirmelidir.
Tüm hekimlerin raporları ile birlikte Su Altı Uzmanı Hekim tarafından son değerlendirme yapılmalıdır.
Sindirim Sistemi ve Dalış
Diğer vücut sistemlerinde olduğu gibi sindirim sistemi ile ilgili hastalıkların da br kısmı dalışa kesin engel iken diğer ise her hastanın özelinde değerlendirilmesi gereken göreceli olarak engel durumlar oluşturur.
Sindirim sistemi barotravmasına yol açabilecek veya oluşabilecek barotravmanın şiddetini arttırabilecek hastalıklar dalışa kesin engeldirler.
Fıtık Barotravması ve Dalış
Dalış sırasında dalıcının fıtık olan vücut bölümlerinde hava hapsolabileceğinden yüzeye çıkış bölümünde basınç azalmasına ve hacim genişlemesine bağlı gelişen hasara – tabloya çıkış barotravması veya genleşme-patlamadenir.
Barotravmanın fiziksel temeli Boyle yasası ile açıklanır. Bu kanuna göre sabit sıcaklık altında gazların hacimleri ile basınçları ters orantılıdır.
Boyle Yasası matematiksel olarak şu şekilde ifade edilebilir;
Basınç hacimle ters orantılıdır.
Veya PV = k Basınç ve hacmin çarpımı sabit bir sayıdır (burada k olarak gösterilir)
Burada P – gazın basıncı V– gazın hacmi ve k – belirli bir sıcaklık ve gaz miktarı için sabittir.
Boyle yasası, belirli bir gaz kütlesinin sıcaklığı sabit olduğunda, basıncı ve hacminin çarpımının da sabit olduğunu belirtir. Aynı maddeyi iki farklı koşul kümesi altında karşılaştırırken, yasa şu şekilde ifade edilebilir:
Bir gazın hacmi arttıkça basıncının orantılı olarak azaldığını ve bunun tersinin de geçerli olduğunu göstermektedir.
Dalışın her 10 metresinde basınç 1 atmosfer artar.
Bu hesaba göre su yüzeyindeki herhangi bir hava boşluğunun hacmi 10. metresinde yarıya, 20 m de üçte birine, 30 m de dörtte birine iner. Dalıcının vücudunun gaz içeren boşluklarının hacmi de aynı şekilde küçülür ve yüzeye çıkış esnasında da basınç azaldığından gaz boşlukları genişler.
Sıvılar ve katılar basınç değişikliklerinden gazlar gibi etkilenmezler. Bu sebeple dalıcı vücudundaki katı ve sıvı kısımlarda hacim değişim olmaz. Yani dalış sırasında basınç artışı ile vücudun küçülmesi sadece çizgi filimlerde olur, gerçek hayatta olmaz.
Genellikle derinlikler endişe verici görülse de aslında ilk 10 m de en büyük hacim değişikliği olur ve hava boşluğunun hacmi 10. metresinde yarıya iner. Bu sebeple sığ dalışlar bile oldukça tehlikelidir.
Dalıcının tedavi edilmemiş sindirim sistemi fıtığı mevcut ise hayati riske sebep olabileceğinden dalışa kesin engeldir.
Ayrıca;
Akalazia
Paraözofagial veya İnkarsere hiatal herni
hastalıkları dalışa kesin engeldir.
Semptomsuz hafif Sliding Tip Herni, takip eden hekimini kontrolü ve onayı şartıyla dalış yapabilir.
Sindirim Sistemi Tıkanıklıkları Baro Travmasıve Dalış
Sindirim sistemi tıkanıklıkları
Karın içinden ameliyat geçirmiş olmak
Crohn hastalığı gibi inflamatuvar hastalıklar
Karın içerisindeki organlarda kanser olması
Karın bölgesine radyasyon uygulanmış olması
Bağırsaklarda abancı cisimler
Ve benzeri sebeplerden olabilir.
Sindirim sistemi tıkanıklığı da hacmi genişleyen gazın hareketini engelleyerek baro travmaya yol açar.
Bu nedenle dalıcının sindirim kanalı tıkanıklığı olması durumunda gerekli cerrahi girişim yapılıp düzeldiği ilgili cerrah tarafından onaylanmadıkça dalış izni verilmez.
Kusma Riski ve Dalış
Kusma riskinin olduğu tüm hastalıklar ve sağlık süreçlerinde, aspirasyonla boğulma, pulmoner barotravma ve hava embolisine yol açabileceğinden iyileşinceye kadar geçici dalışa kesin engel oluşturur.
Kusmaayrıca vücut sıvı ve elektrolit dengesi etkiler.
Gastroenterit de kusma riski sebebi ile iyileşinceye kadar geçici dalışa kesin engel oluşturur.
Mide Bağırsak Hastalıkları ve Dalış
Peptik Ülser ve İnflamatuar Barsak Hastalıkları ve Dalış
(ülseratif kolit ve crohn hastalığı ve benzerleri gibi) mide-barsak (gastrointestinal) sistem hastalıklarında ani gelişen alevlenmeler görülür. Alevli dönemlerinde sıvı ve elektrolit kaybıyla dekompresyon hastalığının ve sıcak dalış bölgelerinde kardiyak rahatsızlıkların oluşma riskinin artması sebebi ile geçici olarak dalışa engel durumlardandır.
Uzun süreli sessiz ve stabil kalmaktadırlar. İşte bu süreçler dalışa engel değildir. Divers Alert Network (DAN)
Özofagus Divertikülü ve Gastroözofagial Reflü ve Dalış
Dalış sırasında divertikül ve reflüde mide içeriği akciğere kaçabilir.( Mide içeriğini aspire edebilir)
Bu sebeple dalış yapacaklara muayene sırasında; reflüye sebep olabilecek durumlardan (özellikle beslenmede baharatlı yiyecekler, asitli meyveler, sigara, kızartılmış besinler, alkol, kafein, nane, sigara, alkol vb birçok gıdadan stres düzensiz yaşam ve uyku vb gibi uzak durmaları) konusunda uyarılmalıdırlar.
Burada bahsedilmesi gereken önemli bir husus da dalış ve dalış sağlığı ile ilgili kuruluşların yayınlarıdır.
Amerikan NOAA (National Oceanic and Atmospheric Administration) (Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi) ne göre; ülser dahil semptomatik akut veya kronik gastrointestinal rahatsızlıklarda dalışa izin verilmez.
ABD ordusu, Duke Üniversitesi Tıp Merkezi’nde, hükümet örgütleri ve Denizaltı Tıp Derneği ile ortak olarak Ulusal Dalış Kazası Ağı (NaDAN) adı le kurulan ve bugün Divers Alert Network (DAN) olarak devam etmekte olan yapıya’a göre bir aydır semptomsuz peptik ülserliler dalabilir.
Dumpig sendromu ise dalışa engeldir. Hipotansiyon, çarpıntı, konfüzyon ve şuur kaybı riski vardır.
Karaciğer ve Safra Yolları Hastalıkları ve Dalış
Hepatit A, B, C, D, E oldukça ciddi ve bulaşıcı infeksiyon hastalıklarıdır. Fekal-oral yol ve içme suları Hepatit A ve E yi yayabilir. Hepatit B ise kan ve cinsel yol ile bulaşabilir.
Çoğunlukla soğuk algınlığı benzeri hafif bulgular görüldüğü için teşhisi konulamaz.
Akut veya kronik olsun aktif hepatit dönemi dalışa kesin engel oluşturur.
Hepatit A ve B için antijen pozitiften negatife dönünce ve antikor (+) olunca, enfeksiyon bittiğinde dalışa uygunluk verilebilir.
Dalıcılar kendi ve çevrelerindeki insanların hijyenleri konusunda gerekli önlemleri alacak şekilde uyarılmalıdırlar.
Hepatit C ve D içinse güvenilir antijenik testler tartışmalıdır.
Sirozda ise sekonder komplikasyonsuz ve egzersizi tolere edebilen adaylar dalış yapabilir.
Safra yolları taşları semptomsuz ve komplikasyonsuzsa dalış izni verilir.
Pankreas Hastalıkları ve Dalış
Kronik pankreatit pankreasın ilerleyici ve yıkımla seyreden hastalığıdır. Pankreas dokusunun kaybı, insülin yetersizliğine yol açabilir.
Diyabet dahil pankreatite bağlı gastrointestinal yan etkiler yoksa, kronik ağrı için medikal tedaviye gerek duyulmuyorsa, halsizlik olmadan dalıcı egzersiz yapabiliyorsa dalışa izin verilebilir.
Aşağıda yer alan hastalıklarda, organların normal anatomik yapılarındaki değişiklik nedeniyle hava hapsi oluşabilir. Dalıcı, su yüzeyine doğru çıkarken ortam basıncının azalmasıyla hapsolan hava hacmi artarak bulantı ve organ rüptürü meydana gelebilir. Su altı için tehlikeli bu durumlar, boğulma ve ölümle sonlanabilir.
Dalışa Kesin Engel Sindirim Sistemi Hastalıkları
Barsak muhtevası içeren onarılmamış karın duvarı fıtığı
Drene olmayan enterokütanöz (barsak-cilt) fistüller
Kronik ve tekrarlayan ince barsak tıkanıklıkları
Mide çıkışı darlıkları ve tıkanıklıkları
Şiddetli gastro-ösofagial reflü
Ösofagus divertiküli
Akalazia
Dalışa Göreceli Engel Sindirim Sistemi Hastalıklar
Yukarıdaki Tüm Bilgiler farkındalık yaratmak maksadı ile olup hekiminizin muayenesi veya görüşleri yerini tutamaz.
Bu sebeple hekiminize / hekimlerinize düzenli periyodik muayene olun ve yönlendirmelerine uyun.
Sağlıklı dalışlar dilerim.
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Dr Mustafa KEBAT
Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü
Sınırlı Sorumluluk Beyanı: Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.
İnsan vücudunda trilyonlarca hücre var ve her hücre zamanı gelince ölür. Tabi ki bölünüyor ve yenileniyor.
Bu süreç (hücrelerin ölümü, bölünmesi yenilenmesi) iç mekanizmalar tarafından çok sıkı denetlenir.
Ve an itibari bu yazıyı okurken bu süreç devam eder.
Ve yine şu anda vücudunuzda kanser hücreleri de var. Şaşırdınız mı?
Lakin gerçek şu ki herkesin her an vücudunda kanser hücresi var.
Nasıl oluyor bu?
Her hücrenin içerisinde olan DNA (Hücrenin beyni) emri ile gerekli moleküller / kimyasallar salgılanır ve hücrenin bölünmesini başlattığı gibi durdurur da.
Hücre zamanı gelmeden bölünemez.
Peki zamanı nasıl geliyor? Kim belirliyor? Kısaca hücrenin doğal metabolizması içersinde kimyasal döngüler insanın genelinde olduğu gibi hücrenin özelinde de yaşamı sağlarken yıpranmaya ve süreç içerisinde ölüme neden olur.
Dönelim konumuza;
Hücrenin DNA’sı bölünmenin-yenilenmenin baskılanmasını kaldıran emri (kimyasal enzimler yolu ile) verir. Hücre bölünür. Bölünme tamamlanınca DNA bölünmeyi durdurma emri (kimyasal enzimler yolu ile) verir.
Maalesef bu düzeni bozacak pek çok sebep ile DNA’da “en az 2 gen” hasar alır. Ki bu hasarlanma hücrenin ve dolayısı ile insanın sonunu başlangıcı bile olabilir.
Gen hasarına sebep olan etmenler o kadar çok ki ben yazmakla siz okumakla bitmez.
Örnek vereyim.
Kimyasallar (Miktarına bağlı hepsi diyebiliriz)
Sigara
Alkol
Radyasyon (cep telefonlarınız da dahil hele gereksiz çekilen röntgenler vb gibi)
Veee liste uzayıp gidiyor
Devam edelim…
DNA da 2 gen zarar gördü Bu zarar sonrası hücreye “dur bölünme artık” diyen moleküller salgılanmadığında hücre sınırsız (sonsuza doğru) bölünmeye devam eder.
Sınırsız büyüyen bu hücrelere ”Kanserli Hücre” diyoruz.
İşte bu kanserli hücreler her an herkeste bulunuyor.
Diyeceksiniz ki hepimiz şimdi kanser mi olduk yani?
Takdir edersiniz ki cevap – Tabiki hayır.
Çünkü kanserli hücreleri yok eden muazzam bir sisteme sahip insan vücudu. Aslında herkesin de bildiği ”BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ”
Bağışıklık Sistemi
Bağışıklık Sistemimiz kontrolsüz çoğalan tüm hücreleri (Kanserli Hücre) yok eder. Vücudu – hayatı korur.
Lakin yaşamın dengesi kuvvet ile belirleniyor.
Ne zaman ki bağışıklık sisteminin gücü zayıflar. Hücrelerin kontrolsüz bölünme hızı (Kanserli Hücre), bağışıklık sisteminin bu hücrelerin yok edilme hızını geçerse o zaman Kanser oluruz.
Kanserli Hücre herkeste var. Ve devamlı da üretiliyor.
Hayatın Gerçeği Güçlü Olan Kazanır.
Ya vücudunuz Ya kanser kazanacak
Siz kazanmak istiyorsanız
Oksidasyonu önlenmelisiniz (yakında bu konuyu da paylaşacağım)
Bağışıklığınızı güçlü tutmalısınız (yakında bu konuyu da paylaşacağım)
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Dr Mustafa KEBAT
Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü
Sınırlı Sorumluluk Beyanı: Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.
Sebzeler ve meyveleri pestisit’lerde temizlemek için 10% Sirkeli suda veya 10% Tuzlu suda20 dakika bekletmelisiniz. Devamında. sebzeleri pişirecekseniz de Stir-frying tarzı pişirmelisiniz.
Neden sorusunu soranlar için cevap aşağıda;
Günlük tüketimimizde yer alan hemen hemen tüm sebze ve meyvelerin üretimi sırasında Pestisit kullanımı yaygındır.
Ve bu sebeple…
Sebze ve meyveler yenmeden önce Pestisit‘ lerden temizlenmelidir.
Çünkü…
Pestisit, bakteriler, kemirgenler, yabani bitkiler ve mantarlar gibi zararlı organizmaları engellemek, öldürmek, uzaklaştırmak, üremesini kontrol altına almak ya da zararlarını azaltmak için kullanılan kimyasal madde ya da maddelerden oluşan karışımlardır.
Pestisitlere maruz kalma başlıca ağız, deri ve solunum yolu ile olmaktadır.
Pestisitlere kronik maruziyet
Pestisitlere kronik maruziyete bağlı istenmeyen etkiler arasında aşırı duyarlılık reaksiyonları, bazı otoimmün hastalıklar, kanserler gibi bağışıklık sistemi yanıtındaki değişiklikler, nörolojik hastalıklar ve işlev bozuklukları vardır.
Sebze ve meyveler Pestisit‘ lerden nasıl temizlenmelidir
Çinli araştırmacıların yayınlanan bir araştırmasında üretimi sırasında pestisit kullanılmış lahana’ ların temizlenmesi için aşağıdaki yöntemler denenmiş;
Bir bölümü sadece su ile iyice yıkanmış
Bir bölümü sadece bezle sıkıca silinmiş
Bir bölümü sadece tuzlu suda yıkanmış
Bir bölümü sadece farklı konsantrasyonlarda sirkeli su
Bir bölümü sadece dondurulmuş
Bir bölümü sadece Stir-frying tarzı pişirilmiş
Stir fryingÇin mutfağı malzemelerin az miktarda çok sıcak yağda kızartıldığı ve bir wokta karıştırıldığı pişirme yöntemidir.
▶️Lahanalar, 20 dakika sadece suyla yıkama ise pestisit’ler yüzde 19.1 – 15.2 oranında temizlendi.
▶️ Lahanalar, bezle temizlenmesi ile pestisit’ler yüzde 1 – 2 oranında temizlendi.
▶️Lahanalar, 20 dakika süreyle yüzde 10’ luk tuzlu suda yıkama ile pestisit’ler yüzde 74.1 – 65 oranında temizlendi.
▶️Lahanalar, 20 dakika süreyle yüzde 10’ luk sirkeli suda yıkama ile pestisit’ler yüzde 79.8 – 65.8 oranında temizlendi.
▶️Lahanalar, 48 saat süreyle dondurulması ile pestisit’lerin yüzde 3.6 oranında temizlendi.
▶️ Lahanalar, 5 dakika Stir-frying tarzı pişirilmesi ile pestisit’ler yüzde 86.6 – 67.5 oranında temizlendi.
Sonuç olarak;
Ne suyla yıkamak ne de bezle silmek lahanadan pestisit’leri arındırmak için doğru temizlik değil.
Lahanayı pestisit kalıntılarından temizlemede;önce Sirkeli veya tuzlu su ile temizlenmesi sonrasında Stir-frying tarzı pişirmek lahanadan pestisit’leri arındırmak için en etkili yoldur.
Sınırlı Sorumluluk Beyanı: Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.
Avokado Yaprağı Çayını, bildiğimiz çay demler gibi demleyebilirsiniz. 4 – 5 adet avokado yaprağını termos veya benzeri kapaklı bir kaba kaynamış 2 bardak suyla birlikte koymalı ve ağzını sıkıca kapamalısınız. Demlenme 25-30 dakika olacaktır.
Termos veya kapalı kapta demlenmesinin sebebi Avokado Yaprağı‘nda uçucu yağlar olmasıdır.
Eğer böbrek taşınızın ağrısı var ve düşürmeye çalışıyorsanız aç karnına1 su bardağıAvokado Yaprağı Çayına yarım limonun suyunu koyarak hem sabah hem akşam içmelisiniz.
Sadece yeni böbrek taşı oluşumunu engellemek için Avokado Yaprağı Çayının haftada 2 günsabah ya da akşam1 bardak içilmesi yeterlidir.
Avakado yaprağında bulunan Prosiyanidin dimer – B ve trimer A ürik asit taşlarını eritmede etkilidir. Ayrıca Gallik, Resorsilik, Ferulik asit gibi asitler de kalsiyum + oksalat birleşimini bozar ve parçalar. (Kalsiyum oksalat taşları en sık karşılaştığımız böbrek taşlarıdır) Lakin oluşumunu engellemiyor.
Gelelim genel bilgilere…
Dünyada en yaygın ticari avokado çeşidi Hass avokado ‘dur.
Resmi avokado porsiyonu bir meyvenin beşte biri (30 gr) olmasına rağmen, ABD, Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Anketi (NHANES) analizine göre ortalama tüketim yarım avokadodur (68 gr) bu da 114 kcal veya 1,7 kcal/g. dır.
Avokado meyvesinin yenilebilir kısmının 100 gr ‘ında mineral, vitamin, fitokimyasal ve lipit bileşimi
Zeytinyağına benzer 6’ya 1 doymamış (oleik asit açısından zengin) doymuş yağ oranı vardır.
Çok işlevli prebiyotik ve viskoz lif kaynağıdır.
1,6 kcal/g’lık nispeten düşük bir enerji yoğunluğu vardır. (yenilebilir Hass avokado ağırlığının %79’u kremsi, pürüzsüz bir dokuya sahip su ve liften oluşur)
Oleik asit ve su emülsiyonu, avokado ile tüketildiğinde düşük yağlı meyve ve sebzelerden (örneğin salsa veya salata) karotenoid emilimini artırır.
Hasat sonrası avokado meyvesinin yumuşaması solunum hızına bağlıdır.
Avokado 21°C’de 6-12 günde ve 5°C’de 30-40 günde yumuşar,
Avokado’nun Yararları
Beyin fonksiyonlarını kuvvetlendirir. Nasıl mı? Özellikle frontal korteks yönetici işlevinde yaşlı normal kilolu yetişkinlerde ve genç ila orta yaşlı kilolu veya obez yetişkinlerde bilişsel işlevi iyileştirerek yapar.
Kilolu veya obez olma riskini düşürür. Nasıl mı? Kilo kaybını destekler ve kilolu veya obez kadınlarda viseral yağ dokusunu azaltarak yapar.
Kilo fazlası olan yetişkinlerde kalp damar sağlığını korur. Nasıl mı? HDL dışı-C profillerini, trigliseritleri, LDL oksidasyonunu, küçük aterojenik LDL parçacıklarını düşürerek ve daha iyi periferik kan akışı için yemek sonrası vasküler endotel sağlığını teşvik ederek dislipidemisi olan sağlıklı kilolu veya obez yetişkinlerde kardiyovasküler hastalık riskini azaltarak yapar.
Kilolu veya obez yetişkinlerin bağırsak sağlığını düzenler. Nasıl mı? Mikroflorayı ve dışkı metabolitlerini teşvik ederek kilolu veya obez yetişkinlerde iyileştirilmiş kolon mikrobiyotası sağlığını uyararak sağlar.
Kanser önleyicidir. Nasıl mı? Antikarsinojenik özelliklere sahip olan karotenoidler, terpenoidler, D-mannoheptuloz, persenon A ve B, fenoller ve glutatyon dahil olmak üzere bir dizi biyoaktif fitokimyasal içerikleri ile yapar.
Cilt koruyucudur. Nasıl mı? İçeriğindeki yüksek oranda biyoyararlanımlı luteini ve zeaksantin, cildi hem UV hem de görünür radyasyondan kaynaklanan hasara karşı korumaya yardımcı olarak yapar.
Gözün yapısını korur. Nasıl mı? İçeriğindeki Lutein ve zeaksantin, gözün makulasına (ışığın merceğe odaklandığı göz kısmı) seçici olarak alıması ile yapar.
Kıkırdak yapıları kuvvetlendirir. Nasıl mı? İçeriğindeki Lutein ve zeaksantin (avokadodaki birincil karotenoidler) açısından zengin meyve ve sebzelerin kıkırdak defekti riskini (Osteoartrit’in erken göstergesi) azaltarak yapar.
Yaşlanmayı önler. Nasıl mı? İçeriğinde bulunan ksantofiller antioksidan ve DNA’yı koruyucu etkilere sahiptir ve yaşlanmayı önleyici etkileri vardır.
Mide koruyucudur. Nasıl mı? Ksantofil açısından zengin avokado özleri, gastrit ülserleri üzerinde potansiyel bir etki ve anti-Helicobacter pylori aktiviteye sahip olmasıyla koruyudur.
Avokado Yağı
Avokado meyvesi tekli doymamış yağ asitleri bakımından zengindir ve nispeten yüksek düzeyde E vitamini, ß-sitosterol ve karotenoidler gibi yağda çözünen önemli bileşikler içerir.
Yaygın olarak kullanılan değerler zeytinyağı için önerilen değerlerdir çünkü toplam yağ içeriği ve yağ asidi bileşimi bakımından avokado yağı, zeytinyağına benzer kabul edilir.
Diğer yağlar ile kıyaslandığında avokado yağı;
Yüksek düzeyde tekli doymamış yağ asitleri (oleik ve palmitoleik),
Düşük düzeyde çoklu doymamış yağ asitleri (linoleik)
Nispeten yüksek düzeyde doymuş yağ asitleri (palmitik ve stearik) içermektedir.
Yağ asidi bileşimine ek olarak avokado yağı sağlık üzerinde olumlu etkileri olan tokoferoller, skualen, ß-sitosterol, kampesterol ve sikloartenol asetat gibi biyoaktif bileşikleri de içermektedir
Avokado Meyve Etindeki Polifenoller
Apigenin Kateşin Epikateşin Luteolin Naringenin Prosiyanidinler Kuersetin Rutin Vanilin Tyrosolglukozit Oktil galat Sinnamik asit Klorojenik asit Kumarik asit p-kumarik asit Ellajik asit Ferulik asit Gallik asit Gentisik asit Homovanilik asit Hidroksibenzoik asit Protokateşuik asit Resorsilik asit Sinapik asit Vanilik asit Kuinik asit Sitrik asit Süksinik asit 3-feruloilkinik asit 5-feruloilkinik asit 4-feruloilkinik asit
Avokado Çekirdeğindeki Polifenoller
Kateşin Epikateşin Epikateşin gallat Epigallokateşin Hidroksitirosolglukozit Kaempferol Kaempferide Naringenin Pirokatekol Prosiyanidinler Sakuranetin Kuersetin Kuersetin 3-O-arabinoz Rutin Tyrosolglukozit Kafeik asit Sinnamik asit Klorojenik asit Kumarik asit Dihidroksifenilasetik asit Ferulik asit Gentisik asit Hidroksibenzoik asit Neoklorojenik asit O-kafeoilkinik asit Siringik asit Trans-5-O-kafeoil-D-kinik asit Vanilik asit Hidroksisinnamik asit Kinik asit Sitrik asit Hidroksitirosol glukozit 1-kafeoilkinik asit 3-O-p-kumaroilkinik asit 4-kafeoilkinik asit
Avokado Kabuğundaki Polifenoller
Apigenin Kateşin Epikateşin Epigallokateşin Prosiyanidin trimer A Prosiyanidin dimer B Siyanidin 3-O-glukozit Hidroksitirosol glukozit Kaempferol Kaempferol 3-Oramnopiranosit Luteolinpentosilheksodiz Naringenin Multinoside Pirokatekol Sakuranetin Kuersetin Kuersetinheksoz Kuersetin-diglükosit Kuersetin 3-O-arabinoz Kuersetin- xylosilramnosit Rutin Tyrosolglukozit Vanilin Kafeik asit Sinnamik asit Klorojenik asit Kumarik asit Dihidroksifenilasetik asit Ferulik asit Gentisik asit Hidroksibenzoik asit Protokatekuik asit Sinapik asit Vanilik asit Hidroksisinnamik asit Perseitol Kafeoilkinik asit Epikateşin gallat Kinik asit Kersetin-3,4′-diglukozit Kersetin-3-O-arabinosilglukozit
Avokado Yaprağındaki Polifenoller
Kateşin Epikateşin İzorhamnetin Prosiyanidin dimer B Prosiyanidin trimer A Kemferol 3-Oarabinopiranozit Kemferol 3-O-βglukopiranozit Kemferol 3-Orhamnopiranozit Luteolin Luteolin 7-O- glukozit Kuersetin Kuersetrin Kuersetin 3-O-arapiranosid Kuersetin 3-O-βglukopiranozit Kuersetin 3-O-β-D-glukozit Rutin Kafeik asit Kumarik asit Ferulik asit Gallik asit Hidroksibenzoik asit Prokateşuik asit Protokateşuik asit Resorsilik asit Sinapik asit Siringik asit Vanilik asit Rosmarinik asit Fumarik asit Luteolin-5-glukozit Pirogalol Herniarin Klorojenik asit Afzelin İzokersitrin (kersetin-3- glukozit) Kuersitrin (kersetin-3- rhamnosid) Kuersetin-O-heksosit p-Kumarik asit 5-O-Kafeoilkinik asit
Sınırlı Sorumluluk Beyanı: Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.
Vitamin B1 (Tiamin) diğer suda eriyen sekiz B vitamininden ilk keşfedilenidir. Hücrelerimizin tamamına yakınında olup, besinlerin enerjiye çevrilmesinde rol alır.
Vitamin B1 (Tiamin),
Hücrelerin büyümesinde, gelişmesinde ve fonksiyonunda
Sinir sisteminin sağlığında
Enerji metabolizmasında
Zihinsel sağlıkta
Önemli rol oynar.
Vücutta Vitamin B1 (Tiamin) depolanması sınırlıdır. Bu sebeple besinler (Tam buğday ürünlerinde, bezelye, fasulye, balık, et ve süt ürünleri, meyve ve yumurta) yolu ile düzenli Vitamin B1 (Tiamin) alımı gereklidir.
Magnezyum,Vitamin B1 (Tiamin)‘ in aktif formuna dönüşümü için gereklidir.
Vitamin B1 (Tiamin) Ne İşe Yarar?
Tiamin Pirofosfataz Enzimi, enerji üretimi, karbonhidrat metabolizması, sinir hücrelerinin işlevleri için gereklidir. Tiamin Pirofosfataz Enziminin kofaktörü de Vitamin B1 (Tiamin)dir.
Vitamin B1 (Tiamin)
Esansiyel aminoasitlerin (Lösin, izolösin ve valin gibi) metabolizmasında rol oynar.
Sinir hücrelerinin membranlarından sodyum iyonlarının geçişini sağlar.
Asetilkolin sentezi için gereklidir.
Beyinde enerji üretimi için mutlak gereklidir.
Fetinoin alan epileptik hastalarda da kullanılır.
Leigh hastalığı, MSUD (akçaağaç şurubu idrar hastalığı) gibi genetik hastalıklara bağlı metabolik bozuklukların giderilmesine yardımcı olur.
Vitamin B1 (Tiamin), hafızada görevli nörotransimitterleri (asetilkolin gibi) taklit eder.
Alzheimer hastalarında, beynin çeşitli bölgelerinde asetilkolin aktivitesinde ciddi azalma ortaya çıkar. Vitamin B1 (Tiamin), beyinde asetilkolinin etkisini hem arttırır hem de taklit eder.
Klinik çalışmalarda 3-8 g/gün dozunda Vitamin B1 (Tiamin), Alzheimer hastalarına ve yaşa bağlı mental fonksiyonları bozulanlara verildiğinde bu hastalarda mental fonksiyonların düzeldiği görülmüştür.
Fenitoin alan epilepsi hastalarında da tiamin desteği ile mental fonksiyonlarda düzelme görülmektedir.
Yapılan bir saha çalışmasında; Dört yıldan uzun süredir fenitoin alan 72 epilepsi hastası dört gruba ayrılmıştır. Altı ay boyunca;
Birinci gruba sadece plasebo
İkinci gruba 5 mg folik asit
Üçüncü gruba 50 mg Vitamin B1 (Tiamin)
Dördüncü gruba 5 mg folik asit + 50 mg Vitamin B1 (Tiamin)
Verilmiş ve vakalar takip edilmiştir.
Altı ay süren çalışmanın sonucuna göre; Vitamin B1 (Tiamin) IQ testlerinde mental fonksiyonları düzeltirken, folik asit etkisiz bulunmuştur.
Vitamin B1 (Tiamin) Eksikliği
B1 vitamini eksikliği gelişmiş ülkelerde oldukça nadirdir. Beslenme ile yakından ilişkilidir.
Diyabet
Crohn hastalığı
Multipl Skleroz da eksilir. Takviyesi gerekir.
Mental fonksiyonlarda bozulma ve ciddi eksiklikte ise psikoz gelişir.
Wernicke-Korsakov Sendromu (WKS), görme değişiklikleri, ataksi ve bozulmuş bir hafıza kaybı ile seyreden, birbiriyle yakından ilişkili olan Wernicke ensefalopatisi ile alkolizme bağlı Korsakov Sendromu’nun (AKS) birlikte görüldüğü bir durumdur.
Wernicke-Korsakov Sendromu (WKS) nedeni, Vitamin B1 (Tiamin) eksikliği olup, Wernicke ensefalopatisinde, birlikte veya yalnız başlarına ortaya çıkan yeme bozuklukları, malnütrisyon ve uzun süreli alkol suistimaline bağlı ikincil bir durum olarak gelişebilir.
Alkoliklerin% 30 ila% 80’inin Vitamin B1 (Tiamin) eksikliği görülmektedir.
Diyette Vitamin B1 (Tiamin) alımının yüksek olması, katarakt gelişme riskinin azaltmaktadır.
Diyabetli kişilerde idrardaki albümin, böbrek hasarının bir göstergesidir.
Yapılan araştırmalarda, 3 ay boyunca yüksek doz Vitamin B1 (Tiamin) (günde üç kez 100 mg) alan tip 2 diyabetli kişilerin idrarlarında albümin miktarını azaldığı görülmüştür.
12-21 yaş arası kızların 90 gün boyunca düzenli olarak Vitamin B1 (Tiamin) takviyesi almaları durumunda ağrılı adet görmenin azaldığı veya kesildiği görülmüştür.
Tabloda Vitamin B1 (Tiamin)‘in çeşitli besin kaynakları listelenmiştir.
*DV = Günlük Değer.
ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), tüketicilerin toplam diyet bağlamında gıdaların ve diyet takviyelerinin besin içeriklerini karşılaştırmalarına yardımcı olmak için DV’leri geliştirdi.
Tiamin için DV, yetişkinler ve 4 yaş ve üzeri çocuklar için 1,2 mg’dır.
FDA, gıdaya tiamin eklenmediği sürece gıda etiketlerinde tiamin içeriğinin listelenmesini gerektirmez. DV’nin %20 veya daha fazlasını sağlayan gıdalar, bir besin maddesinin yüksek kaynakları olarak kabul edilir, ancak DV’nin daha düşük yüzdelerini sağlayan gıdalar da sağlıklı bir diyete katkıda bulunur.
⭐️⭐️ Yüksek doz tiamin takviyesi hiperglisemik bireylerde glikoz toleransını iyileştirir: randomize, çift kör çapraz geçişli bir çalışma https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/23715873/
Sınırlı Sorumluluk Beyanı: Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.
A vitamini tek bir besin maddesi değildir. β-karoten ve diğer karotenoidlerden sentezlenen, retinol,retinal veretinil esterleri (retinil palmitat vb gibi) gibi yağda çözünen çeşitli molekülleri kapsayan genel bir terimdir.
A vitamini, yiyeceklerde iki farklı türde bulunur.
Önceden oluşturulmuş A vitamini – Retinol ve Retinil Esterler – (Süt ürünleri, Karaciğer, Et, Balık, Tavuk, yumurta ve Balık gibi hayvansal ürünlerde bulunur)
Provitamin A – Karotenoidler – (Renki meyve, sebze ve yağlar gibi bitkisel gıdalarda bol miktarda bulunur.)
Vücudumuz her iki formu da direk kullanamaz.
Aktif formları olan Retinal ve Retinoik Aside dönüştürmesi gerekir.
Retinol ciltte ilk adımda Retinal‘ dönüşür. Retinal sonra Retinoik Aside dönüşür.
Bu sebeple Retinal, Retinol‘den daha hızlı etkilidir.
Vücut, Retinolün %75 ila %100’ünü ve çoğu durumda β-karotenin %10 ila %30’unu gıdalardan emebilir. Pişirme ve ısıl işlem, gıdalardanβ-karoten‘in biyoyararlanımını artırabilir.
1 İU A vitamini = 0.3 mikrogram Retinol » ~ 0.344 mikrogram Vitamin A asetattır.
1 IU A vitamini = 0.3 mikrogram Retinol » = 0.6 mikrogram beta karoten » = 1.2 mikrogram diğer karotenoidler’e eşittir.
A Vitamini Ne İşe Yarar?
Antioksidandır. Yaşlanmaya ve kanserli hücrelere karşı savaşır.
A vitamini olmadan proteinler kullanılamaz.
Metabolizmamızın sorunsuz çalışmasında
Embriyo gelişiminde
Büyümede, üremede
Çocuklarda boy uzamasında çok önemlidir.
Koku duyusu reseptörlerinde çok fazla miktarda vardır.
Kan yapımında
Bağışıklık sisteminde
Doku hücre büyümesinde
Dokuların ve hücrelerin yenilenmesinde görev alır, kemik ve diş yapısına katılır.
Bağırsak ve deri epitel doku yapımı, gelişimi ve korunmasında
Görmede gerekli olup, göz sinir yapısında yüksek miktarda bulunur.
Eksikliğinde ilk belirti göz kuruluğu, göz yaşı eksikliğidir. Korneada bozulmaya sebep olur.
Eksikliği Sperm ve Kalitesiz yumurtaya neden olur. Doğurganlık düşer, düşüklere sebep olur.
Demirin emilimine ve salınımında dolayısıyla hem vücudun oksijen (satürasyon) dengesinde, hemde demir eksikliği tedavisinde önemlidir.
Cilt sorunlarında *sivilce, iltihaplı sivilce, siyah noktalar, gözenekli yüz yapısı* çinko ile birlikte tedavi edicidir.
Ağız, mide ve ince bağırsakların ve idrar yollarındaki deri ve dokuların sağlıklı bir şekilde devamlılığını sağlayarak, enfeksiyonlara karşı koruyan karbon içerikli bir moleküldür.
Vücuda giren virüs, bakteri, mantar gibi patojenlerle ilk karşılasan ve savaşan mukoza yapıda, normal bağışıklık hücrelerinde bulunur. Eksikliğinde vücut enfeksiyona açık hale gelir.
Yeri gelmişken bir yanlışı düzeltelim: ”Havuç A vitamini deposudur” sözü sanıldığı gibi doğru degildir. Havuca o turuncu rengi veren β-karoten‘in yaklaşık %12 si A vitaminine dönüştürülür. Yediğimiz zaman da direkt A vitamini içermez.
Vitamin A eksikliği sağlığı olumsuz yönde etkileyebildiği gibi, fazlalığı da tehlikeli olabilir.
1. Potansiyel Antioksidandır
Provitamin A – Karotenoidler; β-karoten (güçlü bir antioksidandır), alfa-karoten ve β-kriptoksantin (Renki meyve, sebze ve yağlar gibi bitkisel gıdalarda bol miktarda bulunurlar.) Bu karotenoidler, vitamin A öncülleri olup oksidasyonu (en iyi O2 temizleyicidir) önlemede görev alırlar.
Karotenoidler, oksidatif stres meydana getirerek, DNA’ya zarar veren ve kanserin başlangıç aşamasında etkili olan serbest radikallerin etkisini yok ederler ve vücut dışına atılmasında etkili rol oynarlar.
Oksidatif stres; vücuda alınan oksijenin kullanımı ve metabolizması sırasında serbest radikal adı verilen hücre ve dokulara zararlı moleküllerin meydana getirdiği ortam zararına denir. Oksidatif stres diyabet, kanser, kalp hastalığı ve bilişsel gerileme gibi çeşitli kronik hastalıklarla ilişkilidir. Bu sebeple karotenoidlerden zengin beslenme kalp hastalığı, akciğer kanseri ve diyabet gibi hastalıkların oluşma riskini azaltmaktadır.
Serbest radikal; dış etkenlerle nedeniyle ortaya çıkarak hücre ve dokularla reaksiyona girip hasara neden olabilen ve vücutta doğal olarak üretilen moleküllerdir.
Sigara ve alkol kullanımı, β- karoten’in kandaki oranını % 20 civarında düşürmektedir.
2. Gözün temel besinidir
β-karoten retinada retinol‘e dönüşür ve karanlıkta görüş için gereklidir.
Aktif formu olan retinal, renk görme ve az ışıklı görme için gerekli bir molekül olan, Rodopsin oluşturmak için opsin proteini ile birleşir.
Kornea (gözün en dış tabakası) ve konjonktiva (gözün yüzeyini ve göz kapaklarının içini kaplayan ince zar) korunmasında ve beslenmesinde önemli rol oynar.
A vitamininin vücutta yeterli düzeyde olması “sarı nokta hastalığı” olarak bilinen yaşa bağlı makula dejenerasyonu (AMD) gibi bazı göz hastalıkları oluşumunu önler.
Yüksek β-karoten, alfa-karoten ve beta-kriptoksantin düzeylerinin oksidatif stres seviyelerini düşürerek maküler dokuyu koruması nedeniyle “sarı nokta hastalığı” olarak bilinen yaşa bağlı makula dejenerasyonu (AMD) riskini % 25’e kadar azaltabilmektedir.
Klinik çalışmalarda sentetik Vitamin A göz damlası, kuru göz tedavisinde etkili sonuç vermiştir. Diğer tedavilerin aksine, kuru gözün altta yatan nedeni olan, hücresel değişikleri tersine çevirmektedir.
3. Antikanserojendir
Vitamin A, antioksidan özellikleri nedeniyle, karotenoid bakımından zengin meyve ve sebzeler belirli kanser türlerine karşı koruma sağlayabilir.
Yapılan bir çalışmada, 10.000’den fazla erişkinin içinde;
1.grup Sigara içen ve kanında yüksek alfa-karoten ve beta-kriptoksantin olanlar
2.grup Sigara içmeyen ve kanında düşük alfa-karoten ve beta-kriptoksantin olanlar
1. gruptakilerin akciğer kanserinden ölüm riskinin % 46 – % 61 oranında daha düşük olduğu görülmüştür.
Deneysel test tüpü çalışmalarında; retinoidlerin mesane, meme ve yumurtalık kanseri gibi bazı kanser hücrelerinin büyümesini engelleyebildiği gözlenmiştir.
Yapılan çalışmalarda, pek çok besinde bulunan alfa karoten, β- karoten, likopen, lutein, kriptoksantin ve zeaksantin gibi belli başlı karotenoidlerin oluşumunu tamamlayıp depolandığı organlarda antikarsinojen olarak etki gösterdiği saptanmıştır.
β- karotenin başlangıçta bildirilen antikarsinojenik potansiyeli, tekli oksijeni söndürme, oksi-radikalleri temizleme ve serbest radikal reaksiyonlarını sonlandırma konusundaki özgül kapasitesine dayanıyordu. Ancak, yüksek oksijen basıncında ve oksidatif stres altında pro-oksidanlar olarak hareket ederek belirli diyet koşulları altında UV karsinogenezini şiddetlendirdikleri bildirilmiştir.
Bu yüzden β- karoten gibi provitamin A aktivitesi gösteren karotenoidlerin yanında kantaksantin, likopen lutein gibi provitamin A aktivitesi olmayan karotenoidler de antioksidan özelliklere sahiptir ve kanser oluşumunu bu şekilde engeller.
4. Doğurganlık ve Bebeğin Gelişiminde Etkilidir
Dişilerde, A vitamini eksikliğinin üreme sonuçları üzerindeki etkisi, eksikliğin ortaya çıktığı zamana ve şiddetine bağlıdır. Çiftleşmeden önce şiddetli A vitamini eksikliği ortaya çıktığında, vajinal yaymalarda sürekli olarak kornifiye hücreler bulunur ve üreme implantasyondan önce başarısız olur.
Gebe kişilerin fetal büyüme ve doku bakımı ve kendi metabolizmalarını desteklemek için ekstra A vitaminine ihtiyaçları vardır.
Tüm – trans retinoik asidin (RA) hem erkek hem de dişi üremeyi ve embriyonik gelişimi destekleyen A vitamini formudur.
A vitamini hem erkek hem de dişi üreme için esastır, çünkü sperm ve yumurta gelişiminde rol oynar.
A vitamini eksikliğinde epididim, prostat ve seminal vezikülün epitelinin tabakalı skuamöz keratinize epitel ile yer değiştirdiğini ve spermatogenezin durduğunu göstermiştir.
Yeterli A vitamini alımı olan emziren kişilerin anne sütü, bebeklerin yaşamlarının ilk 6 ayındaki ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli miktarda A vitamini içerir. Lakin, A vitamini eksikliği olan kişilerde, anne sütündeki A vitamini içeriği, yalnızca anne sütüyle beslenen bebeklerde yeterli A vitamini depolarını korumak için yeterli değildir.
Plasenta sağlığı, fetal doku gelişimi ve büyümesi için de kritik olması sebebiyle anne ve cenin sağlığının ve de gebe kalmaya çalışanların çok önemli ihtiyacıdır.
5. Bağışıklığı Güçlendirir
A Vitamini, vücudunuzu hastalıklardan ve enfeksiyonlardan koruyan tepkileri uyararak bağışıklık sağlığını etkiler.
Retinoid asit, doğuştan gelen bağışıklık sisteminin hücrelerinin farklılaşması, olgunlaşması ve işlevlerinin düzenlenmesinde önemli roller oynar.
Doğuştan gelen bağışıklık hücreleri, fagositoz ve sitotoksik aktivite yoluyla immün düzenleyici işlevler gerçekleştiren doğal öldürücü T hücrelerinin aktivasyonu yoluyla patojen istilasına anında yanıtlar başlatan makrofajlar ve nötrofillerden oluşur.
Hastalıklara karşı korunan immün yanıtlarda merkezi rol oynayan B ve T hücreleri de dahil olmak üzere belirli hücrelerin oluşturulmasında rol oynar.
Eksikliği, bağışıklık sisteminin tepkisini ve işlevini azaltan pro-inflamatuar moleküllerin seviyesinin yükselmesine neden olur.
HIV enfeksiyonlu hastalarda vitamin A eksikliğine sık rastlanır. Araştırmalarda HIV enfeksiyonlu kişilerin %15 den fazlasında vitamin A eksikliği saptanmıştır. Vitamin A eksikliği olan HIV’li hastalarda, olmayanlara göre yardımcı T hücre sayısı daha düşük saptanır. Vitamin A eksikliği HIV enfeksiyonu olanlarda ölüm oranlarının daha fazla olmasıyla da ilişkilidir. (34)
Vitamin A, oksidatif stresi kontrol altında tutarak, bağışıklık sisteminizi güçlendirerek ve bazı hastalıklara karşı koruyarak sağlığı olumlu yönde etkiler.
6.Kistik Fibroziz ve A Vitamini
Kistik fibrozlu kişilerin %90’ına kadarında pankreas yetersizliği vardır ve bu durum yağ emilimindeki zorluk nedeniyle A vitamini eksikliği riskini artırır. Sonuç olarak, kistik fibroz için standart bakım, A vitamini, diğer yağda çözünen vitaminler ve pankreas enzimleriyle ömür boyu tedaviyi içerir.
7. Gastrointestinal Rahatsızlıklar ve A Vitamini
Crohn hastalığı ve ülseratif kolitli çocukların yaklaşık dörtte birinde A vitamini eksikliği vardır; bu rahatsızlıklara sahip yetişkinlerde, özellikle de bu rahatsızlığa birkaç yıldır sahip olanlarda, A vitamini eksikliği riski daha yüksektir.
Yeni teşhis konmuş çölyak hastalığı olan bazı çocuklarda ve yetişkinlerde de A vitamini eksikliği vardır; glütensiz diyet bu eksikliği ortadan kaldırabilir, ancak her zaman ortadan kaldırmaz.
A Vitamini Eksikliğinde Neler Olur?
Kronik A vitamini eksikliğinin önemli etkisi enfeksiyonların (özellikle kızamık ve enfeksiyonla seyreden ishal) şiddetinin ve ölüm riskinin artmasıdır.
Çocuklarda önlenebilir körlüğün önde gelen nedeni Vitamin A eksikliğidir.
A vitamini seviyesi düşük çocuklarda solunum sistemi hastalıklarının en sık rastlanan virüslerden biri Respiratuar Sinsisyal Virüstür (RSV).
Vitamin A eksikliği, hamile kadınlarda anemi ve ölüm riskini arttırmakta, büyüme ve gelişmeyi yavaşlatarak fetüsü olumsuz yönde etkilemektedir.
Hiperkaratoz
Hiperkeratoz:epidermisin en dış kısmı olan stratum corneum’un kalınlaşmasıdır. Bu seviyede hücreler, kuru ve çok sert olmalarına yol açan bir protein olan keratinde yüksek oranda yüklüdür. Keratin derideki gözenekleri tıkayarak kaz derisi etkisi yapan bir proteindir. Bazı durumlarda, küçük veya büyük kuru ve pürüzlü cilt lekeleri oluşturan anormal bir keratin birikimi vardır.
Vitamin A eksikliğinin daha az ciddi belirtileri arasında hiperkeratoz ve akne gibi cilt sorunları bulunur.
Sivilce, sedef hastalığı, iktiozis, liken planus, Darrier Hastalığı, palmoplantar keratoderma, pitriazis rubra, pilaris Hiperkeratoz ile ilgili cilt sorunlarından bazılarıdır.
Bu hastalıkların tedavisi yüksek doz vitamin A dır. Vitamin A etkinliği retinol seviyesi, serum retinol bağlayıcı proteinin kapasitesini aşarak zarların düzgün yapısını bozup keratin üreten hücrelerde parçalanmaya yol açmasıyla oluşmaktadır. Bu durum hücresel bozulma ile oluşan yan etkilerini azaltmak için karotenlerin kulanımı da denenmektedir.
Vitamin A eksikliği derinleştikçe etkilenen solunum, gastrointestinal ve üriner sistem, mukozal bariyerler ile sorunlar artar.
Kseroftalmi
Kuru göz veya tıbbi adıyla kseroftalmi, gözyaşı üretiminin yetersiz olması veya gözyaşlarının hızla buharlaşması sonucu meydana gelir.
Vitamin A eksikliğine bağlı göz ile ilgili bütün bulgular için kseroftalmi terimi kullanılır.
Enfeksiyonlara uygun bir ortam oluşarak keratit, konjuktivit görülebilir.
Körlük vitamin A eksikliğinin en önemli komplikasyonlarından biridir.
A Vitamini Fazlalığında Neler Olur?
A vitamini yağda çözünen bir vitamin olup, fazlası karaciğerde depolanır ve birikir.
Akut A vitamini toksisitesi, Günlük Alınması Gereken Değer (RDA)’in 100 katından fazla aldıktan sonra günler ila haftalar içinde şiddetli baş ağrısı, bulanık görme, eklem ve kemik ağrısı, iştahsızlık, mide bulantısı ve kusma, baş dönmesi, kurumuş cilt, karaciğer hasarı, sarılık, gecikmiş büyüme, ciltte kırışıklık, kaşıntı, kas ağrıları ve koordinasyon sorunları ortaya çıkar.
Kronik toksisite, Günlük Alınması Gereken Değer (RDA)’in 10 katından daha fazla dozlar uzun süre boyunca alındığında karaciğer hasarı, artmış kranial basınç – beyin omurilik sıvısı basıncı artabilir, uyuşukluğa ve sonunda komaya ve hatta ölüme yol açabilir
Vitamin A toksisitesi annenin ve fetüs’ün sağlığını olumsuz etkile ve doğum kusurlarına neden olur
Besinlerle yüksek oranda karotenoid alımı toksisite ile ilişkili değildir, lakin araştırmalarda β-karoten takviyelerinin sigara içenlerde akciğer kanseri ve kalp hastalığı riskini artırdığı görülmüştür.
Kaza ile Vitamin A nın 100.000-300.000 IU (yüksek doz) alınması çocuklarda çok hızlı toksititeye yol açıp, kafa içi basınç artışına yol açar. Buna bağlı olarak baş ağrısı, kusma, eklem ağrısı, papil ödemi görülür. Vitamin dozu azaltıldığında şikayetler hızlıca geriler, tam iyileşme görülür.
Günlük A Vitamini Dozu
Önerilen günlük alım miktarı (RDA),’na uygun bir beslenme düzeni ile kolayca ulaşılabilir.
⭐️ * Erkekler için günde 900 mcg Vitamin A alımı önerilir.
⭐️ * Kadınlar için günde 700 mcg Vitamin A alımı önerilir.
Yetişkinlerde toksisite sınırı 10.000 IU (3.000 mcg) olarak kabul edilir.
Karaciğer gibi hayvansal kaynaklarla önceden oluşturulmuş A vitaminini tüketilmesi toksisiteye götürebilir lakin nadir bir süreçtir.
Toksisite en yaygın olarak aşırı takviye alımı ve Isotretinoin tedavisinde görülür.
A vitamini aktivitesi I.U (İnternasyonel Ünite) olarak ölçülür.
Bir IU, 3 mikrogram retinol ya da 6 mikrogram β-karoten eşittir.
A vitamini içeriğini azaltmamak için besinlerin aşırı pişirilmemesi gerekir,
Ultraviyole ışık da gıdanın A vitamini içeriğini azaltabilir. (Mango gibi meyvelerin kurutulması doğrudan güneş ışığı altında yapılmamalıdır.)
Önceden oluşturulmuş A vitamini (retinol, retinil esterler) bakımından zengin çok fazla besin kaynağı vardır. Yumurta sarısı, Sığır eti karaciğeri, Ciğer, Tereyağı, Morina karaciğeri yağı, Tavuk ciğeri, Somon, Çedar peyniri, Karaciğer, Uskumru, Alabalık.
Provitamin A Karotenoidler (β-karoten gibi) bakımından zengin çok fazla besin kaynağı vardır. Tatlı patates, Kabak, Havuç, Lahana, Ispanak, Karahindiba, Kırmızı Biber, Balkabağı
Önceden oluşturulmuş Vitamin A, bitki kaynaklı provitamin A karotenoid kaynaklarına göre vücudunuz tarafından daha kolay emilir ve kullanılır.
Vücudunuzun β-karoten gibi karotenoidleri aktif A vitaminine etkili bir şekilde dönüştürme yeteneği, genetik, beslenme, genel sağlık durumu ve ilaçlar gibi birçok faktöre bağlıdır.
Çeşitli yiyecekler ve porsiyon başına A vitamini içerikleri aşağıda listelenmiştir.
Tablodaki hayvansal kaynaklı yiyecekler öncelikli olarak önceden oluşturulmuş A vitamini içerir, bitki bazlı yiyecekler provitamin A içerir ve hayvan ve bitkilerden gelen bileşenlerin bir karışımı olan yiyecekler hem önceden oluşturulmuş A vitamini hem de provitamin A içerir.
DV = Günlük Değer. Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), tüketicilerin toplam diyet bağlamında gıdaların ve diyet takviyelerinin besin içeriklerini karşılaştırmalarına yardımcı olmak için DV’leri geliştirmiştir.
A vitamini için DV, yetişkinler ve 4 yaş ve üzeri çocuklar için 900 mcg RAE’dir.
Burada 1 mcg RAE = 1 mcg retinol, takviyelerden 2 mcg beta-karoten, gıdalardan 12 mcg beta-karoten, 24 mcg alfa-karoten veya 24 mcg beta-kriptoksantindir.
DV’nin %20 veya daha fazlasını sağlayan gıdalar yüksek besin kaynağı olarak kabul edilir, ancak DV’nin daha düşük yüzdelerini sağlayan gıdalar da sağlıklı bir diyete katkıda bulunur.
⭐️⭐️ WHO Kılavuzu: Gebe kadınlarda A vitamini takviyesi. Cenevre: WHO, 2011; WHO Kılavuzu: Doğum sonrası kadınlarda A vitamini takviyesi. Cenevre: WHO, 2011 https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/22516730/V
⭐️⭐️ A Vitamini, K Vitamini, Arsenik, Bor, Krom, Bakır, İyot, Demir, Manganez, Molibden, Nikel, Silisyum, Vanadyum ve Çinko için Diyet Referans Alımları https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/25057538/
Sınırlı Sorumluluk Beyanı: Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.
Dalıcının sağlık durumunun dalışa uygunluğu değerlendirebilmek için; sualtının yoğun ve viskoz bir ortam olduğunu, derinliğin artışı ile birlikte dalıcının basınca maruziyetindeki değişimi, ortam (özellikle düşen) sıcaklıklığının insanlar üzerindeki etkisi bilmek gerekir.
Bilinmelidir ki dalıcının bazı tıbbi ve psikolojik durumları tüplü dalışa kesin veya geçici süreyle engel teşkü etse de sportif – keyif amaçlı dalışların kuralları, ticari veya askeri amaçlı dalışın katı kurallarından daha esnektir.
Scuba (Su altı tüplü dalış) dalışlarda gerekli tüm şartlar yerine getirildiğinde amatör dalıcılar için de profesyonel dalgıçlar için de riskler düşüktür.
Risklerin düşürülmesi için gereken şartların başında kişinin sağlık durumu gelir.
Bu sebeple dalış yapacak amatörlere de ve profesyonellere de sağlık durumlarının su altındaki şartlara uygun olup olmadığı açısından doğru bir değerlendirme – muayeneye yapımalıdır.
Dalış öncesi muayenenin amacı, dalış yapacak kişinin sualtı dalışını sağlığı açısından tehlikeye düşürecek bir sağlık sorunu olup olmadığını araştırmaktır.
Ayrıca dalıcıların su altına adaptasyonu için disiplinli olması ve uygun ekipmanla dalış yapması gerekir.
Her ne maksatla olursa olsun dalıcılar su altına ilk kez dalışın öncesinde ve sonra da yıllık periyodik olarak scuba dalışı konusunda hekimlik tecrübesi olan;
KBB
Göğüs Hastalıkları
Kalp Damar, Psikiyatri
Nöroloji
Dahilliye (Endokrin-Kan-Sindirim Sistemi açısından değerlendirecek)
Göz uzmanları değerlendirmelidir.
Dalıcını sorunu varsa ayrıca;
Ortopedi
Plastik Cerrahi
Cerrahi vb gibi bölümler değerlendirmelidir.
Tüm hekimlerin raporları ile birlikte Su Altı Uzmanı Hekim tarafından son değerlendirme yapılmalıdır.
Hemotolojk Hastalıklar
Anemi (kansızlık)
Gelişmiş ülkelerde hastanelere başvuran hastaların %30’undan fazlasında anemi saptanmaktadır. Bu kadar yaygın olan ve dalıcının gene kondisyonu yanı sıra kalp damar performansını da yakından ilgilendirdiği için; Anemi (kansızlık) düşünüldüğünde, sebebi muhakkak araştırılmalıdır. Tedavi edilene kadar dalış izni verilmemelidir.
Ortalama hemoglobin değeri 12 g üstünde olmalıdır.
Kadınlardaki hemoglobinin alt sınırı 10.5 gr olarak kabul edilebilmektedir.
Rutin tüplü dalış sonrasında dalıcıların kanında kırmızı kan hücresi (RBC) sayısında, hemoglobin ve hematokritte azalma olmaktadır. Hali hazırda Anemi’si (kansızlık) olan dalıcılarda zaten düşük olan bu değerler dalışla birlikte daha da düştüğünde vücudun tolere edebileceği sınırları zorlaması ihtimali vardır.
Orak Hücreli Anemi ve Dalış
Orak hücreli anemi (homozigot ve heterozigot) iki tiptir.
Orak hücreli anemili (homozigot); kişilerin, hipoksiden kaçınmaları gerekir. Düşük oksijenli ortamda orak hücreli anemili kişilerde anormal bir Hb tipi olan mutant Hemoglobin S (HbS) proteini kırmızı hücrelerde şekil değişikliğine neden olarak uzamış yarım ay şeklini ya da başka bir deyişle orak şeklini alırlar ve bu durum küçük damarlarda kümelenerek tıkanıklığa sonuçta dolaşımın akışkanlığının bozulmasına neden olur.
Orak hücreli anemide heterozigot(sickle cell trait) kişilerde hematolojik ve klinik büyük değişiklikler yoktur.
Tüplü dalışta ortam koşulları hiperbariktir.
Dalton kanunu, gaz karışımının içinde yer alan her bir gazın sahip olduğu basınca kısmi basınç demekte ve her bir gaz kısmi basıncı değerinin de toplam gaz karışımı içindeki oranlar ile belirlendiğini ifade etmektedir.
Matematiksel olarak,reaktif olmayan gazların basıncı aşağıdakilerin toplamı şeklinde ifade edilir:
Ptoplam=∑n=1npn
ya da Ptotal=p1+p2+⋯+pn
pn=Ptoplamyn
Örneğin deniz seviyesinde soluduğumuz havanın toplam gaz basıncı 1 bar ise ve bu karşımda %21 oranında oksijen bulunuyorsa, oksijen gazının kısmi basıncı da 0,21 bar olur. Oksijenin sahip olduğu bu değere kısmi basınç değeri denir ve “p” işareti ile gösterilir.
Hava gibi gaz karışımlarının toplam kısmi basınçları arttığında, içlerindeki her bir gazın da aynı oranda kısmi basınçları artar.
Buna farklı bir örnek daha verilecek olursa; 10 metre derinlikte soluduğumuz hava 2 bar basınçtadır ve bunun içindeki oksijen kısmi basıncı da 2 x 0,21 = pO2 0,42 bar dır. İşte bu özellikleri ile gazlar sualtında solunduğunda vücuda daha yoğun miktarda ulaşır ve fizyolojik etkileri de farklılaşır. Bu dekompresyon hastalığı, nitrojen narkozu ve solunum havasında bulunan bazı gazların zehirleyici özellikleriyle yakından ilgilidir.
Yani ortam basıncı arttıkça, solunan havadaki oksijenin parsiyel basıncı da artar. Dalış esnasındaki hipoksinin esas sebepleri tüpteki havanın CO ile kontaminasyonu ve boğulmadır.
Bu yüzden heterozigot dalıcı adaylarında buna bağlı dalış yasağı getirilmesi tartışılabilir. Bu yüzden heterozigot kişilerin normal hemoglobin konsantrasyonunda ve daha önce anemi gözlenmemişse, özellikle dekompresyon limitleri içinde dalışına izin verilebilir.
Literatür taraması,orak hücreli anemi (heterozigot) özelliğinin komplikasyonlarının nadir olduğunu ve dalışla ilişkili yaralanmaya dair hiçbir rapor olmadığını ortaya koymaktadır.
Durumla ilgili dalış fizyolojisinin analizi ve bildirilen vakaların olmaması, spor ve teknik sivil dalışlarda minimal artmış risk olduğunu göstermektedir. Askeri dalışa uygunluk hakkındaki görüşler çeşitlidir.
Travma, doku ve intavasküler ortamda kabarcıkların büyümesi başlıca risklerdendir. Ayrıca beyin, içkulak, spinal korddaki disbarik patoloji hemoraji ile büyüyebilir.
Orak hücreli anemi (homozigot), lösemi, polisitemi gibi kan hastalıklarında doku perfüzyonunun bozulmasından dolayı dekompresyon hastalığı riski de arttığından dalışa izin verilmez.
Kan içeriği ile ilgili hastalıklarda, kanın viskozitesi ve akışkanlığı değişir. Bu değişim dekompresyon hastalığı, multi organ infarktı ve benzeri risklere neden olur.
Polisitemi ve Dalış
Polisitemi veya eritrositoz, vücuttaki mutlak kırmızı kan hücresi (RBC) kütlesinde bir artışa işaret eder. Fizyolojik olarak kabul edilenin üzerinde hemoglobin seviyelerinde veya hematokritinde bir artışla yansıtılır. Kanın yoğunluğu (hiperviskozitesi) nedeniyle akışkanlığı bozularak pıhtılaşma (trombotik olayların) riski yükselir. Dekompresyon hastalığı, multi organ infarktı ve benzeri sorunlara neden olur. Bu sebeple dalışa kesin engel bir durumdur.
Hemofili ve Dalış
Hemofili kanın pıhtılaşamaması hastalığıdır. Vücutta kanın pıhtılaşma sisteminde rol alan ve pıhtılaşma faktörleri olarak adlandırılan proteinlerin eksikliği veya yokluğu nedeniyle ortaya çıkan, kalıtsal bir hastalıktır.
Normal bir kişinin kan plazmasının her 100 mililitresinde % 50-150 ünite arasında faktör bulunur. Bu düzeyin %40’ın altında indiği durumda hemofili hastalığı ortaya çıkmaktadır.
Faktörün kandaki oransal miktarına göre; hafif, orta ve ağır olarak derecelendirilen hemofili özellikle eklemlerin zorlanması – travması ile belirti verir.
Hemofili, faktör VIII veya IX eksikliği sonucunda gelişen nadir bir kalıtsal kanama bozukluğu olup, eklem içi (hemartroz) ve kas içi (hematom) kanamalarla kendini gösteren bir grup hastalıktır. Faktör VIII eksikliği Hemofili A, faktör IX eksikliği ise Hemofili B olarak adlandırılır.
Dalış gibi eklemlere özellikle su üzerinde iken yük binen ve zorlanmalara sebebiyet veren yine dalış esnasında olası zorlanmalar ve basıncın etkisi ile vücudun genelinde kanama riski oluşturması sebebi ile dalışa kesin engel bir durumdur.
Dalışa Kesin Engel Hematolojik Hastalıklar
Orak hücreli anemi (homozigot)
Polisitemi
Lösemi, lenfoma
Hemofili (hem amatör hem de profesyonel dalıcılar için)
Von Willebrand vb kanama-pıhtılaşma mekanizmasını etkileyen hastalıklar (hem amatör hem de profesyonel dalıcılar için)
Dalışa Göreceli Engel Hematolojik Hastalıklar
Orak hücreli anemi (heterozigot)
Akut anemi
Dalışa Geçici Engel Hematolojik Hastalıklar
Demir eksikliği anemisi
B12 vitamin eksikliğine bağlı anemi
Folik asit eksikliği anemisi
Hematolojik Hastalıklar Tanı Yöntemleri
Anemi tanısında Tam kan sayımı
Anemi tipi tayini Periferik kan yayması
Anemi tipi tayini Retikülosit sayımı
Hemolitik anemi Serum bilirübin düzeyi
Fe eksikliği anemisi Fe, Fe bağlama, Ferritin
Megaloblastik, pernisiyözanemi Folik asit, B12
Hemoglobinopati (Orak hücre anemisi) Hemoglobin elektroforezi
Lösemi, infeksiyon Sedimantasyon
Kanama pıhtılaşma mekanizması ile ilgili hastalıklar Kanama pıhtılaşma zamanı
Yukarıdaki Tüm Bilgiler farkındalık yaratmak maksadı ile olup hekiminizin muayenesi veya görüşleri yerini tutamaz.
Bu sebeple hekiminize / hekimlerinize düzenli periyodik muayene olun ve yönlendirmelerine uyun.
Sağlıklı dalışlar dilerim.
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Dr Mustafa KEBAT
Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü
Sınırlı Sorumluluk Beyanı: Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.
İlk olarak merak edilen zeytin yaprağı çayının tarifini veriyorum.
Zeytin Yaprağı Çayı
Önceden kaynatılan suya 1 yemek kaşığı kuru toz zeytin yaprağını / 5-6 adet kuru zeytin yaprağı ve 1 dilim limon koyun 10 dk demlenmesi için bekleyin, yaprakları süzgeçten geçirin. Bu demlenme sırasında çay demlemedeki gibi altta su kaynarsa sıcaklığını muhafaza etmiş olur. Tercihen sadece demlenmiş kısmı içebileceğiniz gibi çay benzeri kaynaya su ilave ederek de içebilirsiniz.
Zeytin yaprağını toplayıp yıkadıktan sonra oda sıcaklığında bir hafta kurutabilirsiniz. Kuru yapraklarla hazırlama bir çeşit alışkanlık olup yaş yapraklarla da yapılamayacağı yolunda bir bilgi yoktur. Damak tadınıza göre tercih sizindir.
Zeytin Yaprağı Çayı Günlük Ne Kadar İçmelisiniz?
Ekstrelerinin günlük 1 gr tüketilmesi ile karaciğer ve böbrek fonksiyonları üzerinde olumsuz etkisi olmadığı bilinmektedir. Kişiden kişiye etki ve yan etkiler değişeceği için temkinli olmak gerekir. Bu sebeple günlük 3 fincan normal sınır olarak düşünülmelidir.
Hastalıklarınızı ve durumunuzu bilen hekiminize danışmanız en doğrusudur.
Zeytin Yaprağı Çayı Neden içmeliyim?Yararı nedir?
Merak edenler devamını okuyabilir.
Zeytin Yaprağı
İçeriğinde; oleuropein ve fenolik bileşikleri bulunur.
Antioksidan (Vücut içinde meydana gelen atık ve yan ürünlerin zararlı etkilerini önleyen)
Antimikrobiyal (Bakteri, virüs, mantar ve parazitlere bağlı oluşan enfeksiyonu önleyen)
Anti-inflamatuar (İltihap ve ödem giderici)
Antiaterojenik (Deride oluşan şişlikleri ve kızarıklıkları giderici)
25 cins ve 600 türden oluşan Oleaceae familyasına ait yaprak dökmeyen bir bitkidir.
Sonuç olarak,
Doğa gerçek ve içinde insanoğlu dahil tüm sorunlarla birlikte çözümlerini de barındırıyor.. Biz bu gerçeklerin halen küçük bir kısmını biliyor, sorunları yaşıyor maalesef de bildiklerimizi gereğince kullanmayarak çözümlerden uzak yaşıyoruz.
Keyfe giderek artan düşkünlüğü, kutulanmış gıdalara tablet veya sıvı katkılara olan artan tercihi insanoğlunun sonunu getirir mi? Düşünülmesi gereken önemli bir soru bence.
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Zeytin Yaprağı Konulu Bilimsel Araştırmalar Okumayı Sevenler Devam Edebilirler
İkizlerden oluşan bir grup insana 8 hafta boyunca günde iki kez olmak üzere 500 mg veya 1000 mg Zeytin Yaprağı Ekstratı takviyesi uygulamışlardır.
Araştırma sonucunda; 1000 mg Zeytin Yaprağı Ekstratı takviyesinin kan basıncını düşürdüğü, her iki konsantrasyon Zeytin Yaprağı Ekstratı takviyesinin lipit profili üzerinde yararlı etkiler göstererek, Plazma LDL, toplam-kolesterol ve trigliserit düzeylerini düşürdüğü tespit edilmiştir.
Böylece yapılan araştırma, insanlarda Zeytin Yaprağı Ekstratı’nin antihipertansif ve kolesterol düşürücü etkilerini doğrulamıştır.
Evre-1 hipertansiyonlu hastalara 8 hafta boyunca günde iki kez 500 mg Zeytin Yaprağı Ekstratı ile 12.5 mg (ilk iki hafta) ve 25 mg (son altı hafta) kaptopril ağızdan verilmiştir.
Araştırma sonucunda
Günde iki kez 500 mg (toplamda 1000 mg) Zeytin Yaprağı Ekstratı verildiğinde; Evre-1 hipertansiyonlu hastalarda sistolik (büyük tansiyon) ve diyastolik (küçük tansiyon) kan basınçları ile kan trigliserit düzeyini etkili bir şekilde düşürdüğü tespit edilmiştir.
Sonuç olarak, Zeytin Yaprağı Ekstratı ‘nin kan basıncını düşürme etkisi kaptopril ile benzer bulunmuş olup, günde 1000 mg Zeytin Yaprağı Ekstratı ‘nin karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını etkilemeden ağızdan alınmasının güvenli ve tolere edilebilir olduğu görülmüştür.
Oleuropein’nin, prostat kanseri hücrelerinin çoğalmasını önlediğini ve DXR’nin sitotoksik (hücreyi öldüren ya da fonksiyonunu durduran) dozunu önemli ölçüde azalttığını tespit etmişlerdir.
Başka bir araştırmada ise ZYE’nin Bacillus cereus, Bacillus subtilis, S. aureus (Gram +), Escherichia coli, Pseudomonas aeruginosa, Klebsiella pneumoniae (Gram –) bakterileri ile Candida albicans ve Cryptococcus neoformans mantar türlerine karşı antimikrobiyal etki gösterdiği saptanmıştır.
⭐️⭐️ Olea europaea Yaprak Ekstraktının Ana Polifenolü Oleuropein, İnsan BRAF Melanom Hücreleri Üzerinde Kanser Önleyici Etkiye Sahiptir ve Mevcut Kemoterapilerin Sitotoksisitesini Güçlendirir https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC6316801/
Sınırlı Sorumluluk Beyanı: Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin s
Meyve‘nin içindeki şeker Fruktoz‘dur. Meyve tüketimi arttıkça kan serum Ürik asit değeri artar.
Yapılan bir çalışmada; Ağızdan 75 g glikoz alan bir grup insan ile yine ağızdan 75 g fruktoz alan bir grup insanın üçüncü saatte Fruktoz alan grubun sistolik kan basıncındaki artışın daha yüksek olduğu ayrıca alınan kanlarının sonuçlarında Serum;
Ürik asit
Aldoz redüktaz
Laktat dehidrojenaz değerlerinin daha fazla yükseldiği
– Endotel nitrik oksitin azaldığını bildirmiştir.
Fruktoz ürik asidi yükseltir ve ikincisi nitrik oksit biyoyararlanımını engeller.
Serum ürik asit dört önemli sürecin etkileşimlerini yansıtır
Diyetle purin alımı (Beyin ve karaciğer gibi sakatatlar, geyik, tavşan, sincap, ördek ve kaz etleri, yağlı balıklar ve deniz ürünleri, ton balığı, ringa balığı, hamsi, morino, alabalık, mezgit, tarak, karides, ıstakoz ve balık yumurtası tamamen çıkarılır. Bu gıdalarda pürin içeriği çok yüksektir)
Endojen purin metabolizması (Vücut içerisinde pürin’in parçalanarak ürik asit e çevrilmesi süreci)
İdrarla ürat atılımı (Ürik asitin idrarla atılımı)(Böbrek, ürik asidin atılması için ana yerdir ve günlük kayıpların üçte ikisi ila dörtte üçünden sorumludur)
Bağırsakta ürikolizis (Bağırsakta ürik asitin parçalanması)(Ürik asidin yaklaşık dörtte biri ila üçte biri normalde bağırsak bakteri florasının enzimleri tarafından gerçekleştirilen bağırsak ürikolizi ile atılır)
Bu dört önemli sürecin dengesinin bozulma yönüne göre serumda ürik asit artar veya azalır.
Ürik asit (ÜA)
Pürin metabolizmasının son ürünüdür ve birçok çalışmaya göre hiperürisemi (Ürik asit yüksekliği);
Sistemik inflamasyon (vücudun, enfeksiyonla savaşmak veya hasarlı dokuyu iyileştirmek için bağışıklık tepkisini tetikleyen kimyasalları salgılaması)
Endotel disfonksiyonu (Damarlar iç yüzey dokusuna (endotele) bağlı damar genişlemesinin (vazodilatasyonun) bozulması)
Hipertansiyon
Bozulmuş açlık glukozu
Kardiyovasküler hastalık (KVH) için önemli bir risk faktörüdür.
Sonuç:Serum Ürik Asit değeriniz yüksek ise meyve yemekten sakınmalısınız.
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Sayın okuyucu,
Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.
Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review
Sınırlı Sorumluluk Beyanı: Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.