Mide – Bağırsaklar ve Su – Küçük Gençlere

Sınıfta sessiz bir bekleyiş vardı. Bir önceki derslerinde suyun kalp ve damarlardaki önemini öğrenmişlerdi. Bugün ise sıra mideye gelmişti. Hatice Öğretmen gözlüklerini düzeltti, çocuklara gülümseyerek baktı.

— Çocuklar, dedi, hepiniz çok güzel sorular sordunuz. Bugün suyun mideyle ilişkisini öğreneceğiz. Hazır mısınız?

Sınıf hep bir ağızdan bağırdı:
— Hazııııırız!

Hatice Öğretmen ellerini üç kez birbirine çarptı. Sınıfta mavi bir ışık parladı. Işık bulutunun içinden her zamanki dostları Sihirli Profesör belirdi. Ceketi rengârenk, cebinden sürekli baloncuklar çıkıyordu.

— İşte benim küçük kâşiflerim! dedi Profesör. Bugün midenin kapılarını aralayacağız. Su orada nasıl davranır, sindirime nasıl yardım eder, hepsini göreceğiz.

Çocuklar heyecanla birbirine baktı. Sanki birazdan mide ülkesine yapılacak yolculuğun biletleri kesilmişti.

Profesör elindeki sihirli değneği salladı. Bir anda tüm sınıf küçülerek damla büyüklüğüne indi. Kendilerini dev bir tünelin girişinde buldular. Tünelin kapısında “Yemek Borusu – Mideye Giden Yol” yazıyordu.

Elif merakla sordu:
— Yani biz şimdi yemek borusunun ucunda mıyız?

Profesör başını salladı:
— Evet Elif. Yediğimiz yiyecekler ve içtiğimiz su işte bu yoldan mideye ulaşır. Yemek borusu kaslarla çevrilidir. Bu kaslar dalga gibi hareket eder, buna “peristaltik hareket” denir. Yani yiyecekleri ve suyu aşağı doğru iter.

Çınar ellerini havaya kaldırdı:
— Yani su da bu dalga hareketiyle mideye mi gidiyor?

— Harika bir soru, dedi Profesör. Evet Çınar! Su, yerçekiminin yardımıyla hızla mideye ulaşır ama aynı zamanda bu dalga hareketi de yolculuğunu kolaylaştırır.

Sınıf tünelden içeri girdi. İçerisi biraz karanlıktı ama ilerledikçe mide kapısına geldiler. Kapı dev bir kas kapağıydı. Profesör açıkladı:
— İşte bu kapağın adı “alt özofagus sfinkteri”. Bir tür güvenlik kapısı. Yiyecekler mideye girdiğinde kapanır ki geri kaçış olmasın.

Mercan parmağını kaldırdı:
— Peki reflü denen şey bu kapıyla mı ilgili?

Profesör gülümsedi:
— Evet Mercan. Eğer bu kapı tam kapanmazsa mide asidi yukarı kaçar, biz de onu reflü olarak hissederiz.

Kapı açıldı, içeri girdiler. Devasa bir balon gibi yuvarlak bir boşluğun içindeydiler. Duvarlar kıvrımlıydı ve hafif hafif kasılıyordu.

Atlas gözlerini büyüttü:
— Vaaay! Burası kocaman bir oda gibi. Su burada ne yapıyor?

Profesör açıklamaya başladı:
— Su mideye ulaştığında birkaç görev üstlenir. Öncelikle yiyeceklerin yumuşamasına yardım eder. Ayrıca mide asidinin fazla yoğunlaşmasını önler. Yani bir tür dengeleyici gibidir.

Asya Naz düşünceli bir şekilde konuştu:
— Ama mide zaten çok asidik değil mi? Hani hidroklorik asit vardı burada. Su bu asidi zayıflatmaz mı?

Profesör alkışladı:
— Bravo Asya Naz! Çok doğru hatırladın. Mide asidinin adı “hidroklorik asit”tir. Su, asidi tamamen etkisiz hale getirmez. Sadece yoğunluğunu biraz ayarlar. Böylece yiyecekler daha kolay parçalanır.

Profesör cebinden büyüteç çıkardı. Hep birlikte mide duvarına baktılar. Duvarın üzerinde minik bezler vardı.

Kıvanç sordu:
— Bu bezler ne yapıyor?

— Bunlara “mide bezleri” denir, dedi Profesör. İçlerinden asit ve sindirim enzimleri salgılanır. Enzimler yiyecekleri küçük parçalara ayıran özel proteinlerdir. Su burada çok önemli çünkü enzimlerin çalışabilmesi için uygun bir ortam sağlar.

Nilda şaşkınlıkla ekledi:
— Yani su olmazsa enzimler işini yapamaz mı?

— Aynen öyle Nilda. Enzimler suyun içinde daha aktif hale gelir. Suyu bir sahne olarak düşünün, enzimler ise oyuncular. Sahnede ışık olmazsa oyuncular görünmez. Su, işte o ışık gibi.

Profesör elini şıklattı. Bir anda önlerinde sihirli bir elma belirdi. Elmayı küçük parçalara böldü ve mideye bıraktı. Çocuklar büyük bir merakla izledi.

Ege heyecanla bağırdı:
— Bakın! Elma parçaları asitle buluşunca köpürmeye başladı.

— Doğru gözlem Ege, dedi Profesör. İşte mide asidi çalışıyor. Elma parçaları yumuşuyor, su ise bu süreci hızlandırıyor.

Zehra elini kaldırdı:
— Ama ben bazen çok su içersem midem dolmuş gibi oluyor. Neden öyle?

Profesör gülerek cevapladı:
— Çünkü mide suyu da geçici olarak depolar. Mide bir balon gibidir, genişleyebilir. Fazla su içtiğinde mide duvarları gerilir, sen de doluluk hissi yaşarsın.

Bir süre sonra mide kasları dalgalı şekilde kasılmaya başladı. Çocuklar adeta sallanıyordu.

Ela kahkaha attı:
— Hahaha! Sanki lunaparktaki çarpışan arabalardayız.

Profesör de güldü:
— Mide aslında bir karıştırma makinesi gibidir. Kaslar yiyecekleri ezer, suyla karıştırır, bir çorba haline getirir. Bu karışıma “kimus” denir.

Ali gözlerini kocaman açtı:
— Kimus mu? Çok garip bir isim.

— Evet Ali, Latince kökenli bir kelime. Kimus, yiyeceklerin mide asidi ve suyla karışmış yarı sıvı halidir.

Mila merakla ekledi:
— Peki kimus bağırsaklara nasıl gidiyor?

— Mide çıkışında “pilor kapağı” var, dedi Profesör. Kimus azar azar oradan ince bağırsağa geçer.

Yaman düşündü ve sordu:
— Ama hocam, suyun çoğu bağırsaklarda emiliyordu. O zaman midede suyun görevi ne?

Profesör başını salladı:
— Çok iyi hatırladın Yaman. Doğrudur, suyun büyük kısmı bağırsaklarda emilir. Ama midede de önemli bir hazırlık görevi vardır. Yiyecekleri parçalanmaya uygun hale getirir, asidin aşırı yakıcılığını dengeler. Ayrıca mide duvarını koruyan mukus tabakasını destekler.

Defne Yaz araya girdi:
— Mukus mu? O da ne?

— Mukus, mide duvarını kaplayan kaygan bir jel gibidir, dedi Profesör. Bu tabaka sayesinde asit mideyi yakmaz. Su da mukusun yapısında bulunur. Eğer su az olursa mukus incelir, mide daha çok zarar görür.

Aziz elini kaldırdı:
— Peki su midede vücudun sıcaklığını da etkiler mi?

Profesör gülümsedi:
— Harika bir soru Aziz. Evet, su aynı zamanda ısıyı düzenler. Soğuk bir şey içtiğinde miden serinler. Ama bu geçicidir çünkü su hızla vücut sıcaklığına uyum sağlar. Su, bedenimizin termostatıdır diyebiliriz.

Her çocuk sırayla konuşmaya başladı.

Eylül:
— Ben anladım ki, su sadece susuzluğu gidermiyor, midedeki asidi dengeliyor.

Tibet:
— Ayrıca yiyecekleri yumuşatıyor, sindirimi kolaylaştırıyor.

Defne Ebrar:
— Mukusu koruyor. Eğer yeterince su içmezsek midemiz yanabilir.

Toprak (ilk kez sahneye çıkan yeni öğrenci):
— Ve midede karışım yaparak kimus oluşturuyor. Bence bu çok ilginç.

Mehmet Atlas:
— Ben de suyun enzimlere sahne olduğunu sevdim. Suyun içinde dans eden oyuncular gibi!

Profesör gururla gülümsedi:
— Harika özetlediniz çocuklar!

Mide macerası sona ererken profesör sihirli değneğini salladı. Çocuklar tekrar sınıfa döndüler. Hatice Öğretmen tahtaya kocaman harflerle yazdı:

“Su + Mide = Sindirimin Başlangıç Kahramanı”

Sınıf alkışlarla dersin bitişini kutladı. Ama hepsi şunu biliyordu: Bu sadece sindirim yolculuğunun ilk durağıydı. Sırada bağırsaklar vardı ve orada suyun rolü çok daha büyüktü.

Hatice öğretmenin ”Haydi çocuklar tenneffüse çıkabilirsiniz… Sonraki derste devam edeceğiz”

Teneffüsün bitiminde herkes eksiksiz sınıftaydı.. Sınıf, mide yolculuğunun heyecanını hâlâ hissediyordu. Hatice Öğretmen tahtaya kocaman harflerle yazmıştı: “Mide: Sindirimin Karıştırma Makinesi”. Çocuklar birbirine bakıyor, hâlâ kimus kelimesini mırıldanıyordu.

Hatice Öğretmen gülümsedi:
— Çocuklar, şimdi yolculuğumuzun ikinci durağına gidiyoruz: Bağırsaklar. Su burada çok daha önemli roller oynar. Hazır mısınız?

Çocukların hepsi bir ağızdan bağırdı:
— Haaaazıııırız!

Öğretmen ellerini üç kez çarptı. Puf! Sihirli Profesör belirdi. Ceketinden bu kez rengârenk kurdeleler sarkıyordu.

— İşte benim küçük bilim kâşiflerim! dedi Profesör. Hazırsanız bağırsakların uzun tünellerine dalıyoruz.

Profesör sihirli değneğini salladı. Çocuklar yine küçülüp kimus parçacıklarıyla birlikte mide çıkışına, yani pilor kapağına geldiler. Kapı açıldı, içeri girdiler. Önlerinde uzun, kıvrımlı bir tünel vardı. Duvarlar pürüzsüz ama kıvrımlarla doluydu.

Ela şaşkınlıkla baktı:
— Burası sanki hiç bitmeyecekmiş gibi görünüyor.

Profesör kahkaha attı:
— Haklısın Ela! İnce bağırsak tam 6-7 metre uzunluğundadır. İnsan boyunun yaklaşık dört katı!

Ege hayretle bağırdı:
— Ama karnımız o kadar uzun değil ki! Bu bağırsaklar nasıl sığıyor?

— Çok güzel gözlem Ege, dedi Profesör. Bağırsaklar iç içe kıvrımlarla karın boşluğuna yerleşir. Sanki ip yumağı gibi kıvrılarak sığar.

Duvarlara yaklaştıklarında minik parmak gibi çıkıntılar gördüler.

Nilda merakla sordu:
— Bunlar da ne?

Profesör açıkladı:
— Bunlara “villus” denir. Tekili “villus”, çoğulu “villi”. İçlerinde kılcal damarlar ve lenf damarları var. Yiyeceklerden gelen besinler burada kana karışır.

Zehra parmağını kaldırdı:
— Peki su da buradan mı kana geçiyor?

— Bravo Zehra! Su bağırsaklarda çok hızlı emilir. Villi dediğimiz bu çıkıntılar, suyun kana geçmesini sağlar. Hatta suyun yüzde 80’den fazlası bağırsaklarda emilir.

Atlas heyecanla konuştu:
— Yani su sadece içtiğimiz bardaktan gelmiyor, yediğimiz yiyeceklerden de geliyor değil mi?

Profesör gülümsedi:
— Evet Atlas! Yediğimiz meyvelerin, sebzelerin, hatta ekmeğin bile içinde su var. Bağırsaklar bu suyu da emer. İşte bu yüzden “besinlerden gelen gizli su” diye bir şey vardır.

Toprak merakla sordu:
— Peki su emilmezse ne olur?

— Harika soru Toprak. Eğer bağırsaklar yeterince su emmezse dışkı çok sulu olur. Biz buna ishal diyoruz. Tersi durumda ise fazla su emilirse dışkı çok katı olur, bu da kabızlık yapar.

Her çocuk sırayla söz aldı.

Eylül:
— Yani su sindirim artıklarının hareket etmesine yardım ediyor.

Ali:
— Ayrıca besinlerin çözülüp kana karışmasını kolaylaştırıyor.

Mercan:
— Demek ki su olmazsa bağırsaklar tıkanır gibi olur.

Kıvanç:
— Ben şunu anladım: Su, bağırsakların kaygan kalmasını sağlıyor.

Mila:
— Bence su, bağırsaklarda bir taşıyıcı. Besinleri taşıyor.

Aziz:
— Ve bağırsakların kasları hareket edebilmek için de suya ihtiyaç duyar.

Profesör hepsini alkışladı:
— Harika çıkarımlar!

Çocuklar bağırsak duvarının dalga gibi hareket ettiğini gördüler.

Can heyecanla sordu:
— Bu dalgalanma nedir?

Profesör açıkladı:
— Bu hareketin adı yine “peristaltik hareket”. Yemek borusunda da görmüştük. Burada da kaslar yiyecekleri ve suyu ileri doğru iter.

Defne Yaz düşündü:
— Eğer su az olursa bu hareket yavaşlar mı?

— Çok doğru Defne. Susuz kalınca bağırsakların hareketi yavaşlar. Bu yüzden kabızlık olur.

Profesör cebinden iki tüp çıkardı. Birine kuru yiyecek parçaları koydu, diğerine aynı yiyecekleri biraz suyla karıştırdı.

Çınar dikkatle izledi:
— Bakın! Sulu olan tüp daha hızlı akıyor.

Profesör başını salladı:
— İşte bağırsaklarda da böyle olur. Su, sindirim artıklarının kolay ilerlemesini sağlar.

Defne Ebrar parmağını kaldırdı:
— Ama ben bazen çok su içtiğimde hemen tuvalete gitmek istiyorum. Bu da bağırsaklarla mı ilgili?

— Aslında daha çok böbreklerle ilgili, dedi Profesör. Ama bağırsaklar da fazla suyun bir kısmını dışarı atabilir.

Birden bağırsak duvarından sevimli, küçük canlılar belirdi. Çocuklar hayretle baktı.

Ela şaşkınlıkla bağırdı:
— Bunlar da kim?

Profesör kahkaha attı:
— İşte bağırsak dostlarımız: “Mikroorganizmalar”. Onlara “bağırsak florası” ya da “mikrobiyota” denir.

Yaman merakla sordu:
— Onlar suyu da kullanıyor mu?

— Tabii ki Yaman. Su onların yaşaması için gerekli. Ayrıca bu mikroorganizmalar bazı besinleri parçalayarak vitaminler üretir. Su sayesinde bu süreçler daha rahat olur.

Zehra:
— Ben şunu düşündüm: Eğer bağırsaklardaki bakteriler suya ihtiyaç duyuyorsa, biz su içmediğimizde sadece kendimize değil, onlara da zarar veriyoruz. Yani aslında vücudumuzda bizimle yaşayan gizli arkadaşlarımız var.

Atlas:
— Bence bu çok ilginç! Suyun tek görevi bizim susuzluğumuzu gidermek değil, bağırsaklarda yaşayan milyonlarca bakteriyi de hayatta tutmak. Onlar olmazsa vitaminleri üretemeyiz.

Mehmet Atlas:
— Ayrıca ben şöyle düşünüyorum: Eğer bağırsaklarda su olmazsa, bu bakterilerin ürettiği vitaminler kana geçemez. Çünkü taşıyıcı ortam yok. Sanki denizde yüzen balıklar gibi, su olmazsa balıklar yaşayamaz.

Toprak:
— Ben de şunu anladım: Su, bağırsaklarda bir deniz gibi. Biz yiyecekleri o denizde yüzdürüyoruz, sonra da besinler kıyıya yani kana ulaşıyor.

Profesör ellerini açtı:
— Çocuklar, bağırsaklarda suyun miktarı çok önemlidir. Eğer fazla su tutulursa kabızlık olur, eğer az tutulursa ishal olur. Vücudumuz bunu dengelemek için sürekli çalışır.

Eylül düşünceli konuştu:
— Yani aslında bağırsaklar bir denge merkezi gibi. Ne fazla ne az, tam kararında olmalı.

Asya Naz ekledi:
— Buna “homeostaz” deniyor değil mi?

Profesör heyecanla alkışladı:
— İşte benim bilim insanım! Evet Asya Naz, dengeyi korumaya “homeostaz” diyoruz.

Bağırsak yolculuğu yavaş yavaş sona eriyordu. Çocuklar öğrendiklerini tekrar etti.

Kıvanç:
— Su, besinleri çözmek ve emilimi kolaylaştırmak için gerekli.

Mercan:
— Ayrıca bağırsak hareketlerini hızlandırıyor.

Mila:
— Ve mikroorganizmaların yaşamasını sağlıyor.

Aziz:
— Fazla olursa ishal, az olursa kabızlık yapıyor.

Hatice Öğretmen tahtaya yazdı:
“Su + Bağırsak = Emilimin Anahtarı”

Çocuklar alkışlarla dersi bitirdi. Ama hepsi biliyordu ki yolculuk hâlâ devam ediyordu. Önlerinde gözler vardı.

Dr Mustafa KEBAT

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Yukarıda yer alan hikaye firmalarımız Tetkik OSGB – Tetkik Danışmanlık tarafından sosyal sorumluluğumuz olan çocuklarımızı bilgilendirmek, okumaya, çalışmaya, doğal hayata heveslendirmek ülkemize ve geleceğimize yararlı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak maksadı ile yayınlanmıştır.

Dr Mustafa KEBAT

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz. Varsa hatalarımızı bildirmeniz daha faydalı olmamıza desteğiniz bizim için çok değerli.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Monosodyum Glutamat (MSG) Tadı Arttırır, Sağlığı Eksiltir mi?

Değerli çalışanlar ve kıymetli vatandaşlar,

Market raflarında “lezzetli” diye satın aldığımız pek çok gıda, bazen lezzeti doğal yollarla değil, katkı maddeleriyle sağlar. Bunlardan biri de adını sıkça duyduğumuz Monosodyum Glutamat (MSG)E621 yani halk arasında bilinen adıyla **”Çin tuzu“**dur.

MSG, gıdalara daha yoğun ve çekici bir tat kazandırmak için kullanılır. Özellikle hazır çorbalar, cipsler, dondurulmuş gıdalar, hazır noodle’lar, bazı et suyu tabletleri, konserveler, işlenmiş et ürünleri ve fast food’larda bulunur. Etkili bir lezzet arttırıcıdır; ama vücudumuz üzerinde bıraktığı etkiler düşündüğümüzden daha karmaşık olabilir.

☠️ ☠️ ☠️
MSG’nin Bağırsaklarımızla Ne Alakası Var?

Bağırsaklarımız sadece sindirim değil, aynı zamanda bağışıklık sistemi, ruh hali ve hormon dengesi gibi hayati sistemlerin de merkezidir. Bu işlevlerin çoğunu ise bağırsaklarımızda yaşayan mikrobiyota dediğimiz dost bakteriler yürütür.

Ancak bazı katkı maddeleri gibi MSG – E621 de bu dengeye zarar verebilecek özellikler taşır. İşte MSG’nin – E621 bilimsel olarak değerlendirilen bazı potansiyel zararları:

☠️ ☠️ ☠️
1. Bağırsak Geçirgenliğini Artırabilir

MSG – E621, bağırsak duvarındaki hücreler arasındaki koruyucu bariyeri zayıflatabilir. Bu durum halk arasında “sızdıran bağırsak” olarak da bilinen bağırsak geçirgenliği artışına neden olur.
➡ Bu geçirgenlik; zararlı maddelerin kana karışmasına, bağışıklık sistemi tepkilerinin artmasına ve bazı otoimmün hastalıkların tetiklenmesine yol açabilir.

☠️ ☠️ ☠️
2. Hiperglisemiye Zemin Hazırlayabilir

MSG – E621 ile birlikte bağırsak duvarından daha fazla serbest glutamat emilir. Bu da özellikle diyabet hastalarında kan şekerinin yükselmesine, yani hiperglisemiye neden olabilir.

☠️ ☠️ ☠️
3. Tuz Yükünü Artırır – Böbrekleri Yorar

MSG – E621 bir sodyum tuzudur. Fazla tüketimi vücuttaki sodyum dengesini bozar, böbreklerin süzme yükünü artırır, hipertansiyona ve ödemlere neden olabilir.

☠️ ☠️ ☠️
4. Yeme Arzusunu Tetikler

MSG – E621, beynin iştah kontrol merkezini uyarır. Bu, yemek yeme davranışını abartılı hale getirerek özellikle yüksek kalorili gıdalara karşı bağımlılık benzeri bir etki oluşturabilir.

☠️ ☠️ ☠️
5. Kronik Enflamasyona Yol Açabilir

Yüksek doz MSG – E621, bağışıklık sistemini sürekli uyararak kronik (sessiz) iltihap sürecine neden olabilir.
Bu süreç; diyabet, obezite, kalp hastalıkları ve bazı kanser türlerinin gelişiminde rol oynar.

☠️ ☠️ ☠️
6. Oksidan Etki Gösterir

Bazı hayvan deneylerinde MSG’nin – E621 hücrelere zarar veren serbest radikal üretimini artırdığı görülmüştür. Bu da vücudun doğal savunma sistemini zorlar.

☠️ ☠️ ☠️
7. Mikrobiyota Kompozisyonunu Değiştirebilir

Fareler üzerinde yapılan bazı araştırmalar, MSG’nin – E621 ve diğer bazı katkı maddelerinin (özellikle P80) bağırsaklarda yaşayan faydalı bakterilerin azalmasına, zararlı türlerin (örneğin Proteus mirabilis, E. Coli) artmasına yol açabileceğini göstermiştir.

İnsanlarda bu etkilerin netleşmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olsa da, temkinli davranmak akıllıca olacaktır.

☠️ ☠️ ☠️
MSG Hangi Gıdalarda Gizleniyor?

MSG – E621, ürün etiketlerinde farklı adlarla da yazılabilir.

İşte dikkat etmeniz gereken bazı ifadeler:

  • Monosodyum glutamat
  • E621 (katkı maddesi kodu)
  • Çin tuzu
  • Aroma arttırıcı
  • Glutamat tuzları
  • Hidrolize bitkisel protein
  • Doğal aroma (bu ifade bile bazen MSG içeriyor olabilir)
☠️ ☠️ ☠️
MSG’den – E621 Uzak Durmak İçin Ne Yapmalı?

Ev yapımı ve taze gıdaları tercih edin.
Etiketleri mutlaka okuyun.
İçinde “E621” veya “Monosodyum Glutamat” yazıyorsa dikkatli olun.
Hazır çorba, cips, bulyon, salam-sosis gibi işlenmiş ürünleri sınırlayın.
İşyerlerinde atıştırmalık olarak kuruyemiş, yoğurt, meyve gibi doğal ürünler tercih edin.

🧠 🧠 🧠
Lezzetin Bedeli Sağlık Olmasın!

Değerli çalışanlar ve tüketiciler,

Lezzetli bir çorba ya da çıtır bir cips anlık bir keyif verir, ama uzun vadede sağlığınızdan edebilir.
MSG gibi katkı maddeleri sessizce bağırsağınızın, böbreğinizin, beyninizin dengesini bozabilir.

Kendi sağlığınızı korumak, çocuğunuza sağlıklı bir gelecek bırakmak ve iş gücünüzü sürdürülebilir kılmak için,
📌 Tükettiğiniz ürünleri bilinçle seçin.
📌 İçindekiler kısmını mutlaka okuyun.
📌 Lezzetin doğallığını tercih edin.

Unutmayın:

En doğal tat, sağlığın tadıdır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Yetişkin evrede obezite ile ilişkili monosodyum glutamat yenidoğan zehirlenmesi, farelerde kronik inflamasyon ve peroksisom proliferatör aktiveli reseptörlerin mRNA ekspresyonunun artması ile karakterizedir https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/21205225/

⭐️⭐️ Yenidoğan maruziyetinden sonra albino farelerin karaciğerinde monosodyum glutamatın uzun vadeli etkisi https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/21991693/

⭐️⭐️ Monosodyum glutamatın sıçanlarda oluşturduğu oksidatif hasar ve genotoksisite: C vitamini, E vitamini ve kuersetin’in düzenleyici rolü https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/16758767/

⭐️⭐️ [Uzun süreli monosodyum glutamat beslenmesinin sıçan pankreas yapısı üzerindeki etkisi] https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/22873054/

⭐️⭐️ Monosodyum glutamatın erkek albino sıçanların serebellar korteksi üzerine etkisi ve C vitamininin koruyucu rolü (histolojik ve immünohistokimyasal çalışma) https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/22143495/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Beslenmenin Propriyosepsiyon Üzerindeki Etkileri

1. Giriş: Propriyosepsiyonun Biyolojik Temeli

Propriyosepsiyon, vücudun “iç navigasyon sistemi” olarak işlev görür. Kas iğcikleri, tendon organları, eklem kapsüllerindeki reseptörler ve vestibüler sistemden gelen sinyaller, merkezi sinir sisteminde bütünleşerek “vücudun uzaydaki pozisyonunu” tanımlar.
Bu sinyallerin doğru ve zamanında iletilmesi, hem sinirsel iletimin biyokimyasal kalitesine hem de kas ve bağ dokuların metabolik durumuna bağlıdır.
Dolayısıyla beslenme, propriyosepsiyonun sessiz ama kritik bir belirleyicisidir.

2. Sinir İletimi ve Mikrobeslenme İlişkisi

Propriyoseptif sistemin temeli, nöronların uyarılabilirliği ve kas-his sinyallerinin hızıdır. Bu iki süreç, aşağıdaki besin ögeleriyle yakından ilişkilidir:

2.1. Elektrolit Dengesinin Rolü
  • Sodyum (Na⁺) ve Potasyum (K⁺): Sinir hücrelerinde aksiyon potansiyelinin oluşumu ve kas kasılmalarının başlatılması için temel iyonlardır.
    Dengesizlik durumunda (örneğin aşırı terleme veya yetersiz sıvı alımı), sinir iletimi yavaşlar; refleks yanıtlar gecikir.
    → Sonuç: Propriyoseptif yanıt süresi uzar.
  • Kalsiyum (Ca²⁺): Kas iğcikleri ve Golgi tendon organlarının duyarlılığı kalsiyumun sinaptik salınımına bağlıdır. Kalsiyum eksikliği, özellikle ince motor becerilerde ve denge testlerinde dengesizlik yaratabilir.
  • Magnezyum (Mg²⁺): Nöronal membran stabilizatörüdür. Eksikliğinde sinirler aşırı uyarılır (hiperrefleksi), bu da vücut farkındalığını “gürültülü” hale getirir — kişi bedeninin konumunu yanlış algılayabilir.

3. Kas ve Bağ Dokusu Sağlığını Etkileyen Besinler

Propriyoseptif reseptörler kas ve bağ dokusu içinde yer aldığından, bu dokuların metabolik durumu doğrudan algı kalitesini belirler.

3.1. Protein Kalitesi

Kas iğciği reseptörlerinin yapısal bütünlüğü için yüksek biyolojik değere sahip proteinler (yumurta, balık, süt, baklagiller) gereklidir.
Kronik protein yetersizliği, kas tonusunun azalmasına ve mekanoreseptör duyarlılığının düşmesine yol açar.
→ Bu durumda, kişi “bedeninin ağırlığını ya da hareket genişliğini” olduğundan az hisseder.

3.2. Kollajen ve Bağ Dokusu Destekleyicileri
  • C Vitamini, L-lizin, prolin ve bakır, bağ dokusu sentezinde esastır.
    Eksikliklerinde eklem kapsülleri gevşer, proprioseptörlerin mekano-algı eşiği artar.
    Bu, özellikle diz, ayak bileği ve omuz çevresinde sık gözlenen mikroinstabilite hissiyle kendini gösterir.

4. Kan Şekeri ve Enerji Yönetimi: Sinirlerin Yakıtı

Sinir hücreleri yalnızca glikoz kullanır. Glikoz düzeyinin dalgalanması (hipoglisemi veya hiperglisemi), proprioseptif sinyallerin zamanlamasını bozar.

4.1. Hipoglisemi (Düşük Kan Şekeri)

Enerji yetersizliği nedeniyle sinir iletim hızı yavaşlar, vestibüler merkez ile kas reseptörleri arasındaki koordinasyon bozulur.
Bu durumda kişi;

  • Dengesiz yürüyebilir,
  • Yavaş tepki verebilir,
  • Kas tonusu anlık düşüşler gösterebilir.
    → Bu tablo, özellikle vardiyalı çalışan veya öğün atlayan işçilerde sık görülür.

4.2. Hiperglisemi (Yüksek Kan Şekeri)

Uzun süreli hiperglisemi, periferik sinir uçlarında mikrovasküler hasar yapar (diabetik nöropati).
Bu da kas iğciklerinden gelen sinyallerin iletimini bozar — kişi ayağının bastığı zemini veya diz açısını doğru hissedemez.

5. Yağ Asitleri ve Nöronal Zar Esnekliği

Sinir zarları fosfolipitlerden oluşur. Omega-3 yağ asitleri (DHA, EPA) nöronal zarın geçirgenliğini optimize eder, böylece sinaptik iletim hızı artar.
Eksiklik durumunda, sinyaller “bulanık” iletilir. Bu, özellikle ince ayar gerektiren hareketlerde (örneğin el-göz koordinasyonu, alet kullanımı, denge tahtası testleri) hata oranını yükseltir.

🧩 Bilimsel bulgu:
DHA takviyesinin vestibüler denge performansını artırdığı, 2017’de “Frontiers in Physiology” dergisinde yapılan çalışmalarda doğrulanmıştır.

6. Vitaminlerin Propriyoseptif Rolü
VitaminRolüEksiklikte Ortaya Çıkan Durum
B1 (Tiamin)Sinirsel enerji üretimiKas yorgunluğu, refleks yavaşlaması
B6 (Piridoksin)Nörotransmitter senteziKoordinasyon bozukluğu
B12 (Kobalamin)Miyelin kılıf bütünlüğüUyuşma, denge kaybı
D VitaminiKas gücü ve denge kontrolüPostür bozukluğu, düşme riski artışı
E VitaminiAntioksidan; sinir zar koruyucuDuyusal algı bozuklukları

Özellikle B12 ve D vitamini eksiklikleri, propriyoseptif sistemde “sessiz dejenerasyon” yaratır.
Uzun süreli B12 eksikliği, alt ekstremitelerde pozisyon hissinin kaybolmasına (örneğin gözleri kapalıyken ayak pozisyonunu fark edememe) neden olabilir.

7. Su ve Hidrasyon Düzeyinin Etkisi

Kas iğcikleri ve tendonlar sıvı ortamda optimum çalışır.

Dehidrasyon:

  • Kas içi sürtünmeyi artırır,
  • Sinir uçlarının iyon dengesini bozar,
  • Merkezi sinir sisteminde yorgunluk ve tepki süresi artışına yol açar.

%2’lik su kaybı bile motor koordinasyon testlerinde %10 performans düşüşüne neden olabilir.
Bu nedenle propriyosepsiyon değerlendirmelerinde kişilerin test öncesi hidrasyon durumu mutlaka sorgulanmalıdır.

8. Bağırsak-Mikrobiyota ve Beyin İletişimi

Son yıllarda yapılan çalışmalar, bağırsak mikrobiyotasının nörotransmitter sentezinde (özellikle serotonin ve GABA) belirleyici olduğunu göstermiştir.
Bu kimyasallar, propriyoseptif geri bildirimlerin merkezî işlenme hızını etkiler.
Dengesiz beslenme (yüksek şeker, düşük lif) bağırsak-beyin eksenini zayıflatır; kişi daha “gürültülü” bir sinir sinyali ortamında çalışır. Bu durum, proprioseptif stabiliteyi düşürür.

9. İş Sağlığı Bağlamında Değerlendirme

Endüstriyel alanlarda (örneğin çimento fabrikası, tersane, liman) propriyoseptif zayıflık, iş kazası riskini artıran bir etmendir.
Aşağıdaki beslenme alışkanlıkları doğrudan risk oluşturur:

Riskli Beslenme AlışkanlığıOlası Propriyoseptif Sonuç
Sabah kahvaltısız işe başlamaKan şekeri düşüklüğü, refleks gecikmesi
Aşırı kafein tüketimiElektrolit kaybı, kas krampları
Düzensiz su içmeDenge ve kas hissi bozulması
Aşırı tuzlu gıdaPotasyum kaybı, kas sertliği
Fast food ve trans yağSinir zar geçirgenliği azalması
Alkol kullanımıSinir iletim bozukluğu, vestibüler zayıflık

10. Sonuç: “Bedenini Hissetmenin Kimyasal Dili”

Propriyosepsiyon yalnızca kasların veya eklemlerin değil, tüm organizmanın biyokimyasal dengesiyle ilgilidir.
Yeterli ve dengeli beslenme:

  • Kas ve sinir hücreleri arasındaki iletişimi hızlandırır,
  • Denge ve koordinasyonu güçlendirir,
  • Özellikle yüksek riskli işlerde güvenli hareket planlamasını destekler.

Bu nedenle propriyosepsiyon testleri yapılırken; katılımcıların beslenme alışkanlıkları, sıvı alım düzeyi, kullanılan takviyeler ve metabolik hastalık öyküsü değerlendirme formuna mutlaka dahil edilmelidir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

#propriyosepsiyon #beslenme #tetkikosgb #kebat

Daha Fazla

Zencefil Çayı Nasıl Demlenir?

Zencefil Çayı (Zingiber officinale): Doğal Şifa Kaynağı

Zencefil Çayı Demleme Yöntemi

Miktar: 1 çay kaşığı taze rendelenmiş zencefil veya kuru toz zencefil (yaklaşık 1.5 gram) kullanılır.

Su: 200 ml su tercih edilir.

Yöntem: Zencefil, su ile birlikte yaklaşık 10 dakika hafifçe kaynatılır. Ardından ocağın altı kapatılır ve 5 dakika demlenmeye bırakılır. Bu yöntem, zencefilin faydalı bileşenlerinin suya tam olarak geçmesini sağlar.

Tüketim Zamanı: Demlendikten sonra ilk 30 dakika içinde tüketilmesi önerilir. Bu süre, çayın maksimum faydayı sağlaması için idealdir.

🌼 🌼 🌼

Zencefil Çayındaki Faydalı Bileşikler ve Etkileri

Gingerol ve Shogaol: Zencefilde bulunan gingerol, ısı ve zamanla shogaol bileşiğine dönüşür. Her iki bileşik de güçlü antiinflamatuar (iltihap önleyici) ve antiemetik (mide bulantısını önleyici) özelliklere sahiptir.

Sindirim Sistemine Destek: Zencefil, mideyi rahatlatır, sindirimi düzenler ve mide bulantısını azaltır. Özellikle yol tutması, hamilelik bulantıları ve mide rahatsızlıklarında faydalıdır.

Hafif Isıtıcı Etki: Vücudu hafifçe ısıtarak soğuk algınlığı ve grip gibi durumlarda destek sağlar, bağışıklık sistemini güçlendirir.

🌿 🌿 🌿

Zencefil Çayı Bekletildiğinde Meydana Gelen Değişiklikler

Gingerolun Bozulması: Oda sıcaklığında, demleme sonrası gingerol bileşiği yaklaşık 1 saat içinde bozulmaya başlar. Bu, çayın antiinflamatuar ve mide bulantısı önleyici etkilerinin azalmasına neden olur.

Uçucu Yağların Uçuşması: Zencefilin karakteristik kokusunu ve bazı faydalarını sağlayan uçucu yağlardan biri olan zingiberene, zamanla buharlaşır ve çayın aroması ile terapötik etkisi azalır.

Uzun Süre Beklemenin Mide Tahrişine Neden Olması: Bekletilen zencefil çayı, içeriğindeki bazı bileşiklerin değişimi nedeniyle mideyi tahriş edebilir. Bu durum özellikle hassas mideye sahip kişilerde rahatsızlık yaratabilir.

✅ ✅ ✅

Zencefil Çayında Özet ve Öneriler

Zencefil çayınızı en faydalı şekilde tüketmek için:

  • 1 çay kaşığı taze veya kuru zencefili 200 ml suda 10 dakika hafif kaynatıp, 5 dakika demleyin.
  • Demlendikten sonra ilk 30 dakika içinde içmeye özen gösterin.
  • Uzun süre bekletmeyin, çünkü faydalı bileşikler bozulur ve mide rahatsızlıkları oluşabilir.

Zencefil çayı, doğal bir antiinflamatuar ve sindirim dostu içecek olarak, özellikle soğuk havalarda ve mide rahatsızlıklarında sağlığınıza destek olur. Doğru demleme ve taze tüketimle bu faydaları en üst düzeye çıkarabilirsiniz!

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Gece Vardiyası Bedenini Bozmasın!

Biyolojik Saat, Uyku ve Vardiyalı Çalışmada Dirençli Kalmanın Sırları

Vardiyalı çalışmak hayatın bir gerçeği, ama bedenimiz bu gerçeğe her zaman hazır değil!
Yetersiz uyku, düzensiz ışık maruziyeti ve sık vardiya değişimleri, sadece yorgunluk değil, kalıcı sağlık sorunları yaratabilir. Peki ama nasıl?

🕒 🕒 🕒

Biyolojik Saat Nedir, Neden Önemli?

Vücudumuzun “doğal saati” yani biyolojik saati, ne zaman uyanacağımızı, ne zaman dinç hissedeceğimizi, hangi saatlerde zihinsel olarak en verimli olacağımızı belirler. Bu saat, gün ışığına göre çalışır ve beyin, hormonlar, vücut ısısı gibi birçok sistemi yönetir.

Normalde sabah uyanır, gündüz aktif olur, akşam dinlenmeye geçeriz. Ama gece vardiyası bu düzeni altüst eder.

⏰ ⏰ ⏰

Vardiyalı Çalışmaya Uyum Sağlayamazsak Ne Olur?

Biyolojik saatle uyumsuz çalışmak, çalışanları ciddi şekilde etkiler:

  • Sürekli yorgunluk ve uykululuk
  • Dikkat dağınıklığı, karar vermede zorlanma
  • İletişimde kopukluk ve içe kapanma
  • Motivasyon kaybı, depresyon
  • Kalp ve mide rahatsızlıkları
  • Gece uyuyamama (uykusuzluk) veya gündüz sürekli uyuma hali

Kısacası, biriken uyku borcu sadece göz altı morluklarına değil, iş güvenliğini tehdit eden kazalara da neden olabilir.

💤 💤 💤

Uyku Kalitesi – Miktar Kadar Ortam da Önemli

Günde 7–8 saat kesintisiz ve karanlık bir ortamda uyumak şart.
Ama ne yazık ki çoğu gece vardiyasında çalışan kişi ya uyuyamıyor ya da sık sık bölünüyor.

  • 6 saatin altındaki uyku süresi ciddi riskler doğurur.
  • Gürültü, ışık, telefon titreşimleri bile vücut ritmini bozar.
🌗 🌗 🌗

Vardiya Değişiminde Beden Nasıl Şaşırıyor?

Farklı günlerde farklı saatlerde uyanmak, vücudu sürekli “jet lag” etkisi altına sokar.
Örneğin; Pazartesi sabah 07.00’de uyanan biri, Salı günü 03.30’da kalkmak zorunda kalırsa vücut tamamen şaşırır. Bu da:

  • Enerji çöküşü
  • Uykuya geçememe
  • Zihinsel performans kaybı
  • Sinirlilik ve gerginlik
    gibi belirtilere yol açar.
🔄 🔄 🔄

Gün Işığı mı, Yapay Işık mı?

Gün ışığı vücut saatini ayarlamakta en güçlü etkendir.
Gece çalışan biri sabah vardiya çıkışında güneşe maruz kalırsa, beyin “gün başlıyor” sanır. Bu da gece uyumasını zorlaştırır.

Çözüm ne?

  • Gece çalışırken: Yapay parlak ışık kullan
  • Gündüz uyurken: Işık geçirmez perde + sessiz bir oda
  • Uyandıktan sonra: Kontrollü gün ışığına maruz kal
☀️ ☀️ ☀️

Vardiyalı Çalışmaya Direnç Kazanmanın Püf Noktaları

  1. Vardiya programlarını mümkünse sabitleyin.
    Sık sık değişen saatler biyolojik saat için kabustur.
  2. Gece vardiyasındaysanız, çalışırken ortamınız parlak olsun.
    (Yaklaşık 1000 lüks ışık önerilir.)
  3. Uyuma alanınızı sessiz, karanlık ve serin tutun.
  4. Hafta sonu uyku düzeninizi bozmayın.
    “Hafta sonu sabahlara kadar oturmak” biyolojik saatinizi yeniden saptırır.
  5. Işık yönetimi profesyonel destekle planlanabilir.
    Bazı işyerleri biyolojik saate göre vardiya planlaması yaparak verimliliği %30 artırabiliyor!
🔒 🔒 🔒

Vücudunun Sesini Dinle!

İnsan bedeni gece çalışmaya uygun değildir ama modern yaşam bunu gerektiriyor. Önemli olan, bu sistemle en az zararla uyum sağlayacak koşulları oluşturmaktır.

💡 💡 💡

Unutmayın – Uyumayan beden, bir süre sonra çalışmayı da reddeder.
Sağlıklı uyku = Güvenli iş = Mutlu çalışan

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Yorgunluğu Azaltmak İçin Enerji Tasarrufu Teknikleri https://www.archives-pmr.org/article/S0003-9993(19)30077-2/fulltext

⭐️⭐️ Yorgunluk ve Uykululuğun Hemşire Performansı ve Hasta Güvenliği Üzerindeki Etkileri https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK2645/

⭐️⭐️ Uyku hali ve yorgunluğu ayırt etme: Tanım ve ölçüme odaklanma https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/16376590/

⭐️⭐️ Yaklaşık 2000 İngiliz yetişkinden oluşan temsili bir örneklemde uyku miktarı, uyku zorlukları ve bunların algılanan sonuçları https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/15560771/

⭐️⭐️ İnsan uykusu: Süresi ve organizasyonu sirkadiyen evresine bağlıdır https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/7434029/

⭐️⭐️ Yorgunluk ve olumsuz sağlık sonuçlarının tahmini: Meta-analizle sistematik bir inceleme https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S1568163721000088

⭐️⭐️ Yorgunluk: Genel Bakış https://www.aafp.org/pubs/afp/issues/2008/1115/p1173.html

⭐️⭐️ KRONİK UYKUSUZLUK VE STRES SİSTEMİ https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC2128619/

⭐️⭐️ İşyerinde yorgunluk yönetimi https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC4525425/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Kayıp Kaptanın İzinde – Küçük Gençlere

Mert, 11 yaşında, meraklı ve hayalperest bir çocuktu. Kitap okumak onun için bir maceranın kapısını aralamaktı; her sayfa, onu başka bir dünyaya götüren bir kapıydı. Özellikle macera kitaplarına düşkündü. Her cumartesi sabahı, annesiyle mahallelerindeki küçük kitapçıya gider, rafların arasında kaybolurdu. Kitapların kokusu, sayfaların hışırtısı ve renkli kapaklar Mert’in kalbini heyecanla doldururdu.

O sabah da farklı değildi. Annesi kasada ödeme yaparken, Mert rafların arasında dolaşıyor, eski kapaklara ve sararmış sayfalara dokunuyordu. Gözleri parlak kırmızı bir kapağa takıldı: “Kaptan Grant’ın Çocukları.” Kapakta dalgalı denizler, bir yelkenli ve iki genç figür vardı.

“Bu neymiş acaba?” diye mırıldandı Mert. Kitabı eline aldığında tuhaf bir sıcaklık hissetti; sanki kitap kendi hayatına sahipti. Kapak kaydı ve sayfalar birdenbire açıldı, etrafını altın sarısı bir ışık sardı.

“Mert, dikkat et!” diye annesinin sesi geldi ama uzak bir yankı gibi duyuldu. Bir girdabın içinde hissediyordu kendini; rüzgar uğuldayıp sayfalar etrafında uçuşuyordu. Ve sonra… her şey durdu.

Gözlerini açtığında, kendini devasa bir yelkenli geminin güvertesinde buldu. Etrafındaki deniz uçsuz bucaksızdı, gökyüzü masmavi ama ufukta kara bulutlar kümeleniyordu. Rüzgar yelkenleri şişiriyor, tahta zemin ayaklarının altında gıcırdıyordu.

Bir ses duydu: “Hey, sen de kimsin?”

Sesin sahibi, yaklaşık 16 yaşlarında esmer bir gençti: Robert Grant. Yanında, ona biraz benzeyen ama daha küçük bir kız vardı: Mary. Mert’in aklı karıştı. Kitapta okuduğu karakterlerle karşı karşıyaydı!

“Ben… ben Mert,” dedi titrek bir sesle. “Burası neresi? Siz… gerçekten Robert ve Mary misiniz?”

Robert kaşlarını çattı. “Adımızı nereden biliyorsun? Bu gemide ne işin var? Duncan’ın mürettebatından değilsin, bunu biliyorum.”

Mary, Robert’ın kolunu çekti. “Sakin ol, Robert. Çocuk korkmuş görünüyor.” Sonra Mert’e döndü, gülümsedi. “Evet, ben Mary Grant, bu da kardeşim Robert. Babamızı bulmak için yola çıktık. Ama sen… nasıl buraya geldin?”

Mert, kitaptaki maceranın gerçek olduğunu fark ederek anlattı. “Kitabı kitapçıdan aldım… ve sonra bir anda burada buldum kendimi.”

Mary gözleri parlayarak, “Bu sihir olmalı! Belki de babamızı bulmamıza yardım etmek için buradasın!” dedi.

Tam o sırada, güvertede koşuşturan uzun boylu, ciddi ifadeli ama dostane bir adam belirdi: Lord Glenarvan. “Çocuklar, fırtına yaklaşıyor, hazırlıklı olun!” Mert’i fark ettiğinde, “Bu da kim?” diye sordu.

Geminin kaptanı John Mangles de yanlarına geldi. Lord Glenarvan, Mert’in bu macerada yer alabileceğini söyledi. Mert’in kalbi hızla çarpıyordu. “Ama… eve nasıl döneceğim?” diye sordu. Mary, omzuna dokunarak, babalarını bulduktan sonra onu eve döndürmenin yolunu bulacaklarına söz verdi.

Fırtına geliyordu. Duncan gemisi dalgaların arasında dans ediyordu. Mert, elleri titreyerek halatları çekti, Robert ve Mary ona bağırarak yol gösteriyordu. Gözlerini kapattığında, kitapta okuduğu maceraların artık gerçek olduğunu anladı.

Bir süre sonra fırtına dindi, güneş yeniden parladı. Mürettebat derin bir nefes aldı. Mary, “İyi iş çıkardın, Mert!” dedi. Mert utangaçça gülümsedi. O gece kamarasında yatarken, artık bir okuyucu değil, bir kahraman olduğunu fark etti.

Ertesi sabah, Mert kamarasında uyandığında geminin sallantısını hissedebiliyordu. Gözlerini açtığında, odası güneş ışıklarıyla aydınlanmıştı ama denizin hafif dalgalı hareketi onu hâlâ uyandırmaya yetiyordu. İlk başta korkmuştu; her sallantıda kalbi hızla çarpıyor, gözleri dalgaların üzerinde arayışa çıkıyordu. Ama sonra, derin bir nefes aldı ve kendine, “Artık buradayım, bu dünyanın bir parçasıyım,” dedi.

Kamaradan çıktığında, güvertede hareketli bir tablo vardı. Mürettebat, yelkenleri kontrol ediyor, halatları sıkıyor ve gemiyi fırtınadan uzak tutmaya çalışıyordu. Robert ve Mary, Mert’in yanına koştu.

“Bugün sana gemideki işleri göstereceğiz,” dedi Robert. “Halatları çekmeyi, dümeni nasıl kontrol edeceğini, fırtınaya karşı nasıl duracağını öğreneceksin.”

Mary ekledi: “Ve sadece fiziksel beceriler değil, cesaret ve dikkat de çok önemli. Bu bir oyun değil, gerçekten dikkatli olmalısın.”

Mert başta biraz çekingen davrandı ama kısa sürede heyecanlandı. Halatları çekmeyi öğrendi, dümeni gözlemledi ve geminin ritmini anlamaya çalıştı. Mürettebatın işbirliği ve dayanışması ona güç verdi. Kendi korkularını aşmaya başladığını fark etti; küçük bir kahraman gibi hissediyordu.

Öğleden sonra, deniz tamamen sakinleşmişti. Ama uzaklarda suyun yüzeyi aniden kabarmaya başladı. Mürettebat alarma geçti. “Dalga canavarı!” diye bağırdı Robert. Mert şaşkınlıkla baktı; suyun içinden devasa, parlayan pullara sahip bir yaratık yükseliyordu. Boyu gemiden uzun, gözleri ışıldıyor ve pençeleri suyu çırpıyordu.

Kaptan John hemen emri verdi: “Herkes yerini al! Halatları sıkı çekin, gemiyi savunmalıyız!”

Mert, Mary’nin rehberliğinde bir halatı tutarak canavarın yaklaşmasına karşı koydu. İlk başta korku içinde titredi, ama sonra cesaretini topladı. Canavar gemiye çarpmaya çalışırken, Mert hızlıca sağa-sola koşup halatı bağladı ve diğer mürettebatla uyum içinde çalıştı. Robert da ön tarafa geçerek yaratığın dikkatini dağıttı.

Sonunda, canavar suya geri çekildi. Mürettebat derin bir nefes aldı ve birbirine baktı; hepsi hayatta kalmıştı. Mert’in yüzünde hem yorgunluk hem de gurur vardı. “Başardım!” diye düşündü, artık kendini bir kahraman gibi hissediyordu.

Fırtınadan sonra gökyüzü açıldı, ve uzakta bir ada silueti belirdi. Mary heyecanla işaret etti: “Bakın! Haritada işaretlenmiş bir ada. Babamızı bulmamıza yardımcı olacak ipuçları orada olabilir.”

Lord Glenarvan, haritayı açtı ve adanın etrafındaki kayalıkları, mercanları gösterdi. “Burası tehlikeli bir ada,” dedi. “Ama ipuçlarını bulmak için başka seçeneğimiz yok. Hazırlıklı olun.”

Mert, Robert ve Mary, adaya yaklaşırken geminin hareketlerini ve dalgaların ritmini gözlemlediler. Mürettebatın deneyimi, Mert’e derin bir ders verdi: cesaret sadece korkusuz olmak değil, dikkatli ve hızlı düşünmek demekti.

Kıyıya ayak bastıklarında, adada gizemli işaretler ve eski haritalar buldular. Bir taşın üzerine kazınmış semboller, Mert’in dikkatini çekti. “Bu… bir tür mesaj mı?” diye mırıldandı. Mary sembolleri inceledi ve “Evet, babamızın izlediği yol olabilir,” dedi.

Adanın içinde ilerledikçe, tuhaf ışıklar ve gizemli sesler onları izliyormuş gibi hissediyorlardı. Rüzgarın uğultusu, dalgaların sesi ve adanın sessizliği Mert’in tüylerini diken diken etti. Ama korkusuna rağmen, liderlik ve cesaret duygusu onu ileriye taşıdı.

O akşam, kamp ateşi etrafında toplandıklarında Lord Glenarvan ve kaptan John, Mert’e adanın tarihi ve bu bölgedeki efsaneleri anlattı. Bazı adaların eski denizciler tarafından sihirli koruma altına alındığını, kayıp hazinelerin sadece cesur ve akıllı olanlar tarafından bulunabileceğini söyledi.

Mert, yatarken yıldızlara bakıp düşündü: “Buraya rastgele gelmedim. Bu macera, beni korkularımla yüzleştirip, gerçek bir kahraman yapacak.”

Ve böylece, Mert’in cesareti ve içsel yolculuğu, deniz canavarları ve gizemli adalarla dolu bu fantastik dünyada yavaş yavaş şekillenmeye başladı.

Sabahın ilk ışıkları adanın üzerinde parlamaya başladığında, Mert gözlerini açtı. Denizin hafif dalgaları ve kuşların cıvıltısı onu uyandırmıştı. Hemen kamaradan çıkıp güverteye baktığında, Duncan gemisi sakin bir şekilde sahile yanaşıyordu. Mert’in kalbi heyecanla çarpıyordu; bugün adanın gizemlerini keşfedeceklerdi.

Mary ve Robert, Mert’i bekliyordu. “Hazır mısın?” diye sordu Mary. Robert ekledi: “Bugün gerçek bir macera seni bekliyor. Sadece dikkatli olmalısın.”

Mert derin bir nefes aldı. “Hazırım,” dedi, cesaretini toplamaya çalışarak.

Üçlü, adanın yoğun bitki örtüsü ve dev ağaçları arasında ilerlemeye başladı. Mary ve Robert, daha önce kitapta gördükleri ipuçlarını hatırlıyor, sembolleri ve işaretleri takip ediyorlardı. Mert, etrafına dikkatle bakıyor; her yaprak, her taşın altında bir sır olabileceğini hissediyordu.

Bir süre sonra, Robert bir ağacın gövdesine kazınmış bir sembol fark etti. “Bakın! Bu bir pusula sembolü. Kitapta, babamızın bu sembolleri izleyerek gizli mesajlara ulaştığını okumuştum,” dedi heyecanla.

Mert sembolleri inceledi, zihninde bir mantık yürütmeye çalıştı. “Eğer bu sembol bir yön gösteriyorsa, kuzeye doğru gitmeliyiz. Ama dikkatli olmalıyız; adada tuzaklar olabilir,” dedi. Mary onun önerisine katıldı: “Haklısın. Cesur olmak kadar dikkatli olmak da önemli.”

Adanın derinliklerine ilerlerken, ormanın içindeki sessizlik birden değişti. Yerde parlak taşlar, aniden hareket eden dallar ve hafif ışık parlamaları belirdi. Bu, adanın sihirli koruma sistemi olmalıydı. Bir adım yanlış atıldığında, küçük çukurlar açılıyor, tuzaklar harekete geçiyordu.

Mert’in kalbi hızla çarptı. Bir çukurun kenarında durdu, derin nefes aldı ve Robert ile Mary’ye işaret etti. “Buraya dikkat!” dedi. Üçü yavaşça çukurun etrafından dolaştı ve güvenli bir şekilde ilerledi. Mert, korkusunu yönetmeyi öğreniyor, liderlik içgüdüsünü geliştiriyordu.

Ormanın en derin noktasına ulaştıklarında, eski bir taş yapının kalıntılarını buldular. Üzerinde eski harfler ve semboller vardı. Mary heyecanla taşlara dokundu: “Burası, babamızın bıraktığı bir işaret olmalı. Hazinenin ilk ipucu burada!”

Mert, haritayı çıkarıp sembolleri karşılaştırdı. “Eğer doğru okursak, hazinenin bir kısmı bu yapının altındaki gizli odada olmalı,” dedi. Robert, Mert’in çözümünü onayladı ve birlikte taşları kaldırarak gizli bir geçit açtılar.

Geçit, karanlık ve dar bir tünelle onları karşıladı. Mert’in kalbi hem korku hem de heyecanla çarpıyordu. “İleri gitmeliyiz,” dedi Mary. Robert ise fenerle yol gösteriyordu. Mert’in cesareti, hem kendi korkularını yenmesini hem de grubun güvenliğini sağlamasını mümkün kılıyordu.

Tünelin sonunda, eski bir sandık buldular. Sandığı açtıklarında içi altın ve mücevherlerle doluydu. Ama en değerli şey, üzerinde babalarının adı yazan bir mektuptu. Mektup, Kaptan Grant’in izlerini takip etmeye devam etmeleri gerektiğini söylüyordu ve bir sonraki ipucunu işaret ediyordu: Büyük Fırtına Adası

Mert, sandığın yanında durup derin bir nefes aldı. Kendi içinden geçenleri fark etti: “Korktum, ama pes etmedim. Cesur oldum, dikkatli oldum, liderlik yaptım. Artık kendime daha çok güveniyorum.” Mary ve Robert de Mert’e bakarak gülümsediler. “Sen gerçek bir kahraman oldun, Mert!” dedi Mary.

Lord Glenarvan ve kaptan John, mürettebatla birlikte adaya gelerek keşfi onayladılar. “Harika bir iş çıkardınız. Bu ipuçları bizi Kaptan Grant’e bir adım daha yaklaştıracak,” dedi Lord Glenarvan. Mert’in kalbinde gurur ve heyecan karışımı bir duygu vardı.

O akşam gemiye döndüklerinde, Mert kamarasında yatarken yıldızlara baktı ve kendi kendine söz verdi: “Her adımda cesaretimi, dikkatimi ve liderliğimi kullanacağım. Bu macera sadece babayı bulmak değil, kendimi keşfetmek için de bir yolculuk.”

Ve böylece, Mert’in macerası gizemli adalarda ipuçlarını takip ederek, sihirli tuzakları aşarak ve liderlik yeteneklerini geliştirerek devam ediyordu.

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, Duncan gemisi Patagonya’ya doğru hareket etmeye başladı. Mert, kamarasında uyanırken, rüzgarın uğultusunu ve yelkenlerin hafif gıcırdamasını duyuyordu. Gökyüzü masmaviydi ama ufukta kararmaya başlayan bulutlar, yaklaşan bir fırtınanın habercisi gibiydi.

Mert, kahvaltısını yaptıktan sonra güverteye çıktı. Robert ve Mary, mürettebatla birlikte halatları kontrol ediyor ve yelkenleri düzenliyordu. Mert’in gözleri merak ve heyecanla etrafı taradı. Gemi, dalgaların ritmine uyarak ileri doğru süzülüyordu.

“Bugün uzun bir yolculuk olacak,” dedi Robert. “Büyük Fırtına Adası’na ulaşmamız gerek. Orada babamızın bıraktığı ipuçları, kayıp hazinenin ikinci parçasını işaret ediyor.”

Mary, Mert’in omzuna dokundu. “Ama dikkatli olmalıyız. Bu yolculuk sadece fiziksel güç değil, zekâ ve cesaret de gerektiriyor.”

Mert derin bir nefes aldı. Artık korkularını aşmaya başlamıştı; cesaretini, dikkatini ve liderlik becerilerini kullanarak gemideki görevlerine katkıda bulunmak istiyordu.

Mert, gemideki yaşamın ritmini öğrenmeye başladı. Her sabah mürettebatla birlikte halatları çekiyor, dümeni gözlemliyor ve fırtına anında nasıl pozisyon alacaklarını öğreniyordu. Kaptan John ve Lord Glenarvan, Mert’in öğrenme azmini fark etti ve ona küçük görevler vererek sorumluluk bilincini artırdı.

Mert, özellikle geminin rotasını gözlemlemek ve rüzgar yönünü hesaplamak gibi görevleri öğrenmeye hevesliydi. Bu görevler, ona liderlik ve karar verme yeteneği kazandırıyordu. Her doğru hamle, geminin güvenliğini sağlıyor, onu cesaret açısından daha güçlü bir kahraman yapıyordu.

Bir sabah, ufukta tuhaf bir hareket fark ettiler. Deniz, normal dalgaların dışında, bazı bölgelerde parlıyordu. “Ne oluyor burada?” diye sordu Mert merakla.

Lord Glenarvan, “Bu bölgede denizin sihirli akıntıları var,” dedi. “Bazı denizciler, burada deniz canavarlarının ve gizemli yaratıkların yaşadığını söylüyor. Dikkatli olmalıyız.”

O sırada suyun içinden devasa bir yaratık yükseldi. Parlayan pulları ve ışıldayan gözleriyle dev bir deniz canavarı, Duncan gemisinin yanına geldi. Mürettebat alarma geçti. Robert ve Mary, Mert’in yanına koştu: “Hadi, halatları hazırla!”

Mert titreyerek ama kararlı bir şekilde halatları tuttu. Canavarın saldırısı sırasında Mert, öğrendiği teknikleri kullanarak halatları sıkı tuttu ve diğer mürettebatla birlikte hareket etti. Canavar suya geri çekildiğinde, Mert’in kalbi hem korku hem de gururla doluydu. Cesaretini test etmişti ve başarılı olmuştu.

Gün ilerledikçe gökyüzü kararmaya başladı. Ufukta yoğun bulutlar kümeleniyor, rüzgar hızlanıyordu. Kaptan John, mürettebata emir verdi: “Herkes yerini alsın! Bu fırtına güçlü ve tehlikeli olacak!”

Mert, Robert ve Mary, gemiyi güvenli şekilde yönlendirmeye çalıştı. Rüzgar şiddetliydi, dalgalar devasa boyutlara ulaşmıştı. Geminin güvertesi sarsılıyor, halatlar neredeyse ellerinden kayıyordu. Mert, gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. İçinde bir güç hissediyordu; korkusunu yönetiyor, liderlik yeteneğini kullanıyordu.

Fırtına sırasında, geminin yelkenleri yırtılmaya başladı. Mert, Robert ve Mary birlikte çalışarak yelkenleri tamir ettiler. Mürettebatın deneyimi ve Mert’in hızlı öğrenme yeteneği birleşince, gemi fırtınadan sağ salim kurtuldu. Mert, kendi cesaretini ve takım çalışmasının önemini bir kez daha fark etti.

Fırtınadan sonra, ufukta Büyük Fırtına Adası göründü. Ada, yüksek kayalıklarla çevrili, sislerle kaplı ve üzerinde garip ışıklar parlıyordu. Lord Glenarvan, haritayı açtı: “Burada ipuçları var. Babamızın izlerini takip edeceğiz.”

Mert ve çocuklar, adanın kıyısına yaklaştıkça büyülenmişti. Adadaki taşlarda tuhaf semboller vardı; bazıları parlıyor, bazıları eski yazıtlarla doluydu. Mary, sembolleri inceleyerek, “Burası bir tür sihirli koruma mekanizması. Yanlış adım atarsak tuzaklar harekete geçebilir,” dedi.

Mert, dikkatle taşlara bakarak liderlik yaptı. Robert ve Mary’ye işaret etti: “Sadece sembolleri takip edelim, acele etmeyelim.” Üçlü, adanın derinliklerine doğru ilerlerken, tuzaklar ve gizemli ışıklar karşılarına çıktı. Mert’in dikkat ve cesareti, grubu güvenli bir şekilde yönlendirdi.

Ormanın derinliklerinde, eski bir taş tapınak buldular. Tapınak, üzerinde parlayan semboller ve eski yazıtlarla kaplıydı. Mary heyecanla taşlara dokundu: “Burası babamızın bıraktığı ipuçlarından biri olmalı.”

Mert sembolleri dikkatle inceledi. “Eğer doğru okursak, hazinenin ikinci parçası burada olabilir,” dedi. Robert, Mert’in çözümünü onayladı ve birlikte taşları hareket ettirerek gizli bir geçit açtılar.

Geçit, karanlık bir odada sona eriyordu. İçerisi, eski haritalar, mesaj şişeleri ve gizemli objelerle doluydu. Mert, burada sadece bir hazine değil, babalarının yolculuğunun izlerini bulduğunu fark etti. Cesareti, dikkat ve liderlik becerisi onu bir kahraman haline getirmişti.

O gece, gemiye döndüklerinde, Mert kamarasında yatağa uzandı. Günün heyecanı ve yorgunluğu içinde, yıldızlara bakarken düşündü: “Korkularımı yendim, cesaretimi kullandım ve liderlik yaptım. Artık sadece bir okuyucu değil, gerçek bir kahramanım.”

Mary ve Robert, Mert’in yanında oturup gülümsediler. “Sen gerçekten büyüdün, Mert,” dedi Mary. Robert ise ekledi: “Evet, artık sadece bizimle değil, bizim yolculuğumuzda aktif bir kahramansın.”

Lord Glenarvan ve kaptan John, mürettebatla birlikte, Büyük Fırtına Adası’nda daha zorlu maceraların onları beklediğini biliyorlardı. Mert, artık hem fiziksel hem de zihinsel olarak bu maceraya hazırdı.

Ve böylece, Mert’in macerası Büyük Fırtına Adası’na yaklaşırken, deniz canavarları, fırtınalar ve gizemli ipuçları ile dolu bir yolculukla devam etti. Her adım, onun cesaretini ve liderlik yeteneklerini güçlendiriyor, içsel dönüşümünü tamamlıyordu.

Güneş henüz ufuktan yeni yükselmişti, ama Büyük Fırtına Adası’nın gökyüzü bulutlarla kaplıydı. Mert, kamarasında gözlerini açarken rüzgarın uğultusu ve uzaktaki dalgaların hırıltısı ile karşılaştı. Gözüne geminin güvertesindeki hareketli manzara ilişti; mürettebat halatlarla boğuşuyor, yelkenleri sabit tutuyordu. Mert, derin bir nefes aldı. Artık korkusunu daha iyi yönetebiliyor, cesaretini ve liderlik yeteneğini her an kullanmak üzere hazır hissediyordu.

Mary ve Robert yanına koştu. “Bugün adanın derinliklerine ineceğiz,” dedi Mary. Robert ise uyarıda bulundu: “Hazır olmalısın, Mert. Bu sadece fiziksel bir macera değil, aynı zamanda zihinsel bir sınav olacak.”

Mert başını salladı: “Hazırım. Artık korkularımı yönetebiliyorum ve birlikte hareket edebiliyoruz.”

Gemiden karaya geçtiklerinde, Mert etrafına bakıp adanın yoğun, sisli ve gizemli atmosferini gözlemledi. Ormanın derinliklerine ilerledikçe, tuhaf ışık parlamaları ve bilinmeyen sesler duyuluyordu. Her adımda Mert’in dikkatini zorlayan bir şey vardı; her gölge, her taş bir ipucu veya tuzak olabilirdi.

Mary sembolleri takip ediyor, Robert öncü olarak yolu açıyordu. Mert, öğrendiği liderlik ve dikkat tekniklerini kullanarak grubu yönlendirdi. “Dikkatli olun, tuzaklar olabilir,” dedi. “Her sembolü, her ışığı anlamaya çalışalım.”

Bir süre sonra, büyük bir kayanın üzerinde parlayan semboller gördüler. Mary heyecanla işaret etti: “Burası bir tür koruma işareti! Babamızın buraya bıraktığı ipuçlarından biri olmalı.”

Mert, sembolleri inceledi ve mantıklı bir sıra ile ilerleyerek grup için güvenli bir yol belirledi. Bu küçük ama kritik hamle, Mert’in cesaret ve liderlik yeteneklerini pekiştirdi.

Ormanın derinliklerinde ilerlerken, önlerine eski taşlardan yapılmış bir platform çıktı. Platformun ortasında parlayan bir taş vardı; ancak platformun bazı taşları hafifçe çökmek üzereydi. Mert, durdu ve taşları dikkatle inceledi. “Burası bir tür tuzak,” dedi. “Yanlış adım atarsak düşebiliriz veya bir alarm tetiklenebilir.”

Robert ve Mary, Mert’in kararlılığına hayran kaldı. Mert, sakin bir şekilde taşı geçmenin yolunu buldu; bir taşın üzerine basmadan, sadece sağlam taşları kullanarak platformu güvenli şekilde geçti. Bu an, Mert’in hem cesaretini hem de dikkatini sınayan ilk gerçek testti.

Platformu geçtikten sonra, ormanın sessizliği aniden bozuldu. Büyük bir yaratık, devasa kanatları ve parlayan gözleriyle ortaya çıktı. Bu, adanın koruyucu ruhlarından biri olmalıydı. Mert’in kalbi hızla çarptı.

Mary ve Robert, yaratığı durdurmak için işaret verdi. Mert, öğrendiği strateji ve dikkat tekniklerini kullanarak grubu yönlendirdi. Yaratık saldırmak yerine, Mert’in cesareti ve kararlılığı karşısında geri çekildi. Mert, liderlik ve cesaretin sadece fiziksel güçle değil, zekâ ve dikkatle de ilgili olduğunu bir kez daha fark etti.

Yaratığı atlattıktan sonra, eski bir tapınağın kapısına ulaştılar. Kapının üzerindeki yazıtlar, bir hazinenin izlerini gösteriyordu. Mary heyecanla taşlara dokundu: “Burada bir mesaj var. Babamızın bıraktığı ipuçları buraya işaret ediyor.”

Mert sembolleri dikkatle inceledi. “Eğer doğru okursak, hazinenin bir kısmı buradaki gizli odada olabilir,” dedi. Robert, Mert’in çözümünü onayladı ve birlikte kapıyı açtılar. İçerisi, eski haritalar, mesaj şişeleri ve bazı değerli taşlarla doluydu.

Mert, sadece hazineleri değil, babalarının izlerini de bulduğunu fark etti. Cesareti, dikkat ve liderlik becerisi onu gerçek bir kahraman haline getirmişti.

Dışarıda, adanın üzerindeki gökyüzü kararmış, güçlü rüzgar ve yağmur fırtınayı başlatmıştı. Geri dönmek zorundaydılar. Mert, grubun güvenliğini sağlayacak şekilde yön verdi. Robert ve Mary, Mert’in liderliğine güvenerek hareket etti.

Fırtına sırasında dev dalgalar ve düşen ağaç dallarıyla mücadele ettiler. Mert, hem kendini hem de grubu koruyarak ilerledi. Bu deneyim, onun cesaretini pekiştirdi ve liderlik yeteneğini olgunlaştırdı.

Fırtınayı atlattıktan sonra, gemiye döndüklerinde Mert kamarasında yatağa uzandı. Günün yaşadıkları onu hem yorgun hem de gururlu hissettirmişti. Kendi kendine düşündü:

“Korkularımı yendim. Cesaretimi kullandım. Liderlik yaptım. Artık sadece bir okuyucu değil, gerçek bir kahramanım. Babamızı bulmamıza yardım ederken, kendimi de buldum.”

Mary ve Robert, Mert’in yanında oturup gülümsediler. “Sen artık sadece bizim yolculuğumuzda değil, bu macerada aktif bir kahramansın,” dedi Mary. Robert ise ekledi: “Ve her adımda liderlik yeteneğini gösteriyorsun. Gerçekten büyüdün, Mert.”

Lord Glenarvan ve kaptan John, mürettebatla birlikte, adadaki zorlukların ve gizemli ipuçlarının Mert’in cesaretini ve liderlik yeteneklerini pekiştirdiğini gözlemledi. Büyük Fırtına Adası’nın sırları, Mert’in içsel dönüşümünü tamamlamasına yardım etmişti.

Sabahın ilk ışıkları, Duncan gemisinin güvertesinde yavaşça yükseliyordu. Mert, kamarasında gözlerini açarken kalbindeki heyecanı hissetti. Artık Büyük Fırtına Adası’ndaki ilk ipuçlarını çözdükten sonra, son hedeflerine, Kaptan Grant’in izlerini bulacakları yerlere doğru yola çıkıyorlardı.

Mert, hızla kamaradan çıktı. Mary ve Robert, güvertede onu bekliyordu. Robert’in gözleri kararlıydı: “Bugün zorlu bir yolculuk bizi bekliyor. Ama hazırız ve birlikteyiz.” Mary ise Mert’in omzuna dokundu: “Cesaretimiz ve aklımız bize rehberlik edecek. Korkma, Mert. Sen artık bir kahramansın.”

Mert başını salladı. “Hazırım. Artık sadece maceranın bir parçası değil, onu yönlendirenlerden biriyim.”

Lord Glenarvan, gemi salonunda haritaları açtı. Son mesaj şişesindeki ipuçları, Güney Amerika’nın uzak bir kıyısına işaret ediyordu. Kaptan John, rüzgar ve akıntıları hesaplayarak rotayı belirledi.

Mert, haritalara bakarken fark etti ki adalarda semboller ve sihirli işaretler, yalnızca fiziksel değil, zihinsel zekâyı da test ediyordu. Bu seferki ipuçları, karmaşık semboller ve eski yazıtlarla doluydu. Mert, Robert ve Mary ile birlikte haritaları karşılaştırarak doğru rotayı belirledi.

Mary heyecanla işaret etti: “Bu sembol, babamızın gizli mesajlarının olduğu noktayı gösteriyor. Eğer doğru okursak, Kaptan Grant’e bir adım daha yaklaşacağız.”

Mert, derin bir nefes aldı. “Dikkatli olmalıyız. Bu yolculuk sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel bir sınav.”

Gün ilerledikçe, deniz sakin görünüyordu ama ufukta tuhaf hareketler gözlendi. Bir anda devasa bir deniz canavarı ortaya çıktı; parlayan pulları ve korkutucu gözleriyle Duncan gemisini çevreledi.

Mert’in kalbi hızla çarptı. Mary ve Robert, canavara karşı hazırlıklıydı ama Mert’in liderlik ve dikkat yeteneği, grubu yönlendirdi. Halatları sabitleyerek, canavarın saldırısına karşı gemiyi güvenli bir şekilde yönlendirdiler. Mert, cesaretini ve stratejik zekâsını kullanarak ekibe rehberlik etti.

Fırtına aniden patlak verdi. Rüzgar şiddetle esiyor, dalgalar devasa boyutlara ulaşmıştı. Kaptan John, mürettebata emirler verdi: “Herkes yerini alsın! Bu fırtına tehlikeli olacak!”

Mert, öğrendiği tekniklerle hem kendini hem de diğerlerini koruyarak hareket etti. Halatları sabitlemek, yelkenleri tamir etmek ve geminin dengede kalmasını sağlamak, onun liderlik ve cesaret deneyimini doruğa çıkardı.

Fırtınadan sonra, ufukta küçük bir ada görüldü. Lord Glenarvan, haritayı açtı: “İşte burası, Kaptan Grant’in izlerini bulacağımız son nokta. Hazır olun, çünkü bu adada hem gizemli tuzaklar hem de değerli ipuçları var.”

Mert, Mary ve Robert adaya doğru ilerledi. Ada, yoğun bitki örtüsü ve garip ışıklarla doluydu. Bazı taşlar parlıyor, bazıları eski yazıtlarla kaplıydı. Mary sembolleri dikkatle inceledi: “Bu tuzaklar ve işaretler, babamızın izlerini korumak için yerleştirilmiş. Acele etmeden ilerlemeliyiz.”

Mert, grup için güvenli bir yol belirledi. Her sembol ve ışık, onun dikkat ve liderlik yeteneğini test ediyordu

Ormanın derinliklerinde, eski bir tapınak buldular. Tapınak, üzerinde parlayan semboller ve eski yazıtlarla kaplıydı. Mary heyecanla taşlara dokundu: “Burası babamızın bıraktığı son ipuçlarından biri olmalı.”

Mert, sembolleri dikkatle inceledi. “Eğer doğru okursak, Kaptan Grant’in izlerini bulabiliriz,” dedi. Robert, Mert’in çözümünü onayladı ve birlikte tapınağı dikkatle incelediler.

Tapınağın içinde gizli geçitler ve tuzaklar vardı. Mert, dikkat ve strateji ile grup için güvenli yolu belirledi. Bu, onun gerçek liderlik becerilerini ve cesaretini pekiştiren kritik bir an oldu.

Tapınağın en derin odasında, eski bir sandık ve yanında bir figür vardı. Sandığın içi, Kaptan Grant’in notları ve değerli eşyalardan oluşuyordu. Figür, yorgun ama sağlıklı bir şekilde, Kaptan Grant’in kendisiydi!

“Çocuklar, geldiniz mi?” diye sordu Kaptan Grant. Mert ve diğerleri sevinç ve şaşkınlıkla ona bakakaldı. Mary ve Robert, babalarına sarıldı. Mert de adım attı: “Kaptan Grant, sizinle tanışmak bir onur!”

Kaptan Grant, Mert’e gülümseyerek, “Sen olmasaydın, belki de bazı ipuçlarını kaçırırdık. Cesaretin ve zekân bizim için çok değerliydi,” dedi.

Kaptan Grant’in sağ salim bulunmasının ardından, gemi eve dönmek üzere hazırlanıyordu. Mert, kamarasında oturup yaşadıklarını düşündü. Cesaretini, liderliğini ve dikkatini kullanarak hem kendini hem de grubu korumuş, gerçek bir kahraman olmuştu.

Lord Glenarvan, kaptan John ve mürettebat, Mert’i övdü. “Sen bu yolculukta gerçek bir kahraman oldun, Mert. Cesaretin ve liderliğin sayesinde bu macera başarıyla tamamlandı,” dedi Lord Glenarvan.

Gemideki son gece, yıldızların altında, Mert sessizce düşündü: “Korkularımı yendim. Liderlik yaptım. Cesaretimi kullandım. Artık sadece bir okuyucu değil, gerçek bir kahramanım. Eve döndüğümde, bu deneyimi asla unutmayacağım.”

Mert’in macerası, kayıp Kaptan Grant’in bulunması, deniz canavarları ve fırtınalarla dolu yolculuk, sihirli ipuçları ve adalarda gizemli keşiflerle sona erdi. Ancak onun içsel yolculuğu, cesareti, liderliği ve kendine güveni, gerçek bir kahraman olarak kalmasını sağladı.

Eve nasıl döndüğünü de sen hayal et Mert..!!

Dr.Mustafa KEBAT

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Yukarıda yer alan hikaye firmalarımız Tetkik OSGB – Tetkik Danışmanlık tarafından sosyal sorumluluğumuz olan çocuklarımızı bilgilendirmek, okumaya, çalışmaya, doğal hayata heveslendirmek ülkemize ve geleceğimize yararlı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak maksadı ile yayınlanmıştır.

Dr Mustafa KEBAT

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz. Varsa hatalarımızı bildirmeniz daha faydalı olmamıza desteğiniz bizim için çok değerli.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

İşyeri Revirinizdeki Oksijen Tüpüne Dikkat!!

Oksijen tüpleri, hem sağlık amaçlı hem de acil müdahalelerde hayat kurtarıcı niteliğe sahip basınçlı gaz ekipmanlarıdır. Ancak içerdiği yüksek basınç ve yanıcı ortamlarla etkileşime açık olması nedeniyle, doğru muhafaza edilmediğinde ve bilinçsizce kullanıldığında ciddi iş sağlığı ve güvenliği risklerine neden olabilir.

Bu nedenle, işletmelerimizde genellikle kullanılan 8–12 kg’lık taşınabilir oksijen tüplerinin kontrolü, muhafazası, kullanımı ve değiştirilmesi konularında tüm çalışanlarımızın dikkatli ve bilinçli hareket etmesi büyük önem taşır.

Sağlık personeli olmayan çalışanlarımızın dahi, temel güvenlik kurallarını anlayarak oksijen tüpleri ile ilgili işlemleri güvenli şekilde yerine getirebilmeleri amacıyla hazırladığım bu yazıda, sadece bir ekipmanı kullandırmak değil, aynı zamanda riski yönetebilen bilinçli bireyler yetiştirmektir.

Aşağıda işyerinizdeki oksijen tüpünün güvenli muhafaza edilmesi, kontrol edilmesi, kullanılması ve değiştirilmesi konularında sağlık personeli olmayan bir çalışan tarafından da kolayca anlaşılabilecek şekilde hazırlanmış eğitici ve hatırlatıcı bir yazılı bilgi dokümanı bulacaksınız.

Saygılarımla

Dr. Mustafa KEBAT

Oksijen Tüpü Nedir?

Oksijen tüpleri, tıbbi veya acil durumlarda kullanılmak üzere basınç altında saf oksijen gazı içeren çelik silindirlerdir. İşyeri ortamında, acil müdahale durumları için kullanılabilir. Ancak bu tüpler yüksek basınç altında olduğu için tehlikeli gaz ekipmanları sınıfına girer ve özel dikkat gerektirir.

Oksijen Tüpü Güvenli Muhafaza Kuralları

Dik Konumda Sabitlenmeli: Tüp daima dik konumda ve devrilmeyecek şekilde bir zincir veya kelepçe ile sabitlenmelidir.
Isı Kaynağından Uzak: Güneş ışığı, soba, kaynak kıvılcımı, fırın gibi ısı kaynaklarından en az 1,5 metre uzakta tutulmalıdır.
Kimyasallardan Ayrı Tutulmalı: Yanıcı, parlayıcı ya da kimyasal maddelerin bulunduğu yerlerden uzakta depolanmalıdır.
Kapalı, Kuru ve Havalandırmalı Alan: Oksijen tüpleri kuru, iyi havalandırılmış, tercihen kilitli bir alanda muhafaza edilmelidir.
“Oksijen Tüpü” Uyarı Etiketi: Tüpün bulunduğu alanda “Tıbbi Oksijen – Ateş ve Kıvılcım Yasaktır” etiketi görünür olmalıdır.

Oksijen Tüpü Günlük / Haftalık Kontrol Listesi

🔸 Tüp dik ve sabit durumda mı?
🔸 Vanası kapalı mı ve güvenlik başlığı takılı mı?
🔸 Gövde yüzeyinde pas, çatlak, darbe izi var mı?
🔸 Tüp bağlantı noktaları sızdırmaz mı?
🔸 Manometre basınç seviyesi normal aralıkta mı (yaklaşık 150–200 bar arası dolu)?
🔸 Etiketler okunabilir ve güncel mi?

📅 Haftalık kontrol yapılmalı, uygunsuzluklar amire bildirilmelidir.

Oksijen Tüpü Temel Kullanım Talimatı

‼️ Bu işlemler sadece eğitimli ve yetkilendirilmiş kişiler tarafından yapılmalıdır.

  1. Tüp dik ve sabit olmalı.
  2. Manometre kontrol edilir. (Boş veya az ise kullanılmaz)
  3. Regülatör takılır. (Kırık, çatlak varsa kesinlikle kullanılmaz)
  4. Vana yavaşça açılır. Ani açma patlama riskine neden olabilir.
  5. Oksijen maskesi ya da hortum takılır.
  6. Kullanım sonrası vana kapatılır ve hortumlar ayrılır.
  7. Güvenlik başlığı takılır.

Boş Oksijen Tüpü Değiştirme Talimatı

🟢 Her tüpün üzerinde “Boş/Dolu” etiketi olmalıdır.
🔁 Tüpün içindeki basınç 40 bar altına düştüyse “BOŞ” kabul edilir.

Adımlar:

  1. Vanayı kapat.
  2. Hortum ve regülatörü çıkar.
  3. Tüpü yerinden dikkatle çıkar.
  4. Yeni tüpü sabitle, regülatörü tak.
  5. Sızdırmazlık kontrolü yap.
  6. Manometre basıncını kontrol et (>150 bar normaldir).
  7. “DOLU” etiketi varsa görünür olsun.

🛑 Boş tüplerle dolu tüpler aynı alanda karışmamalı, ayrı yerlerde saklanmalıdır.

Oksijen Tüpü Dikkat Edilmesi Gereken Güvenlik Noktaları

🚫 Asla tüpü sürükleme, yuvarlama, yatırma.
🚫 Tüpü açarken yağlı, kirli eldiven ya da alet kullanma.
🚫 Yanında sigara içme, kıvılcım oluşturma.
🚫 Tüpün vanasına darbe alma riskini önle.
🚫 Tüp içinde kaçak hissedersen hemen vanayı kapat ve amirine bildir.

🧠 🧠 🧠
BUNLARI UNUTMA!
  • Tüp basınçlı kap olduğu için potansiyel bir tehlike barındırır.
  • Eğitimli olsan bile her zaman dikkatli olmalısın.
  • Aylık bakım ve yıllık periyodik kontroller yetkili firma tarafından yapılmalıdır.
  • Tüp üzerinde son test tarihi ve üretim tarihi etiketini kontrol et.
  • 10 yıldan eski tüpler kullanılmaz.
✅ ✅ ✅

Oksijen Tüpü ile Çalışırken
SABİTLE – KONTROL ET – KULLAN – KAPAT – EMNİYETE AL!”

Unutulmamalıdır ki; oksijen hayat verirken aynı zamanda yanlış ellerde ölümcül sonuçlara da neden olabilir. Bu sebeple, sadece tüpün içindeki gazı değil, çevresel güvenliği ve insan hayatını da taşıdığımızı bilerek hareket etmeliyiz.

Bu bilgi formu, işyerinde görevli ve sağlık personeli olmayan bir çalışanın oksijen tüplerini güvenle kullanmasını, kontrol etmesini ve gerektiğinde değiştirmesini amaçlamaktadır. Bu belge eğitimin yerini tutmaz, ancak kişisel sorumluluklarını ve doğru davranışları öğretmek için hazırlanmıştır. Düzenli aralıklarla yeniden okunmalı ve gerektiğinde sorumlu kişiden destek alınmalıdır.

Yapılan her kontrol, alınan her küçük önlem, büyük tehlikeleri önlemenin anahtarıdır. Bu dokümandaki bilgiler, sizleri hem bireysel hem ekip düzeyinde güvenli davranışlara teşvik etmek için hazırlanmıştır. Lütfen periyodik tekrarlar yaparak bilgilerinizi güncel tutunuz ve gerektiğinde bu dokümana başvurmaktan çekinmeyiniz. Güvenli bir çalışma ortamı, dikkatli ve bilgili çalışanlarla mümkündür.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Yüksekte Çalışma – Head Shake Nystagmus (HSN) Testi – Propriyosepsiyon

Yüksekte Çalışma Öncesi Vestibüler Fonksiyonun Dinamik Değerlendirilmesi
1. Denge Sisteminin Dinamik Doğası

İnsan vücudu, başın ve gözlerin koordineli hareketi sayesinde uzayda yönelimini koruyabilir. Bu karmaşık denge mekanizmasının kalbinde vestibüler sistem bulunur. İç kulaktaki yarım daire kanalları, utrikül ve sakkül gibi yapılar; yerçekimine, ivmeye ve baş hareketlerine duyarlıdır.

Dengeyi koruma süreci üç temel kaynaktan veri alır:

  1. Görsel sistem (gözlerden gelen konum bilgisi),
  2. Proprioseptif sistem (kas ve eklemlerden gelen pozisyon verileri),
  3. Vestibüler sistem (iç kulaktan gelen hız, ivme ve yönelim bilgisi).

Bu üç sistemin entegrasyonu, beyin sapı, beyincik ve serebral korteks aracılığıyla gerçekleşir.
Head Shake Nystagmus (HSN) Testi, bu entegrasyonun özellikle vestibüler bileşenini dinamik koşullar altında değerlendiren bir yöntemdir.

2. HSN Testinin Tanımı ve Amacı

Head Shake Nystagmus (HSN) Testi, başın hızlı ritmik hareketleri sonrasında ortaya çıkan nistagmus (istem dışı ritmik göz hareketi) varlığını ve yönünü değerlendiren bir vestibülo-oküler refleks (VOR) testidir.

Amaç, iki taraflı vestibüler sistemin asimetrik çalışmasını tespit etmektir. Sağ ve sol yarım daire kanallarından gelen uyarıların eşit olmaması durumunda, başın hızlı hareketinden sonra gözlerde istemsiz hareketler gözlenir. Bu hareket, denge sisteminde bir tarafın baskın ya da zayıf çalıştığını gösterir.

Temel ilke:
Baş hızla sallandığında iç kulakta bulunan endolenf sıvısı hareket eder. Sağ ve sol lateral yarım daire kanallarından gönderilen sinyaller beyin sapında karşılaştırılır. Bu sinyaller arasında fark varsa (örneğin bir kulakta hipofonksiyon), sistem yanlış yön bilgisi üretir ve gözlerde nistagmus gelişir.

3. HSN Testinin Nörofizyolojik Temeli

Vestibülo-oküler refleks (VOR), baş hareketi sırasında gözlerin sabit bir noktaya odaklanmasını sağlar. Baş hızla sağa döndüğünde, gözler refleks olarak sola hareket eder ve görsel stabilite korunur.

Bu refleksin üç temel bileşeni vardır:

  • Reseptör düzeyi: Yarım daire kanallarındaki kupula ve endolenf hareketi,
  • Sinyal iletimi: Vestibüler sinir (VIII. kranial sinir) aracılığıyla beyin sapına aktarım,
  • Motor yanıt: Ekstraoküler kasların kasılmasıyla gözlerin kompansatuvar hareketi.

Eğer bir taraftaki vestibüler sinyal azalmışsa (örneğin labirentit, vestibüler nörit veya kronik ototoksisite sonrası), başın ritmik sallanması sonrası VOR dengesi bozulur ve gözler bir yöne saparak nistagmus oluşturur.

4. Testin Klinik Önemi

HSN testi, özellikle subklinik vestibüler asimetrileri ortaya çıkarma açısından çok değerlidir. Romberg veya Unterberger testi gibi statik denge testlerinde normal sonuç alınan bireylerde bile, Head Shake Nystagmus testi dinamik bozuklukları gösterebilir.

Bu durum özellikle yüksekte çalışan bireyler için kritik öneme sahiptir; çünkü yükseklik ortamında baş hareketleri ani, tekrarlayıcı ve yön değiştirici niteliktedir.

5. Testin Uygulanma Ortamı
Ortam Koşulları:
  • Sessiz, dikkat dağıtıcı uyaranlardan arındırılmış bir klinik ortam.
  • Zemin düz ve güvenli olmalı.
  • Işık orta düzeyde olmalı; aşırı parlak veya karanlık ortam göz hareketlerinin değerlendirilmesini zorlaştırır.
Kullanılan Ekipmanlar:
  1. Frenzel gözlüğü veya video-okülografi sistemi (göz hareketlerini büyüterek incelemek için),
  2. Sandalye veya sabit oturma alanı,
  3. Zaman ölçer veya metronom (baş hareket hızını ayarlamak için),
  4. Gözlem formu (nistagmus yönü, süresi ve tipi kaydı).

6. Testin Uygulama Basamakları
Adım 1: Başlangıç Pozisyonu

Kişi oturur pozisyondadır. Baş düz, bakış karşıya sabitlenmiş durumdadır.

Adım 2: Gözlük Takılması

Frenzel gözlüğü takılarak hastanın fiksasyon yeteneği (bir noktaya odaklanma) engellenir. Bu sayede nistagmusun bastırılması önlenir.

Adım 3: Başın Sallanması
  • Muayene eden kişi, deneğin başını yaklaşık 30° öne eğdirir.
  • Ardından baş, ±30°’lik açılarla (yani sağa-sola toplam 60°) ritmik şekilde 2 Hz frekansla (yaklaşık saniyede iki kez sağ-sol) 20 defa sallanır.
  • Bu işlem yaklaşık 10 saniye sürer.

Adım 4: Hareketsizlik ve Göz İzlemi

Baş hareketi durdurulur ve deneğin başı yeniden nötral pozisyona getirilir.
Uygulayıcı, ilk 30 saniye boyunca gözleri dikkatle izler.

Adım 5: Göz Hareketlerinin Değerlendirilmesi

Gözlerde ortaya çıkan istemsiz hareketlerin yönü, frekansı ve süresi kaydedilir.

7. Nistagmusun Tipleri ve Klinik Yorumu

HSN testinde gözlenebilecek nistagmus tipleri aşağıdaki gibidir:

Nistagmus TürüÖzellikOlası NedenKlinik Anlam
YokGözler sabit, hareket yokNormal vestibüler dengeSağlıklı birey
Sağa atımlı nistagmusGözler hızlı fazda sağa saparSol vestibüler hipofonksiyonSol labirent zayıf
Sola atımlı nistagmusGözler hızlı fazda sola saparSağ vestibüler hipofonksiyonSağ labirent zayıf
Değişken yönlü (alternan)Sağ-sol dönüşümlü hareketMerkezi (serebellar) tutulumBeyincik etkilenimi
Vertikal nistagmusYukarı veya aşağı yönlü hareketBeyin sapı veya santral patolojiCiddi nörolojik bozukluk

8. Ölçüm Parametreleri
  • Latans: Nistagmusun baş hareketi durduktan sonra başlamasına kadar geçen süre. (Normalde 0,5–3 sn)
  • Süre: Göz hareketinin devam ettiği toplam süre (normal ≤10 sn).
  • Amplitüd: Gözün sapma açısı (derece cinsinden).
  • Frekans: Saniye başına salınım sayısı.

9. Testin Fizyolojik Yorumu

Normal bireylerde, iki yarım daire kanalından gelen sinyaller dengelidir.
Baş hızlı şekilde sallandığında endolenf hareketi her iki tarafta da eşit olur, bu nedenle net bir nistagmus oluşmaz.

Ancak bir tarafta vestibüler hipofonksiyon varsa:

  • Baş hareketi sırasında daha güçlü tarafın uyarısı baskın çıkar.
  • Beyin sapında yanlış “dönme hissi” algılanır.
  • Bu yanlış algı, gözlerde hızlı fazı sağlam tarafa doğru olan nistagmusa yol açar.

Örneğin:

  • Sağ vestibüler fonksiyon zayıf → Sağa atımlı nistagmus oluşur.

10. Örnek Klinik Uygulamalar
Örnek 1: Tek Taraflı Vestibüler Hipofonksiyon

Bir kaynak ustası, yüksekte çalışırken başını hızlı şekilde çevirdiğinde kısa süreli baş dönmesi yaşadığını belirtir. HSN testi sırasında sağa-sola 20 kez sallama sonrası sağa atımlı nistagmus izlenmiştir.
Yorum: Sol labirent hipofonksiyon; yüksekte ani baş hareketlerinde denge kaybı riski yüksek.

Örnek 2: Merkezi Patoloji (Serebellar Disfonksiyon)

Test sonrası nistagmus yön değiştirmiş ve süresi 20 saniyeyi aşmıştır.
Yorum: Beyincik tabanlı koordinasyon bozukluğu olasılığı; nörolojik inceleme gerekir.

Örnek 3: Normal Birey

Yüksekte çalışan bir vinç operatöründe test sonrası nistagmus gözlenmemiştir.
Yorum: Vestibüler sistem dengelidir; dinamik baş hareketlerinde oryantasyon kaybı riski düşük.

11. Yüksekte Çalışacak Kişilerde Uygulama ve Değerlendirme

Yüksekte çalışma, insan vücudunun proprioseptif ve vestibüler sistemlerini maksimum düzeyde kullandığı bir faaliyettir.

Bu tür çalışmalarda dengeyi bozan en küçük vestibüler asimetri bile ciddi düşme riskine yol açabilir.
HSN testi bu nedenle ön değerlendirme protokolüne dahil edilmelidir.

Değerlendirme Basamakları:
  1. Anamnez:
    • Daha önce geçirilen kulak enfeksiyonları, travmalar, denge bozuklukları sorgulanır.
  2. HSN Uygulaması:
    • Yukarıda belirtilen standart prosedür ile test yapılır.
  3. Sonuçların Kaydı:
    • Nistagmus yönü, süresi, tipi formlara kaydedilir.
  4. Risk Analizi:
    • Nistagmus pozitif olan bireyler; “yüksekte çalışma için geçici uygun değil” kategorisine alınır.
  5. İleri Değerlendirme:
    • Vestibüler Rehabilitasyon, Elektronistagmografi (ENG) veya Video Head Impulse Test (vHIT) gerekebilir.

12. Yüksekte Çalışmada Denge Riskleriyle İlişkilendirme

Denge Bozukluğu TürüHSN Bulgusuİş Güvenliği EtkisiÖnerilen Önlem
Tek taraflı vestibüler kayıpTek yönlü nistagmusBaş dönmesi, oryantasyon kaybıYüksek çalışma ertelenmeli, medikal tedavi
Bilateral vestibüler kayıpZayıf veya yok nistagmusGörsel odak kaybıSık mola, düşük hızda çalışma
Merkezi koordinasyon bozukluğuAlternan/vertikal nistagmusBeklenmedik düşme riskiNörolojik muayene önerilir
Normal vestibüler yanıtNistagmus yokGüvenli çalışma olasılığı yüksekRutin takip

13. Testin Güvenirliği ve Sınırlamaları

Güvenirlik:

  • Klinik olarak yüksek özgüllük (>%85).
  • Subklinik vestibüler asimetrileri yakalama duyarlılığı yüksektir.

Sınırlamalar:

  • Testin sonucu, yorgunluk veya ilaç etkisiyle değişebilir.
  • Gözlemci deneyimi büyük rol oynar.
  • Göz kası spazmları veya görsel sabitleme yeteneği güçlü bireylerde sonuç bastırılabilir.

14. Diğer Denge Testleriyle Karşılaştırma
Test AdıDeğerlendirdiği AlanStatik/DinamikHSN ile İlişkisi
Romberg TestiPropriosepsiyon + Vestibüler entegrasyonStatikStatik dengeyi değerlendirir, HSN dinamik farkları ortaya koyar
Unterberger TestiVestibülospinal refleksDinamikHSN ile birlikte uygulanırsa sistematik analiz sağlar
Head Thrust TestiVOR fonksiyonu (hızlı baş hareketi)DinamikHSN testine tamamlayıcıdır
Dix-Hallpike TestiPosterior kanal BPPVPozisyonelHSN, pozisyonel olmayan asimetrileri gösterir

15. İş Sağlığı ve Güvenliği Perspektifinden Sonuçların Yorumlanması

Yüksekte çalışma, denge kaybının ölümcül sonuçlara yol açabileceği bir alandır.
HSN testi, bu nedenle sadece medikal bir test değil; aynı zamanda önleyici iş güvenliği aracı olarak düşünülmelidir.

Pozitif HSN (Nistagmus Var):
  • Çalışan geçici olarak “yüksekte çalışma için uygun değildir”.
  • Vestibüler rehabilitasyon veya medikal tedavi sonrası yeniden değerlendirme gerekir.

Negatif HSN (Nistagmus Yok):
  • Vestibüler sistem dengelidir.
  • Yüksek riskli görevlerde baş hareketi kaynaklı oryantasyon kaybı riski düşüktür.

Raporlama Biçimi:
  • “Head Shake Nystagmus testi sonucuna göre vestibüler asimetri saptanmamıştır / saptanmıştır.”
  • “Yüksekte çalışma açısından vestibüler denge yeterlidir / yetersizdir.”

16. Pratik Uygulama Örneği – Tersane Ortamında Değerlendirme

İzmit Körfezi’ndeki bir tersanede çalışan vinç operatörleri ve iskele ustaları arasında yapılan denge testlerinde şu sonuçlar elde edilmiştir:

  • 30 kişilik grupta 4 kişide HSN testi pozitif bulunmuştur.
  • Bu çalışanların üçü, başı hızlı çevirdiklerinde kısa süreli baş dönmesi bildirmiştir.
  • Detaylı muayenede, ikisinde sol vestibüler hipofonksiyon, birinde geçirilmiş labirentit öyküsü belirlenmiştir.

Sonuç olarak bu kişiler rehabilitasyon programına alınmış, tedavi sonrası yeniden test edilmiş ve nistagmus kaybolunca yüksekte çalışma izni verilmiştir.

Bu yaklaşım, düşme oranlarını ve vestibüler kaynaklı dengesizlik şikayetlerini belirgin biçimde azaltmıştır.

17. Testin Standardizasyonu İçin Öneriler
  1. Baş sallama frekansı dakikada 120 hareket (2 Hz) olacak şekilde metronomla kontrol edilmelidir.
  2. Test her iki baş yönünde eşit genlikte yapılmalıdır.
  3. Gözlem süresi mutlaka 30 saniyeyi geçmemelidir.
  4. Test öncesi kafein, alkol veya vestibüler sistemi etkileyen ilaçlar kullanılmamalıdır.
  5. Uygulayıcılar testin santral ve periferik nistagmus farklarını ayırt edebilmelidir.

18. Sonuç: HSN Testinin İş Sağlığı Alanındaki Önemi

Head Shake Nystagmus Testi, dinamik denge sisteminin gerçek performansını ölçen, uygulaması kolay ve bilimsel temele dayalı bir tarama aracıdır.

Yüksekte çalışacak bireylerde:

  • Ani baş hareketleri,
  • Görsel odak değişimleri,
  • Mekanik titreşimler ve yön kaybı durumları sık yaşandığından,
    vestibüler sistemin sağlamlığı hayati önem taşır.

HSN testi, bu açıdan erken uyarı sistemi görevi görür.
Bir çalışanda nistagmus saptanması, potansiyel bir düşme veya kazanın önceden fark edilmesi anlamına gelir.

Dolayısıyla;

  • İşe giriş muayenelerinde,
  • Periyodik sağlık kontrollerinde,
  • Denge şikâyeti bildiren çalışanlarda
    rutin olarak uygulanması önerilir.

19. İSG Uygulamasıda Genel Değerlendirme Tablosu
Test SonucuYorumÇalışma UygunluğuÖneri
Nistagmus yokNormal vestibüler fonksiyonUygunRutin kontrol
Nistagmus 5 sn’den kısaHafif asimetriKoşullu uygunYavaş baş hareketi önerilir
Nistagmus 5–15 snBelirgin vestibüler farkUygun değilRehabilitasyon önerilir
Nistagmus 15 sn’den uzun veya yön değiştirenSantral köken olasılığıKesinlikle uygun değilNörolojik inceleme gerekir

Head Shake Nystagmus Testi, basit görünmesine rağmen iş sağlığı alanında yüksek öngörü gücüne sahip nörovestibüler bir testtir.
Yüksekte çalışma, denge sistemini sürekli sınayan bir faaliyettir; bu nedenle HSN testiyle belirlenen en küçük vestibüler dengesizlik bile ciddi kazaların önüne geçebilir.

Sonuç olarak:

  • HSN testi, vestibüler sistemin dinamik simetrisini değerlendirir.
  • Pozitif bulgu, bir tarafın zayıf veya baskın olduğunu gösterir.
  • Yüksekte çalışanlar için bu durum, potansiyel düşme riski demektir.
  • Testin düzenli uygulanması, hem iş güvenliği performansını artırır hem de çalışan sağlığını korur.

HEAD SHAKE NYSTAGMUS (HSN) TESTİ UYGULAMA FORMU

1. KİMLİK BİLGİLERİ

  • Adı Soyadı: …………………………………………………………………………………………………….
  • T.C. Kimlik No: ……………………………………………………………………………………………….
  • Yaş: …………. Cinsiyet: …………. Tarih: ……………..
  • İş Kolu / Görev: ………………………………………………………………………………………………
  • Testi Uygulayan Uzman: ………………………………………………………………………………..

2. TESTİN UYGULAMA ŞARTLARI

  • Test Ortamı: □ Sessiz □ Aydınlık □ Sabit Zemin
  • Kullanılan Ekipman: □ Frenzel Gözlüğü □ Video-Okülografi □ Zamanlayıcı
  • Test Pozisyonu: □ Oturur □ Ayakta
  • Baş Öne Eğimi: 30°
  • Baş Sallama Açısı: ±30° (Toplam 60°)
  • Hız: Yaklaşık 2 Hz (dakikada 120 hareket)
  • Tekrarlama Sayısı: 20

3. TEST UYGULAMA BASAMAKLARI

AşamaİşlemUygulayıcı Onayı
1Baş nötral pozisyonda iken gözler gözlükle izlenir□ Evet □ Hayır
2Baş 30° öne eğilir□ Evet □ Hayır
3Baş sağa-sola 20 kez ritmik şekilde sallanır□ Evet □ Hayır
4Hareketsizlik sonrası göz hareketleri 30 sn boyunca izlenir□ Evet □ Hayır

4. GÖZLEM ALANLARI

Gözlem KriteriSağ GözSol GözAçıklama / Not
Nistagmus varlığı□ Var □ Yok□ Var □ Yok
Nistagmus yönü□ Sağa □ Sola □ Yukarı □ Aşağı □ Alternan□ Sağa □ Sola □ Yukarı □ Aşağı □ Alternan
Hızlı faz yönü……………..……………..
Latans süresi (sn)……………..……………..
Süre (sn)……………..……………..
Amplitüd (°)……………..……………..
Frekans (Hz)……………..……………..
Görsel fiksasyon etkisi□ Bastırıyor □ Bastırmıyor□ Bastırıyor □ Bastırmıyor

5. KLİNİK DEĞERLENDİRME

BulgularOlası YorumUygunluk
Nistagmus yokNormal vestibüler denge□ Uygun
Sağa atımlı nistagmusSol vestibüler hipofonksiyon□ Koşullu uygun
Sola atımlı nistagmusSağ vestibüler hipofonksiyon□ Koşullu uygun
Alternan / vertikal nistagmusMerkezi patoloji olasılığı□ Uygun değil
Uzun süreli (>15 sn) nistagmusBelirgin asimetri□ Uygun değil

6. RİSK DEĞERLENDİRME VE AÇIKLAMA

Risk DüzeyiTanımÖnerilen İşlem
DüşükNistagmus yok veya 5 sn’den kısaRutin kontrol
Orta5–15 sn arası tek yönlü nistagmusVestibüler rehabilitasyon önerilir
Yüksek15 sn’den uzun veya yön değiştiren nistagmusNörolojik inceleme / geçici işten uzaklaştırma

7. TEST SONUCU

  • Genel Değerlendirme: ………………………………………………………………………………………………….
  • Test Sonucu: □ Negatif (normal) □ Pozitif (anormal)
  • Vestibüler Asimetri: □ Yok □ Var (Sağ / Sol)
  • Çalışma Uygunluğu: □ Uygun □ Koşullu □ Uygun Değil

8. TESTİ UYGULAYANIN GÖRÜŞÜ
……………………………………………………………………………………………………………………………………..
……………………………………………………………………………………………………………………………………..

Uygulayıcı Adı – Soyadı: …………………………………………………….
Unvanı: …………………………………………………….
İmza / Kaşe: …………………………………………………….


Not:
Bu test sonucu yalnızca vestibüler denge sisteminin değerlendirmesi için kullanılmalı, pozitif sonuçlar klinik tanı anlamına gelmemektedir. Pozitif bulgularda nörolojik veya otolojik inceleme önerilir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

#propriyosepsiyon #headshakenystagmus #yüksekteçalışma #tetkikosgb #kebat

Daha Fazla

Kalp – Damarlar ve Su – Küçük Gençlere

Sınıfta dersin en heyecanlı anlarından biriydi. Öğrencilerden biri defterine kalp şekli çizerken Hatice öğretmen gülümsedi. O sırada Zehra merakla parmağını kaldırdı:

Zehra: “Öğretmenim, geçen derste akciğerlerin suyla ilişkisini öğrendik. Peki ya kalbimiz? Kalbimiz de suya ihtiyaç duyar mı?”

Hatice öğretmen biraz düşündü, sonra göz kırptı.

Hatice Öğretmen: “Harika bir soru! Gelin bunu yine sihirle öğrenelim. Ellerimi üç kez çarpınca Sihirli Profesör gelecek ve bizi kalbin dünyasına götürecek.”

Sınıf sessizleşti, herkes nefesini tuttu. Hatice öğretmen avuçlarını şak şak şak diye birbirine vurdu. Bir anda ışıklar döndü, havada kıvılcımlar uçuştu ve rengârenk pelerinli, gözlüklerinin arkasından bakan koca gözleriyle Sihirli Profesör Su ortaya çıktı.

Profesör Su: “Genç araştırmacılar, tekrar buluştuk! Bugün kalbinizin ve damarlarınızın suya nasıl bağlı olduğunu göreceğiz. Hazır mısınız?”

Hep bir ağızdan “Hazııır!” diye bağırdılar.

Profesör asasını salladı. Sınıf bir anda küçücük oldu, herkes sanki kar tanesi kadar küçülmüştü. Kendilerini dev gibi atan kırmızı bir kasın içinde buldular. Evet, kalbin odacıklarındaydılar!

Elif: “Vay canına! Şu kocaman duvarlar kalp kası mı? Çok güçlü görünüyor.”

Profesör Su: “Evet Elif. Kalbiniz, günde yaklaşık yüz bin kez kasılıp gevşer. Bunun için de çok suya ihtiyaç duyar. Kasların kasılması için enerji gerekir, enerji için de suyun yardımıyla oluşan kimyasal reaksiyonlar şarttır.”

Atlas: “Benim aklıma bir şey geldi. Eğer su bu kadar önemliyse, kalp susuz kalınca ne olur? Hemen yorulur mu?”

Profesör Su: “Çok iyi bir nokta Atlas. Susuzluk, kanın daha koyu ve yoğun olmasına neden olur. Yani kalbiniz kanı pompalarken daha çok zorlanır. Bu da tıpkı çamurlu suyu hortumdan geçirmek gibi zordur.”

Asya Naz: “Benim babam tansiyon hastası. Tansiyonun da suyla ilgisi var mı?”

Profesör Su: “Kesinlikle! Tansiyon dediğimiz şey, kanın damarların duvarına yaptığı basınçtır. Eğer vücudunuzda su azsa, kan miktarı da azalır. Bu da bazen tansiyonun düşmesine yol açar. Ama tam tersi, çok fazla tuzlu su içerseniz, kan basıncınız yükselebilir.”

Öğrenciler hayranlıkla etraflarına bakarken dev gibi kapakçıklar çıt çıt diye açılıp kapanıyordu.

Ege: “Şunlar kapı gibi hareket eden şeyler mi? Sanki kalbin içinde kapılar var!”

Profesör Su: “Aferin Ege! Onlara kalp kapakçıkları diyoruz. Kanın tek yönlü ilerlemesini sağlarlar. Yani kalp her kasıldığında kanın geri kaçmasını önlerler. Bu kapakların düzgün çalışması için de kanın akışkan olması gerekir. Ve bunun sırrı yine sudur.

Tam o sırada öğrenciler damarların içine doğru çekildiler. Kendilerini hızla kayan kırmızı kayıkların üzerinde buldular. Aslında bunlar kırmızı kan hücreleriydi.

Ela: “Ben kayığa bindim! Bu kırmızı hücreler ne taşıyor?”

Profesör Su: “Onlar oksijen taşıyorlar Ela. Oksijen, suyun da yardımıyla hücrelere enerji üretimi için ulaştırılır. Kırmızı hücrelerin içinde hemoglobin adlı özel bir protein var. Bu molekül oksijeni yakalar ve taşır.”

Defne Yaz: “Hemoglobin deyince aklıma hemşireler geliyor, ama bu bambaşka bir şeymiş!”

Profesör Su: “Haklısın, kulağı benziyor. Hemoglobin demir içerir ve bu sayede kan kırmızı renktedir. Ama eğer vücutta yeterince su olmazsa, bu hücreler oksijeni gerektiği gibi taşıyamaz.”

Kıvanç: “Ben biraz ileriye baktım, yollar dallara ayrılıyor. Bunlar damar mı?”

Profesör Su: “Doğru Kıvanç. Şimdi sana üç çeşit damarı tanıtacağım:

  • Atardamarlar: Kalpten kanı dışarı pompalar, basınçlıdır.
  • Toplardamarlar: Kanı tekrar kalbe taşır.
  • Kılcal damarlar: Hücrelerin yanında minicik borular gibidir. Oksijen ve besinleri hücrelere verir, atıkları toplar.

Ve hepsinin içinde kanın büyük kısmını oluşturan plazma bulunur. Plazmanın %90’ı sudur!”

Mercan: “Yani damarlarımızda aslında su mu dolaşıyor?”

Profesör Su: “Çok güzel yakaladın Mercan! Evet, kanın akışkanlığını sağlayan sudur. Su olmasa, kan hücreleri birbirine yapışır ve dolaşım yavaşlar.”

Ali: “Profesör, ben terleyince çok su kaybediyorum. Bu kalbimi etkiler mi?”

Profesör Su: “Evet Ali. Terleme yoluyla su kaybettiğinde, damarlardaki kan azalır. Kalbin aynı miktarda oksijen taşımak için daha hızlı atması gerekir. Bu yüzden çok susuz kaldığımızda çarpıntı hissederiz.”

Nilda: “Benim annem hep ‘su iç, cildin güzel olsun’ der. Ama kalbimiz için de aynı şey mi geçerli?”

Profesör Su: “Kesinlikle. Su, sadece cildi değil kalbi de genç tutar. Su sayesinde damarlar esnek kalır. Eğer damarlar kuruyup sertleşirse kalp daha çok yorulur.”

Öğrenciler damarların içinde hızla yol alırken pırıl pırıl ışıklarla çevrili bir yerden geçtiler.

Çınar: “Burası çok aydınlık, neden böyle?”

Profesör Su: “Çünkü burası oksijenin yoğun olduğu bölge. Şimdi suyun bir başka işlevini öğrenelim: Su, oksijenin ve karbondioksitin çözünmesini kolaylaştırır. Bu sayede akciğerlerden gelen oksijen kana karışabilir.”

Yaman: “Yani su olmazsa oksijen de hücrelere ulaşamaz mı?”

Profesör Su: “Aynen öyle Yaman. Su, oksijen taşınmasında görünmez bir yardımcıdır.”

Defne Ebrar: “Benim kafam karıştı. Hem su içiyoruz, hem de kanımızda zaten su var. Hangisi önemli?”

Profesör Su: “Çok iyi soru Defne Ebrar! Su içmek, vücudun deposunu doldurmak gibidir. Kanın akışkanlığını korumak için düzenli olarak su içmeliyiz. Yani ikisi birbirini tamamlar.”

Can: “Benim babam koşuya gidince yanında hep su şişesi taşıyor. Kalp çok mu su harcıyor spor yaparken?”

Profesör Su: “Evet Can. Spor yaparken kalbin atış hızı artar. Daha çok kan pompalar. Daha çok terlersin ve su kaybedersin. Bu yüzden sporda su içmek çok önemlidir.”

Mila: “Ben şimdi anladım! Eğer çok susarsak kalp yoruluyor, damarlar zorlanıyor, bütün vücut etkileniyor.”

Profesör Su: “Bravo Mila. İşte dolaşım sisteminizin sırrı budur: Su, kanın yakıtıdır.”

Aziz: “Ben bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum. Yani biz su içince aslında kalbimize yardım ediyoruz.”

Profesör Su: “Aynen öyle Aziz. Kalbiniz sizin için hiç durmadan çalışan bir pompa. Ona verebileceğiniz en güzel hediye, temiz ve yeterli sudur.”

Öğrenciler yolculuğun sonunda kalbin büyük bir odasında toplandılar. Duvarlar dum dum dum diye ritmik seslerle atıyordu.

Hatice Öğretmen: “Çocuklar, gördünüz mü? Kalp ve damarlarımız da tıpkı böbrekler gibi suya bağımlı. Onsuz çalışamazlar.”

Profesör Su: “Ve bu sadece başlangıç! Sırayla susuzluğun kalp ve damar sağlığına nasıl zarar verdiğini, tansiyonun sırlarını, hatta kanın mikroskobik dünyasını göreceğiz.”

Çocuklar heyecanla birbirine baktılar. Macera henüz bitmemişti.

Sınıf kalbin içinde geçirdiği ilk yolculuktan döndüğünde herkes heyecanlıydı. Kalbin ritmik sesi kulaklarında hâlâ çınlıyordu. Fakat Hatice öğretmen gülümseyerek eliyle “sessizlik” işareti yaptı.

Hatice Öğretmen: “Çocuklar, yolculuğumuz burada bitmedi. Gerçek dünyaya döndük teneffüs zamanı.. Su içmek ve tuvalete gitmek isteyenler için 10 dk ara vereceğiz. Döndüğünüzde profesörle birlikte kalbin su olmadığında nasıl zorlandığını göreceğiz.”

10 dk sonra tüm sınıf heyecanla sıralarında bekliyorlardı…

Profesör Su asasını yeniden salladı. Çocuklar bu kez kalbin yanındaki dev bir ekranda, suyun eksildiği durumlarda neler olduğunu gösteren bir simülasyona çekildiler.

Zehra: “Ooo, ekrana bakın! Damarların içi önce doluydu, şimdi boşalmış gibi oluyor. Neden böyle?”

Profesör Su: “Çünkü susuzluk başladığında kanın sıvı kısmı, yani plazma azalır. Plazmanın büyük çoğunluğu sudur. Su azalınca kan koyulaşır, damarlarda daha zor akar.”

Tibet: “Yani kalp daha çok çalışmak zorunda mı kalıyor?”

Profesör Su: “Evet Tibet. Kalbin pompaladığı kan daha yoğun olduğunda, adeta çamurlu bir suyu hortumdan geçirmek gibi zordur. Kalp aynı işi yapmak için daha çok enerji harcar.”

Asya Naz: “Benim aklıma bir şey geldi. Tansiyon ölçerken hep ‘büyük tansiyon, küçük tansiyon’ deniyor. Onların da suyla ilgisi var mı?”

Profesör Su: “Kesinlikle. Büyük tansiyon, kalbin kanı pompalarken oluşturduğu basınçtır. Küçük tansiyon ise kalp gevşediğinde damarlarda kalan basınçtır. Eğer su azsa, kan hacmi de azalır. Bu durumda tansiyon bazen düşebilir. Ama çok tuzlu yiyeceklerle birlikte az su içerseniz, bu kez damarlar fazla su tutar ve tansiyon yükselebilir.”

Atlas: “O zaman su aslında tansiyonu dengeliyor. Yani çok yüksek olmaması, çok da düşük olmaması için gerekiyor.”

Profesör Su: “Bravo Atlas, tam isabet!”

Çocuklar ekranda kan hücrelerinin birbirine yapıştığını gördüler.

Elif: “Aa, hücreler neden kümelenmiş gibi? Böyle olursa oksijen taşıyamazlar ki!”

Profesör Su: “Harika gözlem Elif. Susuzlukta kan yoğunlaştığı için kırmızı hücreler birbirine yapışabilir. Bu, oksijenin taşınmasını zorlaştırır. Hücreler enerjiye aç kalır. İşte bu yüzden susuzlukta halsizlik hissedersiniz.”

Eylül: “Peki profesör, kalp yeterince oksijen taşıyamayınca ne olur?”

Profesör Su: “Kalp kası da bir kas sonuçta. O da oksijenle çalışır. Eğer kanla gelen oksijen azalırsa kalp yorulur, çarpıntı olur, bazen baş dönmesi bile yaşanır.”

Ege: “Ben futbol oynarken çok terliyorum. Sonra başım dönüyor. Bu anlattığınız şey mi oluyor?”

Profesör Su: “Evet Ege. Terleme yoluyla su kaybettiğinde, damarlarında dolaşan sıvı azalıyor. Kalbin aynı işi yapmak için daha çok çaba sarf ediyor. Bu yüzden spor yaparken su içmek çok önemlidir.”

Defne Yaz: “Ben bazen oyun oynarken su içmeyi unutuyorum. Sonra çok yorgun hissediyorum. Demek ki kalbim yoruluyor o sırada.”

Profesör Su: “Aynen öyle Defne. Kalp senin için hiç durmadan çalışan bir motor. Ona su vermezsen, motor zorlanır.”

Kıvanç: “Profesör, ben televizyonda sporcuların su içtiğini görüyorum. Hatta bazen özel içecekler içiyorlar. Onlar neden farklı?”

Profesör Su: “Çok iyi bir soru Kıvanç. Sporcular sadece su değil, aynı zamanda elektrolit dediğimiz mineralleri de kaybeder. Elektrolitler; sodyum, potasyum, magnezyum gibi minerallerdir. Bu mineraller suyla birlikte kalbin elektriksel atımlarını düzenler. Yani kalbin ritmi de suya ve bu minerallere bağlıdır.”

Mercan: “Vay canına! Yani kalbimizin elektrikle çalıştığını mı söylüyorsunuz?”

Profesör Su: “Evet Mercan. Kalbinizin içinde minicik elektrik sinyalleri oluşur. Bu sinyaller kalp kasını sırayla kasılmaya zorlar. Eğer yeterince su ve mineral olmazsa bu elektriksel düzen bozulabilir.”

Ali: “Benim babam bazen ‘kalbim sıkıştı’ diyor. Su içmek bunu önler mi?”

Profesör Su: “Kalp sıkışması farklı nedenlerle olabilir Ali. Ama susuzluk da kalbi zorlar. Su içmek kalbin daha rahat çalışmasını sağlar. Tabii sağlıklı yaşamın diğer parçaları da çok önemlidir.”

Nilda: “Profesör, damarlar su az olunca sertleşiyor mu?”

Profesör Su: “Çok güzel bir nokta Nilda. Evet, uzun süre susuz kalan damarlar esnekliğini kaybeder. Su, damarların elastik liflerini nemli ve sağlıklı tutar.”

Çınar: “Benim kafam karıştı. Yani su sadece kanı sıvılaştırmıyor, aynı zamanda damarları da esnek tutuyor. Doğru mu?”

Profesör Su: “Bravo Çınar, tam doğru. Su hem kanın içindedir hem de damarların duvarında görev yapar.”

Ela: “Ben şimdi anladım. Susuzluk kalbi hem içeriden hem dışarıdan yoruyor.”

Profesör Su: “Harikasın Ela. Çok güzel özetledin.”

Yaman: “Profesör, peki suyu fazla içersek kalbimize zarar verir mi?”

Profesör Su: “İlginç bir soru Yaman. Normal koşullarda böbrekler fazla suyu dışarı atar. Ama çok aşırı su içilirse, kan fazla sulanır, mineraller seyrelir. Bu da kalbin elektriksel ritmini bozabilir. Yani her şeyin dengesi önemlidir.”

Defne Ebrar: “Ben annemden duydum, su içmeyince kan pıhtılaşabiliyormuş. Bu doğru mu?”

Profesör Su: “Evet Defne Ebrar. Su azsa, kan daha koyu olur. Koyu kan pıhtı oluşumuna daha yatkındır. Bu da damarlarda tıkanıklık riski demektir. O yüzden düzenli su içmek çok önemlidir.”

Can: “Benim aklıma bir şey geldi. Kalp durmadan çalışıyor, hiç mola vermiyor. Suyu azaldığında hiç mi dinlenemiyor?”

Profesör Su: “Çok akıllıca bir soru Can. Kalp hiç mola vermez, sadece kasılıp gevşer. Ama su azsa, gevşeme sürecinde de zorlanır. Yani aslında kalbin ‘dinlenme anı’ bile suya bağlıdır.”

Mila: “Ben bazen çok susadığımda dudaklarım kuruyor. Kalbim de aynı şekilde kuruyor mu?”

Profesör Su: “Kalp kuruyamaz ama suyunu kaybettiğinde kasları daha sertleşir. Yani kalbin çalışması zorlaşır.”

Aziz: “Benim kafama şu takıldı: Eğer suyun %70’i vücudumuzdaysa, neden bu kadar sık su içmemiz gerekiyor?”

Profesör Su: “Çünkü Aziz, vücudun her gün nefesle, terle, idrarla su kaybediyor. Kalp bu kaybı telafi edemez. Sadece dışarıdan aldığın suyla yerine koyabilirsin.”

Çocuklar simülasyonda terleyen bir bedenin nasıl su kaybettiğini, damarların nasıl daraldığını ve kalbin nasıl hızlandığını gördüler.

Zehra: “Kalp hızlanınca neden kalbim çarpıyor gibi hissediyorum?”

Profesör Su: “Çünkü su azaldığında kalbin daha hızlı atar. Bu hızlanma göğsünde ‘pıt pıt pıt’ diye hissedilir. Buna çarpıntı diyoruz.”

Tibet: “Ben bazen çok hızlı koşunca kalbim ağzımdan çıkacak gibi oluyor. Bu da aynı şey mi?”

Profesör Su: “Evet Tibet. Koşarken hem su kaybediyorsun hem de kalbin çok hızlı çalışıyor. Eğer yanında suyun yoksa bu his daha da artar.”

Asya Naz: “Benim annem diyor ki, kalbin çalışması için kanın oksijen taşıması lazım. Peki oksijenin suyla ne ilgisi var?”

Profesör Su: “Çok güzel bir soru Asya Naz. Oksijen, kanda çözünmek için suya ihtiyaç duyar. Su, oksijenin kırmızı hücrelere bağlanmasını kolaylaştırır. Yani oksijenin hücrelere gitmesi için su şarttır.”

Atlas: “Yani aslında su, oksijenin yol arkadaşı gibi!”

Profesör Su: “Aynen öyle Atlas, çok güzel bir benzetme.”

Elif: “Ben artık suyu sadece susayınca içmek istemiyorum. Çünkü susamak demek, kalbimizin çoktan zorlanmaya başlaması demekmiş.”

Profesör Su: “Harika farkındalık Elif. Susamadan su içmek kalbinize en büyük hediyedir.”

Eylül: “Profesör, peki kalbimiz su sayesinde ne kadar güçlü kalır? Ömür boyu çalışabilir mi?”

Profesör Su: “Evet Eylül, kalbiniz ömür boyu çalışmak üzere tasarlanmıştır. Ama bu uzun ömrün sırrı, yeterli su, dengeli beslenme ve hareketli yaşamdır.”

Ege: “Ben artık futbol maçına çıkarken su içeceğim. Çünkü anladım ki sadece kaslarım değil, kalbim de su istiyor.”

Defne Yaz: “Ben de sabahları su içeceğim. Çünkü gece boyunca çok su kaybediyoruz.”

Kıvanç: “Benim yeni keşfim şu: Su içmek sadece susuzluğu gidermiyor, kalbimizin elektrik ritmini bile koruyor.”

Mercan: “Benim için en şaşırtıcı olan, kanın çoğunun sudan oluşması oldu.”

Ali: “Benim öğrendiğim şey: Susuz kalınca kalp çarpıntısı olabilir.”

Nilda: “Ben de damarların esnekliğini suyun koruduğunu öğrendim.”

Çınar: “Ben suyun tansiyonu dengelediğini öğrendim.”

Ela: “Benim için en önemlisi, suyun oksijen taşımayı kolaylaştırması.”

Yaman: “Su çok fazlaysa da zararlı olabiliyormuş, bunu hiç bilmiyordum.”

Defne Ebrar: “Ben pıhtılaşma riskini öğrendim.”

Can: “Ben kalbin hiç durmadan çalıştığını ama su olmazsa zorlandığını öğrendim.”

Mila: “Ben kalbin kuruyamasa da susuz kalınca sertleştiğini öğrendim.”

Aziz: “Ben suyun sürekli kaybolduğunu ve yerine konması gerektiğini öğrendim.”

Profesör Su asasını havaya kaldırdı, tüm çocukların etrafında su damlacıklarından oluşan bir kalp şekli belirdi.

Profesör Su: “İşte çocuklar, gördüğünüz gibi kalp ve damarlarınız için su, sadece bir içecek değil; yaşamın anahtarıdır. Onu dengeli içerseniz, kalbiniz size güçlü, sağlıklı ve uzun bir hayat armağan eder.”

Çocuklar alkışladı, kalp ritmiyle uyumlu bir şekilde “dum dum dum” sesiyle tempo tuttu.

Hatice öğretmen gülümseyerek ekledi:

Hatice Öğretmen: “Çocuklar, bugünkü dersimizden sonra artık hepiniz kalbinize suyla dost olmayı öğrendiniz. Şimdi kimin canı bir bardak su ister?”

Hepsi aynı anda bağırdı: “Beeeennn!”

Ve sınıf kahkahalarla doldu.

Dr. Mustafa KEBAT

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Yukarıda yer alan hikaye firmalarımız Tetkik OSGB – Tetkik Danışmanlık tarafından sosyal sorumluluğumuz olan çocuklarımızı bilgilendirmek, okumaya, çalışmaya, doğal hayata heveslendirmek ülkemize ve geleceğimize yararlı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak maksadı ile yayınlanmıştır.

Dr Mustafa KEBAT

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz. Varsa hatalarımızı bildirmeniz daha faydalı olmamıza desteğiniz bizim için çok değerli.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Lipoprotein(a), Kolesterol ve Kalp Krizi

Kalbin Sessiz Düşmanı
Kolesterol Denilince Aklımıza Sadece “LDL” Gelmesin

Kolesterol dendiğinde genellikle herkesin aklına “iyi” ve “kötü” kolesterol gelir:

  • HDL (High Density Lipoprotein) → Vücudunuz Üretir
  • LDL (Low Density Lipoprotein) → Vücudunuz Üretir
İyi Kolesterol – Kötü Kolesterol Olmaz

HDL ve LDL vücudunuz tarafından üretilir. Vücudunuz ihtiyaç duyduğu maddeleri üretir. Siz vücudunuzun sistemini bozduğunuzda ihtiyacından fazla üretmeye başladığı maddeler yine vücuda zarar verebilir.

Dikkat; fazla üretilen maddeye (Burada LDL) kötü demek bilimsellikten ve doğruluktan uzak bir yaklaşımdır.

Kötü olan: Vücudun düzenini bozan davranış yada vücudunun düzenini bozandır.

Asıl gözden kaçan tehlike, bir kolesterol alt türü olan ve genetik geçişli bir risk faktörü olarak kalp krizlerinin perde arkasındaki suçlusu sayılan: Lipoprotein(a) [kısaca Lp(a)]

🩸 🩸 🩸
Lipoprotein(a) Nedir?

Lp(a), LDL kolesterolüne çok benzer bir yapıya sahiptir, ancak bir farkla:
ApoB100 proteinine ek olarak, üzerinde apolipoprotein(a) denilen özel bir protein daha taşır. Bu yapı:

  • Yapışkan ve yoğun hale gelmesine neden olur
  • Damarlarda birikme eğilimini artırır
  • Fibrinolizi engelleyerek pıhtı oluşumuna zemin hazırlar

🔎 Lipoprotein(a) – Lp(a) = LDL + Apo(a) = Aterojen + Trombojenik yapı

Lipoprotein(a) – Lp(a) ve Kalp Krizi Arasındaki Bağlantı
Lipoprotein(a) – Lp(a)’nin 3 Ölümcül Etkisi
  1. Endotelyal hasarı kolaylaştırır
  2. Damarda kolesterol plaklarının oluşumunu artırır
  3. Pıhtılaşma sistemini sabote eder (Plazminojen ile yapısal benzerliği nedeniyle fibrin yıkımını engeller)

Bunlar bir araya geldiğinde:

  • Koroner damar duvarlarında sertleşme
  • Daralmış damar lümeni
  • Ani pıhtı oluşumu

💥 Sonuç: Miyokard enfarktüsü (kalp krizi)

👨‍⚕️ 👨‍⚕️ 👨‍⚕️
Çarpıcı Bir Örnek – Genetik Yükle Gelen Tehlike

Ahmet, 42 yaşında, zayıf, sigara içmiyor, spor yapıyor.
Ancak ailesinde 3 kişi 50 yaş altı kalp krizi geçirmiş.
Tüm kan değerleri normal, sadece bir tanesi dışında: Lipoprotein(a)Lp(a): 165 mg/dL (Referans: <30 mg/dL)

🔴 Ne oldu?
Ahmet koşu sırasında göğüs ağrısı yaşadı. Anjiyografi sonucu:
Sol ön inen arter (LAD) %90 tıkalı.
Ve buna sebep olan şey neydi? Lipoprotein(a)- Lp(a)’nin damarda yaptığı sinsi birikimler ve pıhtılaşma eğilimi.

Lipoprotein(a) – Lp(a) vs. Diğer Kolesterol Türleri
ÖzellikLDLHDLLp(a)
Aterojenik mi?EvetHayırEvet
Genetik mi?KısmenHayır%90 Genetik
Diyetle değişir mi?EvetEvetHayır!
Pıhtı riskini artırır mı?DolaylıHayırEvet – direkt olarak
İlaçla düşürülmesi kolay mı?Statinlerle evet
(Bedeli olduğunu unutmadan)
Niacin vb.Zor – çoğu ilaca dirençli

Lipoprotein(a) – Lp(a) Neden Tehlikeli?

Lipoprotein(a) – Lp(a)’nin üzerinde taşıdığı Apo(a), vücutta doğal olarak bulunan plazminojen proteini ile yapısal benzerlik gösterir.
Ancak plazminojen normalde pıhtıları çözmekle görevliyken, Apo(a) bu sistemin işleyişini bozar.

➡️ Yani Lipoprotein(a) – Lp(a) yüksek olduğunda:

  • Damar daralması + pıhtı oluşumu aynı anda gerçekleşebilir
  • Kalp krizi riski normal LDL seviyesi olsa bile yüksek olabilir
🔬 🔬 🔬
Lipoprotein(a) – Lp(a) Testi Neden Herkese Yapılmalı?
Ne yazık ki:
  • Rutin kolesterol panellerinde Lipoprotein(a) – Lp(a) ölçülmez
  • LDL’si normal olan bireylerde bile gizli risk olabilir
  • Ailesel kalp hastalığı öyküsü olan bireylerde özellikle bakılmalıdır

📌 Amerikan Kalp Derneği (AHA) ve Avrupa Kardiyoloji Derneği (ESC), Lipoprotein(a) – Lp(a) ölçümünü özellikle:

  • Genç kalp krizi geçirenlerde
  • Aile öyküsü güçlü olanlarda
  • Sebepsiz yüksek LDL görülenlerde
    öneriyor.
🍏 🍏 🍏
Peki Ne Yapabiliriz?
Kötü Haber:
  • Lipoprotein(a) – Lp(a) seviyesi çoğunlukla genetik belirlenmiştir
  • Diyetle veya egzersizle Lipoprotein(a) – Lp(a) ciddi oranda düşmez

İyi Haber:
  • LDL ve inflamasyon kontrol altına alınarak risk azaltılabilir
  • Yeni nesil ilaçlar (örneğin antisens oligonükleotid tedavileri, Pelacarsen gibi) geliştirilme aşamasında
  • Niasin (B3 vitamini) bazı kişilerde Lipoprotein(a) – Lp(a)’yı %20-30 oranında azaltabilir
  • Omega-3 yağ asitleri, damar sağlığı üzerinde koruyucu etki sağlar
🥗 🥗 🥗
Beslenme ve Yaşam Önerileri
StratejiAçıklama
Trans yağlardan uzak durEndotelyal inflamasyonu ve LDL oksidasyonunu artırır
Anti-inflamatuar gıdalarZeytinyağı, yeşil yapraklılar, yaban mersini
Sigarayı kesinlikle bırakLipoprotein(a) – Lp(a) etkisini katlar
Kilo kontrolü sağlaİnsülin direnciyle birleştiğinde risk ikiye katlanır
Günde en az 30 dk yürüyüşHDL’yi artırır, vasküler fonksiyonu destekler
🔚 🔚 🔚
Sessiz ama Güçlü Bir Risk Faktörü

Lipoprotein(a), yüksek tansiyon ya da kolesterol kadar medyada yer bulmasa da, kalp krizlerinin %20-25’inde bağımsız risk faktörü olarak karşımıza çıkar.
Üstelik bu durum, zayıf, aktif, sağlıklı bireylerde bile görülebilir.

🧠 🧠 🧠

Unutmayın:

“Kalbinizi sadece LDL’den değil, Lipoprotein(a) -Lp(a)’den de koruyun. Genetik yatkınlık kader değildir; ama fark edilmezse felaket olabilir.”

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Lipoprotein A https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/34033383/

⭐️⭐️ Lipoprotein A https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK570621/

⭐️⭐️ Lipoprotein(a) hakkında bilmemiz gereken her şey https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/38759878/

⭐️⭐️ Çok Etnikli Birleştirilmiş Prospektif Kohortta Lipoprotein(a) ve Uzun Vadeli Kardiyovasküler Risk https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/38631771/

⭐️⭐️ Lp(a) – göz ardı edilen bir risk faktörü https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/36681362/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla