Hatice öğretmenin sınıfı her zamanki gibi canlıydı ama bugün havada farklı bir merak vardı. Tahtada büyük harflerle yazan cümle herkesin dikkatini çekiyordu:

“İnsan vücudu sandığınızdan daha gizemlidir.”

Sınıfta oturan öğrenciler birbirlerine bakıyordu.

Tibet, ön sırada kalemini çevirirken mırıldandı:
“Bence bugün yine çok ilginç bir şey öğreneceğiz.”

Yanındaki Elif gülümsedi:
“Hatice öğretmen böyle yazılar yazıyorsa kesin sürpriz vardır.”

Arka sıradan Asya seslendi:
“Ben hazır geldim! Dün insan vücudu videosu izledim!”

Defne Ebrar hemen söze girdi:
“Ben de kalbin nasıl çalıştığını biliyorum. Ama hâlâ bazı şeyleri anlamıyorum.”

Nilda, biraz düşünceli bir şekilde:
“Benim kafama takılan şeyler var… özellikle damarlarla ilgili.”

Bu sırada Mercan ve Çınar kendi aralarında konuşuyordu.

Mercan:
“Benim kolumdaki damarlar hep mavi görünüyor. Ama kan kırmızı değil mi?”

Çınar başını salladı:
“Evet ya, ben de anlamıyorum. Bu nasıl oluyor?”

Arka sırada oturan Mehmet Atlas elini kaldırdı ama öğretmen henüz derse başlamamıştı.
Yanında oturan Eylül fısıldadı:
“Sabret biraz, birazdan sorarsın.”

Mila, defterine bir şeyler çizerken konuştu:
“Bence bu ışıkla ilgili olabilir.”

Kıvanç hemen karşı çıktı:
“Yok bence damarların rengi farklıdır. Belki içinde farklı bir sıvı vardır.”

Yaman güldü:
“Sen bayağı karıştırdın konuyu!”

Ön tarafta oturan iki arkadaş, Defne Yaz ve Ela 1, dikkatle tahtaya bakıyordu.

Defne Yaz:
“Bugün kesin önemli bir şey öğreneceğiz.”

Ela 1:
“Evet, ama ben anlamazsam tekrar soracağım.”

Yanlarında oturan Ela 2 da söze katıldı:
“Ben de! Özellikle neden mavi göründüğünü öğrenmek istiyorum.”

Aziz ve Can biraz daha farklı bir noktaya odaklanmıştı.

Aziz:
“Kan vücutta dolaşıyor ama nasıl bu kadar hızlı?”

Can:
“Kalp pompalıyor diye biliyorum ama detayını bilmiyorum.”

Sınıfın ortasında oturan iki arkadaş, Atlas ve Ali, oldukça meraklı görünüyordu.

Atlas:
“Benim en çok merak ettiğim şey şu: Kanın rengi değişir mi?”

Ali:
“Bence değişmez… ama emin değilim.”

En arka sırada Zehra ve Ege konuşuyordu.

Zehra:
“Ben bazen damarlarıma bakıyorum… gerçekten mavi gibi.”

Ege:
“Evet, ama mantıklı gelmiyor. Kan kırmızıysa neden mavi görünsün?”

Tam o sırada kapı açıldı.

Hatice öğretmen sınıfa girdi.

Hatice öğretmen sınıfa baktı ve gülümsedi.

“Bugün hepiniz çok düşünceli görünüyorsunuz.”

Sınıf bir anda hareketlendi.

Birçok el havaya kalktı.

Öğretmen eliyle işaret etti:

“Evet… Mehmet Atlas, sen başla.”

Mehmet Atlas ayağa kalktı:

“Öğretmenim… damarlarımızda kan kırmızıysa… neden dışarıdan bakınca mavi görünüyor?”

Sınıf bir anda sessizleşti.

Hatice öğretmen başını salladı:

“Harika bir soru.”

Tibet hemen atıldı:

“Ben de aynı şeyi düşünüyordum!”

Elif:
“Evet öğretmenim, bu çok kafa karıştırıcı.”

Asya el kaldırdı:
“Belki kan aslında mavi olabilir mi?”

Defne Ebrar hemen karşı çıktı:
“Hayır! Yaralanınca kırmızı akıyor!”

Nilda düşünerek:
“Belki de derimiz rengi değiştiriyordur…”

Mercan:
“Ya da damarlar mavi, kan kırmızı?”

Çınar:
“Bu daha da garip olurdu!”

Mila elini kaldırdı:
“Ben ışıkla ilgili olduğunu düşünüyorum ama tam emin değilim.”

Kıvanç:
“Ben farklı bir sıvı olduğunu düşündüm ama şimdi kafam karıştı.”

Yaman:
“Bence bu basit bir şey değil.”

Defne Yaz:
“Öğretmenim bize anlatır mısınız?”

Ela 1:
“Evet, ama detaylı anlatın!”

Ela 2:
“Çünkü gerçekten anlamak istiyoruz.”

Aziz:
“Kan neden kırmızı onu da anlatın!”

Can:
“Ve kalp nasıl çalışıyor!”

Atlas:
“Kanın rengi değişir mi onu da öğrenmek istiyorum.”

Ali:
“Ben de!”

Zehra:
“Ben gözlerime güveniyorum ama mantığı anlamıyorum.”

Ege:
“Evet, gördüğümüz şey doğru mu, yoksa yanılsama mı?”

Hatice öğretmen derin bir nefes aldı.

“Bu sorunun cevabı… sadece anlatılarak anlaşılmaz.”

Sınıf daha da dikkat kesildi.

“Bugün,” dedi öğretmen, “bir misafirimiz var.”

Hatice öğretmen masasının çekmecesini açtı.

İçinden küçük, parlak bir cihaz çıkardı.

Tibet fısıldadı:
“Bu ne ya?”

Elif:
“Bilimle ilgili bir şey gibi…”

Öğretmen düğmeye bastı.

Bir anda sınıfın ortasında ışıklar dönmeye başladı.

Ege:
“Bu gerçek mi?!”

Zehra:
“Ben biraz korktum…”

Bir “POF!” sesi duyuldu.

Ve bir adam ortaya çıktı.

Uzun beyaz saçları, renkli gözlükleri ve elinde parlayan bir baston vardı.

“Merhaba genç bilim kaşifleri!” dedi.

Sınıf donakaldı.

Asya:
“Bu… bu kim?”

Profesör eğildi:

“Ben Sihirli Profesör Bilgiç

Defne Ebrar:
“Gerçekten sihirli misiniz?”

Profesör gülümsedi:

“Bilim… en büyük sihirdir.”

Profesör bastonunu yere vurdu.

“Bir sorunuz var… ve cevabını görmek istiyorsunuz.”

Tüm sınıf:

“EVET!”

Profesör:

“O halde… küçük bir yolculuğa çıkacağız.”

Nilda:
“Nereye?”

Profesör:

“Vücudunuzun içine.”

Mercan:
“Gerçekten mi?!”

Çınar:
“Bu inanılmaz olacak!”

Mila:
“Biraz heyecanlandım…”

Kıvanç:
“Ben de!”

Yaman:
“Hadi başlayalım!”

Defne Yaz:
“Hazırım!”

Ela 1:
“Ben de!”

Ela 2:
“Ben de hazırım!”

Aziz:
“Ne göreceğiz acaba?”

Can:
“Kalbi görmek istiyorum!”

Atlas:
“Kanı görmek istiyorum!”

Ali:
“Ben de!”

Zehra:
“Biraz korkuyorum ama merak ediyorum…”

Ege:
“Bilim için değer!”

Profesör bastonunu kaldırdı:

“Hazırsanız…”

Işık her yeri kapladı.

Bir anda herkes küçülmeye başladı.

Sıralar büyüdü… tahta devleşti…

Tibet bağırdı:
“Biz küçülüyoruz!”

Elif:
“Bu nasıl mümkün?!”

Asya:
“Gerçekten vücudun içine mi gideceğiz?”

Profesör:

“Evet. Ve orada gerçeği göreceksiniz.”

Işıklar yavaş yavaş söndüğünde öğrenciler kendilerini bambaşka bir yerde buldular.

Etrafları kırmızı tonlarda parlıyordu. Devasa tüneller, akışkan bir nehir gibi hareket eden bir ortam ve etraflarında yüzlerce… hayır, binlerce küçük kırmızı disk!

Tibet şaşkınlıkla etrafına baktı:
“Bu… bu bir nehir değil… değil mi?”

Elif gözlerini kocaman açtı:
“Bu… kan mı?!”

Profesör Bilgiç gülümsedi:
“Tebrikler. Şu anda bir damarın içindesiniz.”

Yanlarından hızla geçen kırmızı diskleri işaret etti.

“Bunlar alyuvarlar, yani kırmızı kan hücreleri.”

Asya hemen sordu:
“Neden bu kadar çoklar?”

Profesör:
“Çünkü vücudunuzun her yerine oksijen taşımak zorundalar.”

Defne Ebrar dikkatle baktı:
“Şekilleri neden yuvarlak ama ortası çökük?”

Profesör bastonunu salladı, bir hücre büyüdü:

“Bu şekle bikonkav disk denir. Bu sayede yüzey alanı artar ve daha fazla oksijen taşıyabilir.”

Nilda merakla yaklaştı:
“Yani şekli bile işe yarıyor?”

“Kesinlikle.”

Mercan sabırsızca sordu:
“Peki… en önemli soru! Kan neden kırmızı?”

Profesör elini kaldırdı. Bir molekül görüntüsü oluştu.

“Bu gördüğünüz şey: hemoglobin.”

Çınar:
“Bu ne işe yarıyor?”

Profesör:
“Oksijeni bağlar. İçinde demir vardır.”

Mila:
“Demir mi? Yani metal mi var kanımızda?”

Profesör gülümsedi:
“Evet, ama çok küçük miktarda.”

Kıvanç şaşkın:
“Demek ki biz biraz… metaliz?”

Yaman güldü:
“Ben robotum demiştim!”

Profesör devam etti:

“Oksijen hemoglobine bağlandığında… kan parlak kırmızı olur.”

Defne Yaz el kaldırdı:
“Oksijen nereden geliyor?”

Profesör:
“Akciğerlerden.”

Bir anda ortam değişti. Şimdi hava dolu kesecikler görünüyordu.

“Bunlar alveoller.”

Ela 1:
“Burada ne oluyor?”

Profesör:
“Oksijen buradan kana geçer.”

Ela 2:
“Nasıl geçiyor?”

Profesör:
“Çok ince bir zar üzerinden. Buna difüzyon denir.”

Aziz:
“Yani oksijen zarı geçiyor?”

“Evet.”

Can:
“Sonra?”

“Kanla birlikte tüm vücuda gider.”

Bir anda güçlü bir ses duyuldu: DUM-DUM… DUM-DUM…

Atlas:
“Bu ne?!”

Profesör:
“Kalbin sesi.”

Ali:
“Gerçekten içinde miyiz?”

Profesör:
“Evet.”

Dev bir pompa gibi çalışan kalp görünüyordu.

Zehra:
“Bu… çok büyük!”

Ege:
“Ve çok güçlü!”

Profesör:

“Kalp her gün yaklaşık 100.000 kez atar.”

Sınıf hep birlikte:
“NEEE?!”

Tibet tekrar sordu:
“Kan sürekli dolaşıyor mu?”

Profesör:
“Evet. Hiç durmaz.”

Elif:
“Uyurken bile mi?”

“Evet.”

Asya:
“Peki ya koşarken?”

“Daha hızlı dolaşır.”

Defne Ebrar:
“Yani vücut ihtiyaca göre hızlanıyor?”

“Kesinlikle doğru.”

Nilda:
“Beyin de oksijen ister mi?”

Profesör:
“En çok isteyen organdır.”

Mercan:
“Oksijen gitmezse ne olur?”

Profesör ciddileşti:

“Birkaç dakika içinde hücreler zarar görür.”

Çınar:
“Bu çok ciddi…”

Profesör bastonunu salladı:

“Hazır mısınız? İşte bazı gerçekler:”

  • “Vücudunuzda yaklaşık 100.000 kilometre damar var.”
  • “Bir damla kanda milyonlarca hücre bulunur.”
  • “Alyuvarlarınız yaklaşık 120 gün yaşar.”

Mila:
“Bu inanılmaz…”

Kıvanç:
“Vücudumuz resmen bir fabrika!”

Yaman:
“Hayır… bir şehir!”

Profesör durdu.

“Şimdi… asıl soruya dönelim.”

Defne Yaz:
“Damarlar neden mavi görünüyor?”

Ela 1:
“Evet! Hâlâ cevabı tam anlamadık.”

Ela 2:
“Kan kırmızıysa… neden mavi görüyoruz?”

Profesör gülümsedi:

“Şimdi… en şaşırtıcı kısmı göreceksiniz.”

Bir anda ortam karardı.

Yukarıdan bir ışık huzmesi indi.

Aziz:
“Bu… güneş ışığı mı?”

Profesör:
“Evet. Ve işin sırrı burada.”

Can:
“Işık mı yani?”

“Evet.”

Atlas:
“Nasıl yani?”

Profesör:

“Gördüğünüz şey… aslında gerçek renk değil.”

Ali:
“Yani gözümüz bizi yanıltıyor mu?”

Profesör:

“Bir anlamda… evet.”

Ortam karanlıktı.

Bir anda yukarıdan ince bir ışık huzmesi indi ve herkesin etrafını aydınlatmaya başladı.

Tibet elini uzattı:
“Bu… gerçekten ışık mı?”

Elif dikkatle baktı:
“İçinde renkler var gibi…”

Profesör Bilgiç bastonunu kaldırdı. Işık bir anda gökkuşağına dönüştü.

“Evet,” dedi. “Bu beyaz ışığın içindeki renkler.”

Asya heyecanla:
“Gökkuşağı gibi!”

Defne Ebrar:
“Demek ki beyaz ışık aslında birçok renkten oluşuyor?”

Profesör başını salladı:
“Kesinlikle doğru.”

Nilda:
“Peki bu renkler ne yapıyor?”

Profesör:

“Her biri farklı davranır. Bazıları deriye daha derin girer, bazıları yüzeyden yansır.”

Bir anda öğrenciler kendilerini derinin hemen altında buldu.

Üstlerinden ışık geçiyordu.

Mercan:
“Işık içimizden geçiyor!”

Çınar:
“Bu biraz tuhaf…”

Profesör:

“Şimdi dikkat edin. Bu en kritik an.”

Işık demeti deriye çarptı.

Bazı renkler derine indi, bazıları geri yansıdı.

Mila nefesini tuttu:
“Ne oluyor şimdi?”

Profesör:

“Mavi ışık… deriden daha kolay geri yansır.”

Kıvanç:
“Yani mavi ışık gözümüze geri geliyor?”

“Evet.”

Yaman:
“Peki kırmızı ışık?”

Profesör:

“Kırmızı ışık derinin daha derinlerine girer… ama geri dönmez.”

Sınıf bir an durdu.

Defne Yaz yavaşça:
“Yani… damar aslında mavi değil…”

Ela 1 devam etti:
“Biz sadece mavi ışığı görüyoruz…”

Ela 2:
“Yani bu bir… yanılsama mı?”

Profesör:

“Bu bir optik algıdır.”

Aziz:
“Yani gözümüz kandaki rengi görmüyor mu?”

Profesör:

“Hayır. Gözünüz, yansıyan ışığı görür.”

Can:
“Yani beyin bunu yorumluyor?”

“Evet.”

Atlas:
“Peki neden bazı insanların damarları daha belirgin?”

Profesör:

“Çünkü herkesin derisi farklıdır.”

Ali:
“Nasıl yani?”

“Bazılarının derisi daha ince, bazılarının daha kalındır.”

Zehra:
“Yani gördüğümüz renk… gerçeğin aynısı değil mi?”

Profesör:

“Her zaman değil.”

Ege:
“Bu biraz… şaşırtıcı.”

Profesör bastonunu yere vurdu.

“Şimdi her şeyi birleştirelim.”

Tibet:
“Kan kırmızı.”

Elif:
“Çünkü hemoglobin var.”

Asya:
“Oksijen taşıyor.”

Defne Ebrar:
“Kalp pompalıyor.”

Nilda:
“Damarlar taşıyor.”

Mercan:
“Ama biz mavi görüyoruz…”

Çınar:
“Çünkü ışık yansıyor!”

Mila:
“Mavi ışık geri geliyor!”

Kıvanç:
“Kırmızı ışık derine gidiyor!”

Yaman:
“Yani bu bir ışık oyunu!”

Defne Yaz:
“Bilimsel bir açıklama!”

Ela 1:
“Artık anladım!”

Ela 2:
“Ben de!”

Aziz:
“Gözümüz kandan değil, ışıktan etkileniyor!”

Can:
“Beyin bunu yorumluyor!”

Atlas:
“Yani gördüğümüz her şey gerçek olmayabilir!”

Ali:
“Ama bilim gerçeği açıklar!”

Zehra:
“Bu gerçekten inanılmaz…”

Ege:
“Bilim… gerçekten büyü gibi!”

Profesör gülümsedi:

“Artık dönme zamanı.”

Bir anda ışık tekrar yükseldi…

Ve herkes yeniden sınıftaydı.

Hatice öğretmen tahtanın önünde duruyordu.

“Eee… artık biliyor muyuz?”

Sınıf hep birlikte:

“EVET!”

Hatice öğretmen tahtaya yazdı:

“Damarlar mavi değildir. Bu, ışığın ve algının bir sonucudur.”

Altına da şunu ekledi:

“Bilim, gördüğümüzün ötesini anlamaktır.”

Profesör kaybolmadan önce şöyle dedi:

“Unutmayın çocuklar…
En büyük sihir… merak etmektir.
Ve en güçlü araç… bilimdir.”

O gün sınıftaki herkes şunu öğrendi:

  • Gördüğümüz her şey gerçek olmayabilir
  • Doğru sorular, doğru cevaplara götürür
  • İnsan vücudu küçük bir evrendir
  • Bilim… keşfetmek isteyenler içindir
Dr. Mustafa KEBAT

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Yukarıda yer alan hikaye firmalarımız Tetkik OSGB – Tetkik Danışmanlık tarafından sosyal sorumluluğumuz olan çocuklarımızı bilgilendirmek, okumaya, çalışmaya, doğal hayata heveslendirmek ülkemize ve geleceğimize yararlı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak maksadı ile yayınlanmıştır.

Dr Mustafa KEBAT

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz. Varsa hatalarımızı bildirmeniz daha faydalı olmamıza desteğiniz bizim için çok değerli.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️