Yumurta – Kolesterol – Lesitin

Yumurta az yemelisiniz kolesterolünüz yükselir” Çok duydunuz değil mi?

Doğru mu gelin inceleyelim..

Yumurta içerdiği besin maddeleri ile biyolojik değeri yüksek bir besindir.

Yaklaşık 60 g ağırlıktaki bir yumurta 250-300 mg kolesterol ve 1470 mg lesitin içerir.

Yumurta (Bir adet)normal bir bireyin günlük yağ ihtiyacının %7.5’ni, doymuş yağ ihtiyacının %8’ni ve günlük kolesterol alım ihtiyacının %7’sini karşılamaktadır.

Yumurta Sarısı A, D, E, B2, B9 ve K vitaminleri yanı sıra yumurta Sarısı Antikorları/Livetin (IgY), Fosvitin, Lipoproteinler – LDL, Lipoproteinler – HDL, Sialik Asit, Sialyloligosakkaritler, Trigliserid, Fosfolipid, Kolesterol, Ksantofil ve Karotenoid bulunmaktadır.

Yumurta Akında B1, B2, B9 ve B12 vitaminleri yanısıra fonksiyonel bileşen olarak Ovalbumin, Ovotransferrin (Konalbumin), Ovomukoid, Ovomusin, Lizozim, Globulin, Ovoinhibitor, Ovoglikoprotein, Ovoflavoprotein, Ovomakroglobulin, Sistatin, Avidin proteinlerl bulunmaktadır.

Yumurtada bulunan; Vit A, E, B1, B2, B6, B12 ve folat, kalp hastalığı için bir risk faktörü olan homosistein kan seviyesini düşürmektedir.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Kolestrol Kanda serbest ve ester halde bulunan mumsu yapıya sahip bir lipid yani yağ türüdür.

Yumurtada yüksek düzeyde bulunan Lesitin kolesterol metabolizmasını düzenleyici rol oynar.

– Kolesterol emilimini önemli derecede düşürür,

Kolesterolün karaciğere taşınmasını ve HDL’lere dahil olmasını (LCAT ile) ve karaciğerde ileriye doğru metabolizmasını hızlandırır, safra asitleri sentezi ve safra ile bağırsağa atılır.

Yumurta alımı ile diyet kolesterol artışının plazma kolesterol düzeylerine etkisi düşüktür, esas diyet doymuş yağdan fakir ise artış zayıftır.

Kolesterol yapısı gereği suda çözünemez, bu sebeple kana geçemez ve vücuda dağılamaz. Karaciğer, kolesterolün taşınmasına yardımcı olmak için lipoproteinler üretir. Adlarını çok duyduğunuz düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) ve yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) farklı görevlere sahip kolesterol taşıyıcılarıdır.

Kolesterol vücutta şu görevleri yerine getirir:

– Hücre membran yapısına katılır

– Lipoprotein yapısına girer

– Safra asitleri için öncül madde

– Steroid hormonlar ve Vit D için öncül maddedir

  • Diyet kolesterolunda azalma çoğu toplumlarda plazma kolesterol düzeyini çok az etkiler.
  • Diyetle doymuş yağ asidi ve çok doymamış yağ asidi alımında değişiklikler serum toplam kolesterol düzeyinde önemli değişikliklere neden olur.
  • Diyetle temel düzeyde kolesterol alımı serum kolesterol düzeylerinde değişiklikleri az etkiler.
  • Diyet kolesterol miktarları artırılırsa serum kolesterol değerlerinde hafif artış gözlenir.

Besinsel kolesterol alımı endojen kolesterol sentezini inhibe (üretimini engeller) eder.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Lesitin diğer adı fosfatidilkolin

En doğal Lesitin kaynağı yumurta sarısı, mısır yağı ve soya fasulyesidir.

Yumurta sarısı ve mısır yağındaki lesitin doymuş; soya fasulyesindeki lesitin ise doymamıştır.

Bu nedenle en doğal kaynağı soya fasulyesidir. Çünkü doymamış yağ arterlerdeki kolesterolü temizlemede daha etkilidir.

Yumurta sarısı lesitini, antioksidan, antibakteriyel, anti-inflamatuar ve nörolojik, kardiyovasküler ve serebrovasküler koruyucu olarak fizyolojik aktivitelere sahiptir. 

Lesitin hem doymamış yağ asitlerinin hem de esansiyel vitaminler olan kolin ve inozitolün kaynağını oluşturur.

• Lesitinin vücuttaki temel rollerinden biri de, hücreler arası kimyasal mesajların taşınmasını sağlamaktır. • Lesitinin bu görevi hücrelerin tek başlarına değil, bir grup halinde hareket etmelerini sağlamaktadır.

Lesitinin, hücreler arası iletişim dışındaki diğer fonksiyonları ise başta kolesterol metabolizması olmak üzere çeşitli metabolik faaliyetlerde rol alması ve yağların taşınmasındaki görevleridir.

Lesitin, kolesterol metabolizmasındaki ve kolesterolün kan dolaşımı boyunca taşınmasındaki rolleri dolayısıyla kalp-damar hastalıkları riskinin düşürülmesinde önemli bir faktördür.

Lesitinin çoklu doymamış yağ asitlerini destekleyerek, kolesterolün bağırsaklardan emilimini azaltarak, kolesterolün ve safra asitlerinin atılımını arttırarak ve diğer biyokimyasal etkilerinin yanında lipoproteinler üzerine etkilerinden dolayı kalp-dolaşım sistemi üzerinde koruma sağladığını açıkça göstermektedir.

Lesitinin yağ depolarına bağlı damar hasarından koruma sağladığını ve kan damarlarının elastikiyetinin devam ettirilmesinde faydalıdır.

Lesitin vücudun fazla kolesterolden kurtulmasını iki şekilde sağlar. Birincisi kolesterolün birikmesine fırsat vermeden karaciğere taşınmasını sağlar. İkinci olarak biriktikten sonra kolesterolü esterleştiren LCAT enziminin üretilmesini uyarır ve kolesterolün daha rahat şekilde karaciğere taşınmasını sağlar. Böylece ateroskleroz gibi kolesterole bağlı hastalıkların oluşmasını engeller.

Lesitinin desteği hem HDL seviyesinin artmasında hem de LDL seviyesinin düşürülmesinde son derece önemlidir.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Sonuç olarak kan kolesterol seviyesini yükseltecek korkusu ile yumurta gibi mucize bir besinden mahrum kalmak doğru değildir.

Ayrıca lesitin içeriği sayesinde yumurtanın kan kolesterol seviyesinin kontrolünü sağlamada önemli bir rolü olduğunun göz ardı edildiğini de okudunuz.

Tüm sağlıklı bireyler / çalışanlar ve kalp damar hastaları da (her gıdada olduğu gibi) aşırıya kaçmamak şartı ile yumurta tüketmelerinin yararlı olacağı aşikardır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Yumurtalar Kolesterol Emilimini Azaltan Bir Lipide Sahiptir, Kansas Eyalet Üniversitesi Beslenme Araştırması https://www.sciencedaily.com/releases/2001/10/011029073601.htm

⭐️⭐️ Kolesterol yan zincirinin yumurta lesitini ile etkileşimleri. Bir spin etiket çalışması https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/179595/

⭐️⭐️ Yumurta sarısından lesitin elde edilmesine ilişkin bakış açıları: Ekstraksiyon, fizikokimyasal özellikler, modifikasyon ve uygulamalar https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/36687715/

⭐️⭐️ Yumurtalar: Sağlıklı mı Riskli mi? Tavuk Yumurtaları Üzerine Yüksek Kaliteli Çalışmalardan Elde Edilen Kanıtların İncelenmesi https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC10304460/

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Kolesterol Yüksekliğinden Karaciğerde Yağlanmaya Oradan Kalp Krizine Giden Yol

Çalışanımız evinde akşam yemeğinden iki saat sonra (saat 22.00 gibi) kanepede uzanırken, çocuklarının yaptığı patates kızarmasından canı çekti ve büyük bir tabak yedi.(Tokluk halinde karbonhidrat aldı.) Zaten toktu ve karnı iyice şişti. Ardından tekrar kanepeye uzandı. Maalesef bunu sık sık yapıyordu.

Gece saat 23.50 civarı göğsünde ve sol koluna vuran ağrı sonrası fenalaştı. Ambulansla hastaneye götürülürken yolda kalbi durdu. Yapılan müdahale ile hastaneye sağ olarak ulaştırıldı. Kalp krizi geçirdiği için yatışı yapıldı. Hastanede üç gün yattıktan sonra taburcu edildi.

Şimdi…

Çalışanımızda gelişen bu durumu baştan inceleyelim..

Çalışanımız karbonhidrattan zengin beslenmesi sonucunda karaciğerinde bir lipid (yağ) paketi olan VLDL oluştu.

Çünkü..

Tokluk durumunda karbonhidrat alımı ya da sürekli ağır karbonhidrat tüketimi VLDL üretimini artırır. (obezite, damar sertliği, damar tıkanıklığı)

VLDLVery Low Density LipoproteinÇok Düşük Yoğunluklu Lipoprotein: Karaciğerde bulunan lipid gruplarının yağ dokusuna ve kaslara taşınmasında görev alır.

Karaciğerde VLDL üzerine bir tane plaka takılır. Buna Apolipoprotein B100 (Apo B100) denir.

Apolipoprotein B vücudunuzda yağ ve kolesterolü taşımaya yardımcı olan bir proteindir. İki tür Apolipoprotein B vardır. Bağırsaklarınızda üretilen apo B-48 ve karaciğerinizde üretilen apo B-100. Apo B-48, yağ  ve kolesterolü karaciğerinize taşır, burada yeniden paketlenir ve apo B-100 ile birleştirilir. Buradan vücudunuzun her yerine yayılır.

Aynı zamanda yine karaciğerde mikrozomal TAG transfer proteini (MTP) ile bu VLDL ye Trigliserit katılır. TAG ve Apo B100 takılı VLDL’yi kana salınır.

Kanda HDL ile karşılaşır.(Halk arasında iyi kolesterol adı ile bilinir) HDL de Apo E ve Apo C2 isimli iki tane plakayı VLDL‘ye takar.

Damar duvarında endotel hücrelerinde lipopretein lipaz ve heparan sülfat iki enzim var. Bu enzimler HDL’nin taktığı Apo C2 ile aktif olur ve VLDL’yi tutarak sindirirler. VLDL küçülür.

Damar duvarındaki endotelde meydana gelen hasarlarda VLDL sindirimi bozulur ve VLDL kanda kalır. Endotelde hasar oluşumunu önlemek önemlidir. Bu hasarı önlemek için Hesperidin ve Resveratrol kullanımı çok önemlidir.

Küçülen VLDL’den Apo C2 tekrar HDL’ye geri gider.

Apo E ve ilk takılan Apo B100 ortada kaldı mı?

Tabi ki hayır...

Karaciğer küçülen VLDL’nin bir kısmını Apo E kısmından tutarak geri çeker ve hayatını sonlandırır.

VLDL’nin bir kısmını karaciğer çekti, kalan kısmı ise ilerler. Önce IDL sonra ise LDL oluşur.

Oooo halk arasından kötü kolesterol olarak bilinenlerden biri daha ortaya çıktı. LDL

LDL üzerinde ilk başlarda karaciğerde takılan Apo B100 plakası takılı kalmış durumdadır. Hem karaciğerde, hem periferik dokularda Apo B100 reseptörü (giriş kapıları) var.

Apo B100 reseptörü ile eşleşen LDL üzerindeki Apo B100 plakası ile LDL’ yi hücreye alır.

Eğer Apo B100 reseptörleri azalırsa veya oksitlenirler. ve bozulurlarsa LDL kanda yükselir. Karaciğerde ve perifer dokularda hücreye giremez kanda serbestçe dolaşır.

Bazı insanlarda bu Apo B100 reseptörleri doğuştan (genetik olarak) bozuktur. Bunlara tip-2 hiperlipidemi hastası diyoruz. Bu hastalığın görülme olasılığı oldukça düşüktür.

Fakat Apo B100 reseptörleri doğuştan sağlıklı olduğu halde biz insanların hataları ile bozulması çok sık görülmektedir.

Mesela; sürekli ağır karbonhidrat ile beslenmemiz, tok olduğumuz halde karbonhidrat almamız LDL miktarını artırır.

Sürekli LDL yüksekliği Apo B100 reseptörlerini duyarsız hale getirir ve bir sür sonra LDL üzerindeki Apo B100 plakasını tanımamazlıktan gelmeye başlar.

Antioksidan (glutatyon) eksikliğinde, Omega-3, selenyum eksikliğinde reseptörlerin sayısı azalır ve oksitlenir. Yine LDL kanda kalır ve kan seviyesi yükselir.

PCSK9 isimli enzimimiz Apo B100 reseptörlerini yıkar – parçalar.

Bu Apo B100 reseptörleri olmazsa LDL kana giremez ve kanda yüksek seviyede kalır.

Eğer bu PCSK9 enzimimizi bir miktar engellersek Apo B100 reseptörleri sayısı fazla olur ve kandaki LDL gidip ona yapışır hücreye girer.

PCSK9’u durdurmak için Evolocumab, Alirocumab gibi monoklonal antikor ilaçları var. Lakin henüz yeni ve herkese de reçete edilmiyorlar.

FAKAT

BENFOTİAMIN ilacı PCSK9 enzimini inhibe ederek hücrelerdeki giriş kapısını (Apo B100 reseptörü) yakmasını engeller.

Çoban Çantası Bitkisi Kökü ekstresi PCSK9 enzimini bir miktar inhibe eder ve kandaki LDL hücrelere daha rahat girer.

Altınmühür bitkisi kökleri ekstreside Benfotiamin kadar olmasa da PCSK9’u inhibe eder.

Eveeeet….PCSK9 ‘u inhibe ettik. Hücre üzerindeki Apo B100 reseptörleri de sağlam. Döndük yine LDL üzerinde karaciğerde takılan Apo B100 plakasına. Apo B100 reseptörleri görüp LDL’yi kana çeker.

FAKAT

Ya plaka okunmuyorsa, küflenmişse, oksitlenmişse ?

Mümkün mü?

Malesef yine biz insanlardan kaynaklı mümkün. Eğer;

  • Beslenme şeklimiz kötü, fast-food, kızartma ve ağır karbonhidrat ağırlıklı ise
  • Sigara ve alkol kullanıyorsak
  • Aşırı geçirgen bağırsak sendromu varsa
  • Ülseratif kolit, crohn, diyebet, SİBO varsa
  • Stresli bir hayatımız varsa
  • Gece tok yatıyorsak
  • Ağır meyal, tarım ilacı, kirli havaya maruz kalıyorsak,

LDL oksitlenir. Oksidasyon oluşur.

Oksidasyonu önlemenin yolu var mı?

Tabi ki var.

Öncelikle hayat tarzımızı (doğruları yapmaya başlayarak) değiştirmek.

Yukarda listelediğim yanlışlardan yaptıklarınız var ise önce onları düzeltmekle başlamalısınız.

Antioksidan içerikli beslenmelisiniz. Hatta bellki antioksidan takviye kullanmalısınız.

LDL oksidasyonunu önlemek için;

  • Glutatyon
  • Resveratrol
  • Omega-3
  • Vitamin C çok önemlidir.

Eğer bu oksidayon önlenmezse okside LDL damar duvarına yapışır ve damar tıkanıklığına neden olur.

Bu okside LDL‘yi yok etmek için damar içinde makrofajlar harekete geçer. SR-A reseptörü ile okside LDL’yi yakalar ve fagosite eder, yer, eritir.

Lakin bu durum köpük hücreye neden olur.

İşte köpük hücre nedenli kalp krizinin en büyük sebebi budur.

Çalışanımızın kalp krizi geçirmesinin bir nedenini okudunuz.. Bu nedene eşlik eden pek çoğunu da ileriki yazılarda okuyabilirsiniz.

Sonuç Olarak Çalışanlarımıza Tavsiyeler

  • Özellikle tok iken karbonhidrat alınmamalı.
  • Açken beslenme ve öğünlerde karbonhidrat miktarı azaltılmalıdır.
  • Damarlarda endotel hasarı ve oksidasyon olursa, VLDL sindirilip LDL ‘ye dönüşemez. Bu sıkıntıdır, endotel hasar için flavonoidlerden Hesperidin ve Resveratrol kullanımı önemlidir.
  • PCSK9 hücrelerdeki LDL’nin gireceği kapıyı bozar. Bu PCSK9 ‘u önlemek için; Benfotiamin, Çoban Çantası kökü ekstresi, Altın mühür kökü ekstresi kullanılabilir.
  • LDL oksidasyonu makrofajları harekete geçirir. Makrofajlar bunları yok ederken köpük hücre oluşur ve kalp krizine neden olur. Ayrıca okside LDL damarları tıkar, bunu önlemek için; Aşırı geçirgen bağırsak önlenmeli. Gece asla tok uyunmamalıdır. Glutatyon, Resveratrol, Omega-3, Vitamin C, LDL oksidasyonunu önlemede önemlidir.
  • HDL…okside LDL yi temizlemede gorevlidir. Bu gorevi Paraoksonaz enzimi ile yapar. Bu enzimin aktivitesi ve sentezi için Kalsiyum, Benfotiamin, N-asetil sistein, Alfa lipoik asit, Glutatyon, melatonin kullanımı önemlidir.

Bilim insanlarının Hepatit C virüsünün karaciğerde yağlanma yapmasından ilham alarak kolesterol ilacı yaptıklarını biliyor muydunuz?

Hepatit C virüsü TAG transfer proteini (MTP) bozar. Dolayısı ile TAG karaciğerde kalır, Trigliserit içine giremediği için VLDL tamamlanıp kana salınamaz ve kanda LDL düşer. Bu durumda yağlar organda kaldığı için karaciğerde yağlanma oluşur. (Hepatit C de karaciğer yağlanma yapar)

Yani anlayacağınız bulunan bu ilacı (Lomitapid)ve benzer etki mekanizmalı kolesterol düşürücüleri kullananların aralıklarla karaciğerlerini kontrol ettirmeleri gerekir.

Bunun harici yöne kolesterol ilacı olan STATİNLER ise Karaciğerde “Koenzim Q10 ” sentezini bloke ederek mitokondride enerji üretimini düşürür.

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

3 Popüler Diyeti Karşılaştıralım

Değerli çalışanlar,

1.000’den fazla yayınlanmış kilo verme diyeti vardır ve daha fazlası düzenli olarak sıradan literatürde ve medyada yer almaktadır. Pek tabi ki kime ve neye inanacağınız konusu büyük bir belirsizlik.

Bu diyet programlarının çoğu sağlam bilimsel kanıtlara dayanmaktadır ve çağdaş kilo kaybı ilkelerini takip etmektedir. Diğerleri ise sadece 1 veya daha fazla temel besin grubunu ortadan kaldırır veya çok az veya hiç destekleyici kanıt olmaksızın diğer besinler pahasına 1 tür gıdanın tüketilmesini önerir. Lakin her ne kadar kilo kaybı için başarılı olsalar da sağlığınız için ne kadar doğru oldukları tartışmalıdır.

PubMed ‘te yayınlanan bir araştırmada, ABD de üç popüler diyet karşılaştırılmış.

Sizlerin de zaman zaman yaptığınız diyetlerin içeriğine benziyor.

Biz de bu araştırmadan başlayıp benzer çalışmalarda elde edilen sonuçlarla birlikte değerlendirelim.

Atkins for Life diyeti

  • Yumurtalar
  • Balık ve deniz ürünleri
  • Sığır eti, tavuk ve hindi gibi etler
  • Su, kahve ve çay gibi şekersiz içecekler
  • Peynir ve tereyağı gibi tam yağlı süt ürünleri
  • Fındık, badem, ceviz, fıstık gibi yağlı tohumlar
  • Zeytinyağı, hindistan cevizi yağı ve avokado gibi sağlıklı yağlar
  • Yeşil yapraklılar, brokoli ve karnabahar gibi düşük karbonhidratlı sebzeler

South Beach diyeti

  • Tofu
  • Yumurta
  • Sebzeler
  • Baklagiller
  • Tavuk, Hindi
  • Yağlı tohumlar
  • Yağsız kırmızı et
  • Balık ve kabuklular
  • Yağı azaltılmış peynirler
  • Karbonhidrat türlerinden, glisemik indekslerine dayanarak uzak durulması gereken diyet.

DASH diyeti

  • Kepekli tahıllar, yulaf, esmer pirinç serbest
  • Şeker içeriği düşük, tuz içeriği az besinler tercih edilir.
  • Günlük beslenmenin büyük bir kısmını meyve ve sebzeler oluşturur
  • Yağsız veya düşük yağlı süt, yoğurt ve peynir gibi süt ürünleri serbest
  • Fındık, badem, ceviz gibi sağlıklı yağ kaynakları,chia tohumu keten tohumu önemli
  • Özellikle potasyum açısından zengin olan; muz, portakal, domates, patates gibi besinler tüketilir

Bu 3 (Üç) diyet de sağlıklı bir kalp, normal kilo, tansiyon, normal bir glikoz değeri için tercih ediliyor.

Bu diyetleri yapanların kan değerleri incelendiğinde;

  • B7 vitamini,
  • D vitamini,
  • E vitamini,
  • Krom,
  • İyot
  • Molibden bütün beslenme modellerinde düşük çıkıyor.

Ayrıca toplam 27 mikrobesinin (Vitamin, mineral, yağ asiti vs) tamamının normal değerlerine ulaşması için günlük ortalama (27.575 +/- 4660,72) daha ek kalori alınması gerekiyor ki bu bir insan için mümkün değil.

Bu diyetlerin hepsinde genel olarak elde edillen sonuç;

  • Çabuk yaşlanma
  • Düşük bağışıklık
  • Zayıf sağlık durumu
  • Hastalıkların geç iyileşmesi
  • Hastalıklara çabuk yakalanma – olarak karşımıza çıkar.

Bu diyetlerde ilk 8 hafta sonunda 17 besin maddesinden aşağıdaki 12’si ;

  • A vitamin
  • Tiamin
  • Niasin,
  • B6 vitamin
  • Folik Asit
  • C Vitamini
  • E vitamini
  • K vitamini
  • Demir
  • Magnezyum
  • Selenyum
  • Çinko — en az bir diyet grubunun en az bir diğer diyet grubundan önemli ölçüde farklı olduğunu göstermiştir.

Bu diyetlerde ilk 8 hafta sonunda Kalsiyum, Riboflavin, B12 Vitamini, D vitamini, K Vitamini (kalan 5 tanesi) anlamlı bir eksilme olmamış. Diyetin ilerleyen zamanında eksilme olmayacağı anlamına gelmiyor tabi ki.

Bu önemli elementlerin eksilmesi hızlı yaşlanmanın, toksinleri uzaklaştıramayıp organların ve dokuların yıpranmasının temel nedenidir.

Aslında insanların çoğu sadece doyuyor ve ne yazık ki yeterli beslenemiyor.

Beslenme ile doyma arasındaki fark ise olması gerektiği kadar alamadığımız mikrobesinlerdir. (vitamin, mineral, yağ asitleri, aminoasitler)

İnsanlık önce toprağı ve suyu ardından da besinleri kendi elleriyle bozdu, bu sebeple ihtiyacımız olan her şeyi eksik alıyoruz.

(Genetiği değiştirilmiş gıdaları da ayrıca düşünmelisiniz)

Atletik (Genel kullanımla zayıf)bir vücuda sahip olmak zaman ve emek ister.

Kısa vadeli çözümlerin her daim bir bedeli olduğunu unutmayın.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Aşağıdaki Yazılarla Devam Edebilirler

Popüler diyet planlarında mikronutrient eksikliğinin yaygınlığı. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/20537171/

Üç Ticari Kilo Verme Diyet Planındaki Mikronutrient Eksiklikleri https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/29361684/

Makrobesinlere odaklanan kilo verme diyetlerinin mikrobesin kalitesi: A’dan Z’ye çalışmanın sonuçları https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/20573800/

Popüler enerji kısıtlı diyetlerin diyet kalitesi ve besin yeterliliğinin Avustralya Sağlıklı Beslenme Rehberi ve Akdeniz Diyeti ile karşılaştırılması https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/34155964/

Yetişkinlerde kilo verme diyetleri: metabolik etkiler ve sonuçlar https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/25293593/

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

REAKTİF HİPOGLİSEMİ

Zaman zaman, yemek yedikten sonra yaklaşık 1-3 saat içerisinde aşağıdaki şikayetleri yaşıyor musunuz?

  • Terleme
  • Bulanık görme
  • Tükenmişlik hissi
  • Konsantre olamama
  • Baş ağrısı, baş dönmesi
  • Ağır uyku hali, el-kol titremesi
  • El ve ayaklarda cansızlık denilen güçsüzlük

Bu durum topumda yaygın olmasına rağmen genellikle çok veya ağır yemek yemeğe yada yemeğin içindekilere bağlanır. Aslında kanda glikoz (şeker) seviyesinin düşmesinden kaynaklanan bir durumdur. Ve bu durumun ana sebebi de son yıllarda çok popüler olan bazı yanlış yeme davranışlarıdır.

Aklınıza şu soru gelebilir daha yeni yemek yemişim kan şekerim yükselmesi gerekirken yemekten 1 (Bir) saat sonra niye düşsün?

Bu sorunuzu vücutta neler olduğunu inceleyerek cevaplayalım.

Yemeğimizi yedik, midemizde ve barsaklarımızda karbonhidratlar amilaz enzimi ile disakkarite kadar parçalanır.

Disakkarit, iki monosakkaritin glikozit bağı ile birleşmesi ile oluşan şekerdir. Monosakkaritler gibi suda çözünürler ve basit şekerlerdir. Maltoz (malt şekeri), sakkaroz (çay şekeri) ve laktoz (süt şekeri) disakkaritlere örnek verilebilir.

Sakkarit kelimesi, “şeker” anlamına gelen Eski Yunanca’da σάκχαρον (sákkharon) kelimesinden gelmektedir.

En son bağırsağımızda geldiğinde “Maltoz, sakkaroz, laktoz” disakkaritleri de ikiye parçalanır ve glikoz olarak emilir ve kana karışır.

Lakin glikozun kanda olması yetmez. Glikozu hücre içine almamız lazım ki, mitokondride enerjiye dönüşsün ve vücudumuz ihtiyacı olan enerjiye ulaşsın.

Glikozun vücuda girmesi ile birlikte pankreasımız insülin salgılar. İnsülin kas hücresinin kapısını (Glut-4) açar, glikoz içeriye girer ve enerjiye dönüşüm döngüsü başlar.

NAD, glikoz ile parçalanan hidrojeni (H) alır, mitokondriye taşır ve burada enerjiyi elde eder.

Normal işleyen sistemin kısa ve basit özeti bu…

Lakin kişide ne Tip-2, ne Tip-1 diyabet olmamasına rağmen yemekten bir süre sonra glikoz aniden düşüyordu.. Çünkü..

Alınan gıdalar çok hızlı sindirildi ve aşırı insülin salgılandı…

Konunun özü bu ve de çok da önemli

Besinler hızlıca sindirildiğinde kana da çok hızlı glikoz geliyor. Pankreas bu durumda ani uyarılarak gereğinden fazla insülin salgılıyor. Bunun sonucu olarak da glikoz çok hızlı hücre içine alınıyor. Tabi ki kandaki şekerde önce 70 mg/dl ardından da kritik sınır olan 55 mg/dl nin altına düşüyor.

Kan şekeri 55 mg/dl nin altına düştüğünde;

  • Terleme
  • Bulanık görme
  • Tükenmişlik hissi
  • Konsantre olamama
  • Baş ağrısı, baş dönmesi
  • Ağır uyku hali, el-kol titremesi
  • El ve ayaklarda cansızlık denilen güçsüzlük gibi bulguların hepsi veya bir kısmı görüldüğü gibi aynı zamanda açlık da hissedilir.

Acıkınca bir daha yediğimizde yine hızlı sindirilir ve bbu döngü devam eder. Tabi ki kana gelen glikozun enerjiye çevrilemeyen kısmı yağa dönüşür ve kilo alırız.

Burada merak edilecek önemli bir husus da hangi gıdaların hızlı sindirileceğidir❓❓❓

Tabi ki tahmin ettiğiniz gibi Karbonhidratlar

Yukarıda ”popüler olan bazı yanlış yeme davranışları” yazmıştım. Şimmdii oraya geliyoruz.

Kan şekeri sık düşenlere veya başka bir deyişle bu şikayetleri olanlara ne tavsiye ediliyor❓Popüler diyetlerde de sık duyduğunuz ”AZ AZ YE SIK SIK YE” cümlelerini hatırlayın.

Mantıkları ne; ”sık yersen her şekerin düştüğünde yemiş olursun ve semptomlar görülmez” İnsanlara nasıl zararlı olurum diye kafa yorsanız en iyi sonuç olarak bu cümleye ulaşırsınız.

Kulağınıza hoş gelse de sağlığınız için hiç de hoş değil.

Bu ”AZ AZ YE SIK SIK YE” tavsiyesi kişinin kısa vadede sorununu çözse de tedavi olmadığı gibi her yemek yediğimizde insülin salınımına sebep olduğu için hücrelerin zaman içerisinde insüline duyarsız hale gelmesine ve insülini tanımaz olmasına yol açıyor.

İşte bu duruma İNSULİN DİRENCİ denir. Kendi kendinize neler yaptığınıza bakın.

İnsülin Direnci ile başlayan süreç kişiyi TİP-2 DİYABET’e götürür. Nereden nereye getirdiniz kendinizi.

”AZ AZ YE SIK SIK YE” ile başladığının yanlış beslenme ile insülin direnci gelişti artık glikozu hücreye sokamaz olduğumuz için de şeker hastası oluyoruz.

Yani anlayacağınız Reaktif hipoglisemi var diye ”AZ AZ YE SIK SIK YE” gibi vücudumuza zararlı beslenme şekli uygulanmaz.

Bu güne kadar bilmiyordunuz. Lakin artık biliyorsunuz.

Çözüm olarak ne yapmalısınız? Şimdi de çözümü okuyun..

Yukarıdaki sakıncalı beslenmenin mekanizmasında hızlı sindirilme vardı. Yerine yavaş sindirilen bir besin tüketseydik, hızlı parçalanamayacak kana glikoz hızlı girmeyecek, insülin ani ve çok salınmadığı için de glikoz hücreye hızlı giremeyecek ve kanda glikoz (şeker) düşüklüğü olmayacaktı.

Buradan yola çıktığımızda hızlı sindirilen karbonhidratları azaltıp yavaş sindirilen protein ve sağlıklı yağ tüketimini arttırmak gerekiyor.

Yağ olarak kuyruk yağı, hayvani iç yağ, tereyağı ve zeytinyağı düşünmelisiniz.

Sabahları 2 yemek kaşığı Zeytin yağı + 1/2 tatlı kaşığı Tereyağı karışımını tüketen kisilerde Reaktif hipoglisemi semptomlarının oldukça azaldığı görülmektedir.

Protein olarak ilk akla gelmesi gereken yumurtadır. Yumurtayı beslenmemizde eksik etmememiz gerekiyor, en sağlıklı ve geç sindirilip hızlı insülin salgılatmayan besinlerin başında gelir.

Diğer proteinler; ET,BALIK,TAVUK vb gibi..

Kuru fasulye ,mercimek, nohut, buğday, çavdar vs gibi bakliyat ve hububatlar protein yanında karbonhihidrat içerir ve hızlı sindirilir. Bu sebeple yumurta, et, tavuk, balık önemli.

Meyvelerin %90’dan fazlası karbonhidrat. Bu sebeple çok tüketmemek gerekiyor.

Sebzeler; özellikle yeşil yapraklı ve renkli sebzeler.

  • Marul
  • Bamya
  • Brokoli
  • Lahana
  • Ispanak
  • Semiz otu
  • Maydonoz
  • Karnabahar
  • Taze fasulye vb gibi sebzeleri proteinlerle birlikte almak gerekir.

Süt ve Süt ürünleri şeker içerir ve %3 yağı hariç diğerleri ile aynı etkiyi gösterir. Özellikle sek süt %4.8 şeker içerdiği için uzak durmak gerekir.

Takviye alımını da düşünürsek;

Mitokondri sahibi olmayan hücrelerin glikozu kullanmasnda ve oksidasyonu engellemede ALFA LİPOİK ASİT önemlidir.

Hücre zarlarının oksidasyonu ve elastikiyeti, insülin direnci ve Omega-3/6 dengesi için OMEGA-3 önemlidir.

Tüm hücrelerin oksidasyonunu, pankreastaki Beta hücreleri ve Langerhans adacıklarının oksidasyonunu önlemede GLUTATYON ve RESVERATROL oldukça onemlidir.

İnsülin reseptörlerinin duyarlılığı için VİTAMİN E ve KROM önemlidir. (glut-4)

Besinlerin enerji olarak kullanılması için şart olan, gençliğin sırrı olarak bilinen SIRT6 genlerini aktive eden, glutatyon ile beraber önemli takviyelerden birisi NAD+ dir.NAD yaş ile beraber azalır.

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Çimento Fabrikalarında Toz & Gürültüden Kalbe Giden Yol

Çimento üretimi günlük yaşamımızı ayakta tutuyor; ama bu süreçte çalışanlar toz (özellikle ince partikül, PM2.5/respirable toz, silika) ve yüksek düzeyde gürültüye maruz kalıyor. Yeni araştırmalar bu iki maruziyetin yalnızca akciğerleri değil; kan basıncı, damar sağlığı, iltihap düzeyleri ve sonuçta kalp krizi/stroke riskini artırdığını gösteriyor. Yani iş güvenliği sadece “toz maskesi” ve “kulaklık” meselesi değil; doğru önlemler alınmazsa fabrikanızda erken ölümler ve uzun vadeli sakatlık riskleri artar.

PM2.5, çapı 2.5 mikrometrenin altında olan, gözle görülemeyecek kadar ince hava partikülleridir. Akciğerlerin en derin bölgelerine kadar inebilir ve oradan kana karışarak tüm vücutta etkiler (vücudu kronik bir iltihap halinde tutuyor) yaratabilir. Kronik iltihap damar duvarlarını zarar veriyor, kan basıncını yükseltiyor ve damar sertleşmesini hızlandırıyor. Bu nedenle yalnızca solunum hastalıklarına değil, kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, inme ve kronik iltihap gibi sorunlara da yol açabilir. Özellikle çimento, maden ve endüstriyel üretim tesislerinde PM2.5 maruziyeti düzenli ölçüm ve koruyucu ekipman gerektirir

Sürekli yüksek gürültü (ör. >85 dB içinde uzun vardiyalar) ise stres hormonlarını (adrenalin, kortizol) sürekli yükseltiyor; bu da hipertansiyona ve ritim bozukluklarına yol açıyor. Gürültü, ayrıca uykuyu bozarak onarım mekanizmalarını baskılıyor — uzun vadede kalp için kötü bir yük oluşturuyor.

Toz, damarları içeriden yıpratıyor; gürültü, damarları dışardan baskı ile yoruyor. İkisi beraber hareket ettiğinde risk daha da büyüyor.

Cement dust (çimento tozu): Kireç, silika/quartz ve ince uçucu partiküller içerir. Özellikle respirable (ciğer derinliğine inen) tozlar tehlikeli.

PM2.5 / ultrafine partiküller: Bu incelikteki parçacıklar akciğer-blood bariyerini geçip sistemik etkiye neden olabilir.

Gürültü: Presler, öğütme makineleri, kırıcılar, nakliyat ekipmanları; sürekli maruziyet hipertansiyon riskini artırır.

İş kombinasyonu: Toz + gürültü + uzun vardiya + yetersiz dinlenme = kümülatif kardiyovasküler yük.

Aşağıdaki çalışmalar doğrudan veya dolaylı olarak bize şunu söylüyor: toz ve gürültü maruziyeti kalp-damar riskini artırabilir.

Partikül (PM2.5) ve kalp-damar: Amerikan Kalp Derneği ve çok sayıda uluslararası inceleme, PM2.5 maruziyetinin hem kısa hem uzun vadede kalp krizi, inme ve kalp yetmezliği riskini artırdığını bildiriyor. (Circulation, AHA güncellemesi).

İşyerinde gürültü: İşyerindeki kronik gürültü maruziyeti ile hipertansiyon ve genel CVD risk artışı arasındaki ilişkiyi gösteren meta-analizler mevcut (WHO / ILO ortak değerlendirmeleri ve sistematik incelemeler). Gürültü hipertansiyon için güçlü bir risk faktörü olarak görülüyor.

Çimento işçileri özelinde: Birden fazla saha çalışması çimento işçilerinde inflamasyon göstergelerinin (örn. CRP), bazı kardiyak belirteçlerin (troponin, CK-MB) ve olumsuz lipid profillerinin (LDL, TG artışı) daha yüksek olduğunu gösteriyor; bu da uzun vadede kardiyovasküler riskin arttığına işaret ediyor.

Toplam etki: Toz ↔ kronik inflamasyon ↔ ateroskleroz; Gürültü ↔ kronik stres/hipertansiyon ↔ akut olay tetiklenmesi. Bu yollar birbirini güçlendiriyor.

Personelde artmış dispne (nefes darlığı), kronik öksürük ve sabah balgamı şikayetleri. Bu, solunum sağlığı kötü demektir ve kardiyovasküler riskle bağlantılıdır.

Periyodik sağlık taramalarında yüksek CRP, anormal lipid profili veya artmış kan basıncı bulguları. Bunlar erken uyarı işaretleri.

Gürültü ölçümleri yapılmamış veya kulak koruyucular etkin kullanılmıyor.

İşçiler “kısa iş” için koruyucu ekipmanı çıkarmayı normalleştirmişse (ör. filtre maskeleri, yüz siperi), maruziyet aslında kağıt üzerinde kontrol altında ama sahada kontrolsüz demektir.

Sahada her biri net maliyet/yarar hesabı ile tercih edilebilecek / yapılabilecek uygulamalardan örnekler vereyim;

1) Kaynağında mühendislik kontrolü

İlk ve öncelikli yapılması gereken riski kaynağında engellemek olması gerekir ki bu sebeple öncelikli olan kaynağında mühendislik kontrolü olmalıdır.

  • Toz bastırma sistemleri (su püskürtme, lokal egzoz / dust collectors, kapalı konveyör hatları).
  • Gürültü kaynağı izolasyonu, kapak ve sönümleme.

Neden öncelikli: Maruziyeti azaltmak en ucuz ve en etkili yaklaşımdır; sağlık giderleri ve iş gücü kaybı azalır.

2) Çalışma ortamı ölçümleri ve sürekli izleme
  • PM2.5 ve respirable toz düzenli ölçümü (saha bazlı).
  • Gürültü haritalaması (dB).

Raporlama KPI: aylık PM2.5 ortalaması, % zaman > limit (örn. 85 dB).

3) Hedeflenmiş sağlık taramaları
  • Periyodik muayeneler, riskli grupların düzenli takibi, riskli operasyonlar öncesi değerlendirmeler – sağllık iş izin onay süreçlerinin prosedürlere dahil edilmesi.
  • Kan basıncı, lipid profili, CRP gibi temel belirteçlerin risk profiline göre belirlenmiş aralıklarla ölçümü ve geçmiş ile değerlendirilmesi.
  • Yüksek riskli pozisyonlar için EKG/kalp-damar değerlendirme aralıklarının sıklaştırılması.
  • Risk skorlamaları ile kardiyovasküler risklerin 10 yıl sonrasına kadar öngörülerinin yapılması.

Yönetici argümanı: erken saptama maliyetleri düşürür; uzun vadede fonksiyon kaybı ve tazminat riskini azaltır.

4) KKD ve davranış değişikliği programı
  • N95/FFP2 uygun maskeler, düzenli eğitim ve fit-test.
  • Gürültü zayıflatıcı kulak koruyucuları + kullanım takibi.
  • Özendirme: “koruyucu kullanan” ekipleri ödüllendirin;
  • Uyumsuzluğa eğitim-eylem yaklaşımı uygulayın.

5) Vardiya ve dinlenme yönetimi
  • Yüksek maruziyetli operasyonlarda vardiya rotasyonu, maruziyet süresini azaltır.
  • Uykuyu koruyan vardiya planları stres yükünü azaltır.

6) Veri yönetimi ve şeffaf raporlama
  • Sağlık KPI’larını yönetim kurulu toplantısına dahil edin: iş gücü sağlığı = operasyonel güvenlik.
  • Yatırım talep ederken beklenen azaltılmış hastalık/gün kaybı ile ROI hesabı sunun.

6) Hukuki ve itibar riski

Çalışan sağlığına yönelik ihmalkârlık (ölçüm yok, koruyucu yok, eğitim yetersiz) ciddi tazminat ve itibar riskine dönüşür. Sağlık verilerini yönetim raporlarına sokmak, yönetim kurulunun doğrudan sorumluluğudur. Proaktif olmak hem maliyet etkin hem de kurumsal sürdürülebilirlik açısından zorunludur.

Toz ve gürültü, çimento fabrikalarında kalp-damar hastalıkları riskini artıran, birbirini güçlendiren iki önemli faktördür.

Mühendislik kontrolleri + hedeflenmiş sağlık taramaları + KKD ve vardiya yönetimi = somut yara azaltma.

Yönetim olarak yapılması gereken yatırım, sadece işi “yasal” yapmak değil; çalışan sağlığını koruyarak üretkenliği ve kurumsal itibarı yükseltmek demektir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

  1. Particulate Matter Air Pollution and Cardiovascular Disease: An Update — American Heart Association / Circulation (2010).
    https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/20458016/
  2. Systematic review of the cardiovascular effects of occupational noise — Occupational Medicine (2016).
    https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/26732793/
  3. The effect of occupational exposure to noise on ischaemic heart disease, stroke and hypertension: WHO/ILO systematic review and meta-analysis (2021).
    https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/33612311/
  4. Investigating the effects of occupational and environmental noise on cardiovascular diseases: systematic review and meta-analysis (2021).
    https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/34562216/
  5. Cardiopulmonary Impact of Particulate Air Pollution in High-Risk Populations: JACC State-of-the-Art Review (2020).
    https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/33303078/
  6. Health hazards of cement dust — Review article summarizing cement dust effects (2004).
    https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/15448758/
  7. Mortality and cancer morbidity among cement production workers: a meta-analysis (2016) — çalışma örneği ve tartışma.
    https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/27604876/
  8. Evidence of seasonal changes in airborne particulate matter concentration and occupation-specific variations in pulmonary function and haematological parameters among some workers in Enugu (Cement workers) (2022).
    https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/36138426/
  9. Occupational particle exposure and chronic kidney disease: a cohort study in Swedish construction workers (2024) — partikül maruziyetinin sistemik etkilerine örnek.
    https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/38811167/
  10. Occupational exposure to fine particulate matter in reinforced concrete production and its association with respiratory symptoms and lung function — BMC Public Health (2023).
    https://bmcpublichealth.biomedcentral.com/articles/10.1186/s12889-023-16753-x

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Bu sitede yer alan içerikler yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır. Paylaşılan bilgiler, bir hekim muayenesinin, tedavisinin veya profesyonel danışmanlığın yerini tutmaz. Buradaki bilgiler esas alınarak herhangi bir ilaç tedavisine başlanması, mevcut tedavinin değiştirilmesi ya da bırakılması uygun değildir.

Aynı şekilde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili içerikler, bir iş güvenliği uzmanı, mühendis veya teknik ekip tarafından yapılması gereken değerlendirme ve kararların yerine geçemez. Bu bilgiler temel alınarak saha risk değerlendirmesi yapılması ya da mevcut sistemin değiştirilmesi önerilmez.

Sitede herhangi bir yasa dışı ilan ya da yönlendirme yapılması amacı bulunmamaktadır. İçerikler, sadece farkındalık yaratmak ve bilinçlendirme sağlamak amacıyla sunulmuştur.

⭐️⭐️⭐️

#çimento #fabrika #pm2.5 #gürültü #toz #kebat #tetkikosgb

Daha Fazla

İSG’ye Özel Reaktif Zamanlama Risk Matrisi Saha Uygulaması

İSG’ye Özel Reaktif Zamanlama Risk Matrisi”**ni, saha uygulamalarına birebir uyarlanabilir şekilde çok ayrıntılı, akademik temeli güçlü ve İSG’nin tüm alt disiplinleriyle ilişkilendirerek sunuyorum.

Bu çalışma aşağıdaki bölümlerden oluşur:

  1. Giriş – Kavramsal Çerçeve ve Ölçüm Mantığı
  2. Reaktif Zamanlamayı Etkileyen Faktörler (İşçi, Çevre, Organizasyon, Teknoloji) – Ayrıntılı İnceleme
  3. Reaktif Zamanlama Düzeylerinin İş Kazası Olasılığı ile İlişkisi
  4. İSG’ye Özel Reaktif Zamanlama Risk Matrisi (Makine/Operasyon odaklı)
  5. Matriste Kullanılan Puanlama Sistemi ve Eşik Değerler
  6. Uygulama Örnekleri (Tek tek senaryolarla gösterim)
  7. Matrise Yönelik Değerlendirme, Sınırlılıklar ve Öneriler

I. GİRİŞ – KAVRAMSAL ÇERÇEVE VE ÖLÇÜM MANTIĞI

Reaktif Zamanlama (Reaction Time, RT), bir uyarı sunulduğunda kişinin bunu algılayıp motor yanıt oluşturmasına kadar geçen süredir. Genellikle milisaniye (ms) cinsinden ölçülür ve tüm yüksek riskli sektörlerde iş kazası olasılığı üzerinde doğrudan belirleyicidir.

İSG bağlamında reaktif zamanlama:

  • Tehlikenin fark edilme hızı,
  • Beyinde karar verme süresinin uzunluğu,
  • Motor yanıt başlatma kabiliyeti,
  • Kas iskelet sisteminin uygulama hızını,
  • Stres–yorgunluk–alkol–ilaç–toksin–uykusuzluk etkisini,
  • Çalışanın o anki zihinsel yükünü,
  • Dikkat yönetimi kapasitesini,
  • Olay anındaki bilişsel daralma etkisini

gösteren en hassas biyopsikofizyolojik göstergedir.

Teknik olarak RT üçe ayrılır:

  1. Basit Reaksiyon Zamanı (SRT)
    – Tek uyarı – tek yanıt
    – İş kazası modellerinde en kritik bileşidir.
  2. Seçici Reaksiyon Zamanı (CRT)
    – Birden fazla uyarıdan yalnızca birine yanıt verme.
  3. Ayırt Edici (Discriminative) Reaksiyon Zamanı (DRT)
    – Doğru uyarıya doğru tepki verme.

İSG açısından SRT + CRT birleşimi genellikle operasyonel risk matrisinde kullanılır.


II. REAKTİF ZAMANLAMAYI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

1. Çalışana Ait Faktörler

  • Yorgunluk – uykusuzluk → RT’yi 20–40% yavaşlatır.
  • Stres – kaygı – baskı altında çalışma → Karar süresi uzar.
  • Alkol ve uyuşturucular → Öngörülemeyen RT dalgalanması.
  • Tütün / nikotin → Kısa vadede hızlandırabilir fakat uzun vadede yavaşlatır.
  • İlaç kullanımı (antidepresanlar, antihistaminikler, kas gevşeticiler)
  • Hastalıklar (hipotiroidi, diyabet, B12 eksikliği, nörolojik bozukluklar)
  • Vardiya değişimi – jet-lag etkisi
  • Motivasyon düşüklüğü / tükenmişlik sendromu
  • İş deneyimi (başlangıçta düşük, orta deneyimde optimal, yüksek deneyimde aşırı güven nedeniyle paradoksal artış)

2. İş Ortamı Faktörleri

  • Gürültü
  • Titreşim
  • Aydınlatma eksikliği
  • Aşırı sıcak – soğuk
  • Monoton iş
  • Zaman baskısı
  • Ekipman karmaşıklığı

3. Organizasyonel Faktörler

  • Vardiya planı
  • İş yükü yönetimi
  • Eğitim eksikliği
  • İş yoğunluğunun yanlış dağıtılması
  • Denetim eksikliği
  • İş güvenliği iklimi
  • İşverenin risk yönetimine yaklaşımı

4. Teknolojik Faktörler

  • Acil durdurma sisteminin ergonomisi
  • Makine sensörlerinin yanıt süresi
  • Otomasyon-işçi etkileşimi
  • Kişisel koruyucu donanımların hareketi kısıtlama düzeyi

Bu faktörler matriste olasılık ve şiddet değerlerini değiştirir.


III. REAKTİF ZAMANLAMANIN İŞ KAZASI RİSKİNE ETKİSİ

RT’nin 100 ms gecikmesi:

  • Yüksekte çalışan biri düşme hattına 7–14 cm daha yakın girer.
  • Bir pres makinesinde el sıkışma ihtimali 30–80% artar.
  • Forklift operatöründe çarpma riski 25–40% yükselir.
  • Kimyasal sıçramaya karşı refleks gecikir → göz-yüz maruziyeti artar.
  • Patlayıcı ortamlarda yanlış eylem riski ciddi biçimde artar.

Bu nedenle RT ölçümü yalnız bir kişisel performans testi değildir; İş Kazası Olasılık Fonksiyonu (İKO-F) içinde belirleyici değişkendir.


IV. İSG’YE ÖZEL REAKTİF ZAMANLAMA RİSK MATRİSİ

Aşağıda reaktif zamanlamaya dayalı 5 seviyeli bir risk matrisi sunulmuştur.
Milisaniye değerleri fikri çerçeve sağlar; işyerine göre yeniden düzenlenebilir.


A. Reaktif Zamanlama Seviyeleri

SeviyeReaksiyon Zamanı (ms)Performans AçıklamasıKaza Olasılığı
A – Çok İyi180–250 msNormal, sağlıklı, hızlı yanıtÇok düşük
B – İyi251–320 msHafif yavaşlama, kabul edilebilirDüşük
C – Orta Riskli321–380 msYorgunluk/stres işaretleriOrta
D – Riskli381–450 msKarar verme gecikiyorYüksek
E – Çok Riskli450 ms ve üzeriKritik yavaşlık – ciddi tehlikeÇok yüksek

B. Operasyon Bazlı Risk Tablosu

Aşağıdaki tabloda RT seviyesi ile işin yapısı kesiştiğinde riskin nasıl değiştiği gösterilir.

1. Makine – Pres, Punch, Kesici Sistemler

RT SeviyesiOlasılıkŞiddetRiskAçıklama
A155 (Düşük)Operasyon kontrollü
B2510 (Orta)Yavaşlama kabul edilebilir
C3515 (Yüksek)Elle müdahalede sakatlanma riski
D4520 (Çok yüksek)El kaptırma olasılığı
E5525 (Kabul edilemez)Makine kullanımına izin verilmez

2. Yüksekte Çalışma (İskele, Sepetli Vinç)

RT SeviyesiOlasılıkŞiddetRiskAçıklama
A155Denge kaybı az
B2510Düşme hattına yaklaşabilir
C3515Düşüş engelleyiciyi geç takma
D4520Düşüş durdurma sistemini aktive edemez
E5525Çalışmaya kesinlikle uygun değil

3. Forklift / Vinç Operasyonu

RT SeviyesiOlasılıkŞiddetRisk
A155
B2510
C3515
D4520
E5525

Açıklama: 300–350 ms üzerinde gecikme çarpma riskini ciddi biçimde artırır.


4. Kimyasal İşlemler (Sıçrama, Reaksiyon Gecikmeleri)

RT SeviyesiRiskAçıklama
A/BOrtaPPE zamanında takılır
CYüksekGöz koruyucu takma gecikir
D/EÇok yüksekMaruziyet kaçınılmaz hale gelir

5. Elektrik Çalışmaları (Canlı Çalışma – AG/OG)

RT=350 ms üzeri → Tehlikeden uzaklaşma veya elini çekme süresi kritik olmaktan çıkar.

RTRisk
ADüşük
BOrta
CYüksek
D/EÇok yüksek – çalışma yasaklanır

V. MATRİSİN PUANLAMA SİSTEMİ

Risk = Olasılık (1-5) × Şiddet (1-5)
Bu matriste şiddet neredeyse her zaman 5’tir; çünkü RT kaynaklı kazaların büyük bölümü ağır yaralanma veya ölümle sonuçlanır.

Eşikler:

  • 0–5 = Kabul edilebilir
  • 6–10 = Kontrollü çalışma
  • 11–15 = İyileştirme gerekli
  • 16–20 = Çalışma durdurulmalı, RT düzeltilmeli
  • 21–25 = Kesinlikle yasak / çalışma uygun değil

VI. UYGULAMA ÖRNEKLERİ (Senaryolar)

Senaryo 1: Pres Operatörü – RT: 420 ms (Seviye D)

  • Tehlike: El kaptırma
  • Olasılık: 4
  • Şiddet: 5
  • Risk: 20
    Sonuç: Çalışma durdurulmalı. Yorgunluk, uyku eksikliği araştırılmalı.

Senaryo 2: Yüksekte Çalışan – RT: 355 ms (Seviye C)

  • Tehlike: Düşme
  • Olasılık: 3
  • Şiddet: 5
  • Risk: 15
    Sonuç: Eğitim + dinlenme + PPE gözden geçirme gerekir.

Senaryo 3: Forklift Operatörü – RT: 270 ms (Seviye B)

  • Tehlike: Yaya çarpması
  • Risk: 10
    Sonuç: Kabul edilebilir ancak takip edilmeli.

Senaryo 4: Kimyasal Laboratuvar – RT: 500 ms (Seviye E)

  • Tehlike: Göz maruziyeti
  • Olasılık: 5
  • Şiddet: 5
  • Risk: 25
    Sonuç: Kesinlikle çalışamaz. İşyeri hekimine yönlendirilir.

VII. MATRİSE YÖNELİK DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLER

İSG’ye Özel Reaktif Zamanlama Risk Matrisi”**ni, saha uygulamalarına birebir uyarlanabilir şekilde çok ayrıntılı, akademik temeli güçlü ve İSG’nin tüm alt disiplinleriyle ilişkilendirerek sunuyorum.

Bu çalışma aşağıdaki bölümlerden oluşur:

  1. Giriş – Kavramsal Çerçeve ve Ölçüm Mantığı
  2. Reaktif Zamanlamayı Etkileyen Faktörler (İşçi, Çevre, Organizasyon, Teknoloji) – Ayrıntılı İnceleme
  3. Reaktif Zamanlama Düzeylerinin İş Kazası Olasılığı ile İlişkisi
  4. İSG’ye Özel Reaktif Zamanlama Risk Matrisi (Makine/Operasyon odaklı)
  5. Matriste Kullanılan Puanlama Sistemi ve Eşik Değerler
  6. Uygulama Örnekleri (Tek tek senaryolarla gösterim)
  7. Matrise Yönelik Değerlendirme, Sınırlılıklar ve Öneriler

I. GİRİŞ – KAVRAMSAL ÇERÇEVE VE ÖLÇÜM MANTIĞI

Reaktif Zamanlama (Reaction Time, RT), bir uyarı sunulduğunda kişinin bunu algılayıp motor yanıt oluşturmasına kadar geçen süredir. Genellikle milisaniye (ms) cinsinden ölçülür ve tüm yüksek riskli sektörlerde iş kazası olasılığı üzerinde doğrudan belirleyicidir.

İSG bağlamında reaktif zamanlama:

  • Tehlikenin fark edilme hızı,
  • Beyinde karar verme süresinin uzunluğu,
  • Motor yanıt başlatma kabiliyeti,
  • Kas iskelet sisteminin uygulama hızını,
  • Stres–yorgunluk–alkol–ilaç–toksin–uykusuzluk etkisini,
  • Çalışanın o anki zihinsel yükünü,
  • Dikkat yönetimi kapasitesini,
  • Olay anındaki bilişsel daralma etkisini

gösteren en hassas biyopsikofizyolojik göstergedir.

Teknik olarak RT üçe ayrılır:

  1. Basit Reaksiyon Zamanı (SRT)
    – Tek uyarı – tek yanıt
    – İş kazası modellerinde en kritik bileşidir.
  2. Seçici Reaksiyon Zamanı (CRT)
    – Birden fazla uyarıdan yalnızca birine yanıt verme.
  3. Ayırt Edici (Discriminative) Reaksiyon Zamanı (DRT)
    – Doğru uyarıya doğru tepki verme.

İSG açısından SRT + CRT birleşimi genellikle operasyonel risk matrisinde kullanılır.


II. REAKTİF ZAMANLAMAYI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

1. Çalışana Ait Faktörler

  • Yorgunluk – uykusuzluk → RT’yi 20–40% yavaşlatır.
  • Stres – kaygı – baskı altında çalışma → Karar süresi uzar.
  • Alkol ve uyuşturucular → Öngörülemeyen RT dalgalanması.
  • Tütün / nikotin → Kısa vadede hızlandırabilir fakat uzun vadede yavaşlatır.
  • İlaç kullanımı (antidepresanlar, antihistaminikler, kas gevşeticiler)
  • Hastalıklar (hipotiroidi, diyabet, B12 eksikliği, nörolojik bozukluklar)
  • Vardiya değişimi – jet-lag etkisi
  • Motivasyon düşüklüğü / tükenmişlik sendromu
  • İş deneyimi (başlangıçta düşük, orta deneyimde optimal, yüksek deneyimde aşırı güven nedeniyle paradoksal artış)

2. İş Ortamı Faktörleri

  • Gürültü
  • Titreşim
  • Aydınlatma eksikliği
  • Aşırı sıcak – soğuk
  • Monoton iş
  • Zaman baskısı
  • Ekipman karmaşıklığı

3. Organizasyonel Faktörler

  • Vardiya planı
  • İş yükü yönetimi
  • Eğitim eksikliği
  • İş yoğunluğunun yanlış dağıtılması
  • Denetim eksikliği
  • İş güvenliği iklimi
  • İşverenin risk yönetimine yaklaşımı

4. Teknolojik Faktörler

  • Acil durdurma sisteminin ergonomisi
  • Makine sensörlerinin yanıt süresi
  • Otomasyon-işçi etkileşimi
  • Kişisel koruyucu donanımların hareketi kısıtlama düzeyi

Bu faktörler matriste olasılık ve şiddet değerlerini değiştirir.


III. REAKTİF ZAMANLAMANIN İŞ KAZASI RİSKİNE ETKİSİ

RT’nin 100 ms gecikmesi:

  • Yüksekte çalışan biri düşme hattına 7–14 cm daha yakın girer.
  • Bir pres makinesinde el sıkışma ihtimali 30–80% artar.
  • Forklift operatöründe çarpma riski 25–40% yükselir.
  • Kimyasal sıçramaya karşı refleks gecikir → göz-yüz maruziyeti artar.
  • Patlayıcı ortamlarda yanlış eylem riski ciddi biçimde artar.

Bu nedenle RT ölçümü yalnız bir kişisel performans testi değildir; İş Kazası Olasılık Fonksiyonu (İKO-F) içinde belirleyici değişkendir.


IV. İSG’YE ÖZEL REAKTİF ZAMANLAMA RİSK MATRİSİ

Aşağıda reaktif zamanlamaya dayalı 5 seviyeli bir risk matrisi sunulmuştur.
Milisaniye değerleri fikri çerçeve sağlar; işyerine göre yeniden düzenlenebilir.


A. Reaktif Zamanlama Seviyeleri

SeviyeReaksiyon Zamanı (ms)Performans AçıklamasıKaza Olasılığı
A – Çok İyi180–250 msNormal, sağlıklı, hızlı yanıtÇok düşük
B – İyi251–320 msHafif yavaşlama, kabul edilebilirDüşük
C – Orta Riskli321–380 msYorgunluk/stres işaretleriOrta
D – Riskli381–450 msKarar verme gecikiyorYüksek
E – Çok Riskli450 ms ve üzeriKritik yavaşlık – ciddi tehlikeÇok yüksek

B. Operasyon Bazlı Risk Tablosu

Aşağıdaki tabloda RT seviyesi ile işin yapısı kesiştiğinde riskin nasıl değiştiği gösterilir.

1. Makine – Pres, Punch, Kesici Sistemler

RT SeviyesiOlasılıkŞiddetRiskAçıklama
A155 (Düşük)Operasyon kontrollü
B2510 (Orta)Yavaşlama kabul edilebilir
C3515 (Yüksek)Elle müdahalede sakatlanma riski
D4520 (Çok yüksek)El kaptırma olasılığı
E5525 (Kabul edilemez)Makine kullanımına izin verilmez

2. Yüksekte Çalışma (İskele, Sepetli Vinç)

RT SeviyesiOlasılıkŞiddetRiskAçıklama
A155Denge kaybı az
B2510Düşme hattına yaklaşabilir
C3515Düşüş engelleyiciyi geç takma
D4520Düşüş durdurma sistemini aktive edemez
E5525Çalışmaya kesinlikle uygun değil

3. Forklift / Vinç Operasyonu

RT SeviyesiOlasılıkŞiddetRisk
A155
B2510
C3515
D4520
E5525

Açıklama: 300–350 ms üzerinde gecikme çarpma riskini ciddi biçimde artırır.


4. Kimyasal İşlemler (Sıçrama, Reaksiyon Gecikmeleri)

RT SeviyesiRiskAçıklama
A/BOrtaPPE zamanında takılır
CYüksekGöz koruyucu takma gecikir
D/EÇok yüksekMaruziyet kaçınılmaz hale gelir

5. Elektrik Çalışmaları (Canlı Çalışma – AG/OG)

RT=350 ms üzeri → Tehlikeden uzaklaşma veya elini çekme süresi kritik olmaktan çıkar.

RTRisk
ADüşük
BOrta
CYüksek
D/EÇok yüksek – çalışma yasaklanır

V. MATRİSİN PUANLAMA SİSTEMİ

Risk = Olasılık (1-5) × Şiddet (1-5)
Bu matriste şiddet neredeyse her zaman 5’tir; çünkü RT kaynaklı kazaların büyük bölümü ağır yaralanma veya ölümle sonuçlanır.

Eşikler:

  • 0–5 = Kabul edilebilir
  • 6–10 = Kontrollü çalışma
  • 11–15 = İyileştirme gerekli
  • 16–20 = Çalışma durdurulmalı, RT düzeltilmeli
  • 21–25 = Kesinlikle yasak / çalışma uygun değil

VI. UYGULAMA ÖRNEKLERİ (Senaryolar)

Senaryo 1: Pres Operatörü – RT: 420 ms (Seviye D)

  • Tehlike: El kaptırma
  • Olasılık: 4
  • Şiddet: 5
  • Risk: 20
    Sonuç: Çalışma durdurulmalı. Yorgunluk, uyku eksikliği araştırılmalı.

Senaryo 2: Yüksekte Çalışan – RT: 355 ms (Seviye C)

  • Tehlike: Düşme
  • Olasılık: 3
  • Şiddet: 5
  • Risk: 15
    Sonuç: Eğitim + dinlenme + PPE gözden geçirme gerekir.

Senaryo 3: Forklift Operatörü – RT: 270 ms (Seviye B)

  • Tehlike: Yaya çarpması
  • Risk: 10
    Sonuç: Kabul edilebilir ancak takip edilmeli.

Senaryo 4: Kimyasal Laboratuvar – RT: 500 ms (Seviye E)

  • Tehlike: Göz maruziyeti
  • Olasılık: 5
  • Şiddet: 5
  • Risk: 25
    Sonuç: Kesinlikle çalışamaz. İşyeri hekimine yönlendirilir.

VII. MATRİSE YÖNELİK DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLER

  • Reaktif zamanlama tek başına bir yasaklama aracı değildir; iş kazası modelinin parçasıdır.
  • Ölçümler günlük ruh hali–yorgunluk–uyku kalitesi ile değişir; periyodik yapılmalıdır.
  • Ölçüm sonuçları kişisel sağlık verisidir → KVKK kapsamında korunmalıdır.
  • RT bozulması varsa:
    • yorgunluk yönetimi yapılmalı,
    • vardiya çakışmaları düzeltilmeli,
    • iş yükü dengelenmeli,
    • işyeri hekimi değerlendirmesi zorunlu olmalıdır.
  • Matrisi yalnız bir test aracı değil, insan performansı temelli bir risk yönetimi çerçevesi olarak görmek gerekir.
Daha Fazla

Biyolojik Ritimler

Döngü sürelerine göre 4 ana gruptur

1. Ultradian Ritimler Gün içerisinde birden fazla döngüsü olan ritimlerdir. Solunum sayısı, nabız, yeme, içme, mide hareketleri, idrar çıkarma ve defekasyon, REM/non-REM uyku dönemleri başlıca örneklerdir.

2. Sirkannular Ritimler Yaklaşık bir yıl süren memelilerdeki doğum ve kuş göçleri gibi döngüleri kapsayan ritimlerdir.

3. İnfradiyen Ritimler Haftalar veya aylar süren döngüleri içeren ritimlerdir. Adet (mensturasyon) döngüsü ve 21-28 günlük testosteron salınım (erkeklerde) döngüsü yer alır.

4. Sirkadiyen Ritimler Circa = yaklaşık ve dies = bir gün latince karşılığıdır. Dünyanın kendi ekseni etrafında yaklaşık 24 saat süren dönüşünün canlılar üzerinde oluşturduğu biyokimyasal, fizyolojik ve davranışsal ritimlerin tekrar edilmesi olarak tanımlanmaktadır.

⭐️⭐️ Jeffrey C. Hall, Michael Rosbasch ve Michael Young bu endojenik ritmi kontrol eden mekanizmaları keşfederek Nobel Ödülü sahibi oldular.

Sirkadiyen sistem birbirleri ile ilişkili olan iki ana bölümden oluşur.

Bu sistemlerden ilki Hipotalamusun üst kiyazmatik çekirdeğinde (SCN, Suprakiazmatik Nükleus) yer alan merkezi saat; ikincisi ise karaciğer, pankreas, bağırsaklar, iskelet kası ve adipoz doku gibi diğer vücut dokularında yer alan bir dizi periferik saattir.

Hipotalamus, sinir sistemini endokrin sisteme bağlayan, vücut için hayati işleve sahip olan vücut ısısı, kalp atış hızı ve açlığı düzenleyen hormonların üretimi ve salımından sorumlu beynin merkezinde yer alan küçük bir alandır.

Suprakiasmatik Çekirdek veya Çekirdekler ( SCN )optik kiazmanın hemen üzerinde yer alan hipotalamustaki beynin küçük bir bölgesidir. Memelilerde başlıca sirkadiyen ritim düzenleyicisidir ve sirkadiyen ritimleri oluşturmaktan sorumludur. Işığa duyarlı retinal ganglion hücrelerinden gelen ışık girdilerinin alınması, vücudun alt hücresel saatlerini koordine etmesini ve ortama uyum sağlamasını sağlar. Oluşturduğu nöronal ve hormonal aktiviteler, yaklaşık 24 saatlik bir döngüde birçok farklı vücut fonksiyonunu düzenler.

Biyolojik yeni döngülerin başlayabilmesi için ritm sıfırlanmalıdır. Biyolojik ritmini sıfırlayan uyaranlara zeitgeber denir.

Işık en önemli zeitgeberlerden biridir.

Düzenli zeitgeberlerin düzeni ile günlük yirmi dört saatimizi endojen saatimiz, senkronize eder.

Beslenme düzeni, sıcaklık, iş hayatı, egzersiz, jet lag de zeitgeberlerdendir.

Biyolojik ritimlerin düzenlenmesinde yer alan çevresel ipuçlarına “zeitgeber” (Almanca zeit=zaman geber=verici) veya “ritim verici” adı verilmektedir. Bu ritim verici faktörler arasında en önemlisi ışıktır. Ay, mevsimler, güneş durumu da önemli faktörler arasındadır.

Genel olarak insan vücudunun 24 saatlik sirkadiyen ritmi aşağıdaki gibidir

  • 05:00 – 07:00 kortizol sizi uyandırmak için yükselir
  • 09:00 Testosteron zirvesi
  • 10:00 – 11:00 en yüksek uyanıklık
  • 14:00 – 15:00 motor koordinasyonun en güzel olduğu saatler
  • 16:00 – 17:00 en yüksek kas kuvveti ve gücü
  • 18:00 – 19:00 en yüksek tansiyon ve vücut ısısı
  • 22:00 – 23:00 melatonin üretimi artmaya başlar
  • 23:00 – 02:00 arası büyüme hormonunun en yüksek salgılandığı dönem
  • 01:00 – 02:00 arası en derin uyku
  • 04:00 En düşük vücut ısısı
  • 03:00 – 06:00 En fazla REM uykusu

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Aşağıdaki Yazılarla Devam Edebilirler

Sirkadiyen ritim anormallikleri https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/23385698/

Sirkadiyen saat ve cilt hastalıkları https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC8515909/

Sirkadiyen ritim uyku bozukluklarına klinik yaklaşım https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/17395535/

Uzun Ömür Üzerine Güncel Yaklaşımlar: Sirkadiyen Ritim ve Diyet Müdahaleleri https://dergipark.org.tr/en/pub/tjhr/issue/84826/1345580

Yaşlanma ve Sirkadiyen Ritmin Moleküler Mekanizmaları. https://openurl.ebsco.com/EPDB%3Agcd%3A7%3A5557607/detailv2?sid=ebsco%3Aplink%3Ascholar&id=ebsco%3Agcd%3A141043615&crl=c

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

D-DİMER

D-Dimer, çapraz bağlı fibrinin en küçük yıkım ürünüdür.

Koagulasyon ve fibrinolizin global bir aktivasyonunu yansıtır ve bu nedenle trombotik aktivitenin indirekt bir belirtecidir.

D-dimer; venöz tromboembolizm (VTE) tanısı, ilk trombotik olay (arteryal ve venöz) ve tekrarlayan VTE riski artmış bireylerin tesbiti, gebelik ve yaygın damar içi pıhtılaşma (DIC) takibi gibi bir dizi trombozla ilişkili klinik tablonun tanı ve takibinde en değerli laboratuvar testi olarak kabul edilebilir.

Bazı ilaçlar, toksinler, bakteri-virüsler, bazı aşılar, beslenme alışkanlıkları damarlarda hasara neden olur.

Damarlarımızda kan içerisinde sadece alyuvar, akyuvar, trombosit, vitamin, mineral, aminoasitler vs dolaşmaz.

  • Toksinler
  • Fazla kolesterol/Trigliserit
  • Kullanılan ilaç molekülleri
  • Otoimmun tepkiye neden olan antikorlar
  • Bazı aşılar ile oluşturulan antikorlar ve aşıya ait moleküller de dolaşır

Bunların bazıları damar iç duvarına (endotel hücrelere) hasar verir.

Bu etkenlerin haricinde;

  • Diyabet
  • Hipertansiyon
  • Romatizmal hastalıklar
  • Sigara, alkol de damarlara hasar verir

Endotelde oluşan hasar alanın onarılması için trombositler (platet) harekete geçerek bu yaralı yer üzerinde toplanır.

Kanda PLT bakarız. Kan tetkikinde trombosit (PLT) yüksekse (450-500 üzeri) pıhtılaşmayı düşünürüz.

Bir bahçe hortumunun iç kısmı hasar almış, su dışarıya çıkmasın diye içeriden sakız yapıştırdığımızı düşünün. Trombosit bu sakız.

Fakat tek başına yetmiyor, dağılır gider bunu sağlamlaştırmak için üzerine bir ağ öreriz. Buna Fibrin Ağ denir.

Kanda Fibrinojen yükselir ve biz yine pıhtılaşma düşünürüz.

Haliyle bu yaralı alanda onarım olunca bir yükseklik oluşur. (Fibrinoid Nekroz)

Bu yüksekliği traşlarız.

Bu traşlama sonrası ortamda kalan son ürün D-DİMER. İşte D-dimer dedigimiz mevzu kısaca bundan ibaret.

D-DİMER yüksekse pıhtılaşmayı düşünürüz.

D-dimer kanda sıfır olsun isteriz ama mutlaka bir miktar olur. Çünkü Damarlarımızda minimal hasarlar hep oluşur. Yaş ilerledikçe hasar çoğalır.

D-DİMER 0 ile 0.5 mg/L arası normaldir.

Şimdi Kana bakıyoruz pıhtılaşma var. Örneğin aspirin veriyoruz. Trombositlerin toplanmasını engelliyoruz ve pıhtı oluşmuyor.

Oh Süper değil mi?

Aklınıza geldiğine kanım sulansın iyi gelir diye aspirin kullanıyorsunuz zaten.

Peki ya damarlarınızda hasar varsa, hasar ne olacak? Trombositler bir birine yapışmaz, toplanmazsa hasarlı yeri onaramayız.

Akıllı olan; Hasarın Oluşmasını Önler..

Hasarı önlemediğimiz sürece o trombositler toplanacak, pıhtı atacak, d-dimer yükselecek. Kaçış yok

Hasarlı alan çoğaldıkça ve büyüdükçe damar dışına sızma olacak, beyin kanaması gibi hiç istemediğimiz durumlar oluşacak. Çünkü hasarlı damarın yırtılma ihtimali hep vardır..

Ne Yapmamız Gerekiyor ?

1 – En Önemlisi Beslenme

  • Karbonhidrat ağırlıklı beslenme alışkanlıkları bırakılmalıdır.
  • Geceleri 19.00 sonrası enerji değeri olan gıda ve sıvı alımı yapılmamalıdır.
  • Günlük 16 saat açlık periyodu olmalıdır. Tercihen 19.00 – 11.00 arası.
  • Fazla meyve tüketimi olmayacak. Fazla meyve TRİGLİSERİT yükseltir.
  • Kötü yağlar tüketilmeyecek. Kuyruk yağı, Hayvani iç yağı, Tereyağı, Zeytinyağı ve Hindistan cevizi yağı harici yağlardan uzak durulmalıdır. https://tetkik.com.tr/wp-admin/post.php?post=12002&action=edit

2 – Düzenli Yapılacak Testler ile Sağlığın Takibi Yapılmalıdır

  • HbA1c
  • Açlık insulin ve glikoz
  • HOMA-IR
  • LDL
  • TRİGLİSERİT devamlı kontrol altında tutmalıdır.
  • PLT
  • D-DIMER
  • aPTT
  • Fibrinojen
  • Faktör 8, 9, 10
  • Troponin I
  • CK ise belirli aralıklarla baktırılmalıdır.

3 – Antioksidan Beslenme ve Takviyeler

Glutatyon ve Resveratrol

Serbest radikaller damar duvarına (endotel) zarar verir. Bu serbest radikalleri antioksidanlar ile önlemek gerekir. Damar için Bunlardan en önemlileri Glutatyon ve Resveratrol. Bunları uygun dozlarda kullanmak gerekir.

Damarlarda bu duvarların yapısı büyük oranda Colajen proteininden oluşur. Uygun colajen kullanımı sadece cilt, kemik yapı değil damarlar için de önemlidir.

Hesperidin

“Amacımız hasarı onarmak” Hesperidin endotel hasarın onarılmasında oldukça önemlidir.

“İskemi – Reperfüzyon” (dokulara kan, oksijen, gerekli moleküller gidip onarılması), inflamasyon oluşumunda nötrofil birikimini önlemek için kullanılır.

4- Vitamin ve Mineraller

Vitaminler enerji vermez. Lakin enzimlerin çalışması, metabolik olayların olması için eksik olmaması şart.

Canlılarda oksijenin diğer moleküllerle olan reaktivitesi oldukça sınırlıdır. Bunun adı SPİN Kısıtlaması.

Endotel hasarını onarmada özellikle aşağıdakiler önemlidir.

  • Çinko (glukonat)
  • Magnezyum (Sitrat, Glisinat)
  • Selenyum
  • Demir (sadece eksikse)
  • Alfa lipoik asit
  • Vitamin D3
  • Vitamin B12
  • Vitamin B9
  • Vitamin B6
  • Vitamin C

5 – Egzersiz

İnsan vücudu hareketsiz kalmaya uygun değildir. Lakin “Ağır egzersize de” uygun değil.

Haftada üç gün (birer gün arayla) hafif aç olarak 40 dakikalık tempolu yürüyüş yapılmalıdır.

D-DİMER’ın arttığı Patolojik (Hastalık Sebepli) ve Fizyolojik (Doğal) Sebepler

Özet olarak;

Kan sulandırıcılar pıhtılaşmayı önlemek için kullanılır.

FAKAT

Endotel (damar iç duvarı) hasarını önlemek için de “yaralı bölgede” pıhtılaşma olması gerekir.

Yani kan sulandırıcı kullanmak pıhtılaşmayı önlerken, damarlarda sürekli olan hasarların iyileşmesini engeller. (Bu sebeple damar dışına sızıntı çok olur)

Bu nedenle asıl olan Hasarın Oluşmasını Önlemek olmalıdır.

Özellikle Hipertansiyon, diyabet, bazı otoimmun ve enfeksiyona bağlı hastalıklar, bazı ilaç ve aşılara bağlı hasarların önlenmesi gerek.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

D-dimer, kan pıhtılaşma ve parçalanma sürecinin bir yan ürünüdür ve bir kan örneğinin analizi yoluyla ölçülebilir. D-dimer, bir kan pıhtısı parçalanmaya başladığında serbest kalır.

Daha spesifik olarak, kandaki trombositler bir D alt birimine bağlıdır. Kan pıhtıları oluştuğunda, iki trombosit arasındaki D grubu bir bağ oluşturur. D-Dimerler (fibrin gibi diğer faktörlerle birlikte) aracılığıyla birbirine bağlanan birçok trombosit bir pıhtı oluşturur.

Vücudun iyileşme sürecinin bir parçası olarak, oluşan pıhtılar oluştukları anda parçalanmaya başlar. Pıhtı bağları koptuğunda, D-dimer (D==D) trombositten (P) ayrılır:

Ç–P–D + Ç–P–D → Ç–P–D==Ç–P–D → Ç–P + Ç==Ç + Ç–D

Duyarlılık ve özgüllük, istenen test türüne göre değişir. Ancak, D-dimerler düşük riskli popülasyonlarda pulmoner emboli veya derin ven trombozunu tespit etmek için yüksek duyarlılığa ancak düşük özgüllüğe sahiptir.

⭐️ Hastadan flebotomi yoluyla kan alınır ve sodyum sitrat içeren bir şişeye alınarak ters çevrilerek karıştırılarak laboratuvarda analiz edilmek üzere saklanır.

Normal bir D-dimer 0,50’den düşük kabul edilir.

Pozitif bir D-dimer 0,50 veya daha yüksektir. Bu bir tarama testi olduğundan, pozitif bir D-dimer pozitif bir taramadır. Bir D-dimer için mutlaka kritik bir seviye yoktur.

Yanlış negatifler ve yanlış pozitifler meydana gelebilir. Yanlış negatiflerin sıklığı nedeniyle, bir D-dimer yalnızca pulmoner emboli (PE) için düşük şüphe veya derin ven trombozu (DVT) olarak da bilinen venöz tromboembolizm (VTE) için düşük şüphe durumunda kullanılmalıdır. Ayrıca, yaygın intravasküler koagülasyonun (DIC) değerlendirilmesinde de rol oynar.   

Dikkat çekici bir şekilde, PE, DVT veya DIC yokluğunda hastalarda yüksek D-dimer’e neden olabilecek birkaç fizyolojik durum veya tıbbi durum vardır.

Bunlara hamilelik, malignite, sigara içimi, travma, enfeksiyon veya sepsis dahildir, ancak bunlarla sınırlı değildir. Ayrıca, yaşlı hastalar, hareketsiz hastalar, otoimmün bozuklukları olan hastalar veya yakın zamanda ameliyat geçiren hastalarda yüksek D-dimer olabilir. Dikkat çekici bir şekilde, patoloji olmasa bile bir D-dimer yaşla birlikte artabileceğinden, D-dimerler için yaşa göre ayarlanmış kesme değerlerinin kullanılmasını öneren yeni araştırmalar var. D-dimer testinin zamanlaması yanlış negatife yol açabilir. Örneğin, antikoagülan aldıktan sonra alınan kan negatif olabilir. Örnekleme çok erken yapılırsa, pıhtı oluşumu sırasında veya pıhtı organize olduğunda.

Pulmoner Emboli (PE) İçin D-Dimer

Pulmoner emboli, pulmoner damarlar içinde bulunan ve pıhtının aşağı akışında kan akışının azalmasına neden olan bir kan pıhtısını ifade eder. Bazı hastalarda az semptoma neden olan küçük pulmoner emboli olabilirken, bazılarında ana pulmoner arteri veya arterleri tıkayan büyük pulmoner emboli olabilir. Pulmoner emboli iki taraflı olarak ana pulmoner arterlerde yer aldığında eyer embolisi olarak adlandırılır. Eyer embolisi olan bir hastada kardiyopulmoner arrest ve ölüm riski yüksektir. D-dimer elde etmek, göğüs ağrısı, nefes darlığı veya hipoksi gibi semptom veya bulgular gösteren hastalarda ayırıcı tanıyı araştırmada yardımcı olabilir.

Wells Kriterlerine göre hastalar PE için düşük riskli, orta riskli veya yüksek riskli olarak risk sınıflandırmasına tabi tutulabilir. Wells Kriterleri, derin ven trombozu (DVT) belirtileri veya semptomları, PE için klinik şüphe, taşikardi varlığı, yakın zamanda immobilizasyon (yakın zamanda ameliyat), daha önce teşhis edilmiş PE veya DVT, hemoptizi ve malignite dahil olmak üzere PE’nin çeşitli risk faktörlerini veya semptomlarını dikkate alır. Başka bir puanlama sistemi Cenevre Skoru veya revize edilmiş Cenevre Skoru’dur (rGeneva). Hastaları PE için düşük riskli, orta riskli veya yüksek riskli olarak sınıflandırır. Bu skor hastanın yaşını (65 yaşından büyükse), önceki PE veya DVT’yi, yakın zamandaki ameliyatı veya alt ekstremite kırığını, aktif maligniteyi, hemoptiziyi, tek taraflı ekstremite subjektif ağrısını, palpasyona karşı tek taraflı ekstremite hassasiyetini ve yüksek kalp hızını dikkate alır.

Wells Kriterleri veya Cenevre/rCenevre skorlarına sahip bir hastayı puanladıktan sonra D-dimer siparişi verip vermemeniz ve sonuçlarla ne yapacağınız konusunda lütfen ekteki tablo 1 ve 2’ye bakın. 

Özetle, düşük riskli hastalarda D-dimer istenmeli ve negatif D-dimer düşük riskli hastalarda PE’yi makul bir şekilde ekarte edebilir. Yüksek riskli hastalarda (PE için yüksek klinik şüpheniz olanlar dahil), tarama testi olarak D-dimer’den geçmek yerine görüntüleme yapılmalıdır. Orta riskli hastalarda, bir D-dimer elde edilebilir (negatif D-dimer PE’yi ekarte eder) veya klinik şüphe yüksek kalırsa doğrudan görüntülemeye geçilebilir.

PE riski yüksek olan veya D-dimer pozitifliği olan hastalarda ileri değerlendirme için görüntüleme BT anjiyogramı veya ventilasyon-perfüzyon taramasını içermelidir.

PE için düşük risk taşıdığı belirlenen kişilerde pulmoner emboliyi ekarte etmek için tasarlanmış ek bir puanlama sistemi vardır, buna Pulmoner Emboli Eleme Kuralı (PERC) kuralı denir. Bir hasta PERC kuralında listelenen özelliklerden veya belirtilerden hiçbirine sahip değilse, PE’yi ekarte etmek için D-dimer elde etmek gerekmez. Bu hastalarda D-dimer elde etme ihtiyacını ortadan kaldırmak, yanlış pozitiflerin sayısını azaltacak ve böylece pulmoner emboliyi radyografik olarak eleştirmek için radyasyona maruz kalmayı gerektiren hasta sayısını azaltacaktır.  

Derin Ven Trombozu (DVT) İçin D-Dimer

DVT, kollar veya bacaklardaki derin venöz sistemde bulunan bir kan pıhtısıdır. En sık bacaklarda bulunurlar. DVT semptomları arasında eritem, ağrı, şişlik ve etkilenen ekstremitede artan sıcaklık yer alabilir. Ayrıca DVT için Wells Kriterleri olan bir risk sınıflandırma puanı da vardır. Bu puanlama sistemi yakın zamanda geçirilmiş kötü huylu tümörleri, yakın zamanda geçirilmiş immobilizasyonu (yakın zamanda geçirilmiş cerrahi müdahaleler dahil), asimetrik bacak şişliğini, kollateral damarların varlığını, şüpheli damarların bulunduğu yer boyunca hassasiyeti, daha önce teşhis edilmiş DVT’yi ve DVT için yüksek klinik şüpheyi dikkate alır. Bu puanlama sistemiyle, kişi DVT “olası” veya “olası değil” olarak sınıflandırılabilir veya düşük riskli, orta riskli veya yüksek riskli olarak daha da ayrılabilir. Her iki durumda da, düşük riskli veya “olası değil” gruplarında negatif D-Dimer ile DVT ekarte edilebilir. Orta riskli, yüksek riskli veya “olası” gruplarında, pozitif bir D-Dimer, DVT’yi değerlendirmek için Ultrason ile görüntüleme gerektirir. Ancak yine de, DVT için yüksek klinik şüphe varsa, D-Dimer elde etmeden ultrason istenebilir.  

Yaygın İntravasküler Koagülasyon (DIC) İçin D-Dimer

Yaygın intravasküler koagülasyon, koagülasyon kaskadı ile ilgili bir sorundan kaynaklanır. Bu, yavaş gelişirse aşırı pıhtı oluşumuna veya süreç başlangıçta akutsa kanamaya yol açabilir. DIC’nin yüksek bir ölüm oranı vardır. DIC’nin tanısal çalışmasında istenebilecek birçok farklı çalışmadan biri de D-dimer’dir. Bir hasta DIC’deyse D-dimer önemli ölçüde yükselecektir. Birinin sipariş etmeyi düşünebileceği diğer laboratuvarlar arasında fibrinojen (normalden düşük), trombosit sayısı (düşük), PT/INR (normalden uzun süreliye) ve PTT (normal veya yüksek) yer alır. Bu laboratuvarlar ayrıca, iyileşme ve umarım DIC ile normal değerlere doğru eğilim göstermeleri gerektiğinden DIC tedavisine verilen yanıtı izlemeye yardımcı olabilir. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK431064/

Yüksek D-dimer’i nasıl yönetiyoruz? https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/37881856/

D-dimer testi: Anlatısal bir inceleme https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/37268332/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Yukarıdaki Tüm Bilgiler farkındalık yaratmak maksadı ile olup hekiminizin muayenesi veya görüşleri yerini tutamaz.

Bu sebeple hekiminize / hekimlerinize düzenli periyodik muayene olun ve yönlendirmelerine uyun.

Sağlıklı günler dilerim.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Dalış Öncesi Kulak-Burun-Boğaz Muayenesi ve Seçim Kriterleri

Dalış Muayenesi

Dalıcının sağlık durumunun dalışa uygunluğu değerlendirebilmek için; sualtının yoğun ve viskoz bir ortam olduğunu, derinliğin artışı ile birlikte dalıcının basınca maruziyetindeki değişimi, ortam (özellikle düşen) sıcaklıklığının insanlar üzerindeki etkisi bilmek gerekir.

Bilinmelidir ki dalıcının bazı tıbbi ve psikolojik durumları tüplü dalışa kesin veya geçici süreyle engel teşkü etse de sportif – keyif amaçlı dalışların kuralları, ticari veya askeri amaçlı dalışın katı kurallarından daha esnektir.

Scuba (Su altı tüplü dalış) dalışlarda gerekli tüm şartlar yerine getirildiğinde amatör dalıcılar için de profesyonel dalgıçlar için de riskler düşüktür.

Risklerin düşürülmesi için gereken şartların başında kişinin sağlık durumu gelir.

Bu sebeple dalış yapacak amatörlere de ve profesyonellere de sağlık durumlarının su altındaki şartlara uygun olup olmadığı açısından doğru bir değerlendirme – muayeneye yapımalıdır.

Dalış öncesi muayenenin amacı, dalış yapacak kişinin sualtı dalışını sağlığı açısından tehlikeye düşürecek bir sağlık sorunu olup olmadığını araştırmaktır.

Ayrıca dalıcıların su altına adaptasyonu için disiplinli olması ve uygun ekipmanla dalış yapması gerekir.

Her ne maksatla olursa olsun dalıcılar su altına ilk kez dalışın öncesinde ve sonra da yıllık periyodik olarak scuba dalışı konusunda hekimlik tecrübesi olan;

  • KBB
  • Göğüs Hastalıkları
  • Kalp Damar, Psikiyatri
  • Nöroloji
  • Dahilliye (Endokrin-Kan-Sindirim Sistemi açısından değerlendirecek)
  • Göz uzmanları değerlendirmelidir.

Dalıcını sorunu varsa ayrıca;

  • Ortopedi
  • Plastik Cerrahi
  • Cerrahi vb gibi bölümler değerlendirmelidir.

Tüm hekimlerin raporları ile birlikte Su Altı Uzmanı Hekim tarafından son değerlendirme yapılmalıdır.

Dalış sırasında dalıcının Kulak Burun Boğaz bölgesindeki bir sorunun denge kaybına veya basınç eşitleyememe gibi bir duruma yol açması hem kendisi hem de dalış eşi için hayati bir sorun teşkil eder.

Kulak Burun Boğaz bölgesi hastalıkları veya yetersizlikleri normal şartlarda fark edilmemiş olabilir. Önceden herhangi bir belirti vermemiş olan bir durum su altında ortaya çıkabilir. Su altında gelişebilecek bir sorun ise dalıcının zor anlar geçirmesine hatta boğulmasına neden olabilir.

Dalışlarda en yoğun ve sık sorunların yaşandığı Kulak Burun Boğaz bölgesidir.

KULAK-BURUN-BOĞAZ MUAYENESİ

Anamnez

 Dalış için sağlık muayenesi olan kişilerin tümünün sağlık özgeçmişi ayrıntılı olarak sorgulanmalıdır.

Fizik Muayene

Dalış için sağlık muayenesi olan kişilerin tümünün;

  1. Dış kulak yolu; Gözle ve otoskop ile dış Kulak yolu, Timpanik zarı ve Tuba Eustachi fonksiyonu açısından değerlendirilmelidir.
  2. Otoskop ile oto-inflamasyon açısından zar hareketinin gözlenmelidir.

Gerek görülürse;

  1. Timpanometrik ve Odyometrik inceleme,
  2. Hiperbarik odada 50 psi basıncı dengeleme testi yapılır.
  3. Burun ve sinüsler açısından: Nazal endoskopi ve nazofarenks endoskopisi yapılması burun pasajlarını, sinüs girişlerini ve tuba Eustachi ağzını tehdit eden bir patoloji açısından önemlidir.
  4. Larenks, Solunum yolları ve Boyun açısından: İndirekt larengoskopi ve boyun palpasyonu yapılması uygun olur.

Odyolojik İncelemeler

Timpanometrik tetkik (Orta kulak basınç ölçümü) hem zarda gözle görülemeyen yada gözden kaçan olası bir deliği hem de kulağın eşitleme yetersizliği hususunda bilgi vereceği için değerli bir yöntemdir.

Odyometrik tetkik, (İşitme ölçümü) şart olmamakla beraber, hem olası bir orta kulak patolojisini hem de olası bir işitme kaybını hususunda bilgi vereceği için değerli bir yöntemdir.

Radyolojik İncelemeler

Water’s pozisyonunda paranazal sinüslerin grafileri hava hapsine neden olacak bulguları değerlendirmek değerlendirilmelidir.

Schüller grafi,de (kulağın radyolojik incelenmesinde) havalanma bozukluğu olduğunda ya da teşhisinde radyolojik kronik mastoidit olan dalıcının otoskopik ve diğer muayene bulguları normal ise dalışa engel bir durum oluşturmaz. Lakin çocukluktan başlayan tuba Eustachi fonksiyonu bozukluğunu gösterir.

Laboratuar İncelemeleri

  • Hemogram (CBC /Tam Kan Sayımı)
  • Rutin Kan Kimyası (Kan Şekeri, ALT, AST vb gibi)
  • Tam İdrar tahlilleri

Dalıcının metabolik hastalıkları, kansızlıkları (anemi) ve enfeksiyon hastalıklarını da araştırmak için gereklidir.

Dalış için gerekli Kulak-Burun-Boğaz muayenesi ve tanı yöntemleri standartları aşağıda gösterilmiştir.

Dalıcılarda KBB Muayenesi ve Tanı Yöntemleri Özeti

Dalıcının Durumu                                                           Tanı yöntemi

Normal görünümde dış kulak yolu ve kulak zarı      Otoskopi

Normal burun ve tuba Eustachi fonksiyonu             Eşitleme manevraları ve timpanometrik tetkik    

Yeterli işitme                                                                Odyometri

Normal periferik vestibüler fonksiyon                       Anamnez, fizik muayene, gerekirse kalorik test

Stapez ameliyatı hikayesi olmaması                          Anamnez

Dalışta Yaşanan Kulak – Burun – Boğaz Sorunları

Dalışlarda meydana gelen tüm sorunların %50 si Kulak-Burun-Boğaz kaynaklı olup vücudun en çok etkilenen sistemidir.

Barotravma, Kulak-Burun-Boğaz sorunlarının temel nedenidir.

Barotravma, dış basınç değişikliklerine bağlı olarak vücut içindeki kapalı hava boşluklarında, değişen gaz hacmine bağlı meydana gelen doku hasarı ile seyreden klinik (tıbbi) bir durumdur.

Dalış sırasında en sık görülen sağlık sorunu sebebi Barotravma olup en çok etkilenen yer orta kulaktır.

Dalışta en çok etkilenen kapalı hava boşlukları kemiklerin içindeki boşlukları sırası ile aşağıdaki gibidir.

  1. Orta kulak ve tuba Eustachi – Temporal kemik
  2. Frontal sinüs – Frontal kemik
  3. Etmoid sinüs – Etmoid kemik, Maksiller sinüs – Maksiller kemik, Sfenoid sinüs – Sfenoid kemikler

Orta kulak, kulak zarı hariç, sert bir boşluktur. Bu nedenle basınç arttığında, hacmin azalmasının tek yolu kulak zarının orta kulak boşluğuna doğru eğilmesidir (boşluğa gaz eklenmediği sürece).

Kulak zarı sınırlarına kadar gerildikten sonra, orta kulak boşluğu hacminde daha fazla azalma mümkün değildir; eğer alçalma devam ederse, orta kulak boşluğundaki basınç çevresinden daha düşük kalır.

Orta düzeyde bir basınç farkı, kulak zarından ve orta kulak boşluğunu kaplayan mukozadan sıvı sızmasına ve kanamaya neden olur (Kulak Barotravması O’Neil Derece 1).

Basınç farkı 5 PSI’ye (0,35 bar) ulaştığında, bazı dalgıçlarda kulak zarı yırtılabilir;

10 PSI’den (0,75 bar) daha büyük bir basınç farkında, çoğu dalgıçta yırtılma meydana gelir (Kulak Barotravması O’Neil Derece 2).

Ayrıca, ani ve büyük basınç değişiklikleri iç kulak yaralanmasına neden olabilir.

Normal bir orta kulağın ek gaz kaynağıyla yalnızca bir fiziksel iletişimi vardır ve bu da burun boşluğuna (Rinofarenks) bağlanan östaki borusudur.

Normal koşullar altında östaki boruları kapalıdır, ancak her yutkunduğumuzda veya esnediğimizde boğazımızdaki kaslar orta kulağımızı havalandırmak ve basıncı telafi etmek için yeterli olan küçük bir geçici açıklığa izin verir.

Hiçbir şey kulaklarımızı ve östaki borularımızı tüplü dalış ve nefes tutma dalışından daha fazla zorlayamaz.

Yükselişte, çevredeki basınç azalır ve gazın orta kulak boşluğunu terk etmesinin bir yolu yoksa, ortadaki basınç daha yüksek kalır.

Orta kulaktaki basınç, çevredeki basıncı 15-80 santimetre su (cm H 2 O) aştığında, bu da 0,5-2,5 fit suda bir yükselişe karşılık gelir, östaki boruları açılır ve fazla gaz dışarı çıkar. Kulaklarınız aynı oranda eşitlenmezse ve basınç farkı yaklaşık 66 cm H 2 O’ya (2 fit) ulaşırsa, eşit olmayan basınç uyarısına bağlı baş dönmesi (Alternobarik vertigo) meydana gelebilir.

Güvenli bir tüplü dalgıç olmak ve orta kulak yaralanmalarından kaçınmak (Barotravma ve Alternobarik vertigo oluşumunu anlamak) için Boyle yasasının etkilerini anlamanız ve östaki boruları aracılığıyla orta kulaklarınıza havayı aktif olarak nasıl alacağınızı öğrenmeniz önemlidir.

Boyle Yasası matematiksel olarak şu şekilde ifade edilebilir;

{\displaystyle P\propto {\frac {1}{V}}}

Basınç hacimle ters orantılıdır.

Veya PV = k Basınç ve hacmin çarpımı sabit bir sayıdır (burada k olarak gösterilir)

Burada 
P – gazın basıncı 
V – gazın hacmi ve 
k – belirli bir sıcaklık ve gaz miktarı için sabittir.

Boyle yasası, belirli bir gaz kütlesinin sıcaklığı sabit olduğunda, basıncı ve hacminin çarpımının da sabit olduğunu belirtir. Aynı maddeyi iki farklı koşul kümesi altında karşılaştırırken, yasa şu şekilde ifade edilebilir:

{\displaystyle P_{1}V_{1}=P_{2}V_{2}.}

Bir gazın hacmi arttıkça basıncının orantılı olarak azaldığını ve bunun tersinin de geçerli olduğunu göstermektedir.

Dalışın her 10 metresinde basınç 1 atmosfer artar.

Bu hesaba göre su yüzeyindeki herhangi bir hava boşluğunun hacmi 10. metresinde yarıya, 20 m de üçte birine, 30 m de dörtte birine iner.

Genellikle derinlikler endişe verici görülse de aslında ilk 10 m de en büyük hacim değişikliği olur. Bu sebeple sığ dalışlar bile oldukça tehlikelidir.

Atrofik kulak zarı, ya da stapes ameliyatı olmuş olanlar, aktif allerjik nezlesi, üst solunum yolu enfeksiyonu, septum deviasyonu, nazal polipozis gibi hastalıkları olanlar sığ sularda da risk altındadırlar.

Kulak-Burun-Boğaz yollarında barotravma’ya bağlı olarak oluşabilecek sorunlar;

  • Dış ve Orta Kulak barotravması
  • İç Kulak barotravması Paranazal sinüs barotravması
  • Diş barotravması
  • Alternobarik vertigo

Dalışlarda basınç değişimlerinden en sık etkilenen bölgeler orta kulak ve sinüslerdir.

Eustachi borusu tıkanıklığı ya da sinüs girişlerinin tıkanıklığı durumlarında dalışlarda kulağı eşitlemenin (basıncı) mümkün değildir.

Eustachi borusu tıkanıklığı ya da sinüs girişlerinin tıkanıklığı ilaç tedavisi ya da cerrahi tedavi ile giderilmesi gereken geçici bir dalış engeli durumlarıdır.

Dalışta Kulak – Burun – Boğaz Sahasına Ait Risk Faktörler

Dış Kulak Yolu Buşonu

Serumen, dış kulak yolunun sağlığı açısından çok gerekli kulağın doğal salgısıdır.

Lakin bazı durumlarda aşırı serumen oluşması ya da yeterince dışarıya atılamaması sebebiyle dış kulak yolunda birikip, buşon (tıkaç) oluşturabilir. Sıklıkla kulağı temizlemek maksadı ile yapılan eylemler daha da fazla tıkanmasına yol açar.

Dalış sırasında kulağa kaçan su hali hazırda dış kulak yolunda var olan buşon tarafından emilerek dış kulak yolu iltihaplarına yol açabilir.

Yine kulak yolunun tam tıkanıklığında dalış yapılan ortam suyunun serinliği tıkalı kulak yolu ile tıkalı olmayan kulak yolu arasında ısı farkına ve dolayısı ile baş dönmesine yol açar.

Buşon ile kulak zarı arasındaki alanda sıkışan havanın hacmi dış kulak yolu barotravmasına yol açmak açar.

Rutin her dalışta dış kulak yoluna su ile dolar. Dalıcı farklı manevralara orta kulak basıncını çevredeki su basıncına eşitlemeye çalışır. Muvaffak olduğunda da sorun yaşamaz.

Ancak, dalıcının dış kulak yolunda tıkayıcı herhangi bir madde (buşon, yabancı cisim, kulak tıkacı, vs..) varsa, yukarıda da bahsi geçen (bu tıkaç ile kulak zarı arasında hapsolmuş) havalı alan oluşur. Yüzeyde herhangi bir sorun yoktur.

Fakat dalıcı dalış esnasında alçalma safhasında çevre basıncı artacağından bu alandaki hapsolmuş havalı alanın hacmi azalır ve kulak zarı dışarı doğru (bu havalı alana doğru) itilmiş olur.

Bu durum ağrı, kanama ve zarda yırtılmaya neden olabilir.

Bunun için gerekli basınç farkı sadece 150 mmHg kadardır ve 2 m lik derinlikte oluşabilir.

Çözümü, dalış öncesi aile hekimi veya işyeri hekimi tarafından muayene edilmesi gerekli gördüğü takdirde buşon’un çıkarılmasıdır. Aile hekimi veya işyeri hekimi gerekli gördüğü durumlarda KBB uzmanına da muayene olunması gerekebilir.

İşitme Kayıpları

İşitme eşiği sınırı amatör dalıcılar için önemli değildir. Lakin rutin konuşmaları işitip anlayabilecek “yeterli işitme”sinin olması gerekmektedir. Tabi ki dalış öncesi hayatında işitme kaybı olan dalıcılara dalış etkinliğinin işitme sistemi üzerine zararlı etkileri olabileceği bilgisi verilmelidir. Özellikle bir kulağı işitme kayıplı olan tek kulağı ile işiten dalıcılara işitmelerinin kötüleşebileceği konusundaki riskler anlatılmalıdır. Özellikle işitme yetenekleri ile hayatlarını kazananlar, mesleklerini icra edenler (Müzisyenler, Ses – Sonar Operatörleri, Pilotllar vb gibi) için bu bilgilendirme önemli bir husustur.

Dalış yapanlarda İşitmenin bozul sebepleri;

  • Barotravma
  • İç kulak dekompresyon hastalığı
  • Basınca bağlı koklear dejenerasyon

Kulak Zarında Çökmeler ve Retraksiyon Poşları

Eustachi borusu fonksiyon bozukluğu ve/veya geçirilmiş orta kulak hastalığı olduğunu gösterir. Ki bu durum dalış için göreceli bir yasak oluşturur.

Dış Kulak Yolu Ekzostozları

Egzostoz dış kulak yolunun zara yakın olan kemik kısmındaki düzensizliktir.

Daha çok soğuk sularda yüzen ve dalan kimselerde oluştuğu varsayılır. Dış kulak yolunun kısmi tıkanması yoluyla serumen birikmesini ve onunla ilgili problemleri kolaylaştırır. Geniş ve tıkayıcı ekzostoz’lar cerrahi müdahale ile giderilebilir.

Kulak Zarı Delinmesi ve Timpanoplasti Ameliyatı

Kulak zarının delinmesi ya da yokluğu, dalışa kesin enge bir durumdur.

Çünkü; kulak zarı dış kulak yolu ile orta ve iç kulağı ayıran bir bariyerdir. Olmaması yada delik olması orta ve iç kulağa su kaçması ile enfeksiyona neden olur. Aynı zamanda sağlam kulak ile arasında basınç farkı ve/veya ısı farkı oluşması nedeniyle şiddetli baş dönmesi bulantı ve kusmaya neden olması sebebiyle su altında hayatı tehdit edicidir.

Geçici kulak zarı delinmelerinde, yırtılmalarında ise iyileşmenin düzeyi değerlendirilmeli, klinik iyileşme izlenmeli ve ilk 4-6 hafta dalış geçici olarak engellenmelidir.

Timpanoplasti, (zardaki deliğin kapatılması ameliyatı) sonrasında bazı KBB uzmanları dalışı yasaklarken, diğer bir kısmı da dalışa onay verirler. (Onay veren KBB Uzmanları, ameliyat sonrasında, bilinçli ve tecrübeli dalgıcın, orta kulak sıkışmasına engel olabileceği ve dalışa devam edebileceği yorumunu yapmaktadır.)

Orta Kulak Operasyonları

Orta kulağın büyük ameliyatları dalışa kesin engel bir durumdur.

Diğer orta kulak ameliyatları sonrasında, özellikle ameliyatı yapan KBB uzmanı mümkün değilse başka KBB uzmanı dalış yapıp yapamayacağı kararı vermelidir.

Basit masteidektomi geçirilmiş olması dalış için aykırılık oluşturmaz.

Effüzyonlu Otit (Orta kulakta sıvı birikmesi) ve Grommet (kulak havalandırma tüpleri)

Effüzyon (orta kulak sıvıları) oluşma sebepleri;

  • Eustachi borusunun iyi çalışmaması.
  • Orta kulağın iyi havalanamaması ve basıncın düzenlenememesi. Dalış yasaktır.

Kulak zarına havalandırma tüpü takılması durumunda da hem açık olan tüpten orta kulağa su kaçıp enfeksiyona ya da baş dönmesine neden olabileceği, hem de tüpün tıkalı olabileceği ve bu durumda basıncın dengelenemeyeceği nedenleriyle dalış önerilmez.

Otoskleroz ve Stapedektomi Ameliyatı

Otoskeroz, kulak zarında delik, kulakta ağrı ya da akıntı olmadan, işitmenin genç / orta yaşlarda bozulmasıyla ve sesin iç kulağa iletiminin engellenmesiyle karakterize bu durumda, Stapedektomi operasyonu ile hareket yeteneğini kaybeden stapes (özengi) kemikciği çıkarılıp yerine protez (piston) konur.

Bu ameliyattan sonra hastanın işitmesinin tam düzelmesine ve hiçbir denge şikayeti olmamasına rağmen kesin dalış yasağı vardır.

Aksi halde dalış derinliği ile artan dış ortam basıncı, takılan pistonu iç kulağa iterek, çok şiddetli baş dönmesi, bulantı ve kusma sonucunda hayatı tehdit edici bir durum oluşturabileceği gibi; olası bir kulak enfeksiyonu da işitmede tam ve geri dönmez kayıplara (sağırlığa) yol açabilir.

Yuvarlak Pencere Yırtılması

Dalışlarda iniş sırasında şiddetli Valsalva manevrası ile ya da yükselme sırasında orta kulak basıncının dengelenememesi sonucu oldukça nadiren meydana gelir. Sualtında olduğunda dalıcının hayatıtehdit eden ciddi bir risktir. Acil bir kulak ameliyatı gerekir.

Meydana geldiğinde işitmede kayıp, şiddetli baş dönmesi, bulantı ve kusma ile seyreder.

Yırtık tamiri sonucunda işitme ve denge sorunları tamamen giderilebilir.

Ameliyat başarılı da olsa da; KBB hekimlerinin bir kısmı dalış önermezken. (Dalış yasağına rağmen dalışa devam edenlerin sorun yaşamaması sebebi ile) bazı KBB hekimleri dalışa izin vermektedir.

İç Kulak Dekompresyon Hastalığı

Dekompresyon hastalığı iç kulakta da oluşabilir ve gerek işitmede gerek dengede kalıcı bozukluklara yol açabilir. Sportif dalışlar açısından sorun olmasa da profesyonel dalışlar önerilmez.

Meniere Hastalığı – Ani işitme kaybı (İç kulak hastalıkları)

Meniere hastalığı, iç kulaktaki endolenf sıvısının miktarındaki artış nedeniyle baş dönmesine yani denge bozukluğu ve iştime kaybına yol açabilen bir iç kulak hastalığıdır.

Ani işitme kaybı, daha önce herhangi bir problem olmadan, 72 saat içinde gelişen, işitme testinde birbirini takip eden üç frekansta en az 30 dB ‘den fazla kayıp görülen ve işitme siniriyle iç kulak dokusu üzerinde hasar oluşmasına denir.

Kulak işitme organı olduğu gibi iç kulak aynı zamanda denge organıdır. Bu sebeple iç kulağın tüm hastalıklarında dalış tehlikeli olması sebebi ile kesin dalış yasağı vardır.

Yarık Damak

Damak Yarığı olanlar (tamir edilmiş de olsa), sık rastlanan tuba Eustachi fonksiyon bozuklukları nedeniyle dalış öncesi dikkatli kontrolden geçirilmelidirler.

Burun İçi Tıkanıklıkları

Septum Deviasyonu (Burun orta bölme eğriliği) ve Konka hipertrofileri gibi burun içi tıkayıcı nedenlerle cerrahi girişim de gerekebilir. Dalışa Göreceli Engeldir.

Allerjik Nezle

Allerji, burun ve kulak içinde ödem meydana getirerek kulakta ve sinüslerde barotravmalar açısından dalışta belirgin risk oluşturur. Dalışa Göreceli Engeldir.

Polipler

Polipler, (Sinüslerdeki) hem kulak hem de sinüs barotravmaları açısından dalışta belirgin risk oluşturur. Dalışa Göreceli Engeldir.

Üst Solunum Yolları Enfeksiyonu ve Sinüzit

Nezle durumunda orta kulak ve sinüs sıkışmaları dikkate alınarak dalış önerilmez. Dalışa Göreceli Engeldir.

Üst Solunum Yolları Enfeksiyonu olan dalıcılar hem orta kulak ve sinüs sıkışmaları dikkate alınarak hem de olası bronş ve Akciğer sıkışmaları nedenleriyle dalış yapmamalıdır. Dalışa Göreceli Engeldir.

Sinüs barotravması en çok tutulan sinüsler, klinik açıdan maksiller sinüsler, radyolojik açıdan frontal sinüslerdir.

Dalışın alçalma safhasında, sinüs ostium’unun tıkanıklığı nedeniyle oluşur. Sinüs boşluğunda oluşan göreceli vakum ödem ve kanamaya yol açar. Ağrı ortaya çıkar. Yükselme safhasında, sinüslerde genişleyen havanın bu kanı dışarı atmasına bağlı olarak burundan kan gelir.

Trakeostomi

Soluk borusuna bir çok sebeple delik açılması (Trakeostomi) gerekebilir. Yine Gırtlak kanseri sonrasında gırtlağın çıkarılması (Total Larenjektomi) gibi durumlarda dalış sporu zaten olanaksızdır.

Felç ve Kanser

Yüz Siniri Felçleri Ve Baş-Boyun Kanserleri Radyoterapisi sonrasında dalış sporuna devam edilmesi önerilmez.

Diş Sorunları

Diş çürükleri, diş eti abseleri, dolgu ve kaplama altı boşluklar, kanal tedavisi sonrası oluşan boşluklar, tam ya da kısmi hareketli protezler gibi durumlarda dişin içine hava girmesi yoluyla, derinlikte oluşacak basınç değişikliklerinde sıkışma ve ağrı yapabilecek hastalıklarda dalış yasaklanmalıdır.

⭐️⭐️ Dişi olmayan dalgıçlar regülatörü rahat kavramak için özel ağızlık yaptırmalıdır.

KBB MUAYENESİ SONUÇLARINA GÖRE DALIŞ ONAY DURUMU

Dalış nedeniyle sakatlık ve ölüm şeklinde yüksek risk olan tıbbi bulgularda kesin dalış yasağı vardır ve dalışa kesin engel durumlar” başlığı altında aşağıda ayrıntılandırılmıştır.

Zamanla ya da uygun tedavi ile normale dönebilecek olanlar veeya belli koşullarda dalış yapılabilecek tıbbi durumlarda göreceli dalış yasağı vardır ve “dalışa göreceli engel durumlarbaşlığı altında aşağıda ayrıntılandırılmıştır.

Zamanla kendiliğinden veya ilaç tedavisi ile ya da cerrahi tedavi ile iyileşecek geçici tıbbi durumlar düzelene kadar dalış yasaklanmalı, düzelme sonrası dalış yapılmalıdır ve “dalışa geçici engel durumlarbaşlığı altında aşağıda ayrıntılandırılmıştır.

DALIŞA KESİN ENGEL DURUMLAR

Kulak

  1. Kronik orta kulak hastalıkları (Kolesteatoma…vs)
  2. İç kulak hastalıkları (Meniere hastalığı…vb)
  3. Geçirilmiş yuvarlak pencere yırtıkları
  4. Geçirilmiş ossiküloplasti ameliyatları
  5. Geçirilmiş Stapedektomi ameliyatı
  6. Geçirilmiş iç kulak ameliyatları

Baş-boyun

  1. Trakeostomi (Boyunda solunum deliği) varlığı
  2. Üst solunum yolları darlıkları ve tıkanıklıkları
  3. Larengosel (Gırtlak hava kistleri)
  4. Larenjektomi ameliyatları
  5. Gırtlakta paralizi
  6. Gırtlakta stenoz
  7. Gırtlakta tümör

DALIŞA GÖRECELİ ENGEL DURUMLAR

Kulak

  1. Orta kulak basıncını dengeleme sorunları (Yüzeyde ya da dalışın ilk metrelerinde eşitleme problemi olması)
  2. Kulak zarı havalandırma tüpleri (Grommet kısa süreli kulak tüpü)
  3. Kulak zarı delikleri
  4. Effüzyonlu otit

Burun ve sinüsler

  1. Septum deviasyonu
  2. Allerjik nezle
  3. Nazal polip
  4. Ü.S.Y.E.
  5. Sinüzit
  6. Nezle
  7. Grip

DALIŞA GEÇİCİ ENGEL DURUMLAR

Kulak

  1. Orta kulak basıncı dengelenme sorunları (Eustachi borusu fonksiyon bozuklukları)
  2. Geçirilmiş kulak kepçesi donmaları, tekrarlayan dış kulak iltihapları
  3. Aşırı ince (monomenik) timpan zarı, timpan zarı retraksiyonları
  4. Geçirilmiş kulak zarı delikleri, kulak ameliyatları
  5. Geçirilmiş iç kulak dekompresyon hastalığı
  6. Benign Paroksismal Postural Vertigo
  7. Tekrarlayan orta kulak iltihapları
  8. Dış kulak yolunun aşırı darlıkları
  9. Belirgin işitme kayıpları

Burun ve sinüsler

  1. Burun orta bölme eğrilikleri (septal deviasyonlar)
  2. Tekrarlayan sinüzitler

Baş-boyun

  1. Geçirilmiş yüz kırıkları
  2. Geçirilmiş radyoterapi
  3. Geçirilmiş fasial paralizi

⭐️⭐️⭐️⭐️ Profesyonel Sualtı adamlarında ⭐️⭐️⭐️⭐️

  • Orta kulak basınç eşitlemesini engelleyen patolojisi olanlar
  • Orta kulak cerrahi operasyonu geçirmiş (stapedektomi, protez vb.) olanlar
  • İşitme frekanslarında her iki kulakta ortalama 30 dB tek kulakta 50 dB kaybı olanlar dalamazlar.

İlk ve kontrol muayenelerinde odiolojik vestibüler ve odiometrik muayene zorunludur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Dalış tıbbı https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/378050/

⭐️⭐️ Çevresel Fizyoloji ve Dalış Tıbbı https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/29456518/

⭐️⭐️ Uçuş ve dalışla ilişkili sağlık tehlikeleri. KBB yönleri https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/2210584/

⭐️⭐️ Kulak Burun Boğaz ve spor tüplü dalış. Güncelleme ve yönergeler https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/2857546/

⭐️⭐️ KBB tıbbında dalışın sağlık yönleri. Bölüm I: Dalışla ilişkili hastalıklar https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/15221085/

⭐️⭐️ Dalış sporlarının kulak burun boğaz yönleri https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/8407383/

⭐️⭐️ Kulak burun boğazda dalışın tıbbi yönleri. I. Barotravma ve dekompresyon hastalığı https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/11199465/

⭐️⭐️ SCUBA Dalgıçlarında İç Kulak Rahatsızlıkları: Bir İnceleme https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/34100753/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Yukarıdaki Tüm Bilgiler farkındalık yaratmak maksadı ile olup hekiminizin muayenesi veya görüşleri yerini tutamaz.

Bu sebeple hekiminize / hekimlerinize düzenli periyodik muayene olun ve yönlendirmelerine uyun.

Sağlıklı dalışlar dilerim.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla

Yağlarda Omega-6

Sayın çalışanlarımız,

Tüm yağ çeşitlerinde Omega-3 ve Omega-6 yağ asitleri yağın çeşidine göre farklı oranlarda bulunur. Linoleik Asit (LA) yani omega-6 pro-inflamatuar (iltihabı tetikleyici) bir maddedir.

Bu bakımda tükettiğiniz yağda Linoleik Asit (LA) yani omega-6 pro-inflamatuar ne kadar “az” ise o yağ size o kadar az zarar verir.

Aşağıdaki yağ çeşitlerinden kırmızı ile gösterilenler (ayçiçeği, kanola, mısır özü yağı, soya yağı, pamuk yağı) çok fazla LA içerir.

Bu bakımdan uzak durunuz.

Yeşil ile gösterilenler ise (kuyruk yağı, tereyağı, iç yağı, Hindistan cevizi yağı) da çok az LA içerdiğinden yararlı yağlardır.

En iyi kalite zeytin yağı bile olsa LA içeriği açısında iki grup arasında kalmaktadır. Zeytinyağı üretidiği zeytin ve işleme tekniğine göre %3 ile %27 arasında Linoleik Asit (LA) yani omega-6 pro-inflamatuar içerir.

Günlük yağ tüketiminizi gözden geçirdiğinizde göreceksiniz ki pişmiş gıda alımınızın çok büyük bir kısmında tohum yağları hakim.. Yukarıdaki listede gördüğünüz gibi tohumlardan elde edilen yağlarda Linoleik Asit (LA) oldukça yüksek. Bu durumda vücudunuzun ihtiyacı olan Omega 6 miktarının çok daha fazlasını tükettiğinizi göreceksiniz.

Omega 6 yağ asitlerinin en yaygın olanı Linoleik Asit (LA) esansiyel yağ asitleri arasında yer aldığından aşırı tüketimi durumunda sağlık sorunlarına neden olabilir.

Bu nedenle omega 6 yağ asitlerini omega-3 yağ asitleriyle dengelemek önemlidir.

Omega 6’nın fazla tüketiminde;

  • Yüksek miktarda omega 6 yağ asidi tüketimi, oksidatif stresin (vücudunuzdaki serbest radikaller ve antioksidanlar arasındaki dengesizlik bu da yaşlanma başta olmak üzere bir çok kronik hastalığın sebeplerindendirartmasına neden olur.
  • Aşırı omega 6 yağ asidi tüketimi, vücutta inflamasyonu (Daha önce paylaştım bu konuyu) artırır.
  • Omega 6 ve omega-3 yağ asitleri arasında denge sağlanmadığında kalp hastalıkları, obezite, diyabet ve diğer kronik rahatsızlıkların riski artar.
  • Aşırı omega 6 tüketimi, kan pıhtılaşmasına yol açarak kalp krizi ve felç riskini artırır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Aşağıdaki Yazılarla Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Linoleik Asit: Standart Amerikan Diyetinde Artan Alımın Etkilerinin ve Kronik Hastalıklarla İlişkilerinin Anlatımsal Bir İncelemesi https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/37513547/

⭐️⭐️ Karmaşık ve katkısız linoleik asit formlarının kardiyovasküler sağlık üzerindeki farklı etkileri https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/23464640/

⭐️⭐️ Sağlıklı Bireylerde Linoleik Asit Tüketiminin Kardiyovasküler Hastalıklar İçin Lipid Risk Belirteçleri Üzerindeki Etkileri: İnsan Müdahale Denemelerinin İncelenmesi https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/32759714/

⭐️⭐️ Konjuge Linoleik Asitin Biyolojik Özellikleri ve Hayvansal Ürünlerde Miktarını Artırmaya Yönelik Bazı Çalışmalar :http://chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/85081

⭐️⭐️ Omega-3 ve Konjuge Linoleik Asit Açısından Doğal Olarak Zengin Keçi Peyniri Tüketimi, Aşırı Kilolu ve Obez Deneklerin Kardiyovasküler ve İnflamatuar Biyobelirteçlerini İyileştiriyor: Rastgele Kontrollü Bir Çalışma https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/32380746/https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/32380746/

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Daha Fazla