İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ
Kâğıt Üzerinden Sahaya
Kazalar tesadüf değildir.
Meslek hastalıkları kader değildir.
Çoğu risk, fark edilmediği için büyür.
Bu kitap;
iş sağlığı ve güvenliğini mevzuat maddelerinden çıkarıp
gerçek çalışma hayatının içine taşıyan
davranışsal, insani ve uygulanabilir bir rehberdir.
TELİF HAKLARI VE YAYIN BİLGİSİ
Bu e-kitabın tüm yayın, çoğaltma ve dağıtım hakları saklıdır.
Bu eserin tamamı veya bir bölümü;
kaynak gösterilmeden,
yazarın ve yayıncının yazılı izni olmaksızın
elektronik, mekanik veya başka herhangi bir yöntemle
çoğaltılamaz, dağıtılamaz ve yayımlanamaz.
Eğitim, bilgilendirme ve kurumsal kullanım amaçlı alıntılar;
kaynak belirtilmek koşuluyla mümkündür.
© Tetkik OSGB
Yazar: Dr. Mustafa KEBAT
Yayın Yılı: 2026
Bu e-kitap bilgilendirme amaçlıdır;
Tıbbi tanı veya bireysel sağlık danışmanlığı yerine geçmez.
E-kitap
SUNUŞ
İş sağlığı ve güvenliği, yalnızca yasal bir zorunluluk değil; çalışanına, işine ve geleceğine değer veren her kurumun temel sorumluluğudur.
Tetkik OSGB olarak yaklaşımımız;
İş sağlığı ve güvenliğini evrak üzerinden değil, sahadan,
Cezadan değil, önleyici bakıştan,
Alışkanlıklardan değil, bilinçten yönetmektir.
Bu e-kitap; teorik bilgiyi sahadaki gerçeklerle buluşturan,
insanı merkeze alan ve
iş dünyasının karşı karşıya olduğu gerçek risklere dürüstçe temas eden bir çalışmadır.
İnanıyorum ki bu eser;
İşverenler, yöneticiler, çalışanlar ve İSG profesyonelleri için
yalnızca okunacak bir kaynak değil,
aynı zamanda bakış açısını değiştiren bir rehber olacaktır.
Bu çalışmanın iş dünyasına – camiasına katkı sağlamasını,
daha güvenli, daha sağlıklı ve daha sürdürülebilir çalışma ortamlarına vesile olmasını temenni ediyorum.
Cemil Tanju ANAKLI
Tetkik OSGB
Genel Müdür
YAZARIN NOTU
Bu kitap, “iş sağlığı ve güvenliği” kavramını yalnızca mevzuat, talimat ve imza yükümlülüğü olarak gören anlayışın ötesine geçme ihtiyacından doğdu.
Sahada uzun yıllardır şahit olduğum gerçek şudur:
Kazalar çoğu zaman bilgisizlikten değil, alışkanlıktan,
Meslek hastalıkları çoğu zaman kaderden değil, ihmalden,
Sağlık kayıpları ise çoğu zaman kaçınılmazlıktan değil, gecikmiş farkındalıktan kaynaklanmaktadır.
Bu e-kitap;
• “Bir şeyim yok” diyen çalışanları,
• “Bugün de bir şey olmadı” diye düşünen yöneticileri,
• “Zaten böyle” diyerek normalleştirilen riskleri
yeniden düşünmeye davet etmek amacıyla kaleme alınmıştır.
Amacım; korkutmak, suçlamak ya da öğretmenlik yapmak değil;
Fark ettirmek,
Durup düşündürmek
ve küçük ama doğru kararların büyük sonuçlar doğurabileceğini göstermektir.
İş sağlığı ve güvenliği, kağıt üzerinde değil; insan bedeninde, davranışta ve kültürde başlar.
Bu kitap, tam olarak bu noktaya temas etmek için yazılmıştır.
Dr. Mustafa KEBAT
Tetkik OSGB
İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü
BU KİTAP NASIL KULLANILMALI?
Bu e-kitap bir ders kitabı değildir. Baştan sona ezberlenmesi beklenmez.
Aşağıdaki kullanım şekilleri özellikle önerilir:
1. Parça Parça Okuma
Her bölüm tek başına anlamlı olacak şekilde yazılmıştır. İhtiyaç duyulan başlık doğrudan açılıp okunabilir.
2. Eğitim ve Toplantılarda Kullanım
İş güvenliği eğitimlerinde, toolbox meeting’lerde veya sağlık bilgilendirme toplantılarında bir bölüm veya alt başlık doğrudan tartışma konusu yapılabilir.
3. Olay Sonrası Değerlendirme
Bir iş kazası, ramak kala olayı veya sağlık vakası sonrası ilgili bölüm açılarak “hangi işaretler gözden kaçtı?” sorusu üzerinden değerlendirme yapılabilir.
4. Yönetici ve Sorumlular İçin Rehber
Bu kitap yalnızca çalışanlara değil; amirler, yöneticiler, işveren vekilleri ve karar vericiler için de bir farkındalık aracıdır.
Bir çalışanın davranışındaki değişiklik, performans düşüşü veya isteksizlik her zaman motivasyon problemi değildir.
Bu kitap ne değildir?
- Bir mevzuat kitapçığı değildir
- İlk yardım yönetmeliği özeti değildir
- Hukuki sorumluluk aktarımı yapmaz
Bu kitap, insanı merkeze alan bir iş güvenliği bakışı sunar.
Bu kitap kimler içindir?
- İş güvenliği uzmanları
- İşyeri hekimleri ve sağlık personeli
- İlk yardımcılar
- İnsan kaynakları ve yöneticiler
- Sahada çalışan tüm personel
Bu kitapçık neyi amaçlar?
Bu çalışma; iş sağlığı ve güvenliğinin yalnızca mevzuat, talimat ve tabelalardan ibaret olmadığını; insan bedeninin, davranışlarının ve küçük belirtilerin doğru okunmasıyla doğrudan hayat kurtaran bir alan olduğunu göstermeyi amaçlar.
İş Sağlığı ve Güvenliğinin pratiğinde defalarca görülen ortak bir gerçek vardır:
Kazalar çoğu zaman küçük işaretlerle başlar.
İş kazaları, meslek hastalıkları ve iş yerinde gelişen acil durumlar da aynı mantıkla ilerler. Bu kitapçık, “normal sanılan ama normal olmayan” durumlara odaklanır.
BÖLÜM YAPISI
Bölüm 1 – İş Yerinde Ağrı: Ne Zaman Masum Değildir?
Sırt ağrısı, bel tutulması, göğüs ağrısı sanılan ama hayati olabilen tablolar
Bölüm 2 – Bayılma, Baş Dönmesi ve Düşmeler
İş yerinde “bir anlık” denilen olayların gerçek anlamı
Bölüm 3 – Kalp, Dolaşım ve Tansiyon Acilleri
Yüksek tansiyon, sessiz kalp krizi, atipik belirtiler
Bölüm 4 – İnme ve Nörolojik Aciller
Konuşma yavaşlığı, denge kaybı, dalgınlık
Bölüm 5 – Zehirlenmeler ve Kimyasal Maruziyetler
Yanlış ilk yardımın ağır sonuçları
Bölüm 6 – Yanıklar, Elektrik ve Termal Riskler
Evde ve işte yapılan yanlış müdahaleler
Bölüm 7 – Nefes Darlığı: Panik mi, Acil mi?
Toz, duman, gaz, pıhtı ve maskelenen tehlikeler
Bölüm 8 – Çocuk, Yaşlı ve Kronik Hastalığı Olan Çalışanlar
Riskli gruplar ve sessiz belirtiler
Bölüm 9 – “Bir Şeyim Yok” Diyen Çalışanlar
İş yerinde en zor fark edilen tehlike
Bölüm 10 – İş Yerinde İlk Yardım: Ne Yapılmalı, Ne Yapılmamalı
İyi niyetli lakin zararlı uygulamalar
Bölüm 11 – Yorgunluk, Uykusuzluk ve Dikkat Kaybı
Gece vardiyası, uzun mesailer ve kazaya giden sessiz yol
Bölüm 12 – Psikososyal Riskler ve Sessiz Tükenmişlik
Stres, mobbing, kaygı ve performans baskısının bedensel sonuçları
Bölüm 13 – Isı Stresi ve Soğuk Maruziyeti
Sıcak çarpması, hipotermi ve hafife alınan çevresel riskler
Bölüm 14 – Gürültü, Titreşim ve Duyusal Hasarlar
Duyma kaybı, denge bozukluğu ve kalıcı etkiler
Bölüm 15 – Ergonomi: Yanlış Duruşun Doğru Sonucu Olmaz
Kas-iskelet sistemi hastalıkları ve kronik ağrının iş kökeni
Bölüm 16 – Yüksekte Çalışma ve Görünmeyen Tehlikeler
Korku, denge, alışkanlık ve ölümcül ihmal zinciri
Bölüm 17 – Kapalı Alanlar ve Oksijen Yoksunluğu
Kuyu, tank, silo ve geri dönüşü olmayan hatalar
Bölüm 18 – Enfeksiyonlar ve Biyolojik Riskler
Görünmeyen tehditler, bulaş yolları ve iş yeri yayılımı
Bölüm 19 – Acil Durumlarda Panik ve Kalabalık Davranışı
Doğru plan yoksa yanlış refleksler
Bölüm 20 – İş Kazasından Sonra Ne Olur?
Tıbbi, hukuki ve psikolojik süreçlerin çalışan ve işverene etkisi
BÖLÜM 1 – İŞ YERİNDE AĞRI: NE ZAMAN MASUM DEĞİLDİR?
“Bu ağrı normal değil” denmesi gereken anlar
İş yerinde en sık duyulan cümlelerden biri şudur:
“Biraz sırtım ağrıyor.”
Bu cümle çoğu zaman önemsenmez. Çünkü fiziksel iş yapanlarda, masa başında uzun süre oturanlarda, vardiyalı çalışanlarda sırt ve bel ağrısı yaygındır.
Ama iş sağlığında şunu çok iyi biliriz:
Ağrının yeri kadar, nasıl tarif edildiği de hayati önem taşır.
İş kazalarının ve iş yeri kaynaklı hayati tabloların önemli bir kısmı, ilk etapta basit bir ağrı gibi başlar.
İş yerinde ağrıyı tehlikeli yapan özellikler
Aşağıdaki ifadeler bir iş yeri hekimi, ilk yardımcı veya iş güvenliği uzmanı için alarm niteliğindedir:
- Ağrı ani başladıysa
- Daha önce hiç yaşanmamış bir şekilde tarif ediliyorsa
- “Batıyor”, “yırtılır gibi”, “bıçak saplanır gibi” deniyorsa
- Sırt ağrısı göğse, omuza veya kola yayılıyorsa
- Nefes almakla şiddetleniyorsa
- Terleme, bulantı, baş dönmesi eşlik ediyorsa
Bu tür ağrılar kas ağrısı gibi davranmaz.
İş yerinde yapılan en büyük hata
“Ağrı kesici al, geçer.”
Ağrı kesici çoğu zaman ağrıyı azaltır ama nedeni ortadan kaldırmaz. Hatta bazı durumlarda tehlikeyi görünmez hâle getirir.
İş kazalarında ve meslek hastalıklarında gecikmenin en sık nedeni budur:
Belirtiyi bastırmak, sebebi araştırmamak.
İş güvenliği açısından kritik mesaj
İş yerinde bir çalışan:
- Ağrısını tarif ederken durup düşünüyorsa
- “Bu farklı” diyorsa
- İşe devam etmek istemiyorsa ama bunu dile getirmekte zorlanıyorsa
Bu durum motivasyon sorunu değil, sağlık alarmıdır.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
- Her ağrı masum değildir.
- Ani ve farklı ağrılar iş kazası habercisi olabilir.
- Ağrı kesici çözüm değil, bazen gecikmedir.
- İş yerinde ağrıyı küçümsemek kazaya davetiye çıkarır.
BÖLÜM 2 – BAYILMA, BAŞ DÖNMESİ VE DÜŞMELER
“Bir anlık oldu” denilen olaylar
İş yerlerinde en sık hafife alınan cümlelerden biri şudur:
“Bir an başım döndü, geçti.”
Bu ifade, çoğu zaman olayın kapatılmasına neden olur. Oysa iş sağlığı pratiğinde çok iyi bilinen bir gerçek vardır:
Bayılma ve baş dönmesi asla teşhis değildir; bir belirtidir.
Bu belirtiler bazen basit nedenlere bağlı olabilir. Ancak bazen, yaklaşan ciddi bir tablonun ilk ve tek uyarısıdır.
İş yerinde baş dönmesi neden tehlikelidir?
İş ortamı; ev ortamından farklıdır. Çünkü baş dönmesi veya bayılma durumunda:
- Çalışan yüksekte olabilir
- Hareketli makinelerin yakınında olabilir
- Elektrik, kimyasal veya sıcak yüzeylere temas riski vardır
Dolayısıyla sağlık problemi + çevresel risk = ağır iş kazası anlamına gelir.
Bayılma ile düşmenin ayrılması
Her düşme bayılma değildir. Her bayılma da uzun sürmez.
İş güvenliği açısından şu ayrım kritiktir:
- Bayılma (senkop): Beyne giden kan akışının kısa süreli azalması
- Baş dönmesi: Denge sisteminin bozulması hissi
- Düşme: Sonuçtur, neden değildir
Olayın nasıl başladığı doğru sorgulanmazsa, gerçek neden gözden kaçar.
Alarm kabul edilmesi gereken durumlar
Aşağıdaki durumlar iş yerinde kırmızı bayrak olarak değerlendirilmelidir:
- Daha önce bayılma öyküsü olmayan bir çalışanın aniden bayılması
- Otururken veya uzanırken gelişen bayılma
- Bayılma öncesi çarpıntı, göğüs sıkışması
- Baş dönmesiyle birlikte konuşma bozukluğu
- Düşme sonrası kısa süreli bilinç kaybı
Bu durumlar, “şekerim düştü” diyerek kapatılamaz.
İş yerinde yapılan yaygın hatalar
- Çalışanı hızla ayağa kaldırmak
- Soğuk su dökmek
- Tekrar işe göndermek
- Olayı kayda almamak
Bu müdahaleler, hem sağlık hem de hukuki açıdan ciddi risk taşır.
İş güvenliği açısından doğru yaklaşım
- Çalışan yatırılır, güvenli alana alınır
- Hayati bulgular gözlemlenir
- Tekrarlama riski değerlendirilir
- İşe dönüş kararı aceleyle verilmez
Unutulmamalıdır:
Bayılan bir çalışanın asıl tehlikesi, yere düştüğü an değil; nedenin fark edilmediği andır.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
- Bayılma bir sonuç değil, uyarıdır
- Baş dönmesi iş kazasına dönüşebilir
- “Geçti” demek tanı değildir
- Her düşme mutlaka sorgulanmalıdır
BÖLÜM 3 – KALP, DOLAŞIM VE TANSİYON ACİLLERİ
Sessiz ilerleyen en ölümcül risk
İş yerlerinde kalp ve dolaşım sistemiyle ilgili aciller çoğu zaman dramatik başlamaz. Aksine, büyük bir kısmı sessiz, belirsiz ve başka nedenlere bağlanarak ilerler.
“Biraz çarpıntım var ama geçer.”
Bu cümle, iş sağlığı ve güvenliği açısından en tehlikeli cümlelerden biridir.
Kalp acilleri neden gözden kaçar?
Kalp krizi denildiğinde çoğu kişinin zihninde aynı tablo canlanır: ani göğüs ağrısı, yere yığılma, şiddetli acı. Oysa iş yerinde görülen vakaların önemli bir bölümü atipik belirtilerle seyreder.
Özellikle şu gruplarda belirtiler silik olabilir:
- Diyabeti olanlar
- Uzun süre sigara içmiş olanlar
- Yoğun stres altında çalışanlar
- Vardiyalı veya gece çalışanlar
İş yerinde alarm kabul edilmesi gereken belirtiler
Aşağıdaki yakınmalar tek başına hafif görünebilir. Ancak birlikte veya tekrarlayıcı şekilde ortaya çıktığında acil değerlendirme gerektirir:
- Göğüste baskı, dolgunluk veya yanma hissi
- Sol omuz, kol, sırt veya çeneye yayılan ağrı
- Nedensiz terleme
- Ani halsizlik ve bitkinlik
- Nefes darlığı
- Bulantı veya mide ağrısı hissi
Bu belirtiler, mide problemi veya kas ağrısı sanılarak geçiştirildiğinde sonuçlar geri dönüşsüz olabilir.
Tansiyon: Sayıdan ibaret değildir
Yüksek tansiyon çoğu zaman belirti vermez. Ancak iş ortamında tansiyon dalgalanmaları ciddi risk oluşturur.
Özellikle dikkat edilmesi gereken durumlar:
- Daha önce tansiyon tanısı olmayan bir çalışanda çok yüksek ölçüm
- Baş ağrısı ile birlikte görme bulanıklığı
- Burun kanamasıyla birlikte yüksek tansiyon
- Ani tansiyon düşmesi ve bayılma hissi
Bu tablolar, sadece dinlenerek geçmesi beklenen durumlar değildir.
İş yerinde yapılan kritik hatalar
- Çalışanı “biraz dinlen, geçer” diyerek işe döndürmek
- Belirtileri strese bağlamak
- Tansiyon ölçümünü tek seferle sınırlamak
- Göğüs ağrısını kas ağrısı kabul etmek
Bu yaklaşım, hem sağlık hem de işveren sorumluluğu açısından ciddi risk taşır.
Doğru yaklaşım nasıl olmalı?
- Çalışan derhal fiziksel aktiviteden uzaklaştırılır
- Rahat bir pozisyonda dinlendirilir
- Hayati bulgular takip edilir
- Gerekirse acil sağlık hizmetleriyle iletişime geçilir
Unutulmamalıdır:
Kalp acillerinde en pahalı şey zamandır.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
- Kalp krizi her zaman klasik belirtilerle gelmez
- Sessiz belirtiler en tehlikelileridir
- Tansiyon bir sayı değil, klinik tablodur
- Şüphe varsa gecikme yoktur
BÖLÜM 4 – İNME VE NÖROLOJİK ACİLLER
“Bir tuhaflık var ama tam anlatamıyor” denilen durumlar
İş yerlerinde nörolojik aciller çoğu zaman sessiz başlar ve yanlış etiketlenir. Çalışanın dalgınlığı, yavaşlığı veya dengesizliği; yorgunluk, isteksizlik ya da dikkatsizlik olarak yorumlanabilir.
Oysa nörolojik sistem, bozulduğunda bunu önce davranış ve fonksiyon değişikliği ile gösterir.
İnme (felç) iş yerinde nasıl gizlenir?
İnme her zaman yere yığılma ile başlamaz. İş ortamında en sık kaçırılan belirtiler şunlardır:
- Konuşurken kelime bulmakta zorlanma
- Cümlelerin anlamsızlaşması veya peltekleşmesi
- Yüzde asimetri, ağız köşesinde düşüklük
- Tek taraflı kol veya bacakta güçsüzlük
- Ani denge kaybı, sendeleme
- Görme alanında ani daralma veya çift görme
Bu belirtiler geçici olsa bile acil durum kabul edilir.
Zaman neden hayati?
İnme tedavisinde temel kural şudur:
Beyin dokusu zamana duyarlıdır.
Dakikalar içinde geri dönüşsüz hasar gelişebilir. Bu nedenle:
- “Biraz izleyelim” yaklaşımı
- “Geçerse bakarız” düşüncesi
- “Moladan sonra düzelir” beklentisi
hayati kayıplara yol açabilir.
İş yerinde yapılan yaygın yanlışlar
- Çalışanı yalnız bırakmak
- Konuşma bozukluğunu strese bağlamak
- Düşmeyi sakarlık olarak değerlendirmek
- Belirtiler gerileyince konuyu kapatmak
Bu hatalar, nörolojik hasarın derinleşmesine neden olabilir.
Nörolojik acillerde doğru yaklaşım
- Çalışan güvenli alana alınır
- Bilinç ve konuşma durumu gözlemlenir
- Yüz, kol ve konuşma hızlıca değerlendirilir
- Derhal acil sağlık hizmetleriyle iletişime geçilir
Unutulmamalıdır:
Nörolojik belirtiler performans sorunu değil, tıbbi alarmdır.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
- İnme her zaman dramatik başlamaz
- Geçici belirtiler de ciddidir
- Zaman kaybı beyin kaybıdır
- Şüphe varsa beklenmez
BÖLÜM 5 – ZEHİRLENMELER VE KİMYASAL MARUZİYETLER
Görünmeyen tehlike: Koku yoksa risk yok mu?
İş yerlerinde kimyasal maruziyetler çoğu zaman fark edilmez. Çünkü birçok tehlikeli madde renksiz, kokusuz veya alışılan bir kokuya sahiptir.
“Bir şey dökülmedi, sorun yok.”
Bu cümle, kimyasal risklerin en tehlikeli yanlış yorumlarından biridir.
Kimyasal maruziyet nasıl gelişir?
Zehirlenmeler yalnızca kazayla dökülme sonucu oluşmaz. İş ortamında maruziyet şu yollarla gerçekleşebilir:
- Solunum yoluyla (gaz, buhar, toz)
- Cilt temasıyla
- Göz yoluyla
- Ağız yoluyla (kontamine el, ekipman veya ortam)
Düşük dozda ama tekrarlayan maruziyet, akut zehirlenme kadar tehlikelidir.
İş yerinde alarm kabul edilmesi gereken belirtiler
Kimyasal maruziyet sonrası ortaya çıkan belirtiler çoğu zaman özgül değildir. Ancak aşağıdaki yakınmalar asla hafife alınmamalıdır:
- Ani baş ağrısı ve baş dönmesi
- Gözlerde yanma, sulanma
- Boğazda tahriş, öksürük
- Nefes darlığı
- Bulantı, kusma
- Bilinç bulanıklığı
Bu belirtiler “grip oldum” veya “hava ağır” şeklinde geçiştirildiğinde maruziyet devam eder.
Kapalı alanlar: En yüksek risk
Kapalı alanlar (tanklar, depolar, kazanlar, çukurlar) kimyasal zehirlenmelerin en ölümcül olduğu ortamlardır.
Bu alanlarda yapılan en kritik hata:
“Bir bakıp çıkayım.”
İkincil kurtarıcılar da çoğu zaman aynı ortamda etkilenir.
İş yerinde yapılan tehlikeli müdahaleler
- Maske takmadan ortama girmek
- Etkilenen kişiyi hızla ayağa kaldırmak
- Bilinci kapalı kişiye sıvı vermek
- Kimyasalın ne olduğunu bilmeden müdahale etmek
Bu müdahaleler zincirleme kazalara yol açar.
Doğru yaklaşım nasıl olmalı?
- Maruziyet ortamından güvenli şekilde uzaklaşılır
- Alan havalandırılır, gerekiyorsa izole edilir
- Etkilenen kişi temiz havaya çıkarılır
- Kimyasal madde bilgisi (MSDS) dikkate alınır
- Acil sağlık hizmetleriyle iletişime geçilir
Unutulmamalıdır:
Zehirlenmelerde en büyük risk, fark edilmemesidir.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
- Koku olmaması güvenlik anlamına gelmez
- Kapalı alanlar yüksek risklidir
- Yanlış müdahale ikinci kazaya yol açar
- Kimyasal bilinmeden müdahale edilmez
BÖLÜM 6 – YANIKLAR, ELEKTRİK VE TERMAL RİSKLER
Görünen hasar ile gerçek hasar arasındaki fark
Yanıklar ve elektrik kazaları iş yerlerinde sık görülür. Ancak bu olaylar çoğu zaman yalnızca görünen hasar üzerinden değerlendirilir.
“Bir şey yok, sadece kızardı.”
Bu yaklaşım, özellikle elektrik ve termal kazalarda son derece tehlikelidir. Çünkü asıl hasar çoğu zaman derin dokularda ve iç organlarda gelişir.
Elektrik çarpması neden hafife alınır?
Elektrik çarpmasına maruz kalan çalışan, çoğu zaman ayakta kalabilir ve konuşabilir. Bu durum yanıltıcıdır.
Elektrik akımı:
- Kalp ritmini bozabilir
- Kaslarda ani kasılmalara yol açabilir
- İç organlarda yanık oluşturabilir
Dışarıdan belirgin iz olmaması, iç hasar olmadığı anlamına gelmez.
Elektrik kazalarında alarm kabul edilmesi gereken durumlar
- Bilinç kaybı olsun ya da olmasın elektrik temas öyküsü
- Göğüs ağrısı veya çarpıntı
- Kas ağrısı ve güçsüzlük
- Giriş ve çıkış yanık izleri
Bu durumlarda “iyi görünüyor” ifadesi geçerli değildir.
Termal yanıklar: Sıcak sadece ciltte mi etkilidir?
Sıcak yüzeyler, buhar, alev veya erimiş metal temaslarında yanık derinliği ilk anda anlaşılamaz.
Özellikle dikkat edilmesi gerekenler:
- Küçük görünen ama derin yanıklar
- Eklem bölgelerindeki yanıklar
- Kimyasal ile kombine termal yanıklar
Yanığın alanı kadar derinliği de hayati önem taşır.
İş yerinde yapılan yaygın ve tehlikeli hatalar
- Yanık bölgesine bilinmeyen maddeler sürmek
- Elektrik çarpması sonrası çalışana su içirmek
- Yanık alanı patlatmak veya soymak
- Çalışanı hemen işe döndürmek
Bu uygulamalar hasarı derinleştirir ve enfeksiyon riskini artırır.
Doğru yaklaşım nasıl olmalı?
- Elektrik temasında önce enerji kaynağı kesilir
- Çalışan güvenli alana alınır
- Yanık alanı temiz ve serin tutulur
- Geniş veya derin yanıklarda acil sağlık hizmetleri çağrılır
Unutulmamalıdır:
Elektrik ve yanık kazalarında gecikmiş komplikasyonlar ölümcüldür.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
- Görünen hasar gerçek hasar olmayabilir
- Elektrik kazaları mutlaka izlenmelidir
- Yanıkta yanlış müdahale zararlıdır
- Erken ve doğru yaklaşım hayat kurtarır
BÖLÜM 7 – NEFES DARLIĞI: PANİK Mİ, ACİL Mİ?
En sık yanlış yorumlanan yakınma
Nefes darlığı, iş yerlerinde en çok yanlış sınıflandırılan belirtilerden biridir. Çoğu zaman stres, panik veya kondisyon eksikliğine bağlanır.
“Heyecanlandı galiba.”
Bu yorum, bazı durumlarda hayati bir tablonun gözden kaçmasına neden olur.
Nefes darlığı neden tehlikelidir?
Solunum, vücudun oksijenlenmesini sağlar. Bu zincirin herhangi bir halkasında yaşanan aksama, dakikalar içinde çoklu organ hasarına yol açabilir.
İş ortamında nefes darlığı şu nedenlerle ortaya çıkabilir:
- Toz, duman ve gaz maruziyeti
- Kimyasal buharlar
- Alerjik reaksiyonlar
- Kalp kaynaklı problemler
- Akciğer pıhtısı (pulmoner emboli)
Bu nedenlerin bir kısmı, ilk anda ayırt edilemez.
Panik atak ile gerçek solunum acilleri nasıl ayrılır?
Panik atak da nefes darlığı yapar. Ancak aşağıdaki durumlar organik neden lehinedir:
- Nefes darlığının eforla artması
- Göğüs ağrısı eşlik etmesi
- Dudaklarda veya parmak uçlarında morarma
- Öksürük veya kanlı balgam
- Ani başlayan ve giderek artan nefes sıkıntısı
Bu belirtiler panik olarak etiketlenmemelidir.
İş yerinde yapılan kritik hatalar
- Çalışanı yalnız bırakmak
- “Derin nefes al” diyerek beklemek
- Maske veya ortam riskini sorgulamamak
- Nefes darlığını psikolojik kabul etmek
Bu yaklaşım, gecikmeye neden olur.
Doğru yaklaşım nasıl olmalı?
- Çalışan oturur veya yarı oturur pozisyona alınır
- Sıkı giysiler gevşetilir
- Temiz hava sağlanır
- Ortam maruziyeti değerlendirilir
- Gerekirse acil sağlık hizmetleri çağrılır
Unutulmamalıdır:
Nefes alamama hissi, vücudun en güçlü yardım çağrısıdır.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
- Her nefes darlığı panik değildir
- Maruziyet mutlaka sorgulanmalıdır
- Morarma ve göğüs ağrısı alarmdır
- Şüphe varsa gecikme yoktur
BÖLÜM 8 – ÇOCUK, YAŞLI VE KRONİK HASTALIĞI OLAN ÇALIŞANLAR
Aynı iş, aynı risk mi?
İş yerlerinde risk değerlendirmeleri çoğu zaman “ortalama çalışan” varsayımı üzerinden yapılır. Oysa biyolojik gerçeklik şudur:
Aynı ortam, farklı bireyler için farklı riskler doğurur.
Yaş, gelişim düzeyi ve kronik hastalıklar; maruziyetin etkisini ve tolerans sınırlarını belirgin biçimde değiştirir.
Genç çalışanlar ve çocuk işçiler
Genç çalışanlar; deneyimsizlik, risk algısının tam gelişmemiş olması ve fiziksel gelişimin devam etmesi nedeniyle daha kırılgandır.
Dikkat edilmesi gereken noktalar:
- Kimyasal ve biyolojik etkenlere daha duyarlı olmaları
- Uzun çalışma saatlerinden daha hızlı etkilenmeleri
- Talimatları sorgulamadan uygulama eğilimleri
“Çabuk öğrenir” yaklaşımı, bu grup için ciddi kazalara zemin hazırlayabilir.
Yaşlı çalışanlar
Yaş ilerledikçe refleksler, denge ve iyileşme kapasitesi azalır. Bu durum, özellikle düşmeler ve ağır işlerde risk oluşturur.
Alarm kabul edilmesi gereken durumlar:
- Denge kaybı ve sendeleme
- Görme ve işitme problemleri
- Yavaş reaksiyon süresi
- Sık tekrar eden küçük kazalar
Bu belirtiler yaşlılık değil, uyumsuz iş yükü göstergesi olabilir.
Kronik hastalığı olan çalışanlar
Diyabet, kalp hastalığı, astım, epilepsi gibi kronik hastalıklar; iş yerinde beklenmedik acillere yol açabilir.
Özellikle dikkat edilmesi gerekenler:
- İlaçların çalışma performansını etkilemesi
- Hastalık belirtilerinin stresle artması
- Acil durumlarda farklı müdahale gereksinimi
Bu çalışanlar için “herkesle aynı” yaklaşımı güvenli değildir.
İş yerinde yapılan kritik hatalar
- Sağlık bilgilerini yok saymak
- Uyumlaştırılmış görev vermemek
- Küçük belirtileri kişisel sorun saymak
- Riskli grupları gizli risk olarak görmemek
Bu hatalar, öngörülebilir kazalara yol açar.
Doğru yaklaşım nasıl olmalı?
- Risk değerlendirmeleri bireysel farklılıkları içermelidir
- Uyumlaştırılmış görev ve çalışma süreleri planlanmalıdır
- Acil durum planları riskli grupları kapsamalıdır
- Yöneticiler farkındalık eğitimi almalıdır
Unutulmamalıdır:
Eşitlik her zaman adalet değildir. Güvenlik, uyumla sağlanır.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
- Aynı iş herkes için aynı risk değildir
- Genç ve yaşlı çalışanlar daha kırılgandır
- Kronik hastalıklar iş kazasını tetikleyebilir
- Önlem almak ayrımcılık değil, sorumluluktur
BÖLÜM 9 – “BİR ŞEYİM YOK” DİYEN ÇALIŞANLAR
En tehlikeli cümle
İş sağlığı ve güvenliği pratiğinde en sık duyulan ve en riskli ifadelerden biri şudur:
“Bir şeyim yok, çalışabilirim.”
Bu cümle çoğu zaman iyi niyetle söylenir. Ancak arkasında; işe devam etme baskısı, gelir kaygısı, ekipten geri kalmama isteği veya güçsüz görünmeme refleksi olabilir.
Belirti gizleme kültürü nasıl oluşur?
Birçok iş yerinde açıkça söylenmese de örtük bir mesaj vardır:
“Dayanabilen makbuldür.”
Bu kültür;
- Ağrıyı saklamayı
- Baş dönmesini küçümsemeyi
- Nefes darlığını gizlemeyi
- Bayılmayı inkâr etmeyi
normalleştirir.
Sonuçta küçük belirtiler, büyük kazalara dönüşür.
Neden özellikle erkek egemen sektörlerde yaygındır?
Ağır sanayi, inşaat ve üretim gibi sektörlerde dayanıklılık bir erdem gibi algılanır. Bu algı, sağlık sinyallerinin bastırılmasına yol açar.
Aşağıdaki davranışlar alarm niteliğindedir:
- Ağrısını şakayla geçiştirme
- Dinlenmeyi reddetme
- Yardım istemekten kaçınma
- Belirtiyi başkasına söylememe
Bu davranışlar motivasyon değil, risk göstergesidir.
Ramak kala olaylar neden kaybolur?
“Bir şey olmadı” denilen pek çok olay, aslında ramak kaladır.
- Kısa süreli bayılma
- Denge kaybı
- Geçici görme kararması
- Anlık nefes darlığı
kayıt altına alınmadığında, sistem aynı hatayı tekrar eder.
İş yerinde yapılan kritik hatalar
- Çalışanın beyanını tek ölçüt kabul etmek
- Olayı raporlamamak
- Üretim baskısını önceliklendirmek
- Dinlenme talebini zayıflık olarak görmek
Bu hatalar, kazayı bireysel hataya indirger ve kurumsal sorumluluğu gizler.
Doğru yaklaşım nasıl olmalı?
- Çalışanın beyanı tek başına yeterli kabul edilmemelidir
- Belirti ve davranış gözlemi yapılmalıdır
- Ramak kala olaylar sistematik şekilde kayıt altına alınmalıdır
- Yöneticiler güvenli bildirim kültürü oluşturmalıdır
Unutulmamalıdır:
İnsanlar çoğu zaman tehlikeyi saklar; sistem bunu açığa çıkarmakla yükümlüdür.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
- “Bir şeyim yok” güvenli olduğu anlamına gelmez
- Belirti gizleme kazayı büyütür
- Ramak kala olaylar altın değerdedir
- Güvenli kültür, susmamayı teşvik eder
BÖLÜM 10 – İŞ YERİNDE İLK YARDIM: NE YAPILMALI – NE YAPILMAMALI
İyi niyet her zaman doğru sonuç doğurmaz
İş yerlerinde ilk yardım, çoğu zaman reflekslerle yapılır. Yardım etme isteği değerlidir; ancak yanlış bilgiyle yapılan müdahale, durumu ağırlaştırabilir.
“Bir şeyler yapalım da boş durmayalım.”
Bu yaklaşım, ilk yardımın ruhuna aykırıdır. İlk yardımın amacı müdahale etmek değil, zarar vermemektir.
İlk yardım ile tıbbi müdahalenin sınırı
İlk yardım; olay yerinde, mevcut imkânlarla ve ilaç kullanmadan yapılan uygulamalardır.
Aşağıdakiler ilk yardım değildir:
- İlaç vermek
- Serum takmak
- Tıbbi tanı koymak
- Müdahaleyi ertelemek
Bu sınır aşıldığında hem sağlık hem de hukuki risk doğar.
İş yerinde en sık yapılan yanlışlar
- Bilinci kapalı kişiye su veya yiyecek vermek
- Bayılan kişiyi hızla ayağa kaldırmak
- Yanığa bilinmeyen maddeler sürmek
- Elektrik çarpması sonrası durumu hafife almak
- Zehirlenmede kusturmaya çalışmak
Bu uygulamalar, iyi niyetle yapılsa bile kalıcı hasara yol açabilir.
Doğru ilk yardım yaklaşımı
İş yerinde temel yaklaşım şu sırayla olmalıdır:
- Olay yeri güvenliği sağlanır
- Hayati belirtiler değerlendirilir
- Yanlış müdahaleden kaçınılır
- Gerekirse profesyonel yardım çağrılır
Bu sıra değiştirildiğinde risk artar.
İlk yardımcı neden kritiktir?
Eğitimli ilk yardımcı;
- Ne yapacağını bildiği kadar
- Ne yapmaması gerektiğini de bilir
Bu fark, sonuçları belirler.
İş yerinde ilk yardım, bireysel kahramanlık değil; sistemli bir hazırlık işidir.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
- İlk yardımda amaç zarar vermemektir
- Her müdahale gerekli değildir
- Yanlış ilk yardım kalıcı hasar bırakabilir
- Eğitimli ilk yardımcı hayati fark yaratır
BÖLÜM 11 – YORGUNLUK, UYKUSUZLUK VE DİKKAT KAYBI
“Biraz yorgunum ama çalışırım” denilen risk
İş yerlerinde en sık duyulan ve en az ciddiye alınan ifadelerden biri şudur:
“Biraz yorgunum ama geçer.”
Bu cümle, çoğu zaman riskin üzerinin örtülmesine neden olur. Oysa iş sağlığı ve güvenliği pratiğinde çok iyi bilinen bir gerçek vardır:
Yorgunluk bir durum değil, bir belirtidir.
Yorgunluk; dikkatin azaldığını, reflekslerin yavaşladığını ve karar verme mekanizmalarının bozulduğunu gösteren erken bir uyarıdır. Çoğu iş kazasında sorun, tehlikenin fark edilmemesi değil; fark edilen tehlikeye zamanında ve doğru şekilde tepki verilememesidir.
İş yerinde yorgunluk neden tehlikelidir?
Yorgunluk ev ortamında genellikle yalnızca rahatsızlık hissi yaratır. Ancak iş yerinde yorgunluk, çevresel risklerle birleştiğinde ciddi sonuçlar doğurur. Çünkü yorgun bir çalışan:
• Hareketli makinelerle çalışıyor olabilir
• Yüksekte görev yapıyor olabilir
• Elektrik, kimyasal veya sıcak yüzeylere yakın olabilir
• Araç veya iş makinesi kullanıyor olabilir
Bu durumda yorgunluk + iş ortamı = yüksek kaza riski anlamına gelir.
Uykusuzluk hafife alınabilir mi?
Uykusuzluk, yorgunluğun en önemli nedenlerinden biridir. Yeterli uyku alınmadığında beynin dikkat, odaklanma ve karar verme kapasitesi belirgin şekilde azalır. Yapılan çalışmalar, yaklaşık 17–18 saat uykusuz kalan bir kişinin performansının alkol almış bir kişiyle benzer düzeye indiğini göstermektedir.
Buna rağmen uykusuzluk çoğu zaman:
“Bir kahveyle geçer”
“Gençtir, idare eder”
şeklinde normalleştirilir.
Bu yaklaşım, kazaya giden yolu kısaltır.
Gece vardiyası neden ayrı değerlendirilmelidir?
İnsan bedeni biyolojik olarak gündüz aktif, gece ise dinlenmeye programlıdır. Gece vardiyasında bu doğal düzen bozulur. Bunun sonucunda:
• Dikkat azalır
• Tepki süresi uzar
• Hata yapma olasılığı artar
Özellikle sabaha karşı saatlerde meydana gelen iş kazalarının fazlalığı tesadüf değildir. Bu saatler, yorgunluğun ve biyolojik ritim bozukluğunun en belirgin olduğu zaman dilimleridir.
“Alıştım” yanılgısı
Uzun süre yorgun çalışan kişilerde sıkça şu düşünce gelişir:
“Artık alıştım, beni etkilemiyor.”
Bu son derece tehlikeli bir yanılgıdır. İnsan bedeni yorgunluğa alışmaz; yalnızca yorgunluğun verdiği uyarı sinyallerini bastırmayı öğrenir. Bu bastırma hâli, kazanın habercisi olan erken belirtilerin fark edilmesini zorlaştırır.
Yorgunluğun yol açtığı kazalar
Yorgunluk ve dikkat kaybı;
• Makine kullanım hatalarına
• Düşme ve çarpmalara
• Yanlış ekipman seçimine
• Güvenlik adımlarının atlanmasına
• Hatalı ve gecikmiş kararlara
zemin hazırlar.
Bu kazaların çoğu “ani” gibi görünse de, arka planında uzun süredir devam eden bir yorgunluk süreci vardır.
İş yerinde yapılan yaygın hatalar
• Yorgunluğu bireysel bir sorun olarak görmek
• Fazla mesaiyi başarı göstergesi saymak
• Dinlenme molalarını fiilen kullandırmamak
• “Bir şey olmaz” yaklaşımıyla çalışmaya devam etmek
Bu hatalar, kazayı kaçınılmaz hâle getirir.
İş güvenliği açısından doğru yaklaşım
• Yorgunluk açıkça konuşulabilmelidir
• Vardiya ve mesai süreleri sınırlandırılmalıdır
• Dinlenme molaları gerçek anlamda uygulanmalıdır
• “Yoruldum” demek zayıflık değil, risk bildirimi olarak görülmelidir
Unutulmamalıdır:
Dinlenmeyen bir beden, güvenli çalışamaz.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
• Yorgunluk masum bir şikâyet değildir
• Uykusuzluk karar verme yetisini bozar
• Gece vardiyası başlı başına bir risk faktörüdür
• “Alıştım” demek güvende olmak anlamına gelmez
• Yorgunluk fark edilmezse kaza kaçınılmaz olur
BÖLÜM 12 – PSİKOSOSYAL RİSKLER VE SESSİZ TÜKENMİŞLİK
“Bir şeyim yok” denilen ama büyüyen tehlike
İş yerlerinde en zor fark edilen riskler, görünmeyenlerdir. Psikososyal riskler de tam olarak bu gruptadır. Çünkü çoğu zaman ne kanama vardır ne de ağrı. Çalışan işe gelir, görevini yapar ve şikâyet etmez. Ancak içten içe tükenen bir süreç ilerler.
Bu noktada en sık duyulan cümle şudur:
“Bir şeyim yok, sadece biraz stresliyim.”
Oysa iş sağlığı pratiğinde çok net bir gerçek vardır:
Stres, tükenmişliğin habercisidir; tükenmişlik ise kazanın sessiz zeminidir.
Psikososyal risk nedir?
Psikososyal riskler; çalışanın ruhsal, zihinsel ve sosyal iyilik hâlini olumsuz etkileyen iş yeri kaynaklı faktörlerdir. Bunlar çoğu zaman fiziksel riskler kadar açık değildir ancak etkileri en az onlar kadar yıkıcı olabilir.
Başlıca psikososyal riskler şunlardır:
• Aşırı iş yükü
• Sürekli zaman baskısı
• Belirsiz görev tanımları
• Uzun ve düzensiz çalışma saatleri
• Yönetici baskısı veya mobbing
• Takdir ve destek eksikliği
Bu faktörler tek başına değil, çoğunlukla birlikte etki eder.
Tükenmişlik nasıl başlar?
Tükenmişlik ani gelişmez. Sessiz ve yavaş ilerler. Çoğu çalışan bunu fark ettiğinde süreç zaten derinleşmiştir. Başlangıçta:
• İşe karşı isteksizlik
• Dikkat dağınıklığı
• Tahammülsüzlük
• Uyku sorunları
görülür. Zamanla bu tabloya:
• Unutkanlık
• Karar vermede zorlanma
• İçe kapanma
• Fiziksel şikâyetler
eklenir.
Bu aşamada çalışan hâlâ “dayanabildiğini” düşünür. Oysa risk artmaktadır.
Psikososyal riskler neden iş kazasına yol açar?
Tükenmiş bir çalışan:
• Tehlikeyi geç fark eder
• Kuralları atlamaya daha yatkındır
• Riskli davranışları daha az sorgular
• Uyarıları görmezden gelebilir
Bu durum, özellikle yüksek riskli işlerde kazayı neredeyse kaçınılmaz hâle getirir. Pek çok iş kazasının arkasında teknik bir hata değil, zihinsel yorgunluk ve duygusal tükenme vardır.
“Herkes stresli” yaklaşımı
İş yerlerinde sıkça kullanılan şu cümle büyük bir yanılgıdır:
“Herkes stresli, bu işin doğasında var.”
Bu yaklaşım, riski normalleştirir ve görünmez kılar. Oysa stresin süreklilik kazanması, artık bireysel bir durum değil; kurumsal bir risk göstergesidir.
İş yerinde yapılan yaygın hatalar
• Psikolojik belirtileri kişisel zayıflık olarak görmek
• Tükenmişliği performans düşüklüğüyle karıştırmak
• Çalışanı dinlemek yerine baskıyı artırmak
• Ruhsal riskleri İSG kapsamı dışında saymak
Bu hatalar, hem insan kaybına hem de ciddi hukuki sorumluluklara yol açar.
İş güvenliği açısından doğru yaklaşım
• Psikososyal riskler açıkça tanımlanmalıdır
• İş yükü ve çalışma süreleri dengelenmelidir
• Çalışan geri bildirimleri ciddiyetle ele alınmalıdır
• Destek mekanizmaları erişilebilir olmalıdır
Unutulmamalıdır:
Zihinsel olarak tükenen bir çalışan, fiziksel olarak güvende değildir.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
• Psikososyal riskler görünmez ama etkilidir
• Tükenmişlik sessiz ilerler
• Sürekli stres normal değildir
• Zihinsel yorgunluk iş kazasına zemin hazırlar
• Güvenli çalışma, yalnızca bedenle değil zihinle mümkündür
BÖLÜM 13 – İLAÇ KULLANIMI, REAKSİYON SÜRESİ VE GİZLİ RİSKLER
“Bir hap ne değiştirebilir ki?” yanılgısı
İş yerlerinde en sık gözden kaçan risklerden biri, çalışanların kullandığı ilaçlardır. Çünkü ilaç kullanımı çoğu zaman özel hayatın bir parçası olarak görülür ve iş güvenliği değerlendirmelerinin dışında bırakılır.
Oysa iş sağlığı pratiğinde çok iyi bilinen bir gerçek vardır:
Bazı ilaçlar, fark edilmeden refleksi yavaşlatır, dikkati bozar ve kazaya davetiye çıkarır.
İlaçlar neden iş güvenliği konusudur?
Bir çalışanın kullandığı ilaç, onun:
• Reaksiyon süresini
• Dikkat düzeyini
• Karar verme hızını
• Denge ve koordinasyonunu
doğrudan etkileyebilir. Bu etkiler özellikle makine kullanımı, yüksekte çalışma, araç kullanımı ve dikkat gerektiren işlerde hayati önem taşır.
Sorun genellikle şurada başlar:
Çalışan ilacı kullanır ama etkisini “normal” kabul eder.
Risk oluşturan ilaç grupları
Risk oluşturan ilaç grupları
Bazı ilaçlar, yan etki potansiyeli nedeniyle iş yerinde özel değerlendirme gerektirir. En sık karşılaşılanlar şunlardır:
• Ağrı kesiciler ve kas gevşeticiler
• Antihistaminikler (alerji ilaçları)
• Antidepresanlar ve anksiyolitikler
• Uyku ilaçları
• Tansiyon ve kalp ilaçlarının bazı türleri
Bu ilaçların etkisi kişiden kişiye değişebilir. “Bende bir şey yapmıyor” ifadesi güvenli olduğu anlamına gelmez.
Reaksiyon süresi neden kritiktir?
İş kazalarının büyük bir kısmı, saniyeler içinde gelişir. Bir butona basma, bir adım geri çekilme veya bir tehlikeyi fark etme süresi çoğu zaman belirleyicidir.
İlaçların yol açabileceği:
• Uyuşukluk
• Sersemlik
• Görme bulanıklığı
• Konsantrasyon kaybı
gibi etkiler, bu kritik saniyeleri uzatır. Sonuç çoğu zaman telafi edilemez olur.
“Doktor verdi, sorun olmaz” düşüncesi
Bu cümle iş yerlerinde sıkça duyulur. Ancak burada önemli bir ayrım vardır:
Bir ilacın tıbben uygun olması, iş güvenliği açısından risksiz olduğu anlamına gelmez.
Doktor ilacı tedavi amacıyla verir. İş ortamındaki riskleri değerlendirmek ise iş sağlığı sisteminin sorumluluğundadır.
İş yerinde yapılan yaygın hatalar
• İlaç kullanımını hiç sorgulamamak
• Yan etkileri önemsememek
• Çalışanı doğrudan riskli işe yönlendirmek
• İlaç kullanımını gizli bir konu gibi ele almak
Bu yaklaşım, hem çalışanı hem işvereni korumasız bırakır.
İş güvenliği açısından doğru yaklaşım
• İlaç kullanımına yönelik farkındalık oluşturulmalıdır
• Yan etki riski olan ilaçlar mutlaka değerlendirilmelidir
• Gerekirse geçici görev değişikliği yapılmalıdır
• Çalışan, cezalandırılma korkusu olmadan bilgi verebilmelidir
Unutulmamalıdır:
İlaç gizli bir risk değil, doğru yönetildiğinde kontrol edilebilir bir etkendir.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
• İlaç kullanımı iş güvenliğini etkiler
• Yan etki kişiye özeldir
• “Bende bir şey yapmıyor” güvenli değildir
• Reaksiyon süresi kazayı belirler
• İlaç bilgisi gizlenmemeli, yönetilmelidir
BÖLÜM 14 – KRONİK HASTALIKLAR VE İŞ YERİNDE GÖRMEZDEN GELİNEN UYARILAR
“Alışığım” denilen ama risk üreten durumlar
İş yerlerinde kronik hastalıklar çoğu zaman görünmez kabul edilir. Çünkü çalışan işe gelmektedir, görevini yapmaktadır ve “alıştığını” söylemektedir. Bu durum, hem çalışan hem de işveren için sahte bir güven hissi oluşturur.
Oysa iş sağlığı pratiğinde bilinen temel gerçek şudur:
Kronik hastalığa alışmak, riskin ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Kronik hastalık nedir?
Kronik hastalıklar; uzun süreli, çoğu zaman tamamen iyileşmeyen ve düzenli takip gerektiren sağlık durumlarıdır. İş yerlerinde en sık karşılaşılanlar şunlardır:
• Diyabet (şeker hastalığı)
• Hipertansiyon (yüksek tansiyon)
• Kalp ve damar hastalıkları
• Astım ve KOAH
• Epilepsi
• Romatizmal hastalıklar
Bu hastalıklar, uygun yönetilmediğinde iş kazası riskini artırır.
“Ben yıllardır böyleyim” yanılgısı
Çalışanlar kronik hastalıklarını çoğu zaman normalleştirir.
“Yıllardır tansiyon hastasıyım.”
“Şekerim arada düşer ama toparlarım.”
Bu ifadeler, riskin hafife alındığını gösterir. Oysa kronik hastalıklar dalgalı seyir gösterebilir ve beklenmedik anlarda ciddi tablolara yol açabilir.
Kronik hastalıklar neden iş kazasına yol açar?
Bu hastalıklar;
• Ani bilinç kaybına
• Görme bulanıklığına
• Halsizlik ve baş dönmesine
• Dikkat ve refleks kaybına
neden olabilir. Özellikle yüksekte çalışma, araç kullanımı, kapalı alanlar ve yalnız çalışma durumlarında sonuçlar ağırlaşır.
Sorun genellikle şu noktada ortaya çıkar:
Belirti geldiğinde artık çok geçtir.
İş yerinde sık yapılan hatalar
• Kronik hastalığı kişisel mesele olarak görmek
• İşe girişte alınıp sonra hiç güncellenmeyen sağlık bilgileri
• “Şu ana kadar bir şey olmadı” yaklaşımı
• Riskli görevleri değiştirmemek
Bu hatalar, önlenebilir kazaların önünü açar.
İş güvenliği açısından doğru yaklaşım
• Kronik hastalıklar düzenli olarak değerlendirilmelidir
• İşin niteliği ile hastalığın etkileri birlikte ele alınmalıdır
• Gerekirse görev uyarlaması yapılmalıdır
• Çalışan kendini gizlemek zorunda hissetmemelidir
Unutulmamalıdır:
Kronik hastalık yönetilmezse, iş yerinde akut bir riske dönüşür.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
• Kronik hastalıklar görünmez risklerdir
• Alışmak, güvenli olmak değildir
• Belirti beklemek geç kalmaktır
• İş uyarlaması bir lütuf değil, önlemdir
• Sağlık bilgisi yaşayan bir süreçtir
BÖLÜM 15 – YALNIZ ÇALIŞMA VE GECE MESAİSİ
“Kimse görmedi” denilen aciller
İş yerlerinde risk çoğu zaman kalabalık alanlarla ilişkilendirilir. Oysa en ağır sonuçlar, çoğu zaman kimsenin olmadığı anlarda ortaya çıkar. Yalnız çalışma ve gece mesaisi, bu açıdan iş sağlığı ve güvenliğinin en kırılgan alanlarından biridir.
İlk duyulan cümle genellikle şudur:
“Geceydi, kimse fark etmedi.”
Bu cümle, olayın kendisinden çok daha büyük bir sorunu işaret eder.
Yalnız çalışma neden risklidir?
Yalnız çalışan bir kişi için en büyük tehlike, olayın kendisi değil; yardımın gecikmesidir. Çünkü acil durumlarda:
• Yardım isteyecek kimse yoktur
• Bilinç kaybı fark edilmez
• Müdahale süresi uzar
• Basit bir durum ağırlaşır
Bu durum özellikle sağlık problemlerinde hayati önem taşır.
Gece mesaisinin görünmeyen etkileri
Gece çalışması yalnızca uykusuzluk değildir. Vücudun biyolojik ritmi bozulur. Bunun sonucu olarak:
• Dikkat azalır
• Reaksiyon süresi uzar
• Karar verme yetisi zayıflar
• Fiziksel belirtiler daha geç fark edilir
Bu ortamda gelişen bir acil durum, gündüze göre çok daha tehlikelidir.
En sık karşılaşılan senaryolar
Yalnız ve gece çalışanlarda en sık görülen durumlar şunlardır:
• Ani göğüs ağrısı
• Bayılma ve düşme
• Nefes darlığı
• Hipoglisemi (şeker düşmesi)
• Psikolojik panik tabloları
Bu durumlarda saniyeler değil, dakikalar hatta saatler belirleyici olur.
“Bir şey olursa ararım” yanılgısı
Bu yaklaşım en tehlikeli kabullerden biridir. Çünkü pek çok acil durumda çalışan:
• Telefonuna ulaşamaz
• Konuşamaz
• Bilincini kaybeder
Dolayısıyla yardım isteme ihtimali ortadan kalkar.
İş yerinde yapılan yaygın hatalar
• Yalnız çalışmayı sıradan görmek
• Gece mesaisini gündüzle aynı kabul etmek
• Acil durum iletişim planı oluşturmamak
• Kontrol mekanizmaları kurmamak
Bu eksikler, öngörülebilir risklerin kazaya dönüşmesine neden olur.
İş güvenliği açısından doğru yaklaşım
• Yalnız çalışma açıkça tanımlanmalıdır
• Gece çalışanlar için ek önlemler alınmalıdır
• Düzenli kontrol ve iletişim sistemi kurulmalıdır
• Acil durumlara özel senaryolar planlanmalıdır
Unutulmamalıdır:
Yalnız çalışan bir kişinin en büyük ihtiyacı, fark edilmektir.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
• Yalnız çalışma başlı başına bir risktir
• Gece mesaisi fizyolojiyi değiştirir
• Yardımın gecikmesi sonucu ağırlaştırır
• “Ararım” demek güvence değildir
• Önlem, olaydan önce alınır
BÖLÜM 16 – GÜRÜLTÜ, TİTREŞİM VE DUYUSAL KÖRLEŞME
“Alıştım” denilen tehlikelerden biri daha
İş yerlerinde gürültü ve titreşim çoğu zaman kaçınılmaz bir gerçeklik olarak kabul edilir. Zamanla çalışanlar bu ortama alıştıklarını düşünür. Ancak bu alışma, tehlikenin ortadan kalktığı anlamına gelmez.
İş sağlığı pratiğinde bilinen temel gerçek şudur:
Gürültü ve titreşime alışmak, hasarın başlamadığı değil; fark edilmediği anlamına gelir.
Gürültü ve titreşim neden önemlidir?
Gürültü yalnızca işitme ile ilgili bir sorun değildir. Uzun süreli maruziyet:
• İşitme kaybına
• Dikkat azalmasına
• Yorgunluk ve sinirliliğe
• Stres hormonlarında artışa
neden olur. Titreşim ise kas-iskelet sistemi ve dolaşım üzerinde yıkıcı etkilere sahiptir.
Duyusal körleşme nedir?
Sürekli maruz kalınan uyaranlar, zamanla algı eşiğini yükseltir. Çalışan artık:
• Yüksek sesi fark etmez
• Titreşimi “normal” kabul eder
• Uyarı sinyallerini kaçırır
Bu durum “duyusal körleşme” olarak adlandırılır ve iş kazalarının önemli nedenlerinden biridir.
Gürültü ve titreşimin iş kazasına etkisi
Bu faktörler;
• İletişimi zorlaştırır
• Uyarıların algılanmasını geciktirir
• Refleksleri bozar
• Dikkat bölünmesine yol açar
Sonuçta çalışan, tehlikeyi geç fark eder veya hiç fark etmez
“Kulaklık takıyorum, sorun yok” yanılgısı
Kişisel koruyucu donanımlar önemlidir. Ancak yalnızca kulaklık veya eldiven kullanımı riski tamamen ortadan kaldırmaz. Yanlış veya uzun süreli kullanımda:
• Koruyucular etkisini kaybedebilir
• Çalışan gerçek riskleri gözden kaçırabilir
Koruyucu, önlemin son halkasıdır; tek çözüm değildir.
İş yerinde yapılan yaygın hatalar
• Gürültü ve titreşimi normalleştirmek
• Ölçüm ve takibi ihmal etmek
• Maruziyet süresini dikkate almamak
• Duyusal etkileri yalnızca işitme kaybıyla sınırlı görmek
Bu yaklaşım, uzun vadeli ve geri dönüşü olmayan hasarlara yol açar.
İş güvenliği açısından doğru yaklaşım
• Gürültü ve titreşim düzenli olarak ölçülmelidir
• Maruziyet süreleri planlanmalıdır
• Teknik ve mühendislik önlemleri önceliklendirilmelidir
• Çalışanlar duyusal riskler konusunda bilgilendirilmelidir
Unutulmamalıdır:
Tehlikeyi duymamak, tehlikenin olmadığı anlamına gelmez.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
• Gürültü ve titreşim sessiz zarar verir
• Alışmak, korunmak değildir
• Duyusal körleşme kazaya zemin hazırlar
• Koruyucu donanım tek başına yeterli değildir
• Ölçüm ve izleme esastır
BÖLÜM 17 – ISI STRESİ, SIVI KAYBI VE GÖRÜNMEYEN ACİLLER
“Biraz terledim” denilen ama ilerleyen tablo
İş yerlerinde sıcak ortamlar çoğu zaman mevsimsel bir durum gibi değerlendirilir. Çalışan terler, su içer ve çalışmaya devam eder. Ancak ısıya maruziyet yalnızca rahatsızlık hissi değildir; doğru yönetilmediğinde hayati risklere yol açar.
İş sağlığı pratiğinde bilinen temel gerçek şudur:
Isı stresi, vücudun alarm verdiği ama çoğu zaman duyulmadığı bir acildir
Isı stresi nedir?
Isı stresi; vücudun ürettiği ısı ile çevreden aldığı ısıyı dengeleyememesi durumudur. Bu tablo özellikle:
• Açık alanda çalışanlarda
• Fırın, döküm, kazan dairesi gibi sıcak ortamlarda
• Ağır fiziksel işlerde
• Koruyucu giysiyle çalışılan alanlarda
daha sık görülür.
Sıvı kaybı neden tehlikelidir?
Terleme ile birlikte yalnızca su değil, elektrolitler de kaybedilir. Bu durum:
• Halsizlik
• Baş dönmesi
• Kas krampları
• Dikkat azalması
gibi belirtilerle başlar. İlerleyen aşamalarda bilinç değişikliği ve bayılma görülebilir.
Tehlikeli olan şudur:
Çalışan çoğu zaman susadığını fark etmez.
Isı stresinin iş kazasına etkisi
Isı stresi altında çalışan bir kişi:
• Tepkileri geç verir
• Riskleri hafife alır
• Fiziksel sınırlarını zorlar
• Uyarı işaretlerini gözden kaçırır
Bu durum özellikle makine kullanımı ve yüksekte çalışmada ciddi sonuçlar doğurur.
“Su içiyorum, sorun olmaz” yanılgısı
Su içmek önemlidir ancak tek başına yeterli değildir. Uzun süreli ve yoğun terlemede:
• Sadece su tüketimi dengesizliğe yol açabilir
• Elektrolit kaybı göz ardı edilir
• Dinlenme ihtiyacı ertelenir
Bu yaklaşım, riski görünmez hâle getirir.
İş yerinde yapılan yaygın hatalar
• Isı stresini bireysel dayanıklılıkla ilişkilendirmek
• Sıcak ortamlarda çalışma sürelerini planlamamak
• Dinlenme aralarını ihmal etmek
• Belirtileri “yorgunluk” olarak geçiştirmek
Bu hatalar, önlenebilir acillerin ortaya çıkmasına neden olur.
İş güvenliği açısından doğru yaklaşım
• Sıcak ortamlar için risk değerlendirmesi yapılmalıdır
• Çalışma-dinlenme dengesi sağlanmalıdır
• Sıvı ve elektrolit desteği planlanmalıdır
• Çalışanlar erken belirtiler konusunda bilgilendirilmelidir
Unutulmamalıdır:
Isı stresi fark edilmezse, basit bir yorgunluk ağır bir acile dönüşür.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
• Isı stresi sessiz ilerler
• Sıvı kaybı dikkati ve refleksi bozar
• Su içmek tek başına yeterli olmayabilir
• Dinlenme önlemin bir parçasıdır
• Erken müdahale hayat kurtarır
BÖLÜM 18 – ERGONOMİ, KAS-İSKELET YÜKLENMESİ VE “NORMAL” AĞRILAR
BÖLÜM 18 – ERGONOMİ, KAS-İSKELET YÜKLENMESİ VE “NORMAL” AĞRILAR
“İşin doğasında var” denilen hasarlar
İş yerlerinde ağrı çoğu zaman çalışmanın doğal bir sonucu gibi görülür. Özellikle bel, boyun, omuz ve diz ağrıları; “alışılır”, “geçer” ya da “herkeste var” cümleleriyle geçiştirilir. Ancak bu yaklaşım, ergonomik risklerin en tehlikeli yönünü gizler.
İş sağlığı pratiğinde bilinen temel gerçek şudur:
Sürekli ağrı, vücudun yükü taşıyamadığını söyleme biçimidir.
Ergonomi neden iş güvenliği konusudur?
Ergonomi yalnızca konfor meselesi değildir. Yanlış duruş, tekrarlayan hareketler ve uygunsuz iş istasyonları zamanla:
• Kas-iskelet sistemi hastalıklarına
• Güç kaybına
• Hareket kısıtlılığına
• İş gücü kaybına
neden olur. Bu etkiler yavaş geliştiği için çoğu zaman fark edilmez.
“Normal ağrı” diye bir şey var mıdır?
Kısa süreli ve geçici yorgunluk normal olabilir. Ancak:
• Her gün tekrar eden
• Dinlenmeyle geçmeyen
• Sabah sertliğiyle başlayan
• İş sırasında artan
ağrılar normal değildir. Bunlar, ilerleyici bir yüklenmenin habercisidir.
Kas-iskelet yüklenmesi kazaya nasıl yol açar?
Ağrısı olan bir çalışan:
• Hareketlerini kısıtlar
• Yanlış duruşları telafi etmeye çalışır
• Reflekslerini geç kullanır
• Ani durumlarda yeterli tepki veremez
Bu durum, düşme, sıkışma ve kontrol kaybı gibi kazalara zemin hazırlar.
“Alıştım, geçiyor” yanılgısı
Vücut bir süreliğine ağrıya uyum sağlayabilir. Ancak bu uyum, iyileşme değildir. Aksine:
• Hasar derinleşir
• Belirtiler kronikleşir
• Geri dönüş zorlaşır
Alışmak, sorunun çözüldüğü anlamına gelmez.
İş yerinde yapılan yaygın hatalar
• Ergonomiyi yalnızca masa başı çalışanlarla sınırlı görmek
• Ağrıları bireysel dayanıklılıkla ilişkilendirmek
• İş istasyonlarını standart kabul etmek
• Erken belirtileri görmezden gelmek
Bu hatalar, uzun vadeli meslek hastalıklarına yol açar.
İş güvenliği açısından doğru yaklaşım
• Ergonomik riskler iş bazında değerlendirilmelidir
• Çalışma pozisyonları düzenli olarak gözden geçirilmelidir
• Tekrarlayan hareketler ve yüklenmeler dengelenmelidir
• Çalışanlar erken ağrı belirtileri konusunda bilinçlendirilmelidir
Unutulmamalıdır:
Ağrı, zayıflık değil; uyarıdır.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
• Ergonomi güvenli çalışmanın parçasıdır
• Sürekli ağrı normal değildir
• Alışmak iyileşmek değildir
• Kas-iskelet sorunları kazaya zemin hazırlar
• Erken önlem, kalıcı hasarı önler
BÖLÜM 19 – GÖRME, İŞİTME VE DİKKAT
Küçük kayıpların büyük sonuçları
İş yerlerinde duyusal kayıplar çoğu zaman yavaş geliştiği için fark edilmez. Çalışan görmeye, duymaya veya dikkati dağınık çalışmaya alıştığını düşünür. Oysa bu küçük gibi görünen değişimler, büyük kazaların zeminini oluşturur.
İş sağlığı pratiğinde bilinen temel gerçek şudur:
Dikkat, görme ve işitme kaybı; kazanın sessiz hazırlık aşamasıdır.
Görme neden kritiktir?
Görme, iş güvenliğinde temel algı kanalıdır. Azalan görme keskinliği:
• Mesafe algısını bozar
• Hareketli parçaları geç fark etmeye neden olur
• Uyarı levhalarını okunamaz hâle getirir
Özellikle loş ortamlarda ve hareketli işlerde risk katlanarak artar.
İşitme kaybının görünmeyen etkileri
İşitme kaybı yalnızca sesi duyamamak değildir. Aynı zamanda:
• Uyarı seslerinin kaçırılması
• İletişim kopuklukları
• Yön duygusunun zayıflaması
gibi sonuçlar doğurur. Bu durum, özellikle gürültülü ortamlarda ciddi tehlike oluşturur.
Dikkat neden dağılır?
Dikkat; yorgunluk, stres, uykusuzluk, ilaç kullanımı ve çevresel faktörlerden doğrudan etkilenir. Dikkati dağılmış bir çalışan:
• Aynı anda birden fazla riski fark edemez
• Tehlikeye geç tepki verir
• Hatalı karar alma olasılığı artar
Bu durum, kazanın son halkasını oluşturur.
“Gözüm alıştı, duymam yeterli” yanılgısı
Bu yaklaşım, duyusal kayıpların normalleştirildiğini gösterir. Oysa duyuların azalması, tehlikeye uyum değil; tehlikenin görünmez hâle gelmesidir.
İş yerinde yapılan yaygın hatalar
• Görme ve işitme kontrollerini ihmal etmek
• Duyusal kayıpları yaşla ilişkilendirip geçiştirmek
• Aydınlatma ve gürültü koşullarını sabit kabul etmek
• Dikkat dağınıklığını bireysel sorun gibi görmek
Bu hatalar, önlenebilir kazaların önünü açar.
İş güvenliği açısından doğru yaklaşım
• Görme ve işitme periyodik olarak değerlendirilmelidir
• Aydınlatma ve ses koşulları işin niteliğine göre düzenlenmelidir
• Dikkati etkileyen faktörler bütüncül ele alınmalıdır
• Erken fark edilen kayıplar ciddiyetle ele alınmalıdır
Unutulmamalıdır:
Duyular zayıfladığında, risk güçlenir.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
• Küçük duyusal kayıplar büyük risk yaratır
• Görme ve işitme iş güvenliğinin temelidir
• Dikkat kaybı kazanın son halkasıdır
• Alışmak, korunmak değildir
• Düzenli kontrol hayati önemdedir
BÖLÜM 20 – ERKEN UYARI KÜLTÜRÜ VE GÜVENLİ DAVRANIŞ
“Kaza olmadan önce fark etmek”
İş kazaları çoğu zaman ani ve beklenmedik gibi anlatılır. Oysa sahada çalışan herkes bilir ki kazalar bir anda ortaya çıkmaz. Öncesinde küçük sinyaller verir, belirtiler gösterir ve uyarılar üretir. Sorun, bu uyarıların görülmemesi ya da önemsenmemesidir.
İş sağlığı ve güvenliği pratiğinde temel gerçek şudur:
Kazalar tesadüf değil; gözden kaçırılmış uyarıların sonucudur.
Erken uyarı nedir?
Erken uyarı; bir olay kazaya dönüşmeden önce ortaya çıkan küçük işaretlerin fark edilmesi ve ciddiye alınmasıdır. Bu işaretler çoğu zaman:
• Tekrarlayan küçük şikâyetler
• “Ramak kala” olaylar
• Davranış değişiklikleri
• Alışılmadık sessizlikler
şeklinde kendini gösterir. Bunlar, sistemin verdiği sinyallerdir.
Güvenli davranış nasıl oluşur?
Güvenli davranış yalnızca kural bilmekle oluşmaz. Asıl belirleyici olan, çalışanın risk karşısındaki tutumudur. Güvenli davranış:
• Tehlikeyi fark etmek
• Durumu sorgulamak
• Gerekirse işi durdurabilmek
• Yardım istemekten çekinmemek
gibi reflekslerin yerleşmesiyle gelişir.
Bu refleksler, cezayla değil kültürle kazanılır.
“Bir şey olmaz” kültürü
İş yerlerinde en tehlikeli cümlelerden biri şudur:
“Şimdiye kadar bir şey olmadı.”
Bu yaklaşım, erken uyarı mekanizmasını tamamen devre dışı bırakır. Oysa her “olmadı” denilen durum, aslında bir sonraki kazanın prova aşamasıdır.
Bildirim neden hayati önemdedir?
Erken uyarı kültürünün temelinde bildirim vardır.
Çalışanın:
• Şikâyetini
• Gözlemini
• Endişesini
rahatça paylaşabilmesi gerekir. Bildirimin olmadığı yerde, risk sessizce büyür.
Bildirim yapan çalışanın korunmadığı bir sistemde, güvenlik kültürü gelişmez
İş yerinde yapılan yaygın hatalar
• Ramak kala olayları önemsiz görmek
• Bildirim yapan çalışanı suçlamak
• Güvenliği yalnızca evrak üzerinden yönetmek
• Davranışsal riskleri görmezden gelmek
Bu hatalar, kazayı bekleyen pasif bir sistem yaratır.
İş güvenliği açısından doğru yaklaşım
• Erken uyarılar sistemli şekilde toplanmalıdır
• Güvenli davranış teşvik edilmelidir
• Bildirim kültürü desteklenmelidir
• İSG, günlük işin doğal parçası hâline getirilmelidir
Unutulmamalıdır:
Güvenlik, kaza olduktan sonra değil; olmadan önce anlam kazanır.
Bölüm Sonu – Hatırlanması Gerekenler
• Kazalar uyarı verir
• Erken fark etmek hayat kurtarır
• Güvenli davranış kültürle gelişir
• Bildirim cezalandırılmamalıdır
• Güvenlik, herkesin sorumluluğudur
GENEL SONUÇ VE OKURA MESAJ
Güvenlik bir refleks hâline gelene kadar…
Bu kitap boyunca ele alınan her konu, tek bir ortak gerçeğe işaret etmektedir:
İş kazaları ve meslek hastalıkları, çoğu zaman ani değil; öngörülebilir olaylardır. Öncesinde belirtiler verir, küçük uyarılar üretir ve çoğu zaman “önemsiz” görülerek göz ardı edilir.
İş sağlığı ve güvenliği, yalnızca mevzuata uyum sağlamak ya da denetimlerden geçmek için yürütülen bir faaliyet değildir. Asıl amacı, insanın sağ salim evine dönebilmesini sağlamaktır. Bu amaç, ancak riskleri kâğıt üzerinde değil; gerçek hayatta görüp yönetebildiğimizde anlam kazanır.
Bu kitapta özellikle vurgulanan nokta şudur:
Tehlike her zaman yüksekten düşmek, makineye sıkışmak ya da kimyasala maruz kalmak değildir. Bazen tehlike;
göz ardı edilen bir ağrı,
“geçti” denilen bir baygınlık,
normal kabul edilen bir yorgunluk,
alışılmış bir stres hâlidir.
İş sağlığı ve güvenliğinin gücü, bu küçük gibi görünen işaretleri ciddiye alma cesaretinden gelir.
Okura Not
Eğer bu kitabı bir işveren olarak okuyorsanız;
unutmayın ki güvenli bir iş yeri, maliyet değil; sürdürülebilirliğin temelidir. Önlem almak, kaza olduktan sonra ödemekten her zaman daha insani ve daha doğrudur.
Eğer bir yönetici olarak okuyorsanız;
çalışanların davranışları, çoğu zaman sistemin bir yansımasıdır. Güvenli davranışı mümkün kılan ortamı oluşturmak, liderliğin en önemli sorumluluklarından biridir.
Eğer bir çalışan olarak okuyorsanız;
sağlığınızdan feragat etmek bir fedakârlık değil, geri dönüşü olmayan bir kayıptır. Hissettiğiniz her belirti, dile getirilmesi gereken bir uyarıdır.
Eğer bir İSG profesyoneli olarak okuyorsanız;
bilginin yanı sıra farkındalık üretmenin, evraktan çok sahaya dokunmanın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlayın.
Son Söz
İş sağlığı ve güvenliği bir hedef değil, bir yolculuktur.
Bu yolculuk; kurallarla başlar, alışkanlıklarla şekillenir ve kültürle kalıcı hâle gelir.
Unutulmamalıdır:
Gerçek başarı, kaza olmamasının şans sayılmadığı iş yerlerinde mümkündür.
Bu kitabın;
daha dikkatli bakmaya,
daha erken fark etmeye,
daha güvenli davranmaya
katkı sağlaması dileğiyle.
Güvenli günlerde çalışmak ve sağlıklı günlerde yaşamak ümidiyle.
E-kitabın Sonu
“Bir şeyim yok” denilen her an,
görmezden gelinen her belirti,
ertelenen her önlem;
yarının kazasına sessizce zemin hazırlar.
Bu e-kitap;
• İş kazalarının öncesine,
• Meslek hastalıklarının ilk sinyallerine,
• Davranışsal risklerin görünmeyen yönlerine
odaklanan, sahadan beslenen bir iş sağlığı ve güvenliği rehberidir.
Okuyucusuna talimat vermek yerine düşünmeyi,
korkutmak yerine fark etmeyi,
suçlamak yerine sorumluluk almayı önerir.
Çünkü gerçek güvenlik,
olaydan sonra değil, olay olmadan önce başlar.
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Doğal Yaşayın
Doğal Beslenin
Aklınıza Mukayet Olun
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Sayın okuyucu,
Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.
Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75
Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

