Gözlere Işık, Cilde Can Beta-Karotenin Renkli Dünyası

Turuncu bir havuç, sarı bir mango ya da kırmızımsı bir tatlı patates gördüğünüzde aklınıza ne gelir? Lezzet mi, sağlık mı, yoksa sadece renk mi? Aslında bu canlı renklerin ardında gizli bir kahraman var: Beta-karoten.

Beta-karoten, doğanın bize sunduğu en güçlü antioksidanlardan biridir. Hem göz sağlığından cilt korumasına, hem bağışıklık sisteminden solunum yollarına kadar birçok alanda vücudumuza destek olur. Ama bu mucizevi maddeyi tanımak, doğru kullanmak ve gerektiğinde dikkatli olmak da bir o kadar önemlidir.

Bu yazıda beta-karotenin ne olduğunu, nasıl çalıştığını, hangi besinlerde bulunduğunu ve neden hayatımızda yer alması gerektiğini birlikte keşfedeceğiz.

Beta-Karoten Nedir?

Beta-karoten, bitkilerde bulunan doğal bir pigmenttir. Özellikle sarı, turuncu ve kırmızı renkli meyve ve sebzelerde bolca bulunur. 1831 yılında Alman bilim insanı H. Wackenroder tarafından havuçtan kristalize edilerek keşfedilmiştir. İsmini de Latince havuç anlamına gelen “daucus carota”dan alır.

Vücuda alındığında beta-karoten, A vitaminine dönüşür. Bu dönüşüm sayesinde görme, cilt sağlığı, bağışıklık sistemi ve sinir fonksiyonları gibi birçok hayati süreç desteklenir.

A vitamini iki şekilde alınabilir:

  • Aktif A vitamini (retinol): Hayvansal gıdalarda bulunur ve doğrudan vücut tarafından kullanılır.
  • Pro-vitamin A (beta-karoten): Bitkisel kaynaklıdır ve vücut tarafından önce retinole dönüştürülmesi gerekir.

Bu dönüşüm sayesinde beta-karoten, hem doğal hem de güvenli bir A vitamini kaynağı olarak öne çıkar.

Beta-Karotenin Faydaları
1. Güçlü Bir Antioksidan

Beta-karoten, serbest radikallerle savaşan güçlü bir antioksidandır. Serbest radikaller, hücrelere zarar vererek yaşlanma, iltihaplanma ve bazı kronik hastalıklara yol açabilir. Beta-karoten bu zararlı molekülleri etkisiz hale getirerek vücudu korur.

Yapılan araştırmalar, beta-karotenin bazı kanser türlerinin riskini azaltabileceğini göstermiştir. Ancak bu etki, doğal besinlerden alındığında geçerlidir. Yüksek dozda takviye kullanımı, özellikle sigara içen bireylerde olumsuz sonuçlar doğurabilir.

2. Sağlıklı Gebelik İçin Destek

Hamilelik ve emzirme döneminde A vitamini ihtiyacı artar. Beta-karoten, bu ihtiyacı karşılamada güvenli bir yoldur. Fetüsün akciğer gelişimi, bağışıklık sistemi ve genel büyüme süreci için A vitamini kritik öneme sahiptir.

Uzmanlar, hamile kadınların A vitamini alımını %40, emziren kadınların ise %90 artırması gerektiğini belirtir. Bu nedenle sarı ve turuncu sebzeler hamilelikte sofralardan eksik edilmemelidir.

3. Cilt Koruması

Beta-karoten, cilt hücrelerinde de aktif rol oynar. Güneşin zararlı UV ışınlarına karşı cildi koruyabilir, kızarıklık ve tahrişi azaltabilir. Güneş koruyucu kadar etkili olmasa da, cildin doğal savunma sistemini güçlendirir.

Ayrıca ciltteki hücre yenilenmesini destekleyerek daha sağlıklı ve canlı bir görünüm sağlar.

4. Göz Sağlığını Destekler

Beta-karoten, göz sağlığı için vazgeçilmezdir. Özellikle yaşa bağlı makula dejenerasyonu gibi görme bozukluklarının ilerlemesini yavaşlatabilir. Retina hücrelerini koruyarak körlük riskini azaltır.

Çinko, C vitamini ve E vitamini ile birlikte alındığında etkisi daha da artar. Bu kombinasyon, göz sağlığını korumada bilimsel olarak kanıtlanmış bir formüldür.

5. Ağız Sağlığında Koruyucu Rol

Oral lökoplaki, ağız içinde beyaz lekelerle kendini gösteren bir durumdur. Bazı vakalarda bu lekeler kanserin öncüsü olabilir. Yapılan araştırmalar, beta-karotenin bu lekelerin tedavisinde etkili olduğunu göstermiştir.

Günde 30–60 mg beta-karoten alan hastaların büyük kısmı olumlu yanıt vermiştir. Bu nedenle beta-karoten, ağız sağlığında da koruyucu bir ajan olarak değerlendirilmektedir.

6. Solunum Fonksiyonlarını İyileştirir

Beta-karotenli meyveler, solunum yollarını rahatlatabilir. Mango, papaya, kavun gibi meyveler, balgam üretimini azaltır, nefes darlığını hafifletir ve hışıltıyı önleyebilir.

Düzenli meyve tüketimi, akciğer fonksiyonlarını destekleyerek daha rahat bir solunum sağlar.

Hangi Besinlerde Bulunur?

Beta-karoten açısından zengin besinler şunlardır:

  • Havuç
  • Tatlı patates
  • Kabak
  • Mango
  • Papaya
  • Kavun
  • Ispanak
  • Pazı
  • Brokoli
  • Kırmızı biber

Bu besinleri çiğ, haşlanmış ya da buharda pişmiş olarak tüketmek, beta-karotenin emilimini artırır. Ayrıca az miktarda sağlıklı yağ (zeytinyağı gibi) ile birlikte tüketildiğinde vücut tarafından daha iyi kullanılır.

Takviye Kullanımı ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

Beta-karoten takviyeleri, bazı durumlarda faydalı olabilir. Ancak yüksek dozda ve kontrolsüz kullanımı risklidir.

Yan etkiler arasında şunlar sayılabilir:

  • Ciltte sararma
  • Baş ağrısı
  • Geğirme
  • Gevşek dışkılama
  • Eklem ağrısı
  • Morarma

Özellikle sigara içen bireylerde yüksek doz beta-karoten takviyesi, akciğer kanseri riskini artırabilir. Aynı şekilde asbeste maruz kalan kişilerde de karaciğer ve kalp hastalığı riski yükselir.

Beta-karoten takviyesi kullanmadan önce mutlaka doktora danışılmalıdır.

Ayrıca bazı ilaçlarla etkileşime girebilir:

  • Kolesterol düşürücüler
  • Antibiyotikler
  • Mide ilaçları (proton pompası inhibitörleri)
  • Orlistat
  • Kan sulandırıcılar

Bu ilaçlarla birlikte kullanıldığında kanama riski artabilir. Bu nedenle doktor gözetimi şarttır.

Renkli Beslen, Sağlıklı Yaşa

Beta-karoten, doğanın bize sunduğu renkli bir armağandır. Gözlerimizi korur, cildimizi besler, bağışıklığımızı güçlendirir. Ama en önemlisi, onu doğru kaynaklardan ve dengeli miktarda almak gerekir.

Sarı ve turuncu meyve-sebzeler soframızda ne kadar çok yer alırsa, sağlığımız da o kadar renklenir. Takviye yerine doğal besinleri tercih etmek, hem güvenli hem de lezzetli bir yoldur.

Unutmayın: Sağlık, tabağınızda başlar. Ve bazen bir havuç, bir mango ya da bir dilim kavun, sandığınızdan çok daha fazlasını sunar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

Psilosibin Ne Biliyor musunuz?

Psilosibin, Psilocybe türü mantarlarda doğal olarak bulunan bir triptamin alkaloididir. Vücuda alındığında hızla psilosin’e dönüşür; psilosin merkezi sinir sisteminde psikodelik (halüsinojenik) etki gösterir. Geleneksel şamanik/törensel kullanımı binlerce yıl geriye gider; modern bilimsel ilgi 1950–60’lardan sonra artmış, 2000’lerin sonlarından itibaren kontrollü klinik araştırmalarla yeniden canlanmıştır.

Psilosibin Aslında “Ön İlaçtır”

Vücuda giren psilosibin psilosin’e dönüşmeden aktif değildir. Etkiyi yapan molekül psilosindir.
👉 Yani psilosibin farmakolojik olarak bir “taşıyıcı formdur”.

Farmakoloji — Nasıl Etki Eder?

Psilosibin (aktif formu psilosin) beyinde özellikle 5-HT2A serotonin reseptörünü güçlü şekilde agonist olarak uyarır. Bu reseptör aktivasyonu kortikal ağlar arasında bağlantı profilini değiştirir — ör. varsayılan mod ağ (default mode network) üzerinde etkiler, algı, benlik deneyimi ve bilişsel esneklikte değişikliklerle ilişkilidir. Ayrıca başka serotonin reseptörleri ve nöroplastisiteyi etkileyen yollar (BDNF, sinaptik yeniden yapılanma) aracılığıyla daha uzun süreli ruh sağlığı etkilerine katkıda bulunabilir. https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0031699725074678?utm_source=chatgpt.com

Beyinde “Ağ Mimarisini” Geçici Olarak Yeniden Düzenler

fMRI çalışmalarında psilosibin sonrası:

  • Normalde birbirinden kopuk çalışan beyin ağları birbirleriyle konuşmaya başlar
  • Varsayılan Mod Ağı (ego/benlik ağı) geçici olarak baskılanır

Bu yüzden insanlar:

  • “Benlik çözülmesi”
  • “Bütünlük hissi”
  • “Farklı perspektiften kendine bakma”
    deneyimlerini yaşar.

👉 Bu durum bazen “geçici nörolojik reset” olarak tanımlanır.

Klinik Kullanım Alanları

Son yıllarda psilosibin en çok majör depresif bozukluk (MDD) ve tedaviye dirençli depresyon (TRD) için yapılan kontrollü çalışmalarda incelendi; çalışmalar genelde tek doz veya birkaç seansa eşlik eden psikoterapi ile birlikte tasarlandı.

Çok merkezli/iyi dizaynlı faz-2 çalışmalarda (ör. tek doz 25 mg karşılaştırmaları) 3–12 haftalık dönemde depresyon puanlarında anlamlı azalma raporlandı; ancak örneklem büyüklüğü, uzun dönem veri ve karşılaştırmalı (SSRI, ketamin vb.) çalışmalar hâlâ sınırlı.https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/36322843/

Multiblind RCT’lerde kısa vadede anksiyete ve depresyonda hızlı düzelme gösteren sonuçlar bildirildi; etkinliğin süresi, tekrar dozlama stratejileri ve psikoterapi bileşeninin rolü hâlâ çalışılıyor. https://jamanetwork.com/journals/jama/fullarticle/2808950?utm_source=chatgpt.com

Özet kanıt değerlendirmesi: mevcut veriler umut verici; özellikle psikoterapi ile eşlik eden, kontrollü klinik ortamda uygulanan psilosibin kürleri kısa-orta vadede anlamlı etki gösteriyor. Ancak geniş faz-3 çalışmalar, uzun dönem güvenlik/verimlilik verileri ve tedaviye göre karşılaştırmalar gereklidir. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/36322843/

1–2 Doz, Haftalarca Süren Psikolojik Etki Oluşturabilir

Klasik antidepresanlar her gün kullanılır.
Psilosibin çalışmalarında ise:

  • 1 veya 2 seans
  • 3–6 hafta hatta bazı çalışmalarda aylarca süren etki bildirilmiştir.

👉 Bu, modern psikofarmakolojide çok sıra dışı bir özelliktir.

Güvenlik Profili — Yan Etkiler, Riskler

Kontrollü denemelerde bildirilen en sık kısa dönem yan etkiler: anksiyete/çarpıntı ve yükselmiş kan basıncı seans sırasında, bulantı, baş ağrısı, uyku hali; seans sonrası baş ağrısı ve yorgunluk görülebilir. Ciddi advers olaylar (psikotik epizod, uzun süreli işlev kaybı) nadir fakat özellikle kişisel veya aile öyküsünde psikoz/şizofreni riski varsa daha yüksek risk söz konusudur. Klinik protokoller hasta seçimi, hazırlık (preparation), seans sırasında gözetim ve entegrasyon (sonrası psikoterapi) ile riskleri azaltmayı hedefler. https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/00048674241289024?int.sj-full-text.similar-articles.7=&utm

Ayrıca intihar riski yüksek bireylerde veri dikkatle yorumlanmalı; bazı analizler psilosibin tedavisinin intihar düşüncesini azaltabileceğini gösterirken (erken veriler), geniş ve uzun döneme yayılan güvenlik bariyerleri üzerinde anlaşma yoktur. https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC12417673/?utm

Kişilik Özelliklerinde Ölçülebilir Değişim Yapabilen Nadir Maddelerdendir

Araştırmalarda psilosibin sonrası:

  • “Deneyime açıklık” (openness) puanı artıyor
  • Bu artış aylar sonra bile kalabiliyor

👉 Yani geçici bir hal değil, bazen kalıcı kişilik boyutu değişimi oluşabiliyor.

Etki Mekanizmasıyle İlgili Önemli Bulgular

Beyin görüntüleme çalışmaları, psilosibin sonrası ağ dinamiklerinde (ör. DMN ile hipokampus arasındaki bağlantı) hem akut hem de bazı bölgelerde haftalar süren değişiklikler olduğunu gösterdi; bu nöroplastisite değişiklikleri terapötik etkiye katkıda bulunuyor olabilir. (örnek çalışmalardan raporlar 2024–2025 döneminde yayımlandı).

Moleküler düzeyde, 5-HT2A selektif mekanizmalar kadar reseptör sinyal etkinliği ve fonksiyonel seçicilik (“signaling efficacy”) üzerine çalışmalar yeni farmakolojik adaylar (psikodelik olmayan 5-HT2A agonistleri veya PAM’lar) geliştirme yönünde ilerliyor. Bu, halüsinasyon oluşturmayıp benzer terapötik fayda sağlayabilecek yeni ilaç hedefleri anlamına geliyor. https://bpspubs.onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/bph.70109?utm

Ölüm Korkusu Üzerinde Güçlü Etkisi Var

Özellikle kanser hastalarıyla yapılan çalışmalarda:

  • Ölüm anksiyetesi düşüyor
  • “Anlam”, “kabul”, “bağlantı” hissi artıyor

İlginç olan: Etkinin gücü, görülen halüsinasyonlardan çok
👉 “mistik/varoluşsal deneyimin derinliği” ile korele çıkıyor.

Yasal Durum

Psilosibin ülkeler/eyaletler arasında değişen şekilde kontrollü madde statüsünde. Bazı yerlerde klinik araştırmalar ve denetimli terapi programları izin alırken (ABD, Kanada, bazı Avrupa merkezleri), birçok ülkede kullanım/dağıtım yasaktır. Klinik uygulama ve onay süreçleri (ör. FDA) açısından kararlar halihazırda devam eden faz-2/3 programlarına bağlıdır. (Yerel yasal durum için ülke bazlı kontrol gereklidir.)

Beyin “Daha Genç” Bir Bağlantı Profiline Yaklaşıyor

Bazı nörogörüntüleme analizlerinde psilosibin sonrası beyin:

  • Daha esnek
  • Daha entropik
  • Daha çocuk beyni benzeri bir ağ organizasyonu gösteriyor.

👉 Bu yüzden bazı nörobilimciler psilosibini “geçici gelişimsel geri açılma” (developmental reopening) modeliyle açıklıyor.

Devam Eden Büyük Denemeler ve Takip Edilmesi Gereken Çalışmalar

Büyük, randomize çok merkezli çalışmalar devam ediyor; ör. çeşitli NCT kayıtları TRD ve MDD için psilosibin kürlerini değerlendiriyor (ClinicalTrials.gov kayıtları).

Faz-2/3 karşılaştırmalı çalışmalar ve güvenlik sistematik incelemeleri (adverse-event reporting) 2024–2025’te arttı; bunların sonuçları uygulama protokollerini şekillendirecektir. https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0278584625002957?utm

Görsel Sistem, Gerçeklikten Çok “Tahmin Motoru” Gibi Çalışmaya Başlar

Psilosibin altında beyin:

  • Dış veriden çok iç model üretimine ağırlık verir.
  • Bu yüzden geometrik şekiller, fraktaller, sembolik imgeler sık görülür.

👉 Bu durum “beyin bir halüsinasyon makinesidir” hipotezlerini güçlendirmiştir.

Bağımlılık Potansiyeli En Düşük Psikoaktif Maddelerden Biridir

Farmakolojik olarak:

  • Dopamin ödül sistemini klasik bağımlılık maddeleri gibi uyarmaz
  • Tolerans çok hızlı gelişir (arka arkaya alındığında etkisi düşer)

👉 Bu yüzden epidemiyolojik verilerde psilosibin bağımlılık yapıcı maddeler sınıfında yer almaz.

Pratik Çıkarımlar & Öneriler

Klinik uygulama için — eğer yerel düzenleme izin veriyorsa — hasta seçimi (psikotik bozukluk hikâyesi, aile öyküsü, stabil medikal durum), uygun psikoterapötik hazırlık ve entegrasyon programı, kardiyo-vasküler değerlendirme ve kontrollü ortam şarttır. https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/00048674241289024?int.sj-full-text.similar-articles.7=&utm

Araştırmacılar için en önemli açık sorular: uzun dönem etkinlik; tekrarlayan dozlama rejimleri; karşılaştırmalı etkinlik (SSRI, ketamin vb.); güvenlik alt-grupları (gençler, psikotik yatkınlığı olanlar); ve “psikodelik olmayan” etkiyi taklit eden moleküllerin değeri. https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC12490253/?utm

Etkisi “Madde”den Çok “Bağlam”a Duyarlıdır

Psilosibin için meşhur bir kavram vardır:

“Set and setting”
(zihinsel durum + çevresel bağlam)

Aynı doz:

  • Klinik ortamda → terapötik içgörü
  • Kaotik ortamda → yoğun anksiyete yaratabilir.

👉 Modern çalışmalarda asıl “ilaç” paketinin yarısı psikoterapi protokolüdür.

Yeni Nesil “Halüsinojen Olmayan Psilosibin Benzerleri” Geliştiriliyor

Güncel farmasötik araştırmalarda hedef:

  • 5-HT2A üzerinden nöroplastisite etkisi
  • Ama algı bozucu deneyim olmadan

👉 Yani gelecekte psilosibinden ilham alan ama “trip” oluşturmayan psikiyatrik ilaçlar gelebilir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️Büyük/aktif klinik dene kayıtları (ClinicalTrials.gov) — devam eden faz-2/3 çalışmalar örnekleri (TRD, MDD).https://clinicaltrials.gov/study/NCT06308653?utm_source=chatgpt.com

⭐️⭐️Sistematik güvenlik incelemeleri / advers olay raporlaması — psilosibin terapilerinin güvenlik profili üzerine özetler (2024–2025).https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/00048674241289024?int.sj-full-text.similar-articles.7=&utm_source=chatgpt.com

⭐️⭐️Derinlemesine 5-HT2A reseptör ve farmakoloji incelemeleri — reseptör düzeyinde mekanizmalar.https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0031699725074678?utm_source=chatgpt.com

⭐️⭐️Raison et al., Single-Dose Psilocybin Treatment for Major Depressive Disorder, JAMA (randomize, multiblind RCT tasarım ve sonuçlar).https://jamanetwork.com/journals/jama/fullarticle/2808950?utm_source=chatgpt.com

⭐️⭐️Goodwin et al., Single-Dose Psilocybin for a Treatment-Resistant Episode of Major Depression, NEJM (faz-2 çalışması özet/sonuçları).https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/36322843/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Homosistein Gerçeği

Görünmeyen Bir Düşman

Günlük hayatımızda çoğu zaman sağlığımızı tehdit eden şeyleri gözle görürüz: sigara dumanı, fast food yiyecekler, stres, uykusuzluk… Bunların zararlı olduğunu bilmek kolaydır. Ama bazen, düşman gözle görülmez; sessizdir, sinsidir, yıllarca fark ettirmeden vücudun içinde dolaşır. İşte homosistein tam da böyle bir düşmandır.

Tıp kitaplarında adı sık geçen ama halk arasında pek bilinmeyen bu küçük molekül, aslında sağlığımızın seyrini kökten değiştirebilir. Kanda yükseldiğinde; kalpten beyne, damarlardan sinirlere kadar birçok sistemi yavaş yavaş çökertir. İlginç olan, çoğu kişi bu kelimeyi hayatında hiç duymadan kalp krizi ya da felç geçirmiş olabilir.

Bu yazıda size, homosisteini bilimsel terimlerden uzak, günlük hayatın içinden örneklerle anlatacağım. Çünkü mesele sadece doktorların, biyokimyacıların değil; hepimizin meselesi.

Homosistein Nedir?

En basit haliyle söyleyelim: Homosistein, vücudun proteinleri parçalayarak elde ettiği bir ara üründür. Yani yemeklerden aldığımız et, yumurta, süt, baklagil gibi proteinler sindirildiğinde, onların yapı taşlarından biri olan metiyonin parçalanır ve ortaya homosistein çıkar.

Normalde vücudumuz bu homosisteini fazla bekletmez. B12, B6 vitaminleri ve folik asit sayesinde homosistein ya tekrar metiyonine dönüşür ya da başka faydalı maddelere çevrilir. Yani işini görür ve zararsız hale gelir.

Ama düşünün ki evde bulaşık yıkıyorsunuz. Lavabonuz var, su akıyor ama gider tıkalı. Ne olur? Kirli su birikir, taşar, mutfağı batırır. İşte homosistein de aynı böyledir. Vücudun “enzim giderleri” tıkalıysa ya da vitaminler eksikse homosistein birikir.

Biriken homosistein de damarların iç yüzeyini çizer, paslandırır, yıpratır. Kısacası, damarları gençlik çeşmesi gibi pürüzsüz tutacağına, yaşlı bir paslı boruya çevirir.

Neden Tehlikeli?

Homosisteini tehlikeli yapan şey, sessiz çalışmasıdır.

  • Ne şeker gibi tatlıdır ki ölçülüp hemen anlaşılır.
  • Ne tansiyon gibi baş ağrısı yapar.
  • Ne de kolesterol gibi herkesin dilindedir.

Homosistein yıllarca damarlarda tahribat yapar ama kişi fark etmez. Sonra bir gün, hiç beklemediği anda felç geçirir ya da kalp kriziyle karşılaşır. Doktorlar tetkik yaptığında “damarların çok yıpranmış” der. İşte o görünmeyen suçlu, yıllardır sessizce işini yapan homosisteindir.

Bunu daha çarpıcı bir örnekle anlatalım:
Bir apartmanda asansörün çelik halatı yavaş yavaş inceliyor, tel tel kopuyor. Ama dışarıdan bakıldığında hâlâ çalışıyor gibi görünüyor. Kimse önemsemiyor. Sonra bir gün, hiç beklenmedik anda, asansör düşüyor. İşte homosistein, damarlarımızın “çelik halatını” incelten görünmez makastır.

Hangi Hastalıklara Yol Açar?

Şimdi gelelim en kritik soruya: Homosistein yükseldiğinde neler olur?

1. Kalp ve Damar Hastalıkları

Damarların iç yüzeyini tahrip ettiği için damar sertliği başlar. Damarın içi daralır, kan akışı bozulur. Bu da kalp krizine giden yolu açar.

Tıpkı paslanan bir su borusu gibi… Su akışı azalır, bir gün boru patlar.

2. Felç (İnme)

Beyin damarları da aynı şekilde etkilenir. Homosistein, damar duvarını kırılgan hale getirir. Küçük bir pıhtı bile beyne giden damarı tıkamaya yeter. Sonuç: Felç.

3. Hamilelik Sorunları

Anne adaylarında homosistein yüksekliği düşük riskini artırır, bebeğin gelişimini olumsuz etkiler. “Sağlıklı nesil” için bu küçücük molekül büyük bir tehdit olabilir.

4. Demans ve Alzheimer

Beyinde dolaşımı bozarak unutkanlık, zihinsel gerileme ve Alzheimer riskini artırır.

5. Diğerleri

Göz damarlarını bozarak görme sorunları, böbrek hastalıklarını ağırlaştırma, hatta bazı kanser risklerini artırma gibi etkileri de araştırmalarda görülmüştür.

Türkiye’de Neden Yaygın?

Burada biraz kendi toplumumuza bakalım.

  1. Beslenme Alışkanlıkları
    Bizim mutfağımız protein açısından zengin ama sebze, yeşillik tüketimi yeterli değil. Folik asit, B6, B12 vitamini eksikliği bu yüzden çok sık.
  2. Genetik Faktörler
    Türkiye’de MTHFR adı verilen bir gen mutasyonu oldukça yaygın. Bu mutasyon, homosisteini parçalama kapasitesini düşürüyor. Yani bazı kişiler doğuştan risk altında.
  3. Yaşam Tarzı
    Sigara, alkol, hareketsizlik ve stres… Bunların hepsi homosisteini yükseltiyor.
  4. Farkındalık Eksikliği
    Kolesterol, tansiyon herkesin bildiği bir risk ama homosistein testini isteyen çok az. Oysa basit bir kan tahliliyle öğrenilebiliyor.

Örnekler
  • Damarlarınızı bir bahçe hortumu gibi düşünün. Hortumun iç yüzeyi çizildiğinde su sızmaya başlar, basınç düşer. Homosistein damarı işte böyle çizer.
  • Kalbinize giden yolları otoban gibi hayal edin. Otobanın ortasında çukurlar oluşursa, trafik yavaşlar, kaza riski artar. Homosistein o çukurları açan görünmez iş makinesidir.
  • Beyninizi bir elektrik şebekesi olarak düşünün. Kabloların izolasyonu soyulursa kısa devre olur. Homosistein, kabloyu kemiren fare gibidir.

Ne Yapmalı?

Şimdi gelelim en önemli kısma:

Bu tehlikeyi nasıl kontrol altına alabiliriz?

1. Kan Testi Yaptırın

Homosistein ölçümü basit bir kan tahlilidir. Özellikle ailesinde kalp, felç, erken ölüm öyküsü olan herkes mutlaka baktırmalıdır.

2. Vitamin Eksikliği Giderin

Folik asit, B6, B12 vitaminleri homosisteini düşürür. Yeşil yapraklı sebzeler, mercimek, nohut, yumurta, süt, kırmızı et tüketmek önemlidir.

3. Sigara ve Alkolü Bırakın

Sigara içenlerde homosistein daima yüksektir. En etkili ilaç, sigarayı bırakmaktır.

4. Hareket Edin

Yürüyüş, yüzme, bisiklet… Düzenli egzersiz homosisteini düşürür.

5. Stresi Azaltın

Stres hormonu kortizol, homosisteini artırır. Nefes egzersizleri, meditasyon, hobiler bu yüzden faydalıdır.

6. Doktor Kontrolünde Takviye

Gerekirse doktorunuz folik asit, B12, B6 vitamini takviyesi verebilir. Ama bilinçsiz vitamin almak da zararlı olabilir.

Tehlikeye Karşı Sessiz Kahramanlar

Homosistein, adı zor telaffuz edilen ama etkisi çok büyük bir molekül. Sessizce damarlarımızı yıpratıyor, kalpten beyne kadar birçok organa zarar veriyor. Ama çözümü de zor değil. Birkaç basit yaşam değişikliği ve düzenli kontrollerle bu tehlikeyi yenebiliriz.

Unutmayın:

  • Kolesterol kadar tehlikelidir,
  • Tansiyon kadar yaygındır,
  • Ama bilinçlenirsek, o kadar da kolay kontrol altına alınır.

Sağlığımızı korumak için bazen en güçlü ilaç, bilgidir. Artık homosistein hakkında biliyorsunuz. Şimdi bu bilgiyi sevdiklerinizle paylaşın. Çünkü paylaşmak, yaşatır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Bu sitede yer alan içerikler yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır. Paylaşılan bilgiler, bir hekim muayenesinin, tedavisinin veya profesyonel danışmanlığın yerini tutmaz. Buradaki bilgiler esas alınarak herhangi bir ilaç tedavisine başlanması, mevcut tedavinin değiştirilmesi ya da bırakılması uygun değildir.

Aynı şekilde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili içerikler, bir iş güvenliği uzmanı, mühendis veya teknik ekip tarafından yapılması gereken değerlendirme ve kararların yerine geçemez. Bu bilgiler temel alınarak saha risk değerlendirmesi yapılması ya da mevcut sistemin değiştirilmesi önerilmez.

Sitede herhangi bir yasa dışı ilan ya da yönlendirme yapılması amacı bulunmamaktadır. İçerikler, sadece farkındalık yaratmak ve bilinçlendirme sağlamak amacıyla sunulmuştur.

⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Fisetin Nedir Biliyor musunuz?

Fisetin ile ilgili ayrıntılı bilimsel ve klinik bilgiler vermeden önce çok net bir güvenlik çerçevesi çizmem gerekiyor.

Fisetin:

  • İnsanlarda standart günlük ihtiyaç miktarı belirlenmiş bir vitamin/mineral değildir
  • Resmi otoriteler (EFSA, FDA vb.) tarafından belirlenmiş zorunlu günlük alım dozu yoktur
  • Uzun dönem yüksek doz güvenlik verileri henüz sınırlıdır

Bu nedenle aşağıdaki bilgileri bilimsel veri + klinik gözlem + literatür çerçevesinde aktarıyorum.

1. FİSETİN NEDİR?

Fisetin bir flavonoid polifenol bileşiğidir.
Doğada bitkilerde bulunur.

Bilimsel özellikleri:

  • Senolitik potansiyel (yaşlanmış hücre temizleme)
  • Antioksidan
  • Anti-inflamatuar
  • Nöroprotektif
  • AMPK aktivatörü

Ancak şunu net söyleyeyim:

📌 İnsanlarda uzun dönem “senolitik ilaç” olarak onaylanmış değildir
📌 Hâlen klinik araştırma düzeyindedir

2. EN YÜKSEK FİSETİN İÇEREN BESİNLER

Aşağıdaki değerler ortalamadır (mg/kg):

🥇 Çilek (en zengin kaynak)

100 g çilek ≈ 0.5 – 1.5 mg fisetin

🥈 Elma

100 g elma ≈ 0.1 – 0.3 mg

🥉 Trabzon hurması

100 g ≈ 0.2 – 0.6 mg

🍇 Üzüm

100 g ≈ 0.1 mg

🥒 Salatalık

100 g ≈ 0.1 mg

🧅 Soğan

100 g ≈ 0.1 mg

🥝 Kivi

100 g ≈ 0.1–0.2 mg

🍑 Şeftali

100 g ≈ 0.1–0.3 mg

3. BESLENMEYLE ALINABİLEN GÜNLÜK FİSETİN

Normal beslenmede günlük fisetin alımı:

👉 0.5 – 2 mg/gün civarıdır

Yani:
Takviye dozları ile karşılaştırıldığında
beslenme ile alınan miktar oldukça düşüktür.

4. TAKVİYE FORMU: BİLİMSEL ÇALIŞMALARDA KULLANILAN DOZLAR

Önemli:
Resmi öneri yoktur, ancak klinik çalışmalar var.

Mayo Clinic senolitik protokoller

Hayvan ve erken insan çalışmaları:

20 mg/kg/gün
(2 gün üst üste – pulse)

70 kg birey:
≈ 1200–1500 mg/gün (kısa süreli)

Klinik Destekleyici Kullanım

Literatür ve klinik gözlem:

200–500 mg/gün
(uzun süreli destek)

veya

500–1000 mg/gün
(pulse kullanım)

5. PULSE KULLANIM NEDEN ÖNERİLİR?

Senolitik teoride:

Sürekli kullanım
→ hücresel adaptasyon
→ etkinlik azalması

Bu nedenle:

✔ 60–90 gün kullanım
✔ 30 gün ara

veya

✔ Ayda 2–3 gün yüksek doz
✔ Sonra ara

protokolleri kullanılır.

Kesin standart henüz yoktur.

6. EMİLİM NASIL ARTAR?

Fisetin lipofilik bir moleküldür.

Yağla alınırsa emilim artar:

✔ Zeytinyağı
✔ Avokado
✔ Omega-3
✔ Yağlı yemek

ile alınması önerilir.

7. SİNERJİK ETKİLER

Bilimsel olarak birlikte çalıştığı düşünülenler:

  • Quercetin
  • Resveratrol
  • Urolithin-A
  • Butirat
  • Kurkumin
  • Omega-3
8. HANGİ DURUMLARDA ARAŞTIRILIYOR?

Henüz tedavi değil, araştırma aşaması:

  • Hücresel yaşlanma
  • Nöroinflamasyon
  • Metabolik sendrom
  • İnsülin direnci
  • Nörodejeneratif hastalıklar
  • Otoimmün süreçler
  • Fibrozis
9. YAN ETKİ VE TOKSİSİTE

İnsan çalışmaları sınırlı.

Şu ana kadar:

500–1500 mg/gün kısa süre
→ genelde iyi tolere edilmiş

Olası yan etkiler:

  • Hafif mide rahatsızlığı
  • Baş ağrısı
  • Nadiren ishal
10. YÜKSEK DOZ RİSKİ

Hayvan çalışmalarında:

2000 mg/kg üzeri
karaciğer stres bulguları

İnsan için net toksik doz bilinmiyor.
Ama teorik olarak:

👉 2000 mg/gün üzeri uzun süre
önerilmez.

11. KİMLER DİKKATLİ OLMALI?
Kullanılmaması Önerilen Durumlar
  • Gebelik
  • Emzirme
  • Kemoterapi alanlar
  • Organ nakli hastaları
  • Ağır karaciğer hastalığı
  • Antikoagülan kullananlar
Hekim Kontrolü Şart
  • Kanser öyküsü
  • Otoimmün hastalık
  • Çoklu ilaç kullanımı
12. GERÇEKÇİ BİLİMSEL SONUÇ

Fisetin:

✔ Çok güçlü bir flavonoid
✔ Senolitik potansiyeli yüksek
✔ Anti-inflamatuar
✔ Nöroprotektif

Ama:

❗ Hâlen araştırma aşamasında
❗ Standart doz yok
❗ Uzun dönem güvenlik tam bilinmiyor

13. ÖNERİM DOĞAL BESLENME

Günlük hayata dahil edilmesi gerekenler:

✔ Çilek (en önemlisi)
✔ Elma
✔ Üzüm
✔ Soğan
✔ Salatalık
✔ Hurma
✔ Kivi

Bunlar düzenli tüketildiğinde
düşük doz fizyolojik fisetin sağlar.

14. TIBBİ GÖRÜŞÜM

Fisetin:

Basit bir vitamin değildir
Lakin mucize de değildir.

Doğru kullanım:
→ doğru hasta
→ doğru zaman
→ doğru doz

ile anlamlıdır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

FFP1 Maskeleri – Temel Solunum Koruması ve İş Sağlığı Güvencesi

Nefes Almak Hayattır – Ama Ne Soluduğumuz Daha da Önemlidir

Bir işyerinde çalışanların soluduğu hava, çoğu zaman gözle görülemez ama etkisi yıllar içinde kalıcı sağlık problemleri olarak ortaya çıkar. Solunabilir toz, sis, duman ve diğer zararlı partiküller; özellikle inşaat, hafif imalat ve bakım-onarım gibi sektörlerde oldukça yaygındır.

Bu tür ortamlarda çalışanların korunması için temel kişisel koruyucu donanımlardan biri olan FFP1 maskeleri, düşük riskli ortamlarda solunum güvenliğini sağlamada kritik bir rol oynar.

FFP1 Maskesi Nedir?

FFP1, “Filtering Face Piece” sınıflandırmasının en düşük koruma seviyesini ifade eder. Avrupa standardı olan EN 149:2001 + A1:2009 kapsamında yer alan FFP1 maskeleri, sadece katı ve sıvı aerosollere karşı minimum düzeyde filtreleme sağlayan solunum koruma maskeleridir.

FFP1 maskeleri:

  • Tek kullanımlıktır (Disposable).
  • Hafif ve ergonomik yapılarıyla kısa süreli işler için uygundur.
  • Düşük zararlı tozlara karşı koruma sağlar.
  • Gaz, buhar ve biyolojik risklere karşı etkili değildir.

Teknik Özellikleri
ÖzellikDetay
Filtrasyon Etkinliği≥ %80 (ortalama)
Toplam Sızıntı Oranı≤ %22
Koruma FaktörüYaklaşık 4 (Nominal Protection Factor – NPF)
StandartEN 149:2001 + A1:2009
TasarımTek parça filtreli yarım yüz maskesi
Valfli/ValfsizHer iki modeli de mevcuttur
Burun KlipsiAyarlanabilir metal tel
Elastik BantAyarlanabilir çift kayışlı tutuş
Kullanım SüresiNemlenene kadar veya maksimum 8 saat (iş koşullarına göre)

Kullanım Şekli ve Doğru Takma Adımları
Adım 1: Kontrol ve Hazırlık
  • Maske ambalajından çıkarılırken hasar kontrolü yapılmalıdır.
  • Deforme olmuş veya nemli maskeler asla kullanılmamalıdır.

Adım 2: Takma
  1. Maskeyi çene altından başlayarak yüze yerleştirin.
  2. Elastik bantları kulak arkası ya da baş üzerinden geçirin.
  3. Burun teli parmaklarla bastırarak burun köprüsüne uyumlu hale getirilir.
  4. Maske yüze sıkıca oturmalıdır, sızıntı olmamalıdır.

Adım 3: Fit Test (Sızdırmazlık Kontrolü)
  • Derin nefes alın ve nefes verirken maskenin yüzle birleşim yerlerinden hava çıkışı olup olmadığı kontrol edilir.
  • Sızıntı varsa yeniden takılmalı veya başka beden denenmelidir.

Hangi Durumlarda FFP1 Maskesi Kullanılır?

FFP1 maskeleri, düşük toz maruziyetinin olduğu ve zararlı maddelerin konsantrasyonunun sınır değerlerin altında olduğu durumlarda kullanılır. Maruziyet limiti, mesleki maruziyet sınır değerinin (TLV-TWA) 4 katından fazla olmamalıdır.

Kullanım Alanları:
İnşaat Sektörü
  • Alçı sıva işleri
  • Hafif kumlama ve taşlama (kuvars içermeyen)
  • Şantiye temizlik işleri

Gıda Sektörü
  • Unlu mamuller üretimi (toz şeker, un gibi zararsız tozlar)
  • Gıda katkı maddelerinin paketlenmesi

Mobilya ve Ahşap Atölyeleri
  • Zımpara ve talaş işlemleri (zararsız ağaç türleri için)

Genel Bakım ve Temizlik
  • Atık ayırma ve temizlik (tehlikesiz maddelerle)
  • Tozlu depo alanları

Kullanılamayacağı Durumlar

FFP1 maskeleri aşağıdaki koşullarda yetersiz kalır ve asla kullanılmamalıdır.

DurumAçıklama
Gaz ve Buhar OrtamıOrganik solventler, boya buharları, asit gazları
Biyolojik RisklerBakteri, virüs, küf sporları
Toksik ve Lifli TozlarAsbest, kuvars, kurşun, kadmiyum gibi yüksek tehlikeli tozlar
Maruziyet Sınırlarının Aşıldığı OrtamlarTLV-TWA’nın 4 katını aşan her ortam
Yüksek Sıcaklık ve Nemli AlanlarMaskenin bozulmasına ve etkinliğin düşmesine neden olur

Mevzuat ve Standartlara Göre Uygulama

Avrupa Standardı:
  • EN 149:2001 + A1:2009

İşverenin yükümlülüğü: Uygun FFP sınıfını belirlemek ve çalışana eğitim vererek maskenin doğru kullanımını sağlamak.

Eğitim ve Denetim Önerileri (İSG Uzmanı İçin)

Yeni başlayan bir iş güvenliği uzmanı için aşağıdaki uygulamalar önerilir:

  • Saha Gözlemi: FFP1 maskesi kullanımı gereken iş alanlarını belirleyin.
  • Risk Değerlendirmesi: Solunabilir toz ölçümleri ile uygunluk kontrolü yapın.
  • Eğitim: Maske takma-çıkarma eğitimi verin. Yazılı ve görsel bilgilendirme panoları hazırlayın.
  • Denetim: Nemlenmiş, kirlenmiş ya da yırtık maskeleri fark edin. Kullanıcı alışkanlıklarını izleyin.
  • Yedek ve Saklama: Maskelerin doğru koşullarda depolanmasını ve yedek bulundurulmasını sağlayın.

Örnek Sahadan Uygulama Senaryosu
Senaryo:

Bir inşaat firmasında çalışanlar, alçı sıva işleri sırasında tozdan şikayet etmektedir. Kimyasal risk yoktur, ortam iyi havalandırılmaktadır.

Uygulama:
  • Yapılan toz ölçümünde maruziyet sınır değerinin altında kalındığı tespit edilmiştir.
  • Bu durumda çalışanlara FFP1 maskesi önerilmiştir.
  • Eğitim sonrası maskeler dağıtılmış, haftalık denetim çizelgesi oluşturulmuştur.

Hafife Alınan Toz, Geri Dönüşü Olmayan Hasar Bırakır

FFP1 maskeleri, çoğu zaman “en hafif koruma” sınıfında değerlendirilse de, doğru yerde ve doğru şekilde kullanıldığında işçinin solunum sağlığı için hayati bir savunma hattıdır. İş güvenliği uygulamalarında, koruyucu donanım seçiminde sık yapılan bir hata, riskin “düşük” görülmesiyle maskenin “gereksiz” sanılmasıdır. Oysa FFP1 maskeleri, görünmeyen ama her solukta içimize işleyen tozların yıllar sonra ortaya çıkaracağı meslek hastalıklarını bugünden önlemeye yarayan sessiz bir kalkandır.

Yeni göreve başlayan bir iş güvenliği uzmanı için bu maske, yalnızca teknik bir donanım değil; bir farkındalık aracıdır. “Zaten toz az” diyerek göz ardı edilen işler, zamanla silikozis, KOAH ve astım gibi hastalıklara zemin hazırlar. Bu nedenle FFP1 maskesi; önemsiz işlerde değil, önemli olduğu fark edilmeyen işlerde değerlidir.

Saha gerçekleriyle yüzleşen her uzman bilir ki; çalışanı korumak, sadece tehlikeden uzak tutmak değil, bazen fark edilmeyen riske karşı onu bilinçlendirmektir. Bu noktada FFP1 maskesi, hem iş güvenliği uzmanının önleyici vizyonunu, hem de işletmenin çalışan sağlığına verdiği önemi simgeler.

Sonuç olarak; bir FFP1 maskesi, küçük görünür ama büyük etkiler yaratır. Çünkü alınmayan her küçük önlem, ileride çok büyük sonuçlara yol açabilir. Ve iş güvenliğinde gerçek başarı, o sonuçlar hiç yaşanmadan önce alınan küçük ama doğru kararlarda gizlidir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ İşyerinde solunum koruyucu ekipman: Filtreli yüz parçası (FFP) maskesi için iyi uygulamalar https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/31332608/

⭐️⭐️ Aerosolize edilmiş floresan, FFP maske yüz contası sızıntısını ölçebilir: Mevcut bakım noktası uyum testine uygun maliyetli bir uyarlama https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/34001582/

⭐️⭐️ Gerçek Yaşam Kullanım Koşullarında Elektret Filtre Ortamlı FFP Maskelerinde Nemin Etkisi https://www.mdpi.com/2073-4433/16/1/62

⭐️⭐️ Yoğun Bakım Ünitesindeki Sağlık Çalışanlarında N95 FFP ve Kişisel Koruyucu Ekipmanların Fizyolojik Etkileri: Prospektif Bir Kohort Çalışması https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC7775935/

⭐️⭐️ Parçacık Boyutu-Avrupa Standardı FFP Solunum Cihazları ve Cerrahi Maskelerin Parçacıklara Karşı Korumasının Seçici Değerlendirmesi-İnsan Denekler Üzerinde Test Edildi https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC5058571/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Kalp Koheransı

Son yıllarda çalışanların işe giriş ve periyodik muayenelerde dikkat ettiğim konulardan biri kalp hızı değişkenliği (Heart Rate Variability – HRV) ve buna bağlı olarak gelişen fizyolojik koherens (physiological coherence / kalp koheransı) kavramı oldu.

Beyaz yakalıllaar da dahil çalışanların çoğu kalp atış hızını basitçe “dakikada kaç atım” olarak değerlendiriyor. Hatta biz hekimler de başta yoğunluk olmak üzere farklı bir çok sebeple benzer değerlendirmeyi yapıyoruz.

Oysa asıl kritik bilgi, ardışık atımlar arasındaki zaman aralıklarındaki (R-R interval) milisaniyelik varyasyonlarda gizli.

Bu varyasyon —yani HRV— sempatik ve parasempatik dalların dinamik dengesini yansıtır.

Yüksek HRV, sağlıklı vagal tonus, iyi stres rezervi ve düşük inflamasyonla ilişkilendirilirken; düşük HRV kronik stres, yorgunluk, depresyon, kardiyovasküler risk ve otonom disfonksiyonun erken bir göstergesi olarak kabul ediliyor.

Yani kalp ritmi sadece hızdan ibaret değil; ritmin deseni de çok önemli.

Stres, öfke veya kaygı hâkimken HRV spektrogramında kaotik, düzensiz bir pattern görülüyor.

Buna karşılık şükran, minnettarlık, sevgi gibi pozitif duygulara geçtiğimizde —veya kontrollü yavaş nefesle— ritim belirgin bir şekilde sine-dalga benzeri, düzenli bir osilasyona dönüşüyor.

Bu duruma fizyolojik koherens deniyor ve genellikle ~0.1 Hz (dakikada yaklaşık 6 nefes) frekansta maksimum amplitüde ulaşıyor.

HeartMath Enstitüsü’nün yıllardır sürdürdüğü çalışmalar ve son yıllarda yayınlanan bağımsız araştırmalar (JAMA Network Open, Physiological Reports, Scientific Reports 2025 gibi) bu patternin bilişsel fonksiyonları iyileştirdiğini, duygusal regülasyonu artırdığını, stres yanıtını azalttığını ve hatta koroner arter hastalığı olanlarda bile akut stres sırasında kalp yanıtını daha dengeli hâle getirdiğini gösteriyor.

Bazı çarpıcı noktalar:

Koherens sırasında kalp ritmi ile beyin dalgaları arasında belirgin bir senkronizasyon oluşuyor; kalp-beyin iletişimi çift yönlü olarak güçleniyor.

Kalbin ürettiği elektromanyetik alan ölçülebilir derecede artıyor ve bu alan duygusal durumumuza göre modüle oluyor.

Yakın kişiler (anne-bebek, partnerler) aynı anda koherens deneyimlediğinde kalp ritimleri birbirine senkronize olabiliyor.

En etkili tetikleyici yöntemlerden biri resonans frekans nefesi: Yaklaşık 5–6 nefes/dk (genellikle 5 sn inspirasyon – 5 sn ekspirasyon). Bu, barorefleks duyarlılığını maksimize ederek LF-HRV gücünü artırıyor.

İlginç bir detay: Birçok bireyde maksimum koherens tam 0.1 Hz’de değil, biraz daha düşük frekansta (0.04–0.10 Hz arası) ortaya çıkıyor. Yani herkesin “kişisel rezonans frekansı” biraz farklı olabiliyor ve bunu bireysel olarak bulmak fayda sağlıyor.

Klinik pratikte artık işyerlerinde çalışanlara stres yönetimi, anksiyete, hipertansiyon regülasyonu veya uyku kalitesi desteği için bu basit nefes tekniğini öneriyorum.

5–10 dakikalık günlük pratikle HRV biofeedback cihazları (akıllı saatler dahil) üzerinden gözle görülür iyileşmeler izleyebiliyoruz.

Kalp sadece bir pompa değil; otonom sinir sisteminin en önemli afferent-efferent köprülerinden biri. Duygularımız ritmini şekillendiriyor, ritmi de duygularımızı ve bilişsel netliğimizi.

Sağlık ve dingin ritimlerle kalın.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️

Daha Fazla

D Vitamini Sentezinde Güneş Işını Açısının Rolü: Fotobiyolojik ve Coğrafi Bir İnceleme

D vitamini, insan sağlığı için hayati öneme sahip bir mikrobesindir. Kemik mineralizasyonu, bağışıklık düzenlemesi, kas fonksiyonu ve genetik ifade gibi birçok fizyolojik süreçte rol oynar.

D vitamini sentezinin en doğal ve etkili yolu, ciltte UVB ışınlarının etkisiyle gerçekleşen fotokimyasal reaksiyondur. Bu sentez süreci, güneş ışınlarının geliş açısına, dalga boyuna, süresine ve coğrafi konuma bağlı olarak değişkenlik gösterir.

Bu incelemede, D vitamini sentezinde güneş ışını açısının belirleyici rolünü uluslararası bilimsel literatür ışığında ele aldım. Özellikle Türkiye gibi orta enlem kuşağında yer alan ülkelerde, yıl boyunca değişen güneş açılarının halk sağlığı üzerindeki etkileri sizlere sunuyorum.

D Vitamini Sentezinin Fotobiyolojik Temeli

Ciltte D vitamini sentezi, epidermiste bulunan 7-dehidrokolesterol molekülünün UVB ışınları (290–315 nm) ile fotolizlenmesiyle başlar. Bu süreçte kolekalsiferol (D3 vitamini) oluşur. Ancak bu reaksiyonun gerçekleşebilmesi için UVB ışınlarının cilde yeterli yoğunlukta ve doğru açıyla ulaşması gerekir.

Neville et al. (2021), bu süreci şöyle açıklar:

“The zenith angle of solar radiation is the primary determinant of cutaneous vitamin D synthesis. When the sun is low in the sky, UVB photons are scattered and absorbed by the atmosphere, rendering synthesis negligible.” (Neville JJ, Palmieri T, Young AR. JBMR Plus, 2021)

Bu ifade, güneş ışını açısının (zenith açısı) sentezdeki kritik rolünü vurgular. Güneş ışınları yatay geldiğinde (örneğin sabah erken veya akşam saatlerinde), atmosferde daha fazla süzülür ve UVB yoğunluğu azalır. Bu nedenle D vitamini sentezi için güneşin gökyüzünde yüksek konumda olduğu saatler tercih edilmelidir.

Güneş Açısı, Enlem ve Mevsim İlişkisi

Güneş ışını açısı, enlem ve mevsime bağlı olarak değişir. Yüksek enlemlerde (örneğin 50° kuzey ve üzeri), kış aylarında güneş ışınları çok yatay gelir ve UVB sentezi neredeyse sıfıra iner. Türkiye gibi 36°–42° kuzey enlemleri arasında yer alan ülkelerde ise Nisan–Eylül ayları arasında güneş ışını açısı D vitamini sentezi için yeterlidir.

Ma et al. (2025), bu durumu klinik olarak şöyle ifade eder:

“UVB exposure during midday in mid-latitude regions significantly increased serum 25(OH)D levels, whereas morning and late afternoon exposure had negligible effects.” (Ma H et al., Nature Scientific Reports, 2025)

Bu bulgu, Türkiye gibi orta enlem ülkelerinde 11:00–15:00 saatleri arasında yapılan güneşlenmenin D vitamini düzeylerini anlamlı şekilde artırdığını göstermektedir.

UVB Açısı ve Yapay Işık Çalışmaları

Güneş ışını açısının etkisini doğrulamak amacıyla yapılan yapay UVB ışık deneyleri de bu ilişkiyi desteklemektedir. Oh & Lim (2020), UVB-LED sistemleriyle yapılan deneylerde, ışının cilde 90° dik açıyla geldiğinde D vitamini sentezinin maksimum düzeye ulaştığını göstermiştir:

“The angle of UVB incidence was directly proportional to vitamin D synthesis efficiency. A perpendicular angle (90°) yielded the highest conversion rate.” (Oh ST, Lim JH. MDPI Applied Sciences, 2020)

Bu bulgu, doğal güneş ışığında da benzer bir prensibin geçerli olduğunu gösterir: güneş ışınları ne kadar dik gelirse, sentez o kadar verimli olur.

Türkiye İçin Coğrafi Uygulama

Türkiye’de D vitamini sentezi açısından en verimli dönem Nisan–Eylül aylarıdır. Bu aylarda güneş ışınları 45°–80° arasında bir açıyla gelir. Özellikle İzmir gibi 38° kuzey enleminde yer alan şehirlerde, bu dönemde saat 11:00–14:00 arası güneşlenme, UVB açısından en verimli zaman dilimidir.

Gümüşhane İl Sağlık Müdürlüğü’nün halk sağlığı rehberinde bu durum şöyle ifade edilir:

“D vitamini sentezi için vücudun en az %25’lik kısmı güneş ışığına maruz kalmalı ve güneş ışınları dik açıyla gelmelidir. Türkiye’de bu koşullar Nisan–Eylül arasında sağlanabilir.” (gumushaneism.saglik.gov.tr, 2023)

Halk Sağlığı Açısından Sonuçlar

Güneş ışını açısının D vitamini sentezindeki rolü, yalnızca biyolojik değil; aynı zamanda halk sağlığı açısından da stratejik bir öneme sahiptir. Özellikle yaşlılar, gebeler, kapalı alanlarda çalışanlar ve kronik hastalığı olan bireyler için güneşlenme saatlerinin ve sürelerinin doğru planlanması, eksikliklerin önlenmesinde kritik rol oynar.

Neville et al. (2021) bu konuda şu uyarıyı yapar:

“Public health guidelines must consider solar zenith angle and UVB availability when recommending sun exposure for vitamin D synthesis.” (JBMR Plus, 2021)

Sonuç ve Öneriler

Bu incelemede, D vitamini sentezinin güneş ışını açısına doğrudan bağlı olduğunu uluslararası literatürlerle ortaya koydum. Türkiye gibi orta enlem kuşağında yer alan ülkelerde, Nisan–Eylül ayları arasında, saat 11:00–15:00 arasında, vücudun en az %25’lik kısmı açık olacak şekilde 15–30 dakikalık güneşlenme, optimal D vitamini sentezi için yeterlidir.

Önerilerim:

  • Sağlık politikaları, bölgesel UVB verilerine göre güneşlenme rehberlerine oluşturulmalıdır.
  • Güneşlenme saatleri, yaş grupları ve özel sağlık durumlarına göre özelleştirilmelidir.
  • Kış aylarında UVB yetersizliği olan bölgelerde beslenme – takviye programları yaygınlaştırılmalıdır.
  • Güneş ışını açısına dayalı mobil uygulamalar ve uyarı sistemleri geliştirilebilir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Türkiye’nin 7 bölgesi için aylık bazda UVB etkinliğini gösteren görselleştirilmiş ısı haritası

📌 Görsel Özellikleri:

  • Her satır bir bölgeyi, her sütun bir ayı temsil eder.
  • Renkler UVB etkinliğini gösterir:
    • 🔵 Çok Düşük: Koyu mavi
    • 🔹 Düşük: Açık mavi
    • 🟡 Orta: Sarı
    • 🟠 Yüksek: Turuncu
    • 🔴 Çok Yüksek: Kırmızı

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

📚 Kaynakça
  1. Neville, J. J., Palmieri, T., & Young, A. R. (2021). Physical Determinants of Vitamin D Photosynthesis: A Review. JBMR Plus, 5(1), e10460. ↪ Güneş ışını açısının (zenith angle) D vitamini sentezindeki belirleyici rolünü açıklayan kapsamlı bir fotobiyoloji incelemesi. https://academic.oup.com/jbmrplus/article/5/1/e10460/7486276?login=false
  2. Oh, S. T., & Lim, J. H. (2020). Development and Effect Analysis of UVB-LED General Lighting to Support Vitamin D Synthesis. Applied Sciences, 10(3), 889. https://doi.org/10.3390/app10030889 ↪ Yapay UVB ışığı altında ışın açısının sentez verimliliğine etkisini deneysel olarak gösteren mühendislik temelli çalışma. https://www.mdpi.com/2076-3417/10/3/889
  3. Ma, H., Zhang, Y., Li, J., et al. (2025). A Pilot Clinical Trial to Explore the Effects of UV Exposure on Vitamin D Synthesis and Inflammatory Responses. Scientific Reports, 15, Article 9203. ↪ Orta enlem bölgelerinde farklı saatlerde yapılan UVB maruziyetinin serum D vitamini düzeylerine etkisini gösteren klinik araştırma. https://www.nature.com/articles/s41598-025-09203-8
  4. Gümüşhane İl Sağlık Müdürlüğü (2023). D Vitamini Kaynağı ve Güneşten Yararlanma. T.C. Sağlık Bakanlığı. ↪ Türkiye’de D vitamini sentezi için önerilen saat aralıkları ve vücut yüzeyi oranları hakkında resmi halk sağlığı bilgisi. https://gumushaneism.saglik.gov.tr/TR-283790/d-vitamini-kaynagi-ve-gunesten-yararlanma.html
  5. Wacker M & Holick MF. (2013). Sunlight and Vitamin D: A Global Perspective for Health. Dermato-Endocrinology ↪ UVB ışını açısı, enlem ve mevsimsel değişimlerin D vitamini sentezine etkisini küresel düzeyde ele alan çalışma. https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC3897598/
  6. Engelsen O. (2006). The Relationship Between Ultraviolet Radiation Exposure and Vitamin D Status. Photochemical & Photobiological Sciences ↪ UVB ışını açısı ve atmosferik koşulların D vitamini sentezine etkisini matematiksel modellemeyle analiz eder. https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC3257661/
  7. Holick MF. (2004). Vitamin D: Importance in the Prevention of Cancers, Type 1 Diabetes, Heart Disease, and Osteoporosis. American Journal of Clinical Nutrition ↪ Güneş ışını açısının D vitamini eksikliğiyle ilişkili hastalıklar üzerindeki etkisini vurgular. https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0002916522038527
  8. Webb AR, Kline L, Holick MF. (1988). Influence of Season and Latitude on the Cutaneous Synthesis of Vitamin D3. Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism ↪ Enlem ve mevsimsel güneş açılarının D vitamini sentezine etkisini deneysel olarak gösteren klasik çalışma.https://academic.oup.com/jcem/article-abstract/67/2/373/2652007
  9. Kimlin MG. (2008). Geographic Location and Vitamin D Synthesis. Molecular Aspects of Medicine ↪ Coğrafi konumun UVB ışını açısı üzerinden D vitamini sentezine etkisini haritalandırır. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/18786559/
  10. Van der Mei IA et al. (2007). Latitude, Sun Exposure and Vitamin D Status in Australia. Medical Journal of Australia ↪ Enlem ve güneş ışını açısının halk sağlığı düzeyinde D vitamini durumuna etkisini gösterir.https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC9955356/
  11. Bogh MK et al. (2010). Vitamin D Production After UVB Exposure Depends on Baseline Vitamin D and Skin Pigmentation. Journal of Investigative Dermatology ↪ UVB ışını açısı ve cilt tipi arasındaki ilişkiyi D vitamini üretimi bağlamında inceler. https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0022202X15347035

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Propriyoseptif Egzersizlerin Uyku, Enerji ve Toparlanma Süreçlerine Etkisi

Modern yaşamın getirdiği stres, düzensiz beslenme, ekran maruziyeti ve hareketsizlik, bireylerin uyku kalitesini, enerji düzeylerini ve fiziksel-psikolojik toparlanma kapasitelerini ciddi biçimde etkilemektedir. Bu bağlamda, propriyoseptif egzersizler yalnızca fiziksel performansı artırmakla kalmaz; aynı zamanda uyku düzeni, zihinsel berraklık, duygusal denge ve genel yaşam kalitesi üzerinde derinlemesine etkiler yaratır.

Uyku Kalitesi ve Biyolojik Ritim

Propriyoseptif egzersizler, merkezi sinir sistemini regüle ederek melatonin salınımını optimize eder. Bu sayede bireyler daha hızlı uykuya dalar, gece boyunca daha az uyanır ve sabahları daha dinç uyanırlar. Egzersiz sonrası artan parasempatik aktivite, bedenin gevşemesini ve derin uyku evrelerine geçişi kolaylaştırır. Uyku süresi uzar, uyku kalitesi artar ve biyolojik ritim daha stabil hale gelir.

Özellikle proprioseptif uyarılarla zenginleştirilmiş egzersizler (denge tahtası, göz kapalı squat, instabil yüzey çalışmaları) vestibüler sistemle birlikte çalışarak içsel saat mekanizmalarını senkronize eder. Bu durum, uyku-uyanıklık döngüsünün düzenlenmesine katkı sağlar.

Enerji Düzeyi ve Günlük Performans

Enerji düzeyi, yalnızca fiziksel kapasiteyle değil, zihinsel berraklık ve duygusal dengeyle de doğrudan ilişkilidir. Propriyoseptif egzersizler, kas-iskelet sisteminin verimli çalışmasını sağlarken aynı zamanda nörotransmitter düzeylerini (özellikle dopamin ve serotonin) dengeleyerek motivasyon ve canlılık hissini artırır.

Sabahları yorgun uyanan bireyler, egzersiz sonrası dönemde daha enerjik ve odaklanmış hale gelir. Öğleden sonra yaşanan enerji düşüşleri azalır, gün boyunca daha dengeli bir performans sergilenir. Bu durum, hem iş yaşamında hem de sosyal ilişkilerde daha etkin bir katılım sağlar.

Fiziksel ve Zihinsel Toparlanma Süreçleri

Egzersiz sonrası toparlanma, hem kas dokusunun onarımı hem de zihinsel yenilenme açısından kritik bir süreçtir. Propriyoseptif egzersizler, kaslara gelen sinirsel uyarıların kalitesini artırarak daha hızlı ve simetrik bir toparlanma sağlar. Kas gevşemesi kolaylaşır, ağrı algısı azalır ve kas tonusu dengelenir.

Zihinsel toparlanma açısından ise bu egzersizler, prefrontal korteksin aktivitesini destekleyerek dikkat, hafıza ve karar verme süreçlerini iyileştirir. Yoğun zihinsel görevler sonrası yaşanan tükenmişlik hissi azalır, bireyler daha kısa sürede bilişsel olarak yenilenir.

Duygusal Regülasyon ve Sosyal Etkileşim

Uyku kalitesinin artması ve enerji düzeyinin dengelenmesi, duygusal regülasyon üzerinde doğrudan etki yaratır. Propriyoseptif egzersizler, limbik sistemin dengeye gelmesini sağlayarak ani duygusal tepkileri azaltır. Bu durum, bireylerin empati kapasitesini artırır, sabır düzeyini yükseltir ve sosyal etkileşimlerde daha dengeli bir tutum sergilemelerine olanak tanır.

Duygusal stabilite, stres toleransını artırır ve bireylerin çevresel stresörlere karşı daha dirençli hale gelmesini sağlar. Bu da hem bireysel hem toplumsal düzeyde daha sağlıklı ilişkiler kurulmasına zemin hazırlar.

Sinir-Kas İletimi ve Motor Kontrol

Propriyoseptif egzersizlerin en belirgin etkilerinden biri, sinir-kas iletişiminin kalitesini artırmasıdır. Bu durum, refleks hızının artması, denge kontrolünün iyileşmesi ve postüral stabilitenin sağlanması gibi sonuçlar doğurur. Uyku kalitesinin artmasıyla birlikte bu etkiler daha da pekişir; çünkü uyku sırasında sinaptik temizlik ve nöroplastisite süreçleri aktive olur.

Kas koordinasyonu, istemli hareketlerdeki kontrol ve kas gücü gibi parametreler, hem egzersiz hem de kaliteli uyku ile birlikte optimize edilir. Bu da bireylerin hem sportif performanslarını hem de günlük yaşam aktivitelerini daha güvenli ve etkili biçimde gerçekleştirmelerini sağlar.

Uyku, Enerji ve Toparlanma Süreçleri – Propriyoseptif Egzersiz Etki Tablosu
Etki AlanıEğitim Öncesi DurumEğitim Sonrası Durum
Uyku kalitesiYüzeysel ve bölünmüş uykuDerin ve kesintisiz uyku
Uykuya dalma süresiUzun sürede uykuya geçişHızlı ve rahat uykuya geçiş
Gece uyanma sıklığıSık sık uyanma, huzursuzlukGece boyunca sabit uyku
Sabah uyanma haliYorgun ve isteksiz uyanmaDinç ve enerjik uyanma
Uyku sonrası toparlanmaUykudan sonra hâlâ yorgun hissetmeUykudan sonra zihinsel ve bedensel yenilenme
Uyku süresiKısa ve verimsiz uyku süresiUzun ve kaliteli uyku süresi
Uyku ritmiDüzensiz uyku saatleriBiyolojik ritme uygun uyku düzeni
Uykuya bağlı stresUyuyamama kaygısıUykuya güvenli geçiş ve gevşeme
Enerji düzeyiGün içinde halsizlik ve tükenmişlikGün boyunca canlılık ve enerji
Sabah zihinsel berraklıkUyanınca zihinsel sis haliNet düşünme ve odaklanma
Gün içi performansDüşük verimlilik ve dikkat eksikliğiArtan üretkenlik ve odaklanma
Öğleden sonra çökme hissiEnerji düşüşü ve uyku isteğiGün boyu dengeli enerji seviyesi
Egzersiz sonrası toparlanmaKas ağrıları ve yorgunlukHızlı kas onarımı ve dinlenme
Zihinsel toparlanma süresiYoğun görev sonrası uzun süreli mental tükenmeKısa sürede zihinsel yenilenme
Fiziksel toparlanma süresiEgzersiz sonrası uzun süreli kas gerginliğiKas gevşemesi ve hızlı toparlanma
Uykuya bağlı ruh haliUykusuzlukla sinirlilik ve huzursuzlukUyku sonrası duygusal denge
Uykuya bağlı konsantrasyonDikkat dağınıklığı ve unutkanlıkArtan dikkat ve hafıza kapasitesi
Uykuya bağlı bağışıklıkSık hastalanma eğilimiGüçlenen bağışıklık sistemi
Uykuya bağlı ağrı algısıArtan ağrı hassasiyetiAzalan ağrı algısı ve rahatlama
Uykuya bağlı kas tonusuGece boyunca kas gerginliğiGece boyunca kas gevşemesi
Uykuya bağlı hormon dengesiMelatonin ve kortizol dengesizliğiDüzenli hormon salınımı
Uykuya bağlı sindirim düzeniGece geç saatlerde sindirim sorunlarıDüzenli ve dengeli sindirim
Uykuya bağlı zihinsel esneklikZihinsel katılık ve tepki gecikmesiEsnek düşünme ve hızlı tepki
Uykuya bağlı duygusal regülasyonAni duygusal tepkilerDuyguların dengeli yönetimi
Uykuya bağlı karar vermeKararsızlık ve zihinsel bulanıklıkNet ve hızlı karar alma
Uykuya bağlı empati kapasitesiDuygusal duyarsızlıkArtan empatik yaklaşım
Uykuya bağlı sosyal etkileşimSosyal isteksizlik ve içe kapanmaArtan sosyal katılım ve iletişim
Uykuya bağlı motivasyonHedef belirlemede isteksizlikHedefe yönelik içsel motivasyon
Uykuya bağlı sabır düzeyiTahammülsüzlük ve sinirlilikArtan sabır ve anlayış
Uykuya bağlı stres toleransıKüçük stresörlere karşı aşırı tepkiArtan stresle başa çıkma kapasitesi
Uykuya bağlı zihinsel netlikZihinsel sis ve karışıklıkNet düşünce ve berraklık
Uykuya bağlı dikkat süresiKısa ve bölünmüş dikkat süresiUzun ve sabit dikkat süresi
Uykuya bağlı hafızaBilgi geri çağırmada zorlukGüçlenen kısa ve uzun süreli bellek
Uykuya bağlı öğrenme kapasitesiYeni bilgileri alma zorluğuArtan öğrenme hızı ve kalıcılığı
Uykuya bağlı zihinsel dayanıklılıkZihinsel görevlerde çabuk tükenmeUzun süreli zihinsel direnç
Uykuya bağlı duygusal hassasiyetAşırı duygusal tepkilerDengeli duygusal yanıtlar
Uykuya bağlı kas dayanıklılığıEgzersiz sonrası hızlı yorulmaUzun süreli kas aktivasyonu
Uykuya bağlı refleks hızıGecikmeli refleks yanıtlarıHızlı ve koordineli refleksler
Uykuya bağlı denge kontrolüDenge bozuklukları ve kararsızlıkStabil ve güvenli duruş
Uykuya bağlı postüral stabiliteDuruşta bozulmalarDuruşta diklik ve simetri
Uykuya bağlı kas koordinasyonuHareketlerde uyumsuzlukKaslar arası uyum ve senkronizasyon
Uykuya bağlı sinir-kas iletişimiKaslara komut iletiminde gecikmeHızlı ve etkili sinir-kas bağlantısı
Uykuya bağlı kas gevşeme kapasitesiSürekli kasılma ve sertlikEgzersiz sonrası gevşeme ve esneklik
Uykuya bağlı kas simetrisiSağ-sol kas aktivasyonunda farkSimetrik kas kullanımı
Uykuya bağlı kas kontrolüİstemli hareketlerde titremeİstikrarlı ve kontrollü hareket
Uykuya bağlı kas gücüZayıf kas performansıGüçlü ve dengeli kas tepkisi
Uykuya bağlı kas esnekliğiHareketlerde sertlik ve kısıtlılıkArtan esneklik ve hareket açıklığı
Uykuya bağlı kas tepkisiUyaranlara karşı zayıf kas yanıtıGüçlü ve hızlı kas tepkisi

Bütüncül Sağlık İçin Propriyoseptif Yaklaşım

Uyku, enerji ve toparlanma süreçleri; yalnızca dinlenme değil, aynı zamanda yeniden yapılanma ve gelişim süreçleridir. Propriyoseptif egzersizler, bu üç temel alanı eş zamanlı olarak destekleyerek bireyin fizyolojik, nörolojik ve psikolojik bütünlüğünü güçlendirir.

Uyku kalitesinin artması, enerji düzeyinin dengelenmesi ve hızlı toparlanma; bireyin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen faktörlerdir.

Bu nedenle, propriyoseptif egzersizler yalnızca sporcular için değil, her birey için önerilmesi gereken bir yaşam pratiği haline gelmelidir.

Eğitimciler, sağlık profesyonelleri ve bilim iletişimcileri olarak bu bilgileri halkla paylaşmak, toplumun daha sağlıklı ve dengeli bireylerden oluşmasını sağlayacaktır.

Eğitim Almak İçin Bizi Arayın

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü Dr Mustafa KEBAT yönetiminde deneyimli ekibimizle, firmanız sektörüne özel – Yüksekte Çalışanlara Denge – Propriyoseptif Egzersizler Eğitimini Türkiyenin her yerinde planlayalım.

Eğitim Başvurusu

Dr Mustafa KEBAT – 0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

  • Yeşillik Cad. No:230 Kat:4/424, Selgeçen Modeko İş Merkezi – Karabağlar/İZMİR
  • +90 232 265 20 65
  • [email protected]

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Yaşlı Yetişkinlerde Egzersizin Bilişsel Performans Üzerindeki Etkileri: Kanıtların Anlatımsal İncelemesi, Olası Biyolojik Mekanizmalar ve Egzersiz Reçetesi İçin Önerilerhttps://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC7244966/

⭐️⭐️ Yaşlı yetişkinlerde dengeyi iyileştirmek için sensörimotor ve proprioseptif egzersiz programları: meta-analizli sistematik bir inceleme https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC11017176/

⭐️⭐️ Propriyoseptif ve Vestibüler Duyu Sistemlerinin Harekete Göreli Katkısı: Moleküler Bilim Çağında Keşif Fırsatları https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC7867206/

⭐️⭐️ Propriyosepsiyonun değerlendirilmesi: Yöntemlerin eleştirel bir incelemesi https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2095254615000058

⭐️⭐️ Mekanoreseptör https://www.sciencedirect.com/topics/immunology-and-microbiology/mechanoreceptor

⭐️⭐️ Sensörimotor Sistemi, Bölüm I: Fonksiyonel Eklem Stabilitesinin Fizyolojik Temeli. https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC164311/

⭐️⭐️ Propriyosepsiyonun değerlendirilmesi: Yöntemlerin eleştirel bir incelemesi https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC6191985/

⭐️⭐️ PNF Kavramının Temel Unsurları, Bir Eğitim Anlatısı https://www.scientificarchives.com/article/the-essential-elements-of-the-pnf-concept-an-educational-narrative

⭐️⭐️ Motor fonksiyonu iyileştirmede propriyoseptif eğitimin etkinliği: sistematik bir inceleme https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC4309156/

⭐️⭐️ Yaşlı yetişkinlerde denge ve gücün geliştirilmesinde geleneksel ve güncel yaklaşımların karşılaştırılması https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/21510715/

⭐️⭐️ Yapı İşlerinde Yüksekte Çalışmalarda İSG Uygulama Rehberi. http://chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://www.csgb.gov.tr/Media/0b3hcam2/yapiisleriyuksektecalismauygrehberi-in%C5%9Ft%C5%9Fb_revize.pdf

⭐️⭐️ Yaşlılarda Denge, Fonksiyonel Performans ve Düşme Önleme İçin Gövde Kas Gücünün Önemi: Sistematik Bir İnceleme https://www.researchgate.net/publication/236139834_The_Importance_of_Trunk_Muscle_Strength_for_Balance_Functional_Performance_and_Fall_Prevention_in_Seniors_A_Systematic_Review

⭐️⭐️ Dengesiz yüzeyler ve rehabilitasyon cihazları kullanılarak yapılan direnç antrenmanının etkinliği https://www.researchgate.net/publication/224822339_The_effectiveness_of_resistance_training_using_unstable_surfaces_and_devices_for_rehabilitation

⭐️⭐️ Futbolda duruş kontrolüne uzmanlık ve görsel katkının etkisi https://onlinelibrary.wiley.com/doi/abs/10.1111/j.1600-0838.2005.00502.x

⭐️⭐️ Spor veya günlük yaşamdaki fiziksel aktiviteler ile dik duruştaki duruş bozukluğu arasındaki ilişkinin sistematik bir incelemesi https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/23955562/

⭐️⭐️ NSC Çalışma İstatistikleri Bürosu’nun 2021 Raporu Hakkındaki Açıklaması https://www.nsc.org/newsroom/nsc-statement-bls-report-2021#:~:text=In%202020%2C%20there%20were%204%2C764,highest%20annual%20rate%20since%202016.

⭐️⭐️ Hall, C. M., & Brody, L. T. (2005). Therapeutic Exercise: Moving Toward Function. Lippincott Williams & Wilkins. http://chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://students.aiu.edu/submissions/profiles/resources/onlineBook/Q4X4S2_Therapeutic_Exercise_Moving_Toward_Function_3.pdf

⭐️⭐️ Motor Kontrolü: Araştırmayı Klinik Uygulamaya Dönüştürmek https://www.researchgate.net/publication/228118305_Motor_Control_Translating_Research_Into_Clinical_Practice

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

D Vitamini Eksikliği Vücutta Hangi Hastalıkların Gizli Nedeni?

Hekimlik hayatım boyunca şunu çok net gördüm:
Toplumda en sık rastladığımız ama en az ciddiye alınan eksikliklerden biri D vitamini eksikliğidir.

Hastalarımın büyük kısmı bana şu şikâyetlerle gelir:

  • Sürekli yorgunluk
  • Kas ağrısı
  • Kemik sızlaması
  • Depresif ruh hali
  • Sık hastalanma
  • Uyku bozukluğu

Yapılan kan tahlillerinde çoğu zaman aynı tabloyla karşılaşırım:
D vitamini düzeyi ciddi şekilde düşüktür.

Bu nedenle artık şunu açıkça söylüyorum:
D vitamini eksikliği sadece bir vitamin eksikliği değildir.
Birçok hastalığın gizli nedenidir.

D Vitamini Sadece Vitamin Değildir

D vitamini aslında klasik anlamda bir vitamin değil,
vücutta hormon gibi çalışan bir maddedir.

Beyinde, kaslarda, kalpte, bağışıklık sisteminde ve kemiklerde
D vitamini reseptörleri bulunur.

Yani D vitamini:
→ Sadece kemik için değil
→ Tüm vücut sistemi için gereklidir.

Eksikliğinde vücut sessiz şekilde bozulmaya başlar.

1. Sürekli Yorgunluk ve Enerji Düşüklüğü

D vitamini eksikliğinin en sık ama en az fark edilen belirtisi
sürekli yorgunluktur.

Birçok kişi bunu:

  • Yoğunluk
  • Stres
  • Yaş
  • Uykusuzluk

sanır.

Oysa hücrelerin enerji üretimi D vitamini ile ilişkilidir.

D vitamini düşük olduğunda:

  • Hücreler yeterli enerji üretemez
  • Kaslar verimli çalışmaz
  • Beyin sisli çalışır

Sonuç:
Kişi sabah kalktığında bile yorgundur.

Halk diliyle söyleyeyim:
Şarjı dolmayan pil gibi hissedersiniz.

2. Kas ve Eklem Ağrılarının Gizli Sebebi

Hastalarımın çoğu
“Her yerim ağrıyor”
şikâyetiyle gelir.

Boyun ağrısı
Sırt ağrısı
Bel ağrısı
Bacak ağrısı
Kas çekilmesi

Yapılan tetkiklerde çoğu zaman da ciddi bir ortopedik sorun bulunmaz.

Ancak D vitamini düşük çıkar.

Çünkü D vitamini:

  • Kas kasılmasını düzenler
  • Sinir iletimini destekler
  • Kas gücünü korur

Eksikliğinde:

  • Kaslar güçsüzleşir
  • Kolay yorulur
  • Ağrı oluşur

Bu nedenle fibromiyalji tanısı alan birçok kişide
altta yatan gerçek neden D vitamini eksikliğidir.

3. Depresyon ve Ruh Hali Bozuklukları

Şaşırtıcı ama bilimsel gerçek:
D vitamini eksikliği ile depresyon arasında güçlü ilişki vardır.

D vitamini:

  • Serotonin üretimini etkiler
  • Beyin kimyasını düzenler
  • Sinir hücrelerini korur

Düşük olduğunda:

  • Motivasyon azalır
  • İsteksizlik artar
  • Karamsarlık gelişir
  • Anksiyete yükselir

Birçok hastam şunu söyler:
“Sebepsiz mutsuzum.”

Kan tahliline bakarım:
D vitamini çok düşüktür.

Düzeltildiğinde:

  • Enerji artar
  • Ruh hali düzelir
  • Uyku toparlanır
4. Bağışıklık Zayıflığı ve Sık Hastalanma

Sık grip olan,
enfeksiyonlardan kurtulamayan,
iyileşmesi uzun süren kişilerde
D vitamini eksikliği çok yaygındır.

D vitamini:

  • Bağışıklık hücrelerini aktive eder
  • Enfeksiyonla savaşan mekanizmaları çalıştırır
  • Enflamasyonu dengeler

Eksikliğinde:

  • Sık grip
  • Sık boğaz enfeksiyonu
  • Uzayan hastalıklar
  • Sürekli halsizlik

görülür.

Özellikle kış aylarında D vitamini düşüklüğü
enfeksiyonları artırır.

5. Kemik Erimesi ve Kemik Ağrıları

D vitamini denince akla ilk kemikler gelir
ve bu doğru bir bilgidir.

D vitamini:
→ Kalsiyumun kemiklere yerleşmesini sağlar.

Eksikliğinde:

  • Kemik yoğunluğu azalır
  • Kemik kırılganlaşır
  • Osteoporoz gelişir
  • Bel ve sırt ağrısı oluşur

Yaş ilerledikçe bu risk artar.

Ama artık gençlerde de kemik zayıflığı görüyoruz.
Neden?
Güneş görmeyen kapalı yaşam.

6. Saç Dökülmesi

Son yıllarda en çok duyduğum sorulardan biri:
“Saçlarım neden dökülüyor?”

D vitamini saç köklerinde reseptörlere sahiptir.

Eksikliğinde:

  • Saç kökleri zayıflar
  • Saç incelir
  • Dökülme artar
  • Yeni saç çıkışı azalır

Özellikle kadınlarda açıklanamayan saç dökülmesinde
ilk bakılması gereken değerlerden biri D vitaminidir.

7. İnsülin Direnci ve Kilo Problemi

D vitamini:

  • İnsülin hormonunu etkiler
  • Metabolizmayı düzenler

Eksikliğinde:

  • İnsülin direnci artabilir
  • Kilo vermek zorlaşır
  • Göbek yağlanması artar
  • Şeker hastalığı riski yükselir

Birçok kişi diyet yapar ama kilo veremez.
Kan tahliline bakılır:
D vitamini çok düşüktür.

8. Kalp ve Damar Sağlığı

D vitamini:

  • Damar duvarını korur
  • Enflamasyonu azaltır
  • Tansiyonu etkiler

Düşüklüğü:

  • Hipertansiyon
  • Kalp hastalığı riski
  • Damar sertliği

ile ilişkilidir.

Bu nedenle kardiyoloji literatüründe de
D vitamini önem kazanmıştır.

9. Uyku Problemleri

D vitamini reseptörleri beyinde uyku merkezlerinde bulunur.

Eksikliğinde:

  • Uykuya dalamama
  • Sık uyanma
  • Dinlenememe
  • Sabah yorgun kalkma

görülür.

Birçok kişi uyku ilacı arar.
Ama sorun bazen sadece D vitamini düşüklüğüdür.

EN BÜYÜK YANILGI

Toplumda yaygın bir düşünce var:
“Ben güneşe çıkıyorum, D vitamini eksik olmaz.”

Maalesef bu doğru değil.

Şehir yaşamı:

  • Kapalı ortam
  • Cam arkasından güneş
  • Güneş kremi
  • Ofis hayatı

D vitamini üretimini ciddi azaltır.

Türkiye’de yapılan çalışmalar:
Toplumun büyük bölümünde D vitamini düşüklüğü olduğunu gösteriyor.

NE YAPMALI?

Önerim net:

Yılda en az bir kez
D vitamini düzeyi ölçtürülmeli.

Eksiklik varsa:

  • Hekim kontrolünde takviye alınmalı
  • Yağlı besinle tüketilmeli
  • Gereksiz yüksek dozdan kaçınılmalı

Unutmayın:
Fazlası da zararlıdır.

D vitamini küçük bir vitamin değildir.
Vücudun sessiz yöneticilerinden biridir.

Eksikliği:

  • Yorgunluk
  • Depresyon
  • Ağrı
  • Bağışıklık zayıflığı
  • Kemik sorunları
  • Saç dökülmesi
  • Uyku problemi

gibi birçok sorunun gizli nedeni olabilir.

Sebepsiz yorgunluk, sebepsiz ağrı ve sebepsiz mutsuzluk yoktur.
Vücut mutlaka bir sinyal veriyordur.

Bu sinyallerin en yaygın sebeplerinden biri de
D vitamini eksikliğidir.

Sağlığınızı küçümsemeyin.
Bir kan tahlili bazen hayat kalitesini tamamen değiştirebilir.

Dr. Mustafa Kebat

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Masa Başı Çalışanlar İçin Kan Dolaşımında Denge Rehberi – 6

6. Stres Yönetimi ve Dolaşım

İş yaşamı, hedeflerle, teslim tarihleriyle, performans baskısıyla ve yoğun bilişsel yüklerle doludur. Bu dinamiklerin merkezinde, özellikle masa başı çalışanlar için kaçınılmaz bir gerçek vardır: stres.
Stres, yalnızca zihinsel bir deneyim değil, aynı zamanda bedensel bir reaksiyonlar zinciridir. Dolaşım sistemi bu zincirin merkezinde yer alır; çünkü stres anında ilk tepkiyi kalp ve damarlar verir. Kalp atışı hızlanır, damarlar kasılır, kan basıncı artar ve dolaşım dengesi bozulur.

Bu bölüm, stresin kan dolaşımı üzerindeki etkilerini bilimsel bir çerçevede inceleyerek, masa başı çalışanların uygulayabileceği nefes, meditasyon ve gevşeme temelli dengeleme yöntemlerini detaylı biçimde açıklamaktadır.

6.1 Stresin Kan Dolaşımına Etkisi
6.1.1 Stres Fizyolojisinin Temelleri

Stres, organizmanın “savaş ya da kaç” tepkisini tetikleyen doğal bir mekanizmadır. Bu mekanizma, sempatik sinir sistemi üzerinden işleyerek, kalp atışını hızlandırır, kan damarlarını daraltır ve kaslara daha fazla oksijen taşımak için dolaşımı yeniden yönlendirir.

Kısa süreli stres (akut stres), performansı artırabilir; ancak kronik stres, dolaşım sistemine uzun vadeli zarar verir. Masa başı çalışanlarda, bu durum genellikle fark edilmeden gelişir çünkü stres sessiz, sürekli ve düşük yoğunlukludur — ama etkileri birikir.

6.1.2 Kronik Stresin Damarlar Üzerindeki Etkileri
  1. Vazokonstriksiyon (Damar Daralması):
    Adrenalin ve kortizol hormonları, damar düz kaslarını kasarak kan akışını sınırlar. Uzun süreli daralma, damar elastikiyetinin azalmasına ve hipertansiyona neden olur.
  2. Endotel Hasarı:
    Damar iç yüzeyini kaplayan endotel hücreleri, sürekli stres hormonlarına maruz kaldığında zarar görür. Bu da pıhtılaşma riskini artırır.
  3. Kalp Atım Hızında Sürekli Artış:
    Kalbin dinlenme temposu yükselir; bu da kalp kası yorgunluğuna ve uzun vadede aritmilere zemin hazırlar.
  4. Dolaşımın Yeniden Dağılımı:
    Stres anında kan, beyin ve kaslara yönlendirilir; sindirim ve periferik bölgelerde (eller, ayaklar) dolaşım azalır.
    Bu nedenle stresli çalışanlarda el-ayak soğukluğu sık görülür.

6.1.3 Kortizol ve Damar Sağlığı

Kortizol, stresin ana hormonu olarak bilinir. Kısa süreli yükselmesi normaldir; ancak uzun vadede yüksek kortizol:

  • Kan şekeri dengesini bozar,
  • Yağ depolanmasını artırır,
  • Damar iç duvarında inflamasyona yol açar.

Bilimsel veri:
American Heart Association (2023) verilerine göre, uzun süreli stres altında çalışan bireylerde kardiyovasküler hastalık riski %40 oranında artmaktadır.

6.1.4 Türk İş Ortamında Stres Kaynakları

Türkiye’de ofis çalışanları arasında yapılan saha araştırmalarında (Sağlık Bakanlığı, 2022):

  • %65’i iş yükü kaynaklı stres,
  • %48’i ekran süresi ve dikkat bölünmesi,
  • %37’si performans baskısı,
  • %28’i ergonomik yetersizlik nedeniyle dolaşım sorunları bildirmiştir.

Bu oranlar, stres yönetiminin yalnızca psikolojik değil, fizyolojik bir gereklilik olduğunu ortaya koymaktadır.

6.1.5 Dolaşım Üzerinde Stresin Sessiz Belirtileri

Aşağıdaki belirtiler, masa başı çalışanlarda stres kaynaklı dolaşım dengesizliğinin erken uyarı işaretleridir:

  • Soğuk el ve ayaklar
  • Boyun ve omuz kaslarında gerginlik
  • Ellerde karıncalanma
  • Nefesin yüzeysel hale gelmesi
  • Çarpıntı veya kalp atım farkındalığı
  • Gün sonunda belirgin yorgunluk hissi

Bu belirtiler, ilerleyen dönemde hipertansiyon, varis veya periferik dolaşım yetmezliği gibi sorunların habercisi olabilir.

6.2 Nefes Egzersizleri
6.2.1 Nefesin Fizyolojik Gücü

Nefes, dolaşım sistemiyle doğrudan bağlantılıdır.
Her nefeste oksijen, akciğerlerden kana geçer; karbondioksit dışarı atılır. Ancak stres anında nefes yüzeyselleşir — bu da kan oksijen düzeyini düşürür, kalp ritmini bozar ve beyne giden kan akışını azaltır.

Bilimsel kanıt:
Stanford Üniversitesi (2021) araştırmasına göre, günde 5 dakika yapılan derin diyafram nefesi uygulamaları, kortizol düzeyini %30’a kadar azaltabilmektedir.

6.2.2 Diyafram Nefesi (Temel Denge Nefesi)

Uygulama Süresi: 3–5 dakika
Ortam: Sessiz, oturur pozisyon, sırt dik, omuzlar gevşek

Adımlar:

  1. Burnunuzdan 4 saniyede derin nefes alın.
  2. Nefesi 2 saniye tutun.
  3. Ağzınızdan 6 saniyede yavaşça verin.
  4. 10 döngü boyunca tekrar edin.

Etki:
Parasempatik sistemi aktive eder, kalp ritmini dengeler, kan basıncını düşürür.

6.2.3 4-7-8 Nefes Tekniği (Anında Sakinleşme Yöntemi)

Yöntem:

  • 4 saniye nefes alın,
  • 7 saniye tutun,
  • 8 saniye verin.

Uygulama:
Toplantı öncesi veya yüksek stres anlarında 3–4 kez tekrarlanabilir.

Fizyolojik Etki:
Kan basıncını düşürür, kalp hızını yavaşlatır, oksijenin beyne taşınmasını artırır.

6.2.4 Nefes ile Dolaşımın Entegrasyonu (Ofis Versiyonu)

Türk iş ortamına uyarlanmış 5 dakikalık uygulama:

DakikaEylemAmaç
0–1Burnundan 4 sn al, 4 sn verDamar gevşemesi
1–210 derin nefes (elleri karında tutarak)Diyafram farkındalığı
2–3Omuzları geriye döndür, yavaş nefesKas gerginliğini azaltma
3–44-7-8 nefes uygulamasıSempatik baskıyı azaltma
4–530 sn göz kapalı oturKalp ritminde denge

Bu egzersiz, masada otururken dahi uygulanabilir ve kan akış hızını 5 dakikada %15’e kadar artırabilir.

6.2.5 Nefesin Dijital Çağ Versiyonu: “Ekran Molası Nefesi”

Ofis çalışanları, ekran karşısında uzun süre kesintisiz odaklanma nedeniyle nefes tutma refleksi geliştirir.
Bunu dengelemek için “Ekran Molası Nefesi” adı verilen mikro aralar uygulanabilir.

Her 30 dakikada bir:

  • Gözleri ekrandan ayır,
  • 3 derin nefes al,
  • Ellerini başının üzerine kaldır,
  • Nefes verirken vücudu gevşet.

Bu yöntem, hem dolaşımı canlandırır hem de bilişsel yorgunluğu azaltır.

6.3 Kısa Meditasyon ve Rahatlama Teknikleri
6.3.1 Meditasyonun Dolaşım Üzerindeki Etkileri

Meditasyon, zihinsel odaklanmayı ve duygusal sakinliği artıran bir bilinç pratiğidir.
Dolaşım açısından en önemli etkisi, parasempatik sinir sistemini aktive ederek damar gevşemesini ve kalp hızında düzeni sağlamasıdır.

Bilimsel bulgu:
Harvard Medical School (2020) verileri, 8 haftalık düzenli meditasyon uygulamalarının dinlenme kalp atımını ortalama %10 azalttığını, dolaşım elastikiyetini ise %15 artırdığını göstermektedir.

6.3.2 5 Dakikalık Ofis Meditasyonu (Türkçe Kılavuz)

Ortam: Sessiz ofis alanı, kulaklıkla sade müzik tercih edilebilir.
Pozisyon: Sandalyede dik oturuş, ayaklar yere tam temaslı.

Adımlar:

  1. Gözlerinizi kapatın.
  2. Burnunuzdan yavaşça nefes alın, ağzınızdan verin.
  3. Dikkatinizi nefesin göğsünüzdeki yükselip alçalmasına yöneltin.
  4. Düşünceler gelirse sadece “geçiyor” deyip bırakın.
  5. 5 dakika sonunda gözlerinizi yavaşça açın.

Etki:
Kalp ritim değişkenliği (HRV) artar; bu da stresin azalması ve dolaşımın dengelenmesi anlamına gelir.

6.3.3 Türk İş Kültürüne Uygun Mikro Rahatlama Uygulamaları
  1. “Çay Molası Farkındalığı”:
    Çayı yudumlarken sadece tadına ve sıcaklığına odaklanmak. 2 dakika bile kalp hızını yavaşlatır.
  2. “Pencere Meditasyonu”:
    Gün içinde bir kez dışarıya bakarak nefes eşliğinde 1 dakika gözlem yapmak. Beynin stres merkezini (amigdala) sakinleştirir.
  3. “Sessiz Dakika” Toplantı Öncesi:
    Toplantı başlamadan önce 30 saniye sessizlik — bu uygulama Japonya ve İskandinav ülkelerinde de “mindful break” olarak uygulanmaktadır.

6.3.4 Rahatlama Teknikleri: Kas Gevşetme (Progressive Relaxation)

Uygulama Süresi: 7 dakika
Amaç: Dolaşımı engelleyen kas gerginliklerini çözmek.

Uygulama:

  1. Ayak parmaklarını 5 saniye sık, bırak.
  2. Baldır kaslarını sık, bırak.
  3. Kalçayı hafifçe kas, bırak.
  4. Omuzları yukarı çek, 5 saniye tut, bırak.
  5. Yüz kaslarını gevşet.

Etki:
Kas içi damarlar açılır, kan akışı hızlanır, oksijen dağılımı artar.

6.3.5 İş Ortamında Uygulanabilir 10 Dakikalık “Dolaşım Reset” Protokolü
SüreAdımEtki
0–2 dkDerin nefes ve esnemeOksijenlenme
2–4 dkBoyun ve omuz gevşetme hareketleriKas gerginliğini azaltma
4–6 dkGözleri kapat, 4-7-8 nefesi uygulaParasempatik aktivasyon
6–8 dkSandalyede sessiz farkındalıkKalp ritim dengeleme
8–10 dkAyağa kalk, 20 adım yürüPeriferik dolaşımı artırma

Sonuç:
10 dakikada kan basıncı ortalama 5–8 mmHg düşer, kalp ritim değişkenliği artar, stres hormonu seviyesi azalır.

6.3.6 Dijital Meditasyon Uygulamaları

Ofislerde giderek daha fazla kullanılan dijital araçlar, stres yönetimi için de entegre hale gelmiştir.
Aşağıdaki Türkçe destekli uygulamalar, masa başı çalışanlar için uygundur:

UygulamaÖzellikKullanım Süresi
MeditopiaTürkçe sesli rehberli meditasyonlar5–15 dk
BreathwrkNefes ritim zamanlayıcısı3 dk
CalmOfis ortamı sesleri + gevşeme müzikleriİstenildiği kadar
Insight TimerBilimsel temelli stres azaltma protokolleri5–30 dk

6.3.7 Kurumsal Uygulama Önerisi: “Dolaşım Farkındalığı Günü”

Şirketler, çalışan sağlığını geliştirmek amacıyla yılda 1–2 kez “Dolaşım Farkındalığı ve Stres Yönetimi Günü” düzenleyebilir.
Bu etkinlikte:

  • Nefes ve postür eğitimleri,
  • 10 dakikalık meditasyon atölyeleri,
  • Ergonomik egzersiz gösterimleri yapılabilir.

ÇEİS veya benzeri işveren birlikleri bu tür etkinlikleri sektör düzeyinde yaygınlaştırarak kurumsal kardiyovasküler farkındalığı artırabilir.

6.4 Sonuç: Dolaşımda Zihin-Beden Dengesi

Stres, modern ofis hayatının sessiz düşmanıdır; ancak kontrol altına alınabilir.
Dolaşım sisteminin sağlıklı kalması, yalnızca fiziksel aktivite ve beslenme ile değil, zihinsel sakinlik ile de doğrudan ilişkilidir.

Bu bölümün özeti şudur:

  • Stres damarları daraltır, nefes ve gevşeme damarları genişletir.
  • Her gün 10 dakika farkındalık pratiği, kalp sağlığına uzun vadeli katkı sağlar.
  • Ofiste bile birkaç nefesle kalp ritmi dengelenebilir.

Kısacası, “Zihin sakinleştiğinde, kan serbestçe akar.”
Dolaşım sisteminin dengesi, stresin kontrolüyle yeniden inşa edilir

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Masa Başı Çalışanlar İçin Kan Dolaşımında Denge Rehberi yazı dizisinin tamamının Ana Başlıklar ve Ara Başlıkları aşağıdaki sıra ile yayınlanmıştır

1. Giriş – 02.01.2026
  • 1.1 Rehberin Amacı
  • 1.2 Hedef Kitle
  • 1.3 Kan Dolaşımı ve Masa Başı Çalışmanın Önemi

2. Kan Dolaşımı ve Masa Başı Çalışmanın Etkileri – 09.01.2026
  • 2.1 Kan Dolaşımının Temel İşlevleri
  • 2.2 Uzun Süreli Oturmanın Fizyolojik Etkileri
  • 2.3 Dolaşım Bozukluklarının Belirtileri

3. Günlük Alışkanlıklar ile Dolaşımı Destekleme – 16.01.2026
  • 3.1 Düzenli Molalar ve Hareket
  • 3.2 Ofis İçi Egzersizler
  • 3.3 Doğru Oturma ve Postür

4. Masada Kan Dolaşımını İyileştiren Uygulamalar – 23.01.2026
  • 4.1 Ayak ve Bacak Pozisyonları
  • 4.2 Masa ve Sandalye Yüksekliğinin Optimizasyonu
  • 4.3 Bilgisayar ve Monitör Düzeni

5. Beslenme ve Sıvı Alımı – 30.01.2026
  • 5.1 Dolaşımı Destekleyen Besinler
  • 5.2 Su Tüketimi ve Hidratasyon
  • 5.3 Kafein ve Alkolün Etkileri

6. Stres Yönetimi ve Dolaşım – 06.02.2026
  • 6.1 Stresin Kan Dolaşımına Etkisi
  • 6.2 Nefes Egzersizleri
  • 6.3 Kısa Meditasyon ve Rahatlama Teknikleri

7. Dolaşım Sorunlarının Erken Tespiti ve Önleme – 13.02.2026
  • 7.1 Yaygın Dolaşım Problemleri
  • 7.2 Evde ve Ofiste Basit Kontroller
  • 7.3 Profesyonel Destek Gerektiren Durumlar

8. Özet ve Pratik Öneriler – 20.02.2026
  • 8.1 Günlük Uygulama Planı
  • 8.2 Hatırlatıcı ve Motivasyon Önerileri
  • 8.3 Kaynaklar ve Ek Okuma

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

#masabaşı #denge #kandolaşımı #tetkikosgb #kebat

Daha Fazla