Masa Başı Çalışanlar İçin Kan Dolaşımında Denge Rehberi – 1

Önsöz

Günümüz iş yaşamında masa başı çalışma, bilgi ve teknoloji odaklı sektörlerde çalışan bireylerin günlük rutinlerinin önemli bir parçası hâline gelmiştir. Bilgisayar başında uzun saatler geçirmek, yüksek yoğunluklu zihinsel faaliyetler ve hareketsiz oturma alışkanlıkları, verimliliği artırırken, beraberinde bazı sağlık risklerini de getirmektedir. Özellikle kan dolaşımı, vücudumuzun temel yaşam fonksiyonlarını sürdüren hayati bir sistem olarak, masa başı çalışma ile doğrudan etkileşim halindedir.

Bu rehber, masa başı çalışanlarının kan dolaşımını korumak ve optimize etmek, uzun süreli oturmanın olumsuz etkilerini minimize etmek ve genel sağlık durumlarını güçlendirmek amacıyla hazırlanmıştır. Amacım, yalnızca sorunları tanımlamak değil; aynı zamanda pratik, uygulanabilir ve sürdürülebilir çözümler sunarak, çalışanların günlük yaşamlarına kolayca entegre edebileceği yöntemler önermektir.

Rehber, çalışan sağlığını önemseyen işverenler, insan kaynakları profesyonelleri, İSG uzmanları ve bireysel çalışanlar için bir başvuru kaynağı olarak tasarlanmıştır. İçeriğinde, dolaşımı destekleyen egzersizler, ergonomik düzenlemeler, beslenme ve sıvı alımı önerileri ile stres yönetimi teknikleri gibi çok yönlü uygulamalar yer almaktadır.

Bu önsözle birlikte rehberin temel mesajı şudur: Hareket etmek, küçük ama sürekli adımlar atmak ve yaşam tarzında bilinçli tercihler yapmak, kan dolaşımını dengede tutmak ve sağlıklı bir iş yaşamı sürdürmek için en etkili yoldur.

Çalışanların kendilerini daha enerjik, odaklanmış ve sağlıklı hissetmeleri için hazırladığım bu rehberin, hem bireysel sağlık hem de iş verimliliği açısından değerli bir kaynak olacağına inanıyorum.

Aşağıda yer alan ana başlıklar ve ara başlıkları haftalık olarak sizlerle paylaşacağım.

Ana Başlıklar ve Ara Başlıklar
1. Giriş – 02.01.2026
  • 1.1 Rehberin Amacı
  • 1.2 Hedef Kitle
  • 1.3 Kan Dolaşımı ve Masa Başı Çalışmanın Önemi

2. Kan Dolaşımı ve Masa Başı Çalışmanın Etkileri – 09.01.2026
  • 2.1 Kan Dolaşımının Temel İşlevleri
  • 2.2 Uzun Süreli Oturmanın Fizyolojik Etkileri
  • 2.3 Dolaşım Bozukluklarının Belirtileri

3. Günlük Alışkanlıklar ile Dolaşımı Destekleme – 16.01.2026
  • 3.1 Düzenli Molalar ve Hareket
  • 3.2 Ofis İçi Egzersizler
  • 3.3 Doğru Oturma ve Postür

4. Masada Kan Dolaşımını İyileştiren Uygulamalar – 23.02.2026
  • 4.1 Ayak ve Bacak Pozisyonları
  • 4.2 Masa ve Sandalye Yüksekliğinin Optimizasyonu
  • 4.3 Bilgisayar ve Monitör Düzeni

5. Beslenme ve Sıvı Alımı – 30.01.2026
  • 5.1 Dolaşımı Destekleyen Besinler
  • 5.2 Su Tüketimi ve Hidratasyon
  • 5.3 Kafein ve Alkolün Etkileri

6. Stres Yönetimi ve Dolaşım – 06.02.2026
  • 6.1 Stresin Kan Dolaşımına Etkisi
  • 6.2 Nefes Egzersizleri
  • 6.3 Kısa Meditasyon ve Rahatlama Teknikleri

7. Dolaşım Sorunlarının Erken Tespiti ve Önleme – 13.02.2026
  • 7.1 Yaygın Dolaşım Problemleri
  • 7.2 Evde ve Ofiste Basit Kontroller
  • 7.3 Profesyonel Destek Gerektiren Durumlar

8. Özet ve Pratik Öneriler – 20.02.2026
  • 8.1 Günlük Uygulama Planı
  • 8.2 Hatırlatıcı ve Motivasyon Önerileri
  • 8.3 Kaynaklar ve Ek Okuma

1. Giriş
1.1 Rehberin Amacı

Masa başı çalışma, modern iş yaşamının ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Günümüzde çalışanların büyük bir kısmı, günlük işlerini bilgisayar başında, sabit bir pozisyonda ve uzun süre boyunca yürütmektedir. Bu çalışma biçimi, bilgi çağının gerekliliklerini yerine getirirken üretkenliği ve verimliliği artırsa da, fiziksel sağlık üzerinde ciddi etkiler oluşturabilmektedir. Özellikle kan dolaşımı, uzun süreli oturma alışkanlıklarından doğrudan etkilenmekte ve çeşitli kardiyovasküler, metabolik ve kas-iskelet sistemi sorunlarına zemin hazırlamaktadır.

Bu rehberin amacı, masa başı çalışanlarının kan dolaşımını desteklemek, dolaşım bozukluklarını önlemek ve genel sağlık durumlarını iyileştirmek için bilimsel ve pratik bilgiler sunmaktır. Rehber, yalnızca teorik açıklamalarla sınırlı kalmayıp, günlük yaşamda uygulanabilecek basit, etkili ve sürdürülebilir yöntemleri de kapsayacak şekilde tasarlanmıştır.

Rehberin temel hedefleri şu şekilde özetlenebilir:

  1. Bilgilendirme: Çalışanların kan dolaşımının önemi, dolaşım bozukluklarının olası etkileri ve masa başı çalışmanın dolaşım üzerindeki etkileri konusunda farkındalık yaratmak.
  2. Uygulama Rehberliği: Çalışanların iş günü boyunca kısa egzersizler, pozisyon değişiklikleri, nefes teknikleri ve ergonomik düzenlemelerle kan dolaşımını destekleyebilmesini sağlamak.
  3. Önleyici Sağlık: Uzun süreli oturmanın yol açabileceği sağlık risklerini minimize etmek, damar sağlığı ve kardiyovasküler riskleri azaltmak.
  4. Sürdürülebilir Alışkanlıklar: Çalışanların sadece iş saatlerinde değil, günlük yaşamlarında da dolaşımı destekleyen alışkanlıklar geliştirmelerine yardımcı olmak.

Rehber, işverenler, insan kaynakları profesyonelleri, İSG birimleri ve bireysel çalışanlar tarafından kullanılabilecek şekilde tasarlanmıştır. İşverenler açısından, rehberin uygulanması çalışan sağlığını desteklerken verimliliği artırabilir, iş kazalarını ve meslek hastalıklarını azaltabilir; çalışanlar açısından ise bireysel sağlık, enerji düzeyi ve yaşam kalitesini artırabilir.

Ayrıca, bu rehber yalnızca kan dolaşımını iyileştirmeye odaklanmakla kalmayıp, masa başı çalışmanın yol açabileceği dolaylı sağlık sorunlarına da dikkat çekmektedir. Bu kapsamda rehber, ergonomi, beslenme, stres yönetimi ve kısa fiziksel aktiviteler gibi konuları bütünsel bir çerçevede ele alarak, kan dolaşımı-dengesi temelli bir bütünsel sağlık yaklaşımı sunmaktadır.

1.2 Hedef Kitle

Bu rehber, masa başı çalışanlarının sağlığını ve refahını desteklemek amacıyla hazırlanmıştır. Hedef kitle, aşağıdaki grupları kapsamaktadır:

  1. Bireysel Çalışanlar: Günlük işlerini büyük ölçüde bilgisayar başında yapan, hareketsiz pozisyonlarda uzun süre çalışan ofis çalışanları, yönetici ve uzmanlar.
  2. İşverenler ve İnsan Kaynakları Departmanları: Çalışan sağlığını koruma, iş verimliliğini artırma ve işyerinde sağlıklı alışkanlıkları teşvik etme sorumluluğu bulunan kurum içi birimler.
  3. İSG ve Sağlık Profesyonelleri: İş sağlığı ve güvenliği uzmanları, fizyoterapistler, ergonomi danışmanları ve beslenme uzmanları; rehber, bu profesyonellerin işyeri programlarını planlamalarına yardımcı olabilir.
  4. Eğitim ve Bilinçlendirme Kurumları: Çalışan sağlığı ve ergonomi konularında eğitim düzenleyen kuruluşlar veya üniversiteler; rehber, eğitim materyali olarak da kullanılabilir.

Hedef kitle, farklı yaş, cinsiyet ve fiziksel durumlara sahip çalışanları kapsayacak şekilde geniş tutulmuştur. Bu sayede rehber, hem genç profesyoneller hem de orta yaş ve üzerindeki çalışanlar için uygun uygulamaları ve önerileri içerebilmektedir.

Rehberin hedef kitlesi ayrıca farklı sektörlerden ve iş ortamlarından gelen çalışanları da kapsamaktadır. Örneğin, teknoloji, finans, üretim yönetimi, eğitim, kamu ve hizmet sektöründe masa başı çalışma yaygın olduğundan, rehberin önerileri sektöre özel adaptasyonlarla kullanılabilir.

Ayrıca, hedef kitle yalnızca masa başı çalışanlarla sınırlı değildir; rehber, hareketsiz yaşam tarzı ve düşük fiziksel aktiviteye sahip tüm bireyler için de genel dolaşım sağlığı farkındalığı sağlayabilir. Böylece rehber, işyeri sağlığı programlarıyla entegre edilebilecek bir temel kaynak işlevi görür.

1.3 Kan Dolaşımı ve Masa Başı Çalışmanın Önemi

Kan dolaşımı, insan vücudunun tüm hücrelerine oksijen ve besin maddelerini taşıyan hayati bir sistemdir. Etkin bir dolaşım sistemi olmadan, dokuların ihtiyaç duyduğu oksijen ve enerji sağlanamaz; bu da metabolik fonksiyonların bozulmasına, yorgunluk ve çeşitli hastalık risklerinin artmasına yol açar. Masa başı çalışma, bu doğal süreç üzerinde doğrudan bir etkendir.

Uzun süreli oturma, kanın bacaklarda ve alt ekstremitelerde birikmesine yol açabilir; bu durum venöz dönüşün azalması anlamına gelir. Venöz dönüşün azalması, bacaklarda ödem oluşumunu artırabilir ve zamanla varis, damar sertliği ve tromboz gibi sorunlara zemin hazırlayabilir. Ayrıca, uzun süreli hareketsizlik, kalp atımının verimli çalışmasını etkileyebilir ve kardiyovasküler yükü artırabilir.

Masa başı çalışmanın dolaşım üzerindeki etkileri yalnızca alt ekstremitelerle sınırlı değildir. Omurga, boyun ve omuz kasları da hareketsizlikten olumsuz etkilenir; bu durum postür bozuklukları, kas gerginliği ve ağrıya yol açarken, dolaylı olarak dolaşım ve metabolizma üzerinde de olumsuz etkiler oluşturur.

Dolaşımın bozulması sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel performansı da etkiler. Beyne yeterli oksijen taşınamadığında, konsantrasyon düşer, yorgunluk artar ve genel performans azalır. Bu durum, özellikle masa başında yoğun zihinsel odak gerektiren işlerde, üretkenliği olumsuz yönde etkileyebilir.

Araştırmalar, masa başı çalışma ve hareketsiz yaşamın kronik sağlık risklerini artırdığını göstermektedir. Bunlar arasında kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon, metabolik sendrom, diyabet ve tromboembolik olaylar yer almaktadır. Ayrıca, kan dolaşımının bozulması, damar elastikiyetini azaltarak uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir.

Rehberin bu bölümünde, çalışanların kan dolaşımını destekleyecek stratejiler konusunda farkındalık geliştirmesi amaçlanmaktadır. Düzenli aralıklarla yapılan hafif egzersizler, pozisyon değişiklikleri, ergonomik oturma düzeni ve nefes teknikleri, dolaşımın iyileştirilmesinde etkili araçlardır. Bunun yanı sıra, beslenme ve sıvı alımı gibi yaşam tarzı faktörleri de kanın viskozitesini ve damar sağlığını doğrudan etkiler.

Masa başı çalışanlar için kan dolaşımının önemi, yalnızca sağlık risklerini azaltmakla sınırlı değildir; aynı zamanda enerji seviyesini, dikkat ve konsantrasyonu artırarak iş performansını yükseltir. Rehber, çalışanların bu farkındalığı kazanması ve pratik uygulamalar geliştirmesi için temel bilgiler sunmaktadır.

Sonuç olarak, kan dolaşımı-dengesi rehberi, masa başı çalışmanın getirdiği sağlık risklerini azaltmayı, çalışanların hem fiziksel hem de zihinsel performansını desteklemeyi, yaşam kalitesini yükseltmeyi hedefleyen bütünsel bir yaklaşım sunmaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Basmati ve Diğer Pirinçler – Sağlığınız

Beslenme alışkanlıklarımız, sadece beden sağlığımızı değil; zihinsel performansımızı, bağışıklık sistemimizi ve uzun vadeli yaşam kalitemizi de doğrudan etkiler.

Bu bağlamda pirinç, dünya genelinde milyarlarca insanın temel gıdası olması nedeniyle son derece kritik bir gıda maddesidir. Ancak her pirinç aynı değildir. Görünüşte benzer taneler arasında; glisemik indeks, besin değeri, antioksidan kapasitesi ve sindirim üzerindeki etkiler gibi çok sayıda farklılık bulunur.

Özellikle günümüzün en yaygın sağlık sorunları arasında yer alan diyabet, obezite, insülin direnci, bağırsak tembelliği ve bağışıklık zayıflığı, yanlış pirinç seçimiyle daha da kötüleşebilir. Bunun aksine, doğru pirinç türüyle beslenmek; metabolizma dengesini korumak, tokluk süresini uzatmak ve kan şekerini daha kontrollü bir şekilde yönetmek açısından önemli avantajlar sunar.

Özellikle Basmati pirinci, bu açıdan öne çıkan türlerden biridir.

Basmati pirinç başta olmak üzere, farklı pirinç türlerinin insan sağlığı üzerindeki etkilerini aşağıdaki tabloda karşılaştırmalı göreceksiniz. Karşılaştırmayı, sadece besin içeriğiyle değil; aynı zamanda hangi sağlık sorunları için daha uygun ya da riskli olabileceğini de dikkate alarak yapmaya çalıştım.

Sağlıklı yaşam için yalnızca kalori saymak değil, gıdanın içerdiği nitelikleri anlamak da büyük önem taşır. İşte bu nedenle, pirinç türlerini yalnızca damak zevkimize göre değil, sağlığımıza olan etkilerine göre seçmek çok daha bilinçli bir tercih olacaktır.

🍚 🍚 🍚
Sağlığımız Açısından Pirinç Türleri Karşılaştırma Tablosu

Tabloda özelliğe göre sağlığımız için en iyi değeri mavi en olumsuz değeri kırmızı olarak belirttim.

Özellik / TürBasmati PirinciBaldo PirinçJasmin PirinciEsmer PirinçSiyah PirinçKırık Pirinç
Glisemik İndeks (GI)50–58 (düşük-orta)70–85 (yüksek)68–80 (orta-yüksek)45–55 (düşük)42–50 (düşük)80–90
(çok yüksek)
Lif OranıDüşükÇok düşükDüşükYüksekYüksekÇok düşük
Protein Oranı%6–9%6–7%6–7%7–9%8–10%6–7
Mineral ZenginliğiOrta (özellikle Mg, K)DüşükDüşük-ortaYüksek
(Mg, Zn, Fe, B vitamini)
Çok yüksek (antiyanin, demir, E vitamini)Düşük
Antioksidan İçerikDüşükÇok düşükDüşükOrtaYüksekYok denecek kadar az
Sindirim HızıYavaş
(daha dengeli enerji verir)
Hızlı
(kan şekerini hızla yükseltir)
HızlıYavaşYavaşÇok hızlı
(kan şekerini çok hızlı yükseltir)
Diyabet Riski AçısındanUygun (kontrollü porsiyon şartı ile)Uygun değilUygun değilÇok uygunUygunDiyabet hastalarına önerilmez
Kilo KontrolüDestekleyici (uzun süre tok tutar)Zayıflatıcı etkisi yokZayıflatıcı etkisi yokTokluk hissi yüksekTokluk hissi çok yüksekHızla acıktırır
Sindirim Sistemi EtkisiKolay sindirilir ama lifsizKolay ama hızlı sindirimKolay sindirilirLifli yapısı sayesinde bağırsak dostuPrebiyotik etki sağlarKolay sindirilir ama kabızlık yapabilir
Gluten İçeriğiGlutensizGlutensizGlutensizGlutensizGlutensizGlutensiz
Alerjenik PotansiyelDüşükDüşükDüşükDüşükÇok düşük (antiinflamatuvar etkili)Düşük
Tansiyon Dostu mu?Evet (potasyum dengelidir)Hayır (genelde tuzlu tüketilir)Hayır (genellikle tuzlu tüketilir)EvetEvetHayır
Uzun Vadeli EtkiGlisemik dengeyi korurKaraciğer yağlanması tetikleyebilirİnsülin direncini artırabilirBağırsak sağlığına destek olurBağışıklığı ve hücre yenilenmesini desteklerYüksek kan şekeri ve obezite riskini artırır
İdeal Tüketici ProfiliDiyabetliler, sporcular, sağlıklı beslenenlerKilo almak isteyenler, hızlı enerjiye ihtiyacı olanlarTadı seven ama çok tüketmeyenlerKabızlık çekenler, diyet yapanlarAnti-aging isteyenler, vejetaryenlerMaliyet odaklı tüketiciler
🌾 🌾 🌾

Notlar

  • Basmati Pirinci: Düşük glisemik indeksi, daha az nişasta içeriği ve aromatik yapısıyla özellikle diyabet hastaları ve kilo kontrolü isteyenler için en dengeli beyaz pirinç türüdür.
  • Baldo Pirinç: Türkiye’de yaygın olan bu pirinç türü, yüksek nişasta içeriği nedeniyle pilavda çok tercih edilir; ancak sağlık açısından glisemik yükü yüksektir.
  • Jasmin Pirinç: Tay mutfağında yaygındır, aromatik lezzeti ile bilinir; fakat rafine ve hızlı sindirilmesi glukoz metabolizmasını zorlayabilir.
  • Esmer Pirinç: Kabuklu yapısı nedeniyle lif ve mineral yönünden zengin, tok tutar ve metabolik sağlığı destekler.
  • Siyah Pirinç: “Yasak pirinç” olarak da bilinir, antioksidan gücü en yüksek pirinç türüdür. Hücre yenileyici ve anti-aging etkileri vardır.
  • Kırık Pirinç: Genellikle düşük fiyatlı ürünlerde kullanılır. Besleyiciliği düşüktür, kan şekerini hızlı yükseltir.

Tabağımıza koyduğumuz her lokmai sağlığımıza katkı sağlamalıdır. Günümüzde beslenme alışkanlıkları yavaş yavaş zarar verir olldu. Pirinç gibi sık tüketilen gıdalar söz konusu olduğunda, bu etki çok daha belirgin hale gelir. Özellikle yüksek glisemik indeksli ve düşük lif içeriğine sahip pirinçler, günümüzde artan kronik hastalıkların tetikleyicisi olabilirken; doğru seçilen pirinç türleri, tam tersine bu hastalıkların gelişmesini önleyebilir ya da kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir.

Basmati, esmer ve siyah pirinç gibi türler; dengeli karbonhidrat yapısı, zengin mineral profili ve uzun süre tok tutma özellikleriyle modern beslenme sorunlarına karşı etkili doğal savunma araçlarıdır. Buna karşın, yaygın olarak tercih edilen baldo ve kırık pirinç gibi türler; lezzetli olmalarına rağmen, sağlık açısından dikkatli tüketilmesi gereken seçeneklerdir.

Sonuç olarak, sağlık sadece bir hastalık durumu olmadığında değil, yaşam kalitemizi destekleyen bütünsel bir dengenin sürdürülebilmesinde yatar. Bu dengeyi kurmanın yolu ise, farkında olarak ve bilinçle seçim yapmaktan geçer. Tıpkı su gibi sade, ama yaşamsal etkileri büyük olan pirinç de bu bilinçli tercihler zincirinin önemli bir halkasıdır.

Unutmayın, Sağlık, sofrada başlar.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Bu sitede yer alan içerikler yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır. Paylaşılan bilgiler, bir hekim muayenesinin, tedavisinin veya profesyonel danışmanlığın yerini tutmaz. Buradaki bilgiler esas alınarak herhangi bir ilaç tedavisine başlanması, mevcut tedavinin değiştirilmesi ya da bırakılması uygun değildir.

Aynı şekilde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili içerikler, bir iş güvenliği uzmanı, mühendis veya teknik ekip tarafından yapılması gereken değerlendirme ve kararların yerine geçemez. Bu bilgiler temel alınarak saha risk değerlendirmesi yapılması ya da mevcut sistemin değiştirilmesi önerilmez.

Sitede herhangi bir yasa dışı ilan ya da yönlendirme yapılması amacı bulunmamaktadır. İçerikler, sadece farkındalık yaratmak ve bilinçlendirme sağlamak amacıyla sunulmuştur.

⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Haşimato ve Melisa Çayı

Haşimato hastalığı, tiroit bezinin bağışıklık sistemi tarafından saldırıya uğradığı, tiroit hormonlarının üretiminin azaldığı bir otoimmün hastalıktır. Bu durum, metabolizma hızınızı, enerji seviyenizi ve genel sağlığınızı etkileyebilir. Haşimato, genellikle kadınlarda görülür ve çoğunlukla 30 yaş sonrası ortaya çıkar. Belirtileri arasında yorgunluk, kilo alımı, soğuk hassasiyeti, depresyon, saç dökülmesi, kas ağrıları, kabızlık ve zihinsel bulanıklık sayılabilir.

Tiroit beziniz hormon üretirken karmaşık bir mekanizma çalıştırır:

  1. İyot alımı: Kanda bulunan iyot, tiroit bezine “NIS” (Sodyum İyot Sımporter) ile taşınır.
  2. Hormon üretimi: Tiroit peroksidaz enzimi, iyotu T3 ve T4 hormonlarına dönüştürür.
    • T3: Aktif hormon, vücutta metabolizmayı düzenler.
    • T4: Tiroit tarafından üretilen çoğunluk hormon, T3’e dönüşür.
  3. Dengelenme: Yeterli T4 varsa, hipofiz bezine “artık TSH salgılamaya gerek yok” sinyali gider.

Haşimato hastalarında, bağışıklık sistemi bazı enzim ve proteinlere (Anti-TPO ve Anti-TG) saldırır. Bu durum, T3 ve T4 seviyelerini düşürür ve TSH’yi yükseltir. Eksik T3 üretiminde, selenyum takviyesi önemli bir rol oynar. Tiroit hastaları genellikle Levotiroksin (Euthyrox) ile tedavi edilir.

Melisa Çayı (Melissa officinalis / Limon Otu) Nedir?

Melisa çayı, hoş limon kokusuyla bilinen ve rahatlatıcı özelliklere sahip Melissa officinalis bitkisinden elde edilir. İçeriğinde önemli bir bileşen olan Rosmarinik Asit, antioksidan özellikleriyle öne çıkar. Genel olarak:

  • Stres ve anksiyeteyi azaltır
  • Uyku kalitesini artırır
  • Sindirim sağlığını destekler
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir

Melisa Çayı ve Haşimato Hastalığı İlişkisi

Melisa çayı, haşimato hastalığının doğrudan tedavisi değildir; ancak bazı semptomların hafifletilmesine yardımcı olabilir:

  1. Stres ve Hormon Dengelemesi:
    Haşimato stresle kötüleşebilir. Melisa çayı sinir sistemini yatıştırarak stres kaynaklı hormon dengesizliklerinin önlenmesine destek olabilir.
  2. Uyku Düzenleme:
    Yorgunluk ve uyku sorunları yaygındır. Melisa, uyku kalitesini artırarak vücudun iyileşmesine katkı sağlar.
  3. Antioksidan Etki:
    Serbest radikalleri temizleyerek bağışıklık sisteminin dengelenmesine yardımcı olabilir.
  4. Sindirim Destek:
    Sindirim sorunlarını hafifletir, genel metabolizma ve hormon üretimi için faydalıdır.

Dikkat Edilmesi Gerekenler

Melisa çayının bazı tiroit hastalarında olumsuz etkileri olabilir:

  • Hipotiroidi (Haşimato) hastaları:
    Melisa çayı içeriğindeki Rosmarinik Asit, tiroit bezine iyot taşıyan NIS taşıyıcısını ve TSH’yi etkileyebilir. Bu durum T4 ve T3 üretimini azaltabilir ve TSH’yi yükseltebilir. Yani, hipotiroidi hastaları için melisa çayı tedaviye zarar verebilir ve ilaç dozunun artırılmasına neden olabilir.
  • Hipertiroidi (Graves) hastaları:
    Tersine, melisa çayı bazı durumlarda faydalı olabilir. Graves hastalarında taklitçi antikorlar (TSI) NIS’ı sürekli uyarır ve aşırı T4/T3 üretimine neden olur. Melisa çayı bu süreci yavaşlatarak tiroit hormonlarının normal seviyelere gelmesine katkıda bulunabilir.

Örnek vaka:
64 yaşında hipertiroidi (Graves) hastası bir kadın, 6 ay boyunca melisa ve bazı bitkisel çaylar kullandı. İlaca gerek kalmadan TSH, T4 ve T3 seviyeleri normale döndü.

Nasıl Tüketilmeli?
  • 1 yemek kaşığı kurutulmuş melisa yaprağını bir fincan kaynar suya ekleyin.
  • 5–10 dakika demleyin, ardından süzüp için.
  • Taze yaprakla da aynı şekilde hazırlanabilir.
  • Günlük düzenli tüketim önerilir, fakat hipotiroidi hastaları doktor onayı olmadan kullanmamalıdır.

Özet / Sonuç

Bitkiler, metabolizma ve ilaç etkileşimlerinde ciddi rol oynayabilir; doğru kullanım sağlık için kritik öneme sahiptir.

Melisa çayı, haşimato hastalığında semptom yönetimine yardımcı olabilir; ancak tedavi yerine geçmez.

Hipotiroidi (TSH yüksek, T4 düşük) hastaları: Melisa çayı kullanmamalıdır; hormon seviyeleri olumsuz etkilenebilir.

Hipertiroidi (Graves) hastaları: Melisa çayı, tedaviye olumlu katkıda bulunabilir.

Her durumda, ilaçlar ve bitkisel takviyeler birlikte kullanılmadan önce hekime danışılmalıdır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Lycopus spp. ve Melissa officinalis’ten Bitkisel Ekstraktlar İçeren Homeopatik İlaçlarla Tedavi Edilen İki Graves Hipertiroidizmi Vakası https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC8090196/

⭐️⭐️

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

Çimento Fabrikalarında Çalışma Ortamı Verilerinin Kardiyovasküler Risk Üzerindeki Belirleyici Rolü

Termal, Kimyasal, Fiziksel ve Ergonomik Stres Faktörlerinin Bütüncül Değerlendirmesi

Modern çalışma yaşamında bireyin sağlığı yalnızca genetik özelliklerine veya kişisel yaşam tarzına bağlı olarak şekillenmemektedir. Özellikle sanayi sektörlerinde, çalışanların maruz kaldığı çevresel ve fiziksel koşullar, uzun vadede ciddi sağlık sorunlarının oluşmasına zemin hazırlayabilmektedir.

Kardiyovasküler hastalıklar, dünya genelinde önlenebilir ölüm nedenlerinin başında yer almakta olup; yalnızca tıbbi risk faktörleriyle değil, aynı zamanda iş ortamındaki stresörlerle de yakından ilişkilidir. Bu bağlamda termal stres, kimyasal maruziyet, gürültü ve ergonomik yük gibi unsurlar, giderek daha fazla önem kazanan çevresel risk faktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Özellikle sanayi ortamlarında çalışan bireylerin maruz kaldığı çevresel koşulların kardiyovasküler (KV) risk üzerindeki etkilerini, bilimsel veriler ışığında değerlendirip elde edilen ölçüm değerlerinin, kardiyovasküler risk hesaplamalarına nasıl entegre edilebileceği ve hangi mekanizmalarla bu riski artırdığı birlikte inceleyelim.

Termal Stres ve Kardiyovasküler Yük

Çimento fabrikalarında, özellikle fırın, değirmen ve klinker soğutma alanları gibi yüksek ısı yayan bölgelerde çalışan bireyler, sürekli olarak termal strese maruz kalmaktadır. Bu ortamlarda WBGT (Islak Hazneli Küre Sıcaklığı) değeri, bireyin ısı stresine ne ölçüde maruz kaldığını belirlemede temel bir parametre olarak kullanılır.

Yüksek sıcaklık ve nem oranı, vücutta aşırı terlemeye ve sıvı kaybına neden olur. Bu durum dehidrasyonu tetiklerken, kanın viskozitesini artırarak pıhtılaşma eğilimini yükseltir. Aynı zamanda kalp atım hızında belirgin bir artış gözlenir ve kalbin üzerine binen yük artar. Özellikle hipertansiyon, koroner arter hastalığı veya diyabet gibi kronik rahatsızlıkları olan bireylerde bu durum, akut kardiyovasküler olay riskini önemli ölçüde artırır. Bu nedenle WBGT ölçümlerinin, Kardiyovasküler Risk Değerlendirme Modellerine “modifiye edici çevresel faktör” olarak eklenmesi büyük önem taşımaktadır.

Kimyasal Maruziyetin Damar Yapısına Etkisi

Çimento ve ağır sanayi sektörlerinde yaygın olarak karşılaşılan hava kirleticileri; PM10 ve PM2.5 partikülleri, kristal silika, ağır metaller (kurşun, krom, nikel) ile azot ve kükürt oksitleridir. Bu maddeler yalnızca solunum sistemi için değil, aynı zamanda dolaşım sistemi için de doğrudan tehdit oluşturmaktadır.

Özellikle PM2.5 gibi ince partiküller, akciğer alveollerinden doğrudan kana geçebilmekte ve damar duvarında inflamasyonu tetikleyebilmektedir. Bu süreç, arteriyel sertliğin artmasına ve aterosklerotik plak oluşumunun hızlanmasına neden olur. Ateroskleroz ise kalp krizi ve inme gibi ciddi kardiyovasküler olayların temel nedenleri arasındadır.

Bu doğrultuda, TWA (Time Weighted Average – Zaman Ağırlıklı Ortalama) değerleri esas alınarak yapılan hava kalitesi ölçümleri, bireyin maruziyet düzeyiyle orantılı olarak hesaplanan kardiyovasküler risk skorlarına “çevresel risk katsayısı” şeklinde entegre edilmelidir.

Gürültü ve Fiziksel Stresin Kardiyovasküler Sisteme Etkisi

Fabrika sahalarında sıklıkla 85 dB(A) üzerindeki gürültü seviyeleri, yalnızca işitme kaybına değil, aynı zamanda kronik stres yanıtına da yol açmaktadır. Uzun süreli yüksek gürültü maruziyeti, kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarının sürekli olarak yüksek seviyede seyretmesine neden olur.

Bu durum, zaman içerisinde damarların daralmasına, tansiyonun yükselmesine ve kalbin daha fazla efor harcamasına yol açar. Sonuç olarak hipertansiyon riski artar ve kalp kasında yıpranma meydana gelir. Gürültüye bağlı gelişen bu fizyolojik değişimler, Kardiyovasküler Risk Analizi içerisinde “fiziksel stres yükü” başlığı altında puanlanmalıdır.

Ergonomik Yük ve Vardiya Düzeninin Rolü

Vardiyalı çalışma, özellikle gece vardiyası ve rotasyonlu sistemler, insanın biyolojik saatini yani sirkadiyen ritmini bozmaktadır. Uyku kalitesinin düşmesi, melatonin salınımının azalması ve metabolizmanın bozulması; obezite, insülin direnci ve diyabet riskini artırmaktadır. Bu hastalıklar da doğrudan kardiyovasküler hastalıkların temelini oluşturmaktadır.

Buna ek olarak ağır kaldırma, titreşimli ekipman kullanımı ve tekrarlayan hareketler de vücutta kronik kas-iskelet stresi yaratır. Bu stres, dolaylı yoldan kalp-damar sistemini olumsuz etkileyen sürekli bir yük haline gelebilir. Dolayısıyla vardiya bilgi ve ergonomik yük düzeyleri, “yüksek riskli yaşam tarzı ve çalışma koşulları” kategorisinde değerlendirilmeli ve KV risk skoruna ek puan olarak dahil edilmelidir.

Bilgi KategorisiTemin Edilecek VerilerKV Risk Hesaplamasında Kullanımı
Termal StresSıcaklık ve Nem Düzeyleri: Özellikle fırın, değirmen ve klinker soğutma alanlarında ölçülen WBGT (Islak Hazneli Küre Sıcaklığı) indeks değerleri.Yüksek sıcaklık, dehidrasyon, kanın pıhtılaşma eğilimi ve kalp atım hızında artışa yol açar. Bu, özellikle hipertansiyonu olan kişilerde KV stresi artıran bir modifiye edici faktör olarak kullanılır.
Kimyasal MaruziyetHava Kalitesi Ölçümleri: Toz (PM10, PM2.5), kristal silika, ağır metaller (Cr, Ni, Pb) ve azot/kükürt oksitleri (NOx, SOx) gibi kirleticilerin maruziyet limitleri (TWA).PM2.5 gibi ince partiküllerin doğrudan arteriyel sertliğe, inflamasyona ve ateroskleroz gelişimine katkıda bulunduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu, hesaplamada çevresel risk faktörü olarak eklenir.
Fiziksel StresGürültü Düzeyleri: Çalışma sahalarında maruz kalınan ortalama gürültü seviyesi (Leq).Kronik yüksek gürültü maruziyeti, stres hormonlarını (kortizol, adrenalin) artırarak uzun vadede hipertansiyon riskini yükseltir. Hesaplamada çevresel stres yükü olarak dikkate alınır.
Ergonomik ve Vardiya StresiVardiya Düzeni: Gece, gündüz ve rotasyonlu vardiya bilgileri. Fiziksel Yük: Ağır kaldırma, titreşim, tekrarlayan hareket bilgileri.Rotasyonlu gece vardiyası, doğal sirkadiyen ritmi bozarak uyku apnesi, obezite ve diyabet riskini artırır. Bu durum, KV riski skoruna yüksek riskli yaşam tarzı kategorisinde ek bir puan olarak dahil edilmelidir.

Günümüzde kardiyovasküler hastalıkların önlenmesine yönelik yaklaşımlar artık yalnızca bireysel faktörlere odaklanmakla sınırlı kalmamaktadır. Çalışma ortamı koşulları, çevresel maruziyetler ve mesleki stres faktörleri; en az genetik yatkınlık ve beslenme alışkanlıkları kadar belirleyici hale gelmiştir. Bu nedenle, sanayi çalışanlarına yönelik KV risk analizlerinde; termal stres verileri, hava kalitesi ölçümleri, gürültü düzeyleri ve vardiya sistemi mutlaka bütüncül bir perspektif ile ele alınmalıdır.

Bu bütünleşik yaklaşım sayesinde sadece hastalıkların tedavisi değil, önlenmesi de mümkün hale gelir. Böylece iş sağlığı ve güvenliği alanında daha sürdürülebilir, daha bilinçli ve daha insani bir çalışma ortamı oluşturulması sağlanabilir. Çalışma yaşamında su, hava, sıcaklık, gürültü ve zaman gibi temel unsurların doğru yönetimi; sağlıklı bir kalbin ve uzun bir yaşamın anahtarıdır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Bu sitede yer alan içerikler yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır. Paylaşılan bilgiler, bir hekim muayenesinin, tedavisinin veya profesyonel danışmanlığın yerini tutmaz. Buradaki bilgiler esas alınarak herhangi bir ilaç tedavisine başlanması, mevcut tedavinin değiştirilmesi ya da bırakılması uygun değildir.

Aynı şekilde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili içerikler, bir iş güvenliği uzmanı, mühendis veya teknik ekip tarafından yapılması gereken değerlendirme ve kararların yerine geçemez. Bu bilgiler temel alınarak saha risk değerlendirmesi yapılması ya da mevcut sistemin değiştirilmesi önerilmez.

Sitede herhangi bir yasa dışı ilan ya da yönlendirme yapılması amacı bulunmamaktadır. İçerikler, sadece farkındalık yaratmak ve bilinçlendirme sağlamak amacıyla sunulmuştur.

⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Tersanede Nefesle Gelen Organ Zararları

Tersaneler, çelikle tuzun, rüzgârla solventin, emeğinse havayla iç içe geçtiği ağır endüstriyel alanlardır. Bu ortamlarda çalışanlar, çoğu zaman sadece fiziksel yükle değil, soludukları görünmez karışımlarla da mücadele eder. Nefes, yaşamın en doğal refleksi olmasına rağmen; tersane ortamında çoğu zaman görünmez bir risk taşıyıcısına dönüşür.

Boyama, kaynak, kesim, kumlama, kaplama ve bakım süreçlerinde açığa çıkan uçucu organik bileşikler (VOC), metal dumanları, partiküller, asit buharları ve mikroorganizma aerosolleri, sadece akciğer dokusuna değil, karaciğer, böbrek, sinir sistemi ve hatta üreme organlarına kadar ulaşan zincirleme biyokimyasal reaksiyonlara neden olur.

Bu yazı, solunumla başlayan bir riskin nasıl sistemik bir organ hasarına dönüştüğünü, iş hijyeni, toksikoloji ve biyolojik maruziyet prensipleriyle açıklamaktadır. Amaç, yalnızca zararı göstermek değil; önleyici farkındalık sistematiğini yeniden tanımlamaktır. Çünkü tersanelerdeki en kritik koruma hattı, çoğu zaman sadece maskenin değil, doğru nefesin ve doğru bilincin arkasında başlar.

Bu ön söz, tüm İSG profesyonellerine bir hatırlatmadır:
Bir çalışanın akciğerine dolan hava, aslında işyerinin görünmeyen güvenlik raporudur.

Tersanelerde çalışanların maruz kaldığı solunabilir partiküller (örneğin metal tozları, kaynak dumanları, boya solventleri, asbest lifleri, silika tozu gibi) insan sağlığını zaman içinde çok katmanlı ve sistematik şekilde etkiler.

Aşağıdaki liste, bu partiküllerin başlıca organ sistemleri üzerindeki etkilerini, ilk temas, 1 hafta, 1 ay, 1 yıl ve 10 yıl sonrası olarak ayrıntılı şekilde açıklamaktadır.

🌫️ Maruziyetin Başlıca Kaynakları (Genel)
  • Kaynak dumanı (çinko, krom, nikel, mangan, kadmiyum)
  • Asbest lifleri (özellikle yalıtım ve söküm işlerinde)
  • Solvent buharları (boya, vernik, yapıştırıcılar)
  • Silika tozu (kumlama, taşlama)
  • Kurşun ve ağır metaller (boya, lehim)

Maruziyet Süresine Göre Organ Bazlı Etkiler
Organ/ Sistemİlk Temasta1 Hafta Sonra1 Ay Sonra1 Yıl Sonra10 Yıl Sonra
AkciğerlerÖksürük, bronş tahrişi, mukus artışıHafif bronşit, nefes darlığıKronik bronş irritasyonu, solunum kapasitesinde düşüşKOAH başlangıcı, astım gelişimiAkciğer fibrozisi, asbestozis, akciğer kanseri
GözlerKızarıklık, yanma, sulanmaGöz irritasyonu, görme bulanıklığıKronik konjonktivitGöz yüzeyinde doku hasarıKalıcı tahriş, mesleki katarakt
CiltKuruluk, döküntüEgzama başlangıcıKontakt dermatit, ciltte hassasiyetKimyasal dermatit, hiperpigmentasyonDeri kanseri riski (özellikle arsenik ve PAH maruziyetinde)
KaraciğerBelirti vermezHafif enzim yükselmesi (solvent maruziyeti)Hepatik stres, baş ağrısı, yorgunlukToksik hepatit bulgularıKaraciğer yağlanması, siroz riski
BöbreklerEtkilenme minimalHafif idrar değişikliği (metallerle temas)Kreatinin yükselmesi, toksik yük artışıGlomerüler fonksiyon bozukluğuKronik böbrek hastalığı riski
Sinir SistemiBaş dönmesi, sersemlik, baş ağrısıKonsantrasyon güçlüğü, hafıza zayıflığıNörotoksisite belirtileri (solventler, kurşun)Periferik nöropati başlangıcıKalıcı bilişsel bozulma, parkinsonizm bulguları
Kalp-Damar SistemiNabız değişikliği, tansiyon oynamasıTaşikardi eğilimiErken yorgunluk, hipertansiyon eğilimiEndotel hasarı, aterosklerozİskemik kalp hastalığı, inme riski artışı
Üreme SistemiBelirti vermezLibido azalmasıHormon seviyelerinde düzensizlikSperm kalitesinde bozulma, adet düzensizlikleriİnfertilite, düşük riski, fetotoksisite (gebelerde)
İmmün SistemGeçici baskılanmaSoğuk algınlığına yatkınlıkAlerji ve astım gelişimiOtoimmün reaksiyonlar artarİmmün baskılanmaya bağlı enfeksiyon riski yüksekliği
Sindirim SistemiHafif mide bulantısı (solvent buharı)İştah azalması, reflü benzeri şikayetlerKarın ağrısı, gastrit belirtileriKaraciğer kaynaklı safra problemleriSindirim emilim bozuklukları, hepatobiliyer hastalıklar
Kulak/Burun/Boğaz (KBB)Burun tıkanıklığı, boğazda yanmaRinit, farenjitKronik sinüzit, ses kısıklığıSolunum yollarında yapısal hasarKoku alma bozukluğu, kalıcı ses kaybı
Kemik ve Kas SistemiKas yorgunluğu, geçici ağrılarKas spazmları, kramplarAğır metal toksisitesine bağlı kas zayıflığıOsteomalazi, kas erimesiKemik mineral kaybı, ağır kas-iskelet bozuklukları

Tersanede nefes almak, yalnızca oksijen alıp karbondioksit vermek değildir; aynı zamanda havada çözünmüş metallerin, solvent buharlarının, yanma ürünlerinin ve mikroskobik partiküllerin vücuda giriş kapısını da temsil eder. Nefesle başlayan her kimyasal yolculuk, akciğerlerde değil, çoğu zaman karaciğerde metabolize olur, böbreklerde süzülür, sinir sisteminde iz bırakır.

Bu nedenle iş sağlığı, artık sadece ortam ölçümüyle değil, biyolojik iz sürmeyle de değerlendirilmelidir. İyi filtrelenmiş bir hava, doğru seçilmiş bir maske, yeterli havalandırma, solunumla ilgili periyodik sağlık kontrolleri ve kişisel farkındalık eğitimleri, bu görünmez tehdidin zincirini kıran halkalardır.

Sonuç olarak; tersanelerdeki organ zararlarının kaynağı çoğu zaman bir “nefes” kadar yakındır. Ancak bu tehlike, aynı zamanda bir fırsat da barındırır:
Eğer nefes almak bilinçli bir eyleme dönüşürse, her soluk bir korunma refleksine, her farkındalık ise bir önleme kültürüne dönüşebilir.

Tersane çalışanı için alınan her nefes, yalnızca bir yaşam belirtisi değil, iş güvenliği kültürünün en derin göstergesidir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

#tersane #nefes #tetkikosgb #kebat

Daha Fazla

Kırmızı Nehirdeki Sır – Küçük Gençlere

Hatice öğretmenin sınıfı, her zamanki gibi cıvıl cıvıldı.
Ama bu seferki cıvıltı biraz farklıydı.
Sanki herkesin kafasında aynı anda onlarca soru uçuşuyordu.

Tibet, sırasına oturmuş, kalemini ağzına götürmüş düşünüyordu.
Elif defterinin kenarına küçük kalpler çiziyor ama gözleri tahtadaydı.
Asya, her zamanki gibi elini kaldırmak için sabırsızlanıyordu.
Defne Ebrar ile Nilda fısıldaşıyor, Mercan camdan dışarı bakarken “acaba?” diye içinden geçiriyordu.
Çınar sandalyesinde öne arkaya sallanıyor, Mehmet Atlas sıranın altındaki çantasını karıştırıyordu.
Eylül, Mila ve Zehra yan yana oturmuş, konunun nereye gideceğini merak ediyordu.
Kıvanç, Yaman ve Can arka sırada sessizce konuşuyordu.
Defne Yaz ile Ela K ve Ela Y defterlerini açmıştı.
Aziz, Ali, Atlas ve Ege ise çoktan sorularını hazırlamış gibiydi.

Hatice öğretmen tahtaya büyük harflerle şunu yazdı:

“KAN VE VÜCUDUMUZ”

Sonra sınıfa döndü.

— Çocuklar, daha önce okuduğumuz bazı hikayelerde kanın vücudumuzda neler yaptığını öğrenmiştik. Bugün ise sizden gelen sorulara bakacağız, dedi.

Tam o sırada Ege elini kaldırdı.
Ama öyle sıradan bir kaldırma değildi.
Dirseği neredeyse havaya fırlayacaktı.

— Hatice öğretmenim, ben çok merak ediyorum ve aklımdan çıkmıyor, dedi.
— Kanın içinde hemoglobin diye bir şey varmış. Herkes bunun çok önemli olduğunu söylüyor ama kimse neden bu kadar önemli olduğunu tam anlatmıyor.

Sınıfta bir anda sessizlik oldu.

Bu sessizlik uzun sürmedi.

— Ben de merak ediyorum! dedi Zehra.
— Eğer bu kadar önemliyse, hemoglobinin içinde özel bir şey mi saklı? diye sordu Mila.

— Öğretmenim, dedi Yaman,
— Hemoglobin olmazsa kan yine kan olur mu, yoksa bambaşka bir şey mi olur?

Ela K düşünceli bir sesle konuştu:

— Ben de şunu merak ediyorum, hemoglobin sadece kanda mı var, yoksa vücudun başka yerlerinde de gizli gizli dolaşıyor olabilir mi?

Bu sefer Çınar dayanamayıp araya girdi:

— Ve öğretmenim, eğer hemoglobin bu kadar önemliyse, neden biz onu hiç görmüyoruz?

Sorular peş peşe gelmeye başlamıştı.

Asya uzun bir nefes aldı ve oldukça uzun bir cümleyle konuştu:

— Hatice öğretmenim, ben şunu merak ediyorum, hemoglobin oksijen taşıyormuş ama oksijen görünmeyen bir şey olduğu için ben kafamda canlandıramıyorum, acaba oksijenle hemoglobin nasıl anlaşabiliyor, birbirlerini nereden tanıyorlar?

Hatice öğretmen, gülümsedi.
Bu, çocukların çok iyi tanıdığı bir gülümsemeydi.

Bu gülümseme genelde tek bir anlama gelirdi.

Hatice öğretmen masasının çekmecesini açtı.
İçinden küçük, eski görünümlü bir zil çıkardı.

— Çocuklar, dedi,
— Sanırım bugün yine birine ihtiyacımız var.

Sınıf hep bir ağızdan bağırdı:

SİHİRLİ PROFESÖR!

Hatice öğretmen zili üç kez çaldı.

Dırrr… Dırrr… Dırrr…

Önce hiçbir şey olmadı.
Sonra sınıfın ortasında hafif bir rüzgâr esti.
Tahtadaki yazılar titredi.
Perdeler kıpırdadı.

Ve bir anda…

Pof!

Rengârenk bir dumanın içinden uzun beyaz sakallı, mor cüppeli, gözlüklerinin camı yıldız gibi parlayan biri çıktı.

— Merhaba Hatice öğretmen, dedi neşeyle.
— Ve merhaba meraklı bilim kâşifleri!

Çocuklar sevinçle alkışladı.

— Profesör! diye bağırdı Mercan.
— Bu sefer nereye gideceğiz?

Sihirli Profesör göz kırptı.

— Bu sefer, dedi,
kırmızı bir nehrin içine gideceğiz.

— Nehiiiiir? diye bağırdı Kıvanç.

— Evet, dedi Profesör,
— Ama bu sıradan bir nehir değil. Bu nehir, hepinizin içinde durmadan akan bir nehir.

Hatice öğretmen söze girdi:

— Çocuklar, Profesör bizi insan vücudunun içine götürecek.
— Bugünkü yolculuğumuzun konusu: Hemoglobin.

— Yaşasın! dedi Atlas.
— Ama öğretmenim, vücudun içine girersek kaybolur muyuz?

Sihirli Profesör kahkaha attı.

— Merak etmeyin, dedi.
— Hepinizin cebine dönüş bileti koyacağım.

Elini salladı.
Her çocuğun cebinde küçük, parlayan kırmızı bir kart belirdi.

— Bu kartlar, dedi Profesör,
— sizi sınıfa geri getirecek.

Sonra elini bir kez daha salladı.

Sınıf bir anda küçülmeye başladı.

Ama aslında küçülen sınıf değildi.
Büyüyen çocuklardı.

Ya da belki…
Vücudun içine girecek kadar minicik olmuşlardı.

Bir anda kendilerini devasa, kırmızı bir tünelin içinde buldular.

— Burası neresi? diye sordu Nilda, sesi biraz titreyerek.

— Burası, dedi Sihirli Profesör,
bir kan damarı.

Etraflarından kırmızı yuvarlaklar akıp gidiyordu.

— Bunlar ne? diye sordu Defne Yaz, uzun uzun bakarak.

— Bunlar, dedi Profesör,
alyuvarlar, yani kırmızı kan hücreleri.

Eylül heyecanla bağırdı:

— Ama öğretmenim, bunlar kocaman! Normalde bu kadar büyük değillerdi!

Hatice öğretmen gülümsedi:

— Çünkü siz şu anda çok küçüksünüz, dedi.
— O yüzden her şey size dev gibi görünüyor.

Bir alyuvar yanlarından geçerken durdu.

— Merhaba! dedi neşeli bir sesle.

Çocuklar şaşkınlıkla birbirlerine baktı.

— Alyuvarlar konuşabiliyor mu? diye sordu Can.

— Sihirli yolculuklarda, dedi Profesör,
— her şey konuşabilir.

Alyuvar göğsünü kabarttı:

— Ben bir taşıyıcıyım! dedi gururla.
— Vücudun en önemli görevlerinden birini yapıyorum.

Ali merakla yaklaştı:

— Ne taşıyorsun? dedi.

Alyuvar gülümsedi:

Oksijen.

— Ama senin içinde ne var ki oksijeni taşıyabiliyorsun? diye sordu Ela Y, uzun bir cümle kurarak.
— Çünkü sonuçta oksijen bir gaz ve gazlar elde tutulmaz.

Alyuvar bir an durdu.

Sonra göğsünü işaret etti.

— Benim içimde, dedi,
hemoglobin var.

Bir anda bütün çocuklar aynı anda konuşmaya başladı:

— İşte o!
— Hemoglobin!
— Merak ettiğimiz şey!

Sihirli Profesör elini kaldırdı.

— Sabır, dedi.
— Henüz yolculuğun başındayız.

Kırmızı nehir hızlandı.
Çocuklar, alyuvarlarla birlikte akmaya başladılar.

— Profesör, dedi Mehmet Atlas,
— hemoglobin neden bu kadar önemli, bunu gerçekten gözlerimizle görebilecek miyiz?

Sihirli Profesör ciddi bir sesle cevap verdi:

— Evet, dedi.
— Hem göreceksiniz, hem hissedeceksiniz, hem de onsuz bir vücudun nasıl zorlandığını anlayacaksınız.

Çınar yutkundu:

— Biraz korktum ama çok da meraklandım, dedi.

Profesör gülümsedi:

— Bilim, dedi,
— biraz korku, çok merak ve bolca soru demektir.

Ve kırmızı nehir, onları hemoglobinin kalbine doğru taşımaya devam etti…

Kırmızı nehir, sanki bir şarkı söylüyormuş gibi ritmik bir şekilde akıyordu.
Alyuvarlar, çocukların etrafından süzülerek geçiyor, her biri ayrı bir göreve koşuyor gibiydi.

— Profesör, dedi Defne Ebrar, etrafımıza bakarken,
— bu kadar çok alyuvar varsa ve hepsinin içinde hemoglobin bulunuyorsa, vücudumuzun içinde her an inanılmaz bir hareketlilik var demektir ve bu bana çok heyecan verici geliyor.

Sihirli Profesör başını salladı.

— Çok doğru bir tespit yaptın, dedi.
— Şu anda siz konuşurken bile milyonlarca alyuvar oksijen alıyor, bırakıyor ve yeniden görevine dönüyor.

Mercan kaşlarını çattı:

— Ama profesör, dedi,
— ben hâlâ hemoglobinin neden bu kadar özel olduğunu tam anlayamadım çünkü bir şeyin önemli olması için ya çok güçlü olması ya da kimsenin yapamadığı bir işi yapması gerekir diye düşünüyorum.

— İşte tam da bu yüzden, dedi Profesör,
— şimdi sizi hemoglobinin içine götürüyorum.

Çocuklar hep bir ağızdan:

— İÇİNE Mİ?

Profesör asasını yere vurdu.

Bir anda etraflarındaki kırmızı renk, daha koyu ve daha parlak bir hâl aldı.
Sanki bir kapının içinden geçtiler.

Ve kendilerini devasa bir yapının ortasında buldular.

— Burası neresi? diye sordu Mila, hayranlıkla etrafına bakarak.

— Burası, dedi Profesör,
bir hemoglobin molekülünün içi.

Ortada dört büyük yuvarlak yapı vardı.
Bu yapılar birbirine nazik bağlarla bağlıydı.

— Ama bu dört şey ne? diye sordu Aziz.

— Bunlar, dedi Profesör,
— hemoglobinin dört kolu gibi düşünebileceğiniz yapılar. Her biri ayrı ayrı çalışır ama birlikte harika bir ekip oluştururlar.

Atlas uzun bir cümle kurarak konuştu:

— Yani hemoglobin tek parça bir şey değil de, aslında içinde görev paylaşımı olan bir ekip gibi çalışıyorsa, bu onun neden bu kadar verimli olduğunu açıklıyor olabilir mi?

— Aynen öyle, dedi Profesör memnuniyetle.

Tam o sırada yuvarlak yapılardan biri konuştu:

— Merhaba çocuklar! Ben Heme!

Çocuklar irkildi.

— Bir dakika, dedi Can,
— hemoglobinin içindeki parçalar da mı konuşuyor?

— Bugün evet, dedi Profesör gülümseyerek.

Heme gururla devam etti:

— Benim en önemli özelliğim, içimde demir taşımam.

— Demir mi? diye bağırdı Eylül.
— Yani bizim yediğimiz demir mi?

— Evet, dedi Heme,
— ama bu öyle sıradan bir demir değil.

Zehra dikkatle sordu:

— Peki bu demir ne işe yarıyor, yani hemoglobin demirsiz olamaz mı, çünkü eğer olabilirse bu kadar önemli olmasının sebebi demir olmayabilir diye düşünüyorum?

Heme ciddileşti.

— Olmaz, dedi.
— Demir olmadan ben oksijeni tutamam.

— Nasıl yani? diye sordu Ali.
— Oksijen kaçıp mı gider?

— Aynen öyle, dedi Heme.
— Oksijen çok hareketlidir, sabit durmaz. Onu tutacak bir şey gerekir.

Sihirli Profesör araya girdi:

— Demiri bir mıknatıs gibi düşünebilirsiniz, dedi.
— Oksijen demire çok özel bir şekilde bağlanır.

Kıvanç merakla yaklaştı:

— Ama profesör, dedi,
— mıknatıslar metali çeker, oksijen metal değil ki, bu nasıl oluyor?

Profesör gülümsedi.

— Çok güzel bir soru, dedi.
— Bu, bilimde “kimyasal bağ” dediğimiz özel bir ilişki.

Heme söze girdi:

— Ben oksijeni zorla tutmam, dedi.
— Ona zarar vermem. Sadece yolculuk boyunca yanında olurum.

Bu sırada minik mavi baloncuklar gelmeye başladı.

— Onlar da ne? diye sordu Nilda.

— Onlar oksijen molekülleri, dedi Profesör.

Bir oksijen baloncuğu konuştu:

— Merhaba! dedi neşeyle.
— Akciğerden geliyorum ve vücudun her yerine gitmek istiyorum ama tek başıma gidemem.

— Neden? diye sordu Defne Yaz.

Oksijen cevap verdi:

— Çünkü ben tek başıma suda çözünemem ve kanda uzun süre duramam. Bir taşıyıcıya ihtiyacım var.

Heme elini kaldırdı:

— Ben buradayım!

Oksijen Heme’ye yaklaştı ve pıt diye tutundu.

— Vay canına! dedi Mila.
— Gerçekten mıknatıs gibi oldu!

Sihirli Profesör başını salladı:

— İşte çocuklar, dedi,
— hemoglobinin içindeki demirin önemi burada.

Asya uzun bir cümleyle konuştu:

— Yani eğer vücudumuzda yeterince demir olmazsa, hemoglobin oksijeni tutamayacak ve oksijen hücrelere ulaşamayacak, bu da bizim çabuk yorulmamıza neden olacak, doğru mu anladım?

— Mükemmel anladın, dedi Profesör.

Tam o sırada bir hemoglobin iç çekti:

— Benim içimde yeterince demir yok…

Çocuklar döndü.

— Ne demek istiyorsun? diye sordu Mehmet Atlas.

— Demir eksikliği, dedi hemoglobin üzgün bir sesle.
— Oksijen geliyor ama tutamıyorum.

Bir oksijen baloncuğu kayıp gitti.

— Aa! diye bağırdı Ege.
— Kaçtı!

— İşte bu durumda, dedi Profesör,
— vücut hücreleri oksijensiz kalır.

— Hücreler oksijensiz kalınca ne olur? diye sordu Ela K, uzun bir nefes alarak.

Profesör ciddiyetle cevap verdi:

— Hücreler enerji üretemez, dedi.
— Enerji olmayınca kaslar çabuk yorulur, beyin dikkatini toplayamaz ve insan kendini halsiz hisseder.

Yaman düşünceli bir sesle konuştu:

— Yani bir çocuk derste sürekli uykuluysa, hemen “tembel” demek yerine, acaba vücudunda hemoglobin yeterince oksijen taşıyor mu diye düşünmek daha doğru olabilir.

Hatice öğretmen gururla gülümsedi:

— İşte bilim böyle empati kazandırır, dedi.

Bu sırada kırmızı nehir yavaşladı.

— Şimdi, dedi Profesör,
— sizi oksijenin bırakıldığı yere götürüyorum.

— Nereye? diye sordu Can.

Kaslara, dedi Profesör.

Ve yolculuk devam etti…

Kırmızı nehir yavaşladı.
Alyuvarlar artık acele etmiyor, sanki bir durağa yaklaşır gibi dikkatli ilerliyordu.

— Profesör, dedi Defne Yaz,
— az önce oksijenin bırakılacağı yerin kaslar olduğunu söylemiştiniz ama kaslar benim bildiğim kadarıyla sadece hareket etmemizi sağlıyor, peki oksijenle ne ilgileri var?

Sihirli Profesör gülümsedi.

— Çok yerinde bir soru, dedi.
— Kaslar yalnızca hareket etmez, aynı zamanda çok fazla enerji harcar.

Tam o sırada çevrelerindeki manzara değişti.
Kırmızı nehir daraldı ve etrafında ip gibi uzanan lifler belirdi.

— Burası neresi? diye sordu Mila, hayranlıkla bakarak.

— Burası, dedi Profesör,
bir kas dokusunun içi.

Kas liflerinden biri konuştu:

— Hoş geldiniz! dedi tok bir sesle.
— Ben bir kas hücresiyim ve şu anda çalışmaya hazırım ama…

— Ama ne? diye sordu Eylül.

Kas hücresi derin bir nefes alır gibi yaptı:

— Ama oksijenim yoksa, uzun süre çalışamam.

Ali merakla yaklaştı:

— Yani oksijen olmadan kaslar hiç çalışamaz mı, yoksa sadece daha mı çabuk yorulurlar?

Kas hücresi cevap verdi:

— Çalışabilirler, dedi,
— ama bu, kısa sürede tükenmemize neden olur.

Sihirli Profesör elini salladı.
Bir anda kas hücresinin içinde küçük kapılar açıldı.

— Bunlar ne? diye sordu Atlas.

— Bunlar, dedi Profesör,
— hücrenin enerji fabrikaları, yani mitokondriler.

— Enerji fabrikası mı? diye bağırdı Çınar.
— Hücrelerin içinde fabrika mı var?

— Evet, dedi Profesör.
— Ve bu fabrikalar oksijen olmadan düzgün çalışamaz.

Tam o sırada hemoglobinle bağlı bir oksijen molekülü kas hücresine yaklaştı.

— İşte geldik! dedi oksijen neşeyle.
— Yolculuk biraz uzun sürdü ama buradayım.

Heme nazikçe konuştu:

— Artık seni bırakma zamanı.

— Neden? diye sordu oksijen.

— Çünkü burası senin en çok işe yaradığın yer, dedi Heme.

Pıt.

Oksijen hemoglobinden ayrıldı.

— Vay canına, dedi Zehra,
— gerçekten bırakıyor.

Kas hücresi sevinçle bağırdı:

— Oh! Tam zamanında geldin!

— Oksijen gelince ne oluyor? diye sordu Ela K, uzun bir cümle kurarak.
— Yani oksijen geldi diye enerji bir anda mı ortaya çıkıyor, yoksa başka şeyler de gerekiyor?

Profesör başını salladı.

— Harika bir soru, dedi.
— Oksijen tek başına enerji değildir ama enerjinin kilidini açan anahtardır.

Mitokondrilerden biri konuştu:

— Ben anlatabilirim! dedi heyecanla.
— Ben bir mitokondriyim ve besinlerden enerji üretirim.

— Nasıl yani? diye sordu Can.
— Biz yemek yiyoruz, sen enerji mi yapıyorsun?

— Evet, dedi mitokondri.
— Yediğiniz besinleri küçük parçalara ayırırım ama oksijen yoksa bu işi tam yapamam.

Asya düşünceli bir şekilde konuştu:

— Yani oksijen olmazsa besinlerimiz boşa mı gider, çünkü enerjiye dönüşemezler?

— Aynen öyle, dedi Profesör.

Bir anda kas hücresi titredi.

— Ne oldu? diye sordu Nilda endişeyle.

Kas hücresi cevap verdi:

— Uzun süredir oksijen gelmezse, dedi,
— kaslar ağrır, yanar ve çabuk yorulur.

— Spor yaparken hissettiğimiz yanma bu mu? diye sordu Kıvanç.

— Evet, dedi Profesör.
— O his, kasların oksijen beklediğinin bir işaretidir.

Hatice öğretmen araya girdi:

— Çocuklar, bu yüzden spor yapanların düzenli nefes alması çok önemlidir.

Yaman uzun bir cümleyle konuştu:

— Yani bir insan hızlı hızlı ama düzensiz nefes alırsa, aslında kaslarına yeterince oksijen gönderemeyebilir ve bu da performansını düşürür, doğru mu?

— Çok doğru, dedi Profesör.

Bu sırada bir kas hücresi üzgün bir sesle konuştu:

— Ama bazen oksijen gelse bile yetmiyor…

— Neden? diye sordu Defne Ebrar.

Kas hücresi cevap verdi:

— Çünkü bazen hemoglobin sayısı az oluyor.

— Yani kansızlık? diye sordu Mercan.

— Evet, dedi Profesör.
— Kansızlıkta hemoglobin azdır ve oksijen taşınamaz.

Mehmet Atlas ciddi bir sesle sordu:

— Bu yüzden mi bazı insanlar merdiven çıkarken hemen nefes nefese kalıyor, çünkü kaslarına yeterince oksijen ulaşmıyor olabilir?

— Evet, dedi Profesör.
— Ve bu durum sadece kasları değil, beyni de etkiler.

— Beyni mi? diye bağırdı Mila.

— Evet, dedi Profesör.
— Şimdi sizi beynin içine götürüyorum.

— Daha da mı ilginç olacak? diye sordu Çınar heyecanla.

— Kesinlikle, dedi Profesör.

Asasını salladı.

Bir anda ortam değişti.
Etrafları ışıl ışıl, kıvrımlı yollarla dolu bir yer oldu.

— Burası neresi? diye sordu Ela Y.

— Burası, dedi Profesör,
beyin.

Bir sinir hücresi konuştu:

— Merhaba! dedi hızlı bir sesle.
— Düşünmek için oksijene ihtiyacım var!

— Düşünmek için mi? diye sordu Ali.

— Evet, dedi sinir hücresi.
— Oksijen olmazsa yavaşlarım.

Zehra uzun bir cümleyle konuştu:

— Yani bir çocuk derste dikkatini toparlayamıyorsa, bunun sebebi her zaman ilgisizlik olmayabilir, beynine yeterince oksijen gitmiyor olabilir mi?

Hatice öğretmen başını salladı:

— İşte bu yüzden sağlık bilgisi çok önemlidir, dedi.

Bir sinir hücresi iç çekti:

— Hemoglobin az olduğunda, dedi,
— mesajları geç gönderirim.

— Bu da unutkanlık yapar mı? diye sordu Eylül.

— Evet, dedi sinir hücresi.

Sihirli Profesör sınıfa döndü:

— Şimdi, dedi,
— size önemli bir soru soruyorum.

Herkes dikkat kesildi.

— Hemoglobin sadece oksijen taşırsa mı önemlidir, yoksa oksijen taşımadığı zamanlarda da önemli midir?

Çocuklar düşündü.

Asya elini kaldırdı:

— Bence hemoglobin sadece taşıyıcı değil, aynı zamanda oksijenin ne zaman bırakılacağını da bilen akıllı bir sistem gibi çalışıyor.

— Çok güzel, dedi Profesör.

Atlas ekledi:

— Ayrıca hemoglobin olmazsa oksijen kanda çözünemezdi ve biz ne kaslarımızı ne de beynimizi verimli kullanabilirdik.

— Harika, dedi Profesör.

Tam o sırada dönüş kartları parlamaya başladı.

— Sanırım, dedi Hatice öğretmen,
— dönüş vakti yaklaşıyor.

— Ama daha öğrenecek çok şey var! dedi Ege.

Sihirli Profesör gülümsedi:

— Merak etmeyin, dedi.
— Henüz yolculuk bitmedi.

Ve çocuklar yeniden kırmızı nehirde süzülmeye başladı…

Kırmızı nehir bu kez eskisi kadar canlı görünmüyordu.
Alyuvarlar hâlâ akıyordu ama sanki bazıları daha solgun, daha yavaş gibiydi.

— Profesör, dedi Defne Yaz, çevresine dikkatle bakarak,
— bana sanki bu bölümde kan biraz yorgunmuş gibi geliyor ve bu his boşuna değilmiş gibi hissediyorum.

Sihirli Profesör başını salladı.

— Çok iyi gözlem, dedi.
— Şu anda hemoglobini az olan bir vücudun içindeyiz.

— Yani kansızlık mı? diye sordu Mercan.

— Evet, dedi Profesör.
— Ama çoğu zaman insanlar kansız olduklarını hemen fark etmezler.

Tam o sırada yanlarından geçen bir alyuvar durdu.
Rengi diğerlerine göre daha açıktı.

— Merhaba, dedi halsiz bir sesle.
— Ben görevimi yapmaya çalışıyorum ama biraz zorlanıyorum.

Eylül endişeyle sordu:

— Neden zorlanıyorsun, yani sen de diğer alyuvarlar gibi oksijen taşımıyorsun ama sanırım taşıdığın oksijen miktarı daha az gibi görünüyor?

Alyuvar iç çekti:

— Çünkü içimdeki hemoglobin az, dedi.
— Hemoglobin az olunca oksijen alacak yerim de az oluyor.

Zehra uzun bir cümleyle konuştu:

— Yani aslında sen var oluyorsun ama görevini tam yapamadığın için vücudun bazı yerleri oksijensiz kalıyor ve bu durum hemen fark edilmese bile zamanla sorunlara yol açıyor, doğru mu anladım?

— Evet, dedi alyuvar.
— Tam olarak böyle.

Bu sırada bir kas hücresi yanlarına yaklaştı.
Biraz üzgün görünüyordu.

— Merhaba, dedi kas hücresi.
— Ben son zamanlarda çok çabuk yoruluyorum.

Kıvanç merakla sordu:

— Peki sen yorulduğunu nasıl anlıyorsun, yani bir kas hücresi yorulduğunu hissedebiliyor mu?

Kas hücresi cevap verdi:

— Elbette, dedi.
— Oksijenim azalınca enerji üretimim düşüyor ve bu da benim eskisi kadar güçlü kasılamamama neden oluyor.

— Bu yüzden mi insanlar bazen “hiçbir şey yapmadım ama çok yoruldum” diyor? diye sordu Ali.

— Evet, dedi Profesör.
— Çünkü sorun bazen hareket eksikliği değil, oksijen eksikliğidir.

Bu sırada bir sinir hücresi konuştu:

— Ben de bir şey söylemek istiyorum.

— Tabii, dedi Hatice öğretmen.

Sinir hücresi derin bir nefes alır gibi yaptı:

— Hemoglobin az olduğunda, dedi,
— düşüncelerim yavaşlıyor, dikkatim dağılıyor ve bazen mesajları yanlış gönderiyorum.

Asya dikkatle dinledikten sonra uzun bir cümle kurdu:

— Yani bir çocuk derste dikkatini toplayamıyorsa, sürekli dalıyorsa ve çabuk unutuyorsa, bunun sebebi sadece isteksizlik olmayabilir, beynine yeterince oksijen gitmediği için böyle hissediyor olabilir mi?

— Evet, dedi Profesör.
— Bu yüzden sağlık ve öğrenme birbirinden ayrı düşünülemez.

Bir anda ortam biraz karardı.

— Ne oluyor? diye sordu Nilda endişeyle.

— Şimdi, dedi Profesör,
— kansızlığın sessiz mesajlarını göreceksiniz.

Bir ekran belirdi.

Ekranda bir çocuk vardı.
Merdiven çıkıyordu.
Ama çabuk nefes nefese kalıyordu.

— Bu çocuk tembel mi? diye sordu Çınar.

Hatice öğretmen başını salladı:

— Hayır, dedi.
— Vücudu yeterince oksijen alamıyor olabilir.

Ekran değişti.

Bir başka çocuk sınıfta oturuyordu.
Gözleri dalgın, başı biraz öne eğikti.

— Bu çocuk dersle ilgilenmiyor gibi görünüyor, dedi Ela Y.

— Ama gerçekte, dedi Profesör,
— beyni oksijen bekliyor olabilir.

Ege düşünceli bir sesle konuştu:

— Yani biz dışarıdan gördüğümüz davranışlara bakarak hemen karar verirsek, aslında vücudun gönderdiği gizli mesajları kaçırabiliriz.

— İşte bilimsel bakış açısı tam olarak budur, dedi Hatice öğretmen.

Bu sırada alyuvar yeniden konuştu:

— Kansızlık birden ortaya çıkmaz, dedi.
— Yavaş yavaş gelişir.

— Neden? diye sordu Mila.

— Çünkü demir depoları önce azalır, dedi Profesör.
— Sonra hemoglobin düşer.

Defne Ebrar uzun bir cümleyle sordu:

— Yani vücut önce idare etmeye çalışır ama bir noktadan sonra artık oksijen taşıma kapasitesi düşer ve belirtiler ortaya çıkar, bu yüzden insanlar bazen “neden böyle hissediyorum” diye şaşırır, doğru mu?

— Kesinlikle doğru, dedi Profesör.

Bir anda küçük bir ışık belirdi.

— Bu ne? diye sordu Can.

— Bu, dedi Profesör,
— vücudun yardım çağrısıdır.

— Nasıl yani? diye sordu Atlas.

— Halsizlik, baş dönmesi, çabuk yorulma, dikkat dağınıklığı…
— Bunların hepsi vücudun “oksijene ihtiyacım var” demesidir.

Hatice öğretmen sınıfa döndü:

— Çocuklar, bu yüzden kendimizi ve başkalarını hemen yargılamak yerine, “Acaba vücudu ne anlatmaya çalışıyor?” diye düşünmeliyiz.

Zehra başını salladı:

— Bence bu çok önemli çünkü bazen bir arkadaşımızın davranışının arkasında bizim bilmediğimiz bir sağlık durumu olabilir.

— Çok doğru, dedi Hatice öğretmen.

Sihirli Profesör asasını kaldırdı:

— Şimdi, dedi,
— size çok önemli bir şey göstereceğim.

— Nedir? diye sordular hep birlikte.

— Hemoglobini korumanın yolları.

Bir anda etraflarındaki ortam değişmeye başladı.
Kırmızı nehir yerini bir sofraya bıraktı.

— Bir sonraki durak, dedi Profesör,
günlük hayat.

Kırmızı nehir tamamen kaybolduğunda çocuklar bir an şaşırdı.
Ayaklarının altında artık yumuşak bir zemin vardı.
Etraflarında masa, sandalye, tabaklar ve rengârenk yiyecekler bulunuyordu.

— Profesör, dedi Mercan, etrafına bakarak,
— sanki bir mutfağın ya da yemek masasının içindeyiz ama az önce kasların ve beynin içindeydik, bu geçiş beni biraz şaşırttı.

Sihirli Profesör gülümsedi.

— Şaşırman çok normal, dedi.
— Çünkü hemoglobin sadece vücudun içinde değil, günlük hayatımızda aldığımız kararlarla da ilgilidir.

Masadaki yiyecekler yavaş yavaş canlanmaya başladı.

Bir tabak konuştu:

— Merhaba çocuklar!

— Tabak mı konuştu? diye fısıldadı Mila.

— Bugün evet, dedi Profesör.

Tabakta ıspanak, mercimek, nohut ve kırmızı et vardı.

— Biz, dedi tabak gururla,
demir açısından zengin besinleriz.

Asya dikkatle sordu:

— Yani sizi yediğimizde içimizdeki hemoglobine demir mi gönderiyoruz ve bu sayede oksijen taşıma kapasitesi artıyor mu?

— Aynen öyle, dedi tabak.

Bir portakal yuvarlanarak öne çıktı.

— Ama tek başıma demir yetmez! dedi portakal.
— Ben olmadan demirin işi zor.

— Neden? diye sordu Ege.

Portakal cevap verdi:

— Çünkü ben C vitaminiyim ve demirin vücutta daha iyi emilmesini sağlarım.

Ela K uzun bir cümleyle konuştu:

— Yani eğer bir insan demir içeren bir besini C vitaminiyle birlikte yerse, vücudu demiri daha iyi kullanabilir ve bu da hemoglobinin daha güçlü olmasına yardımcı olur, doğru mu?

— Mükemmel özet, dedi Profesör.

Bu sırada bir bardak süt konuştu:

— Ben de bir şey söylemek istiyorum.

— Tabii, dedi Hatice öğretmen.

— Beni yanlış zamanda içerseniz, dedi süt,
— demirin emilimini biraz zorlaştırabilirim.

Çocuklar şaşkınlıkla baktı.

— Nasıl yani? diye sordu Çınar.

— Yani, dedi Profesör,
— her sağlıklı besin her zaman birlikte tüketilmez.
— Zamanlama da önemlidir.

Mehmet Atlas düşünceli bir şekilde konuştu:

— Yani aslında sağlıklı olmak, sadece ne yediğimizle değil, neyi ne zaman ve neyle birlikte yediğimizle de ilgili karmaşık bir denge işi gibi görünüyor.

— Çok doğru, dedi Hatice öğretmen.

Bir anda ortam değişti.
Bu kez geniş bir parkın içindeydiler.

— Şimdi neredeyiz? diye sordu Defne Yaz.

— Şimdi, dedi Profesör,
hareketin ve nefesin olduğu yerdeyiz.

Bir akciğer balonu şişip indi.

— Merhaba! dedi neşeyle.
— Ben oksijen deposuyum.

Yaman uzun bir cümleyle sordu:

— Eğer biz gün içinde hiç hareket etmezsek ve hep kapalı ortamlarda durursak, akciğerlerimiz yeterince çalışamaz ve bu da dolaylı olarak hemoglobinin taşıyacağı oksijen miktarını azaltabilir mi?

— Evet, dedi Profesör.
— Hareket, nefesi derinleştirir.

Bir koşu bandı konuştu:

— Koşmak şart değil! dedi.
— Yürümek, oynamak, zıplamak da olur.

Zehra gülümsedi:

— Yani bahçede oyun oynamak bile hemoglobine yardım ediyorsa, bu beni çok mutlu ediyor çünkü bu, sağlıklı olmanın sıkıcı olmak zorunda olmadığı anlamına geliyor.

— Kesinlikle, dedi Hatice öğretmen.

Bu sırada bir çocuk silueti belirdi.
Derin nefes alıyordu.

— Bu ne? diye sordu Nilda.

— Bu, dedi Profesör,
doğru nefes alma.

Bir akciğer hücresi konuştu:

— Hızlı ve yüzeysel nefes yerine,
— yavaş ve derin nefes aldığınızda oksijen daha iyi emilir.

Ali uzun bir cümleyle konuştu:

— Yani bir insan çok heyecanlandığında ya da stresli olduğunda nefesi düzensizleşirse, aslında vücuduna yeterince oksijen gönderemeyebilir ve bu da hem bedensel hem zihinsel yorgunluğa neden olabilir.

— Evet, dedi Profesör.
— Nefes, sandığımızdan çok daha güçlüdür.

Hatice öğretmen çocuklara döndü:

— O zaman şimdi size bir soru, dedi.
— Hemoglobini güçlü tutmak için neler yapabiliriz?

Ege elini kaldırdı:

— Demirden zengin besinler yiyebiliriz.

Mila ekledi:

— C vitaminiyle birlikte yemeye dikkat edebiliriz.

Kıvanç devam etti:

— Hareket edebilir, oyun oynayabiliriz.

Asya uzun bir cümleyle tamamladı:

— Ve bence en önemlisi, kendimizi ya da başkalarını hemen etiketlemek yerine, vücudumuzun verdiği sinyalleri dinleyerek hem fiziksel hem de zihinsel sağlığımıza bütüncül bir şekilde yaklaşmalıyız.

Sihirli Profesör alkışladı.

— İşte bu, dedi.
— Bilgi, davranışa dönüşürse gerçekten işe yarar.

Bir anda dönüş kartları yeniden parladı.

— Sanırım, dedi Hatice öğretmen,
— artık sınıfa dönme zamanı yaklaştı.

— Ama profesör, dedi Can,
— hemoglobinin hikâyesi bitti mi?

Sihirli Profesör gülümsedi.

— Hayır, dedi.
— Son bir bölüm daha var.

— Ne hakkında? diye sordular.

Hatırlamak, dedi Profesör.
— Öğrendiklerinizi birleştirmek.

Ve her şey ışıkla kaplandı…

Parlak ışık yavaş yavaş azaldığında çocuklar gözlerini kapattı.
Ayaklarının altındaki zemin yeniden sertleşti.
Tanıdık bir sessizlik vardı.

— Sanırım… sınıftayız, dedi Mercan gözlerini aralayarak.

Gerçekten de Hatice öğretmenin sınıfındaydılar.
Tahta, sıralar, pencereden süzülen gün ışığı…
Her şey yerli yerindeydi.

Ama çocuklar aynı değildi.

Sihirli Profesör sınıfın ortasında duruyordu.
Bu kez sesi daha sakindi.

— Yolculuk bitti, dedi.
— Ama bilgi yolculuğu bitmez.

Çocuklar sıralarına oturdu.
Herkes biraz sessizdi.
Sanki herkes, öğrendiklerini kafasında yeniden dolaştırıyordu.

Hatice öğretmen tahtaya büyük bir daire çizdi.
Ortaya tek kelime yazdı:

HEMOGLOBİN

— Şimdi, dedi,
— bu kelime sizin için ne ifade ediyor, birlikte konuşalım.

Ege elini kaldırdı.
Bu sefer sesi daha sakindi ama daha kararlıydı.

— Benim için hemoglobin, dedi,
— oksijenin vücudun her yerine güvenli bir şekilde ulaşmasını sağlayan çok akıllı bir taşıyıcıyı ifade ediyor.

Hatice öğretmen başını salladı.

— Çok güzel.

Zehra söze girdi.
Uzun ve dikkatli bir cümle kurdu:

— Ben artık hemoglobini sadece kanda bulunan bir madde olarak değil, kaslarımızın çalışmasından beynimizin düşünmesine kadar birçok şeyin arkasında sessizce çalışan ama çok önemli bir yardımcı olarak görüyorum.

— Harika bir bakış açısı, dedi Hatice öğretmen.

Asya elini kaldırdı:

— Bence hemoglobin, vücudun bize fark ettirmeden yürüttüğü büyük bir organizasyonun merkezinde yer alıyor ve biz yeterince demir almadığımızda ya da nefesimize dikkat etmediğimizde bu organizasyonun aksadığını anlıyoruz.

Sihirli Profesör gülümsedi.

— Bilgi, dedi,
— farkındalıkla birleştiğinde güçlenir.

Bu kez Çınar konuştu:

— Ben en çok şuna şaşırdım, dedi,
— birinin yorgun ya da dalgın görünmesinin her zaman isteksizlik anlamına gelmeyebileceğini ve bazen bunun arkasında hemoglobinin oksijeni yeterince taşıyamaması gibi görünmeyen bir sebep olabileceğini öğrenmek beni çok düşündürdü.

Hatice öğretmen derin bir nefes aldı.

— İşte bu, dedi.
— Bilimin kalbe dokunduğu yer burasıdır.

Mila söz aldı:

— Ben de artık bir arkadaşım derste dalgın olduğunda, hemen “neden dinlemiyor” diye düşünmek yerine, acaba uykusuz mu, yeterince beslenmiş mi, nefesi düzgün mü diye daha geniş bir açıdan bakmam gerektiğini anladım.

— Empati, dedi Profesör,
— bilginin en güzel sonucudur.

Bu sırada Mehmet Atlas elini kaldırdı.

— Öğretmenim, dedi,
— ben hemoglobinin demirle olan ilişkisini çok ilginç buldum çünkü demirin sadece bir metal olmadığını, vücudumuzda oksijeni tutan çok özel bir görev üstlendiğini görmek, yediğimiz yemeklere bakışımı değiştirdi.

— Bu da çok önemli bir kazanım, dedi Hatice öğretmen.

Ela K düşünceli bir şekilde konuştu:

— Yani artık bir tabak yemeğe baktığımda, sadece “tok olur muyum” diye değil, “bu yemek vücuduma nasıl bir katkı sağlar, hemoglobini destekler mi” diye de düşüneceğimi fark ettim.

Defne Yaz ekledi:

— Ben de nefesin bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum, yani doğru nefes almanın sadece sporcular için değil, ders çalışırken bile beynimize oksijen göndermek açısından önemli olduğunu öğrenmek beni şaşırttı.

Yaman söz aldı:

— Bence bu yolculuk, sağlıklı olmanın tek bir şeyle değil, beslenme, hareket, nefes ve dikkat gibi birçok küçük ama önemli davranışın birleşimiyle mümkün olduğunu gösterdi.

Sihirli Profesör alkışladı.

— Eğer bir gün, dedi,
— “Neden böyle hissediyorum?” diye sorarsanız,
— belki cevabın bir kısmı hemoglobindedir.

Eylül elini kaldırdı:

— Profesör, dedi,
— biz sizi bir daha çağırabilecek miyiz?

Profesör gülümsedi.

— Aslında, dedi,
— beni çağırmanıza gerek yok.

Çocuklar şaşkınlıkla baktı.

— Çünkü artık, dedi Profesör,
sihir sizsiniz.

— Nasıl yani? diye sordu Nilda.

— Soru sorduğunuzda, dedi Profesör,
— gözlem yaptığınızda,
— neden–sonuç düşündüğünüzde,
— zaten benim yaptığımı yapıyorsunuz.

Sınıfta kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Ali konuştu:

— Yani biz artık kendi vücudumuzun küçük bilim insanlarıyız diyebilir miyiz?

— Kesinlikle, dedi Hatice öğretmen.

Sihirli Profesör asasını kaldırdı.
Ama bu kez duman çıkmadı.

— Gitmeden önce, dedi,
— size son bir soru soracağım.

Herkes dikkat kesildi.

— Hemoglobin neden önemlidir?

Çocuklar sırayla cevap verdi:

— Çünkü oksijen taşır.
— Çünkü enerji üretimini destekler.
— Çünkü kasların ve beynin çalışmasını sağlar.
— Çünkü eksik olursa vücut bize sinyaller gönderir.
— Çünkü sağlığımızla davranışlarımız arasında köprü kurar.

Sihirli Profesör başını salladı.

— Artık bu soru sizin için bir sır değil.

Sonra yavaşça silikleşmeye başladı.

— Hoşça kalın, dedi.
— Merak etmeye devam edin.

Ve sınıf tamamen sessiz kaldı.

Hatice öğretmen tahtaya son bir cümle yazdı:

“Vücudunu tanıyan çocuk, kendini daha iyi anlar.”

Zil çaldı.

Ama çocuklar yerlerinden hemen kalkmadı.
Herkes birbirine baktı.

Çünkü artık biliyorlardı ki…
Kanlarının içinde,
gözle görülmeyen ama hayatı taşıyan
çok önemli bir kahraman vardı.

Hemoglobin.

Dr. Mustafa KEBAT

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Yukarıda yer alan hikaye firmalarımız Tetkik OSGB – Tetkik Danışmanlık tarafından sosyal sorumluluğumuz olan çocuklarımızı bilgilendirmek, okumaya, çalışmaya, doğal hayata heveslendirmek ülkemize ve geleceğimize yararlı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak maksadı ile yayınlanmıştır.

Dr Mustafa KEBAT

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz. Varsa hatalarımızı bildirmeniz daha faydalı olmamıza desteğiniz bizim için çok değerli.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Kolinesteraz (Cholinesterase) – Biyosidal Ürün Uygulayıcılarında Ölçüm ve Takip

Biyosidal ürün uygulamalarında risk yönetiminin en kritik unsurlarından biri, çalışanların maruziyet düzeylerinin bilimsel göstergelerle takip edilmesidir. Bu göstergelerin başında ise Cholinesterase (Kolinesteraz) gelir.

Bu yazıda, hem işyeri hekimi bakış açımdan hem de sahada aktif olarak görev yapan bir profesyonel olarak deneyimlerime dayanarak, cholinesterase kavramının ne olduğunu, neden ölçülmesi gerektiğini, çıkan değerlerin nasıl yorumlanacağını, hangi eşiklerde ne gibi fizyolojik riskler doğduğunu ve uygulamada nelere dikkat edilmesi gerektiğini sizlerle paylaşacağım

Kolinesteraz Nedir?

Kolinesteraz, vücudumuzda sinir iletimini düzenleyen kritik bir enzim ailesidir.

İki ana türü bulunur:

Asetilkolinesteraz (AChE)
  • Temel olarak kırmızı kan hücrelerinde ve sinir dokusunda bulunur.
  • Görevi, sinir sisteminde iletimi sağlayan asetilkolin molekülünü parçalamaktır.
  • AChE düzeyindeki düşme, doğrudan sinir sisteminin fonksiyonlarını etkiler.

Pseudocholinesterase / Bütirilkolinesteraz (BChE)
  • Karaciğerde sentezlenen, kanda bulunan daha yaygın formdur.
  • Biyosidal ürünlerdeki organofosfat ve karbamat bileşiklerinin ilk etkilediği enzim çoğunlukla budur.
  • Bu nedenle biyosidal uygulayıcılarının takibinde BChE seviyesi daha sık kullanılır.

Kısaca ifade etmek gerekirse, bu enzim grubu sinir sisteminin düzenli çalışması için vazgeçilmezdir. Sinir kas kavşağında aşırı uyarımın önlenmesini sağlar, solunum kaslarının düzenli kasılıp gevşemesini yönetir ve organizmanın homeostazisi açısından yaşamsal faaliyetlerin merkezindedir.

Biyosidal Ürünlerde Kolinesteraz Neden Önemlidir?

Eğer kullanılan biyosidal ürünler organofosfat veya karbamat bileşikleri içeriyorsa, bu kimyasallar kolinesteraz enzimini inhibe ederek enzim kapasitesinde düşmeye neden olur.

Bu durum:

  • Sinir iletimini bozabilir,
  • Kaslarda sürekli uyarılma yaratabilir,
  • Solunumu etkileyebilir,
  • Davranışsal ve bilişsel fonksiyon bozukluklarına yol açabilir.

Özellikle sahada çalışan uygulayıcılar için bu maruziyetin fark edilmesi çoğu zaman zordur, çünkü ilk belirtiler genellikle grip benzeri hafif şikayetler şeklinde başlar ve çoğu kişi tarafından göz ardı edilir.

Bu nedenle kolinesteraz ölçümü, çalışan sağlığının korunmasında erken uyarı sistemi gibi işlev görür.

Kolinesteraz Ölçümü Neden Zorunlu Olmalıdır?

Sahadaki gözlemlerim, kolinesteraz düşüşünün çoğu zaman geç fark edildiğini ve çalışanların belirtileri kendi kişisel durumlarına bağlayarak önemsemediğini gösteriyor. Oysa bu kimyasallar, sinir sistemini baskılayarak geri dönüşü olmayan hasarlara kadar ilerleyebilecek sonuçlara yol açabilir.

Bu nedenle yapılması gerekenler şunlardır:

Referans (bazal) ölçüm

Çalışan işe başlamadan önce mutlaka alınması gereken ölçümdür.

  • Bu değer kişiye özgüdür.
  • Her insanın doğal kolinesteraz düzeyi farklıdır.
  • Daha sonra yapılacak takiplerde baz alınacak kritik referansdır.

Düzenli periyodik ölçüm

Riskli işlerde çalışan biyosidal uygulayıcıları için ayda bir, iki ayda bir veya maruziyet yoğunluğuna göre daha sık yapılmalıdır.

Maruziyet sonrası (şüpheli durumlarda) ölçüm
  • Solvent kokusu fazla olan uygulamalar,
  • Kapalı alanda çalışmalar,
  • Kişisel koruyucu donanımın yeterli kullanılmadığı durumlar,
  • Kimyasal dökülme, sıçrama gibi kazalar…

Bu durumlarda ölçüm ivedilikle yenilenmelidir.

İşten uzaklaştırma eşiklerinin belirlenmesi

Değerler belirli bir oranda düştüğünde çalışan derhal dinlendirilmelidir. Bu hem yasal hem etik bir zorunluluktur.

Kolinesterazın Normal Değerleri

Laboratuvara göre referans aralıkları küçük farklılıklar gösterebilir; ancak genel olarak:

Pseudocholinesterase (BChE) normal değerleri
  • Erkekler: 5.300 – 12.900 U/L
  • Kadınlar: 4.700 – 12.000 U/L

Asetilkolinesteraz (AChE) normal değerleri
  • 28 – 35 U/g Hb (Eritrosit AChE aktivitesi)

Bu değerler kişiye özgü olduğu için en önemli kıyaslama her zaman kişinin kendi bazal değeri ile yapılır.

Değerler Düştüğünde Ne Olur?

Kolinesteraz inhibisyonu genellikle azalma yüzdesi ile değerlendirilir.

Aşağıda çalışan sağlığı açısından kritik eşikler bulunmaktadır:

%20–30 düşüş
  • Vücut kimyasal etkilenmeye başlamıştır.
  • Belirtiler hafiftir: baş ağrısı, sersemlik, hafif bulantı.
  • Çalışan genellikle kendi durumunun farkında değildir.

Bu durumda:

  • Kişi dinlendirilmeli,
  • Maruziyet azaltılmalı,
  • Uygulamada kullanılan kimyasal kontrol edilmelidir.

%30–40 düşüş

Bu eşik, artık klinik belirti riskinin yükseldiği noktadır.

Belirtiler:

  • Göz bebeklerinde küçülme,
  • Kas seğirmeleri,
  • Terleme,
  • Hafıza ve dikkat problemleri,
  • Hafif göğüs sıkışması.

Bu durumda çalışan derhal görevden çekilmelidir.

%40–50 düşüş

Bu seviye tehlike bölgesidir.

Belirtiler:

  • Nefes darlığı,
  • Şiddetli kas kasılmaları,
  • Kusma,
  • Davranış değişiklikleri,
  • Bilinç bulanıklığı.

Bu seviyedeki bir çalışan acilen sağlık kuruluşuna yönlendirilmelidir.

%50’den fazla düşüş

Bu artık hayatı tehdit eden akut kolinerjik kriz durumudur.

Belirtiler:

  • Solunum kaslarında felç,
  • Kalp ritim bozuklukları,
  • Bilinç kaybı,
  • Göz yaşarması, salya artışı, şiddetli terleme,
  • Tüm kaslarda titreme, nöbet benzeri kasılmalar.

Tedavi edilmezse ölümcül olabilir.

Değerler Yükseldiğinde Ne Olur?

Kolinesterazın düşmesi kadar yükselmesi de anlam taşır; fakat yükseliş genellikle ciddi bir klinik anlam ifade etmez.

Yüksek değerler:

  • Alkol kullanımı,
  • Diyabet,
  • Stres hormonu yüksekliği,
  • Bazı psikiyatrik ilaçlar,
  • Karaciğerin aşırı enzim üretimi

gibi durumlarda görülebilir.

Bu nedenle yükselme daha çok genel sağlık durumu hakkında ipucu verir; organofosfat toksisitesi ile bağlantılı değildir.

Kolinesteraz ve İnsan Sağlığı Açısından Değerlendirelim

Biyosidal ürünlerle çalışanların sağlığını koruma yaklaşımımda kolinesteraz yalnızca bir laboratuvar değeri değildir; aynı zamanda sahadaki tüm iş güvenliği yaklaşımının kalbinde yer alır. Bunun nedenini birkaç başlıkla şöyle özetleyebilirim:

Sinir sistemi riskinin erken uyarı göstergesidir.

Çalışanın maruz kaldığı toksik etki, düşen enzim seviyesi ile çok erken dönemde tespit edilebilir.

Geri dönüşü olmayan hasarları engeller.

Uygulayıcılar genellikle belirtileri göz ardı ettiği için laboratuvar izlemi hayati rol oynar.

İşverenin yasal yükümlülüklerini güvence altına alır.

6331 sayılı Kanun ve biyosidal mevzuatı çerçevesinde bu takip yapılmadığında ciddi hukuki sorumluluk doğar.

Çalışan güvenliği kültürünün temel bir parçasıdır.

Bu ölçüm çalışanlara işverenin kendilerini önemsediğini hissettirir.

Takipte Dikkat Edilmesi Gereken Diğer Tıbbi Parametreler

Kolinesteraz ölçümü kadar, aşağıdaki testlerin de biyosidal uygulayıcıları için düzenli yapılmasını gerekli görüyorum:

Karaciğer fonksiyon testleri (ALT, AST, GGT)

Organofosfatlar karaciğerde metabolize olduğu için toksik yük karaciğer parametrelerini etkileyebilir.

Böbrek fonksiyon testleri

Kimyasalların bir bölümü böbreklerden atıldığı için maruziyet böbrek fonksiyonlarını etkileyebilir.

Tam kan sayımı

Zehirlenme belirtilerinin erken belirlenmesi açısından önemlidir.

Solunum fonksiyon testi

Uçucu biyosidal ürünlerin soluma riskine karşı gereklidir.

EKG

Nöromüsküler sistem etkilenmesi kalp ritmini de etkileyebilir.

Bu testlerin kombinasyonu, çalışanların hem akut hem de kronik etkileniminin izlenmesi için gereklidir.

Kolinesteraz Takibi Bir Lüks Değil, Zorunluluktur

Sahada edindiğim her tecrübe, kolinesteraz takibinin biyosidal uygulama ekipleri için vazgeçilmez olduğunu tekrar tekrar kanıtlıyor.

Bu izlem yapılmadığında:

  • Basit bir baş ağrısı,
  • Hafif bir yorgunluk,
  • Strese yorulan bir unutkanlık,

gibi masum görünen belirtilerin arkasında aslında sinir sistemini tehdit eden ciddi bir kimyasal yük olabilir. Bu nedenle hem çalışan sağlığı hem de hukuki sorumluluk açısından kolinesteraz düzeylerinin düzenli ölçülmesi ve doğru yorumlanması, mesleki güvenlik kültürünün ayrılmaz bir unsuru olmalıdır.

Her biyosidal uygulayıcı, kendi enzim düzeyini bilmek zorundadır. Her işveren, çalışanının bu değerlerini takip etmekle yükümlüdür. Ve biz iş sağlığı profesyonelleri, bu süreci bilimsel veriler ışığında yönetmek zorundayız.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Masson P, Lockridge O. “Butyrylcholinesterase for protection from organophosphorus poisons: catalytic complexities and hysteretic behaviour” — 2009.
PubMed/PMC: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/20004171/

⭐️⭐️ Cocker J, Mason HJ, Warren ND. “Biological monitoring of exposure to organophosphate pesticides” — 2002.
PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/12191866/

⭐️⭐️ Lessenger JE, et al. “Fifteen years of experience in cholinesterase monitoring” — 2005.
PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/16537316/

⭐️⭐️ Richter ED, et al. “Sequential cholinesterase tests and symptoms for monitoring organophosphate absorption in field workers and in persons exposed to pesticide spray drift” — 1986. PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/3775819/

⭐️⭐️Cotton J, et al. “Measuring cholinesterase activity and pesticide use in an Australian agricultural community” — 2015. PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/26243006/

⭐️⭐️ Dutta S, et al. “Effect of pesticide exposure on the cholinesterase activity among tea garden workers” — 2019. PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/30512980/

⭐️⭐️ Thetkathuek A, et al. “Pesticide Exposure and Cholinesterase Levels in Migrant Farm Workers” — 2017. PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/28139185/

⭐️⭐️ Stefanidou M, et al. “Butyrylcholinesterase as biomarker for exposure to organophosphorus insecticides” — 2009. PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/19290984/

⭐️⭐️ Joshaghani HR, et al. “Effects of occupational exposure in pesticide plant on erythrocyte and serum cholinesterase activity” — 2007. PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/18165198/

⭐️⭐️ McConnell R, et al. “Monitoring organophosphate insecticide-exposed workers” — 1992.
PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/1552378/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Kanunun ve Yönetmelikleri Okumayı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Biyosidal Ürünler Yönetmeliği – https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=13672&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5

⭐️⭐️ Biyosidal Ürünlerin Kullanım Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik – https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=32642&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5

⭐️⭐️ Aktif Madde İçermeyen Biyosidal Ürünler Tebliği – https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/08/20130802-19.htm

⭐️⭐️ Biyosidal Ürünle İşlenmiş Eşyalar Tebliği – https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2018/05/20180513-14.htm

⭐️⭐️ Biyosidal Ürünlerin Etiketlenmesi Hakkında – 08.07.2025 – T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

27 Aralık 2025 – İlkyardım Yönetmeliğinde Yapılan Değişikliğin Değerlendirilmesi

Yönetmelik Değişikliklerinin Sistemsel Mantığı, İlkyardım Eğitim Merkezleri ve İSG Uygulamalarına Etkisi
Bu Değişikliği Nasıl Okumak Gerekir?

İlkyardım Yönetmeliği’nde 27 Aralık 2025 tarihinde yapılan değişiklikleri, salt “maddelerde revizyon” olarak okumak hem eksik hem de yanıltıcıdır.

Ben bu düzenlemeyi; Sağlık Bakanlığı’nın ilkyardımı bir eğitim faaliyeti olmaktan çıkarıp, klinik doğruluğu yüksek, denetlenebilir, merkeziyetçi ve sonuç odaklı bir kamu güvenliği sistemi olarak yeniden konumlandırma girişimi olarak okuyorum.

Eski yönetmelik; iyi niyetli fakat yer yer şekilci, deneyim eşiği düşük, yerel yorumlara açık ve kâğıt üzerinde yeterlilik üretmeye elverişli bir yapıya sahipti.

Yeni düzenleme ise;

  • Yetkilendirmeyi nicelleştiren,
  • Deneyimi ölçülebilir kılan,
  • Merkezi denetimi artıran,
  • Uygulama becerisini teorinin önüne koyan,
  • İSG sistemiyle örtüşen fakat ona tabi olmayan bir ilkyardım rejimi kurmaktadır.

İlkyardım Eğitim Merkezlerine Etkisi
Hukuki Statü Açısından Değişim

Eski yönetmelikte ilkyardım eğitim merkezleri, büyük ölçüde yetki belgesi almış bir ticari yapı olarak konumlanıyordu. Denetim vardı ancak denetimin sürekliliği ve derinliği sınırlıydı.

Yeni düzenleme ile birlikte merkezler fiilen:

  • Sürekli performans üretmesi gereken,
  • Eğitmen kalitesinden doğrudan sorumlu,
  • Merkezi otoriteye (Genel Müdürlük) karşı hesap verir bir yapıya dönüştü.

Bu noktada özellikle mesul müdür tanımının yeniden yazılması, merkezler açısından kritik bir kırılmadır. Artık mesul müdür:

  • Sadece diplomaya ve yetki belgesine sahip biri değil,
  • En az 10 yetki belgeli eğitim vermiş,
  • Sahada fiilen deneyim kazanmış,
  • Denetimde sorumluluğu kişisel olarak hisseden bir aktör haline gelmiştir.

Bu durum merkezler açısından hukuki riskleri artırmıştır. Zira artık “kağıt üzerinde mesul müdürlük” dönemi kapanmış, fiili mesuliyet dönemi başlamıştır.

İdari ve Operasyonel Yük

Yeni yönetmelik, merkezlere açıkça şunu söylemektedir:

“Yetkilisin ama performans göstermediğin sürece bu yetki anlamsızdır.”

Bunun idari karşılığı şudur:

  • Eğitmenlerin eğitime katılım takibi,
  • Sınav gözetmenliği için deneyim basamaklarının izlenmesi,
  • Yenileme süreçlerinin süre bitiminden önce planlanması,
  • Güncellenen eklerin (özellikle beceri rehberleri ve sınav uygulamaları) merkeze entegrasyonu.

Merkezler artık takvim yönetimi, eğitmen performans izleme, belge süresi optimizasyonu gibi klasik İSG yönetim sistemlerine benzer bir idari disiplin kurmak zorundadır.

Bu da küçük ve kurumsallaşmamış merkezler için ciddi bir uyum maliyeti anlamına gelmektedir.

Eğitim İçeriğinin Derinleşmesi

Yeni yönetmelikle birlikte eğitim içeriği açık biçimde klinik doğruluk yönünde derinleştirilmiştir. Özellikle:

  • “İlkyardım bilgileri” ifadesine vücut sistemlerinin eklenmesi,
  • “Temel yaşam desteği”ne OED (Otomatik Eksternal Defibrilatör) kullanımının dahil edilmesi,

ilkyardımı artık sadece “ilk müdahale refleksi” değil, insan fizyolojisi bilgisine dayanan bir uygulama alanı haline getirmiştir.

Bu durum merkezler açısından şunu doğurur:

  • Eğitmen bilgi seviyesi yükselmek zorunda,
  • Sunum ve materyaller revize edilmek zorunda,
  • Uygulama alanları (maket, simülasyon vb.) güncellenmek zorunda.

İSG Uygulamalarına Etkisi
İlkyardım – İSG İlişkisinin Yeniden Tanımlanması

Uzun süredir şunu savunuyorum:
İlkyardım, İSG’nin alt başlığı değil; İSG ile kesişen bağımsız bir yaşam güvenliği disiplinidir.

Yeni yönetmelik bu yaklaşımı fiilen teyit etmiştir.

Eski sistemde ilkyardım:

  • “İSG dosyasında olması gereken belge” idi.

Yeni sistemde ise:

  • İSG risklerinin sonuçlarını yönetebilecek gerçek bir müdahale kapasitesi olarak tanımlanmaktadır.

Bu değişim, özellikle tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işletmeler için anlamlıdır.

Hukuki Sorumluluklar Açısından Etki

Yeni yönetmelik, dolaylı olarak işverenin sorumluluğunu artırmaktadır.

Çünkü artık:

  • İlkyardımcı belgesi olan çalışan,
  • Daha derin bilgiye ve daha geniş beceriye sahip kabul edilmektedir.

Bu da bir iş kazası veya acil durumda şu soruyu beraberinde getirir:

“Bu eğitimi almış bir çalışanın, bu müdahaleyi neden yapamadığı / yanlış yaptığı sorgulanabilir mi?”

Bence önümüzdeki süreçte ilkyardım ve ilkyardımcı konusunda da savcılık tahkikatları – mahkeme süreçleri görmemiz kuvvetle muhtemel.

Dolayısıyla işverenler açısından:

  • İlkyardımcı sayısından çok ilkyardımcı niteliği önem kazanmıştır.
  • Eğitimlerin “kağıt tamamlamak” için değil, gerçek risk senaryolarına göre planlanması gerekmektedir.

İSG Profesyonelleri Açısından Yansıma

İSG uzmanları ve işyeri hekimleri için yeni yönetmelik:

  • İlkyardım eğitimini artık pasif bir yan süreç olarak görmemeyi,
  • Risk değerlendirmelerinde ilkyardım kapasitesini ayrı bir başlıkta ele almayı,
  • OED bulunan işyerlerinde ilkyardım eğitimlerini buna göre yapılandırmayı

zorunlu kılmaktadır.

Bu da İSG profesyonelinin rolünü genişletmektedir:

  • Sadece mevzuat takibi yapan değil,
  • Sahadaki müdahale kapasitesini okuyan bir uzman profili öne çıkmaktadır.

Eğitmen ve Eğitici Eğitmenlerin Durumu
Yetki Belgesi Sahibi Olmak Artık Yeterli Değil

Yeni yönetmelik bana göre en radikal değişikliği eğitmenlik statüsünde yapmıştır.

Çünkü artık:

  • İlkyardım eğitmeni olmak bir “etiket” değil,
  • Sürekli aktif olmayı gerektiren bir mesleki pozisyon haline gelmiştir.

Özellikle şu düzenleme çok nettir:

Bir takvim yılı içinde 3 kez eğitime katılmayan eğitmen, 1 yıl süreyle sınav gözetmenliğinden çıkarılır.

Bu hüküm, fiilen şunu söyler:

  • “Sahada yoksan, sistemde de yoksun.”

Bu yaklaşım, uzun süredir belgeli olup fiilen eğitim vermeyen eğitmenler için pasif tasfiye anlamına gelir.

Eğitici Eğitmenlik – Elit Bir Alan Haline Geliyor

Eğitici eğitmen olmak artık:

  • Deneyimsiz ama belgeli kişilerin ulaşabileceği bir seviye değildir.
  • En az 10 eğitim, en az 1 yıl, Genel Müdürlük programı gibi filtrelerden geçmektedir.

Bu da eğitici eğitmenliği:

  • Nicel olarak azaltacak,
  • Nitelik olarak güçlendirecektir.

Bu durumu olumlu görüyorum. Çünkü eğitici eğitmen, sistemin epistemik taşıyıcısıdır; yanlış bilgi üretirse çarpan etkisiyle yayılır.

Hizmet Alanlar ve Eğitime Katılanlar Açısından Süreç
Eğitim Alan Çalışanlar

Yeni yönetmelik sonrası ilkyardım eğitimi alan çalışan:

  • Daha uzun süreli,
  • Daha uygulama ağırlıklı,
  • Daha zorlayıcı bir sınav sürecinden geçecektir.

Bu çalışan için avantajdır; çünkü:

  • Gerçek bir acil durumda müdahale kapasitesi artar.
  • OED gibi kritik cihazları kullanabilme yetkinliği kazanır.

Ancak bu durum, eğitimin “kolay belge” beklentisiyle alındığı işyerlerinde direnç yaratacaktır.

Firmalar (İşverenler) Açısından Süreç

Firmalar açısından yeni süreç:

  • Daha iyi planlama,
  • Daha erken yenileme,
  • Daha nitelikli merkez seçimi

gerektirir.

Artık sadece “en ucuz merkez” ile çalışmak:

  • Hukuki risk,
  • İdari zafiyet,
  • Olası bir kazada ağır sorumluluk

doğurabilir.

İşverenlere şunu öneririm:

İlkyardım eğitimini maliyet kalemi değil, risk azaltıcı yatırım olarak görün.

Genel Olarak

Bu yönetmelik değişikliği, bana göre:

  • İlkyardımı şekilsel bir yükümlülük olmaktan çıkarıp,
  • Gerçek bir yaşam güvenliği sistemi haline getirmeyi amaçlamaktadır.

Evet, sistem zorlaşmıştır.
Evet, merkezler, eğitmenler ve firmalar için uyum maliyeti artmıştır.

Bu değişikliklerle birlikte İlkyardım Yönetmeliği:

  • Deneyim temelli yetkilendirme
  • Merkezi (Genel Müdürlük) denetim
  • Uygulama ve beceri ağırlıklı sınav sistemi
  • OED ve klinik bilgi entegrasyonu
  • Form ve ek sadeleştirmesi

eksenine taşınmıştır.

Ancak unutulmamalıdır ki:

İlkyardımın başarısı, belgenin varlığıyla değil; müdahalenin doğruluğuyla ölçülür.

Bu yönetmelik tam olarak bunu hedeflemektedir.

Aşağıda 29/07/2015 tarihli İlkyardım Yönetmeliği’nin önceki hali ile 27/12/2025 tarihli değişiklik yönetmeliği sonrası hali madde madde, “öncesi–sonrası” karşılaştırmalı olarak sunuyorum.

1. Tanımlar (Madde 4 / f, i, k bentleri)
f) İlkyardım Eğitici Eğitmeni

Öncesi:

  • Sağlık alanında ön lisans mezunu
  • İlkyardım eğitmeni yetki belgesi sahibi
  • Eğitici eğitmeni olma şartları daha genel ve deneyim kriteri net değildi

Sonrası:

  • Sağlık alanında en az ön lisans mezunu
  • En az 1 yıl ilkyardım eğitmeni yetki belgesi
  • En az 10 yetki belgeli ilkyardım eğitimi verdiğini belgeleme şartı
  • Genel Müdürlükçe düzenlenen eğitici eğitmeni eğitim programına katılım ve yetki belgesi zorunlu

Değişimin özü: Eğitici eğitmenlik için nicel deneyim ve merkezi onay netleştirildi.

i) Mesul Müdür

Öncesi:

  • Sağlık alanında ön lisans mezunu
  • İlkyardım eğitmeni yetki belgesi
  • Deneyim şartı açık ve ölçülebilir değildi

Sonrası:

  • Sağlık alanında en az ön lisans mezunu
  • İlkyardım eğitmeni yetki belgesi
  • En az 10 yetki belgeli ilkyardım eğitimi vermiş olma şartı

Değişimin özü: Mesul müdürlük için fiili eğitim deneyimi zorunlu hale getirildi.

k) Sınav Gözetmeni

Öncesi:

  • Sınav gözetmeni tanımı daha genişti
  • Fiili görev yeri ve unvan net değildi

Sonrası:

  • Genel Müdürlük
  • İl/ilçe sağlık müdürlükleri
  • Acil sağlık hizmetlerinden sorumlu birimler
  • Fiilen görev yapan yetki belgeli ilkyardım eğitmeni veya eğitici eğitmeni

Değişimin özü: Sınav gözetmenliği kurumsal görev ve aktif çalışma şartına bağlandı.

2. Yürürlükten Kaldırılan Hükümler
Madde 7/1-(ı)

Öncesi: İlkyardım merkezlerinin bazı yükümlülükleri vardı
Sonrası: Bent tamamen kaldırıldı

Madde 8/1-(ç)

Öncesi: Yetkilendirme sürecine ilişkin ek bir şart bulunuyordu
Sonrası: Bent yürürlükten kaldırıldı

Madde 11/1-(i) ve Madde 15/3-(h)

Öncesi: Ek-6d’ye atıf vardı
Sonrası: Ek-6d’ye yapılan tüm atıflar kaldırıldı

Sonuç: Ek-6d belgesi tamamen mevzuattan çıkarıldı.

3. Sınav Gözetmenliği (Madde 12 – Yeni Fıkralar)
Öncesi:
  • Sınav gözetmenliğine geçişte net deneyim ve yaptırım kriterleri yoktu
Sonrası:
  • En az 3 yetki belgeli ilkyardım eğitiminde görev alma şartı getirildi
  • Bir takvim yılında 3 kez eğitime katılmayan eğitmen, 1 yıl sınav gözetmenliğinden çıkarılır

Değişimin özü: Sınav gözetmenliği aktif eğitmenlik performansına bağlandı.

4. Eğitim Müfredatı ve Belge Süreleri (Madde 21)
Öncesi:
  • “İlkyardım bilgileri”
  • “Temel yaşam desteği”
  • Belge yenileme: süresi dolduğunda
Sonrası:
  • “İlkyardım bilgileri ve vücut sistemleri
  • “Temel yaşam desteği ve OED kullanımı
  • Yenileme: süresinin bitiminden önceki 3 ay içinde
  • 3., 4. (ikinci cümle) ve 5. fıkralar kaldırıldı

Değişimin özü:

  • Müfredat klinik derinlik kazandı
  • OED (Otomatik Eksternal Defibrilatör) zorunlu içerik oldu
  • Belge yenileme önleyici zamanlamaya çekildi

5. Sınav Uygulamaları (Madde 22)
Öncesi:
  • Uygulama sınav konuları ve seçimi daha esnekti
  • Müdürlük yerine yerel yapı ağırlıklıydı
Sonrası:
  • Yetki Genel Müdürlük vurgusuyla merkezileştirildi
  • Uygulama sınavlarında zorunlu konular:
    • Temel yaşam desteği
    • Hava yolu tıkanıklığı
    • Araç içinden yaralı çıkarma
  • Bunlara ek en az 2 beceri konusu
  • Ek-7a ve beceri rehberleri esas alındı

Değişimin özü: Uygulama sınavları standartlaştırıldı ve zorlaştırıldı.

6. Belge Süreçleri (Madde 23)
Öncesi:
  • “Bitimini takiben en geç …”
Sonrası:
  • Bitiminden önceki …”
  • Belge geçerliliği başlangıcı açıkça tanımlandı
  • Ek-3e kaldırıldı, yalnızca Ek-3f kaldı

Değişimin özü: Süreçler proaktif ve sade hale getirildi.

7. Ücret Tespit Komisyonu (Madde 25)
Öncesi:
  • Komisyon yapısı daha sınırlı
  • Genel Müdürlük onayı net değildi
Sonrası:
  • Çok paydaşlı komisyon:
    • Merkez temsilcisi
    • Ticaret odası
    • Acil sağlık hizmetleri yönetimi
    • İlkyardım eğitmeni/eğitici eğitmeni
  • Genel Müdürlük onayı zorunlu

Değişimin özü: Ücretler merkezi denetime alındı.

8. Ekler
Öncesi:
  • Çok sayıda form ve belge yürürlükteydi
Sonrası:
  • Ek-3e, Ek-6d, Ek-7c yürürlükten kaldırıldı
  • Diğer ekler güncellendi ve yeniden düzenlendi

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Konuşmayı Öğretmeden İş Güvenliğini Sağlayamayız

Kurumsal Omertà, Çalışan Sessizliği ve İş Sağlığı ve Güvenliğinde Tehlike

Bu yazıyı bir kavram anlatmak için değil, bir sessizliği görünür kılmak için yazıyorum.

Çünkü bugün iş kazalarının, meslek hastalıklarının ve “nasıl oldu da oldu?” dediğimiz faciaların arkasında çoğu zaman aynı ortak neden var:

Herkes biliyordu ama kimse konuşmadı.

Bu cümle size tanıdık geliyorsa, işte tam orada Omertà ile karşı karşıyayız.

Omertà Nedir, Nedir Değildir?

Omertà kelimesi ilk kez duyulduğunda çoğu kişinin aklına mafya filmleri gelir.
Sessizlik yemini, konuşanın cezalandırılması, susmanın erdem sayılması…

Ama Omertà yalnızca suç örgütlerine ait bir kavram değildir.
Omertà, en basit haliyle şudur:

“Sorun var ama dile getirilmiyor.”

Bugün Omertà;

  • Şirketlerde,
  • Fabrikalarda,
  • Şantiyelerde,
  • Ofislerde,
  • Hastanelerde,

yani insanların birlikte çalıştığı her yerde karşımıza çıkar.

Ve en tehlikeli olduğu alanlardan biri de iş sağlığı ve güvenliğidir.

Kurumsal Omertà – Şirketin Sessizliği

Kurumsal Omertà, bir kurumun içinde sorunların bilinmesine rağmen bilinmiyormuş gibi davranılmasıdır.

Kimse açıkça “susun” demez.
Ama herkes susulması gerektiğini bilir.

Kurumsal Omertà Nasıl Oluşur?

Şöyle düşünün:

  • Bir makinenin arızalı olduğu biliniyor
  • Bir çalışanın aşırı yorulduğu görülüyor
  • Bir bölümde sürekli ramak kala yaşanıyor
  • Bir kimyasalın doğru kullanılmadığı fark ediliyor

Ama:

  • “Şimdi sırası değil”
  • “Üretim dursun mu?”
  • “Zaten idare ediyoruz”
  • “Büyütmeyelim”

deniliyor.

İşte bu, kurumsal Omertà’dır.

Kimse yalan söylemez.
Kimse inkâr etmez.
Sadece konuşmaz.

Kurumsal Omertà Neden Tehlikelidir?

Çünkü kurumlar sessiz kaldıkça, riskler büyür.

Küçük bir sorun konuşulmadığında:

  • Normalleşir
  • Alışkanlık olur
  • “Hep böyleydi” denir

Sonra bir gün büyük bir kaza olur.

Ve herkes aynı cümleyi kurar:

“Aslında biz bunu biliyorduk.”

Ama bilmek yetmez.
Söylemek gerekir

Çalışan Omertà’sı – Korkunun Sessizliği

Kurumsal Omertà tek başına oluşmaz.
Onu besleyen şey çalışan Omertà’sıdır.

Çalışan Omertà’sı şudur:

Çalışanın, gördüğü riski dile getirmemesi.

Peki neden?

Çünkü çalışan şunu düşünür:

  • “Başım derde girer mi?”
  • “İşimi kaybeder miyim?”
  • “Sorun çıkaran adam mı olurum?”
  • “Zaten kimse dinlemez”

Bu düşünceler, çalışanın ağzını kapatır.

Ve burada sessizlik, bir tercih değil; hayatta kalma refleksi haline gelir.

“Bana Ne” Kültürü Nasıl Oluşur?

Çalışan Omertà’sı çoğu zaman şöyle başlar:

  • Bir kişi uyarır, dikkate alınmaz
  • Bir kişi şikâyet eder, dışlanır
  • Bir kişi konuşur, etiketlenir

Sonra diğerleri öğrenir:

“Konuşan zarar görüyor.”

İşte o an sessizlik yayılır.

Kimse risk görmez değil.
Kimse tehlikeyi anlamaz değil.
Ama herkes susmayı seçer.

Bu, bilinçli bir kötülük değil;
öğrenilmiş bir sessizliktir.

İş Sağlığı ve Güvenliğinde Omertà

Şimdi konuyu iş sağlığı ve güvenliği açısından netleştirelim.

İSG’de Omertà, şudur:

  • Tehlike var
  • Risk biliniyor
  • Ama kayıt altına alınmıyor
  • Bildirilmiyor
  • Dile getirilmiyor

Bu, bazen yönetimin, bazen çalışanın, bazen de sistemin ürettiği bir sessizliktir.

Ve şunu açıkça söylemek gerekir:

İSG’de Omertà varsa, kaza kaçınılmazdır.

“İnsan Hatası” Denilen Şeyin Arkasında Ne Var?

Bir kaza sonrası raporlara bakın:

  • “Dikkatsizlik”
  • “Kurallara uymama”
  • “İnsan hatası”

Ama kimse şunu sormaz:

  • O insan neden acele etti?
  • Neden koruyucuyu çıkardı?
  • Neden yorgundu?
  • Neden sesini çıkarmadı?

Çünkü bu sorular, Omertà’yı bozar.

Oysa çoğu kazada asıl hata:

Konuşmayan sistemdir.

İSG Uzmanları ve İşyeri Hekimleri Bu Resmin Neresinde?

Bu noktada kendi mesleğimize de dürüst olmamız gerekiyor.

Bazen biz de şunu yapıyoruz:

  • “Yazdım, imzalattım”
  • “Uyardım ama dinlemediler”
  • “Ben görevimi yaptım”

Ama İSG sadece belge işi değildir.
İSG, iletişim işidir.

Eğer bir işyerinde:

  • Çalışan rahatça konuşamıyorsa
  • Risk söylemek cesaret istiyorsa
  • Kaza bildirmek sorun yaratıyorsa

orada ne kadar evrak olursa olsun, Omertà hüküm sürüyor demektir.

Omertà’nın En Tehlikeli Hali – Normalleşme

En tehlikeli sessizlik, alışılmış sessizliktir.

  • “Burada hep böyle”
  • “Biz buna alıştık”
  • “Kimseye bir şey olmuyor”

Bu cümleler, kazadan önce duyulan son sakin sözlerdir.

Çünkü risk normalleştiğinde, tehlike görünmez olur.

Omertà Nasıl Kırılır?

Omertà’yı kırmak bağırmakla olmaz.
Cezayla hiç olmaz.

Omertà ancak güvenle kırılır.

1. Konuşanı Korumak

Bir işyerinde konuşan kişi:

  • Dışlanıyorsa,
  • Etiketleniyorsa,
  • Sorunlu ilan ediliyorsa,

orada Omertà kök salar.

Konuşan kişi korunursa, sessizlik çözülür.

2. Küçük Uyarıları Ciddiye Almak

Büyük kazalar, küçük uyarıların yok sayılmasıyla olur.

  • “Bir şey olmaz” denilen her şey
  • “Sonra bakarız” denilen her risk

sessizce birikir.

3. İSG’yi Evraktan Çıkarmak

İSG, çalışan için bir kağıt işi gibi algılanıyorsa,
kimse gerçek riskleri anlatmaz.

Ama İSG:

  • Dinleyen,
  • Anlayan,
  • Çözüm üreten

bir yapı olursa, sessizlik dağılır.

Sessizlik Güvenlik Değildir

Bu yazıyı şu cümleyle bitirmek istiyorum:

Sessizlik düzen demek değildir.
Sessizlik güvenlik hiç değildir.

İş sağlığı ve güvenliği, susarak sağlanmaz.
Tam tersine, konuşarak sağlanır.

Kurumsal Omertà’yı, çalışan Omertà’sını ve İSG’deki sessizlik kültürünü görmeden;

  • Kazaları azaltamayız
  • Meslek hastalıklarını önleyemeyiz
  • Güvenlik kültürü oluşturamayız

Eğer bir işyerinde herkes susuyorsa, orada sorun yok değildir.

Sadece konuşulmasına izin yoktur.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

İş Güvenliğinin Beşinci Boyutu

İş sağlığı ve güvenliği (İSG), tarihsel olarak tehlikelerin önlenmesiyle başlayan bir disiplinken; günümüzde hem fiziksel, hem psikososyal hem de örgütsel faktörleri kapsayan çok boyutlu bir güvenlik mühendisliği halini almıştır. Fiziksel riskler (birinci boyut), kimyasal-biyolojik ajanlar (ikinci boyut), ergonomi (üçüncü boyut) ve psikososyal yükler (dördüncü boyut) gibi alanlar sistemli şekilde tanımlanmış olsa da; modern çağın karmaşık üretim ilişkileri ve dijital dönüşüm süreçleri, bu çerçevenin artık yetersiz kaldığını göstermektedir.

İşte bu noktada, “İş Güvenliğinin Beşinci Boyutu”, klasik güvenlik paradigmasının ötesine geçmeyi; daha bütüncül, daha öngörülü ve daha kapsayıcı bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.

Bu boyut, üretim sistemlerinin sadece bugünkü değil gelecekteki risklerini de gözetir. Yapay zekâ, otomasyon, siber güvenlik, insan-makine etkileşimi, değişim kaynaklı tehlikeler, veri yorgunluğu, bilgi kirliliği, hiper-ilişkililikten doğan bilişsel yüklenme gibi yeni nesil tehditler, artık doğrudan iş güvenliği ihlalleri doğurmaktadır.

Beşinci boyut, şu temel sorularla ilgilenir:

  • Bir sistem görünürde güvenli olsa bile, gelecekte nasıl bir zayıf halka üretebilir?
  • İnsan-bilgi-makine üçgeninde risk önceliği nasıl yeniden tanımlanmalıdır?
  • Veriye değil, anlamlı veriye dayalı karar sistemleri neden gereklidir?
  • Davranışsal ve dijital güvenlik kültürü nasıl inşa edilir?
  • “Sıfır kaza” hedefi algoritmalara emanet edilebilir mi?

Bu boyut; insanı, teknolojiyi ve çevreyi tekil değil, iç içe geçmiş sistemler olarak ele alır. Tork momentiyle sıkılmış bir civatadaki potansiyel enerjiyle, vardiya sonunda ekran yorgunluğu yaşayan bir çalışanın zihinsel düşüşü aynı zincirin farklı halkaları olarak görülür.

Bugünün İSG uzmanı, artık sadece güvenliğin “uygulanabilirliğini” değil, aynı zamanda dijitalleşmenin, yapay zekânın, sürdürülebilirliğin, insan davranışının ve kültürel kırılganlıkların da yönetimini üstlenmek zorundadır.

Beşinci Boyut, işyerlerinde dijitalleşmenin, otomasyonun, yapay zekânın, büyük verinin ve siber sistemlerin yaygınlaşmasıyla ortaya çıkan yeni türden iş sağlığı ve güvenliği (İSG) tehditlerini kapsar.

📌 📌 📌
İş Güvenliğinin Beş Boyutu (Güncel Yaklaşımla)
Boyutİçerik
1. FizikselGürültü, titreşim, sıcaklık, düşme, kesilme vb. geleneksel tehlikeler.
2. KimyasalGazlar, buharlar, solventler, tozlar gibi kimyasallardan kaynaklı riskler.
3. BiyolojikMikroorganizmalar, parazitler, biyolojik ajanlar.
4. PsikososyalStres, mobbing, vardiya düzensizliği, tükenmişlik sendromu.
✅ 5. Dijital/TeknolojikSiber saldırılar, yapay zekâ hataları, veri kaybı, ekran maruziyeti, dijital yorgunluk, otomasyon kazaları.
🔍 🔍 🔍
İş Güvenliğinde Beşinci Boyutun Ana Unsurları
  1. Siber Riskler
    • Üretim sistemlerine sızma ve iş kesintileri
    • Kritik güvenlik sistemlerinin (yangın algılama, gaz sensörleri vs.) hacklenmesi
  2. Yapay Zekâ ve Otonom Sistem Hataları
    • Otonom forkliftlerin çarpması
    • AI destekli karar sistemlerinin yanlış yönlendirmesiyle oluşan kazalar
  3. Ekran ve Teknoloji Maruziyeti
    • Dijital göz yorgunluğu, kronik baş ağrısı
    • Mavi ışığa uzun süreli maruziyetin uyku ritmini bozması
  4. Veri Aşırı Yüklemesi ve Dijital Tükenmişlik
    • Sürekli uyarı ve e-posta akışıyla dikkat dağınıklığı
    • Mental yorgunluk, konsantrasyon bozukluğu
  5. Otomasyon Sistemlerindeki Güvenlik Açıkları
    • Endüstri 4.0 sistemlerinde insan-makine etkileşimi sorunları
    • Makine öğreniminin tahmin hataları sonucu hatalı kararlar
🎯 🎯 🎯
Neden Beşinci Boyut Önemli?
  • Geleneksel risk değerlendirmeleri bu boyutu kapsamaz.
  • Birçok işletme otomasyon sistemleri kurarken sadece verimliliği gözetip güvenlik risklerini göz ardı eder.
  • Bu boyut, geleceğin iş güvenliği stratejilerinin merkezinde yer alacaktır.
📚 📚 📚
Referans Perspektifi

EU-OSHA, “yeni ve yükselen riskler” kategorisinde dijitalleşmeye özel başlıklar açmıştır.

ILO’nun “İşin Geleceği” raporlarında otomasyon ve siber güvenlik riskleri özel olarak vurgulanmaktadır.

ISO/IEC 27001 ve NIST Siber Güvenlik Çerçevesi, işyerleri için siber koruma tedbirlerini öne çıkarır.

Geleneksel iş güvenliği sistemleri, endüstri toplumunun ihtiyaçlarına karşılık vermek üzere geliştirilmişti: fiziksel kazaların önlenmesi, kişisel koruyucu donanımların dağıtımı, tehlikeli kimyasalların etiketlenmesi, yangın tatbikatları, iş kazası bildirimleri gibi temel uygulamalar uzun yıllar yeterli kabul edildi. Ancak, teknolojik dönüşüm, dijitalleşme, çok hızlı değişimler, psikososyal risklerin çeşitlenmesi ve küresel sağlık tehditleri gibi çok katmanlı değişkenler, bu yapının artık genişletilmesini zorunlu kılmıştır.

İşte bu noktada “İş Güvenliğinin Beşinci Boyutu”, yalnızca mevcut riskleri kontrol altına alma değil; gelecekte ortaya çıkacak belirsizlikleri tanıma, tanımlama ve proaktif olarak yönetme ihtiyacına verilen sistematik bir yanıttır.

Bu boyut:

  • Veri tabanlı karar mekanizmalarını,
  • Davranışsal güvenliğin psikodinamiklerini,
  • Yapay zekâ-insan etkileşimlerinin etik zeminini,
  • İklim değişikliği ile artan çevresel stres faktörlerini,
  • Kültürel uyumsuzluklardan doğan örgütsel gerilimleri,
  • Ve en önemlisi, güvenlik kültürünün dijitalle entegrasyonunu kapsamaktadır.

Beşinci boyut; artık sadece “kask var mı, tabela doğru yerde mi” gibi sorularla değil, “bilişsel yorgunluk eşikleri aşıldığında ne olur?”, “yapay zeka önerileri ile insan kararı ne zaman çatışır?”, “bir sensör sisteminin hata yapma psikolojisi nedir?” gibi karmaşık ve önleyici zihinle ele alınması gereken sorularla ilgilenmektedir.

Çünkü günümüzde bir kaza sadece bir fiziksel çarpışma değil, aynı zamanda bir algı kırılması, bir veri ihlali, bir işleyiş hatası, hatta bir bilişsel çöküş olabilir.

İş Güvenliğinin Beşinci Boyutu:

  • Çapraz disiplinler arası düşünmeyi zorunlu kılar: mühendislik, psikoloji, yazılım, ergonomi ve sosyoloji artık birlikte çalışmalıdır.
  • Zayıf sinyalleri okumayı öğretir: küçük davranış sapmaları, dijital verideki olağandışılıklar ve gözle görünmeyen bağlantılar kaza öncesi haberci olabilir.
  • Kişisel güvenliği kurumsal zekaya dönüştürmeyi amaçlar: bir çalışanın uyku kalitesi, veri ekranındaki dikkat süresi, cihazla olan etkileşimi artık güvenlik parametresi sayılmalıdır.
  • Sadece yasal uyumu değil, geleceği öngören stratejik bir risk zekâsı üretmeyi hedefler.

Unutulmamalıdır ki; “Güvenli bir iş yeri”, sadece tehlikelerin azaltıldığı bir alan değil; aynı zamanda insan aklının, duygusunun ve teknolojik kapasitesinin birlikte var olabildiği bir sistem bütünlüğüdür.

İş Güvenliğinin Beşinci Boyutu, bu bütünlüğün yeni anahtarıdır.

Dr Mustafa KEBAT
Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla