Masa Başı Çalışanlar İçin Kan Dolaşımında Denge Rehberi – 2

2. Kan Dolaşımı ve Masa Başı Çalışmanın Etkileri
2.1 Kan Dolaşımının Temel İşlevleri

Kan dolaşımı sistemi, insan vücudunun en karmaşık ve hayati işlevlerinden biridir. Kardiyovasküler sistem olarak da adlandırılan bu sistem; kalp, damarlar ve kan bileşenlerinden oluşur. Temel görevi, vücut dokularına oksijen ve besin taşımak, aynı zamanda metabolik atıkları uzaklaştırmaktır. Ancak bu işlev yalnızca besin taşımakla sınırlı değildir — kan dolaşımı; bağışıklık yanıtının düzenlenmesi, vücut ısısının kontrolü, hormon taşınımı ve hücre yenilenmesi gibi onlarca kritik süreci de yönetir.

Kan dolaşımı, iki ana sistemle işler:

  • Büyük (sistemik) dolaşım, kalpten çıkan oksijen açısından zengin kanı tüm vücut dokularına taşır.
  • Küçük (pulmoner) dolaşım, karbondioksit açısından zengin kanı akciğerlere taşıyarak oksijenlenmesini sağlar.

Kalp, bu sistemin merkezinde bir pompa görevi görür. Her kasılma ile yaklaşık 70 ml kanı vücuda pompalar. Ortalama bir yetişkinin kalbi günde 100.000 kez atar ve toplamda yaklaşık 7.500 litre kan dolaşımı sağlar. Bu süreç, hareket ve kas aktivitesiyle yakından ilişkilidir. Kaslar aktif olduğunda damarlar üzerinde “pompalama etkisi” oluşturur; bu da kanın kalbe dönüşünü kolaylaştırır.

Ne var ki, uzun süreli hareketsizlik — özellikle masa başında oturmak — bu fizyolojik dengeyi bozar. Damarlar üzerinde mekanik basınç artar, kaslar gevşer, venöz dönüş (kanın kalbe geri akışı) yavaşlar. Sonuçta kan göllenmesi, ödem, varis ve dolaşım bozuklukları ortaya çıkabilir.

Dolaşım sisteminin sağlıklı işleyebilmesi için, kas-iskelet sistemi ile sinir sistemi arasındaki koordinasyon da önemlidir. Uzun süreli statik postür, bu koordinasyonu zayıflatır; sinirsel uyarıların azalmasıyla damar genişlemesi daralması düzensiz hale gelir. Bu da periferik dokuların (örneğin ayak ve bacak kasları) yeterli oksijen alamamasına neden olur.

Sonuç olarak, kan dolaşımı sadece “kalbin pompalama gücü” değil, tüm vücudun hareketliliği, postürü, solunumu ve stres düzeyiyle etkileşim içinde olan dinamik bir süreçtir.

2.2 Uzun Süreli Oturmanın Fizyolojik Etkileri
2.2.1 Mekanik Basınç ve Damar Sıkışması

Masa başında oturmak, özellikle kalça, uyluk ve diz arkasında damarların üzerine sürekli bir basınç uygular. Bu durum, femoral ve popliteal venlerde (uyluk ve diz arkası toplardamarlarında) kan akış hızını azaltır. Yapılan çalışmalara göre, 90 dakika boyunca hareketsiz oturmak bile bacak venlerinde kan akışını %50 oranında düşürebilmektedir.
Bu azalma, kanın kalbe geri dönmesini zorlaştırır, alt ekstremitelerde göllenmeye neden olur. Gözle görülür biçimde ayak bileklerinde şişme, ağırlık hissi veya karıncalanma bu sürecin erken belirtileridir.

2.2.2 Kas Pompası Mekanizmasının Devre Dışı Kalması

Yürürken ya da ayakta dururken, bacak kasları düzenli olarak kasılıp gevşer. Bu kas hareketleri, damarlardaki kanın yukarı, kalbe doğru itilmesini sağlar; buna kas pompası mekanizması denir.
Ancak masa başı çalışmada bu mekanizma neredeyse tamamen devre dışı kalır. Uzun süre kasılmadan kalan kas dokusu, kanın yerçekimi etkisiyle aşağıda birikmesine yol açar. Özellikle ofis çalışanlarında gözlenen “ağır bacak sendromu” ve “yorgunluk ödemi” bu mekanizmanın zayıflamasının sonucudur.

2.2.3 Kalp Atım Hızı ve Oksijenlenme Dengesinin Bozulması

Uzun süre oturmak, kalp atım hızını düşürür ve oksijen tüketimini azaltır. Bunun sonucu olarak metabolik hız azalır. Dolaşım yavaşladığı için, dokulara taşınan oksijen miktarı da düşer. Bu durum uzun vadede damar elastikiyetini olumsuz etkiler.
Harvard Tıp Fakültesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, günlük 8 saatten fazla oturan bireylerde kardiyovasküler hastalık riski %20-40 oranında artmaktadır.

2.2.4 Venöz Yetmezlik ve Tromboz Riski

Dolaşım yavaşladığında, venöz basınç artar ve damar kapakçıkları görevini tam yapamaz hale gelir. Bu da kronik venöz yetmezliğe (varis, ödem, ağrı) neden olabilir.
Daha ciddi durumda ise “derin ven trombozu (DVT)” denilen pıhtılaşma riski ortaya çıkar. Bu pıhtılar akciğerlere taşınırsa pulmoner emboli gelişebilir — ki bu durum yaşamı tehdit eder.
Bu nedenle masa başı çalışanlarda, periyodik bacak hareketleri, kısa yürüyüşler veya ayakta çalışma alternatifleri hayati öneme sahiptir.

2.2.5 Sinir Sıkışması ve Dolaşım Etkileşimi

Dolaşım yavaşlaması yalnızca damar sistemiyle sınırlı değildir; sinir dokularını da etkiler. Özellikle siyatik sinir veya femoral sinir çevresinde biriken sıvılar ve ödem, sinir basısına neden olabilir. Bu da karıncalanma, uyuşma veya yanma hissi olarak kendini gösterir. Sinir basısı, kas hareketlerini etkileyerek dolaşımı daha da yavaşlatır. Böylece “dolaşım–sinir–kas” üçgeni içinde kısır bir döngü oluşur.

2.3 Dolaşım Bozukluklarının Belirtileri
2.3.1 Erken Belirtiler
  • Soğukluk ve karıncalanma: Uzun süre oturduktan sonra ayak veya parmaklarda üşüme hissi, dolaşım azalmasının ilk işaretidir.
  • Ağır bacak hissi: Kanın alt ekstremitelerde göllenmesi sonucu damar içi basınç artar, kaslarda yorgunluk ve ağırlık hissi oluşur.
  • Şişlik (ödem): Özellikle akşam saatlerinde ayak bileklerinde belirginleşir.
  • Renk değişimi: Ciltte solukluk veya morarma gözlenebilir; bu durum oksijenlenme eksikliğini gösterir.

2.3.2 Orta Düzey Belirtiler
  • Kramp ve ağrılar: Dolaşım azaldıkça kaslarda laktik asit birikir, bu da kramplara neden olur.
  • Varis damarları: Damar duvarı elastikiyetini kaybettiğinde yüzeyde kıvrımlı, belirgin damarlar ortaya çıkar.
  • Uyuşma ve duyu kaybı: Özellikle uzun oturma sonrası bacaklarda geçici hissizlik görülebilir.

2.3.3 İleri Belirtiler ve Komplikasyonlar
  • Derin ven trombozu (DVT): Bacaklarda sıcaklık artışı, ağrı, şişlik ve kızarma ile kendini gösterir.
  • Pulmoner emboli: Nefes darlığı, göğüs ağrısı ve ani çarpıntı ile seyreden acil bir durumdur.
  • Kronik venöz yetmezlik: Uzun süreli dolaşım yetersizliğinin sonucu olarak ciltte kalınlaşma, renk değişimi ve yara (ülser) oluşabilir.

2.3.4 Psikolojik ve Bilişsel Etkiler

Dolaşım bozuklukları yalnızca fiziksel değil, zihinsel performansı da etkiler.
Beyne yeterli oksijen gitmemesi sonucu:

  • Konsantrasyon düşer,
  • Baş ağrısı ve göz yorgunluğu artar,
  • Gün sonunda “bulanıklık hissi” oluşur.

Bu nedenle kan dolaşımı dengesi, sadece kalp-damar sağlığı değil, iş performansı ve bilişsel dayanıklılık açısından da kritik öneme sahiptir.

Türk İş Ortamına Uygun Kan Dolaşımı Destek Program
🕔 🕔 🕔
A. 5 Dakikalık Ofis Hareketleri (Her 60–90 Dakikada Bir Uygulanmalı)

Bu egzersizler, ofis alanında kimseyi rahatsız etmeden yapılabilecek, özel ekipman gerektirmeyen mikro hareketlerdir. Amaç, kas pompasını aktifleştirerek kanın kalbe dönüşünü hızlandırmak ve dolaşım tıkanıklıklarını önlemektir.

1. Ayak Pompası Egzersizi

Uygulama: Sandalyede otururken ayak parmaklarınızı yukarı kaldırın, sonra topuklarınızı yukarı kaldırın.
Süre: 1 dakika boyunca ritmik olarak 20–30 tekrar.
Etki: Alt ekstremite damarlarında kan akışını %25 oranında artırır.

2. Bacak Çekme ve Dairesel Hareket

Uygulama: Bir bacağınızı dizden bükerek gövdenize doğru çekin, 5 saniye tutun. Ardından bilek dairesi çizin.
Süre: Her bacak için 30 saniye.
Etki: Lenfatik akışı hızlandırır, kas içi sıvı dolaşımını dengeler.

3. Ofis İçi Mini Yürüyüş

Uygulama: Koridor boyunca 2–3 dakika tempolu yürüyün. Asansör yerine merdiven tercih edin.
Süre: 2–3 dakika.
Etki: Damar içi basıncı dengeler, kalp atım hızını %10–15 artırır.

4. Kalf (Baldır) Germe

Uygulama: Ayakta bir duvara ellerinizi koyun. Bir bacağınızı geriye alın, topuğu yerde tutarak baldır kasını hissedin.
Süre: Her bacak için 20 saniye.
Etki: Baldır kas pompasını aktive eder, venöz dönüşü kolaylaştırır.

5. Omuz ve Boyun Dairesi

Uygulama: Omuzlarınızı yukarı kaldırıp geriye çevirin, ardından öne doğru döndürün.
Süre: 1 dakika.
Etki: Üst gövde dolaşımını destekler, oksijenlenmeyi artırır.

6. Derin Nefes ve Göğüs Açma Egzersizi

Uygulama: Sandalyede dik oturun, derin nefes alın. Kollarınızı iki yana açın ve göğsü öne çıkarın.
Süre: 5 tekrar.
Etki: Akciğer kapasitesini artırır, kan oksijen düzeyini dengeler, kalp ritmini stabilize eder.

🪑 🪑 🪑
B. Ergonomi Rehberi: Kan Dolaşımı Odaklı Masa Düzeni

Türk ofislerinde sık görülen masa-sandalye dengesizlikleri, uzun vadede dolaşımı olumsuz etkiler.

Aşağıdaki öneriler, iş sağlığı standartları (ÇSGB-İSG Rehberleri ve ISO 9241-5 Ergonomi Standardı) dikkate alınarak hazırlanmıştır.

AlanÖneriAmaç
Oturma AçısıKalça-diz açısı 100–110° olmalı. Dizlerin masaya çarpmaması önemli.Femoral damar basısını azaltmak.
Ayak DesteğiAyak tabanı yere tam basmalı veya ayak sehpası kullanılmalı.Alt bacakta ödemi önlemek.
Sandalye YüksekliğiSandalye yüksekliği diz kapağı hizasında olmalı.Bacak kaslarının sıkışmasını önlemek.
Masa YüksekliğiDirsekler 90° açıyla masada olmalı.Omuz ve sırt kaslarını rahatlatmak.
Ekran YüksekliğiGöz hizasında, yaklaşık 50–70 cm mesafede.Boyun kaslarında dolaşım bozukluğunu önlemek.
Oturma SüresiMaksimum 45–60 dakika, sonra 3–5 dakika hareket.Venöz staz (kan göllenmesi) riskini azaltmak.
🧍 🧍 🧍
C. Günlük 3 Bölümlü “Dolaşım Dengesi Planı”

Türk iş ortamına uygun şekilde, ofis rutiniyle entegre olabilecek üç bölümlü hareket planı:

Sabah Başlangıcı (09:00 – 09:10)
  • 3 dk boyun ve omuz gevşetme
  • 2 dk derin nefes egzersizi
  • 5 dk ofis içinde yavaş tempolu yürüyüş

🩺 Amaç: Güne oksijenlenmiş ve uyarılmış bir dolaşım sistemiyle başlamak.

Öğle Arası (12:30 – 13:00)
  • 10 dk yürüyüş (yemek sonrası sindirim ve dolaşım desteği)
  • 3 dk ayak pompası ve bacak germe
  • 2 dk esneme ve omurga düzeltme

🥗 Amaç: Yemek sonrası durağanlığı azaltmak, damar elastikiyetini korumak.

Akşam Öncesi (16:00 – 16:10)
  • 2 dk ayakta baldır germe
  • 3 dk masa kenarı çömelme (squat benzeri)
  • 5 dk boyun, omuz, bilek rotasyonu

🧘 Amaç: Gün sonuna doğru kan basıncını ve zihinsel yorgunluğu dengelemek.

💡💡💡
D. Pratik Hatırlatıcılar (Ofis Gerçekliğine Uygun Küçük Dokunuşlar)
  1. “Hareket Hatırlatıcısı” kurun: Bilgisayarda veya telefonda her 60 dakikada bir alarm.
  2. Toplantılarda ayakta durun: 10 dakikalık toplantılar ayakta yapıldığında dolaşım %15 hızlanır.
  3. Sıvı alımını artırın: Her 30 dakikada bir yudum su → hem hidrasyon hem hareket bahanesi.
  4. Rahat ayakkabı tercih edin: Dolaşımı kısıtlamayan tabanlı modeller (ör. hafif ortopedik taban).
  5. Sıcak-soğuk farkını yönetin: Klimalı ofislerde alt ekstremiteler için ince termal çorap önerilir.
  6. Bacak bacak üstüne atmayın: Femoral damarlarda %70’e kadar basınç artışı yapar.
  7. Her fırsatta merdiven: 1 katlık merdiven bile dolaşım sistemine kısa egzersiz etkisi sağlar.
🧩 🧩 🧩
E. Türkiye’deki İş Sağlığı Standartlarıyla Uyum

Bu rehberde yer alan öneriler:

  • T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın İşyeri Sağlık Gözetimi Rehberi (2022),
  • Sağlık Bakanlığı “Sağlıklı Yaşam Ofisi” önerileri,
  • ILO “Sedentary Work Hazards” raporu (2020),
  • ve WHO Global Workplace Health Promotion Framework ile uyumludur.
🔚🔚🔚
Ofis Hareketsizliği Bir Kader Değil, Bir Davet

Masa başı çalışma artık modern iş hayatının kaçınılmaz bir gerçeği, ancak dolaşım sağlığını korumak bireysel ve kurumsal farkındalıkla mümkündür.
Her 60 dakikada yapılacak 3 dakikalık bir hareket, uzun vadede kalp-damar sağlığı riskini %20’ye kadar azaltabilir.

Bu küçük hareketler, yalnızca kan dolaşımını değil; zihinsel berraklığı, verimliliği ve yaşam kalitesini de artırır.
Unutmayın:

“Kan dolaşımı, yaşamın akışıdır; hareket etmek, onu canlı tutmaktır.”

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Masa Başı Çalışanlar İçin Kan Dolaşımında Denge Rehberi yazı dizisinin tamamının Ana Başlıklar ve Ara Başlıkları aşağıdaki sıra ile yayınlanmıştır

1. Giriş – 02.01.2026
  • 1.1 Rehberin Amacı
  • 1.2 Hedef Kitle
  • 1.3 Kan Dolaşımı ve Masa Başı Çalışmanın Önemi

2. Kan Dolaşımı ve Masa Başı Çalışmanın Etkileri – 09.01.2026
  • 2.1 Kan Dolaşımının Temel İşlevleri
  • 2.2 Uzun Süreli Oturmanın Fizyolojik Etkileri
  • 2.3 Dolaşım Bozukluklarının Belirtileri

3. Günlük Alışkanlıklar ile Dolaşımı Destekleme – 16.01.2026
  • 3.1 Düzenli Molalar ve Hareket
  • 3.2 Ofis İçi Egzersizler
  • 3.3 Doğru Oturma ve Postür

4. Masada Kan Dolaşımını İyileştiren Uygulamalar – 23.02.2026
  • 4.1 Ayak ve Bacak Pozisyonları
  • 4.2 Masa ve Sandalye Yüksekliğinin Optimizasyonu
  • 4.3 Bilgisayar ve Monitör Düzeni

5. Beslenme ve Sıvı Alımı – 30.01.2026
  • 5.1 Dolaşımı Destekleyen Besinler
  • 5.2 Su Tüketimi ve Hidratasyon
  • 5.3 Kafein ve Alkolün Etkileri

6. Stres Yönetimi ve Dolaşım – 06.02.2026
  • 6.1 Stresin Kan Dolaşımına Etkisi
  • 6.2 Nefes Egzersizleri
  • 6.3 Kısa Meditasyon ve Rahatlama Teknikleri

7. Dolaşım Sorunlarının Erken Tespiti ve Önleme – 13.02.2026
  • 7.1 Yaygın Dolaşım Problemleri
  • 7.2 Evde ve Ofiste Basit Kontroller
  • 7.3 Profesyonel Destek Gerektiren Durumlar

8. Özet ve Pratik Öneriler – 20.02.2026
  • 8.1 Günlük Uygulama Planı
  • 8.2 Hatırlatıcı ve Motivasyon Önerileri
  • 8.3 Kaynaklar ve Ek Okuma

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Soğuk Algınlığı Kapınızı Çaldıysa…Haydi Soğuk Algınlığı İksiri yapalım

Bir sabah burnunuzu çekerek uyanıyorsanız, boğazınızda hafif bir gıcıklanma varsa ya da yorgunluk çökmüşse… evet, o meşhur düşman: Soğuk algınlığı yaklaşmış olabilir.

Lakin panik yok! Eczane raflarına koşmadan önce, mutfağınızda size yardımcı olabilecek doğal bir “sıcak kalkan” hazırlayabilirsiniz.

🤧 Soğuk algınlığı sadece kötü şans değildir; solunum sisteminizi iltihaplandıran viral bir enfeksiyondan kaynaklanır.

🌬 🌬 🌬
Soğuk Algınlığı Nedir?

Soğuk algınlığı; burun, boğaz ve bazen üst solunum yollarınızı etkileyen viral bir enfeksiyondur. 200’den fazla farklı virüs buna sebep olabilir. En yaygın suçlu: Rinovirüs.

Belirtiler genellikle şunlardır:

  • Burun akıntısı ya da tıkanıklığı
  • Hafif ateş veya titreme
  • Boğazda yanma ve öksürük
  • Yorgunluk ve kas ağrıları
  • Hapşırık maratonu! 😪

Soğuk algınlığında bu belirtiler aslında kötü bir şey değildir — bağışıklık sisteminizin sizi savunduğunun göstergesidir! 👏

🧪 🧪 🧪
Neden Bu Karışım Gerçekten İşe Yarıyor?

Doğanın eczanesinden gelen bu malzemeler, Soğuk algınlığında sadece boğazı yumuşatmakla kalmaz; vücudunuzu mikroplara karşı savunmaya da hazırlar.

🌶 Zencefil

İçerdiği gingerol sayesinde güçlü bir anti-inflamatuardır. Vücudu içeriden ısıtarak hava yollarını açar, öksürüğü hafifletir.

🌿 Karanfil

Antiseptiktir, yani mikropları doğrudan hedef alır. Aynı zamanda boğazdaki sızlamaları hafifletir.

🌺 Ebegümeci

Yüksek C vitamini içerir, antioksidandır ve boğazınızı adeta bir şal gibi sarar. Soğuk algınlığı savaşçılarının gizli kahramanıdır.

🍋 Limon

C vitamini bombasıdır. Mukusu parçalar, toksinleri temizler. Aynı zamanda vücudu hafif alkalileştirerek bağışıklığı destekler.

🍯 Bal

Doğal antibiyotik! Hem tat verir hem de boğazdaki yangıyı sakinleştirir. Özellikle gece öksürüklerini azaltır.

🧄 Sarımsak

Allicin maddesi sayesinde virüs ve bakterilere karşı doğrudan savaşır. Tam bir “doğal antibiyotik”tir.

🍃 Nane

Sakinleştirici ve tazeleyici etkisiyle burun tıkanıklığını açar. Ayrıca mentol sayesinde solunumu kolaylaştırır.

🧉 🧉 🧉
Soğuk algınlığında Mucize Karışım – Tek Porsiyonluk Tarif

Malzemeler:

  • 1 su bardağı içme suyu
  • 1 tatlı kaşığı nane çayı
  • 1 çay kaşığı taze zencefil (rendelenmiş)
  • 2 adet bütün karanfil
  • 1 tatlı kaşığı kurutulmuş ebegümeci çiçeği
  • ½ limonun suyu
  • 1 tatlı kaşığı bal
  • ½ diş ezilmiş sarımsak (isteğe bağlı ama etkili!)

Hazırlanışı:

  1. Suyu kaynatın ve içine zencefili, karanfili, ebegümecini ve ezilmiş sarımsağı ekleyin.
  2. 5 dakika kadar hafif ateşte demleyin.
  3. Ocaktan alınca nane çayını ekleyin ve 2-3 dakika daha bekletin.
  4. Süzün. Ilıyınca içine bal ve limon suyunu ekleyin.
  5. Afiyetle, yavaş yavaş yudumlayarak için. Terleme başlarsa, bilin ki işe yarıyor! 😌
🌟 🌟 🌟
Bu Karışım Soğuk algınlığında Neleri Başarır?

✅ Burun tıkanıklığını açar
✅ Boğaz ağrısını hafifletir
✅ Vücut ısısını dengeler
✅ Bağışıklık sistemini hızla aktive eder
✅ Uykusuz geçen hastalık gecelerini rahatlatır
✅ Virüslerin çoğalmasını baskılar

☝️ ☝️ ☝️
Dikkat Edilmesi Gerekenler
  • Bu karışım doğal destekleyici bir içecektir. Soğuk algınlığı ilerlerse mutlaka bir hekime başvurun.
  • Alerjiniz olan bitkilere karşı dikkatli olun.
  • Sarımsak mide hassasiyeti olanlar için azaltılabilir.
📅 📅 📅
Ne Zaman İçilmeli?
  • En ideal zaman: Yatmadan 1-2 saat önce.
  • Günde 1 bardak, 3 gün üst üste içmek bağışıklık sisteminize doping etkisi yapabilir.
👩‍⚕️ 👩‍⚕️ 👩‍⚕️
Doğal Ama Etkili

Evet, eczanelerde hatta marketlerde pek çok şurup, draje ve pastil bulabilirsiniz ama doğanın bize sundukları da yıllardır işe yarıyor. Bu içecek, evinizin sıcaklığında, bedeninizin savaşçı hücrelerine destek verecek güçlü bir karışımdır. Hele bir de sıcak bir battaniye altında içiyorsanız, etkisi katlanır!

🌡 🌡 🌡

Unutmayın: Soğuk algınlığını – hastalığı tedavi etmek önemli, lakin daha önemlisi bağışıklık sisteminize destek olmak ve bedeninizi anlamaktır.

Kendinize şefkat gösterin, sıvı alın, dinlenin ve doğanın sunduğu bu küçük ama etkili reçeteyle vücudunuza minik bir zafer daha kazandırın. 💪🌿

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Bu sitede yer alan içerikler yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır. Paylaşılan bilgiler, bir hekim muayenesinin, tedavisinin veya profesyonel danışmanlığın yerini tutmaz. Buradaki bilgiler esas alınarak herhangi bir ilaç tedavisine başlanması, mevcut tedavinin değiştirilmesi ya da bırakılması uygun değildir.

Aynı şekilde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili içerikler, bir iş güvenliği uzmanı, mühendis veya teknik ekip tarafından yapılması gereken değerlendirme ve kararların yerine geçemez. Bu bilgiler temel alınarak saha risk değerlendirmesi yapılması ya da mevcut sistemin değiştirilmesi önerilmez.

Sitede herhangi bir yasa dışı ilan ya da yönlendirme yapılması amacı bulunmamaktadır. İçerikler, sadece farkındalık yaratmak ve bilinçlendirme sağlamak amacıyla sunulmuştur.

⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Bir Elementin Üç Dünyası – Küçük Gençlere

Hatice öğretmen tahtaya büyük harflerle tek bir kelime yazdı:

DEMİR

Sınıfta bir anda hareketlilik başladı.

Tibet kalemini kaldırdı.
Elif yanındaki Asya’ya dönüp fısıldadı.
Çınar arka sıradan öne doğru eğildi.
Mila, defterine kocaman bir soru işareti çizdi.

Hatice öğretmen sınıfa baktı ve gülümsedi.

“Bu kelimeyi hepiniz tanıyorsunuz,” dedi.
“Evde, mutfakta, hastanede, okulda ve kitaplarda sık sık duyuyorsunuz. Ama bugün bu kelimenin gerçekten tek bir şeyi mi anlattığını birlikte sorgulayacağız.”

Defne Ebrar elini kaldırdı.

“Öğretmenim,” dedi, “annem bana kanımda demir eksikliği olduğunu söylediğinde, babam da inşaatta demirle çalışıyor. İkisi de aynı kelimeyi kullanıyor ama ikisi aynı şey olamaz gibi geliyor bana.”

Sınıfta bir sessizlik oldu.

Hatice öğretmen bu sessizliğin içinden gelen merakı çok iyi tanıyordu.

“İşte bugün tam olarak bunu konuşacağız,” dedi.
“Ama bu konu, sınıfta oturarak anlatılacak kadar küçük bir konu değil.”

Masasına doğru yürüdü, çekmecesini açtı ve küçük, eski görünümlü bir zil çıkardı.

Eylül fısıldadı:
“Bu zil çalındığında hep bir şeyler oluyor…”

Hatice öğretmen zili çaldı.

Zil sesi sınıfta yankılanırken hava titredi, duvarlar sanki nefes alıyormuş gibi dalgalandı ve pencereden içeri altın rengi bir ışık süzüldü.

Işığın içinden tanıdık bir siluet çıktı.

Uzun cüppesi, parlak gözleri ve elindeki asasıyla…

Sihirli Profesör.

“Merhaba meraklı beyinler,” dedi.
“Bugün bana oldukça ciddi bir soru sordunuz.”

Mehmet Atlas yerinden doğruldu.

“Öğretmenim,” dedi, “demir dediğimiz şey bir elementse, nasıl oluyor da bazen kanın içinde hayati bir görev yapıyor, bazen de paslanıp köprülerin üstünde duruyor?”

Profesörün gözleri parladı.

“Harika bir başlangıç,” dedi.
“Öyleyse sizi üç farklı dünyaya götürelim.”

Asasını yere vurdu.

Sınıf yavaşça küçülmeye başladı.
Sıralar uzaklaştı.
Tahta silindi.
Çocuklar kendilerini kırmızımsı, sıcak ve akışkan bir tünelin içinde buldular.

“Burası neresi?” diye sordu Zehra.

“Burası,” dedi Profesör, “insan vücudunun içi. Daha doğrusu, kan dolaşım sistemi.”

Etraflarında kırmızı renkli, yuvarlak hücreler akıyordu.

Ali hayranlıkla izledi.

“Bunlar alyuvarlar,” dedi. “Geçen yıl öğrenmiştik.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve şimdi onların içine bakacağız.”

Bir alyuvar yavaşladı, şeffaflaştı ve içi görünür hâle geldi.

Ortada karmaşık ama düzenli bir yapı vardı.

“Bu gördüğünüz,” dedi Profesör,
hemoglobin.”

Ege kaşlarını çattı.

“Bu kelimeyi duyuyorum ama tam olarak ne yaptığını kafamda canlandıramıyorum.”

Profesör alyuvarın içine biraz daha yaklaştı.

“Hemoglobin,” dedi,
“oksijen taşıyan bir proteindir. Ama tek başına çalışmaz.”

Asanın ucuyla küçük bir noktayı işaret etti.

“İşte bu küçük ama çok önemli nokta, demirdir.”

Mila şaşkınlıkla sordu:

“Bu kadar küçük bir şey nasıl bu kadar önemli olabilir?”

Profesör gülümsedi.

“Çünkü bu demir,” dedi,
“özel bir demirdir. Bu demir, elektron alışverişi yapabilen bir demirdir.”

Sınıfta sessizlik oldu.

Asya düşünerek konuştu:

“Elektron alışverişi yapabilmesi, onun oksijenle bağ kurabilmesini sağlıyor olabilir mi?”

Profesör başını salladı.

“Evet,” dedi.
“Ve şimdi çok önemli bir kelime öğreneceğiz.”

Asasını havaya kaldırdı.

Değerlik.

Çocukların bazıları kelimeyi defterine yazdı.

“Demir,” dedi Profesör,
“vücutta çoğunlukla iki hâlde bulunur: iki değerlikli demir (Fe²⁺) ve üç değerlikli demir (Fe³⁺).”

Defne Yaz merakla sordu:

“Bu artı işaretleri ne anlama geliyor?”

“Bu,” dedi Profesör,
“demirin kaç elektron verdiğini ya da alabildiğini gösterir.”

Çınar söze girdi:

“Yani bu demir, sabit bir şey değil; durumuna göre davranışı değişen bir madde.”

“Kesinlikle,” dedi Profesör.
“İşte bu yüzden vücuttaki demir, sıradan bir metal parçası değildir.”

Tam bu sırada Sihirli Profesör avucunda bir çivi belirdi.

“Soğuk, sert, gri bir çivi.”

Tibet hemen konuştu:

“İşte bu da demir.”

Profesör çiviyi alyuvarın yanına getirdi.

“Evet,” dedi.
“Ama bu demir, vücudun kullanabileceği bir demir değildir.”

Elif kaşlarını kaldırdı.

“Ama ikisi de Fe değil mi?”

“Kimyasal olarak evet,” dedi Profesör.
“Ama biyolojik olarak hayır.”

Çiviyi hafifçe vurdu.
Alyuvarın içindeki demir ise ışıldadı.

“Çivideki demir,” dedi,
“kristal yapılar hâlinde, büyük kümeler hâlindedir. Elektronlarını vücuda uygun şekilde veremez. Üstelik sindirim sistemi için yabancı ve tehlikelidir.”

Nilda ciddi bir sesle konuştu:

“Yani vücut, demirin adına değil, onun hangi hâlde olduğuna ve nasıl davrandığına bakıyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Vücut, kimya bilir.”

Hatice öğretmen çocuklara baktı.

“Bu yüzden,” dedi,
“demir eksikliği olan birine çivi yedirilmez.”

Sınıfta hafif bir gülüşme oldu ama mesaj çok netti.

Profesör sözünü tamamladı:

“Bugün şunu öğrendik:
Demir tek bir şey değildir.
Aynı element, farklı dünyalarda bambaşka roller oynar.”

Asasını tekrar yere vurdu.

“Bir sonraki yolculukta,” dedi,
“besinlerin içindeki demirin sindirimde nasıl değiştiğini, hangi değerlikte kana geçtiğini ve bağırsakların nasıl bir seçim yaptığına tanık olacağız.”

Çocuklar heyecanla birbirlerine baktı.

Hatice öğretmen tahtaya büyük harflerle tek bir kelime yazdı:

DEMİR

Sınıfta bir anda hareketlilik başladı.

Tibet kalemini kaldırdı.
Elif yanındaki Asya’ya dönüp fısıldadı.
Çınar arka sıradan öne doğru eğildi.
Mila, defterine kocaman bir soru işareti çizdi.

Hatice öğretmen sınıfa baktı ve gülümsedi.

“Bu kelimeyi hepiniz tanıyorsunuz,” dedi.
“Evde, mutfakta, hastanede, okulda ve kitaplarda sık sık duyuyorsunuz. Ama bugün bu kelimenin gerçekten tek bir şeyi mi anlattığını birlikte sorgulayacağız.”

Defne Ebrar elini kaldırdı.

“Öğretmenim,” dedi, “annem bana kanımda demir eksikliği olduğunu söylediğinde, babam da inşaatta demirle çalışıyor. İkisi de aynı kelimeyi kullanıyor ama ikisi aynı şey olamaz gibi geliyor bana.”

Sınıfta bir sessizlik oldu.

Hatice öğretmen bu sessizliğin içinden gelen merakı çok iyi tanıyordu.

“İşte bugün tam olarak bunu konuşacağız,” dedi.
“Ama bu konu, sınıfta oturarak anlatılacak kadar küçük bir konu değil.”

Masasına doğru yürüdü, çekmecesini açtı ve küçük, eski görünümlü bir zil çıkardı.

Eylül fısıldadı:
“Bu zil çalındığında bir şeyler oluyor…”

Hatice öğretmen zili çaldı.

Zil sesi sınıfta yankılanırken hava titredi, duvarlar sanki nefes alıyormuş gibi dalgalandı ve pencereden içeri altın rengi bir ışık süzüldü.

Işığın içinden tanıdık bir siluet çıktı.

Uzun cüppesi, parlak gözleri ve elindeki asasıyla…

Sihirli Profesör.

“Merhaba meraklı beyinler,” dedi.
“Bugün bana oldukça ciddi bir soru sordunuz.”

Mehmet Atlas yerinden doğruldu.

“Hocam,” dedi, “demir dediğimiz şey bir elementse, nasıl oluyor da bazen kanın içinde hayati bir görev yapıyor, bazen de paslanıp köprülerin üstünde duruyor?”

Profesörün gözleri parladı.

“Harika bir başlangıç,” dedi.
“Öyleyse sizi üç farklı dünyaya götürelim.”

Asasını yere vurdu.

Sınıf yavaşça küçülmeye başladı.
Sıralar uzaklaştı.
Tahta silindi.
Çocuklar kendilerini kırmızımsı, sıcak ve akışkan bir tünelin içinde buldular.

“Burası neresi?” diye sordu Zehra.

“Burası,” dedi Profesör, “insan vücudunun içi. Daha doğrusu, kan dolaşım sistemi.”

Etraflarında kırmızı renkli, yuvarlak hücreler akıyordu.

Ali hayranlıkla izledi.

“Bunlar alyuvarlar,” dedi. “Geçen yıl öğrenmiştik.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve şimdi onların içine bakacağız.”

Bir alyuvar yavaşladı, şeffaflaştı ve içi görünür hâle geldi.

Ortada karmaşık ama düzenli bir yapı vardı.

“Bu gördüğünüz,” dedi Profesör,
hemoglobin.”

Ege kaşlarını çattı.

“Bu kelimeyi duyuyorum ama tam olarak ne yaptığını kafamda canlandıramıyorum.”

Profesör alyuvarın içine biraz daha yaklaştı.

“Hemoglobin,” dedi,
“oksijen taşıyan bir proteindir. Ama tek başına çalışmaz.”

Asanın ucuyla küçük bir noktayı işaret etti.

“İşte bu küçük ama çok önemli nokta, demirdir.”

Mila şaşkınlıkla sordu:

“Bu kadar küçük bir şey nasıl bu kadar önemli olabilir?”

Profesör gülümsedi.

“Çünkü bu demir,” dedi,
“özel bir demirdir. Bu demir, elektron alışverişi yapabilen bir demirdir.”

Sınıfta sessizlik oldu.

Asya düşünerek konuştu:

“Elektron alışverişi yapabilmesi, onun oksijenle bağ kurabilmesini sağlıyor olabilir mi?”

Profesör başını salladı.

“Evet,” dedi.
“Ve şimdi çok önemli bir kelime öğreneceğiz.”

Asasını havaya kaldırdı.

Değerlik.

Çocukların bazıları kelimeyi defterine yazdı.

“Demir,” dedi Profesör,
“vücutta çoğunlukla iki hâlde bulunur: iki değerlikli demir (Fe²⁺) ve üç değerlikli demir (Fe³⁺).”

Defne Yaz merakla sordu:

“Bu artı işaretleri ne anlama geliyor?”

“Bu,” dedi Profesör,
“demirin kaç elektron verdiğini ya da alabildiğini gösterir.”

Çınar söze girdi:

“Yani bu demir, sabit bir şey değil; durumuna göre davranışı değişen bir madde.”

“Kesinlikle,” dedi Profesör.
“İşte bu yüzden vücuttaki demir, sıradan bir metal parçası değildir.”

Tam bu sırada Sihirli Profesör avucunda bir çivi belirdi.

“Soğuk, sert, gri bir çivi.”

Tibet hemen konuştu:

“İşte bu da demir.”

Profesör çiviyi alyuvarın yanına getirdi.

“Evet,” dedi.
“Ama bu demir, vücudun kullanabileceği bir demir değildir.”

Elif kaşlarını kaldırdı.

“Ama ikisi de Fe değil mi?”

“Kimyasal olarak evet,” dedi Profesör.
“Ama biyolojik olarak hayır.”

Çiviyi hafifçe vurdu.
Alyuvarın içindeki demir ise ışıldadı.

“Çivideki demir,” dedi,
“kristal yapılar hâlinde, büyük kümeler hâlindedir. Elektronlarını vücuda uygun şekilde veremez. Üstelik sindirim sistemi için yabancı ve tehlikelidir.”

Nilda ciddi bir sesle konuştu:

“Yani vücut, demirin adına değil, onun hangi hâlde olduğuna ve nasıl davrandığına bakıyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Vücut, kimya bilir.”

Hatice öğretmen çocuklara baktı.

“Bu yüzden,” dedi,
“demir eksikliği olan birine çivi yedirilmez.”

Sınıfta hafif bir gülüşme oldu ama mesaj çok netti.

Profesör sözünü tamamladı:

“Bugün şunu öğrendik:
Demir tek bir şey değildir.
Aynı element, farklı dünyalarda bambaşka roller oynar.”

Asasını tekrar yere vurdu.

“Bir sonraki yolculukta,” dedi,
“besinlerin içindeki demirin sindirimde nasıl değiştiğini, hangi değerlikte kana geçtiğini ve bağırsakların nasıl bir seçim yaptığına tanık olacağız.”

Çocuklar heyecanla birbirlerine baktı.

Bu sorunun cevabı artık sadece bir bilgi değil, bir yolculuktu.Bu sorunun cevabı artık sadece bir bilgi değil, bir yolculuktu.

Sihirli Profesör asasını yere vurduğunda etraflarındaki kırmızı akış yavaşladı, sonra tamamen durdu.
Alyuvarlar uzaklaştı, ortam karardı ve çocuklar kendilerini büyük, dalgalı duvarların arasında buldular.

Duvarlar sanki canlıydı.
Yavaşça kasılıyor, gevşiyor ve içlerinden buhar gibi bir sıcaklık yayılıyordu.

“Burası biraz ürkütücü,” dedi Mila, etrafına bakarken.

Hatice öğretmen sakin bir sesle konuştu:
“Burası ürkütücü değil, çok çalışkan bir yer.”

Sihirli Profesör başını salladı.

“Burası mide,” dedi.
“Demirin kaderinin ilk kez ciddi şekilde değiştiği yer.”

Eylül merakla sordu:
“Yani demir, yemeği ağzımıza aldığımız andan itibaren aynı kalmıyor mu?”

Profesör gülümsedi.

“Hayır,” dedi.
“Demir, mideye geldiğinde artık sadece bir ‘besin parçası’ değildir; kimyasal bir sürecin içine girer.”

Tam o sırada yukarıdan aşağıya doğru köpüklü bir sıvı aktı.
Keskin ama düzenli bir hareketi vardı.

“Bu da ne?” diye sordu Aziz.

“Bu,” dedi Profesör,
mide asidi. Daha bilimsel adıyla hidroklorik asit.”

Asya düşünceli bir sesle konuştu:
“Bu asit, yiyecekleri parçalıyor ama demir gibi bir elementi de etkileyebiliyor mu?”

“Evet,” dedi Profesör.
“Hem de çok önemli bir şekilde.”

Asasını salladı ve havada küçük semboller belirdi:

Fe³⁺ → Fe²⁺

Çocuklar dikkat kesildi.

“Hatırlayın,” dedi Profesör,
“demirin değerliklerinden bahsetmiştik.”

Defne Ebrar hemen konuştu:
“Üç değerlikli demir ve iki değerlikli demir.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Besinlerin içindeki demirin büyük bir kısmı mideye üç değerlikli (Fe³⁺) hâlde gelir.”

Tibet kaşlarını çattı.

“Peki bu kötü mü?”

“Tek başına kötü değil,” dedi Profesör.
“Ama bağırsaklar bu hâliyle demiri kolayca içeri alamaz.”

Çınar merakla sordu:
“Yani bağırsaklar seçici davranıyor ve demirin hangi değerlikte olduğuna bakıyor.”

“Kesinlikle,” dedi Profesör.
“İşte mide burada devreye girer.”

Mide duvarlarından bir ses yükseldi:

“Benim görevim sadece yemekleri eritmek değil,” dedi tok bir sesle.
“Ben demirin değerliğini de değiştiririm.”

Mila şaşkınlıkla etrafa baktı.

“Mideler konuşabiliyor mu?” diye fısıldadı.

Hatice öğretmen gülümsedi:
“Bugün her şey konuşabilir, yeter ki doğruyu söylesin.”

Profesör devam etti:

“Mide asidi, Fe³⁺ hâlindeki demirin bir elektron kazanmasını sağlar ve onu Fe²⁺ hâline dönüştürür.”

Ali düşünerek konuştu:
“Yani mide, demiri bağırsakların tanıyabileceği bir şekle sokuyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu olmadan demirin büyük bir kısmı vücuttan atılırdı.”

Tam o sırada farklı besin parçaları yanlarından geçti.

Bir et lifinin içinden gelen demir daha rahat görünüyordu.
Bir ıspanak parçasından gelen demir ise biraz daha karmaşıktı.

Zehra bunu fark etti.

“Etin içindeki demir sanki daha az uğraşıyormuş gibi duruyor,” dedi.

“Çok iyi gözlem,” dedi Profesör.
“Çünkü hayvansal besinlerdeki demir zaten heme yapısı içinde bulunur.”

Ege hemen sordu:
“Heme ne demek?”

Profesör durdu.

“Heme,” dedi,
“demirin, özel bir halka yapısının ortasında yer aldığı biyolojik bir pakettir.”

Asasını salladı, havada bir halka belirdi.

“Bu yapı,” dedi,
“demiri oksijen taşımaya uygun hâlde tutar.”

Mehmet Atlas dikkatle baktı.

“Yani hayvansal demirde demir zaten vücut için hazırlanmış bir hâlde geliyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu yüzden hayvansal demirin emilimi daha kolaydır.”

Mercan söze girdi:

“Peki bitkisel demir neden daha zor?”

Profesör ıspanak yaprağını işaret etti.

“Bitkilerdeki demir,” dedi,
“çoğunlukla Fe³⁺ hâlindedir ve etrafı başka maddelerle çevrilidir.”

Nilda ekledi:
“Yani demir adeta saklanmış gibi.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve mide asidi bu saklanmayı bozar.”

Bir portakal parçası sahneye girdi.

“Ben de yardım ediyorum,” dedi neşeli bir sesle.

“C vitamini,” dedi Hatice öğretmen.
“Onu tanıyoruz.”

Profesör başını salladı.

“C vitamini,” dedi,
“Fe³⁺’ü Fe²⁺’ye dönüştürmede mide asidinin en büyük destekçisidir.”

Defne Yaz düşünceli konuştu:

“O zaman ıspanakla birlikte limon ya da portakal yemek sadece bir alışkanlık değil, kimyasal bir destek.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu bilgi, mutfaktan laboratuvara uzanır.”

Mide yavaşça daraldı ve çocuklar aşağı doğru ilerledi.

“Şimdi,” dedi Profesör,
“ince bağırsağa giriyoruz.”

Etraf bir anda daha düzenli hâle geldi.
Duvarlar pürüzsüzdü ve üzerinde minik çıkıntılar vardı.

“Bunlar ne?” diye sordu Kıvanç.

“Bunlar villus,” dedi Profesör.
“Emilimi artıran yüzeyler.”

Bağırsak hücrelerinden biri öne çıktı.

“Ben,” dedi,
“demiri içeri alırım ama sadece doğru hâlde olursa.”

Asya hemen sordu:
“Yani Fe²⁺ hâlindeki demiri.”

“Evet,” dedi hücre.
“Fe³⁺ hâlindekini tanımam.”

Ela K dikkatle ekledi:

“Bu yüzden mide ve C vitamini çalışmazsa, demir bağırsaktan geçemez.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve şimdi çok önemli bir nokta daha var.”

Asasını kaldırdı.

“Demir, bağırsak hücresine girdikten sonra bile hemen kana geçmez.”

Çocuklar şaşkınlıkla baktı.

“Nasıl yani?” diye sordu Can.

“Demir,” dedi Profesör,
“önce hücrenin içinde ferritin adı verilen bir proteinle tutulabilir.”

Hatice öğretmen ekledi:

“Ferritin, vücudun geçici deposudur.”

Yaman düşünerek konuştu:

“Yani vücut, demiri hemen kullanmak zorunda değilse, onu güvenli bir yerde bekletiyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve ihtiyaca göre kana verir.”

Kana geçerken başka bir protein belirdi.

“Ben transferrinim,” dedi.
“Demiri kanda taşırım.”

Tibet gülümsedi.

“Demir hiç yalnız kalmıyor,” dedi.
“Hep bir taşıyıcısı var.”

Profesör başını salladı.

“Çünkü serbest demir tehlikelidir,” dedi.
“Kontrolsüz olursa hücrelere zarar verebilir.”

Hatice öğretmen sınıfa döndü.

“İşte çocuklar,” dedi,
“vücudumuz demiri hem çok ister hem de çok dikkatli taşır.”

Bağırsak geride kalırken çocuklar tekrar kırmızı akışın içine girdi.

Sihirli Profesör, “demirin fazlası ve eksikliği olduğunda neler yaşandığını ve neden bazen aynı besini yediğimiz hâlde farklı sonuçlar aldığımızı konuşma zamanı geldi.”

Çocuklar artık sadece meraklı değil, düşünceliydi.

Çünkü demir, basit bir madde olmaktan çıkmıştı.
Bir denge meselesine dönüşmüştü.

Kırmızı akış yeniden hızlandığında çocuklar artık bu ortamı yabancı hissetmiyordu.
Alyuvarlar etraflarından geçerken sanki onları tanıyormuş gibi selam veriyor, oksijen baloncukları düzenli bir şekilde taşınıyordu.

Ama bu kez bir şey farklıydı.

Bazı alyuvarlar güçlü ve parlakken, bazıları solgun görünüyordu.

Ege bunu ilk fark eden oldu.

“Bazıları sanki daha yorgun gibi,” dedi.
“Bu, az önce konuştuğumuz demirle ilgili olabilir mi?”

Sihirli Profesör durdu.

“Evet,” dedi.
“Şimdi demirin en zor ama en önemli kısmına geldik.”

Hatice öğretmen çocuklara döndü.

“Bir şeyi az bilmek sorun olabilir,” dedi.
“Ama fazla bilmek de bazen sorun yaratır. Demir tam olarak böyle bir maddedir.”

Mila şaşkınlıkla sordu:

“Yani demir hem eksik olunca hem fazla olunca sorun çıkarıyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve vücut bu yüzden demiri dengeleyerek yönetir.”

Asasını kaldırdı.
Ortaya büyük bir kontrol odası çıktı.

Gösterge panelleri, kapılar, sinyaller ve bekleyen proteinler vardı.

“Burası,” dedi Profesör,
“vücudun demir kontrol merkezi.”

Kapının önünde ciddi görünümlü bir protein duruyordu.

“Benim adım hepsidin,” dedi.
“Demirin girip girmeyeceğine karar veririm.”

Defne Ebrar dikkatle baktı.

“Yani sen bağırsaklara ‘al’ ya da ‘alma’ mı diyorsun?”

“Evet,” dedi hepsidin.
“Ve bu kararı rastgele vermem.”

Asya sordu:

“Nelere bakıyorsun?”

Hepsidin panelleri gösterdi.

“Vücuttaki toplam demir miktarına,” dedi.
“Yeni alyuvar yapımına,”
“Enfeksiyon olup olmadığına,”
“Büyüme hızına.”

Çınar şaşkınlıkla konuştu:

“Yani vücut hasta olunca bile demirle ilgili kararını değiştiriyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Çünkü bazı mikroplar demiri çok sever.”

Zehra hemen sordu:

“Yani vücut, mikroplar demiri kullanamasın diye onu saklıyor.”

“Evet,” dedi Hatice öğretmen.
“Bu yüzden bazı hastalıklarda demir düşük görünür ama aslında depolarda vardır.”

Bu sırada karaciğer yeniden ortaya çıktı.

“Ben,” dedi,
“demirin ana deposuyum.”

Mehmet Atlas düşünerek konuştu:

“Yani demir kan tahlilinde düşük çıkabilir ama karaciğerde saklı olabilir.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu yüzden tek bir ölçüm her zaman yeterli olmaz.”

Bir ekran açıldı.
Üzerinde farklı çocuk siluetleri vardı.

“Şimdi,” dedi Profesör,
“aynı yemeği yiyen ama farklı sonuç alan üç çocuğu inceleyelim.”

İlk siluet parladı.

“Bu çocuk hızlı büyüyor,” dedi Profesör.
“Vücudu daha fazla demir istiyor.”

İkinci siluet belirdi.

“Bu çocuk sık enfeksiyon geçiriyor,” dedi.
“Vücudu demiri saklıyor.”

Üçüncü siluet göründü.

“Bu çocuk yeterince demir alıyor ama fazla da alıyor.”

Kıvanç kaşlarını çattı.

“Yani aynı demir, farklı vücutlarda farklı davranıyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Çünkü demiri kullanan şey demirin kendisi değil, vücudun ihtiyacıdır.”

Bir alyuvar yanlarına yaklaştı.

“Demir eksik olunca,” dedi,
“ben küçülürüm, solgunlaşırım ve daha az oksijen taşırım.”

Tibet bunu duyunca sordu:

“O zaman kişi çabuk yorulur, değil mi?”

“Evet,” dedi alyuvar.
“Çünkü kaslara ve beyne yeterince oksijen gidemez.”

Ela Y ekledi:

“Bu da dikkat dağınıklığına ve öğrenme güçlüğüne yol açabilir.”

Hatice öğretmen başını salladı.

“Bu yüzden demir, çocuklar için özellikle önemlidir.”

Bu kez farklı bir tablo açıldı.

“Peki fazla olursa?” diye sordu Aziz.

Profesör ciddileşti.

“Fazla demir,” dedi,
“kontrolsüz kalırsa hücrelere zarar verir.”

Bir hücre karardı, duvarları zedelendi.

“Serbest demir,” dedi Profesör,
“oksijenle tehlikeli tepkimelere girer.”

Asya hemen bağlantı kurdu:

“Yani demir oksijen taşımada çok yararlı ama kontrolsüz olursa oksijenle zarar verebiliyor.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu yüzden transferrin ve ferritin gibi proteinler hayati önemdedir.”

Can merakla sordu:

“Peki insanlar neden kendi kendine demir ilacı almamalı?”

Hatice öğretmen yanıtladı:

“Çünkü vücudun ihtiyacından fazlası zarar verebilir ve bunu dışarıdan anlamak her zaman mümkün değildir.”

Hepsidin tekrar konuştu:

“Benim işimi karıştırırsanız,” dedi,
“denge bozulur.”

Çocuklar sessizleşti.

Bu sessizlik, bilginin yerine oturduğu bir sessizlikti.

Profesör yumuşak bir sesle devam etti:

“Şimdi artık şunu biliyorsunuz:
Demir bir elementtir ama vücutta bir sistem içinde çalışır.
Besinle gelir, mideyle değişir, bağırsakla seçilir, proteinlerle taşınır ve depolarla dengelenir.”

Eylül düşünceli konuştu:

“Yani demir, tek başına güçlü değil; doğru yerde ve doğru zamanda güçlü.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu cümle, bugünün özeti.”

Asasını kaldırdı.

“Bir dünya daha var,” dedi.
“Ve orada demir çok güçlüdür ama canlı değildir.”

Çocuklar birbirine baktı.

“İnşaatlardaki demir,” dedi Ege.

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve onun neden vücut için tamamen farklı bir anlam taşıdığını göreceğiz.”

Işıklar yeniden değişti.

Işık dağıldığında çocuklar bu kez sert bir zeminin üzerinde duruyordu.
Altlarında soğuk, gri ve düzgün bir yüzey vardı.
Hava metal kokuyordu.

Etraflarına baktıklarında dev kolonlar, kalın kirişler, birbirine kenetlenmiş çelik halatlar ve yukarı doğru uzanan bir iskelet gördüler.

“Burası bir bina,” dedi Atlas.
“Daha doğrusu binanın iskeleti.”

Sihirli Profesör başını salladı.

“Evet,” dedi.
“Burası insan yapımı demirin dünyası.”

Çınar yere eğildi, elini zemine yaklaştırdı.

“Soğuk,” dedi.
“Ve hiç canlı gibi hissettirmiyor.”

“Çünkü canlı değil,” dedi Profesör.
“Ama çok güçlü.”

Bir iş makinesi yanlarından geçti.
İçindeki demir parçalar birbirine tam uyumla çalışıyordu.

Mehmet Atlas merakla sordu:

“Bu kadar güçlü olan bir şey, neden vücudun içinde işe yaramıyor?”

Profesör durdu.

“Bu soru,” dedi,
“demirin neden her yerde aynı anlama gelmediğini anlamak için en önemli soru.”

Asasını kaldırdı.
Havada iki ayrı görüntü belirdi.

Birinde, kanın içindeki hemoglobin.
Diğerinde, çelikten bir kolon.

“İkisi de demir içeriyor,” dedi.
“Ama bu iki demir arasında düzen farkı var.”

Defne Ebrar dikkatle baktı.

“Yani fark, sadece demirin olması değil; nasıl bir düzen içinde olduğu.”

“Evet,” dedi Profesör.
“İnsan yapımı demir, çoğu zaman alaşım hâlindedir.”

Ege hemen sordu:

“Alaşım ne demek?”

Profesör yanıtladı:

“Alaşım, demirin karbon ve başka metallerle birlikte eritilip yeniden şekillendirilmiş hâlidir. Çelik bunun en bilinen örneğidir.”

Yaman düşünerek konuştu:

“Yani bu demir, bilerek sertleştirilmiş ve değişmiş bir demir.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve bu değişim onu binalar için harika, vücut için ise tamamen uygunsuz yapar.”

Bir kolonun yüzeyi yavaşça kahverengiye döndü.

“Bu da ne?” diye sordu Mila.

“Bu,” dedi Profesör,
“oksidasyon. Daha günlük adıyla paslanma.”

Asya hemen bağlantı kurdu:

“Bu da oksijenle ilgili.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Demir oksijenle elektron alışverişi yapar. Ama burada bu alışveriş kontrolsüzdür.”

Havada küçük bir şema belirdi.

Demir atomları, oksijenle birleşiyor ve düzensiz bir yapı oluşturuyordu.

“Bu dünyada,” dedi Profesör,
“demirin değerlik değiştirmesi canlı bir amaç için değildir. Sadece çevreyle tepkimeye girer.”

Zehra sordu:

“Vücutta ise bu değişim kontrollü.”

“Evet,” dedi Hatice öğretmen.
“Proteinler tarafından yönetiliyor.”

Profesör iki görüntüyü yan yana getirdi.

“Vücutta,” dedi,
“demirin değerliği işlev içindir.
İnşaatta ise dayanıklılık içindir.”

Bir işçi elindeki demir çubuğu bükmeye çalıştı ama başaramadı.

“Bu demirin görevi,” dedi Profesör,
“yük taşımak, ayakta durmak, direnmek.”

Ali düşündü.

“Vücutta ise demirin görevi yük taşımak ama bu yük oksijen.”

“Evet,” dedi Profesör.
“İkisi de taşıyıcı ama taşıdıkları şey farklı.”

Nilda bir an duraksadı.

“O zaman çividen gelen demirin vücutta işe yaramamasının sebebi, onun yanlış görev için üretilmiş olması.”

“Çok güzel ifade ettin,” dedi Profesör.
“Yanlış görev, yanlış ortam.”

Bir çivi yere düştü.
Profesör onu aldı.

“Bu çivideki demir,” dedi,
“büyük kristaller hâlinde, sıkı sıkıya bağlıdır. Mide asidi bunu çözemez. Bağırsak hücresi tanımaz.”

Ela K ekledi:

“Yani sorun demirin ‘kötü’ olması değil; biyolojik dile çevrilememesi.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Vücut, kimyasal bir dil konuşur.”

Hatice öğretmen çocuklara baktı.

“Bu yüzden,” dedi,
“‘demir’ kelimesini duyduğunuzda artık sormanız gereken soru şudur:
Hangi demir?

Bir vinç yukarı doğru ağır bir yük kaldırdı.

“Bu demir,” dedi Profesör,
“insan hayatını kurtarabilir. Binaları ayakta tutar.”

Sonra görüntü değişti.
Bir hastanede, kan torbaları taşınıyordu.

“Bu demir,” dedi,
“insan hayatını yaşatır.”

Çocuklar sessizce izledi.

Defne Yaz konuştu:

“Yani demir, nerede ve nasıl kullanıldığına göre tamamen farklı bir anlama sahip.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Ve bilim, bu farkı anlamamıza yardım eder.”

Birden ortam yavaşça silinmeye başladı.
Metal sesleri azaldı, gri renkler yerini sıcak tonlara bıraktı.

“Son bir yolculuk kaldı,” dedi Profesör.
“Ve bu yolculukta öğrendiklerimizi birleştireceğiz.”

Işık yavaşça yumuşadı.
Metal sesleri tamamen kayboldu.
Çocuklar yeniden tanıdık bir sıcaklık hissetti.

Ayaklarının altındaki zemin sert değildi artık.
Ne metalikti ne de akışkandı.

Bir sınıf zeminiydi.

Sıralar yerli yerindeydi.
Tahta, pencere, defterler…
Hepsi oradaydı.

Ama sınıf artık aynı sınıf değildi.

Çünkü çocukların bakışı değişmişti.

Hatice öğretmen masanın önünde duruyordu.
Sihirli Profesör hemen yanında, sessizce sınıfı izliyordu.

“Az önce,” dedi Hatice öğretmen,
“üç farklı dünya gezdik. Ama şimdi asıl soru şu: Oradan ne getirdik?”

Bir süre kimse konuşmadı.

Bu, cevabı bilmedikleri için değil;
nasıl söyleyeceklerini düşündükleri için oluşan bir sessizlikti.

Ege ilk konuşan oldu.

“Demirin tek bir şey olmadığını,” dedi.
“Aynı kelimenin, farklı ortamlarda tamamen farklı anlamlar taşıyabildiğini gördüm.”

Hatice öğretmen başını salladı.

“Devam et,” dedi.

Ege düşünerek sürdürdü:

“Kanımızdaki demirin görevi oksijen taşımak, besinlerdeki demirin görevi bu sisteme katılmak, inşaatlardaki demirin görevi ise yük taşımak. Hepsi taşıyor ama taşıdıkları şey ve taşıma şekilleri farklı.”

Sihirli Profesör gülümsedi.

“Bu,” dedi,
“bilimsel düşünmenin çok iyi bir özeti.”

Elif söz aldı.

“Ben şunu fark ettim,” dedi.
“Vücut, demiri ‘demir’ olduğu için almıyor. Onu önce parçalıyor, sonra dönüştürüyor, sonra seçiyor.”

Asya ekledi:

“Ve bu seçim sadece miktara göre değil; demirin değerliğine, bağlandığı yapıya ve vücudun o anki ihtiyacına göre yapılıyor.”

Hatice öğretmen tahtaya büyük bir üçgen çizdi.

Üçgenin köşelerine üç kelime yazdı:

YAPI – ORTAM – GÖREV

“Bunu unutmayın,” dedi.
“Bilimde bir maddenin ne olduğu, bu üç şeyle anlaşılır.”

Mila elini kaldırdı.

“Bu yüzden çividen gelen demir, yapı olarak yanlış, ortam olarak uygunsuz ve görev olarak da vücudun ihtiyacına uymuyor.”

“Evet,” dedi Hatice öğretmen.
“Ve bu cümlede bilim var.”

Çınar konuştu:

“Benim için en ilginç olan şey, demirin değerliğinin değişmesi oldu. Fe³⁺ hâlinin bağırsakta işe yaramaması ama Fe²⁺ hâline dönüştüğünde kapıların açılması.”

Sihirli Profesör tahtaya küçük bir kapı çizdi.

“Bu kapı,” dedi,
“ince bağırsağın kapısı.”

Yanına Fe³⁺ yazdı, kapıyı kapalı çizdi.
Fe²⁺ yazdı, kapıyı açık çizdi.

“Bu bir benzetme,” dedi,
“ama doğru bir benzetme.”

Defne Ebrar söze girdi:

“Yani mide sadece sindiren bir yer değil, demiri kimyasal olarak hazırlayan bir istasyon.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Mide, bir dönüştürücüdür.”

Nilda düşünceli bir sesle konuştu:

“Ve C vitamini, bu dönüşümde yardımcı bir madde. Yani bazı besinler, tek başına değil, birlikte anlam kazanıyor.”

Hatice öğretmen bunu tahtaya ekledi:

BİRLİKTE ETKİ

“Bu,” dedi,
“bilimin mutfakla buluştuğu yerdir.”

Aziz söz aldı.

“Ben şunu da anladım,” dedi.
“Demir fazlalığı da en az eksikliği kadar tehlikeli. Çünkü serbest kaldığında hücrelere zarar verebiliyor.”

Sihirli Profesör ciddiyetle başını salladı.

“Bu yüzden,” dedi,
“vücut demiri asla serbest bırakmaz. Onu ya ferritinle saklar ya transferrinle taşır.”

Ali ekledi:

“Ve hepsidin, bu trafiğin kapılarını açıp kapatan bir kontrolcü gibi çalışıyor.”

Hatice öğretmen gülümsedi.

“Bakın,” dedi,
“şu anda lisede, hatta üniversitede öğretilen kavramları kullanıyorsunuz. Ama zorlanmıyorsunuz. Çünkü bunları bir sistem içinde gördünüz.”

Eylül elini kaldırdı.

“Benim kafamda şu netleşti,” dedi.
“Demir bir element ama vücutta bir rol oyuncusu. Rolü, bulunduğu sahneye göre değişiyor.”

Sihirli Profesör bu cümleyi duyunca asasını hafifçe yere vurdu.

“İşte,” dedi,
“bilimsel düşüncenin özü budur.”

Sınıfın ortasında üç görüntü belirdi.

Birincisi: Bir alyuvar, oksijen taşıyor.
İkincisi: Bir tabak mercimek ve yanında limon.
Üçüncüsü: Bir köprü, ağır yükleri taşıyor.

“Şimdi,” dedi Profesör,
“aynı soruyu bu üç görüntüye sorun.”

Tahtaya yazdı:

‘Bu demir aynı mı?’

Zehra cevap verdi:

“Hayır. Çünkü birincisi biyolojik bir sistemin parçası, ikincisi biyolojik sisteme girmek için hazırlanmış, üçüncüsü ise biyolojik sistemden tamamen bağımsız.”

Hatice öğretmen alkışladı.

“Bu cevap,” dedi, “ezber değil, düşünce.”

Defne Yaz konuştu:

“Bence bu sadece demir için geçerli değil. Birçok madde için de böyle olabilir.”

“Evet,” dedi Profesör.
“Bu yüzden bilim, tek tek bilgileri değil, ilişkileri öğretir.”

Mehmet Atlas ekledi:

“Ve bu ilişkileri anlamadan sadece isimleri bilmek, gerçek anlamda bilgi sayılmaz.”

Sınıfta bir sessizlik oldu.

Bu sessizlik, artık bilginin yerleştiği sessizlikti.

Hatice öğretmen son kez konuştu:

“Bugün demiri öğrendiniz ama aslında şunu öğrendiniz:
Bir şeyin ne olduğunu anlamak için, onun nasıl davrandığını incelemek gerekir.”

Sihirli Profesör çocuklara baktı.

“Artık,” dedi,
“‘demir’ kelimesini duyduğunuzda zihninizde tek bir görüntü değil, üç dünya canlanacak.”

Asasını yavaşça indirdi.

“Ve bu,” dedi,
“bilim insanı gibi düşünmeye başladığınızın işaretidir.”

Işık yavaşça dağıldı.
Profesör siluet hâline geldi.
Sonra tamamen kayboldu.

Sınıfta sadece çocuklar ve Hatice öğretmen kaldı.

Ama artık sınıfta bir şey daha vardı:

Ayırt edebilen zihinler.

Dr. Mustafa KEBAT

Çocuklar..!!

En altta metalik demir ile gıdalarda ve insan vücudunda bulunan demirin farklarını ele alan bilimsel bir yazı da mevcut. Belki merak edip okursunuz. :):):):)

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Yukarıda yer alan hikaye firmalarımız Tetkik OSGB – Tetkik Danışmanlık tarafından sosyal sorumluluğumuz olan çocuklarımızı bilgilendirmek, okumaya, çalışmaya, doğal hayata heveslendirmek ülkemize ve geleceğimize yararlı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak maksadı ile yayınlanmıştır.

Dr Mustafa KEBAT

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz. Varsa hatalarımızı bildirmeniz daha faydalı olmamıza desteğiniz bizim için çok değerli.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Metalik Demir ile Biyolojik Sistemlerde Bulunan Demirin Temel Farkları

Demir (Fe), periyodik tabloda geçiş metalleri grubunda yer alan, atom numarası 26 olan bir elementtir. Ancak demirin fiziksel, kimyasal ve biyolojik ortamlardaki varlığı, yalnızca “element” kimliği üzerinden açıklanamaz. Metalik demir ile gıdalarda ve insan vücudunda bulunan demir; kimyasal form, oksidasyon durumu, bağlanma biçimi, biyoyararlanım ve fizyolojik etki açısından temelden farklı yapılardır.

1. Kimyasal Form ve Yapısal Durum

Metalik demir, Fe⁰ (sıfır değerlikli) hâlde bulunan, kristal kafes yapısına sahip, yüksek mekanik dayanımlı ve elektrik iletkenliği gösteren bir maddedir. Atomlar, metalik bağlarla birbirine tutunur ve serbest elektronlar sayesinde iletkenlik ve şekil verilebilirlik özellikleri ortaya çıkar. Bu form, inşaat, makine ve sanayi uygulamalarında kullanılan “demir” kavramını temsil eder.

Buna karşılık gıdalarda ve biyolojik sistemlerde bulunan demir asla Fe⁰ hâlinde bulunmaz. Biyolojik ortamda demir, yalnızca iyonik ya da kompleks bağlı formlarda bulunabilir. En yaygın biyolojik formlar Fe²⁺ (ferroz) ve Fe³⁺ (ferrik) iyonlarıdır. Bu iyonlar serbest hâlde değil; proteinler, porfirin halkaları veya organik ligandlar ile kompleks oluşturmuş durumdadır.

2. Oksidasyon Durumu (Değerlik)

Metalik demir kimyasal olarak indirgenmiş, elektronlarını kaybetmemiş bir hâlde bulunur. Biyolojik sistemler ise bu formu ne tanır ne de kullanabilir. İnsan vücudu için biyolojik olarak anlamlı demir yalnızca Fe²⁺ ve Fe³⁺ değerlik durumlarındadır.

Fe²⁺, biyoyararlanımı yüksek, bağırsaklardan emilebilen formdur. Fe³⁺ ise daha kararlı ancak emilimi sınırlı bir formdur ve emilim öncesinde indirgenmesi gerekir. Bu nedenle mide asidi (HCl) ve askorbik asit gibi indirgen ajanlar, Fe³⁺’ün Fe²⁺’ye dönüşümünde kritik rol oynar.

3. Gıdalardaki Demirin Biyokimyasal Formları

Gıdalarda bulunan demir iki ana grupta incelenir: hem demiri ve non-hem demiri. Hem demiri, et ve hayvansal ürünlerde bulunur ve porfirin halkası içerisinde Fe²⁺ formunda yer alır. Emilimi yüksek ve diyet bileşenlerinden görece bağımsızdır.

Non-hem demiri ise bitkisel kaynaklarda bulunur ve çoğunlukla Fe³⁺ formundadır. Emilimi; fitatlar, polifenoller ve kalsiyum gibi inhibitörlerden olumsuz etkilenir. Bu demirin biyolojik sisteme katılabilmesi için kimyasal olarak indirgenmesi ve spesifik taşıyıcılar aracılığıyla hücre içine alınması gerekir.

4. Vücuttaki Demirin Fonksiyonel Organizasyonu

İnsan vücudunda demir, serbest iyon olarak dolaşmaz. Serbest demir, reaktif oksijen türleri oluşturarak hücresel hasara yol açabileceği için sıkı bir şekilde kontrol edilir. Demirin %65’ten fazlası hemoglobin yapısında, oksijen taşınmasında görev alır. Kalan kısmı miyoglobin, sitokromlar ve çeşitli enzimlerin aktif merkezlerinde yer alır.

Depolama amacıyla demir ferritin ve hemosiderin proteinlerine bağlanır. Taşınma sürecinde ise transferrin proteini görev alır. Bu sistemler, demirin redoks özelliklerini biyolojik olarak güvenli hâle getirir.

5. Biyolojik Uyum ve Toksisite

Metalik demir biyolojik sistemlerle uyumlu değildir. Sindirim sistemine alınması hâlinde çözünmez, emilemez ve potansiyel olarak mekanik ve kimyasal hasara yol açabilir. Buna karşılık biyolojik demir formları, proteinlerle kompleks hâlde bulunarak kontrollü redoks reaksiyonlarına katılır.

Sonuç olarak metalik demir ile gıdalarda ve vücutta bulunan demir, aynı elementin tamamen farklı kimyasal ve biyolojik bağlamlarda tanımlanmış formlarıdır. Biyolojik demir, elementten ziyade fonksiyonel bir biyomolekül bileşeni olarak değerlendirilmelidir.

Daha Fazla

Masa Başı Çalışanlar İçin Kan Dolaşımında Denge Rehberi – 1

Önsöz

Günümüz iş yaşamında masa başı çalışma, bilgi ve teknoloji odaklı sektörlerde çalışan bireylerin günlük rutinlerinin önemli bir parçası hâline gelmiştir. Bilgisayar başında uzun saatler geçirmek, yüksek yoğunluklu zihinsel faaliyetler ve hareketsiz oturma alışkanlıkları, verimliliği artırırken, beraberinde bazı sağlık risklerini de getirmektedir. Özellikle kan dolaşımı, vücudumuzun temel yaşam fonksiyonlarını sürdüren hayati bir sistem olarak, masa başı çalışma ile doğrudan etkileşim halindedir.

Bu rehber, masa başı çalışanlarının kan dolaşımını korumak ve optimize etmek, uzun süreli oturmanın olumsuz etkilerini minimize etmek ve genel sağlık durumlarını güçlendirmek amacıyla hazırlanmıştır. Amacım, yalnızca sorunları tanımlamak değil; aynı zamanda pratik, uygulanabilir ve sürdürülebilir çözümler sunarak, çalışanların günlük yaşamlarına kolayca entegre edebileceği yöntemler önermektir.

Rehber, çalışan sağlığını önemseyen işverenler, insan kaynakları profesyonelleri, İSG uzmanları ve bireysel çalışanlar için bir başvuru kaynağı olarak tasarlanmıştır. İçeriğinde, dolaşımı destekleyen egzersizler, ergonomik düzenlemeler, beslenme ve sıvı alımı önerileri ile stres yönetimi teknikleri gibi çok yönlü uygulamalar yer almaktadır.

Bu önsözle birlikte rehberin temel mesajı şudur: Hareket etmek, küçük ama sürekli adımlar atmak ve yaşam tarzında bilinçli tercihler yapmak, kan dolaşımını dengede tutmak ve sağlıklı bir iş yaşamı sürdürmek için en etkili yoldur.

Çalışanların kendilerini daha enerjik, odaklanmış ve sağlıklı hissetmeleri için hazırladığım bu rehberin, hem bireysel sağlık hem de iş verimliliği açısından değerli bir kaynak olacağına inanıyorum.

Aşağıda yer alan ana başlıklar ve ara başlıkları haftalık olarak sizlerle paylaşacağım.

Ana Başlıklar ve Ara Başlıklar
1. Giriş – 02.01.2026
  • 1.1 Rehberin Amacı
  • 1.2 Hedef Kitle
  • 1.3 Kan Dolaşımı ve Masa Başı Çalışmanın Önemi

2. Kan Dolaşımı ve Masa Başı Çalışmanın Etkileri – 09.01.2026
  • 2.1 Kan Dolaşımının Temel İşlevleri
  • 2.2 Uzun Süreli Oturmanın Fizyolojik Etkileri
  • 2.3 Dolaşım Bozukluklarının Belirtileri

3. Günlük Alışkanlıklar ile Dolaşımı Destekleme – 16.01.2026
  • 3.1 Düzenli Molalar ve Hareket
  • 3.2 Ofis İçi Egzersizler
  • 3.3 Doğru Oturma ve Postür

4. Masada Kan Dolaşımını İyileştiren Uygulamalar – 23.02.2026
  • 4.1 Ayak ve Bacak Pozisyonları
  • 4.2 Masa ve Sandalye Yüksekliğinin Optimizasyonu
  • 4.3 Bilgisayar ve Monitör Düzeni

5. Beslenme ve Sıvı Alımı – 30.01.2026
  • 5.1 Dolaşımı Destekleyen Besinler
  • 5.2 Su Tüketimi ve Hidratasyon
  • 5.3 Kafein ve Alkolün Etkileri

6. Stres Yönetimi ve Dolaşım – 06.02.2026
  • 6.1 Stresin Kan Dolaşımına Etkisi
  • 6.2 Nefes Egzersizleri
  • 6.3 Kısa Meditasyon ve Rahatlama Teknikleri

7. Dolaşım Sorunlarının Erken Tespiti ve Önleme – 13.02.2026
  • 7.1 Yaygın Dolaşım Problemleri
  • 7.2 Evde ve Ofiste Basit Kontroller
  • 7.3 Profesyonel Destek Gerektiren Durumlar

8. Özet ve Pratik Öneriler – 20.02.2026
  • 8.1 Günlük Uygulama Planı
  • 8.2 Hatırlatıcı ve Motivasyon Önerileri
  • 8.3 Kaynaklar ve Ek Okuma

1. Giriş
1.1 Rehberin Amacı

Masa başı çalışma, modern iş yaşamının ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Günümüzde çalışanların büyük bir kısmı, günlük işlerini bilgisayar başında, sabit bir pozisyonda ve uzun süre boyunca yürütmektedir. Bu çalışma biçimi, bilgi çağının gerekliliklerini yerine getirirken üretkenliği ve verimliliği artırsa da, fiziksel sağlık üzerinde ciddi etkiler oluşturabilmektedir. Özellikle kan dolaşımı, uzun süreli oturma alışkanlıklarından doğrudan etkilenmekte ve çeşitli kardiyovasküler, metabolik ve kas-iskelet sistemi sorunlarına zemin hazırlamaktadır.

Bu rehberin amacı, masa başı çalışanlarının kan dolaşımını desteklemek, dolaşım bozukluklarını önlemek ve genel sağlık durumlarını iyileştirmek için bilimsel ve pratik bilgiler sunmaktır. Rehber, yalnızca teorik açıklamalarla sınırlı kalmayıp, günlük yaşamda uygulanabilecek basit, etkili ve sürdürülebilir yöntemleri de kapsayacak şekilde tasarlanmıştır.

Rehberin temel hedefleri şu şekilde özetlenebilir:

  1. Bilgilendirme: Çalışanların kan dolaşımının önemi, dolaşım bozukluklarının olası etkileri ve masa başı çalışmanın dolaşım üzerindeki etkileri konusunda farkındalık yaratmak.
  2. Uygulama Rehberliği: Çalışanların iş günü boyunca kısa egzersizler, pozisyon değişiklikleri, nefes teknikleri ve ergonomik düzenlemelerle kan dolaşımını destekleyebilmesini sağlamak.
  3. Önleyici Sağlık: Uzun süreli oturmanın yol açabileceği sağlık risklerini minimize etmek, damar sağlığı ve kardiyovasküler riskleri azaltmak.
  4. Sürdürülebilir Alışkanlıklar: Çalışanların sadece iş saatlerinde değil, günlük yaşamlarında da dolaşımı destekleyen alışkanlıklar geliştirmelerine yardımcı olmak.

Rehber, işverenler, insan kaynakları profesyonelleri, İSG birimleri ve bireysel çalışanlar tarafından kullanılabilecek şekilde tasarlanmıştır. İşverenler açısından, rehberin uygulanması çalışan sağlığını desteklerken verimliliği artırabilir, iş kazalarını ve meslek hastalıklarını azaltabilir; çalışanlar açısından ise bireysel sağlık, enerji düzeyi ve yaşam kalitesini artırabilir.

Ayrıca, bu rehber yalnızca kan dolaşımını iyileştirmeye odaklanmakla kalmayıp, masa başı çalışmanın yol açabileceği dolaylı sağlık sorunlarına da dikkat çekmektedir. Bu kapsamda rehber, ergonomi, beslenme, stres yönetimi ve kısa fiziksel aktiviteler gibi konuları bütünsel bir çerçevede ele alarak, kan dolaşımı-dengesi temelli bir bütünsel sağlık yaklaşımı sunmaktadır.

1.2 Hedef Kitle

Bu rehber, masa başı çalışanlarının sağlığını ve refahını desteklemek amacıyla hazırlanmıştır. Hedef kitle, aşağıdaki grupları kapsamaktadır:

  1. Bireysel Çalışanlar: Günlük işlerini büyük ölçüde bilgisayar başında yapan, hareketsiz pozisyonlarda uzun süre çalışan ofis çalışanları, yönetici ve uzmanlar.
  2. İşverenler ve İnsan Kaynakları Departmanları: Çalışan sağlığını koruma, iş verimliliğini artırma ve işyerinde sağlıklı alışkanlıkları teşvik etme sorumluluğu bulunan kurum içi birimler.
  3. İSG ve Sağlık Profesyonelleri: İş sağlığı ve güvenliği uzmanları, fizyoterapistler, ergonomi danışmanları ve beslenme uzmanları; rehber, bu profesyonellerin işyeri programlarını planlamalarına yardımcı olabilir.
  4. Eğitim ve Bilinçlendirme Kurumları: Çalışan sağlığı ve ergonomi konularında eğitim düzenleyen kuruluşlar veya üniversiteler; rehber, eğitim materyali olarak da kullanılabilir.

Hedef kitle, farklı yaş, cinsiyet ve fiziksel durumlara sahip çalışanları kapsayacak şekilde geniş tutulmuştur. Bu sayede rehber, hem genç profesyoneller hem de orta yaş ve üzerindeki çalışanlar için uygun uygulamaları ve önerileri içerebilmektedir.

Rehberin hedef kitlesi ayrıca farklı sektörlerden ve iş ortamlarından gelen çalışanları da kapsamaktadır. Örneğin, teknoloji, finans, üretim yönetimi, eğitim, kamu ve hizmet sektöründe masa başı çalışma yaygın olduğundan, rehberin önerileri sektöre özel adaptasyonlarla kullanılabilir.

Ayrıca, hedef kitle yalnızca masa başı çalışanlarla sınırlı değildir; rehber, hareketsiz yaşam tarzı ve düşük fiziksel aktiviteye sahip tüm bireyler için de genel dolaşım sağlığı farkındalığı sağlayabilir. Böylece rehber, işyeri sağlığı programlarıyla entegre edilebilecek bir temel kaynak işlevi görür.

1.3 Kan Dolaşımı ve Masa Başı Çalışmanın Önemi

Kan dolaşımı, insan vücudunun tüm hücrelerine oksijen ve besin maddelerini taşıyan hayati bir sistemdir. Etkin bir dolaşım sistemi olmadan, dokuların ihtiyaç duyduğu oksijen ve enerji sağlanamaz; bu da metabolik fonksiyonların bozulmasına, yorgunluk ve çeşitli hastalık risklerinin artmasına yol açar. Masa başı çalışma, bu doğal süreç üzerinde doğrudan bir etkendir.

Uzun süreli oturma, kanın bacaklarda ve alt ekstremitelerde birikmesine yol açabilir; bu durum venöz dönüşün azalması anlamına gelir. Venöz dönüşün azalması, bacaklarda ödem oluşumunu artırabilir ve zamanla varis, damar sertliği ve tromboz gibi sorunlara zemin hazırlayabilir. Ayrıca, uzun süreli hareketsizlik, kalp atımının verimli çalışmasını etkileyebilir ve kardiyovasküler yükü artırabilir.

Masa başı çalışmanın dolaşım üzerindeki etkileri yalnızca alt ekstremitelerle sınırlı değildir. Omurga, boyun ve omuz kasları da hareketsizlikten olumsuz etkilenir; bu durum postür bozuklukları, kas gerginliği ve ağrıya yol açarken, dolaylı olarak dolaşım ve metabolizma üzerinde de olumsuz etkiler oluşturur.

Dolaşımın bozulması sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel performansı da etkiler. Beyne yeterli oksijen taşınamadığında, konsantrasyon düşer, yorgunluk artar ve genel performans azalır. Bu durum, özellikle masa başında yoğun zihinsel odak gerektiren işlerde, üretkenliği olumsuz yönde etkileyebilir.

Araştırmalar, masa başı çalışma ve hareketsiz yaşamın kronik sağlık risklerini artırdığını göstermektedir. Bunlar arasında kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon, metabolik sendrom, diyabet ve tromboembolik olaylar yer almaktadır. Ayrıca, kan dolaşımının bozulması, damar elastikiyetini azaltarak uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir.

Rehberin bu bölümünde, çalışanların kan dolaşımını destekleyecek stratejiler konusunda farkındalık geliştirmesi amaçlanmaktadır. Düzenli aralıklarla yapılan hafif egzersizler, pozisyon değişiklikleri, ergonomik oturma düzeni ve nefes teknikleri, dolaşımın iyileştirilmesinde etkili araçlardır. Bunun yanı sıra, beslenme ve sıvı alımı gibi yaşam tarzı faktörleri de kanın viskozitesini ve damar sağlığını doğrudan etkiler.

Masa başı çalışanlar için kan dolaşımının önemi, yalnızca sağlık risklerini azaltmakla sınırlı değildir; aynı zamanda enerji seviyesini, dikkat ve konsantrasyonu artırarak iş performansını yükseltir. Rehber, çalışanların bu farkındalığı kazanması ve pratik uygulamalar geliştirmesi için temel bilgiler sunmaktadır.

Sonuç olarak, kan dolaşımı-dengesi rehberi, masa başı çalışmanın getirdiği sağlık risklerini azaltmayı, çalışanların hem fiziksel hem de zihinsel performansını desteklemeyi, yaşam kalitesini yükseltmeyi hedefleyen bütünsel bir yaklaşım sunmaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Çimento Fabrikalarında Çalışma Ortamı Verilerinin Kardiyovasküler Risk Üzerindeki Belirleyici Rolü

Termal, Kimyasal, Fiziksel ve Ergonomik Stres Faktörlerinin Bütüncül Değerlendirmesi

Modern çalışma yaşamında bireyin sağlığı yalnızca genetik özelliklerine veya kişisel yaşam tarzına bağlı olarak şekillenmemektedir. Özellikle sanayi sektörlerinde, çalışanların maruz kaldığı çevresel ve fiziksel koşullar, uzun vadede ciddi sağlık sorunlarının oluşmasına zemin hazırlayabilmektedir.

Kardiyovasküler hastalıklar, dünya genelinde önlenebilir ölüm nedenlerinin başında yer almakta olup; yalnızca tıbbi risk faktörleriyle değil, aynı zamanda iş ortamındaki stresörlerle de yakından ilişkilidir. Bu bağlamda termal stres, kimyasal maruziyet, gürültü ve ergonomik yük gibi unsurlar, giderek daha fazla önem kazanan çevresel risk faktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Özellikle sanayi ortamlarında çalışan bireylerin maruz kaldığı çevresel koşulların kardiyovasküler (KV) risk üzerindeki etkilerini, bilimsel veriler ışığında değerlendirip elde edilen ölçüm değerlerinin, kardiyovasküler risk hesaplamalarına nasıl entegre edilebileceği ve hangi mekanizmalarla bu riski artırdığı birlikte inceleyelim.

Termal Stres ve Kardiyovasküler Yük

Çimento fabrikalarında, özellikle fırın, değirmen ve klinker soğutma alanları gibi yüksek ısı yayan bölgelerde çalışan bireyler, sürekli olarak termal strese maruz kalmaktadır. Bu ortamlarda WBGT (Islak Hazneli Küre Sıcaklığı) değeri, bireyin ısı stresine ne ölçüde maruz kaldığını belirlemede temel bir parametre olarak kullanılır.

Yüksek sıcaklık ve nem oranı, vücutta aşırı terlemeye ve sıvı kaybına neden olur. Bu durum dehidrasyonu tetiklerken, kanın viskozitesini artırarak pıhtılaşma eğilimini yükseltir. Aynı zamanda kalp atım hızında belirgin bir artış gözlenir ve kalbin üzerine binen yük artar. Özellikle hipertansiyon, koroner arter hastalığı veya diyabet gibi kronik rahatsızlıkları olan bireylerde bu durum, akut kardiyovasküler olay riskini önemli ölçüde artırır. Bu nedenle WBGT ölçümlerinin, Kardiyovasküler Risk Değerlendirme Modellerine “modifiye edici çevresel faktör” olarak eklenmesi büyük önem taşımaktadır.

Kimyasal Maruziyetin Damar Yapısına Etkisi

Çimento ve ağır sanayi sektörlerinde yaygın olarak karşılaşılan hava kirleticileri; PM10 ve PM2.5 partikülleri, kristal silika, ağır metaller (kurşun, krom, nikel) ile azot ve kükürt oksitleridir. Bu maddeler yalnızca solunum sistemi için değil, aynı zamanda dolaşım sistemi için de doğrudan tehdit oluşturmaktadır.

Özellikle PM2.5 gibi ince partiküller, akciğer alveollerinden doğrudan kana geçebilmekte ve damar duvarında inflamasyonu tetikleyebilmektedir. Bu süreç, arteriyel sertliğin artmasına ve aterosklerotik plak oluşumunun hızlanmasına neden olur. Ateroskleroz ise kalp krizi ve inme gibi ciddi kardiyovasküler olayların temel nedenleri arasındadır.

Bu doğrultuda, TWA (Time Weighted Average – Zaman Ağırlıklı Ortalama) değerleri esas alınarak yapılan hava kalitesi ölçümleri, bireyin maruziyet düzeyiyle orantılı olarak hesaplanan kardiyovasküler risk skorlarına “çevresel risk katsayısı” şeklinde entegre edilmelidir.

Gürültü ve Fiziksel Stresin Kardiyovasküler Sisteme Etkisi

Fabrika sahalarında sıklıkla 85 dB(A) üzerindeki gürültü seviyeleri, yalnızca işitme kaybına değil, aynı zamanda kronik stres yanıtına da yol açmaktadır. Uzun süreli yüksek gürültü maruziyeti, kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarının sürekli olarak yüksek seviyede seyretmesine neden olur.

Bu durum, zaman içerisinde damarların daralmasına, tansiyonun yükselmesine ve kalbin daha fazla efor harcamasına yol açar. Sonuç olarak hipertansiyon riski artar ve kalp kasında yıpranma meydana gelir. Gürültüye bağlı gelişen bu fizyolojik değişimler, Kardiyovasküler Risk Analizi içerisinde “fiziksel stres yükü” başlığı altında puanlanmalıdır.

Ergonomik Yük ve Vardiya Düzeninin Rolü

Vardiyalı çalışma, özellikle gece vardiyası ve rotasyonlu sistemler, insanın biyolojik saatini yani sirkadiyen ritmini bozmaktadır. Uyku kalitesinin düşmesi, melatonin salınımının azalması ve metabolizmanın bozulması; obezite, insülin direnci ve diyabet riskini artırmaktadır. Bu hastalıklar da doğrudan kardiyovasküler hastalıkların temelini oluşturmaktadır.

Buna ek olarak ağır kaldırma, titreşimli ekipman kullanımı ve tekrarlayan hareketler de vücutta kronik kas-iskelet stresi yaratır. Bu stres, dolaylı yoldan kalp-damar sistemini olumsuz etkileyen sürekli bir yük haline gelebilir. Dolayısıyla vardiya bilgi ve ergonomik yük düzeyleri, “yüksek riskli yaşam tarzı ve çalışma koşulları” kategorisinde değerlendirilmeli ve KV risk skoruna ek puan olarak dahil edilmelidir.

Bilgi KategorisiTemin Edilecek VerilerKV Risk Hesaplamasında Kullanımı
Termal StresSıcaklık ve Nem Düzeyleri: Özellikle fırın, değirmen ve klinker soğutma alanlarında ölçülen WBGT (Islak Hazneli Küre Sıcaklığı) indeks değerleri.Yüksek sıcaklık, dehidrasyon, kanın pıhtılaşma eğilimi ve kalp atım hızında artışa yol açar. Bu, özellikle hipertansiyonu olan kişilerde KV stresi artıran bir modifiye edici faktör olarak kullanılır.
Kimyasal MaruziyetHava Kalitesi Ölçümleri: Toz (PM10, PM2.5), kristal silika, ağır metaller (Cr, Ni, Pb) ve azot/kükürt oksitleri (NOx, SOx) gibi kirleticilerin maruziyet limitleri (TWA).PM2.5 gibi ince partiküllerin doğrudan arteriyel sertliğe, inflamasyona ve ateroskleroz gelişimine katkıda bulunduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu, hesaplamada çevresel risk faktörü olarak eklenir.
Fiziksel StresGürültü Düzeyleri: Çalışma sahalarında maruz kalınan ortalama gürültü seviyesi (Leq).Kronik yüksek gürültü maruziyeti, stres hormonlarını (kortizol, adrenalin) artırarak uzun vadede hipertansiyon riskini yükseltir. Hesaplamada çevresel stres yükü olarak dikkate alınır.
Ergonomik ve Vardiya StresiVardiya Düzeni: Gece, gündüz ve rotasyonlu vardiya bilgileri. Fiziksel Yük: Ağır kaldırma, titreşim, tekrarlayan hareket bilgileri.Rotasyonlu gece vardiyası, doğal sirkadiyen ritmi bozarak uyku apnesi, obezite ve diyabet riskini artırır. Bu durum, KV riski skoruna yüksek riskli yaşam tarzı kategorisinde ek bir puan olarak dahil edilmelidir.

Günümüzde kardiyovasküler hastalıkların önlenmesine yönelik yaklaşımlar artık yalnızca bireysel faktörlere odaklanmakla sınırlı kalmamaktadır. Çalışma ortamı koşulları, çevresel maruziyetler ve mesleki stres faktörleri; en az genetik yatkınlık ve beslenme alışkanlıkları kadar belirleyici hale gelmiştir. Bu nedenle, sanayi çalışanlarına yönelik KV risk analizlerinde; termal stres verileri, hava kalitesi ölçümleri, gürültü düzeyleri ve vardiya sistemi mutlaka bütüncül bir perspektif ile ele alınmalıdır.

Bu bütünleşik yaklaşım sayesinde sadece hastalıkların tedavisi değil, önlenmesi de mümkün hale gelir. Böylece iş sağlığı ve güvenliği alanında daha sürdürülebilir, daha bilinçli ve daha insani bir çalışma ortamı oluşturulması sağlanabilir. Çalışma yaşamında su, hava, sıcaklık, gürültü ve zaman gibi temel unsurların doğru yönetimi; sağlıklı bir kalbin ve uzun bir yaşamın anahtarıdır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Bu sitede yer alan içerikler yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır. Paylaşılan bilgiler, bir hekim muayenesinin, tedavisinin veya profesyonel danışmanlığın yerini tutmaz. Buradaki bilgiler esas alınarak herhangi bir ilaç tedavisine başlanması, mevcut tedavinin değiştirilmesi ya da bırakılması uygun değildir.

Aynı şekilde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili içerikler, bir iş güvenliği uzmanı, mühendis veya teknik ekip tarafından yapılması gereken değerlendirme ve kararların yerine geçemez. Bu bilgiler temel alınarak saha risk değerlendirmesi yapılması ya da mevcut sistemin değiştirilmesi önerilmez.

Sitede herhangi bir yasa dışı ilan ya da yönlendirme yapılması amacı bulunmamaktadır. İçerikler, sadece farkındalık yaratmak ve bilinçlendirme sağlamak amacıyla sunulmuştur.

⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Haşimato ve Melisa Çayı

Haşimato hastalığı, tiroit bezinin bağışıklık sistemi tarafından saldırıya uğradığı, tiroit hormonlarının üretiminin azaldığı bir otoimmün hastalıktır. Bu durum, metabolizma hızınızı, enerji seviyenizi ve genel sağlığınızı etkileyebilir. Haşimato, genellikle kadınlarda görülür ve çoğunlukla 30 yaş sonrası ortaya çıkar. Belirtileri arasında yorgunluk, kilo alımı, soğuk hassasiyeti, depresyon, saç dökülmesi, kas ağrıları, kabızlık ve zihinsel bulanıklık sayılabilir.

Tiroit beziniz hormon üretirken karmaşık bir mekanizma çalıştırır:

  1. İyot alımı: Kanda bulunan iyot, tiroit bezine “NIS” (Sodyum İyot Sımporter) ile taşınır.
  2. Hormon üretimi: Tiroit peroksidaz enzimi, iyotu T3 ve T4 hormonlarına dönüştürür.
    • T3: Aktif hormon, vücutta metabolizmayı düzenler.
    • T4: Tiroit tarafından üretilen çoğunluk hormon, T3’e dönüşür.
  3. Dengelenme: Yeterli T4 varsa, hipofiz bezine “artık TSH salgılamaya gerek yok” sinyali gider.

Haşimato hastalarında, bağışıklık sistemi bazı enzim ve proteinlere (Anti-TPO ve Anti-TG) saldırır. Bu durum, T3 ve T4 seviyelerini düşürür ve TSH’yi yükseltir. Eksik T3 üretiminde, selenyum takviyesi önemli bir rol oynar. Tiroit hastaları genellikle Levotiroksin (Euthyrox) ile tedavi edilir.

Melisa Çayı (Melissa officinalis / Limon Otu) Nedir?

Melisa çayı, hoş limon kokusuyla bilinen ve rahatlatıcı özelliklere sahip Melissa officinalis bitkisinden elde edilir. İçeriğinde önemli bir bileşen olan Rosmarinik Asit, antioksidan özellikleriyle öne çıkar. Genel olarak:

  • Stres ve anksiyeteyi azaltır
  • Uyku kalitesini artırır
  • Sindirim sağlığını destekler
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir

Melisa Çayı ve Haşimato Hastalığı İlişkisi

Melisa çayı, haşimato hastalığının doğrudan tedavisi değildir; ancak bazı semptomların hafifletilmesine yardımcı olabilir:

  1. Stres ve Hormon Dengelemesi:
    Haşimato stresle kötüleşebilir. Melisa çayı sinir sistemini yatıştırarak stres kaynaklı hormon dengesizliklerinin önlenmesine destek olabilir.
  2. Uyku Düzenleme:
    Yorgunluk ve uyku sorunları yaygındır. Melisa, uyku kalitesini artırarak vücudun iyileşmesine katkı sağlar.
  3. Antioksidan Etki:
    Serbest radikalleri temizleyerek bağışıklık sisteminin dengelenmesine yardımcı olabilir.
  4. Sindirim Destek:
    Sindirim sorunlarını hafifletir, genel metabolizma ve hormon üretimi için faydalıdır.

Dikkat Edilmesi Gerekenler

Melisa çayının bazı tiroit hastalarında olumsuz etkileri olabilir:

  • Hipotiroidi (Haşimato) hastaları:
    Melisa çayı içeriğindeki Rosmarinik Asit, tiroit bezine iyot taşıyan NIS taşıyıcısını ve TSH’yi etkileyebilir. Bu durum T4 ve T3 üretimini azaltabilir ve TSH’yi yükseltebilir. Yani, hipotiroidi hastaları için melisa çayı tedaviye zarar verebilir ve ilaç dozunun artırılmasına neden olabilir.
  • Hipertiroidi (Graves) hastaları:
    Tersine, melisa çayı bazı durumlarda faydalı olabilir. Graves hastalarında taklitçi antikorlar (TSI) NIS’ı sürekli uyarır ve aşırı T4/T3 üretimine neden olur. Melisa çayı bu süreci yavaşlatarak tiroit hormonlarının normal seviyelere gelmesine katkıda bulunabilir.

Örnek vaka:
64 yaşında hipertiroidi (Graves) hastası bir kadın, 6 ay boyunca melisa ve bazı bitkisel çaylar kullandı. İlaca gerek kalmadan TSH, T4 ve T3 seviyeleri normale döndü.

Nasıl Tüketilmeli?
  • 1 yemek kaşığı kurutulmuş melisa yaprağını bir fincan kaynar suya ekleyin.
  • 5–10 dakika demleyin, ardından süzüp için.
  • Taze yaprakla da aynı şekilde hazırlanabilir.
  • Günlük düzenli tüketim önerilir, fakat hipotiroidi hastaları doktor onayı olmadan kullanmamalıdır.

Özet / Sonuç

Bitkiler, metabolizma ve ilaç etkileşimlerinde ciddi rol oynayabilir; doğru kullanım sağlık için kritik öneme sahiptir.

Melisa çayı, haşimato hastalığında semptom yönetimine yardımcı olabilir; ancak tedavi yerine geçmez.

Hipotiroidi (TSH yüksek, T4 düşük) hastaları: Melisa çayı kullanmamalıdır; hormon seviyeleri olumsuz etkilenebilir.

Hipertiroidi (Graves) hastaları: Melisa çayı, tedaviye olumlu katkıda bulunabilir.

Her durumda, ilaçlar ve bitkisel takviyeler birlikte kullanılmadan önce hekime danışılmalıdır.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Lycopus spp. ve Melissa officinalis’ten Bitkisel Ekstraktlar İçeren Homeopatik İlaçlarla Tedavi Edilen İki Graves Hipertiroidizmi Vakası https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC8090196/

⭐️⭐️

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

Daha Fazla

Tersanede Nefesle Gelen Organ Zararları

Tersaneler, çelikle tuzun, rüzgârla solventin, emeğinse havayla iç içe geçtiği ağır endüstriyel alanlardır. Bu ortamlarda çalışanlar, çoğu zaman sadece fiziksel yükle değil, soludukları görünmez karışımlarla da mücadele eder. Nefes, yaşamın en doğal refleksi olmasına rağmen; tersane ortamında çoğu zaman görünmez bir risk taşıyıcısına dönüşür.

Boyama, kaynak, kesim, kumlama, kaplama ve bakım süreçlerinde açığa çıkan uçucu organik bileşikler (VOC), metal dumanları, partiküller, asit buharları ve mikroorganizma aerosolleri, sadece akciğer dokusuna değil, karaciğer, böbrek, sinir sistemi ve hatta üreme organlarına kadar ulaşan zincirleme biyokimyasal reaksiyonlara neden olur.

Bu yazı, solunumla başlayan bir riskin nasıl sistemik bir organ hasarına dönüştüğünü, iş hijyeni, toksikoloji ve biyolojik maruziyet prensipleriyle açıklamaktadır. Amaç, yalnızca zararı göstermek değil; önleyici farkındalık sistematiğini yeniden tanımlamaktır. Çünkü tersanelerdeki en kritik koruma hattı, çoğu zaman sadece maskenin değil, doğru nefesin ve doğru bilincin arkasında başlar.

Bu ön söz, tüm İSG profesyonellerine bir hatırlatmadır:
Bir çalışanın akciğerine dolan hava, aslında işyerinin görünmeyen güvenlik raporudur.

Tersanelerde çalışanların maruz kaldığı solunabilir partiküller (örneğin metal tozları, kaynak dumanları, boya solventleri, asbest lifleri, silika tozu gibi) insan sağlığını zaman içinde çok katmanlı ve sistematik şekilde etkiler.

Aşağıdaki liste, bu partiküllerin başlıca organ sistemleri üzerindeki etkilerini, ilk temas, 1 hafta, 1 ay, 1 yıl ve 10 yıl sonrası olarak ayrıntılı şekilde açıklamaktadır.

🌫️ Maruziyetin Başlıca Kaynakları (Genel)
  • Kaynak dumanı (çinko, krom, nikel, mangan, kadmiyum)
  • Asbest lifleri (özellikle yalıtım ve söküm işlerinde)
  • Solvent buharları (boya, vernik, yapıştırıcılar)
  • Silika tozu (kumlama, taşlama)
  • Kurşun ve ağır metaller (boya, lehim)

Maruziyet Süresine Göre Organ Bazlı Etkiler
Organ/ Sistemİlk Temasta1 Hafta Sonra1 Ay Sonra1 Yıl Sonra10 Yıl Sonra
AkciğerlerÖksürük, bronş tahrişi, mukus artışıHafif bronşit, nefes darlığıKronik bronş irritasyonu, solunum kapasitesinde düşüşKOAH başlangıcı, astım gelişimiAkciğer fibrozisi, asbestozis, akciğer kanseri
GözlerKızarıklık, yanma, sulanmaGöz irritasyonu, görme bulanıklığıKronik konjonktivitGöz yüzeyinde doku hasarıKalıcı tahriş, mesleki katarakt
CiltKuruluk, döküntüEgzama başlangıcıKontakt dermatit, ciltte hassasiyetKimyasal dermatit, hiperpigmentasyonDeri kanseri riski (özellikle arsenik ve PAH maruziyetinde)
KaraciğerBelirti vermezHafif enzim yükselmesi (solvent maruziyeti)Hepatik stres, baş ağrısı, yorgunlukToksik hepatit bulgularıKaraciğer yağlanması, siroz riski
BöbreklerEtkilenme minimalHafif idrar değişikliği (metallerle temas)Kreatinin yükselmesi, toksik yük artışıGlomerüler fonksiyon bozukluğuKronik böbrek hastalığı riski
Sinir SistemiBaş dönmesi, sersemlik, baş ağrısıKonsantrasyon güçlüğü, hafıza zayıflığıNörotoksisite belirtileri (solventler, kurşun)Periferik nöropati başlangıcıKalıcı bilişsel bozulma, parkinsonizm bulguları
Kalp-Damar SistemiNabız değişikliği, tansiyon oynamasıTaşikardi eğilimiErken yorgunluk, hipertansiyon eğilimiEndotel hasarı, aterosklerozİskemik kalp hastalığı, inme riski artışı
Üreme SistemiBelirti vermezLibido azalmasıHormon seviyelerinde düzensizlikSperm kalitesinde bozulma, adet düzensizlikleriİnfertilite, düşük riski, fetotoksisite (gebelerde)
İmmün SistemGeçici baskılanmaSoğuk algınlığına yatkınlıkAlerji ve astım gelişimiOtoimmün reaksiyonlar artarİmmün baskılanmaya bağlı enfeksiyon riski yüksekliği
Sindirim SistemiHafif mide bulantısı (solvent buharı)İştah azalması, reflü benzeri şikayetlerKarın ağrısı, gastrit belirtileriKaraciğer kaynaklı safra problemleriSindirim emilim bozuklukları, hepatobiliyer hastalıklar
Kulak/Burun/Boğaz (KBB)Burun tıkanıklığı, boğazda yanmaRinit, farenjitKronik sinüzit, ses kısıklığıSolunum yollarında yapısal hasarKoku alma bozukluğu, kalıcı ses kaybı
Kemik ve Kas SistemiKas yorgunluğu, geçici ağrılarKas spazmları, kramplarAğır metal toksisitesine bağlı kas zayıflığıOsteomalazi, kas erimesiKemik mineral kaybı, ağır kas-iskelet bozuklukları

Tersanede nefes almak, yalnızca oksijen alıp karbondioksit vermek değildir; aynı zamanda havada çözünmüş metallerin, solvent buharlarının, yanma ürünlerinin ve mikroskobik partiküllerin vücuda giriş kapısını da temsil eder. Nefesle başlayan her kimyasal yolculuk, akciğerlerde değil, çoğu zaman karaciğerde metabolize olur, böbreklerde süzülür, sinir sisteminde iz bırakır.

Bu nedenle iş sağlığı, artık sadece ortam ölçümüyle değil, biyolojik iz sürmeyle de değerlendirilmelidir. İyi filtrelenmiş bir hava, doğru seçilmiş bir maske, yeterli havalandırma, solunumla ilgili periyodik sağlık kontrolleri ve kişisel farkındalık eğitimleri, bu görünmez tehdidin zincirini kıran halkalardır.

Sonuç olarak; tersanelerdeki organ zararlarının kaynağı çoğu zaman bir “nefes” kadar yakındır. Ancak bu tehlike, aynı zamanda bir fırsat da barındırır:
Eğer nefes almak bilinçli bir eyleme dönüşürse, her soluk bir korunma refleksine, her farkındalık ise bir önleme kültürüne dönüşebilir.

Tersane çalışanı için alınan her nefes, yalnızca bir yaşam belirtisi değil, iş güvenliği kültürünün en derin göstergesidir.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

#tersane #nefes #tetkikosgb #kebat

Daha Fazla

Kırmızı Nehirdeki Sır – Küçük Gençlere

Hatice öğretmenin sınıfı, her zamanki gibi cıvıl cıvıldı.
Ama bu seferki cıvıltı biraz farklıydı.
Sanki herkesin kafasında aynı anda onlarca soru uçuşuyordu.

Tibet, sırasına oturmuş, kalemini ağzına götürmüş düşünüyordu.
Elif defterinin kenarına küçük kalpler çiziyor ama gözleri tahtadaydı.
Asya, her zamanki gibi elini kaldırmak için sabırsızlanıyordu.
Defne Ebrar ile Nilda fısıldaşıyor, Mercan camdan dışarı bakarken “acaba?” diye içinden geçiriyordu.
Çınar sandalyesinde öne arkaya sallanıyor, Mehmet Atlas sıranın altındaki çantasını karıştırıyordu.
Eylül, Mila ve Zehra yan yana oturmuş, konunun nereye gideceğini merak ediyordu.
Kıvanç, Yaman ve Can arka sırada sessizce konuşuyordu.
Defne Yaz ile Ela K ve Ela Y defterlerini açmıştı.
Aziz, Ali, Atlas ve Ege ise çoktan sorularını hazırlamış gibiydi.

Hatice öğretmen tahtaya büyük harflerle şunu yazdı:

“KAN VE VÜCUDUMUZ”

Sonra sınıfa döndü.

— Çocuklar, daha önce okuduğumuz bazı hikayelerde kanın vücudumuzda neler yaptığını öğrenmiştik. Bugün ise sizden gelen sorulara bakacağız, dedi.

Tam o sırada Ege elini kaldırdı.
Ama öyle sıradan bir kaldırma değildi.
Dirseği neredeyse havaya fırlayacaktı.

— Hatice öğretmenim, ben çok merak ediyorum ve aklımdan çıkmıyor, dedi.
— Kanın içinde hemoglobin diye bir şey varmış. Herkes bunun çok önemli olduğunu söylüyor ama kimse neden bu kadar önemli olduğunu tam anlatmıyor.

Sınıfta bir anda sessizlik oldu.

Bu sessizlik uzun sürmedi.

— Ben de merak ediyorum! dedi Zehra.
— Eğer bu kadar önemliyse, hemoglobinin içinde özel bir şey mi saklı? diye sordu Mila.

— Öğretmenim, dedi Yaman,
— Hemoglobin olmazsa kan yine kan olur mu, yoksa bambaşka bir şey mi olur?

Ela K düşünceli bir sesle konuştu:

— Ben de şunu merak ediyorum, hemoglobin sadece kanda mı var, yoksa vücudun başka yerlerinde de gizli gizli dolaşıyor olabilir mi?

Bu sefer Çınar dayanamayıp araya girdi:

— Ve öğretmenim, eğer hemoglobin bu kadar önemliyse, neden biz onu hiç görmüyoruz?

Sorular peş peşe gelmeye başlamıştı.

Asya uzun bir nefes aldı ve oldukça uzun bir cümleyle konuştu:

— Hatice öğretmenim, ben şunu merak ediyorum, hemoglobin oksijen taşıyormuş ama oksijen görünmeyen bir şey olduğu için ben kafamda canlandıramıyorum, acaba oksijenle hemoglobin nasıl anlaşabiliyor, birbirlerini nereden tanıyorlar?

Hatice öğretmen, gülümsedi.
Bu, çocukların çok iyi tanıdığı bir gülümsemeydi.

Bu gülümseme genelde tek bir anlama gelirdi.

Hatice öğretmen masasının çekmecesini açtı.
İçinden küçük, eski görünümlü bir zil çıkardı.

— Çocuklar, dedi,
— Sanırım bugün yine birine ihtiyacımız var.

Sınıf hep bir ağızdan bağırdı:

SİHİRLİ PROFESÖR!

Hatice öğretmen zili üç kez çaldı.

Dırrr… Dırrr… Dırrr…

Önce hiçbir şey olmadı.
Sonra sınıfın ortasında hafif bir rüzgâr esti.
Tahtadaki yazılar titredi.
Perdeler kıpırdadı.

Ve bir anda…

Pof!

Rengârenk bir dumanın içinden uzun beyaz sakallı, mor cüppeli, gözlüklerinin camı yıldız gibi parlayan biri çıktı.

— Merhaba Hatice öğretmen, dedi neşeyle.
— Ve merhaba meraklı bilim kâşifleri!

Çocuklar sevinçle alkışladı.

— Profesör! diye bağırdı Mercan.
— Bu sefer nereye gideceğiz?

Sihirli Profesör göz kırptı.

— Bu sefer, dedi,
kırmızı bir nehrin içine gideceğiz.

— Nehiiiiir? diye bağırdı Kıvanç.

— Evet, dedi Profesör,
— Ama bu sıradan bir nehir değil. Bu nehir, hepinizin içinde durmadan akan bir nehir.

Hatice öğretmen söze girdi:

— Çocuklar, Profesör bizi insan vücudunun içine götürecek.
— Bugünkü yolculuğumuzun konusu: Hemoglobin.

— Yaşasın! dedi Atlas.
— Ama öğretmenim, vücudun içine girersek kaybolur muyuz?

Sihirli Profesör kahkaha attı.

— Merak etmeyin, dedi.
— Hepinizin cebine dönüş bileti koyacağım.

Elini salladı.
Her çocuğun cebinde küçük, parlayan kırmızı bir kart belirdi.

— Bu kartlar, dedi Profesör,
— sizi sınıfa geri getirecek.

Sonra elini bir kez daha salladı.

Sınıf bir anda küçülmeye başladı.

Ama aslında küçülen sınıf değildi.
Büyüyen çocuklardı.

Ya da belki…
Vücudun içine girecek kadar minicik olmuşlardı.

Bir anda kendilerini devasa, kırmızı bir tünelin içinde buldular.

— Burası neresi? diye sordu Nilda, sesi biraz titreyerek.

— Burası, dedi Sihirli Profesör,
bir kan damarı.

Etraflarından kırmızı yuvarlaklar akıp gidiyordu.

— Bunlar ne? diye sordu Defne Yaz, uzun uzun bakarak.

— Bunlar, dedi Profesör,
alyuvarlar, yani kırmızı kan hücreleri.

Eylül heyecanla bağırdı:

— Ama öğretmenim, bunlar kocaman! Normalde bu kadar büyük değillerdi!

Hatice öğretmen gülümsedi:

— Çünkü siz şu anda çok küçüksünüz, dedi.
— O yüzden her şey size dev gibi görünüyor.

Bir alyuvar yanlarından geçerken durdu.

— Merhaba! dedi neşeli bir sesle.

Çocuklar şaşkınlıkla birbirlerine baktı.

— Alyuvarlar konuşabiliyor mu? diye sordu Can.

— Sihirli yolculuklarda, dedi Profesör,
— her şey konuşabilir.

Alyuvar göğsünü kabarttı:

— Ben bir taşıyıcıyım! dedi gururla.
— Vücudun en önemli görevlerinden birini yapıyorum.

Ali merakla yaklaştı:

— Ne taşıyorsun? dedi.

Alyuvar gülümsedi:

Oksijen.

— Ama senin içinde ne var ki oksijeni taşıyabiliyorsun? diye sordu Ela Y, uzun bir cümle kurarak.
— Çünkü sonuçta oksijen bir gaz ve gazlar elde tutulmaz.

Alyuvar bir an durdu.

Sonra göğsünü işaret etti.

— Benim içimde, dedi,
hemoglobin var.

Bir anda bütün çocuklar aynı anda konuşmaya başladı:

— İşte o!
— Hemoglobin!
— Merak ettiğimiz şey!

Sihirli Profesör elini kaldırdı.

— Sabır, dedi.
— Henüz yolculuğun başındayız.

Kırmızı nehir hızlandı.
Çocuklar, alyuvarlarla birlikte akmaya başladılar.

— Profesör, dedi Mehmet Atlas,
— hemoglobin neden bu kadar önemli, bunu gerçekten gözlerimizle görebilecek miyiz?

Sihirli Profesör ciddi bir sesle cevap verdi:

— Evet, dedi.
— Hem göreceksiniz, hem hissedeceksiniz, hem de onsuz bir vücudun nasıl zorlandığını anlayacaksınız.

Çınar yutkundu:

— Biraz korktum ama çok da meraklandım, dedi.

Profesör gülümsedi:

— Bilim, dedi,
— biraz korku, çok merak ve bolca soru demektir.

Ve kırmızı nehir, onları hemoglobinin kalbine doğru taşımaya devam etti…

Kırmızı nehir, sanki bir şarkı söylüyormuş gibi ritmik bir şekilde akıyordu.
Alyuvarlar, çocukların etrafından süzülerek geçiyor, her biri ayrı bir göreve koşuyor gibiydi.

— Profesör, dedi Defne Ebrar, etrafımıza bakarken,
— bu kadar çok alyuvar varsa ve hepsinin içinde hemoglobin bulunuyorsa, vücudumuzun içinde her an inanılmaz bir hareketlilik var demektir ve bu bana çok heyecan verici geliyor.

Sihirli Profesör başını salladı.

— Çok doğru bir tespit yaptın, dedi.
— Şu anda siz konuşurken bile milyonlarca alyuvar oksijen alıyor, bırakıyor ve yeniden görevine dönüyor.

Mercan kaşlarını çattı:

— Ama profesör, dedi,
— ben hâlâ hemoglobinin neden bu kadar özel olduğunu tam anlayamadım çünkü bir şeyin önemli olması için ya çok güçlü olması ya da kimsenin yapamadığı bir işi yapması gerekir diye düşünüyorum.

— İşte tam da bu yüzden, dedi Profesör,
— şimdi sizi hemoglobinin içine götürüyorum.

Çocuklar hep bir ağızdan:

— İÇİNE Mİ?

Profesör asasını yere vurdu.

Bir anda etraflarındaki kırmızı renk, daha koyu ve daha parlak bir hâl aldı.
Sanki bir kapının içinden geçtiler.

Ve kendilerini devasa bir yapının ortasında buldular.

— Burası neresi? diye sordu Mila, hayranlıkla etrafına bakarak.

— Burası, dedi Profesör,
bir hemoglobin molekülünün içi.

Ortada dört büyük yuvarlak yapı vardı.
Bu yapılar birbirine nazik bağlarla bağlıydı.

— Ama bu dört şey ne? diye sordu Aziz.

— Bunlar, dedi Profesör,
— hemoglobinin dört kolu gibi düşünebileceğiniz yapılar. Her biri ayrı ayrı çalışır ama birlikte harika bir ekip oluştururlar.

Atlas uzun bir cümle kurarak konuştu:

— Yani hemoglobin tek parça bir şey değil de, aslında içinde görev paylaşımı olan bir ekip gibi çalışıyorsa, bu onun neden bu kadar verimli olduğunu açıklıyor olabilir mi?

— Aynen öyle, dedi Profesör memnuniyetle.

Tam o sırada yuvarlak yapılardan biri konuştu:

— Merhaba çocuklar! Ben Heme!

Çocuklar irkildi.

— Bir dakika, dedi Can,
— hemoglobinin içindeki parçalar da mı konuşuyor?

— Bugün evet, dedi Profesör gülümseyerek.

Heme gururla devam etti:

— Benim en önemli özelliğim, içimde demir taşımam.

— Demir mi? diye bağırdı Eylül.
— Yani bizim yediğimiz demir mi?

— Evet, dedi Heme,
— ama bu öyle sıradan bir demir değil.

Zehra dikkatle sordu:

— Peki bu demir ne işe yarıyor, yani hemoglobin demirsiz olamaz mı, çünkü eğer olabilirse bu kadar önemli olmasının sebebi demir olmayabilir diye düşünüyorum?

Heme ciddileşti.

— Olmaz, dedi.
— Demir olmadan ben oksijeni tutamam.

— Nasıl yani? diye sordu Ali.
— Oksijen kaçıp mı gider?

— Aynen öyle, dedi Heme.
— Oksijen çok hareketlidir, sabit durmaz. Onu tutacak bir şey gerekir.

Sihirli Profesör araya girdi:

— Demiri bir mıknatıs gibi düşünebilirsiniz, dedi.
— Oksijen demire çok özel bir şekilde bağlanır.

Kıvanç merakla yaklaştı:

— Ama profesör, dedi,
— mıknatıslar metali çeker, oksijen metal değil ki, bu nasıl oluyor?

Profesör gülümsedi.

— Çok güzel bir soru, dedi.
— Bu, bilimde “kimyasal bağ” dediğimiz özel bir ilişki.

Heme söze girdi:

— Ben oksijeni zorla tutmam, dedi.
— Ona zarar vermem. Sadece yolculuk boyunca yanında olurum.

Bu sırada minik mavi baloncuklar gelmeye başladı.

— Onlar da ne? diye sordu Nilda.

— Onlar oksijen molekülleri, dedi Profesör.

Bir oksijen baloncuğu konuştu:

— Merhaba! dedi neşeyle.
— Akciğerden geliyorum ve vücudun her yerine gitmek istiyorum ama tek başıma gidemem.

— Neden? diye sordu Defne Yaz.

Oksijen cevap verdi:

— Çünkü ben tek başıma suda çözünemem ve kanda uzun süre duramam. Bir taşıyıcıya ihtiyacım var.

Heme elini kaldırdı:

— Ben buradayım!

Oksijen Heme’ye yaklaştı ve pıt diye tutundu.

— Vay canına! dedi Mila.
— Gerçekten mıknatıs gibi oldu!

Sihirli Profesör başını salladı:

— İşte çocuklar, dedi,
— hemoglobinin içindeki demirin önemi burada.

Asya uzun bir cümleyle konuştu:

— Yani eğer vücudumuzda yeterince demir olmazsa, hemoglobin oksijeni tutamayacak ve oksijen hücrelere ulaşamayacak, bu da bizim çabuk yorulmamıza neden olacak, doğru mu anladım?

— Mükemmel anladın, dedi Profesör.

Tam o sırada bir hemoglobin iç çekti:

— Benim içimde yeterince demir yok…

Çocuklar döndü.

— Ne demek istiyorsun? diye sordu Mehmet Atlas.

— Demir eksikliği, dedi hemoglobin üzgün bir sesle.
— Oksijen geliyor ama tutamıyorum.

Bir oksijen baloncuğu kayıp gitti.

— Aa! diye bağırdı Ege.
— Kaçtı!

— İşte bu durumda, dedi Profesör,
— vücut hücreleri oksijensiz kalır.

— Hücreler oksijensiz kalınca ne olur? diye sordu Ela K, uzun bir nefes alarak.

Profesör ciddiyetle cevap verdi:

— Hücreler enerji üretemez, dedi.
— Enerji olmayınca kaslar çabuk yorulur, beyin dikkatini toplayamaz ve insan kendini halsiz hisseder.

Yaman düşünceli bir sesle konuştu:

— Yani bir çocuk derste sürekli uykuluysa, hemen “tembel” demek yerine, acaba vücudunda hemoglobin yeterince oksijen taşıyor mu diye düşünmek daha doğru olabilir.

Hatice öğretmen gururla gülümsedi:

— İşte bilim böyle empati kazandırır, dedi.

Bu sırada kırmızı nehir yavaşladı.

— Şimdi, dedi Profesör,
— sizi oksijenin bırakıldığı yere götürüyorum.

— Nereye? diye sordu Can.

Kaslara, dedi Profesör.

Ve yolculuk devam etti…

Kırmızı nehir yavaşladı.
Alyuvarlar artık acele etmiyor, sanki bir durağa yaklaşır gibi dikkatli ilerliyordu.

— Profesör, dedi Defne Yaz,
— az önce oksijenin bırakılacağı yerin kaslar olduğunu söylemiştiniz ama kaslar benim bildiğim kadarıyla sadece hareket etmemizi sağlıyor, peki oksijenle ne ilgileri var?

Sihirli Profesör gülümsedi.

— Çok yerinde bir soru, dedi.
— Kaslar yalnızca hareket etmez, aynı zamanda çok fazla enerji harcar.

Tam o sırada çevrelerindeki manzara değişti.
Kırmızı nehir daraldı ve etrafında ip gibi uzanan lifler belirdi.

— Burası neresi? diye sordu Mila, hayranlıkla bakarak.

— Burası, dedi Profesör,
bir kas dokusunun içi.

Kas liflerinden biri konuştu:

— Hoş geldiniz! dedi tok bir sesle.
— Ben bir kas hücresiyim ve şu anda çalışmaya hazırım ama…

— Ama ne? diye sordu Eylül.

Kas hücresi derin bir nefes alır gibi yaptı:

— Ama oksijenim yoksa, uzun süre çalışamam.

Ali merakla yaklaştı:

— Yani oksijen olmadan kaslar hiç çalışamaz mı, yoksa sadece daha mı çabuk yorulurlar?

Kas hücresi cevap verdi:

— Çalışabilirler, dedi,
— ama bu, kısa sürede tükenmemize neden olur.

Sihirli Profesör elini salladı.
Bir anda kas hücresinin içinde küçük kapılar açıldı.

— Bunlar ne? diye sordu Atlas.

— Bunlar, dedi Profesör,
— hücrenin enerji fabrikaları, yani mitokondriler.

— Enerji fabrikası mı? diye bağırdı Çınar.
— Hücrelerin içinde fabrika mı var?

— Evet, dedi Profesör.
— Ve bu fabrikalar oksijen olmadan düzgün çalışamaz.

Tam o sırada hemoglobinle bağlı bir oksijen molekülü kas hücresine yaklaştı.

— İşte geldik! dedi oksijen neşeyle.
— Yolculuk biraz uzun sürdü ama buradayım.

Heme nazikçe konuştu:

— Artık seni bırakma zamanı.

— Neden? diye sordu oksijen.

— Çünkü burası senin en çok işe yaradığın yer, dedi Heme.

Pıt.

Oksijen hemoglobinden ayrıldı.

— Vay canına, dedi Zehra,
— gerçekten bırakıyor.

Kas hücresi sevinçle bağırdı:

— Oh! Tam zamanında geldin!

— Oksijen gelince ne oluyor? diye sordu Ela K, uzun bir cümle kurarak.
— Yani oksijen geldi diye enerji bir anda mı ortaya çıkıyor, yoksa başka şeyler de gerekiyor?

Profesör başını salladı.

— Harika bir soru, dedi.
— Oksijen tek başına enerji değildir ama enerjinin kilidini açan anahtardır.

Mitokondrilerden biri konuştu:

— Ben anlatabilirim! dedi heyecanla.
— Ben bir mitokondriyim ve besinlerden enerji üretirim.

— Nasıl yani? diye sordu Can.
— Biz yemek yiyoruz, sen enerji mi yapıyorsun?

— Evet, dedi mitokondri.
— Yediğiniz besinleri küçük parçalara ayırırım ama oksijen yoksa bu işi tam yapamam.

Asya düşünceli bir şekilde konuştu:

— Yani oksijen olmazsa besinlerimiz boşa mı gider, çünkü enerjiye dönüşemezler?

— Aynen öyle, dedi Profesör.

Bir anda kas hücresi titredi.

— Ne oldu? diye sordu Nilda endişeyle.

Kas hücresi cevap verdi:

— Uzun süredir oksijen gelmezse, dedi,
— kaslar ağrır, yanar ve çabuk yorulur.

— Spor yaparken hissettiğimiz yanma bu mu? diye sordu Kıvanç.

— Evet, dedi Profesör.
— O his, kasların oksijen beklediğinin bir işaretidir.

Hatice öğretmen araya girdi:

— Çocuklar, bu yüzden spor yapanların düzenli nefes alması çok önemlidir.

Yaman uzun bir cümleyle konuştu:

— Yani bir insan hızlı hızlı ama düzensiz nefes alırsa, aslında kaslarına yeterince oksijen gönderemeyebilir ve bu da performansını düşürür, doğru mu?

— Çok doğru, dedi Profesör.

Bu sırada bir kas hücresi üzgün bir sesle konuştu:

— Ama bazen oksijen gelse bile yetmiyor…

— Neden? diye sordu Defne Ebrar.

Kas hücresi cevap verdi:

— Çünkü bazen hemoglobin sayısı az oluyor.

— Yani kansızlık? diye sordu Mercan.

— Evet, dedi Profesör.
— Kansızlıkta hemoglobin azdır ve oksijen taşınamaz.

Mehmet Atlas ciddi bir sesle sordu:

— Bu yüzden mi bazı insanlar merdiven çıkarken hemen nefes nefese kalıyor, çünkü kaslarına yeterince oksijen ulaşmıyor olabilir?

— Evet, dedi Profesör.
— Ve bu durum sadece kasları değil, beyni de etkiler.

— Beyni mi? diye bağırdı Mila.

— Evet, dedi Profesör.
— Şimdi sizi beynin içine götürüyorum.

— Daha da mı ilginç olacak? diye sordu Çınar heyecanla.

— Kesinlikle, dedi Profesör.

Asasını salladı.

Bir anda ortam değişti.
Etrafları ışıl ışıl, kıvrımlı yollarla dolu bir yer oldu.

— Burası neresi? diye sordu Ela Y.

— Burası, dedi Profesör,
beyin.

Bir sinir hücresi konuştu:

— Merhaba! dedi hızlı bir sesle.
— Düşünmek için oksijene ihtiyacım var!

— Düşünmek için mi? diye sordu Ali.

— Evet, dedi sinir hücresi.
— Oksijen olmazsa yavaşlarım.

Zehra uzun bir cümleyle konuştu:

— Yani bir çocuk derste dikkatini toparlayamıyorsa, bunun sebebi her zaman ilgisizlik olmayabilir, beynine yeterince oksijen gitmiyor olabilir mi?

Hatice öğretmen başını salladı:

— İşte bu yüzden sağlık bilgisi çok önemlidir, dedi.

Bir sinir hücresi iç çekti:

— Hemoglobin az olduğunda, dedi,
— mesajları geç gönderirim.

— Bu da unutkanlık yapar mı? diye sordu Eylül.

— Evet, dedi sinir hücresi.

Sihirli Profesör sınıfa döndü:

— Şimdi, dedi,
— size önemli bir soru soruyorum.

Herkes dikkat kesildi.

— Hemoglobin sadece oksijen taşırsa mı önemlidir, yoksa oksijen taşımadığı zamanlarda da önemli midir?

Çocuklar düşündü.

Asya elini kaldırdı:

— Bence hemoglobin sadece taşıyıcı değil, aynı zamanda oksijenin ne zaman bırakılacağını da bilen akıllı bir sistem gibi çalışıyor.

— Çok güzel, dedi Profesör.

Atlas ekledi:

— Ayrıca hemoglobin olmazsa oksijen kanda çözünemezdi ve biz ne kaslarımızı ne de beynimizi verimli kullanabilirdik.

— Harika, dedi Profesör.

Tam o sırada dönüş kartları parlamaya başladı.

— Sanırım, dedi Hatice öğretmen,
— dönüş vakti yaklaşıyor.

— Ama daha öğrenecek çok şey var! dedi Ege.

Sihirli Profesör gülümsedi:

— Merak etmeyin, dedi.
— Henüz yolculuk bitmedi.

Ve çocuklar yeniden kırmızı nehirde süzülmeye başladı…

Kırmızı nehir bu kez eskisi kadar canlı görünmüyordu.
Alyuvarlar hâlâ akıyordu ama sanki bazıları daha solgun, daha yavaş gibiydi.

— Profesör, dedi Defne Yaz, çevresine dikkatle bakarak,
— bana sanki bu bölümde kan biraz yorgunmuş gibi geliyor ve bu his boşuna değilmiş gibi hissediyorum.

Sihirli Profesör başını salladı.

— Çok iyi gözlem, dedi.
— Şu anda hemoglobini az olan bir vücudun içindeyiz.

— Yani kansızlık mı? diye sordu Mercan.

— Evet, dedi Profesör.
— Ama çoğu zaman insanlar kansız olduklarını hemen fark etmezler.

Tam o sırada yanlarından geçen bir alyuvar durdu.
Rengi diğerlerine göre daha açıktı.

— Merhaba, dedi halsiz bir sesle.
— Ben görevimi yapmaya çalışıyorum ama biraz zorlanıyorum.

Eylül endişeyle sordu:

— Neden zorlanıyorsun, yani sen de diğer alyuvarlar gibi oksijen taşımıyorsun ama sanırım taşıdığın oksijen miktarı daha az gibi görünüyor?

Alyuvar iç çekti:

— Çünkü içimdeki hemoglobin az, dedi.
— Hemoglobin az olunca oksijen alacak yerim de az oluyor.

Zehra uzun bir cümleyle konuştu:

— Yani aslında sen var oluyorsun ama görevini tam yapamadığın için vücudun bazı yerleri oksijensiz kalıyor ve bu durum hemen fark edilmese bile zamanla sorunlara yol açıyor, doğru mu anladım?

— Evet, dedi alyuvar.
— Tam olarak böyle.

Bu sırada bir kas hücresi yanlarına yaklaştı.
Biraz üzgün görünüyordu.

— Merhaba, dedi kas hücresi.
— Ben son zamanlarda çok çabuk yoruluyorum.

Kıvanç merakla sordu:

— Peki sen yorulduğunu nasıl anlıyorsun, yani bir kas hücresi yorulduğunu hissedebiliyor mu?

Kas hücresi cevap verdi:

— Elbette, dedi.
— Oksijenim azalınca enerji üretimim düşüyor ve bu da benim eskisi kadar güçlü kasılamamama neden oluyor.

— Bu yüzden mi insanlar bazen “hiçbir şey yapmadım ama çok yoruldum” diyor? diye sordu Ali.

— Evet, dedi Profesör.
— Çünkü sorun bazen hareket eksikliği değil, oksijen eksikliğidir.

Bu sırada bir sinir hücresi konuştu:

— Ben de bir şey söylemek istiyorum.

— Tabii, dedi Hatice öğretmen.

Sinir hücresi derin bir nefes alır gibi yaptı:

— Hemoglobin az olduğunda, dedi,
— düşüncelerim yavaşlıyor, dikkatim dağılıyor ve bazen mesajları yanlış gönderiyorum.

Asya dikkatle dinledikten sonra uzun bir cümle kurdu:

— Yani bir çocuk derste dikkatini toplayamıyorsa, sürekli dalıyorsa ve çabuk unutuyorsa, bunun sebebi sadece isteksizlik olmayabilir, beynine yeterince oksijen gitmediği için böyle hissediyor olabilir mi?

— Evet, dedi Profesör.
— Bu yüzden sağlık ve öğrenme birbirinden ayrı düşünülemez.

Bir anda ortam biraz karardı.

— Ne oluyor? diye sordu Nilda endişeyle.

— Şimdi, dedi Profesör,
— kansızlığın sessiz mesajlarını göreceksiniz.

Bir ekran belirdi.

Ekranda bir çocuk vardı.
Merdiven çıkıyordu.
Ama çabuk nefes nefese kalıyordu.

— Bu çocuk tembel mi? diye sordu Çınar.

Hatice öğretmen başını salladı:

— Hayır, dedi.
— Vücudu yeterince oksijen alamıyor olabilir.

Ekran değişti.

Bir başka çocuk sınıfta oturuyordu.
Gözleri dalgın, başı biraz öne eğikti.

— Bu çocuk dersle ilgilenmiyor gibi görünüyor, dedi Ela Y.

— Ama gerçekte, dedi Profesör,
— beyni oksijen bekliyor olabilir.

Ege düşünceli bir sesle konuştu:

— Yani biz dışarıdan gördüğümüz davranışlara bakarak hemen karar verirsek, aslında vücudun gönderdiği gizli mesajları kaçırabiliriz.

— İşte bilimsel bakış açısı tam olarak budur, dedi Hatice öğretmen.

Bu sırada alyuvar yeniden konuştu:

— Kansızlık birden ortaya çıkmaz, dedi.
— Yavaş yavaş gelişir.

— Neden? diye sordu Mila.

— Çünkü demir depoları önce azalır, dedi Profesör.
— Sonra hemoglobin düşer.

Defne Ebrar uzun bir cümleyle sordu:

— Yani vücut önce idare etmeye çalışır ama bir noktadan sonra artık oksijen taşıma kapasitesi düşer ve belirtiler ortaya çıkar, bu yüzden insanlar bazen “neden böyle hissediyorum” diye şaşırır, doğru mu?

— Kesinlikle doğru, dedi Profesör.

Bir anda küçük bir ışık belirdi.

— Bu ne? diye sordu Can.

— Bu, dedi Profesör,
— vücudun yardım çağrısıdır.

— Nasıl yani? diye sordu Atlas.

— Halsizlik, baş dönmesi, çabuk yorulma, dikkat dağınıklığı…
— Bunların hepsi vücudun “oksijene ihtiyacım var” demesidir.

Hatice öğretmen sınıfa döndü:

— Çocuklar, bu yüzden kendimizi ve başkalarını hemen yargılamak yerine, “Acaba vücudu ne anlatmaya çalışıyor?” diye düşünmeliyiz.

Zehra başını salladı:

— Bence bu çok önemli çünkü bazen bir arkadaşımızın davranışının arkasında bizim bilmediğimiz bir sağlık durumu olabilir.

— Çok doğru, dedi Hatice öğretmen.

Sihirli Profesör asasını kaldırdı:

— Şimdi, dedi,
— size çok önemli bir şey göstereceğim.

— Nedir? diye sordular hep birlikte.

— Hemoglobini korumanın yolları.

Bir anda etraflarındaki ortam değişmeye başladı.
Kırmızı nehir yerini bir sofraya bıraktı.

— Bir sonraki durak, dedi Profesör,
günlük hayat.

Kırmızı nehir tamamen kaybolduğunda çocuklar bir an şaşırdı.
Ayaklarının altında artık yumuşak bir zemin vardı.
Etraflarında masa, sandalye, tabaklar ve rengârenk yiyecekler bulunuyordu.

— Profesör, dedi Mercan, etrafına bakarak,
— sanki bir mutfağın ya da yemek masasının içindeyiz ama az önce kasların ve beynin içindeydik, bu geçiş beni biraz şaşırttı.

Sihirli Profesör gülümsedi.

— Şaşırman çok normal, dedi.
— Çünkü hemoglobin sadece vücudun içinde değil, günlük hayatımızda aldığımız kararlarla da ilgilidir.

Masadaki yiyecekler yavaş yavaş canlanmaya başladı.

Bir tabak konuştu:

— Merhaba çocuklar!

— Tabak mı konuştu? diye fısıldadı Mila.

— Bugün evet, dedi Profesör.

Tabakta ıspanak, mercimek, nohut ve kırmızı et vardı.

— Biz, dedi tabak gururla,
demir açısından zengin besinleriz.

Asya dikkatle sordu:

— Yani sizi yediğimizde içimizdeki hemoglobine demir mi gönderiyoruz ve bu sayede oksijen taşıma kapasitesi artıyor mu?

— Aynen öyle, dedi tabak.

Bir portakal yuvarlanarak öne çıktı.

— Ama tek başıma demir yetmez! dedi portakal.
— Ben olmadan demirin işi zor.

— Neden? diye sordu Ege.

Portakal cevap verdi:

— Çünkü ben C vitaminiyim ve demirin vücutta daha iyi emilmesini sağlarım.

Ela K uzun bir cümleyle konuştu:

— Yani eğer bir insan demir içeren bir besini C vitaminiyle birlikte yerse, vücudu demiri daha iyi kullanabilir ve bu da hemoglobinin daha güçlü olmasına yardımcı olur, doğru mu?

— Mükemmel özet, dedi Profesör.

Bu sırada bir bardak süt konuştu:

— Ben de bir şey söylemek istiyorum.

— Tabii, dedi Hatice öğretmen.

— Beni yanlış zamanda içerseniz, dedi süt,
— demirin emilimini biraz zorlaştırabilirim.

Çocuklar şaşkınlıkla baktı.

— Nasıl yani? diye sordu Çınar.

— Yani, dedi Profesör,
— her sağlıklı besin her zaman birlikte tüketilmez.
— Zamanlama da önemlidir.

Mehmet Atlas düşünceli bir şekilde konuştu:

— Yani aslında sağlıklı olmak, sadece ne yediğimizle değil, neyi ne zaman ve neyle birlikte yediğimizle de ilgili karmaşık bir denge işi gibi görünüyor.

— Çok doğru, dedi Hatice öğretmen.

Bir anda ortam değişti.
Bu kez geniş bir parkın içindeydiler.

— Şimdi neredeyiz? diye sordu Defne Yaz.

— Şimdi, dedi Profesör,
hareketin ve nefesin olduğu yerdeyiz.

Bir akciğer balonu şişip indi.

— Merhaba! dedi neşeyle.
— Ben oksijen deposuyum.

Yaman uzun bir cümleyle sordu:

— Eğer biz gün içinde hiç hareket etmezsek ve hep kapalı ortamlarda durursak, akciğerlerimiz yeterince çalışamaz ve bu da dolaylı olarak hemoglobinin taşıyacağı oksijen miktarını azaltabilir mi?

— Evet, dedi Profesör.
— Hareket, nefesi derinleştirir.

Bir koşu bandı konuştu:

— Koşmak şart değil! dedi.
— Yürümek, oynamak, zıplamak da olur.

Zehra gülümsedi:

— Yani bahçede oyun oynamak bile hemoglobine yardım ediyorsa, bu beni çok mutlu ediyor çünkü bu, sağlıklı olmanın sıkıcı olmak zorunda olmadığı anlamına geliyor.

— Kesinlikle, dedi Hatice öğretmen.

Bu sırada bir çocuk silueti belirdi.
Derin nefes alıyordu.

— Bu ne? diye sordu Nilda.

— Bu, dedi Profesör,
doğru nefes alma.

Bir akciğer hücresi konuştu:

— Hızlı ve yüzeysel nefes yerine,
— yavaş ve derin nefes aldığınızda oksijen daha iyi emilir.

Ali uzun bir cümleyle konuştu:

— Yani bir insan çok heyecanlandığında ya da stresli olduğunda nefesi düzensizleşirse, aslında vücuduna yeterince oksijen gönderemeyebilir ve bu da hem bedensel hem zihinsel yorgunluğa neden olabilir.

— Evet, dedi Profesör.
— Nefes, sandığımızdan çok daha güçlüdür.

Hatice öğretmen çocuklara döndü:

— O zaman şimdi size bir soru, dedi.
— Hemoglobini güçlü tutmak için neler yapabiliriz?

Ege elini kaldırdı:

— Demirden zengin besinler yiyebiliriz.

Mila ekledi:

— C vitaminiyle birlikte yemeye dikkat edebiliriz.

Kıvanç devam etti:

— Hareket edebilir, oyun oynayabiliriz.

Asya uzun bir cümleyle tamamladı:

— Ve bence en önemlisi, kendimizi ya da başkalarını hemen etiketlemek yerine, vücudumuzun verdiği sinyalleri dinleyerek hem fiziksel hem de zihinsel sağlığımıza bütüncül bir şekilde yaklaşmalıyız.

Sihirli Profesör alkışladı.

— İşte bu, dedi.
— Bilgi, davranışa dönüşürse gerçekten işe yarar.

Bir anda dönüş kartları yeniden parladı.

— Sanırım, dedi Hatice öğretmen,
— artık sınıfa dönme zamanı yaklaştı.

— Ama profesör, dedi Can,
— hemoglobinin hikâyesi bitti mi?

Sihirli Profesör gülümsedi.

— Hayır, dedi.
— Son bir bölüm daha var.

— Ne hakkında? diye sordular.

Hatırlamak, dedi Profesör.
— Öğrendiklerinizi birleştirmek.

Ve her şey ışıkla kaplandı…

Parlak ışık yavaş yavaş azaldığında çocuklar gözlerini kapattı.
Ayaklarının altındaki zemin yeniden sertleşti.
Tanıdık bir sessizlik vardı.

— Sanırım… sınıftayız, dedi Mercan gözlerini aralayarak.

Gerçekten de Hatice öğretmenin sınıfındaydılar.
Tahta, sıralar, pencereden süzülen gün ışığı…
Her şey yerli yerindeydi.

Ama çocuklar aynı değildi.

Sihirli Profesör sınıfın ortasında duruyordu.
Bu kez sesi daha sakindi.

— Yolculuk bitti, dedi.
— Ama bilgi yolculuğu bitmez.

Çocuklar sıralarına oturdu.
Herkes biraz sessizdi.
Sanki herkes, öğrendiklerini kafasında yeniden dolaştırıyordu.

Hatice öğretmen tahtaya büyük bir daire çizdi.
Ortaya tek kelime yazdı:

HEMOGLOBİN

— Şimdi, dedi,
— bu kelime sizin için ne ifade ediyor, birlikte konuşalım.

Ege elini kaldırdı.
Bu sefer sesi daha sakindi ama daha kararlıydı.

— Benim için hemoglobin, dedi,
— oksijenin vücudun her yerine güvenli bir şekilde ulaşmasını sağlayan çok akıllı bir taşıyıcıyı ifade ediyor.

Hatice öğretmen başını salladı.

— Çok güzel.

Zehra söze girdi.
Uzun ve dikkatli bir cümle kurdu:

— Ben artık hemoglobini sadece kanda bulunan bir madde olarak değil, kaslarımızın çalışmasından beynimizin düşünmesine kadar birçok şeyin arkasında sessizce çalışan ama çok önemli bir yardımcı olarak görüyorum.

— Harika bir bakış açısı, dedi Hatice öğretmen.

Asya elini kaldırdı:

— Bence hemoglobin, vücudun bize fark ettirmeden yürüttüğü büyük bir organizasyonun merkezinde yer alıyor ve biz yeterince demir almadığımızda ya da nefesimize dikkat etmediğimizde bu organizasyonun aksadığını anlıyoruz.

Sihirli Profesör gülümsedi.

— Bilgi, dedi,
— farkındalıkla birleştiğinde güçlenir.

Bu kez Çınar konuştu:

— Ben en çok şuna şaşırdım, dedi,
— birinin yorgun ya da dalgın görünmesinin her zaman isteksizlik anlamına gelmeyebileceğini ve bazen bunun arkasında hemoglobinin oksijeni yeterince taşıyamaması gibi görünmeyen bir sebep olabileceğini öğrenmek beni çok düşündürdü.

Hatice öğretmen derin bir nefes aldı.

— İşte bu, dedi.
— Bilimin kalbe dokunduğu yer burasıdır.

Mila söz aldı:

— Ben de artık bir arkadaşım derste dalgın olduğunda, hemen “neden dinlemiyor” diye düşünmek yerine, acaba uykusuz mu, yeterince beslenmiş mi, nefesi düzgün mü diye daha geniş bir açıdan bakmam gerektiğini anladım.

— Empati, dedi Profesör,
— bilginin en güzel sonucudur.

Bu sırada Mehmet Atlas elini kaldırdı.

— Öğretmenim, dedi,
— ben hemoglobinin demirle olan ilişkisini çok ilginç buldum çünkü demirin sadece bir metal olmadığını, vücudumuzda oksijeni tutan çok özel bir görev üstlendiğini görmek, yediğimiz yemeklere bakışımı değiştirdi.

— Bu da çok önemli bir kazanım, dedi Hatice öğretmen.

Ela K düşünceli bir şekilde konuştu:

— Yani artık bir tabak yemeğe baktığımda, sadece “tok olur muyum” diye değil, “bu yemek vücuduma nasıl bir katkı sağlar, hemoglobini destekler mi” diye de düşüneceğimi fark ettim.

Defne Yaz ekledi:

— Ben de nefesin bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum, yani doğru nefes almanın sadece sporcular için değil, ders çalışırken bile beynimize oksijen göndermek açısından önemli olduğunu öğrenmek beni şaşırttı.

Yaman söz aldı:

— Bence bu yolculuk, sağlıklı olmanın tek bir şeyle değil, beslenme, hareket, nefes ve dikkat gibi birçok küçük ama önemli davranışın birleşimiyle mümkün olduğunu gösterdi.

Sihirli Profesör alkışladı.

— Eğer bir gün, dedi,
— “Neden böyle hissediyorum?” diye sorarsanız,
— belki cevabın bir kısmı hemoglobindedir.

Eylül elini kaldırdı:

— Profesör, dedi,
— biz sizi bir daha çağırabilecek miyiz?

Profesör gülümsedi.

— Aslında, dedi,
— beni çağırmanıza gerek yok.

Çocuklar şaşkınlıkla baktı.

— Çünkü artık, dedi Profesör,
sihir sizsiniz.

— Nasıl yani? diye sordu Nilda.

— Soru sorduğunuzda, dedi Profesör,
— gözlem yaptığınızda,
— neden–sonuç düşündüğünüzde,
— zaten benim yaptığımı yapıyorsunuz.

Sınıfta kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Ali konuştu:

— Yani biz artık kendi vücudumuzun küçük bilim insanlarıyız diyebilir miyiz?

— Kesinlikle, dedi Hatice öğretmen.

Sihirli Profesör asasını kaldırdı.
Ama bu kez duman çıkmadı.

— Gitmeden önce, dedi,
— size son bir soru soracağım.

Herkes dikkat kesildi.

— Hemoglobin neden önemlidir?

Çocuklar sırayla cevap verdi:

— Çünkü oksijen taşır.
— Çünkü enerji üretimini destekler.
— Çünkü kasların ve beynin çalışmasını sağlar.
— Çünkü eksik olursa vücut bize sinyaller gönderir.
— Çünkü sağlığımızla davranışlarımız arasında köprü kurar.

Sihirli Profesör başını salladı.

— Artık bu soru sizin için bir sır değil.

Sonra yavaşça silikleşmeye başladı.

— Hoşça kalın, dedi.
— Merak etmeye devam edin.

Ve sınıf tamamen sessiz kaldı.

Hatice öğretmen tahtaya son bir cümle yazdı:

“Vücudunu tanıyan çocuk, kendini daha iyi anlar.”

Zil çaldı.

Ama çocuklar yerlerinden hemen kalkmadı.
Herkes birbirine baktı.

Çünkü artık biliyorlardı ki…
Kanlarının içinde,
gözle görülmeyen ama hayatı taşıyan
çok önemli bir kahraman vardı.

Hemoglobin.

Dr. Mustafa KEBAT

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Yukarıda yer alan hikaye firmalarımız Tetkik OSGB – Tetkik Danışmanlık tarafından sosyal sorumluluğumuz olan çocuklarımızı bilgilendirmek, okumaya, çalışmaya, doğal hayata heveslendirmek ülkemize ve geleceğimize yararlı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak maksadı ile yayınlanmıştır.

Dr Mustafa KEBAT

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz. Varsa hatalarımızı bildirmeniz daha faydalı olmamıza desteğiniz bizim için çok değerli.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Ayrıca, sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir iş güvenliği uzmanının, ilgili mühendisin ya da teknik ekibin yetki ve kararlarının yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, çalışma sahanız içerisindeki tehlike – risk belirlemesi ya da mevcut işleyişin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla firmanızın işleyişine müdahil olma ya da sorumlularınızın vereceği kararların yerine tutması olarak değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

Kolinesteraz (Cholinesterase) – Biyosidal Ürün Uygulayıcılarında Ölçüm ve Takip

Biyosidal ürün uygulamalarında risk yönetiminin en kritik unsurlarından biri, çalışanların maruziyet düzeylerinin bilimsel göstergelerle takip edilmesidir. Bu göstergelerin başında ise Cholinesterase (Kolinesteraz) gelir.

Bu yazıda, hem işyeri hekimi bakış açımdan hem de sahada aktif olarak görev yapan bir profesyonel olarak deneyimlerime dayanarak, cholinesterase kavramının ne olduğunu, neden ölçülmesi gerektiğini, çıkan değerlerin nasıl yorumlanacağını, hangi eşiklerde ne gibi fizyolojik riskler doğduğunu ve uygulamada nelere dikkat edilmesi gerektiğini sizlerle paylaşacağım

Kolinesteraz Nedir?

Kolinesteraz, vücudumuzda sinir iletimini düzenleyen kritik bir enzim ailesidir.

İki ana türü bulunur:

Asetilkolinesteraz (AChE)
  • Temel olarak kırmızı kan hücrelerinde ve sinir dokusunda bulunur.
  • Görevi, sinir sisteminde iletimi sağlayan asetilkolin molekülünü parçalamaktır.
  • AChE düzeyindeki düşme, doğrudan sinir sisteminin fonksiyonlarını etkiler.

Pseudocholinesterase / Bütirilkolinesteraz (BChE)
  • Karaciğerde sentezlenen, kanda bulunan daha yaygın formdur.
  • Biyosidal ürünlerdeki organofosfat ve karbamat bileşiklerinin ilk etkilediği enzim çoğunlukla budur.
  • Bu nedenle biyosidal uygulayıcılarının takibinde BChE seviyesi daha sık kullanılır.

Kısaca ifade etmek gerekirse, bu enzim grubu sinir sisteminin düzenli çalışması için vazgeçilmezdir. Sinir kas kavşağında aşırı uyarımın önlenmesini sağlar, solunum kaslarının düzenli kasılıp gevşemesini yönetir ve organizmanın homeostazisi açısından yaşamsal faaliyetlerin merkezindedir.

Biyosidal Ürünlerde Kolinesteraz Neden Önemlidir?

Eğer kullanılan biyosidal ürünler organofosfat veya karbamat bileşikleri içeriyorsa, bu kimyasallar kolinesteraz enzimini inhibe ederek enzim kapasitesinde düşmeye neden olur.

Bu durum:

  • Sinir iletimini bozabilir,
  • Kaslarda sürekli uyarılma yaratabilir,
  • Solunumu etkileyebilir,
  • Davranışsal ve bilişsel fonksiyon bozukluklarına yol açabilir.

Özellikle sahada çalışan uygulayıcılar için bu maruziyetin fark edilmesi çoğu zaman zordur, çünkü ilk belirtiler genellikle grip benzeri hafif şikayetler şeklinde başlar ve çoğu kişi tarafından göz ardı edilir.

Bu nedenle kolinesteraz ölçümü, çalışan sağlığının korunmasında erken uyarı sistemi gibi işlev görür.

Kolinesteraz Ölçümü Neden Zorunlu Olmalıdır?

Sahadaki gözlemlerim, kolinesteraz düşüşünün çoğu zaman geç fark edildiğini ve çalışanların belirtileri kendi kişisel durumlarına bağlayarak önemsemediğini gösteriyor. Oysa bu kimyasallar, sinir sistemini baskılayarak geri dönüşü olmayan hasarlara kadar ilerleyebilecek sonuçlara yol açabilir.

Bu nedenle yapılması gerekenler şunlardır:

Referans (bazal) ölçüm

Çalışan işe başlamadan önce mutlaka alınması gereken ölçümdür.

  • Bu değer kişiye özgüdür.
  • Her insanın doğal kolinesteraz düzeyi farklıdır.
  • Daha sonra yapılacak takiplerde baz alınacak kritik referansdır.

Düzenli periyodik ölçüm

Riskli işlerde çalışan biyosidal uygulayıcıları için ayda bir, iki ayda bir veya maruziyet yoğunluğuna göre daha sık yapılmalıdır.

Maruziyet sonrası (şüpheli durumlarda) ölçüm
  • Solvent kokusu fazla olan uygulamalar,
  • Kapalı alanda çalışmalar,
  • Kişisel koruyucu donanımın yeterli kullanılmadığı durumlar,
  • Kimyasal dökülme, sıçrama gibi kazalar…

Bu durumlarda ölçüm ivedilikle yenilenmelidir.

İşten uzaklaştırma eşiklerinin belirlenmesi

Değerler belirli bir oranda düştüğünde çalışan derhal dinlendirilmelidir. Bu hem yasal hem etik bir zorunluluktur.

Kolinesterazın Normal Değerleri

Laboratuvara göre referans aralıkları küçük farklılıklar gösterebilir; ancak genel olarak:

Pseudocholinesterase (BChE) normal değerleri
  • Erkekler: 5.300 – 12.900 U/L
  • Kadınlar: 4.700 – 12.000 U/L

Asetilkolinesteraz (AChE) normal değerleri
  • 28 – 35 U/g Hb (Eritrosit AChE aktivitesi)

Bu değerler kişiye özgü olduğu için en önemli kıyaslama her zaman kişinin kendi bazal değeri ile yapılır.

Değerler Düştüğünde Ne Olur?

Kolinesteraz inhibisyonu genellikle azalma yüzdesi ile değerlendirilir.

Aşağıda çalışan sağlığı açısından kritik eşikler bulunmaktadır:

%20–30 düşüş
  • Vücut kimyasal etkilenmeye başlamıştır.
  • Belirtiler hafiftir: baş ağrısı, sersemlik, hafif bulantı.
  • Çalışan genellikle kendi durumunun farkında değildir.

Bu durumda:

  • Kişi dinlendirilmeli,
  • Maruziyet azaltılmalı,
  • Uygulamada kullanılan kimyasal kontrol edilmelidir.

%30–40 düşüş

Bu eşik, artık klinik belirti riskinin yükseldiği noktadır.

Belirtiler:

  • Göz bebeklerinde küçülme,
  • Kas seğirmeleri,
  • Terleme,
  • Hafıza ve dikkat problemleri,
  • Hafif göğüs sıkışması.

Bu durumda çalışan derhal görevden çekilmelidir.

%40–50 düşüş

Bu seviye tehlike bölgesidir.

Belirtiler:

  • Nefes darlığı,
  • Şiddetli kas kasılmaları,
  • Kusma,
  • Davranış değişiklikleri,
  • Bilinç bulanıklığı.

Bu seviyedeki bir çalışan acilen sağlık kuruluşuna yönlendirilmelidir.

%50’den fazla düşüş

Bu artık hayatı tehdit eden akut kolinerjik kriz durumudur.

Belirtiler:

  • Solunum kaslarında felç,
  • Kalp ritim bozuklukları,
  • Bilinç kaybı,
  • Göz yaşarması, salya artışı, şiddetli terleme,
  • Tüm kaslarda titreme, nöbet benzeri kasılmalar.

Tedavi edilmezse ölümcül olabilir.

Değerler Yükseldiğinde Ne Olur?

Kolinesterazın düşmesi kadar yükselmesi de anlam taşır; fakat yükseliş genellikle ciddi bir klinik anlam ifade etmez.

Yüksek değerler:

  • Alkol kullanımı,
  • Diyabet,
  • Stres hormonu yüksekliği,
  • Bazı psikiyatrik ilaçlar,
  • Karaciğerin aşırı enzim üretimi

gibi durumlarda görülebilir.

Bu nedenle yükselme daha çok genel sağlık durumu hakkında ipucu verir; organofosfat toksisitesi ile bağlantılı değildir.

Kolinesteraz ve İnsan Sağlığı Açısından Değerlendirelim

Biyosidal ürünlerle çalışanların sağlığını koruma yaklaşımımda kolinesteraz yalnızca bir laboratuvar değeri değildir; aynı zamanda sahadaki tüm iş güvenliği yaklaşımının kalbinde yer alır. Bunun nedenini birkaç başlıkla şöyle özetleyebilirim:

Sinir sistemi riskinin erken uyarı göstergesidir.

Çalışanın maruz kaldığı toksik etki, düşen enzim seviyesi ile çok erken dönemde tespit edilebilir.

Geri dönüşü olmayan hasarları engeller.

Uygulayıcılar genellikle belirtileri göz ardı ettiği için laboratuvar izlemi hayati rol oynar.

İşverenin yasal yükümlülüklerini güvence altına alır.

6331 sayılı Kanun ve biyosidal mevzuatı çerçevesinde bu takip yapılmadığında ciddi hukuki sorumluluk doğar.

Çalışan güvenliği kültürünün temel bir parçasıdır.

Bu ölçüm çalışanlara işverenin kendilerini önemsediğini hissettirir.

Takipte Dikkat Edilmesi Gereken Diğer Tıbbi Parametreler

Kolinesteraz ölçümü kadar, aşağıdaki testlerin de biyosidal uygulayıcıları için düzenli yapılmasını gerekli görüyorum:

Karaciğer fonksiyon testleri (ALT, AST, GGT)

Organofosfatlar karaciğerde metabolize olduğu için toksik yük karaciğer parametrelerini etkileyebilir.

Böbrek fonksiyon testleri

Kimyasalların bir bölümü böbreklerden atıldığı için maruziyet böbrek fonksiyonlarını etkileyebilir.

Tam kan sayımı

Zehirlenme belirtilerinin erken belirlenmesi açısından önemlidir.

Solunum fonksiyon testi

Uçucu biyosidal ürünlerin soluma riskine karşı gereklidir.

EKG

Nöromüsküler sistem etkilenmesi kalp ritmini de etkileyebilir.

Bu testlerin kombinasyonu, çalışanların hem akut hem de kronik etkileniminin izlenmesi için gereklidir.

Kolinesteraz Takibi Bir Lüks Değil, Zorunluluktur

Sahada edindiğim her tecrübe, kolinesteraz takibinin biyosidal uygulama ekipleri için vazgeçilmez olduğunu tekrar tekrar kanıtlıyor.

Bu izlem yapılmadığında:

  • Basit bir baş ağrısı,
  • Hafif bir yorgunluk,
  • Strese yorulan bir unutkanlık,

gibi masum görünen belirtilerin arkasında aslında sinir sistemini tehdit eden ciddi bir kimyasal yük olabilir. Bu nedenle hem çalışan sağlığı hem de hukuki sorumluluk açısından kolinesteraz düzeylerinin düzenli ölçülmesi ve doğru yorumlanması, mesleki güvenlik kültürünün ayrılmaz bir unsuru olmalıdır.

Her biyosidal uygulayıcı, kendi enzim düzeyini bilmek zorundadır. Her işveren, çalışanının bu değerlerini takip etmekle yükümlüdür. Ve biz iş sağlığı profesyonelleri, bu süreci bilimsel veriler ışığında yönetmek zorundayız.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Bilimsel Yazı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Masson P, Lockridge O. “Butyrylcholinesterase for protection from organophosphorus poisons: catalytic complexities and hysteretic behaviour” — 2009.
PubMed/PMC: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/20004171/

⭐️⭐️ Cocker J, Mason HJ, Warren ND. “Biological monitoring of exposure to organophosphate pesticides” — 2002.
PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/12191866/

⭐️⭐️ Lessenger JE, et al. “Fifteen years of experience in cholinesterase monitoring” — 2005.
PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/16537316/

⭐️⭐️ Richter ED, et al. “Sequential cholinesterase tests and symptoms for monitoring organophosphate absorption in field workers and in persons exposed to pesticide spray drift” — 1986. PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/3775819/

⭐️⭐️Cotton J, et al. “Measuring cholinesterase activity and pesticide use in an Australian agricultural community” — 2015. PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/26243006/

⭐️⭐️ Dutta S, et al. “Effect of pesticide exposure on the cholinesterase activity among tea garden workers” — 2019. PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/30512980/

⭐️⭐️ Thetkathuek A, et al. “Pesticide Exposure and Cholinesterase Levels in Migrant Farm Workers” — 2017. PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/28139185/

⭐️⭐️ Stefanidou M, et al. “Butyrylcholinesterase as biomarker for exposure to organophosphorus insecticides” — 2009. PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/19290984/

⭐️⭐️ Joshaghani HR, et al. “Effects of occupational exposure in pesticide plant on erythrocyte and serum cholinesterase activity” — 2007. PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/18165198/

⭐️⭐️ McConnell R, et al. “Monitoring organophosphate insecticide-exposed workers” — 1992.
PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/1552378/

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Kanunun ve Yönetmelikleri Okumayı Sevenler Devam Edebilirler

⭐️⭐️ Biyosidal Ürünler Yönetmeliği – https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=13672&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5

⭐️⭐️ Biyosidal Ürünlerin Kullanım Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik – https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=32642&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5

⭐️⭐️ Aktif Madde İçermeyen Biyosidal Ürünler Tebliği – https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/08/20130802-19.htm

⭐️⭐️ Biyosidal Ürünle İşlenmiş Eşyalar Tebliği – https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2018/05/20180513-14.htm

⭐️⭐️ Biyosidal Ürünlerin Etiketlenmesi Hakkında – 08.07.2025 – T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla

27 Aralık 2025 – İlkyardım Yönetmeliğinde Yapılan Değişikliğin Değerlendirilmesi

Yönetmelik Değişikliklerinin Sistemsel Mantığı, İlkyardım Eğitim Merkezleri ve İSG Uygulamalarına Etkisi
Bu Değişikliği Nasıl Okumak Gerekir?

İlkyardım Yönetmeliği’nde 27 Aralık 2025 tarihinde yapılan değişiklikleri, salt “maddelerde revizyon” olarak okumak hem eksik hem de yanıltıcıdır.

Ben bu düzenlemeyi; Sağlık Bakanlığı’nın ilkyardımı bir eğitim faaliyeti olmaktan çıkarıp, klinik doğruluğu yüksek, denetlenebilir, merkeziyetçi ve sonuç odaklı bir kamu güvenliği sistemi olarak yeniden konumlandırma girişimi olarak okuyorum.

Eski yönetmelik; iyi niyetli fakat yer yer şekilci, deneyim eşiği düşük, yerel yorumlara açık ve kâğıt üzerinde yeterlilik üretmeye elverişli bir yapıya sahipti.

Yeni düzenleme ise;

  • Yetkilendirmeyi nicelleştiren,
  • Deneyimi ölçülebilir kılan,
  • Merkezi denetimi artıran,
  • Uygulama becerisini teorinin önüne koyan,
  • İSG sistemiyle örtüşen fakat ona tabi olmayan bir ilkyardım rejimi kurmaktadır.

İlkyardım Eğitim Merkezlerine Etkisi
Hukuki Statü Açısından Değişim

Eski yönetmelikte ilkyardım eğitim merkezleri, büyük ölçüde yetki belgesi almış bir ticari yapı olarak konumlanıyordu. Denetim vardı ancak denetimin sürekliliği ve derinliği sınırlıydı.

Yeni düzenleme ile birlikte merkezler fiilen:

  • Sürekli performans üretmesi gereken,
  • Eğitmen kalitesinden doğrudan sorumlu,
  • Merkezi otoriteye (Genel Müdürlük) karşı hesap verir bir yapıya dönüştü.

Bu noktada özellikle mesul müdür tanımının yeniden yazılması, merkezler açısından kritik bir kırılmadır. Artık mesul müdür:

  • Sadece diplomaya ve yetki belgesine sahip biri değil,
  • En az 10 yetki belgeli eğitim vermiş,
  • Sahada fiilen deneyim kazanmış,
  • Denetimde sorumluluğu kişisel olarak hisseden bir aktör haline gelmiştir.

Bu durum merkezler açısından hukuki riskleri artırmıştır. Zira artık “kağıt üzerinde mesul müdürlük” dönemi kapanmış, fiili mesuliyet dönemi başlamıştır.

İdari ve Operasyonel Yük

Yeni yönetmelik, merkezlere açıkça şunu söylemektedir:

“Yetkilisin ama performans göstermediğin sürece bu yetki anlamsızdır.”

Bunun idari karşılığı şudur:

  • Eğitmenlerin eğitime katılım takibi,
  • Sınav gözetmenliği için deneyim basamaklarının izlenmesi,
  • Yenileme süreçlerinin süre bitiminden önce planlanması,
  • Güncellenen eklerin (özellikle beceri rehberleri ve sınav uygulamaları) merkeze entegrasyonu.

Merkezler artık takvim yönetimi, eğitmen performans izleme, belge süresi optimizasyonu gibi klasik İSG yönetim sistemlerine benzer bir idari disiplin kurmak zorundadır.

Bu da küçük ve kurumsallaşmamış merkezler için ciddi bir uyum maliyeti anlamına gelmektedir.

Eğitim İçeriğinin Derinleşmesi

Yeni yönetmelikle birlikte eğitim içeriği açık biçimde klinik doğruluk yönünde derinleştirilmiştir. Özellikle:

  • “İlkyardım bilgileri” ifadesine vücut sistemlerinin eklenmesi,
  • “Temel yaşam desteği”ne OED (Otomatik Eksternal Defibrilatör) kullanımının dahil edilmesi,

ilkyardımı artık sadece “ilk müdahale refleksi” değil, insan fizyolojisi bilgisine dayanan bir uygulama alanı haline getirmiştir.

Bu durum merkezler açısından şunu doğurur:

  • Eğitmen bilgi seviyesi yükselmek zorunda,
  • Sunum ve materyaller revize edilmek zorunda,
  • Uygulama alanları (maket, simülasyon vb.) güncellenmek zorunda.

İSG Uygulamalarına Etkisi
İlkyardım – İSG İlişkisinin Yeniden Tanımlanması

Uzun süredir şunu savunuyorum:
İlkyardım, İSG’nin alt başlığı değil; İSG ile kesişen bağımsız bir yaşam güvenliği disiplinidir.

Yeni yönetmelik bu yaklaşımı fiilen teyit etmiştir.

Eski sistemde ilkyardım:

  • “İSG dosyasında olması gereken belge” idi.

Yeni sistemde ise:

  • İSG risklerinin sonuçlarını yönetebilecek gerçek bir müdahale kapasitesi olarak tanımlanmaktadır.

Bu değişim, özellikle tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işletmeler için anlamlıdır.

Hukuki Sorumluluklar Açısından Etki

Yeni yönetmelik, dolaylı olarak işverenin sorumluluğunu artırmaktadır.

Çünkü artık:

  • İlkyardımcı belgesi olan çalışan,
  • Daha derin bilgiye ve daha geniş beceriye sahip kabul edilmektedir.

Bu da bir iş kazası veya acil durumda şu soruyu beraberinde getirir:

“Bu eğitimi almış bir çalışanın, bu müdahaleyi neden yapamadığı / yanlış yaptığı sorgulanabilir mi?”

Bence önümüzdeki süreçte ilkyardım ve ilkyardımcı konusunda da savcılık tahkikatları – mahkeme süreçleri görmemiz kuvvetle muhtemel.

Dolayısıyla işverenler açısından:

  • İlkyardımcı sayısından çok ilkyardımcı niteliği önem kazanmıştır.
  • Eğitimlerin “kağıt tamamlamak” için değil, gerçek risk senaryolarına göre planlanması gerekmektedir.

İSG Profesyonelleri Açısından Yansıma

İSG uzmanları ve işyeri hekimleri için yeni yönetmelik:

  • İlkyardım eğitimini artık pasif bir yan süreç olarak görmemeyi,
  • Risk değerlendirmelerinde ilkyardım kapasitesini ayrı bir başlıkta ele almayı,
  • OED bulunan işyerlerinde ilkyardım eğitimlerini buna göre yapılandırmayı

zorunlu kılmaktadır.

Bu da İSG profesyonelinin rolünü genişletmektedir:

  • Sadece mevzuat takibi yapan değil,
  • Sahadaki müdahale kapasitesini okuyan bir uzman profili öne çıkmaktadır.

Eğitmen ve Eğitici Eğitmenlerin Durumu
Yetki Belgesi Sahibi Olmak Artık Yeterli Değil

Yeni yönetmelik bana göre en radikal değişikliği eğitmenlik statüsünde yapmıştır.

Çünkü artık:

  • İlkyardım eğitmeni olmak bir “etiket” değil,
  • Sürekli aktif olmayı gerektiren bir mesleki pozisyon haline gelmiştir.

Özellikle şu düzenleme çok nettir:

Bir takvim yılı içinde 3 kez eğitime katılmayan eğitmen, 1 yıl süreyle sınav gözetmenliğinden çıkarılır.

Bu hüküm, fiilen şunu söyler:

  • “Sahada yoksan, sistemde de yoksun.”

Bu yaklaşım, uzun süredir belgeli olup fiilen eğitim vermeyen eğitmenler için pasif tasfiye anlamına gelir.

Eğitici Eğitmenlik – Elit Bir Alan Haline Geliyor

Eğitici eğitmen olmak artık:

  • Deneyimsiz ama belgeli kişilerin ulaşabileceği bir seviye değildir.
  • En az 10 eğitim, en az 1 yıl, Genel Müdürlük programı gibi filtrelerden geçmektedir.

Bu da eğitici eğitmenliği:

  • Nicel olarak azaltacak,
  • Nitelik olarak güçlendirecektir.

Bu durumu olumlu görüyorum. Çünkü eğitici eğitmen, sistemin epistemik taşıyıcısıdır; yanlış bilgi üretirse çarpan etkisiyle yayılır.

Hizmet Alanlar ve Eğitime Katılanlar Açısından Süreç
Eğitim Alan Çalışanlar

Yeni yönetmelik sonrası ilkyardım eğitimi alan çalışan:

  • Daha uzun süreli,
  • Daha uygulama ağırlıklı,
  • Daha zorlayıcı bir sınav sürecinden geçecektir.

Bu çalışan için avantajdır; çünkü:

  • Gerçek bir acil durumda müdahale kapasitesi artar.
  • OED gibi kritik cihazları kullanabilme yetkinliği kazanır.

Ancak bu durum, eğitimin “kolay belge” beklentisiyle alındığı işyerlerinde direnç yaratacaktır.

Firmalar (İşverenler) Açısından Süreç

Firmalar açısından yeni süreç:

  • Daha iyi planlama,
  • Daha erken yenileme,
  • Daha nitelikli merkez seçimi

gerektirir.

Artık sadece “en ucuz merkez” ile çalışmak:

  • Hukuki risk,
  • İdari zafiyet,
  • Olası bir kazada ağır sorumluluk

doğurabilir.

İşverenlere şunu öneririm:

İlkyardım eğitimini maliyet kalemi değil, risk azaltıcı yatırım olarak görün.

Genel Olarak

Bu yönetmelik değişikliği, bana göre:

  • İlkyardımı şekilsel bir yükümlülük olmaktan çıkarıp,
  • Gerçek bir yaşam güvenliği sistemi haline getirmeyi amaçlamaktadır.

Evet, sistem zorlaşmıştır.
Evet, merkezler, eğitmenler ve firmalar için uyum maliyeti artmıştır.

Bu değişikliklerle birlikte İlkyardım Yönetmeliği:

  • Deneyim temelli yetkilendirme
  • Merkezi (Genel Müdürlük) denetim
  • Uygulama ve beceri ağırlıklı sınav sistemi
  • OED ve klinik bilgi entegrasyonu
  • Form ve ek sadeleştirmesi

eksenine taşınmıştır.

Ancak unutulmamalıdır ki:

İlkyardımın başarısı, belgenin varlığıyla değil; müdahalenin doğruluğuyla ölçülür.

Bu yönetmelik tam olarak bunu hedeflemektedir.

Aşağıda 29/07/2015 tarihli İlkyardım Yönetmeliği’nin önceki hali ile 27/12/2025 tarihli değişiklik yönetmeliği sonrası hali madde madde, “öncesi–sonrası” karşılaştırmalı olarak sunuyorum.

1. Tanımlar (Madde 4 / f, i, k bentleri)
f) İlkyardım Eğitici Eğitmeni

Öncesi:

  • Sağlık alanında ön lisans mezunu
  • İlkyardım eğitmeni yetki belgesi sahibi
  • Eğitici eğitmeni olma şartları daha genel ve deneyim kriteri net değildi

Sonrası:

  • Sağlık alanında en az ön lisans mezunu
  • En az 1 yıl ilkyardım eğitmeni yetki belgesi
  • En az 10 yetki belgeli ilkyardım eğitimi verdiğini belgeleme şartı
  • Genel Müdürlükçe düzenlenen eğitici eğitmeni eğitim programına katılım ve yetki belgesi zorunlu

Değişimin özü: Eğitici eğitmenlik için nicel deneyim ve merkezi onay netleştirildi.

i) Mesul Müdür

Öncesi:

  • Sağlık alanında ön lisans mezunu
  • İlkyardım eğitmeni yetki belgesi
  • Deneyim şartı açık ve ölçülebilir değildi

Sonrası:

  • Sağlık alanında en az ön lisans mezunu
  • İlkyardım eğitmeni yetki belgesi
  • En az 10 yetki belgeli ilkyardım eğitimi vermiş olma şartı

Değişimin özü: Mesul müdürlük için fiili eğitim deneyimi zorunlu hale getirildi.

k) Sınav Gözetmeni

Öncesi:

  • Sınav gözetmeni tanımı daha genişti
  • Fiili görev yeri ve unvan net değildi

Sonrası:

  • Genel Müdürlük
  • İl/ilçe sağlık müdürlükleri
  • Acil sağlık hizmetlerinden sorumlu birimler
  • Fiilen görev yapan yetki belgeli ilkyardım eğitmeni veya eğitici eğitmeni

Değişimin özü: Sınav gözetmenliği kurumsal görev ve aktif çalışma şartına bağlandı.

2. Yürürlükten Kaldırılan Hükümler
Madde 7/1-(ı)

Öncesi: İlkyardım merkezlerinin bazı yükümlülükleri vardı
Sonrası: Bent tamamen kaldırıldı

Madde 8/1-(ç)

Öncesi: Yetkilendirme sürecine ilişkin ek bir şart bulunuyordu
Sonrası: Bent yürürlükten kaldırıldı

Madde 11/1-(i) ve Madde 15/3-(h)

Öncesi: Ek-6d’ye atıf vardı
Sonrası: Ek-6d’ye yapılan tüm atıflar kaldırıldı

Sonuç: Ek-6d belgesi tamamen mevzuattan çıkarıldı.

3. Sınav Gözetmenliği (Madde 12 – Yeni Fıkralar)
Öncesi:
  • Sınav gözetmenliğine geçişte net deneyim ve yaptırım kriterleri yoktu
Sonrası:
  • En az 3 yetki belgeli ilkyardım eğitiminde görev alma şartı getirildi
  • Bir takvim yılında 3 kez eğitime katılmayan eğitmen, 1 yıl sınav gözetmenliğinden çıkarılır

Değişimin özü: Sınav gözetmenliği aktif eğitmenlik performansına bağlandı.

4. Eğitim Müfredatı ve Belge Süreleri (Madde 21)
Öncesi:
  • “İlkyardım bilgileri”
  • “Temel yaşam desteği”
  • Belge yenileme: süresi dolduğunda
Sonrası:
  • “İlkyardım bilgileri ve vücut sistemleri
  • “Temel yaşam desteği ve OED kullanımı
  • Yenileme: süresinin bitiminden önceki 3 ay içinde
  • 3., 4. (ikinci cümle) ve 5. fıkralar kaldırıldı

Değişimin özü:

  • Müfredat klinik derinlik kazandı
  • OED (Otomatik Eksternal Defibrilatör) zorunlu içerik oldu
  • Belge yenileme önleyici zamanlamaya çekildi

5. Sınav Uygulamaları (Madde 22)
Öncesi:
  • Uygulama sınav konuları ve seçimi daha esnekti
  • Müdürlük yerine yerel yapı ağırlıklıydı
Sonrası:
  • Yetki Genel Müdürlük vurgusuyla merkezileştirildi
  • Uygulama sınavlarında zorunlu konular:
    • Temel yaşam desteği
    • Hava yolu tıkanıklığı
    • Araç içinden yaralı çıkarma
  • Bunlara ek en az 2 beceri konusu
  • Ek-7a ve beceri rehberleri esas alındı

Değişimin özü: Uygulama sınavları standartlaştırıldı ve zorlaştırıldı.

6. Belge Süreçleri (Madde 23)
Öncesi:
  • “Bitimini takiben en geç …”
Sonrası:
  • Bitiminden önceki …”
  • Belge geçerliliği başlangıcı açıkça tanımlandı
  • Ek-3e kaldırıldı, yalnızca Ek-3f kaldı

Değişimin özü: Süreçler proaktif ve sade hale getirildi.

7. Ücret Tespit Komisyonu (Madde 25)
Öncesi:
  • Komisyon yapısı daha sınırlı
  • Genel Müdürlük onayı net değildi
Sonrası:
  • Çok paydaşlı komisyon:
    • Merkez temsilcisi
    • Ticaret odası
    • Acil sağlık hizmetleri yönetimi
    • İlkyardım eğitmeni/eğitici eğitmeni
  • Genel Müdürlük onayı zorunlu

Değişimin özü: Ücretler merkezi denetime alındı.

8. Ekler
Öncesi:
  • Çok sayıda form ve belge yürürlükteydi
Sonrası:
  • Ek-3e, Ek-6d, Ek-7c yürürlükten kaldırıldı
  • Diğer ekler güncellendi ve yeniden düzenlendi

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Doğal Yaşayın

Doğal Beslenin

Aklınıza Mukayet Olun

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Sayın okuyucu,

Aşağıdaki linkten yazımızda yer alan konu hakkında sorularınızı ve görüşlerinizi, merak ettiğiniz ve yazılarımıza konu olmasını istediğiniz hususları iletebilirsiniz.

Bilginin paylaştıkça çoğalacağı düşüncesi ve sizlere daha iyi hizmet verme azmi ile her gün daha da iyiye ilerlemede bizlere yorumlarınız ve katkılarınız ile yardımcı olursanız çok seviniriz. https://g.page/r/CTHRtqI0z0gjEAE/review

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Dr Mustafa KEBAT
0 530 568 42 75

Tetkik OSGB İş Sağlığı ve Eğitim Koordinatörü

Sınırlı Sorumluluk Beyanı:

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hukuki tavsiye yerini alamaz. Web sitemizdeki yayınlardan yola çıkarak, işlerinizin yürütülmesi, belgelerinizin düzenlenmesi ya da mevcut işleyişinizin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda meydana gelebilecek zararlardan firmamız sorumlu değildir. Sitemizde kanunların içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Ayrıca;
Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır
.

⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

Daha Fazla